ArticlePDF Available

Abstract

Metinde, genel anlamda 20. yy’ın ilk yarısı ele alınarak, bu süreçte akımlar etkisiyle iç mimarlıkta yaşanan değişimler form kavramı çerçevesinde incelenmektedir. Bu kapsamda iç mimarlıkta yaşanan biçimsel değişimlerin sebep sonuç ilişkisi ile birlikte aktarılması amaçlanmaktadır. Tarihsel süreçte çeşitli olaylar, gelişmeler, yenilikler ve bunlardan doğan etkiler ile akımlar ortaya çıkmaktadır. Siyasi gelişmeler ve ekonomik şartlar güç dengelerini değiştirmiş, toplumsal yapıda sınıfsal farklılıklar oluşmuş buna bağlı olarak mimari ve iç mimari anlamda yeni istekler, ihtiyaçlar, beğeni ve beklentiler oluşmuştur. Bu durum akımları besleyerek değişim ve dönüşüme katkı sağlamıştır. Mekân ve insan ilişkisi göz önüne alındığında, mekanların tarihsel süreç içinde oluşan toplumsal ürünler oldukları gözlemlenir. Bu bağlamda toplumun içinden geçtiği süreçleri yapılar üzerinde gözlemlemek mümkün olmaktadır. Tarihi süreç içerisinde ortaya çıkan akımların etkileri mimari yapılarda da görülebilmektedir. Mimari akımların farklılıklarla birlikte benzerlikleri de bulunmaktadır. Bu sebeple mimari eserler incelenirken tek bir akım içinde kalmayıp farklı akımların etkilerinin de olduğu gözlemlenmektedir.
Citation/Atıf: Kavut, İ.E. and Alici, N. (2021). 1920–1945 akımlar dönemi kapsamında iç mimarlıkta form. Journal
of Architectural Sciences and Applications, 6 (2), 621-637.
DOI: https://doi.org/10.30785/mbud.970538
Geliş Tarihi/Received: 12/07/2021 Kabul Tarihi/Accepted: 14/10/2021 621
Mimarlık Bilimleri ve Uygulamaları Dergisi
Araştırma makalesi
MBUD 2021, 6 (2), 621-637
e-ISSN: 2548-0170
Journal of Architectural Sciences and Applications
Research article
JASA 2021, 6 (2), 621-637
e-ISSN: 2548-0170
1920–1945 Akımlar Dönemi Kapsamında İç Mimarlıkta Form
İsmail Emre KAVUT 1* , Nedim ALİCİ 2
ORCID 1: 0000-0003-2672-4122
ORCID 2: 0000-0002-2648-5822
1 Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, İç Mimarlık Bölümü, 34427, İstanbul, Türkiye.
2 Sinop Üniversitesi, Tasarım Bölümü, 57400, Sinop, Türkiye.
*e-mail: nedim_alici@hotmail.com
Öz
Metinde, genel anlamda 20. yy’ın ilk yarısı ele alınarak, bu süreçte akımlar etkisiyle iç mimarlıkta yaşanan
değişimler form kavramı çerçevesinde incelenmektedir. Bu kapsamda mimarlıkta yaşanan biçimsel
değişimlerin sebep sonuç ilişkisi ile birlikte aktarılması amaçlanmaktadır. Tarihsel süreçte çeşitli olaylar,
gelişmeler, yenilikler ve bunlardan doğan etkiler ile akımlar ortaya çıkmaktadır. Siyasi gelişmeler ve ekonomik
şartlar güç dengelerini değiştirmiş, toplumsal yapıda sınıfsal farklılıklar oluşmuş buna bağlı olarak mimari ve
mimari anlamda yeni istekler, ihtiyaçlar, beğeni ve beklentiler oluşmuştur. Bu durum akımları besleyerek
değişim ve dönüşüme katkı sağlamıştır. Mekân ve insan ilişkisi göz önüne alındığında, mekanların tarihsel süreç
içinde oluşan toplumsal ürünler oldukları gözlemlenir. Bu bağlamda toplumun içinden geçtiği süreçleri yapılar
üzerinde gözlemlemek mümkün olmaktadır. Tarihi süreç içerisinde ortaya çıkan akımların etkileri mimari
yapılarda da görülebilmektedir. Mimari akımların farklılıklarla birlikte benzerlikleri de bulunmaktadır. Bu
sebeple mimari eserler incelenirken tek bir akım içinde kalmayıp farklı akımların etkilerinin de olduğu
gözlemlenmektedir.
Anahtar Kelimeler: İç mimarlık, mekân, tasarım, akımlar, form
Form in Interior Architecture in the 1920-1945 Period
Abstract
In the text, the first half of the 20th century is discussed in general, and the changes in interior architecture with
the effect of currents in this process are examined within the framework of the concept of form. In this context,
it is aimed to convey the formal changes in interior architecture together with the cause and effect relationship.
In the historical process, various events, developments, innovations and the effects arising from them and
movements emerge. Political developments and economic conditions have changed the balance of power, class
differences have occurred in the social structure, and accordingly, new demands, needs, tastes and expectations
have emerged in terms of architecture and interior architecture. This situation has contributed to change and
transformation by feeding the currents. Considering the space and human relationship, it is observed that
spaces are social products formed in the historical process. In this context, it is possible to observe the processes
that the society goes through on the structures. The effects of the currents that emerged in the historical
process can also be seen in architectural structures. Architectural movements have similarities as well as
differences. For this reason, when examining architectural works, it is observed that there are effects of
different movements, not staying in a single movement.
Keywords: Interior architecture, space, design, movements, form
Journal of Architectural Sciences and Applications, 2021, 6 (2), 621-637.
622
1. Giriş
İç mimarlık; mimari yapı içinde bulunan hacimlerin, kullanıcı ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde
örgütlenmesi, mekân konforuna katkı sunması, renk, aydınlatma, form, malzeme, doku, donatı
elemanları ve aksesuar öğelerinin iç mimar tarafından düzenlenerek tasarlanmasını kapsamaktadır. İç
mimarlığın tarihsel akışı göz önüne alındığında, II. Dünya Savaşı sonrası yeni yapılanma döneminde,
konut ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulan büyük şirketlerin öncülüğünde, mimari tasarım
gerçeklik kazanmaya başlamıştır. Frank Lloyd Wright, Alvar Aalto, Le Corbusier gibi tasarımcıların
mekân tasarımına önem vermeleri iç mimarlığın ayrı bir disiplin olarak gelişmesinin temellerini
atmıştır.
20. yüzyılda sosyal ve siyasi yapı, ekonomik koşullar, din olgusu, bilimsel ve sanatsal gelişmeler
mimarlığın hızla değişmesine ve yeni mimari anlayışların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Sanatsal
ve bilimsel gelişmelerin hızla yaşandığı bu yüzyılda çok sayıda akım ortaya çıkmıştır. Bu akımlar
mimari ve iç mimari alanda; malzeme, doku, renk, süsleme, biçim, işlev ve form gibi çeşitli özellikleri
ile birbirinden ayrılmaktadır.
İç ve dış mekânı ayıran yapı kabuğu, mimari ile iç mimarinin birleşim noktası gibi gözükse de gerçekte
bu iki disiplini birbirinden ayıran bir öğe olarak da tanımlanmaktadır. İç mekân tasarımcıları zaman
zaman bu mimari öğeyi tasarımlarına dahil ederek kullanmaktadır. İç mekânda üçüncü boyutun
tasarıma dahil olması iç mekânın bir form olarak tasarlanabileceğini göstermektedir.
Bu çalışmada; iç mekânda üç boyutluluğu oluşturan form kavramı, mekânın form olarak ele alınması,
örgütlenme ilkeleri aracılığıyla tasarlanması ve 1920-1945 dönemi akımlar kapsamında incelenmesini
kapsamaktadır. Bu kapsamda iç mimarlıkta yaşanan biçimsel değişimlerin sebep sonuç ilişkisi ile
birlikte göz önüne alınarak araştırılması ve mimarlık alanına bu konuda katkı sunması
amaçlanmaktadır.
2.2. Materyal ve Yöntem
Toplumların güncel durumu ve geçmiş dönemlerindeki sosyal, siyasal, sanatsal, bilimsel ve dini
yapılarından etkilenerek ortaya çıkan akımlar, sanat ve bilim gibi alanlar başta olmak üzere çeşitli
alanlarda kendini gösteren gelişmeler ve yeniliklerdir. Akımlar ile yaşanan gelişmelerin birçok alanda
etki göstermesi ile beraber, mimarlık alanında da büyük yenilikler ve gelişmeler görülmüştür. Ortaya
çıkan bu akımlar toplumun sosyo-kültürel dinamiklerinden bağımsız olarak düşünülemeyeceğinden,
ilk olarak bu dinamikleri incelemek gerekmektedir. Bu bağlamda 1920-1945 tarih aralığı sosyo-
kültürel dinamikleri olan; siyaset, ekonomi, din, bilim, sanat başlıklarını incelemek gerekmektedir. Bu
dinamikler etkisi ile ortaya çıkan; Konstrüktivizm, Bauhaus, De Stijl, Pürizm ve Modernizm akımları
araştırma kapsamı olarak belirlenmiştir.
Bu çalışmanın temel amacı, tarihi süreçte sanat ve mimaride ortaya çıkan akımların mimari ve iç
mimari alanlarında yaptıkları etkileri form kapsamında ele alarak incelemek ve dönemsel farklılıkların
birbirleriyle olan benzer/farklı ilişkilerini ortaya koymaktır. Araştırma, yazılı ve görsel veri
kaynaklarından faydalanılarak, nitel araştırma yöntemlerinden doküman inceleme yöntemi
kullanılarak hazırlanmıştır. Makale, 1. Dünya Savaşı sonrası ve 2. Dünya Savaşı sonuna denk gelen
tarih aralığını kapsayan kesitsel bir çalışmadır. Bu süreçte; etkisi devam etmekte olan, yeni ortaya
çıkan ve bu sürecin etkisi ile sonradan ortaya çıkmış olan akımlar ele alınmıştır.
2.1. 1920-1945 Dönemi Sosyo-Kültürel Dinamikler ve Mimariye Etkileri
19. yüzyıl sonlarında değişim kuvvetleri; batı toplumunu, monarşiden demokrasiye, dinsel sofuluktan
din dışı kaygılara, sanatta aristokratik beğeniden endüstriyel girişimcilerin ve orta sınıfın beğeni
anlayışına doğru olağanüstü bir biçimde değiştirdi (Roth, 2000). Bu büyük değişimler gelecek yüzyıl
mimari anlayışları üzerindeki en belirgin ve baskın değişimler olmuştur. 19. yüzyılda çoğunlukla
bölgesel olarak gelişen yapılanma süreci, bu yüzyılın sonuna doğru saflaşarak üsluplara dönüşmüş ve
bu şekilde 20. yüzyıla doğru adım atılmıştır.
