ArticlePDF Available

Maurice de Guérin’in La Bacchante Adlı Eserinde Bakkhalar, Dionisos ve Anadolu Kültürüne Dair Bir İnceleme

Authors:

Abstract

Anadolu’dan Antik Yunan’a uzanan yolculuğunda Dionisos, birçok esere konu olmuş, birçok isimle anılmıştır. Ancak Dionisos, Anadolu Tanrısı olmasından çok, Antik Yunan Tragedyalarında adına yapılan dithyrambos törenleri ile bilinmektedir. Özellikle, XIX.yüzyılın başlarında edebiyatta romantik akımın ortaya çıkışı ve milliyetçilik akımının yükselişi ile birlikte Batılı yazarlar, Batı Anadolu ve Trakya’da olan Antik Uygarlıkları Antik Yunan Uygarlığı adı altında sınıflandırarak tekilleştirmiştir. Bunlardan bir tanesi de, Fransa’da düzyazı şiirinin öncülerinden biri olarak bilinen Maurice de Guérin’dir. 1839 yılında yazmış olduğu Le Centaure ve La Bacchante adlı eserlerinde Antik Yunan etkisi açık bir şekilde görülmektedir. Antik Yunan tragedya yazarı Euripides’in Bakkhalar adlı oyunundan yola çıkarak bir düzyazı şiir yazmış ve Dionisos ile Bakkhalar’ı bu eserde şiirsel bir dille anlatmıştır. Ancak, Euripides’in Dionisos’u ele alışının tam tersine, M. de Guérin, içinde bulunduğu dönemin etkisiyle, Dionisos’un Anadolu’dan geldiğinden bahsetmez; onu bir Antik Yunan Tanrısı, Olympos Tanrısı olarak kabul eder; eserinde Bakkhalar’ın Dionisos’a yaptığı ayinler Yunanistan içinde gerçekleşmektedir. Bununla birlikte, M.de Guérin’in eserinde Batı Anadolu’dan, Trakya’dan örneklemeler yer almakta, bunu Antik Yunan adı altında tekilleştirmektedir. Çalışmamızda amacımız, bir kültürü diğerinden üstün tutmak değil, kültürel yapıya dair edebi bir yaklaşımı incelemektir. Bu açıdan, Euripides’in Bakkhalar eseri doğrultusunda, Maurice de Guérin’in La Bacchante-Bakkha düzyazı şiirini incelemeyi amaçlamaktayız.
Selçuk Ün. Sos. Bil. Ens. Der. 2021; (46): 315-327
- Fransız Dili ve Edebiyatı / Araştırma -
Maurice de Guérin’in
La Bacchante
Adlı Eserinde Bakkhalar,
Dionisos ve Anadolu Kültürüne Dair Bir İnceleme
Ece YASSITEPE AYYILDIZ*
ÖZ
Anadolu’dan Antik Yunan’a uzanan yolculuğunda Dionisos, birçok esere konu olmuş, birçok isimle anılmıştır. Ancak
Dionisos, Anadolu Tanrısı olmasından çok, Antik Yunan Tragedyalarında adına yapılan dithyrambos törenleri ile bilinmektedir.
Özellikle, XIX.yüzyılın başlarında edebiyatta romantik akımın ortaya çıkışı ve milliyetçilik akımının yükselişi ile birlikte Batılı
yazarlar, Batı Anadolu ve Trakya’da olan Antik Uygarlıkları Antik Yunan Uygarlığı adı altında sınıflandırarak tekilleştirmiştir.
Bunlardan bir tanesi de, Fransa’da düzyazı şiirinin öncülerinden biri olarak bilinen Maurice de Guérin’dir. 1839 yılında yazmış
olduğu Le Centaure ve La Bacchante adlı eserlerinde Antik Yunan etkisi açık bir şekilde görülmektedir. Antik Yunan tragedya yazarı
Euripides’in Bakkhalar adlı oyunundan yola çıkarak bir düzyazı şiir yazmış ve Dionisos ile Bakkhalar’ı bu eserde şiirsel bir dille
anlatmıştır. Ancak, Euripides’in Dionisos’u ele alışının tam tersine, M. de Guérin, içinde bulunduğu dönemin etkisiyle,
Dionisos’un Anadolu’dan geldiğinden bahsetmez; onu bir Antik Yunan Tanrısı, Olympos Tanrısı olarak kabul eder; eserinde
Bakkhalar’ın Dionisos’a yaptığı ayinler Yunanistan içinde gerçekleşmektedir. Bununla birlikte, M.de Guérin’in eserinde Batı
Anadolu’dan, Trakya’dan örneklemeler yer almakta, bunu Antik Yunan adı altında tekilleştirmektedir. Çalışmamızda amacımız, bir
kültürü diğerinden üstün tutmak değil, kültürel yapıya dair edebi bir yaklaşımı incelemektir. Bu açıdan, Euripides’in Bakkhalar
eseri doğrultusunda, Maurice de Guérin’in La Bacchante-Bakkha düzyazı şiirini incelemeyi amaçlamaktayız.
