ChapterPDF Available

DURUMSALLIK YAKLAŞIMI

Authors:
116
YÖNETİM BİLİMLERİ ANSİKLOPEDİSİ
lık Mesleğinin Temel Esasları. Seçkin Ya-
yıncılık.
Ayan, F. (2013). İnsan Kaynakları Yöneti-
mi (4. Baskı). İlya Yayıncılık.
Boz, S. S. (2017). Memur Disiplin Hukuku-
na Hâkim Olan Temel İlkeler. Selçuk Üni-
versitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 25(2),
15–41.
Bucaktepe, A. (2015). Disiplin Makamları-
nın Disiplin Cezası Verme Yetkileri Üzerine
Bir Değerlendirme. Ankara Hacı Bayram
Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi,
19(2), 199–224.
Devlet Memurları Kanunu, Yayın No.
12056, 4 T.C. Resmi Gazete’ 4217 (1965).
Kaplan, Ç. (2011). Kamu personelinin di-
siplin yönetimi ve uygulamalarına bakışı.
Çankırı Karatekin Üniversitesi Sosyal Bi-
limler Enstitüsü Dergisi, 2(1), 139–156.
Nohutçu, A. (2015). Kamu Yönetimi (11.
baskı). Savaş Kitap.
Öztürk, M. (2000). Ordu ve Politika. Gün-
doğan Yayınları.
Sökmen, U. (2009). Kamu İdaresinde So-
ruşturma Kovuşturma. Ümit Ofset.
TDK. (2022). Güncel Türkçe Sözlük. htt-
ps://sozluk.gov.tr/
DURUMSALLIK YAKLAŞIMI
Tekin AVANER
Doç. Dr., Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi, tekinavaner@
hotmail.com, https://orcid.org/0000-0003-4014-0131.
Kubilay DÜZENLİ
Araştırma Görevlisi, Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İda-
ri Bilimler Fakültesi, Kamu Yönetimi Bölümü, kduzenli@ktu.edu.
tr, https://orcid.org/0000-0003-3662-2656
GİRİŞ
Türk Dil Kurumu (TDK) Sözlüğü’nde;
“yönetme işi, çekip çevirme, idare” şeklinde
tanımlanan yönetim sözcüğünün geçmişi ince-
lendiğinde insanlık tarihi kadar köklü bir za-
mansallıktan bahsedilebilir. Ancak yönetimin
modern anlamda bilimsel bir bilgi olarak ele
alınışı ve yönetim bilimleri üst başlığıyla bir
akademik sahanın oluşması görece yakın bir
dönemde söz konusudur.
Yönetim çalışmaları, 20.yy’da yaşanan ve
sosyal bilimleri bir bütün olarak etkisi altına
alan paradigma değişiminden de etkilenmiş ve
bugün için İngilizce literatürde yönetim kavra-
mına ilişkin farklı isimlendirmelerin yapılması
gündeme gelmiştir. Kavram; kamu yönetimi
çalışmalarında, administration, işletme bili-
mi çalışmalarında; management, hükûmet ve
yerel yönetim mekanizmalarının tanımlanma-
sında; government, genel anlamda yönetişim
kavramsallaştırılırken ise direction sözcüğü ile
karşılanmaktadır (Parlak, 2013: 1).
YÖNETİMİN ORTAYA ÇIKIŞINDAN
DURUMSALLIK YAKLAŞIMINA:
KISA BİR TARİHÇE
Yönetim esas itibarıyla, insana ilişkin bir
kavramdır ve insanların toplu hâlde yaşamala-
rının bir gereklilik hâlini alması ile ortaya çık-
mıştır. Bahse konu gereklilikten doğan insan-
lar arası iş birliği, yönetim olgusunun üzerine
117
YÖNETİM BİLİMLERİ ANSİKLOPEDİSİ
inşa edildiği temel niteliğindedir (Yolcu, 2016:
217). Yönetimin, ortaya çıkış süreci üzerine
yaptığı değerlendirmede Fişek (2005:25), tunç
çağındaki askeri örgütlenmelerin, tarihteki ilk
yönetsel birim olarak kabul edilebileceğini
savunmakta; Eren (2013:17) de yazının icadı
kadar köklü bir geçmişe sahip olduğunu söyle-
diği yönetimin, tarih boyunca farklı uygulama-
lar ile Sümerler, Mısırlılar, Babiller, Romalılar
ve Osmanlılar gibi medeniyet ve imparator-
luklarda gözlemlenebildiğini söylemektedir.