20. yüzyıl farklı akımların bir arada olduğu bir dönem olarak öne çıkmakla birlikte, bu süreçte ortak
değerlere ulaşma kaygısından ziyade öznel kural ve değerler ön plana çıkmıştır. Mimarlıkta önceki
Journal of Architectural Sciences and Applications, 2021, 6 (2), 621-637.
623
anlayışların aksine sayısal değerler tartışma konusu olmuş, işlev ve anlam ön plana çıkmış, form ise
bunlardan sonra gelmiştir. Bu bağlamda akımlara bakıldığında farklılıklar olduğu kadar benzerlikler de
göze çarpmaktadır.
Akımların mimarlık alanına yapmış olduğu etkiler ele alındığında, sosyal yapının göz önüne alınması
ve incelenmesi gerekmektedir. 19. yüzyıl toplumlarında, insanların dış görünüşleri kişilerin sosyal
mevkiinin anlaşılmasına sebep olmaktaydı. 20. yüzyılda imkanların artması ve endüstriyel gelişmeler;
insanların sokaklarda tek tipleşmesine, üzerlerinde taşıdıkları kıyafetler ile yalıtılmış şekilde kalabalığa
karışabilmesine olanak sağlamıştır. Bu yüzyıldan itibaren gelişmelerin hız kazanması, ekonomik
refahın ve ulaşılabilirliğin toplumun her kademesi için artmasından dolayı, insanlar görsel olarak
sıradanlaşmış kendi görsel özgünlüğünü yitirip makinelerin ifadesi haline gelmişlerdir.
Sosyal yapının yansımaları mimari alanda da görülmektedir. 20. yüzyıl öncesi toplum düzeni; üst sınıf
olarak din adamları, aristokratlar, toprak sahipleri ve alt sınıf olarak işçilerden oluşmaktaydı. Yaşanan
gelişmeler vasıtasıyla sınıfsal farklılıkların silikleşmesi, sanayileşmenin ve endüstriyel sistemlerin
gelişmesi ile insanlar kırsal bölgelerden ayrılarak şehirlere göç etmeye başlamıştır. Bu yolla aile
kavramının küçülmesi ve çekirdek aile kavramının ortaya çıkmasından dolayı, şehirlerde küçük
konutlar üretilmeye başlanmıştır. Bu konutların seri üretim yöntemi ile inşa edilmeleri yaşam
çevrelerinin aynılaşmasına neden olmuştur. Benzer biçimde bu mekânlarda kullanılan mobilyalar,
renkler ve formlar da seri üretimden etkilenerek zaman içinde tek tipleşmeye başlamıştır.
Toplumun sahip olduğu; siyaset, ekonomik, din, bilim ve sanat gibi değişim ve dönüşüm dinamizmleri
etkisi ile akımlar ortaya çıkmış, gelişmiş ve yeni akımların oluşmasına da zemin hazırlamıştır.
2.1.1. Siyaset
19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında; Avrupa’da ortaya çıkan siyasi ve ekonomik hareketlilikle
beraber, yönetimlerin monarşiden demokrasiye dönüşümü, devletlerin çekişme ve güç gösterileri ile
ortaya çıkan toprak paylaşım savaşlarından kaynaklı, mimarlık belli dönemlerde kesintiye uğramıştır.
Ortaya çıkan savaşlardan dolayı, gelişmekte olan sanayileşme ve endüstriye dayalı üretimler durma
seviyelerine gerilemiş, mimari anlamda üretimler de bu tür sebeplerden kaynaklı olumsuz
etkilenmiştir. Bu dönemlerde bazı mimarlar zorunlu olarak bulundukları ülkeleri terk etmek
durumunda kalmıştır. Siyası yapıların; toplumda alt ve üst sınıf farklılıklarını eski dönemlere kıyasla
azaltmış olmasından dolayı, insanların mimari beklentileri benzer duruma gelmiştir. Bu tür siyasi etki
sonucunda ortaya çıkmış olan etmenler sadece toplum düzeni değil, dönemin mimari anlayışlarına da
etki etmiştir.
Savaşlar kentlerin değişim ve gelişiminde çok büyük rol oynamıştır. Kentlerin yıkımı ve yaşanan
felaketler dışında, savaş mimarisi ile de çok sayıda yapı ortaya çıkmış ve şehir bünyesinde yerini
almıştır. Savaş için silah yapımında kullanılan çelik ve daha birçok malzemenin üretilmesi için büyük
fabrikalara ihtiyaç duyulmuştur. Karargahlar, esir kampları, askeri yerleşmeler gibi yapıların
tasarlanması gerekmekteydi. Savaş, böylece bir organizasyon faktörü haline gelmiştir. Savaşlar ile
kentlerin büyük bir kısyok olmuştur ve yeni anıtsal yapılar yapılmıştır. Savaş, çok sayıda kentsel
ölçekte büyük yapının inşa edilmesine sebep olmuştur (Öztürk, 2010). Amerikalı mimar George
Bergstrom tarafından tasarlanan, ABD'nin Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı olan
Pentagon binası 1942-43 yılında inşa edilen önemli yapı örneklerinden sayılır.
2.1.2. Ekonomi
Bu yüzyılda oluşan şartlar ile birlikte ekonomik güç dengeleri değişime uğramıştır. Ordu, kilise ve
aristokrat sınıfının elinde bulunan güç, endüstri ve sanayideki gelişmeler ile üretici ve işveren
konumundaki burjuva sınıfının eline geçmiştir. Bu bağlamda sanayicinin ön plana çıkması, dünya
tarihinde feodalite ve aristokrasi devrinin kapanıp, sermayecilik ve kapitalizm döneminin başlaması
olarak kabul edilmiştir. Toplumsal yapıda ortaya çıkan bu sınıfsal yenilikler, yeni bir işveren ve onların
istekleri, ihtiyaçları için yapılan yeni mimari anlayışları da beraberinde getirmiştir.
Endüstri ve beraberinde teknolojik gelişmelerin hız kazanması, 19. yüzyıl sonlarında başlayarak
özellikle 20. yüzyılda ekonomik özerkliği doğurmuş ve en temel yaratı alanının felsefe ve sanattan
Journal of Architectural Sciences and Applications, 2021, 6 (2), 621-637.
624
teknolojiye doğru kaymasına neden olmuştur (Birol, 1996). Yaşanan gelişmeler dahilinde ivme
kazanan ve günümüzde halen egemenliğini sürdüren teknoloji ve bu paralelde ekonomik yapı,
toplumun sosyal yapısı, kültür, sanat ve mimarlık alanlarında çok büyük değişim ve dönüşümlere yol
açmıştır.
2.1.3. Din
Bilim ve teknolojide yaşanan ilerlemeler, insanların din ve tanrı olgusuna şüphe ile bakmalarına sebep
olmuş; yaratılış kanunları ve kutsal kitap mucizeleri yok olmuştur. Aydınlanma ile başlayarak düzenli
olarak gelişmiş olan akılcılık 20. yüzyılın ilk çeyreğinde en parlak dönemine ulaşmıştır. Bu dönemde
insanların ilgisinin başka alanlara kayması, ihtiyaçların değişmiş olması ve yeni ihtiyaçların ortaya
çıkması beraberinde yeni yapılanma arayışlarını başlatmıştır.
2.1.4. Bilim
20. yüzyılda endüstriyel anlamda yaşanan gelişmeler ile birlikte toplumun yaşam biçimi ve değer
yargıları değişim içine girmiştir. Bu süreçte; rüzgâr ve kas gücü yerini; mekanik güç ile çalışan
makinalar, elektrik, elektromanyetik, kimyasal hatta daha sonra nükleer enerjiye bırakmıştır. Bununla
beraber 20. yüzyıldan önce ulaşım genel olarak insan ve hayvan kas gücüne bağlı iken, 20 yüzyılda ise
motorlu taşıt, uçak gibi araçların geliştirilmesi ile ulaşım ve iletişim hızlanmıştır. Ulaşımdaki hızlanma
mimarların başka şehirlerdeki hatta ülkelerdeki mimarlardan, mesleki değişim ve gelişmelerden kısa
sürede haberdar olmasına olanak tanımıştır. Bu gelişmeler ekseninde yapı malzemelerinin de çeşitlilik
bakımından skalası ve kullanım olanakları genişlemiştir; yapı çeliği, alüminyum, beton, cam, ahşap,
plastik gibi malzemeler ve prefabrik ürünler geliştirilmiş bu yolla mimarlık alanının imkanları
arttırılmıştır. Geliştirilen inşaat araçları sayesinde inşa etme süreleri kısalmış, böylece zamandan
tasarruf edilmiştir. Ayrıca elektronik aygıtlarla birlikte yeni yapım yöntemleri ve uzmanlık alanları
gelişmiş, bu bağlamda mimari tasarımlarda farklı anlayışlar, esnek, zengin ve özgün yapılar ortaya
çıkmıştır.
2.1.5. Sanat
Avrupa’da 19. yüzyıl sonlarında sanata olan bakış açısı büyük ölçüde değişime uğramıştır (Süzen,
2018). Sanatın; burjuvazinin tekelinden çıkarak halkın ulaşabileceği seviyeye gelmesi ile tiyatro sayısı
artmış, yayın evleri çoğalmış bu sayede edebiyat herkesin ulaşabileceği konuma gelmiştir. Resimlerin
ucuz röprodüksiyonlarının üretilmesi sayesinde her eve tablolar girmeye başlamıştır. Fotoğrafın
yaygın şekilde kullanılmaya başlanması ile ulaşılamayan görsel sanata ulaşmak kolaylaşmıştır. Ayrıca
fotoğraf makinasının icadı sanatçıların ve izleyicilerin bakış açısının değişmesine neden olmuştur.
Fotoğraf makinası ile saniyenin çok küçük bir aralığındaki anın durdurulması özelliği, insan gözünün
algılayamadığı hızdaki görüntülerin görünmesine olanak tanımıştır (Göktan, 2015). Bu gelişmeler ile
görüntülerin fotoğraflanması; ressamların artık görüneni değil, görünmeyeni resmetmeye
başlamalarına sebebiyet vermiştir.
