ArticlePDF Available

Siyasi Partilerin Çocuk Hakları ile İlgili TBMM Bünyesindeki Çalışmaları

Authors:

Abstract

Önemi ve değeri her gün daha çok hissedilen çocuk hakları, niteliği itibarıyla yasama organının tasarrufları ile uygulama kabiliyeti bulmaktadır. Yasama organının toplumda daha geniş bir kabul alanına ihtiyaç duyan çocuk hakları ile ilgili yüksek farkındalığı kamuoyu farkındalığını da beraberinde getirmektedir. Yasama organının tasarruflarının şekillenmesinde ana unsur ise şüphesiz siyasi partilerdir. Siyasi partiler yasama organına verdikleri kanun teklifleri, genel görüşme önergeleri, meclis araştırma önergeleri, soru önergeleri, ihtisas komisyonu çalışmaları vasıtasıyla çocuk hakları ile farkındalığın arttırılmasını ve daha güçlü bir koruma alanı oluşmasını sağlamaktadır. Çalışmada siyasi partilerin yukarıda zikredilen araçlar vasıtasıyla çocuk haklarının gelişmesindeki rolü ve önemi ele alınmıştır
A preview of the PDF is not available
ResearchGate has not been able to resolve any citations for this publication.
Article
Full-text available
Aile kurumu toplumsal yapı içerisinde meydana gelen değişmelerden en fazla etkilenen kurumdur. Farklı toplum yapılarında aile birliğinin kurulmasında ilk aşama olan evlenme ekonomik, politik, kültürel ve dini faktörlerin karmaşık bir etkileşimi nedeniyle tarihsel değişime tabidir. Aile kurumu bireylerin toplum yaşamına uyum sağlaması ve toplumla bütünleşmesi için gerekli bilgileri öğrendikleri ilk kurumdur. Aile kurumu evlilik ile kurulur. Evlenen iki birey, birbirlerine ve topluma karşı bazı sosyal rolleri yerine getirmesi beklenmektedir. Erken yaşta yapılan evliliklerle kurulan ailelerde, eşler bu rolleri yerine getirme noktasında sorun yaşamaktadırlar. Bu durum aile kurumunu, toplumsal yapı içerisinde olumsuz etkilemektedir. Birleşmiş Milletlere göre, 18 yaşını doldurmamış her birey çocuktur. Bu bağlamda, 18 yaşından önce yapılan evlilikler, erken yaşta yapılan evlilik olarak kabul edilmektedir. Erken yaşta yapılan evliliklerin farklı sebepleri vardır; örneğin din algısı, etnisite, yaşam alanı (kırsal, kent), ekonomik durum vb. gibi. Dünyada ve ülkemizde erken yaşta yapılan evlilikler konusu daha çok çocuk gelinler üzerinden tartışılmaktadır. UNICEF’in 2015 yılı raporuna göre her yıl dünyada 15 milyon kız çocuğu erken yaşta evlendirilmektedir. Türkiye’de erken yaşta yapılan evliliklerle ilgili rakamlara baktığımızda TÜİK’in 2016 yılı verilerine göre, Türkiye’de 16-19 yaş arasından yapılan evliliklerin sayısı 11.1241’dir. Bu oran içerisinde erken evlilik yapan erkeklerin sayısı 11.008 iken, kız çocuklarında bu sayı 100.233 kişidir. Ülkemizde kız çocukları arasında erken yaşta yapılan evlilik oranı erkeklerle kıyaslandığında, dokuz kattan daha fazladır. Yine TUİK’in 2018 yılı verilerine göre, kız çocuk evlenmelerinin en yüksek olduğu üç il: Ağrı (%14,8), Muş (%14,1) ve Bitlis’tir (%12,5). Çalışma Bitlis İl Merkezinde çocuk gelinler üzerinden erken yaşta yapılan evliliklerin nedenlerini araştırmak için tasarlanmıştır. Bitlis 2018 yılında, en fazla çocuk gelin oranına sahip üçüncü ildir. Bu bağlamda çalışma sahası araştırma konusuna en uygun yerdir. Çalışma nitel bir saha araştırmasıdır. Araştırmacı katılımcılarla 30-45 dakika arasında yüz yüze görüşme yapmıştır. Bitlis’in sosyo-kültürel yapısı dolayısıyla katılımcılarla görüşme yapmak son derece zor olmuştur. Veri analizi sonucunda; Bitlis İl Merkezinde kız çocuklarının erken yaşta evlenmelerinin nedenleri arasında aile baskısı ilk sırada gelmektedir. Diğer yandan Bitlis’in kültürel yapısı ikinci önemli nedendir. Ayrıca, ekonomik anlamda dar gelirli ailelerde, erken yaşta çocuklarının evlendirilmesi ile ekonomik kazanç elde etme çabası olduğu görülmüştür.