Yine yazarın ifadesiyle, insanoğlu var olduğu
günden bu yana başarılı yönetim uygulamaları
mevcuttur ancak eski çağlara ait yazılı belgele-
rin kısıtlı olmasının bir sonucu olarak, geçmiş-
teki yönetsel deneyimlerden yararlanabilmek
olanağı azalmıştır. Mandel vd., (1981: 112)
göre ise yönetimin, bir pratik olarak sergilen-
meye başlaması, insanların birbirleriyle ilişki
kurmasına dolayısıyla ilk insanın ortaya çıkışı-
na kadar götürülebileceğini söylemekle birlik-
te, yönetimin bir kavram olarak M.Ö. 1300’lü
yıllarda ortaya çıktığını iddia etmektedir.
Yönetim biliminin, modern anlamda belir-
li niteliklere sahip biçimde gelişimi; Birleşik
Amerika, Almanya-Avusturya ve Fransa’da
farklı biçimde olmuş; söz konusu ülke-top-
lumlar ile özdeşleşen yönetim uygulamaları,
bu kapsamda işlerlik kazanmıştır.
Birleşik Amerika’da yönetim bilimi çalış-
malarının gelişimi sürecinde önemli aşama-
lardan biri, daha sonra devlet başkanı da olan
Woodrow Wilson’a ait; “The Study of Admi-
nistration” isimli makaleyle, idare alanında
yapılması gerekli reformlar gündeme getiril-
mesiyle gerçekleşmiştir. İdare ile siyaset ara-
sındaki bağın gevşetilmesi ve yerel idarelerin
ihdasına olanak tanıyan bu reform önerileri
takip eden dönemde, Amerikan yönetim ge-
leneğinin oluşumunda önemli rol oynamıştır
(Tortop vd., 1999: 14). Almanya-Avusturya’da
yönetim bilimleri sahasındaki tartışmalar ve
bir yönetim anlayışının gelişimi, kameralizm
düşüncesinden bağımsız olarak ele alınama-
maktadır. Nitekim sözlük anlamı itibarıyla;
dış ticarette fazla sağlamak, ulusal ekonomiyi
güçlendirmek ve yerli sanayiyi kurmak gibi
amaçlara sahip merkantilizmin, Almanya-A-
vusturya’da uygulanan biçimi olan kameralizm
(Demir ve Acar, 1992: 195); yönetim bilimi
alanında devletin çıkarlarını, diğer çıkarların
üzerinde tutan bir yönetim anlayışının niteli-
ğini kazandığı görülmektedir (Usta ve Akıncı,
2018: 69). Kameralist yaklaşım ve bu yaklaşı-
ma mensup kuramcılar temel gayeleri olarak
tanımladıkları güçlü merkezi yönetimlerin ku-
rulması sürecinde önlerine koydukları hedee-
ri ise i) güçlü bir merkezî idarenin kurulma-
sındaki en önemli engel niteliğindeki âdem-i
merkeziyetçi yönetimlerin tasfiye edilmesi, ii)
dünyevî ve uhrevî gücü bünyesinde toplayan
ve merkezi yönetimin otoritesine tehdit teşkil
eden kilisenin, sahip olduğu gücün, uhrevî ik-
tidar sınırlanması, iii) ekonomik anlamda kuv-
vetli-zengin bir orta sınıfın kurulması şeklinde
sıralamaktadırlar (Hocaoğlu, 1997:) 375-376).