Fotoğraftan sonra, sinema da 20. yüzyılda baskın bir sanat dalı olmuştur. Bu sayede öykü, drama,
gösteri; zamanın, mekânın ve seyircinin fiziksel doğasının dayattığı kısıtlamalardan kurtularak tüm
dünyaya yayılma imkânı kazanmıştır. Sinema ve tiyatronun gelişimiyle, mimari alana sahne tasarımı
ve fantastik mekân kurguları yapma olanağı tanınmıştır.
Fotoğraf sanatının gelişmesi, mimari yapı süreçleri ve aşamalarının fotoğraflanmasına, mimarlık
tarihinin kayıt altına alınmasına, belgelenmesine, mimarların gidip göremeyecekleri yerlerin ve
yapıların fotoğraflarından yararlanmalarına olanak sağlamıştır. Sanatsal gelişmeler teknolojiye bağlı
olarak fotoğraf ve sinemada geliştiği gibi resim, heykel, müzik gibi alanlarda da kendini göstermiştir.
Buna bağlı olarak sanatın mekânsal boyutu olan mimari yapılarda da dönemin sanatsal etkileri
yansıtılmıştır.
2.2. Konstrüktivizm
20. yüzyıl kapsamında birçok akım ortaya çıkmıştır. Sosyalist gerçekliğin 1917 devrimi sonunda,
Rusya’da etkili olduğu dönemde ortaya çıkan ve yaklaşık 10 yıl etkisini yitirmeyen Konstrüktivizm de
bu akımlardan biridir. Yeni düzen içerisinde sanatçının; bir mühendis ve bir bilim adamı olduğunu
Journal of Architectural Sciences and Applications, 2021, 6 (2), 621-637.
625
savunan bu akıma bağlı sanatçılar, yeni kurulan bir düzenin yeni kurallara ihtiyacı olduğunu
savunmuşlardır. Sanat için sanat, gerçeğin yorumu veya tasviri gibi anlayışlara karşı duran
konstrüktiviztler; somut bir kaynağı olmayan mühendislik ürünlerini andıran, form bağlamında çarpıcı
etkilere sahip eserler yaratmıştır (Şekil 1). Macar sanatçı Moholy Nagy’nin Bauhaus dergisinde çıkmış
olan yazısında tekniğe karşı değil, teknikle beraber sloganını kullanarak, tekniği nasıl kullanacağını
bilen insanın, onu yerinde kullanabileceğini savunmuştur (Yıldırım, 2018). Nagy’ye göre; endüstri
toplumunun yaşamında yer edinen sanatın, yeni sorunlara teknikle birlikte cevap bulması gereklidir.
Gelişen teknoloji ile birlikte, sanatta yeni kapılar aralanmıştır. Vlademir Tatlin, El Lissitzky, Mohol
Nagy, Georgy Stenberg, Vlademir Stenberg gibi isimler, ürettikleri eserler ile uzay araçları
tasarımlarını andıran özgün formlar yaratmıştır. Bu tür eserler; dokunmayla ya da hava titreşimiyle
hareket eden kompozisyonlar veya elektrikle çalıştırılarak biçim değiştiren, ses veren, renk ve ışık
yansıtan heykel-makine karışımı otomatların yapılmasına ön ayak olmuştur. Bunların ilk örneği Şekil
1’de verilmiş olan Mohol Naggy’nin ‘Işık-Uzam Modülatörü adlı eserdir (Yaman, Ekim, Sungur. ve
Özer, 2012).
Şekil 1: Konstrüktivizm
Konstrüktivizm; sanat için devrim ve Rus devriminin sanatı kabul edilmiştir. Rus devrimi döneminde,
Moskova Akademisine profesör olarak atanan Malevich, Tatlin’den devrimi simgeleyen ve Paris’teki
Eiffel Kulesi’ne misil olarak bir yapıt istemiştir. Bu isteğe karşılık Tatlin Kulesi adını taşıyan eser
yapılmış fakat proje olarak kalmış ve tamamlanamadığından dolayı hayata geçirilememiştir. Yapılan
model maket olarak Moskova’da sergilenmiştir. Bu anıt eser; resim, heykel ve mimarinin benzersiz bir
kombinasyonu niteliğindedir. Tatlin eserinde; geleceğin uzay çağı dinamizmini yansıtmak amacıyla
spiral yapı içindeki silindir, küp ve küreyi rotasyonla hareket ettirmeyi planlamış böylece kinetik
heykel ve mimari fikrin öncülüğünü yapmıştır (Şekil 2).
Şekil 2: III. Enternasyonal Anıtı (Tatlin Kulesi)
Moskova'daki Rusakov İşçi Kulübü, Konstrüktivist mimarinin önemli bir örneğidir. 1927-28'de inşa
edilen yapı Mimar Konstantin Melnikov tarafından tasarlanmıştır. Kulüp, tabanın üzerinde yükselen
Journal of Architectural Sciences and Applications, 2021, 6 (2), 621-637.
626
üç konsollu beton oturma alanı ile yelpaze şeklinde bir plan üzerine inşa edilmiştir. Bu hacimlerin her
biri bağımsız tiyatro salonları olarak kullanılabilir ya da bir oditoryum oluşturmak üzere birbirine
bağlanabilir. Yapıda kullanılan görünür malzemeler sadece beton, tuğla ve camdır (Architectuul,
2021). Rusakov Kulübü fabrika işçileri için bir tiyatro ve sosyal buluşma yeri olarak tasarlanmıştır.
1927'de inşa edilen yapı, 1920'lerden 1930'ların başlarına kadar Rusya'da gelişen Konstrüktivist stili
yansıtmaktadır. Avangard binanın ayırt edici cephesi, Melnikov'un üç büyük galerinin konsollu oturma
bölümleri şeklinde merkezi sahne alanından yukarı doğru eğimli olduğu deneysel tasarımını
yansıtmaktadır. Bu galerilerin her birinde bulunan hareketli duvarlar, farklı oturma ve sahne
düzenlemelerine uyum sağlamaktadır (World Monuments Found, 2016). (Şekil 3).
Şekil 3: Konstrüktüvizm mimari yapı örneği: Rusakov Workers’Club / Konstantin Melnikov / Rusya, Moskova,
1927-1929 (Arch365bilgi, 2017; Archdaily, 2011)
2.3. Bauhaus
Modernleşmenin tasarımı olarak tanımlanan Bauhaus sanat akımı, bir eğitim hareketinin veya stilin
ötesinde, 1850 yılından bu yana Avrupa’da yürürlükte olan ekonomik, kültürel ve toplumsal
modernleşme çizgisini ifade etmektedir. 20. yüzyılda sanat alanında en etkili gelişme Bauhaus ile
yaşanmıştır. Weimar’da 1919 yılında kurulan okul bir süre sonra kapanarak 1926 yılında tekrar
açılmıştır, 1933 yılına kadar da kesintisiz eğitim faaliyetini sürdürmüştür. Bauhaus akımının kalıcı
etkisinin temeli, Bauhaus hoca ve öğrencilerinin tasarımlarının sanat eserlerinin ayırt edici özelliği
olan soyutlamadır. Bu günümüzde dahi modernliğin temel bir olgusunu temsil etmektedir.
Bauhaus’un, zanaattan ayrılıp endüstriyel üretime yönelmesi 1923 yıllarına denk gelse de okul tarihi
boyunca nesne ile üretici ve nesneyi yapan ile kullanıcı arasındaki ilişkide, makine üretiminin yarattığı
dönüşümlere ayak uydurma çabası vardır (James-Chakraborty, 2019).
Bauhaus, endüstri ile el işçiliği arasındaki farkın, kullanılan aletlerin yapısından çok, endüstride
emeğin bölünmesi, el işçiliğinde ise baştan sonuna kadar tek bir kişinin kontrolü altında kalmasından
ileri geldiğine inanmaktadır. Bauhaus’a yön veren ilke, sanatta tasarlamanın ne entelektüel ne de
maddeci bir olay olduğu, hayatın temel bir parçası olduğuna inanmasıdır. Bauhaus’un felsefesi,
"Sanat için sanat" felsefesine tam zıttır. Buna, sanat hayatın vazgeçilmez, organik bir parçasıdır da
diyebiliriz (Bingöl, t.y.). Bauhaus akımında temel ilke formun işlevi takip etmesidir. Bu sebeple
tasarımlarda genellikle güzellik kaygısındansa; işleve, pratiğe ve kullanışlılığa önem verilmiştir.
Bauhaus tasarımlarında süslemenden arınmış, temiz çizgiler, pürüzsüz yüzeyler ve geometrik
formların kullanımı öne çıkmaktadır. Mimarı formların iç mekâna yansıması veya içmekanda yapılan
tasarımların mekandan taşarak dış kabuğun genel formuna dahil ve adapte olması iç mekan ile dışın
bağ kurma çabasını ortaya koymaktadır. Tasarımcılar yeni tasarım anlayışı ile beraber teknolojiyi ve
dönemin yeni malzemelerini açık fikirlilikle ve cesurca kullanmışlardır. Bauhaus anlayışı ile ortaya
çıkan tasarımlarda yalın, düz hatlı ve işlevselliğin aynı noktada buluştuğu görünmektedir. Açık planlı
evler, açık mutfak anlayışı, geniş bant pencereler ve yüzey açıklıkları, çok amaçlı mekanlar, çatı
Journal of Architectural Sciences and Applications, 2021, 6 (2), 621-637.
627
bahçeleri ve pilotis kolonların üzerinde yerden yükseltilmiş yapılar Bauhaus ile başlayan modern
mimarinin sembolleridir (Dalay, 2020).
Bauhaus denince akla ilk olarak mimarlık gelir ki okul yöneticilerinden üçü de mimardır. Mimar
Walter Gropius tarafından tasarlanan ve 1926 yılında Dessau’da açılan okul binası, endüstri ile sanatı
birleştiren en çarpıcı yapılardan biri olmaya devam etmektedir (Şekil 4).
Şekil 4: Bauhaus mimari yapı örneği: Bauhaus Building / Walter Gropius / Almanya, Dessau, 1925-1926
(Bauhaus-dessau, n.d.)
1933 yılına gelindiğinde okul kapatılmıştır, Gropius ve Mies van der Rohe gibi okul yöneticileri ve
öğretmenlerinin okul kapandıktan sonra Amerika başta olmak üzere farklı ülkeler gitmeleri ve yapılan
reformlardaki rolleri sayesinde Bauhaus adının mimarlık tarihine geçmesine katkı sağlamıştır (Bulat,
2014). Mimarlık ve endüstriyel tasarım konularında etkili olan Bauhaus, şehir planlama konusuna da
yenilikler getirmiştir. Yeni bir mimari akım yaratan Bauhaus sanat akımı sanatın bütün dallarını
etkilemiştir. Sanat ve zanaat konusunda yaşanan ikilemi ortadan kaldırmaya çalışan bauhaus,
teknolojik gelişmeler ile çalışmalarına yön vermiştir. Endüstri, sanat ve zanaat üçlüsünü birleştirmeye
çalışan akım, bu birleşimin sağlanması ile en etkili ve en güçlü tasarımların yapılacağını savunmuştur.