Article
Full-text available
Hayata dair bir incelik ve naiflikten söz edildiği yerde; çocuğa ya da çocukluğa ilişkin mutlaka bir ize, bir işarete, bir sembole mutlaka denk gelinir. Çocukluk, esas anlamıyla hemen tüm yetişkinlerin imrendiği ve geri dönerek yeniden yaşamayı arzu ettikleri bir süreçtir. Bilinmelidir ki, bu süreci değerli kılan etken, insanlığın çocukluk çağlarında evren içerisinde işgal ettiği tertemiz noktadır. Çocukluk dünya üzerinde bulunduğu coğrafyaya, kültürlere, tarihsel sürece göre de değişiklikler gösterebilmektedir. Ama eski dünya düzeni içerisinde çocukların kaderlerini genelde cinsiyetleri ve analarının sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik statüleri belirliyordu. Bu anlamda değerlendirildiğinde kadın cinsine karşı tavır statüsü düşükse, alınıp-satılabilecek bir emtia ya da köleden öteye geçemiyordu. Özellikle tarih öncesi dönemlerde kadınların, kızların ve statüsü düşük çocuklar küçük yaşlarından itibaren şiddete maruz kaldıkları gibi dayaktan sakat bırakılmaları, kurban edilmeleri de önüne geçilemeyen bir olguydu. Çocukluk anlayışı farklı bilim dallarında farklı açılardan değerlendirilebilmektedir. Bu noktadan bakıldığında, çocukluğun hangi zaman diliminde başladığı ve bittiği, yorum farklılıklarından ötürü de değişiklik gösterebilmektedir. Bu çalışmada, çocuk, çocukluk gibi kavramlar, bilişsel ve duyuşsal gelişim açısından değerlendirilmiş olup, çocukluk yaşı, eğitim psikolojisinin kamuoyuna sunduğu verileri doğrultusunda çocuğun dünyaya gelişinden, kişinin soyut işlemler dönemine değin geçirdiği süreç olarak algılanmıştır. Bu sebeple kat'i bir yaş sınırlamasına gitmek doğru olmayacaktır.
Article
Full-text available
Behavioral insight is the study of understanding how people behave in practice and generating policy and programs to prompt individuals to make rational choices that will benefit themselves and the society as well. In the context of behavioral insight programme, disciplines like psychology, sociology, political economy are sought out to understand and generate consensus regarding public policy. The issue of the child bride is not only present in Turkey but one of a multidimensional global scale, which stems from and causes various economic, social and psychological reasons and outcomes. The solution to this pressing issue necessitates generating awareness about the issue and empowering girls to resist child marriage, as well as creating social consciousness about the causes and implications of child marriage. This study investigates the issues of child brides and child marriage in the context of media coverage in Turkey and concludes that Behavioral Public Relations programs targeting the issues which are supported by behavioral insight to be important actors within public policy.