Son olarak yönetimin, Fransa’daki gelişimi
olgunun, idare hukuku ile geliştirdiği ilişki
bağlamında olmuş; bu sebepten dolayıdır ki
Fransa özelinde, yönetim bilimi-idare hukuku
çalışmaları arasındaki ayrım noktaları olabil-
diğince belirsiz hâle gelmiştir (Fedai, 2018:
123). Çiner (2008: 135), söz konusu dönem-
de “hukuk” incelemelerinin önem kazanma-
sından yola çıkarak yaptığı değerlendirmede;
Fransa’da yönetim hukukunun, yönetim bilimi
üzerinde egemenlik kurduğunu söylemekte ve
bu egemenliğin, Fransız yönetim incelemele-
rinde yeni bir evreye geçişin habercisi biçimin-
de değerlendirilmesi gerektiğini eklemektedir.
Yönetim bilimi çalışmalarının bir diğer
önemli bileşeni ise örgüt (organizasyon) teo-
rileridir. Yönetim ve örgüt kuramları Türkçe
yazında inceleniyorken, “klasik”, “neo-klasik”
118
YÖNETİM BİLİMLERİ ANSİKLOPEDİSİ
ve “modern” yaklaşımlar şeklinde üçlü bir
başlıklandırmadan yararlanılmakta; “bilimsel
yönetim”, “yönetim süreci” ve “bürokrasi” ku-
ramları klasik yaklaşım altında, “insan ilişki-
leri “çalışmaları ise neo-klasik yaklaşım altına
toplanmaktadır. Son olarak modern teori kap-
samında, “sistem” ve “durumsallık yaklaşımı
yer almaktadır (Sargut ve Özen, 2007: 7).
Klasik teori temel olarak iki ana fikir et-
rafında toplanmıştır. Birincisi rutin işlerin
görülmesinde insan unsurunun makinelere ek
olarak nasıl etkin bir biçimde kullanılabilece-
ği” ikincisi ise “formal organizasyon yapısı-
nın oluşturulmasıdır” (Koçel, 2007: 149). Kla-
sik yönetim teorilerinden, “bilimsel yönetim
yaklaşımı” Amerikalı mühendis ve iş idarecisi
Frederick W: Taylor’un öncülüğünde kuram-
laştırılmış ve Taylor 1911 tarihli “İşletmelerin
Bilimsel Yönetimi” isimli eserinde bilimsel
yönetim yaklaşımının temel esaslarını şu şekil-
de ifade etmiştir: i) Bir iş en verimli biçimde
gerçekleştirilmek isteniyorsa, eski alışılmış
usuller bir kenara bırakılarak yeni yöntemler
geliştirilmeye çalışılmalıdır, ii) İşin hızlı ve
etkin biçimde yapılabilmesi için görenler
özendirilmeli, belirli bir üretim miktarına ula-
şan kimselere, normal ücretler dışında prim
ve ikramiye verilmelidir, iii) İşgörenin çalış-
masını belirleyen kuralları kapsayan yöntemi
uygulamak ve diğer çalışma koşullarını (maki-
nelerin hızı, işlerin sırası gibi) düzenlemek için
tecrübeli ustabaşılar kullanılmalıdır. Bilimsel
yöntemlere aykırı hareket edenler cezalandı-
rılmalıdır. Taylor’dan beş sene sonra 1916’da
yayımladığı “Sanayi ve Genel Faaliyetlerde
Yönetim” isimli eseriyle H. Fayol’da bilimsel
yönetim teorisine katkı sunan bir başka kuram-
olmuştur. Taylor’dan farklı olarak çalışma-
larında, doğrudan iş ile meşgul olan personel-
den ziyade yönetim birimine odaklanan Fayol,
yönetimin kendi içerisinde beş önemli işleve
sahip olduğunu söylemiş, bunları; a) öngörme
ve planlama, b) örgütleme, c) emir-kumanda,
haberleşme ve yürütme, d) örgütsel birimlerin
kendi aralarında ve tepe yönetimi ile uyum-
lu çalışmalarını sağlama (koordinasyon) ve
e) faaliyetlerin sonuçlarını denetleme ve de-
ğerlendirme olarak açıklamıştır (Eren, 2013:
24-25). Klasik teorinin üçüncü yaklaşımı ise
Max Weber tarafından geliştirilen “Bürokra-
si”dir. Gündelik kullanımda devlet örgütünü
tanımlamak içim kullanılan bir kavram olan
bürokrasi; Weber’in kuramsallaştırması çerçe-
vesinde, bir yaklaşım olarak; klasik örgüt teo-
rileri arasında yer almıştır. Bürokrasi olgusu,
söz konusu kavramsallaştırma çerçevesinde,
eksiklerden muaf ideal bir yapı görünümünde-
dir. Bu ideal yapının kuruluş ve işleyiş ilkeleri
ise beş ana başlıkta ifade edilebilmektedir: i)
yetki ve sorumluluk alanlarının düzenleyici
kurallara göre sınırlanmış hiyerarşik bir otorite
yapısında belirmesi, ii) örgüt mensubu kişiler
arasındaki ilişkilerin niteliğinin, kişilerden
bağımsız gerçekleşmesi, iii) yüksek derece
uzmanlaşmanın gereklilik hâlini alması, iv)
bürokratik örgütlerdeki tüm görevlerin, o göre-
vin gerektirdiği yetenek ve bilgi düzeyine haiz
kişiler tarafından ifa edilmesi ve v) örgütlerde
bireysel etken ve davranışların asgari seviyeye
indirilmesi dolayısıyla, keyfilik ve kişiselliğin
azaltılmasıdır (Fişek, 2015: 112-113).