Bauhaus’un kurulmasındaki temel hedef, kombine mimarlık okulu ve güzel sanatlar akademisi
yaratmaktı. Gropious, sanatsal ve fonksiyonel ürünler yaratmak amacındaydı. Çünkü ona göre
ressamlık, mimarlık, zanaatkarlık ve heykeltıraşlık iç içe olmalıydı. Ayrıca sanatçıyı zanaatkarın en
yücesi olarak görmekteydi (Tasarım Akademi, 2018). Yeni tarza yönelik endüstri çağında yaşanan,
sanat ile sanatçının rolü üzerinde yapılan bütün çalışmalara öncülük etmiştir. Sanatın bütün
parametrelerinin insanların yararına kullanılmasını ilke edinen Bauhaus sanat akımı, herhangi bir ürün
tasarımında estetik kaygılar ile içerikten çok fonksiyonuna yönelik olan ihtiyaçlardan hareket
edilmesini benimsemiştir. Bu akımın düşüncesine göre, bir şey amacına yönelik tasarlanır ise güzellik
de kendiliğinden gelecektir. “Genel olarak akımın tasarım prensibinde şu kurallar göz önünde
bulundurulur; toplumsal ihtiyaç, yalın biçimsel arayış, çevre ile uyumluluk, saydamlık hissi ile iç ve dış
mekânı birleştirmek ve bu ilkeler bağlamında tasarımı kişisel yaratıcı güç ile ifade etmek (Xoxo Digital,
2018).
2.4. De Stijl
Ressam Theo van Doesburg ile mimar Jacobus Johannes Pieter Oud’un 1917 yılında yayımlamaya
başladıkları De Stijl dergisi çevresinde toplanan ve özellikle çağdaş mimar ve resim sanatı alanında söz
sahibi sanatçıların oluşturmuş olduğu grubun adıdır. De Stijl; resimde Yeni Plastikçilik (Neo Plastisizm)
adıyla bilinen akımın destekçisi olmuş, ilkelerini başta mimarlık olmak üzere başka alanlara da
uyarlamıştır. Yeni Plastikçilik’in temel amacı; doğadan çıkışlı olmayan bağımsız düzenleme ilkeleri
geliştirerek, doğanın rastlantısal formlarının karşısına düzenli geometrik yalınlığa sahip, konstrüktif ve
Journal of Architectural Sciences and Applications, 2021, 6 (2), 621-637.
628
işlevsel biçimler getirmektir. Mondrian’ın Kübizm formdaki anlayışından gelen düşünceleri ve bu
düşünceleri ileri götüren yapıtlar bu akımın önde gelen örnekleri arasında gösterilmektedir. Bu akımın
mimariye uyarlanması ve yansımaları o döneme kadar olan biçimlendirme anlayışlarını derinden
etkileyerek yeni değişiklikler getirecek nitelikler barındırır. De Stijl anlayışına birbiriyle dik kesişen
kare, dikdörtgen yapı öğeleri ve boşluklar hakimdir. Bunun sebebi ise küp ya da dikdörtgenler
prizmasının en yalın biçim kabul edilmesidir. Renk bakımından da yeni bir anlayış hakimdir, renkler
salt süsleme öğesi olarak değil aynı zamanda mekânı ve alanları belirleyen önemli tasarım elemanları
olarak kullanılmaktadır. Mondrian’ın tablolarında kullandığı kırmızı, mavi, sarı ana renkler ile siyah,
beyaz ve gri tonlar kullanılmıştır. Bu renk anlayışı malzeme tercihleri üzerinde etkili olmuştur. Saf
renklere sahip olmayan doğal malzemeler ve küçük parçalar ile daha büyük yüzeyleri kapatan tuğla
gibi malzemeler görsel olarak sadeliği bozacağı gerekçesiyle kullanılmamıştır. Bu akımın en iyi
örnekleri Şekil 5’de verilmiş olan Rietveld’in Utrecht’deki Schroeder Evi ve Oud’un Rotterdam’da
yapmış olduğu ve 2. Dünya Savaşında yıkılmış olan De Unie Kahvesi’dir. De Stijl çağdaş mimarlık
anlayışının gelişmesine katkı sağlayan önemli akımlardandır. Özellikle dış mekânı iç mekânın bir
uzantısı olarak ele alan yaklaşımıyla 1920’lerin sonuna doğru ağırlık kazanan işlevci mimarlık
düşüncelerine hazırlayıcı rol oynayarak ön ayak olmuştur. Pieter Oud ve Gerrit Thomas Rietveld gibi
mimarların yapıtları, 2. Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan yalın form ve işlevsel mimari
yaklaşımları üstünde de etkilerini göstermiştir.
Şekil 5: De Stijl mimari yapı örneği: Schröder House / Gerrit Rietveld / Hollanda, Utrecht, 1924 (Arkitektuel,
2017)
2.5. Pürizm
Bu anlayış ilk olarak mimar Le Corbusier ve ressam Amedee Ozenfant tarafından ortaya konmuştur.
Kübizm anlayışına karşı olması ile birlikte bu sanat akımının farklı bir varyasyonu olarak bilinen sanat
akımıdır. 1918 yılında Le Corbusier ve Ozenfant tarafından After Cubism (Kübizm Sonrası) adında
çıkarılan kitapçıkta Pürizm’in prensipleri ifade edilmiştir. Kübizm’in dekoratif görünümlerini elimine
ederek; matematiksel düzen, saflık ve mantığın ön plana çıktığı bir sanat anlayışı yakalamak
amaçlanmıştır. Şekil 6’da verilen görselde Corbusierin tasarımı olan Notre Dame-du Haunt Chapel
bulunmaktadır. Bu tasarımda da görüldüğü gibi yalın ve süslemeden uzak şekilde tasarım ortaya
çıkartılmıştır. Pürizmin kritik öğelerinden birisi teknoloji ve makineyi benimsemesidir. Bu da mekânik
ve endüstriyel etki bağlamında zamansız ve klasik eserler yaratılmasını sağlamıştır (Sunal, 2016).
Geleneksel ve süslemeci mimarlık anlayışı yerine yalın ve işlevsel yapı anlayışı savunur. Püriztler,
yalınlığın yoksulluktan ziyade arınmışlığı ifade ettiğini savunmuştur. Sanat yapıtını en aza indirgemiş
sayıda öğe kullanarak oluşturma, her tür ayrıntı zenginliği ile renk, teknik ve malzeme çeşitliliğini
Journal of Architectural Sciences and Applications, 2021, 6 (2), 621-637.
629
yadsıyan Pürizm, hedeflediği amaçlarla Uluslararası Üslup’ un (Enternasyonal Stil) temellerini
oluşturmuştur.
Şekil 6: Pürizm mimari yapı örneği: Notre Dame-du Haunt Chapel / Le Corbusier / Fransa, Ronchamp, 1955-
1954 (Kavrakoğlu, 2014)
2.6. Modernizm
Modernizm, mimarlıkta yeni bir estetik görüş oluşturarak süsleme ve bezemeyi kullanmamıştır. Sade
mekanlar yaratmayı hedeflemiştir. Soyut geometrik bir biçim dilini benimseyerek; betonarme, çelik,
cam gibi malzemeleri sıklıkla kullanmışlardır. Avrupa’da ortaya çıkan akım zamanla evrensel hale
gelmiştir. Süslemeden arınmış, işlevsel yapılar ortaya çıkartma çabası ve bu çaba ile ortaya çıkan
ürünler, kısa sürede bütün dünyayı etkisi altına almış ve benimsenmiştir. Modern Mimarlığın temel
düşüncesi, gelenekselin zamanını doldurduğudur. Tarihten referans almaktan vazgeçilip özgün bir
tasarıma gidilmelidir. Amaç; yeni bir biçim değil, tüm biçimleri yadsıyıp, değişikliğe açık, esnek ve
özgün bir mimari tasarım anlayışı yaratmaktır (Erkol, 2009). Çağın mimari anlayışı akıl yürütme
süreçleriyle yoktan var edilebilir bir gerçeklik olarak görülüşü, modernist ideolojinin rasyonel bir
sisteme yönelmesiyle doğrudan ilişkilidir. Çoğu modern mimarlık ilkesi bu rasyonalist tutumun
ürünüdür. Mimarlığın serüveni her türlü toplumsal olaydan ve süreçten etkilenirken, ortaya çıkan
değişim bazen ilk olarak mimarlığın kendisinde gözlenir ve sonra topluma yayılır; bazen de tam tersi
durum görünür. Toplumsal, teknolojik ya da ekonomik gelişmeler ve değişimler mimarlığı etkileyip
değiştirebilir. Bu doğal ve sürekli etkileşim tarihin hemen her döneminde gözlenebilir. Örneğin,
Ortaçağ’da skolastik düşünce biçiminin yüceltilmesi ve dinin toplum üzerindeki yoğun etkileri Gotik
katedrallerin ortaya çıkışında, Rönesans’ın getirdiği Aydınlanma, sanatın ve mimarinin
yüceltilmesinde, Descartes’in getirdiği rasyonalist düşünce biçimi 17. Yüzyılda pozitif düşüncenin ve
teknolojik gelişmelerin başlamasında ve modernleşmenin temellerinin atılmasında, buharlı
makinelerin bulunması, tarım toplumunun endüstri toplumuna dönüşmesinde ve bu gelişmenin
sanatı ve mimariyi de dönüştürmesinde etkili olmuştur (Birol, 2006).
19. yüzyılın son zamanlarında ortaya çıkan Arts and Crafts ve Art Nouveau yaklaşımları, sanat ve
mimariyi klasik anlayıştan yalıtan bir tutumun ortaya çıkmasına ve gelişmesine altyapı hazırlamıştır.
Özellikle Art Nouveau, endüstri devriminin yaşanmakta olduğu dönemde teknolojik gelişmelere
adapte olarak eklektik ve revivalist yaklaşımlarla tarihsel üsluplara atıfta bulunularak üretilen mimari
yapıların yerini giderek daha yalın ve doğadaki biçimlerden esinlenerek tasarlanmış yapılara
bırakmasına neden olur. Bu gelişme 20. yüzyılda mimarlık alanında tarihsel biçimlerin
egemenliğinden sıyrılmış, ortaya çıkan yeni yapı malzemeleri ve yapım yöntemlerini benimsemiş,
Journal of Architectural Sciences and Applications, 2021, 6 (2), 621-637.