Article
Full-text available
ÖZ Modern hukuk sistemleri her ne kadar 18 yaş öncesi evlilikleri suç olarak kabul etse de dünya genelinde çocuk evliliklerin olduğu görülmektedir. Bu olgunun sadece belirli bölgelerde değil dünya genelinde yaygın oluşu, çocuk evliliklerin kültürel bir olgu olduğu iddiasını çürütmektedir. Çocuğun beden bütünlüğü ve psikolojik sağlığı üzerinde olumsuz etkilere ve hatta kalıcı hasarlara yol açan çocuk yaşta evlilikler, üzerinde çokça çalışılması gereken bir konudur. Bu maksatla çalışmada "çocuk gelin" olarak da adlandırılan bu olgu incelemeye alınmış, çocuk yaşta evliliğin ne olduğu, bu olgunun ortaya çıkma sebepleri değerlendirilmiştir. Çalışmada toplumun çocuk yaşta evlilikler hakkında yaklaşımı ve bilinç düzeyi tartışılarak, toplumsal farkındalığın arttırılmasına dikkat çekilmiştir. Bu noktada medyanın rolü ve çocuk evlilikleri hakkında yapılan haberleri ele alış ve aktarış biçimi incelenmiştir. Toplumun değer yargıları ve farkındalık düzeyinin yükselmesi ve şekillenmesi noktasında çok önemli bir güce sahip olan yayın organlarının çocuk yaşta evlilikler ile ilgili dikkat etmesi gereken noktalar vurgulanmıştır. Bu derleme çalışmasının çocuk gelin olgusu konusunda önleyici çalışmalar için bir kaynak niteliğinde olması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: çocuk gelin, çocuk evlilik, çocuk istismarı, toplumsal, sorun. Abstract Although modern legal systems accept marriages before the age of 18 as a crime, child marriages can be seen worldwide. The fact that this phenomenon is widespread not only in certain regions but also throughout the world refuses the claim that child marriage is a cultural phenomenon. Child marriages, which have negative effects and even permanent damages on the physical integrity and psychological health of the child, should be studied comprehensively. For this purpose, this study examines the concept of child marriage, which is also referred as “child bride”. Moreover, the reasons behind this phenomenon were evaluated. In this study, the society's approach to child marriage and the level of their consciousness are discussed, and social awareness on child brides is emphasized. At this point, the role of the media and the way of approaching news about child marriages are examined. The points the press needs to pay attention to are emphasized, for the media is known for its big role on increasing and shaping the values and awareness level of the society. It is hoped that this review study will become a source for preventive studies on the phenomenon of child bride. Keywords: child bride, child marriage, child abuse, social, problem
Article
Full-text available
ocuk sağlığının korunmasına yönelik yürütülen sağlık politikaları çocukla-rın hastaneye yatmasını gerektirecek pek çok ciddi sorunu önlenmesi ya da azaltılmasında etkili olmaktadır. Çocuklarda önlenebilir sağlık sorunları aza-lırken, modern teknoloji ve sağlık bilimindeki ilerlemeler ile daha yoğun bakım ve tedaviye gereksinin duyan akut ve kronik sorunlu çocukların sayısı artmaktadır. Bu gereksinime yanıt sayıca ve donanımca yanıt vermek durumda olan hastaneler çocuk yoğun bakım ünitelerinin (ÇYBÜ) ve yataklarını sayısını arttırmaktadır. 1 ÇYBÜ çocukların erişkinlerden farklılıkları dikkate alınarak tasarlanır ve do-natılır. Bu ünitelerin tüm çalışanları gibi hemşireler de hastalarının çocuk olması-nın getirdiği farklılıkları bilen ve bu durumları yönetebilecek becerilere sahip olan kişiler olmalıdırlar. 