Anahtar Kelimeler: Anadolu, Antik Yunan Uygarlığı, Bakkhalar, Dionisos, Euripides, Maurice de Guérin.
An Analysis of Bacchantes, Dionysus and Anatolian Culture in
Maurice de Guérin’s Work
La Bacchante
ABSTRACT
Through history from Anatolia to Ancient Greece, Dionysus is subject of many works. However, Dionysus is generally
known for dithyrambs ceremonies performed in his divinity in Ancient Greek Tragedies rather than as God of Anatolia. With
Romantic era and rise of nationalistic movements, Western writers classified Ancient Civilizations in Western Anatolia and Thrace
under one name: Ancient Greek Civilization. One of them is M.de Guérin, known as one of the pioneers of prose poetry in
France. Ancient Greek’s influence is clearly seen in works of Le Centaure and La Bacchante. M.de Guérin embraced literary trend of
his era. M.de Guérin wrote a prose poem based on Euripides' play and described Dionysus and Bacchantes. However, contrary to
Euripides' perception, M.de Guérin doesn’t mention that Dionysus as divinity of Anatolia, he accepts him as God of Olympus;
rituals performed for Dionysus take place in Greece. However, he singularizes the traces of Anatolia under the name of Ancient
Greece. The aim in our study is not to compare the cultures, or to determine one culture superior to another, but to examine the
cultural structure by literary approach. We aim to examine M.de Guérin's poem La Bacchantein line with The Bacchantes.
Keywords: Anatolia, Ancient Greek Civilisation, The Bacchantes, Dionysus, Euripides,Maurice de Guérin.
“Dünyada düzenli bir anlatışa
hiç gelmeyen bir yer varsa o da Anadolu’dur.”
Halikarnas Balıkçısı
1. Batı’da Antik Yunan Etkisi
Antik Uygarlıklar hem Batı’nın hem de Doğu’nun her zaman ilgi odağı ve merak unsuru olagelmiştir.
Batı kültürü için özellikle Antik Yunan Uygarlığı ve Anadolu Uygarlıkları büyük önem taşımaktadır.
Bununla birlikte, henüz Ortaçağ Avrupa’sında yeterince bilinmeyen, hatta kimi zaman reddedilen bu
uygarlıklara ait eserler, İslam coğrafyasında, Endülüs’te tanınmakta ve eski Yunanca’dan Arapça’ya çeviriler
yapılmaktaydı. Buna en iyi örneklerden biri, Aristoteles’in Poetika adlı eserinin Endülüslü İbn Rüşd
tarafından Arapça’ya çevrilmesidir; bu eser ve bunun gibi önemli birçok eser daha sonra Arapça’dan
Latince’ye kazandırılmıştır. Zaman içerisinde, Antik Yunan Uygarlığı’na olan ilgi, yapılan çevirilerle birlikte
Avrupa’da daha da artmıştır. Sanat, kültür, edebiyat ve özellikle tiyatro alanında Antik Yunan neredeyse tek
örnek alınan uygarlık olmuş ve Batı uygarlığı kendi temellerini buraya dayandırmak istemiştir. Dolayısıyla,
Avrupa’da Antik Yunan’a olan ilgi, öncelikle Hümanizma, Rönesans, ardından XVII. yüzyılda eski
* Arş. Gör. Dr., Ankara Üniversitesi, eyassitepe@ankara.edu.tr
Makalenin Gönderim Tarihi: 19.04.2021; Makalenin Kabul Tarihi: 01.07.2021
doi: 10.52642/susbed.922676
Maurice de Guérin’in La Bacchante Adlı Eserinde Bakkhalar, Dionisos ve Anadolu Kültürüne Dair Bir İnceleme
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 46 / 2021
316
metinlerin çevirisinin iyice yaygınlaşması ve kolay ulaşılabilir hale gelmesiyle birlikte daha da artmıştır;
özellikle XVII. yüzyıl Fransız tiyatrosu çoğunlukla Aristoteles’in Poetika eserindeki kuralları benimsemiş; o
dönemde yazılan oyunların konularını birebir taklit etmiştir. Bununla beraber, Romantizm akımının etkin
olduğu XIX.yüzyılın ilk yarısında da Avrupa’da Antik Yunan etkisine rastlanmaktadır; bu dönemde
Avrupalılar hem edebiyatta hem de farklı birçok alanda Antik Yunan’a yönelmişlerdir. Her ne kadar
Romantik akımın temsilcilerinin daha çok Ortaçağ’a hayranlık duydukları iddia edilse de, Antik Yunan
kültürüne duyulan hayranlık Romantik akımın ilk dönemlerinde belirgin bir şekilde görülmektedir.