630
çağdaş ve yalın, yeni mimari düşüncenin, modern mimarlığın kapılarını aralamıştır. Dahası bu tutum,
gelecekte modern mimarlığın en önemli ilkelerinden biri haline gelecektir (Özyalvaç, 2013).
19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan çağdaş ve yalın mimari anlayış, 20. yüzyıla gelindiğinde mimaride
ve bununla birlikte plastik sanatlarda hızla gelişmeye, yayılmaya başlamıştır. Mimaride Adolf Loos,
Tony Garnier ve Auguste Perret, Art Nouveau ile başlayan yalınlaşmayı daha da ileriye taşıyarak Erken
Modernizmin temellerini atmışlardır. Adolf Loos, Kültürün evrimi, kullanıma dönük nesnelerin
süslemeden arındırılması ile eşanlamlıdır. Süsleme suçtur. Süslemenin ötesine geçtik, düz, bezemesiz
yalınlığı gerçekleştirdik (Loos, 2014) diyerek yapının simgesel değerini reddederek, yalınlığı
yüceltmiştir.
Endüstri devriminden bu yana ulaşılması hedeflenen modern mimarlığın idealleri, bu yaklaşımla
birlikte mimarlık düşüncesinde tam anlamıyla hâkim olmuştur. Mimarlık alanında sıklıkla vurgulanan;
teknolojinin önemi, kullanılan yalın geometrik formlar aracılıyla sağlanacak mutlak soyutlama,
biçimde sadelik ve mekânda işlevsellik arayışları bu dönemde rasyonel ve pürist bir mimarlık anlayışı
ortaya koymaktadır. Modern akımın klasik dönemi olarak sayılabilecek Uluslararası Üslubun önemli
temsilcileri Le Corbusier ve Mies Van der Rohe modern anlayışın en önemli mimarları olarak kabul
edilir. Projelerinde benimsemiş oldukları ve uyguladıkları kriterler zamanla modernizmin kurallarına
dönüşmüştür. Bu nedenle Modern Mimarlıktan söz edildiğinde akla ilk olarak bu iki isim gelmektedir.
Modernist mimarinin; kendinden önceki tarihi tarzlara karşı çıkan bakışı, sadelik ve işlevsellik üzerine
kurulu yapı anlayışı, rasyonel endüstriyel üretim çağına ait bir mimari yaratma arzusu, politik duruş
gibi özellikleri modernist hareketin mimarlık tarihindeki etkilerini yansıtan özellikleridir (Mays, 2006).
Mies van der Rohe, tasarımlarında biçimi ele alışını, daha doğrusu reddedişini şu sözlerle ifade eder:
“Bizim için biçim yok, sadece inşa problemleri var. Biçim amaç olarak değil, çalışmamızın bir sonucu
olarak var. Sadece form amaçlı üretilmiş form yok. Formun amaç haline gelmesi biçimciliktir ve biz
bunu reddederiz. Bir stili de amaçlamıyoruz. Stil kaygısı da biçimcidir. Bizim başka kaygılarımız var. Biz
öncelikle, yapıyı estetik spekülasyonlardan kurtarıp özgürleştirme, yapıyı sadece yapı olarak ele alma
motivasyonuna sahibiz.” (Akt. Erkol, 2009)
Modern Mimarlığın öncülerinden olan Frank Lloyd Wright tarafından tasarlanan Fallingwater/Şelale
Evi, dünyanın en önemli modern mimari projelerinin başında gelmektedir. Frank Lloyd Wright’ın en
önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Şelale Evi, dünya çapında ilham kaynağı olmayı
başarmıştır (Şekil 7).
Şekil 7: Modern mimari yapı örneği: Fallingwater house / Frank Lloyd Wright / ABD, Pensilvanya-Mill Run, 1935
(Arkitektual, 2017)
Journal of Architectural Sciences and Applications, 2021, 6 (2), 621-637.
631
2.7. İç Mekan ve Form
2.7.1. Mekân Tasarımı ve Mekân Örgütlenmesi
Mekân, insanlar ile ilişkisi bakımından ele alındığında toplumsal bir üründür ve tarihsel süreç
içerisinde oluşmaktadır. Tarihi süreçte gerçekleşen tarımsal, endüstriyel ve sanatsal gelişmeler ile
beraber değişime uğramaktadır. Mekân, kullanıcıyı nasıl etkiliyorsa, toplum-insan paralelinde gelişen
ilişki ve ihtiyaçlar da mekân tasarımını o derece etkilemektedir. İç mekân tanımlarken kesin sınırları
olan bir alandan bahsedilmelidir. Dolayısıyla iç mekân; dış dünyaya karşı korunma ihtiyacı ve duygusu
ile etrafı sınırlandırılmış, kullanıcının sosyal, kültürel ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılayan yer olarak
tanımlanabilir. İç mekân, ilk olarak tasarlanan yapının strüktüründen yola çıkarak oluşturulan zemin,
duvarlar ve tavan düzlemleriyle sınırlandırılır. Sonrasında pencere ve kapı gibi açıklıklar sayesinde
diğer iç veya dış mekânlar ile ilişki kurulur. Tasarlanan mekânların formu, yüzeylerden oluşur.
Yüzeyler mekânda zemin, duvarlar ve tepe yüzeyi olarak karşımıza çıkar. Düz-eğrisel, girintili-çıkıntılı,
dolu-boş, uzun-geniş vb. özellikleri ile farklılık gösterirler. Mimari tasarımlarda önemli bir eleman olan
yüzey, hacmin sınırlarının tanımlanmasını sağlar.
Mimari yapıyı taşıyan ve destekleyen zemin yüzeyi, coğrafik yapı ve arazı koşullarına bağlı olarak yapı
biçimini ve formunu etkiler. Yapı; zemin yüzeyi ile iç içe geçebilir, bulunduğu zemin üzerine oturabilir
veya onun üzerinden yükselebilir. Yükseltilmiş bir düzlem olan döşeme yüzeyi, zemin yüzeyinin
üzerini kaplayan, mekân içerisinde bulunan nesnelerin ve kullanıcıların ağırlığını taşıyan yatak
yüzeydir. Ayrıca renk, doku, form özellikleri ile mekânı sınırlayarak kullanıcıya hizmet eder. Mekânın
iç ve dış sınırlayıcı görevini duvar yüzeyi yerine getirir. Mekânların tanımlanabilmesi için dış ve
duvarlara ihtiyaç vardır. Duvar yüzeyleri özellikleri bakımından farklılıklar gösterir. Dış cephe duvarları
iç mekânı sınırlayan, kalın ve ağır duvarlardır. İç mekânın bölücü duvar yüzeyleri ise; ince, hafif yer yer
saydam duvarlar olarak karşımıza çıkar. İç ve dış mekân arası geçiş ise kapı ve pencere açıklıkları ile
sağlanır. Duvar yüzeyi, yapı strüktürü bünyesinde taşıyıcı, destekleyici ve bölücü vazifesi görebilir. İç
mekân duvarları genelde mekândaki alanları sınırlayan, mahremiyeti sağlayan, tavan yüzeyi ve
döşeme düzlemini birbirine bağlayan, kullanıcıyı yönlendiren yapı elemanlarıdır. Dış duvarlar ise,
mekânı dış çevreden yalıtarak denetlenebilir bir iç alan yaratır. Öte yandan dış duvar yüzeyindeki
açıklıklar sayesinde dış çevre ile gerekli bağlantı yeniden kurulmuş olur. Bu yüzeylerin iç mekânı
sarması ile dış mekânı kendiliğinden şekillenerek binanın genel biçimini ve kütlesini tarif ederler
(Ching, 2007). Tepe yüzeyi gök kubbeyi simgeler. Bu yüzey sayesinde kullanıcı kendi boyu ile mekân
arasında oransal bir kıyaslama yapabilir. Tepe yüzeyi yapının formunun belirlenmesinde etkilidir.
Farklı geometrik hareketlerde, eğrisel, girintili çıkıntılı formlarda tepe yüzeyleri oluşturmak
mümkündür. Yapının genel formunu belirlemede etkili olan bu yüzey ayrıca mekânın akustik ve
aydınlatma gibi ihtiyaçlarına bağlı olarak da şekillenebilir. İç mimaride form, çevrenin ve mimarinin
temel özelliklerini yansıtacak, görsel manada vurgulu ve işlevin gerekliliklerini yerine getirecek tarzda
örgütlenmesi gerekmektedir.
2.7.2. Mekânın Algılanması
Birey iç mekânda bulunan formlara ve mekân biçimine göre devinimi ile mekân algısı oluşmaya
başlamaktadır. Mekân algısı, bireyde ilk olarak kullanım ve işlev olarak kullanıcı ile ilişki kurarken,
sonrasında mekânın tasarım özellikleri bakımından bireyde farklı duygular açığa çıkar. İç mekân algısı
fiziki etmenler aracılığı ile oluştuğu gibi sadece görsel unsurlar ile de oluşabilmektedir, renk ve ışık
fiziksel bir form oluşturmamasına karşın bir mekânı belirtebilir ve mekân algısı yaratabilmektedir. Bu
algı, bireyin mekân içerisinde geçirdiği zamana ve edindiği deneyimler sonunda kazanmış olduğu
mekânsal verilerdir. Edinilen veriler görme algısı ağırlıklı olmasına karşın, diğer duyularda önem teşkil
etmektedir, çünkü mekân algısı bütün duyuların çeşitli oranlarda edindiği bilgilerin birleşmesi ile
oluşmaktadır (Alici ve Göker Paktaş, 2020).
2.7.3. Formun Öğeleri ve Mimari Form Türleri
Fiziksel ve/veya kavramsal olarak tanımlanabilen formu Doğan Hasol; “nesnenin ve boşluğun genel
düzeni” olarak açıklamıştır (Hasol, 2002). Form, mekânda anlam ifade eden düzen, biçim, malzeme,
renk, doku gibi öğelerin, birbiriyle ilişkileri sonucu algılanır (Thurell, 1989), uzayı yüzeyleriyle sınırlar
Journal of Architectural Sciences and Applications, 2021, 6 (2), 621-637.
632
ve uzay içinde bir hacim kaplar. Formu tasarlama olanağı tanıyan form öğeleri ile zihinsel formun
yansıması şu öğeler ile yaratılabilir; nokta, çizgi, yüzey, hacim ve kütle. Bunlara kısaca değinecek
olursak şu şekilde açıklayabiliriz.