2-5 Pediatrik yoğun bakımda hemşirelerin her an göz önünde bu-lundurmaları gereken en önemli farklılık ise çocukların çocuk olmaktan doğan hak-ları ve ebeveynlerin vasi olmalarından doğan sorumluluklarının ve haklarının olduğudur. Çocukların, tüm sağlık hizmetlerinde olduğu gibi yoğun bakımlarda da Ö ÖZ ZE ET T Çocuk yoğun bakımda akut ya da kronik sağlık sorunları nedeni ile yatan çocuğa bakım veren hemşirelerin sıklıkla karşılaştıkları etik sorunlar, bilgi verme-alma hakkının korunması, acil durumlarda onay alınması, solunum desteğinin sonlandırılması talepleri, çok sayıda hastaya az sa-yıda olanak ile bakım sağlamak durumunda olunması, çocuk ve ebeveynin onamı olmaksızın örnek ve bilgi toplanması gibi konulardır. Çocuk yoğun bakım ünitesinde ortaya çıkan etik durumların çö-zümlenmesinde hemşirelerin izleyecekleri yol diğerlerinden farklılık gösterir. Bunun nedeni bakım verilen hastanın çocuk olmasıdır. Çocuk yoğun bakımda hastanın çocuk olmasından kaynaklanan hakları ve ebeveynin vasi olmaktan doğan hakları en önemli farklılıklardır. Bu durumda hemşire çocuğu savunucu rolü çerçevesinde aile merkezli bakım benimseyerek etik sorunlara yaklaşmalıdır. A An na ah ht ta ar r K Ke el li im me el le er r: : Çocuğun savunulması; çocuk hemşireliği; etik; yoğun bakım üniteleri, pediatrik A AB BS ST TR RA AC CT T The ethical problems faced by nurses who care for a child with an acute or chronic health problem in a pediatric intensive care unit are often confronted with ethical problems, protection of the right to receive information, approval in case of emergency, requests for termination of respiratory support, such as the collection of samples and information without the consent of the child and the parent. The way nurses follow differs from others in resolving ethical situations that occur in a pediatric intensive care unit. This is because the patient is a child. The most important differences in Pediatric intensive care, are the rights of the patient as a child and the rights of the parent as a guardian. In this case, the nurse should approach ethical issues by adopting family-based care within the child's advocacy role. K Ke ey yw wo or rd ds s: : Child advocacy; pediatric nursing; ethics; intensive care units, pediatric
Article
Full-text available
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, bir kadın doğum hastanesinde yatan kadınların ekonomik şiddete ilişkin deneyimleri ile kadının çalışmasına yönelik tutumlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER Araştırmanın evrenini bir kadın doğum hastanesinde yatan Mayıs - Haziran 2015 tarihleri arasında başvuran kadın hastalar oluşturmaktadır. Örneklemi ise çalışmaya katılmayı kabul eden 109 hasta oluşturmuştur. Veri toplamada kişisel bilgi formu ve Kadının Çalışmasına Yönelik Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik dağılımlar, ortalamalar, Bağımsız Örneklemlerde t testi ve ANOVA testi kullanılmıştır. BULGULAR: Bu çalışmada kadın hastaların kadının çalışmasına ilişkin tutum ölçeği toplam puan ortalaması 52.51 ± 6.91 olarak bulunmuştur. Yapılan analizlerde kadınların aile yapısının (t=3.389, p=0.001), yaşadığı yerin (F=6.878, p=0.002), eğitim durumunun (t=4.225, p=0.000), kadının çalışma durumunun (t=3.908, p=0.000), eşin eğitim durumunun (t=2.076, p=0.040) ve eşin kadının çalışmasına izin verme durumunun (t=3.568, p=0.001) istatistiksel anlamlılıkta kadının çalışmasına ilişkin tutumlarını etkilediği belirlenmiştir. TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırmaya katılan kadınların, kadının çalışmasına ilişkin tutumlarının düşük olduğu belirlenmiştir. Kadının geniş aile yapısına sahip olması, köyde yaşaması, düşük eğitim seviyesine sahip olması, gelir getiren bir işte çalışmaması ve eşinin çalışmasına izin vermemesi kadının çalışmasına yönelik tutumlarını olumsuz etkilemiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, obstetri ve jinekoloji servislerinde bakım hizmeti veren ebe ve hemşirelerin hastaların ekonomik şiddete ilişkin deneyimlerini tanımlamaları ve toplumsal destek kaynaklarını harekete geçirmeleri önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ekonomik şiddet, kadının çalışmasına ilişkin tutum, risk faktörleri, hemşirelik, ebelik