1929 Dünya Ekonomik Krizi pek çok
alanda olduğu gibi yönetim bilimi alanında
1930’lu yıllarda köklü bir değişime kaynaklık
etmiştir. Bu süreçte, klasik teoriye ait yakla-
şımlarca önemli ölçüde ihmal edilmiş olan
insan öğesi temelli yeni yaklaşımların varlığı
gündeme gelmiştir. Neo-Klasik Organizasyon
Teorisi başlığı altında yer edinen bu yaklaşım-
lar, temelde klasiklerin; ekonomik rasyonellik
anlayışını terk etmemişler, ancak işi yapan
insanının (işgörenin), işten memnuniyet duy-
ması boyutunu sürece dahil etmişlerdir (Koçel,
2007: 172).
119
YÖNETİM BİLİMLERİ ANSİKLOPEDİSİ
Yönetimde çağdaş yaklaşımların ortaya
çıkışı, Klasik ve Neo-Klasik Teori’nin örgüt-
lerin karşılaştıkları sorunları çözmede yetersiz
kalmasının bir sonucu olarak gerçekleşmiş;
Sistem Kuramı ve Durumsallık Yaklaşımı, söz
konusu yönetsel gelenek çerçevesinde kuram-
laştırılmıştır. Yönetimin bir sistem yani parça-
lardan oluşan bir bütün olarak ele alınmasına
dayanan sistem yaklaşımı uyarınca (Aydın,
2008: 134) örgütler birer sistem iken örgüt-
leri meydana getiren birimler birer alt-sistem
niteliğindedir (Tortop vd., 1999: 231). Sistem
yaklaşımı kapsamında, örgütlerin; esasen bi-
rer sistem olarak görülmesi gerektiği ve her
sistemin kendisini meydana getiren daha -
çük sistemlerin bir araya gelmesiyle oluştuğu
öngörülmüş, her bir küçük sistem ise birer alt
sistem biçiminde nitelenmiştir (Şimşek, 1998:
93). Sistem yaklaşımı, yönetimle ilgili olayla-
rın tek tek incelenmesinden daha çok, bunlar
arasındaki ilişki ve karşılıklı etkileşimin ince-
lenmesindeki önemi vurgulayan bir yaklaşım-
dır (Koçel, 2007: 184). Yaklaşım, ortaya çıkış
sürecinde yönetim kuramlarını birleştirmek
amacına sahip olsa da (Can, 2001: 21) bunu
başaramamış ve ek bir modern yaklaşım orta-
ya çıkmıştır. Bu yaklaşım, “yönetimdeki temel
belirleyicinin; durum ve koşullar olduğunu
öne süren, her yerde ve her işletme için geçerli
olabilecek bir yönetim uygulaması yerine, her
işletmenin içinde bulunduğu duruma göre, en
uygun sayılabilecek yönetimi bulmasını amaç-
lamakta” (Şimşek, 1998: 97) ve durumsallık
yaklaşımı olarak adlandırılmaktadır.