Nokta: Gözün algı sınırları içinde bulunan en küçük tanımlı ve boyutsuz öğe olarak açıklanabilir. Nokta
özellik olarak basit, yön ifade etmeyen, açısız, daire olarak kabul edilir. Nokta; kare üçgen, oval ve
tanımsız formlardan da oluşabilir (Wong, 1972).
Çizgi: Gözün gördüğü tek boyutlu uzunluk sembolüdür (Atalayer, 1995, Akt. Kaptan, 1997). Çizgi,
yüzeylerden meydana gelmiş üç boyutlu formlarda görünür, iki yüzeyin birleştiği yeri ifade eder. Çizgi
formu anlatmak için; akıcı-keskin, yumuşak-sert, kalın-ince gibi etkilerle formun ışık değerini
göstererek ortaya çıkartır.
Yüzey: İki boyutlu görünüş yüzey olarak adlandırılır. Derinliği olmayan, en ve boy olarak algılanan
formlardır. Uzayda bir formun tanımlanabilmesi için koordinat sisteminde en az üç noktanın olması
gerekmektedir. Nokta veya çizgi olarak algılanmayan bütün yassı formlar yüzey olarak tanımlanır
(Wong, 1972).
Hacim ve kütle: En, boy ve yükseklik olarak tanımlanabilen her şey üç boyutlu elemandır. Bu
bağlamda bulundukları yerde alan kaplar, belli bir üç boyutlu alanı hapseden sınırları ve hacmi
bulunur, bu hacim o elemanı tanımlayan bir özelliktir. Yer kaplayan ve hacmi olan elemanlar,
yoğunluk ve ağırlık ifadesi ile tanımlanabiliyorsa kütlesi olduğu anlamına gelir. Kütle, uzay içerisinde
bulunan formun yoğunluğu ve ağırlığı ile ilişkili bir kavramdır (Enstice ve Peters, 1990). Hacim ise,
formun uzay içerisinde kapladığı ve sahip olduğu üç boyutlu alandır.
Üçüncü boyuta çıkan form kavramı her alanda olduğu gibi mimarlık alanında da çeşitlilik gösterir.
Dolayısıyla mimari form türleri şu şekilde sıralanabilir;
İç ve Dış Formlar: Herhangi bir formun yüzey biçimi dışa doğru oluşmuş ise dış form olmuş olur. Bu
yolla formun örttüğü alanın içinde de mekân örgütlenmeleri oluşabilir, buna da iç form denir. Dış
bükey ve iç bükey olarak iç ve dış formlar birbirinin tersi olabilecek yapıya sahip olabilir (Şekil 8).
Şekil 8: İç ve dış formalar. (Sidney Opera Evi, Mimar: Jorn Oberg Utzon)
Pozitif ve Negatif Formlar: Kütlesel olarak uzayda yer kaplayan, hacmi olan formlara pozitif formlar,
aynı uzayda bulunan boşlukların tanımlanmasına ise negatif formlar denir. Pozitif ve negatif formlar
birbirini tamamlayan, bir bütünü oluşturan zıt parçalardır. Bu formların örgütlenmesi ile mekânda
kullanım alanlar ve sirkülasyon boşlukları meydana gelir (Şekil 9).
Şekil 9: Pozitif ve negatif formlar (Notre Dame du Haut, Mimar: Le Corbusier)
Statik ve Dinamik Formlar: Hareketsiz, sabit ve durağan hissi veren formlar statik formlardır. Mısır
piramitleri bu forma iyi örnek olacaktır. Taban alanının genişliği, olası bir yıkılma veya devrilme
Journal of Architectural Sciences and Applications, 2021, 6 (2), 621-637.
633
durumunu ortadan kaldırmakta ve dengeli bir görüntü yansıtmaktadır. Değişim ve dönüşümü,
enerjiyi, hareketi yansıtan formlar dinamik formlardır.
Kapalı ve Açık Formlar: Kapalı form, bir form örgütlenmesinin başka elemanlarla çevrelenmesi sonucu
oluşan kompozisyondur. Kapalı formlar biçimsel olup yapıyla ön plana çıkmaktadır. Açık form, hareket
ve zıtlıklar formun ilgi çekiciliğini arttırmaktadır. Formda devam etme, tekrar, ritim ilkeleri
gözlemlenir (Şekil 10).
Şekil 10: Kapalı ve açık formlar
Soyut ve Somut Formlar: Soyut formlar, üç boyutlu olarak var olan formların oran-orantı, ölçü benzeri
fiziksel özelliklerinden yola çıkarak, tasarımcı veya sanatçının elinde farklı bir anlam kazanması
sonucunda meydana gelir (Zelanzki ve Fisher, 1987. Akt. Kaptan, 1997). Somut formlar, üç boyutlu
uzayda var olan formlardır.
Organik ve İnorganik Formlar: Canlı organizmaların hücresel yapısına uygun formlardır. Düzenin
monotonluğuna karşı yaşamı temsil eden formları tanımlar. Organik formlar, birlik ve bütünlüğün
devinim egemenliğindeki yansımasıdır. İç mekânlarda daha çok eğri ve dairesel formların
örgütlenmesi ile tasarıma yansımaktadır. Alvar Aalto ve Frank Lloyd Wright’ın benimsemiş oldukları
organik form anlayışı Gotik dönem ve 20.yy ilk çeyreğinde yapılan mimari tasarımlarda
kullanılmıştır.
İnorganik form; köşeli, prizmatik, cansız ve durağan formlardır.
2.7.4. Mimari ve İç Mimari tasarımda Form, Formlar Arası İlişkiler
Mimari ve iç mimari tasarımlarda form, biçim, kurgu birbirini sürekli takip eden ayrılmaz öğelerdir. Bu
öğelerden olan formun iki işlevi bulunur. İlki, somut hacmi oluşturan sınırlar, hareketli ve hareketsiz
mobilyalar. İkincisi ise bireylerde oluşan imgeler ve bu süreçte oluşan algılamadır. İç mimarlıkta,
yaratıcı süreçte evrensel formlar kişisel görüşler çerçevesinde düzen kavramı ile geliştirilir. Düzen,
biçim ve öğelerin birbirleriyle olan ilişkisi formu belirler. Yani; malzeme ve detayların kullanımı veya
öğelerin nasıl düzenlendiği formun anlamını, amacını ortaya koyar (Aydınlı, 1993).
Form çeşitlerinin bir arada kullanımı ve ayrı tip formların birbiri ile ilişkiye girmesi sonucunda ortaya
özgün formlar çıkabilmektedir. İki boyutlu ve/veya üç boyutlu formlarda kütleler ve hacimler farklı
algılara sahip olabilmektedir. Formların kendi aralarında oluşturdukları ilişki sekiz fark başlıkta
sıralanabilir (Wong, 1972).
Kopma: Formların birbiri ile ilişkiye ve etkileşime girecek kadar yakın mesafede yer alıp, ancak
birbirine değmemeleri durumudur. (Şekil 11 - Görsel: a)
Değme: En az iki formun etkileşime girecek kadar yakın olması ve birbirine dokunmalarıdır. Ancak
birbirinin kapladıkları alanlara girmemektedirler, sınır konturları ile birbirine dokunmaktadırlar. (Şekil
11 - Görsel: b)
Üst üste gelme: İki form birbiriyle etkileşime ve ilişkiye girecek kadar iç içedir. Bir form diğerinin
kapladığı alanı örterek üste çıkmaktadır. İkinci formun örtünen kısmı arkada kalmaktadır. (Şekil 11 -
Görsel: c)
İç içe girişme: Şeffaf iki formun içe geçmesi ve iki formun da sınırlarının görünmesi durumudur.
Örtme ve ön-arka durumu yoktur. İki formun oluşturmuş olduğu ortak alan çıkarılmış yeni bir form
oluşmuştur. (Şekil 11 - Görsel: d)
Journal of Architectural Sciences and Applications, 2021, 6 (2), 621-637.
634
Birleşme: İki formun birbiri ile tek bir formmuş gibi birleşerek yeni bir form oluşturmasıdır. Büyük ve
yeni bir form oluşmuş olur. (Şekil 11 - Görsel: e)
Çıkarma: İki formun üst üste gelme yöntemiyle ilişki kurması ve bir formun kapladığı alan kadar diğer
formdan eksiltme yapmasıdır. (Şekil 11 - Görsel: f)
Kesişme: İç içe girişme ile aynı şekilde gerçekleşir fakat bu yöntem de kesişen kısımlar formun
kendisini oluşturur. (Şekil 11 - Görsel: g)
Denk gelme: iki formun sınırlarının birbirine denk gelecek şekilde örtüştürülmesidir. Bu da yeni
formun tek bir formmuş gibi görünmesini ve algılanmasını sağlar. Bu yöntemlerin tek başına veya
birkaçının birlikte kullanımı ile yöntem sayısı arttırılabilir ve tasarım olanağı genişletilebilir. (Şekil 11 -
Görsel: h)
Şekil 11: Form ilişkileri çeşitleri (Wong, 1972)
2.7.5. Formun İç Mimari Mekânda Örgütlenme Prensipleri
İç mimari mekân tasarımında kurulacak düzen ve bu düzeni sağlayacak ilkeler, mekânın öğeleri,
formu ve bu formların; doku, biçim, renk gibi yapısal özelliklerini etkilemektedir. Bu ilkeler tek
başlarına uygulanmasından ziyade birlikte kullanımlarında doğacak sonuçları ile daha etkili ve sonuca
yönelik olmaktadır.
Tekrar: Birbiriyle ilişkili biçimde kullanılan benzer biçim, form, ölçü, renk, pozisyon ve dokuların
oluşturduğu örgütlenmedir. Formun örgütlenmesi sırasında tekrarın kullanılması monotonluk
yaratabilir. Bu sebeple tekrarın kullanılması durumunda yön değişikliği, üst üste gelme, iç içe girişme,
kesişme, değme gibi ilişki çeşitlerini kullanarak uyum ve düzen oluşturulabilir (Wong, 1972). İç
mekânlarda tekrar yolu ile örgütlenen formlar, bir ritmi oluştururlar. Bu formların birlikteliğinde
uyum, zıtlık gibi ilkelerin kullanımı, yaratılmak istenen atmosferin kurgulanmasına ve monotonluktan
kurtulmasına yardımcı olabilir.
Uyum: Formları meydana getiren parçaların birbiri ile olan benzerlik ve uygunluğudur. Fiziksel
özelliklerde uyum olacağı gibi işlevsel ve anlamsal olarak da olabilir. Bu bağlamda Atalayer, birbirine
ait olduğu hissini veren unsurlar ahenklidir demiştir (Atalayer, 1994).