DURUMSALLIK YAKLAŞIMI
Yönetim ve organizasyon çalışmalarında
modern teorinin sınırları dahilinde değerlendi-
rilmesi gereken bir diğer yaklaşım, “Durum-
sallık’tır. Kavram, en basit şekilde; örgütlerin,
sahip olduğu içsel ve çevresel özellikler sebe-
biyle farklı olduklarına vurgu yapmakta; bu
farklılığı, tüm örgütler için kullanılabilecek tek
bir doğru veya gerçekliğin olamayacağı düşün-
cesinin dayanağı saymaktadır (Tümer’den akt.
Çelik, 1994: 28). Durumsallık yaklaşımı çer-
çevesinde, yönetimde geçerli evrensel ilkelerin
bulunması veya bir organizasyonda verimliliği
maksimize eden uygulamaların, bütün orga-
nizasyonlarda uygulanması ile benzeri bir so-
nucun elde edilebileceği anlayışı terk edilmiş,
her yerde ve her koşulda geçerli bir yönetim
biçiminin bulunamayacağı düşüncesi kabul
görmüştür. Durumsallık yaklaşımını savunan
teorisyenler, söz konusu yaklaşım çerçevesin-
de, örgütlerle ilgili sorunların çözümünde içsel
ve dışsal etkenlerin göz ardı edilemeyeceğini
söylemekte; daha doğru ifade ile örgütlerin
karşı karşıya kaldığı sorunlar için tek bir çö-
züm önerisinin geliştirilememesini bu etken-
lerin varlığıyla açıklamaktadırlar. Söz konusu
kavramsallaştırmaya göre, örgütün sunduğu
hizmetlerden yararlanan paydaşlar, piyasa ve
rekabet koşulları ile devlet müdahalesi birer
dışsal etken iken; yapılacak ve personelin
niteliği, kullanılan teknoloji, örgütün amaçları
içsel etkenlerdir (Tortop, vd.1999: 289-290).
İçsel ve dışsal etkenlerin varlığı, örgütsel so-
runların çözümünde, gerçekçi ve mantıksal
temellere dayanan analizlerin varlığını bir ge-
reklilik hâline getirmekte, dogmatik ve genelci
görüşleri işlevsiz kılmaktadır (Eren, 2013: 73).
Bu aşamada şu gerçekliğin ifade edilmesinde
fayda görülmektedir ki durumsallık, içsel ve
dışsal etkenler yani çevrenin varlığı dikkate
alınmadan anlaşılabilecek bir yaklaşım değil-
dir. Yine örgütler, teknolojideki gelişmelerden
doğrudan etkilenmekte ve karşılaştıkları so-
runlar ile bunlara getirilen çözüm önerilerinin
niteliği, örgüt-teknoloji ilişkisinden bağımsız
ele alınamamaktadır.
Bu bağlamda, örgüt-çevre ve örgüt-tek-
noloji ilişkilerini konu edinen çalışmalar,
Durumsallık yaklaşımının tam olarak anlaşı-
120
YÖNETİM BİLİMLERİ ANSİKLOPEDİSİ
labilmesi için bir kat daha önemli hâle gelmek-
tedir. Burns-Stalker Çalışması, Lawrence-Lor-
scsh Çalışması, Emery-Trist Çalışması, James
Thompson çalışmaları ile Robert Duncan ça-
lışması örgüt-çevre, Woodward Çalışması ve
Aston Grubu Çalışması örgüt-teknoloji ilişkisi
alanında önde gelen çalışmalar arasında sayıl-
malıdır (Avaner, 2018: 196-203).
Örgüt-çevre ilişkisi konusunda yapılmış
çalışmalardan en önemlisi, makine ve elektro-
nik sanayiinde faaliyet gösteren 20 işletmenin
incelenmesine dayanan Burns-Stalker çalış-
masıdır. Araştırmacılar yaptıkları incelemenin
ardından, örgütleri, “mekanik” ve “organik”
örgütler olarak ikiye ayırmışlar (Avaner, 2018:
196) mekanik organizasyon yapısının, çevre
koşullarının durgun ve dengeli, değişim hızının
görece az olduğu durumlarda, organik organi-
zasyon yapısının ise çevre koşullarının sürekli
ve hızlı olarak değiştiği durumlarda uygun or-
ganizasyon yapısı olduğusonucuna ulaşmış-
lardır (Koçel, 2007: 222). Harward Üniversi-
tesi öğretim üyelerinden Lawrence ve Lorsch
da benzer şekilde 1966’da altısı konserve, ikisi
plastik diğer ikisi de gıda sektöründe faaliyet
gösteren 10 işletme üzerine yaptıkları değer-
lendirmede, “en iyi örgüt yapısı” şeklinde bir
kavramsallaştırmanın mümkün olamayacağını
ifade ederek (Avaner, 2018: 198) ve “örgütle-
rin yapı biçimlerinin, pazardaki talebin niteliği
ile teknolojik çevredeki değişimin hızına göre
şekillendiği” savıyla Durumsallık yaklaşımı-
na katkıda bulunmuşlardır (Eren, 2013: 78).
Emery-Trist Araştırmasında ise örgüt-çevre
ilişkisi, çevreye ilişkin dörtlü bir sınıandır-
ma dâhilinde incelenmiş, çevrenin; durgun ve
dağınık,durgun ve yoğunlaşmış”, “dengesiz
ve tepki gösterici, ve “çalkantılı” olması nite-
liğine bağlı olarak; örgütlerin yapı ve işleyiş-
leri üzerinde etkili olduğunu savunmuşlardır
(Tortop vd., 1999: 295). Emily-Trist Araştır-
ması’nın, Durumsallık Yaklaşımı’yla ilişkisi,
farklı çevre tiplerinin varlığından hareketle;
örgütlerin yapı ve işleyişleri hakkında bir ge-
nellemede bulunulamayacağının ifade edilme-
sidir. Son olarak James Thompson ve Robert
Duncan tarafından yapılan araştırmalarda ör-
gütlerin, çevreleri ile ilişki kurarken uygula-
yabileceği stratejilerin çeşitliliği ve örgütlerin,
etkinliklerinin kullanılan karar mekanizması
ile karar organlarının yapısı, çevresel unsurla-
rın özellikleri gibi değişkenlerin belirleyiciliği
vurgulanmıştır (Avaner, 2018: 200).
Örgüt-çevre ilişkisine benzer biçimde ör-
güt-teknoloji ilişkisi de durumsallık yaklaşımı
açısından oldukça önemlidir. Çünkü, bir ör-
gütün kullandığı teknoloji, o örgütün yapısını
doğrudan etkilemektedir. Durumsallık yaklaşı-
mı açısından teknoloji kullanımı konusunda da
tek bir doğru veya yanlış uygulamanın varlığı
söz konusu değildir. Önemli olan kullanılan
teknolojiye uygun bir örgütsel yapının geliş-
tirilebilmesidir (Şimşek ve Çelik, 2014: 219).
Örgütsel sosyolog Joan Woodward alan-
daki öncü nitelikli çalışmasında, birbirinden
farklı üretim teknolojilerini kullanan 100 İn-
giliz firmasını karşılaştırmış (Eren, 2013: 72)
yapılan araştırmanın sonucunda zaman ve
mekândan bağımsız her bir örgüt için uygula-
nabilecek bir örgüt yapısını, bulmanın imkân-
sız olduğu saptanmıştır (Avaner, 2018: 202).
Son olarak İngiltere’nin Birmingham şehrinde
Aston Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı
tarafından gerçekleştirilen araştırmada yine
Durumsallık yaklaşımının temel varsayımla-
rını destekleyecek biçimde, örgütler için tek
bir doğru veya yanlışın olamayacağı ortaya
konulmuş, çevre ve teknolojiye ek olarak, ör-
gütlerin büyüklüklerinin de organizasyondaki
uzmanlaşma ve resmîleşmede etkili olduğu
ifade edilmiştir (Koçel, 2007: 213).
121
YÖNETİM BİLİMLERİ ANSİKLOPEDİSİ
KAYNAKÇA
Avaner, T. (2018), “Durumsallık Yaklaşı-
mı”, Yönetim: Kuram ve Teknikler, (Ed.