Zıtlık (Kontrast): Formlar arasındaki renk, ton, doku, biçim, ölçü, yön gibi özelliklerle zıtlıklar yaratmak
mümkündür. Bu değişkenlerin çeşitli açılarda zıtlıklar oluşturması ile de bir bütünlük yaratılabilir.
Örneğin, üçgen ile kare bir form birbirine benzememelerine karşın komşu iki formdur. Eğri
konturlardan oluşan bir form bu iki form için uzlaşmaz bir ilişki içinde olabilir. Form olarak uzlaşan ya
da uzlaşmayan zıtlıklar ölçü, renk, doku gibi diğer etmenler içinde geçerlidir. Zıtlıklar, uyum ve tekrar
gibi ilkelerden daha çabuk algılanır ve bireyi daha hızlı uyarır (Kaptan, 1997).
Hiyerarşi: Formların birlikteliğindeki düzen ve dengedir. Ayrıca zıtlıkların uygun geçişler ile birbirine
bağlanması, ilişki kurmasıdır denebilir. Kar tanelerinin yapılanışı, deniz kabuklarındaki sarmal
hareketlerin birbirini takibi veya ağaçlarda büyük dallardan küçük dallara oradan yapraklara
gerçekleşen geçiş formlar arası hiyerarşik düzeni örneklemektedir. Belirli oranlar ile formların
değişmesi, tekrarı ve renk, doku, ton, yön gibi yapısal özellikler ile kurulan ilişkideki düzen hiyerarşiyi
oluşturur.
3. Bulgular
Journal of Architectural Sciences and Applications, 2021, 6 (2), 621-637.
635
1920-1945 dönemi; keşifler, buluşlar, sanatsal ve bilimsel gelişmeler ile birlikte savaşların yaşandığı
bir dönem olmuştur. Bu gelişmelerin ve toplumsal, sosyal yaşantının etkileri ile çeşitli akımlar ortaya
çıkmıştır. Bunlar; Konstrüktivizm, Bauhaus, De Stijl, Pürizm ve Modernizm olarak sıralanabilir. Akımlar
sanat ve mimarlıkta baskın şekilde hissedilirken, mimari ve dolayısıyla iç mimaride ağırlıklı olarak
form ve biçim farklılıkları şeklinde göze çarpmaktadır.
Konstrüktivizm 1920-1945 döneminin başlarında ortaya çıkmıştır. Bu akımda mekânik bir güzellik
anlayışıyla birlikte form olarak strüktürel dinamizm öne çıkmaktadır. Genellikle somut kaynağa sahip
olmayan mühendislik ürünlerini çağrıştıran güçlü formlar kullanılmıştır. Bu bağlamda kullanılan
formların etkisini artırmak için yapılarda parlak ve canlı renkler kullanılmıştır.
Alman mimar Walter Gropius tarafından kurulan Bauhaus Okulu 1926 yılında, daha önce açılıp
kapanmasının ardından, ikinci sefer açılmıştır. Bu okulun kuruluş amacı; mimarlık, sanat, endüstriyel
tasarım ve zanaatı birlikte alarak yeni bir tasarım, üretim ve sanat anlayışı ortaya çıkarmaktı. Bu okul
kendi dönemine büyük etki yaparak tüm dünyaya yayıldı ve kabul gördü ve günümüzde hala etkisi
devam etmektedir. Bu dönemde genel olarak düz hatlı kübik formlar kullanılmıştır. Formların öz
görüntüsüne çok fazla müdahale edilmeden ve bozmadan kullanmaya özen gösterilmiştir. Bu
dönemin önemli bir özelliği de yapılarda kullanılan malzeme seçimleridir. Genel olarak cam malzeme
ön planda olup mekânlar saydam bırakılarak sağlam bir -dış mekân ilişkisi kurulmuştur. Bauhaus
döneminde form olarak yakalanan sadelik, renk seçiminde de kendini göstermiş ve renk en aza
indirgenmiştir. Akımlar sırayla ele alınsa da tam bir sıralamaya sokmak yetersiz kalabiliyor. Belli
akımlar bitmeden başka bir akım başlayabilmekte veya bitmiş bir akım yeni akımla beraber tekrar
canlanabilmektedir. Gelişmelerin hız kazandığı 1920-1945 yılları arasında mimarlık ve güzel sanat
dallarında ortaya çıkan akımlardan biride De Stijl’dir. Bu akım ile basit dik köşeli formlar ve asimetrik
kompozisyonlar tercih edilmiştir. Genelde akromatik renklerin tercih edildiği bir akım olan De Stijl’de
renkliliği sadece ana renk olarak detaylarda görmekteyiz.
Fransız Ressam Amadee Ozenfant ve Mimar Le Corbusier tarafından ortaya konmuş bir sanat akımı
olan Pürizm’de, süsleme reddedilerek temiz ve net hatlı form seçimleri amaçlanmıştır. Pürizm,
arıtılmış ve birbiriyle ilişkili öğelerin birleşmesi olarak ifade edilebilir. Bu bağlamda iç mekânlarda
geometrik ve tamamen yalın hatlı form biçimleri kullanılmıştır. Modernizm, temel olarak biçimin
basitleştirilip yalınlaştırılması ve süslemenin mimari yapılarda yok edilmesi gerektiğini kendine ilke
edinen bir ekoldür. Dünyada pek çok saygın mimar, tasarımcı ve eğitimci tarafından kabul görüp
popüler hale gelmiştir. Bu akımda form olarak statik, geometrik, kübik formlar tercih edilmiştir. Sağır,
şeffaf ve düz yüzeyli yalın biçimler öne çıkmaktadır.
4. Sonuç
Sanatsal akımlar, mimari akımların ortaya çıkmasına sebep olmuş böylece mimarlık tarihi çeşitli
dönemlere ayrılmıştır. Mimari akımlar; ortaya çıktıkları dönemin sanatsal hareketliliği ve anlayışı,
toplumun sosyal ve ekonomik yapısı, dini inançları, siyasi ve bilimsel gelişmeler gibi etmenlerden
etkilenerek ortaya çıkmaktadır. Bu akımlardan bazıları gelişme göstererek dünyaya yayılmış, bazıları
ise zamanla zayıflayarak yok olmuş veya başka bir mimari anlayışa evrilmiştir. 20. yüzyılda meydana
gelen gelişmeler, olaylar, savaşlar dinamizmi arttırarak sanatsal ve bilimsel çalışmalara katkı
sunmuştur. Savaşların ve toplumsal çatışmaların mimariye ise zararları olmakla birlikte, sanat ve bilim
alanlarında yaşanan gelişmeler mimarinin estetik ve teknik anlamda gelişmesine katkı sağlamıştır.
Bu yüzyılda yaşanan teknolojik gelişmeler iletişimi hızlandırmıştır. Dolayısıyla iletişimi artan toplumlar
birbiriyle daha çok etkileşime geçmeye başlamış ve sanatsal, kültürel, bilimsel vb. alanlarda daha hızlı
aktarımlar, gelişmeler yaşanmıştır. Bu durum aynı zaman aralığında var olan sanat anlayışlarının
birlikte yaşamasına, birbirini etkilemesine, geliştirmesine ve yeniliklerin ortaya çıkmasına katkı
sağlamıştır.
Tarihi süreç erisinde içe geçmiş olan akımlar olduğu gibi mimari yapılarda da bu etkiler
görülebilmektedir. Mimari akımların farklılıklarla birlikte benzerlikleri de bulunmaktadır. Bu bağlamda
mimari eserler incelenirken tek bir akım içinde kalmayıp farklı akımların etkilerinin de olduğu
gözlemlenmektedir.
Journal of Architectural Sciences and Applications, 2021, 6 (2), 621-637.
636
Teşekkür ve Bilgi Notu
Makalede ulusal ve uluslararası araştırma ve yayın etiğine uyulmuştur. Çalışmada etik kurul izni
gerekmemiştir.
Yazar Katkısı ve Çıkar Çatışması Beyan Bilgisi
Makalede tüm yazarlar aynı oranda katkıda bulunmuştur. Herhangi bir çıkar çatışması
bulunmamaktadır.
Kaynaklar
Alici, N. ve Göker Paktaş, M. (2020). İç mekânda renk algısı ve psikolojik etkileri, İstanbul Gedik
Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Mimarlık Fakültesi Dergisi (ISSN: 2651-5210 Ulusal Hakemli
Dergi), 2020;3(1).
Archdaily. (2011). Rusakov Workers' Club / Konstantin Melnikov. Erişim adresi (22.07.2021):
https://www.archdaily.com/155470/ad-classics-rusakov-workers-club-konstantin-melnikov
Architectuul. (2021). Rusakov İşçi Kulübü. Erişim Adresi (22.07.2021)
http://architectuul.com/architecture/rusakov-workers-club
Arch365bilgi. (2017). Rusakov Workers' Club / Konstantin Melnikov. Erişim adresi (22.07.2021):
http://arch365bilgi.blogspot.com/2017/05/rusakov-workers-club-konstantin-melnikov.html
Arkitektual. (2017). Fallingwater Evi (Şelale Evi). Erişim adresi (22.07.2021):
https://www.arkitektuel.com/fallingwater-evi-selale-evi/
Arkitektuel. (2017). Rietveld Schröder Evi. Erişim adresi (22.07.2021):
https://www.arkitektuel.com/rietveld-schroder-evi/
Atalayer, F. (1994). Temel Sanat Öğeleri, Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Yayınları,
Eskişehir.
Atalayer, F. (1995). Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Yüksek Lisans Ders Notları.
Aydınlı, S. (1993). Mimarlıkta Estetik Değerler, İTÜ Müh. Mim. Fakültesi Yayınları, İstanbul.
Bauhaus-dessau. (n.d.). Bauhaus Building by Walter Gropius (192526). Erişim adresi (22.07.2021):
https://www.bauhaus-dessau.de/en/architecture/bauhaus-building.htm
Birol, G. (2006). Modern mimarlığın ortaya çıkışı ve gelişimi. Megaron.-Mimarlar Odası Balıkesir
Şubesi Yayını, Ekim 2006, s.3-16.
Bingöl, Y. (t.y.). Bauhaus ve Eğitim İlkeleri. Erişim adresi (16.08.2021): http://mobbig.mo.org.tr/wp-
content/uploads/2020/07/MOBBIG-XXIX_Sunus_Yuksel-Bingol.pdf
Birol, G. (1996). 19. Yüzyıl Endüstri Devrimi Sonrası Mimari Akımlar (Yayınlanmamış Yüksek Lisans
Tezi), Balıkesir Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü.
Bulat, S., Bulut, M. ve Aydın, B. (2014). Bauhause Tasarım Okulu, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Dergisi, 18 (1):105-120.
Ching D. K. F. (2007). Mimarlık Biçim, Mekân ve Düzen, Yem Yayınları, İstanbul.
Dalay, L. (2020). Bauhaus İlkelerı̇ ile Tasarım. Erişim adresi (17.08.2021):
http://www.egelife.com/bauhaus-i-lkeleri-ile-tasarim
Enstice, W. ve Peters, M. (1990). Drawing Space, Form, Expression, Englewood Cliffs, New Jersey.
Erkol, İ. (2009). Utarit İzgi ve Türkiye’de Modern Mimarlık (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi),
İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü.
Göktan, M. Ç. (2015). Fütürizm sanat akımının oluşumunda fotoğrafın önemi, DOI: 10.7816,
Ulakbilge, Cilt:3, Sayı:5, Volume:3, Issue:5.
Hasol, D. (2002). Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü, 8. Baskı, Yem Yayınları, İstanbul.
Journal of Architectural Sciences and Applications, 2021, 6 (2), 621-637.
637
James-Chakraborty, K. (2019). Bauhaus Kültürü (Çev: Elçin Gen). Erişim adresi (05.01.2020):
https://www.e-skop.com/skopdergi/bauhaus-kulturu/4580
Kaptan, B. (1997). İç Mimaride Form Mekân İlişkisi (Yüksek Lisans Tezi), Anadolu Üniversitesi,
Eskişehir.
Kavrakoğlu, F. (2014). Çağdaş Sanata Varış 69 - Le Corbusier 1918 Pürizm. Erişim adresi (22.07.2021):
https://kavrakoglu.com/cagdas-sanata-varis-69-le-corbusier-1918-purizm/
Keçeci, K. (2020). Notre Dame du Haut Ronchamp -Modernist Başyapıt. Erişim adresi (22.07.2021):
https://dokmimarlik.com/notre-dame-du-haut-ronchamp-modernist-basyapit/
Loos, A. (2014). Mimarlık Üzerine (Çev: Alp Tümertekin, Nihat Ülner) Janus Yayıncılık.
Mays, J. B. (2006). Modernist Mimarinin Öncüleri: Weissenhofsiedlung Mahallesi. Erişim adresi
(21.01.2020): http://www.yapi.com.tr/haberler/modernist-mimarinin-onculeri-
weissenhofsiedlung-mahallesi_49427.html
Öztürk, D. (2010). Mimarlık Savaşa Hizmet Edince. Erişim adresi (19.08.2020):
https://v3.arkitera.com/h54060-mimarlik-savasa-hizmet-edince.html
Özyalvaç, A. (2013). Mimarlıkta modernite kavramı ve Türkiye. FSM İlmi Araştırmalar İnsan ve Toplum
Bilimleri Dergisi, 0 (1), 294-306. Erişim adresi (19.08.2021):
https://dergipark.org.tr/en/pub/fsmia/issue/6473/85528
Roth, L. M. (2000). Mimarlığın Öyküsü Öğeleri, Tarihi ve Anlamı, Kabalcı Yayınevi, İstanbul.
Sunal, B. (2016). Pürizm Nedir. Erişim adresi (12.01.2020): https://www.makaleler.com/purizm-nedir
Süzen, H. N. (2018). 20. Yüzyıl Sanat Akımları Nedenleri Niçinleri ve Etkileri, Erişim adresi
(15.08.2021):
https://www.researchgate.net/publication/329802526_20_YUZYIL_SANAT_AKIMLARI_NEDENL
ERI_NICINLERI_VE_ETKILERI_1
Tasarım Akademi. (2018). Bauhaus Sanat Akımı. Erişim adresi (05.01.2020):
https://www.tasarimakademi.org/bauhaus-sanat-akimi.html
Thurell, S. (1989). The Shadow Of a Thought, The Janus Consept In Architecture, Stockholm.
Yaman, İ. Ş., Ekim, T., Sungur, S. ve Özer, C. (2012). Çağdaş Dünya Sanatı, Devlet Kitapları, 1. Baskı.
Yıldırım, Ö. (2018). Konstrüktivizm (Yapıcılık) Nedir. Erişim adresi (04.01.2020):
http://www.sanatsal.gen.tr/konstruktivizm-yapicilik-nedir-ne-demektir/
Zelanzky, P. ve Fisher, M. P. (1987). Shaping Space, Holt, Rinehart and Winston Inc., New York (USA.
Xoxo Digital. (2018). Bauhaus Mimarisi Üzerine. Erişim adresi (10.02.2020):
https://xoxodigital.com/post/11679/bauhaus-mimarisi-uzerine
Wong, W. (1972). Principles of Dimensional Design. Erişim adresi (22.01.2020):
https://books.google.com.tr/books?hl=tr&lr=&id=4ctaiL6Cd4YC&oi=fnd&pg=PA15&dq=w+wo
ng+principles+two+dimensional+design+pdf&ots=CYjTQQYAt_&sig=8ht1dLlzpF79dO10IgEs2r8f
TH8&redir_esc=y#v=onepage&q&f=false
World Monuments Found. (2016). Rusakov Club. Erişim adresi (22.07.2021):
https://www.wmf.org/project/rusakov-club
ResearchGate has not been able to resolve any citations for this publication.
Article
Full-text available
Değişen toplumlar, düşünceler alışkanlıklar, siyasi ve ekonomik koşullar karşısında nesnenin bağımsızlaşması geleneksel ve tarihsel biçimleri, kalıpları yıkmaya yönelen modern sanat; çeşitli sanat anlayışları ve kuramlarıyla yeni bir gerçeklik oluşturma, akımları, kuramları ve eğilimleri kendi içinde eritme ve entegre etme çabasını içermektedir. Sanat alanındaki izmler kendilerine has ifadelerini oluşturarak öznel deneyimlere ve yorumlamalara yönelmişlerdir. Bu da sanatta yeni ve modern anlayışların ortaya çıkışına önderlik etmiştir. Zaman içerisinde bilgi ve materyal kullanımının çeşitliliği sanatçının doğayı nesneleri ve kendini sorgulama, yorumlama ve algılama çabaları nesnelere ve sanat üretimine yaklaşımında farklılıklara yol açmış ve yeni sanat akımlarının doğmasına neden olmuştur. 19.yy. Avrupa’sında ortaya çıkmaya başlayan sanat akım ve teknikler modern sanatların çekirdeğini oluşturmuştur. Bu akım ve farklı dille ifadelerin bazıları arasında izlenimcilik, fovizm, kübizm, soyut resim, fütürizm, ekspresyonizm, konstrüktivizm, sürrealizm, toplumsal gerçekçilik, soyut dışavurumculuk, pop sanat, minimal sanat, kavramsal sanat sayılabilir. Her bir sanat akımı kendinden önceki ya da çağdaşı olan akım ile birlikte yoğrulmuştur. Bireyler sanat yoluyla ifade çeşitliliğiyle kalıcı izler bırakmak yenilikler ve değişimler yaratmak adına yola çıkmışlardır. Farklı üslupları ve ifade biçimleri olmasına karşın ortak noktaları, 20. yüzyıl alışkanlıkları ve değişen şartlarına karşı duyulan duygusal tepkiyi dile getirme isteğidir. 20. yy. sanatı devrim ve yeniden yapılanmanın tarihidir. Bu dönemde sanat, bilim ve teknoloji alanındaki ilerlemenin yanı sıra felsefeyle de ilişkili olarak atılımlarda bulunmuştur. Sanatın doğaya öykünmesi, hakikati arayışı öznel yaklaşımlarıyla yeni arayışlar içerisine girmesine neden olmuştur. İnsanın sanatla ilişki kurabilmesi için öncelikle algılaması gerekir. Bu algılama sonucunda üretime ve yorumlamaya geçecektir. Bu nedenler sanatı farklı izmleri takip etmeye yöneltmiştir. Bu araştırma da, literatür taramasına dayalı olarak sanata yön veren, geliştiren sanat akımları ve sanatçılar değerlendirilecektir
İç mekânda renk algısı ve psikolojik etkileri
  • N Alici
  • M Ve Göker Paktaş
Alici, N. ve Göker Paktaş, M. (2020). İç mekânda renk algısı ve psikolojik etkileri, İstanbul Gedik Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Mimarlık Fakültesi Dergisi (ISSN: 2651-5210 Ulusal Hakemli Dergi), 2020;3(1).
Rusakov Workers' Club / Konstantin Melnikov
  • Archdaily
Archdaily. (2011). Rusakov Workers' Club / Konstantin Melnikov. Erişim adresi (22.07.2021): https://www.archdaily.com/155470/ad-classics-rusakov-workers-club-konstantin-melnikov Architectuul. (2021).
Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Yüksek Lisans Ders Notları
  • F Atalayer
Atalayer, F. (1995). Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Yüksek Lisans Ders Notları.
Mimarlıkta Estetik Değerler
  • S Aydınlı
Aydınlı, S. (1993). Mimarlıkta Estetik Değerler, İTÜ Müh. Mim. Fakültesi Yayınları, İstanbul.
Modern mimarlığın ortaya çıkışı ve gelişimi. Megaron.-Mimarlar Odası Balıkesir Şubesi Yayını
  • G Birol
Birol, G. (2006). Modern mimarlığın ortaya çıkışı ve gelişimi. Megaron.-Mimarlar Odası Balıkesir Şubesi Yayını, Ekim 2006, s.3-16.
Bauhaus ve Eğitim İlkeleri
  • Y Bingöl
Bingöl, Y. (t.y.). Bauhaus ve Eğitim İlkeleri. Erişim adresi (16.08.2021): http://mobbig.mo.org.tr/wpcontent/uploads/2020/07/MOBBIG-XXIX_Sunus_Yuksel-Bingol.pdf
Bauhause Tasarım Okulu
  • S Bulat
  • M Bulut
  • B Ve Aydın
Bulat, S., Bulut, M. ve Aydın, B. (2014). Bauhause Tasarım Okulu, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 18 (1):105-120.
Mimarlık Biçim, Mekân ve Düzen
  • D K F Ching
Ching D. K. F. (2007). Mimarlık Biçim, Mekân ve Düzen, Yem Yayınları, İstanbul. Dalay, L. (2020). Bauhaus İlkelerı̇ ile Tasarım. Erişim adresi (17.08.2021): http://www.egelife.com/bauhaus-i-lkeleri-ile-tasarim
Drawing Space, Form, Expression
  • W Enstice
  • M Peters
Enstice, W. ve Peters, M. (1990). Drawing Space, Form, Expression, Englewood Cliffs, New Jersey.