N.Kartal ve K.A.Demir), Orion Yayınları,
Ankara, 191-210.
Aydın, A. H. (2008), Yönetim Bilimi, Seçkin
Yayınevi, Ankara.
Can, H. (2001), Yönetim Bilimi ve Tarihçe-
si, Nobel Yayıncılık, Ankara.
Çelik, V. (1994), “Etkili Bir Okul İçin Stra-
tejik Yönetim”, Eğitim ve Bilim Dergisi,
18(93), 28-34.
Çiner, C.U. (2008), “Güncel Fransız -
netim Yazını”, Memleket Siyaset Yönetim
Dergisi, 3(8), 149-165.
Demir, Ö. ve ACAR, M. (1992), Sosyal Bi-
limler Sözlüğü, Ağaç Yayınları, İstanbul.
Eren, E. (2013), Yönetim ve Organizasyon,
Beta Yayınları, İstanbul.
Fedai, R. (2018), “Tarihsel Süreç İçinde
Kamu Yönetimi Disiplinin Gelişimi”, Van
Yüzüncü Yıl İktisadi ve İdari Bilimler Fa-
kültesi Dergisi, 3(5), 119-133.
Fişek, K. (2005), Yönetim, Paragraf Yayı-
nevi, Ankara.
Hocaoğlu, D. (1997), “Demokrasi, Ka-
meralizm ve Osmanlı’daki Etkileri”, Yeni
Türkiye Dergisi, 3(18), 375-381.
Koçel, T. (2007), İşletme Yöneticiliği, Arı-
kan Yayınları, İstanbul.
Mandel, S.L., Cowen, S.S., ve Mıller, R.L.
(1981), Introduction to Business: Concepts
and Applications, West Publishing Coope-
ration, ABD.
Parlak, B. (2013), Yönetim Bilimi ve Çağ-
daş Yönetim Teknikleri, Beta Yayınları, İs-
tanbul.
Sargut, A.S ve Özen, Ş. (2007), Örgüt Ku-
ramları, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara.
Şimşek, M.Ş. ve Çelik, A. (2014), Yönetim
ve Organizasyon, Eğitim Yayınevi, Konya.
Tortop, N., İsbir, E.G., Aykaç, B. (1999),
Yönetim Bilimi, Yargı Yayınları, Ankara.
Usta, S. ve Akıncı, A. (2018), “Bir Alman
Yönetim Yaklaşımı Olarak Kameralizm”,
Journal Of Political Administrative And
Local Studies, 1(1), 67-86.
Yolcu, T. (2016), “Yönetim Düşüncesinin
Gelişimi ve Yönetim Kuramları” Yönetim
Bilimi (Ed. A.Tuncer, F.B. Alodalı, S.Usta),
Sakarya, Sakarya Yayıncılık.
DÜZENLEYİCİ DEVLET
Haydar ALBAYRAK
Doç. Dr., Malatya Turgut Özal Üniversitesi Battalgazi Meslek Yük-
sekokulu Yönetim ve Organizasyon Bölümü, e-mail: haydar.albay-
rak@ozal.edu.tr ORCID: 0000 0002 8041 4339
1929 yılında yaşanan ve Büyük Buhran
olarak adlandırılan dünya ekonomik krizinden
sonra J. Maynard Keynes tarafından önerilen,
bu nedenle de “Keynesyen Politikalar” olarak
adlandırılan politikalar uygulanmaya başla-
mıştır. Keynesyen politikalar, özetle ekonomik
krizden çıkış yolu olarak devletin ekonominin
hemen her alanına doğrudan müdahalesini
önermekteydi. Uygulanan politikalar netice-
sinde Büyük Buhranın etkileri hızla ortadan
kalkmış ve Refah Devleti” adı verilen olduk-
ça geniş bir faaliyet alanı olan bir devlet mode-
li ortaya çıkmıştır (Bayraktar, 2012: 248-249).
Ancak 1980’li yıllardan itibaren Refah Devleti
uygulamaları nedeniyle devletin aşırı de büyü-
düğü, bu büyümenin devletin yönetilebilirli-
ResearchGate has not been able to resolve any citations for this publication.
ResearchGate has not been able to resolve any references for this publication.