Kuşkusuz Romantizm akımı dönemin milliyetçilik akımından beslenmiştir. Tarihsel açıdan bakacak
olursak, 1800’lerin başında milliyetçilik akımının tüm Avrupa’ya yayılması ile birlikte Osmanlı
İmparatorluğu altında kalan uluslar bağımsızlıklarını elde etmek ister. Yunan ulusu da bu uluslardan bir
tanesidir ve milliyetçilik akımının ortaya çıkmasında etkili olan Fransa ve İngiltere, Yunanistan’ın
Osmanlı’ya karşı bağımsızlık hareketini açıkça destekler. Aynı zamanda, bu dönemde Yunansever
(filhelenizm) akım edebiyatta önemli bir yere sahiptir.
Çağdaş Yunanca bir kelime olan Filhelen,eski Yunanca tabiriyle Filellin,
Yunancada filos(dost) ve Ellinas(Yunan) kelimelerinin birleşmesi ile oluşan ve
Yunan dostu anlamına gelen bir isimdir. rkçede Yunanperver olarak
karşılık bulan bu kelime Yunan’a ve Yunan ile bağlantılı olan her şeye
derinden sevgi besleyen kişileri tanımlamak amacıyla kullanılır (Özsüer, 2016,
s.330).
Filhelenizm, XIX. yüzyılda yunanperverliği vurgulamak için edebiyatta ve sanatta sıklıkla kullanılan bir
kavramdır. Romantik akımla beraber kullanılan filhelenizm, Yunanlıların milliyetçilik duygularına yönelik
olarak ortaya çıkar. Batılı yazarlar ve sanatçılar Yunan bağımsızlığını eserlerinde savunurlar. İlk olarak da
Mora Yarımadası’nda yer alan isyan konu edinilmiştir: Bunlardan en önemlileri Eugène Delacroix’nın Sakız
Adası Katliamı ve Mesolongi yıkıntılarındaki Yunanistan adlı tablolarıdır. Edebiyatta ise Victor Hugo’nun
L‟Enfant, Canaris ve Navarin şiirleri filhelenizmi desteklemektedir. Bir diğer Yunansever isim de İngiliz şair
Lord Byron’dır: Byron’ın Osmanlı İmparatorluğu’na ve İmparatorluk altındaki Yunanistan ve Arnavutluk’a
düzenlediği yolculuk (Seber, 2015, s.200) üzerine yazdığı yazılar, XIX.yüzyılın başında Batılı romantik
yazarların ilgisini Antik Yunan’a çeker; bu yazarlar da özgür ve bağımsız bir Yunanistan’ı yazılarında konu
edinir. Dönem göz önüne alındığında, Lord Byron’ın bağımsız Yunanistan’a dair fikirlerinin temeli aslında
Aydınlanma Çağı’nın ulus-devlet anlayışına dayanmaktadır. Byron, Yunanistan’ı ilk ziyareti sırasında ve
sonrasında Yunanistan ile ilgili şiirler yazmış ve Yunanistan’ın bağımsızlık özlemini de birçok şiirinde dile
getirmiştir: öyle ki, otobiyografik şiiri Şövalye Harold‟un Kutsal Yolculuğu-Childe Harold‟s Pilgrimage adlı eserinin
2.kantosu Yunan tarihine geçmiştir (Ozansoy, 2003, s.22). Bu yüzden, sadece İngiliz, Fransız yazarlar değil,
aynı zamanda Yunan şair ve yazarlar da Byron’un şiirlerinden etkilenmiştir: “Romantizm, Yunanistan‟a 19.
yüzyılın ilk on yıllık çeyreğinde girdiği zaman, Byron‟un kişiliğinin ışınımı, özverisi ve zamanının tipik şiirsel özelliğinden
dolayı, romantizm edebi akımına etkisi olmuştur. Byronculuk, Romantizmin yan dalını oluşturmuş ve ilk Yunan
şiirlerinde bunların örnekleri görülmüştür” (Ozansoy, 2003, s.28). Romantiklerin Antik Yunan’a olan
hayranlıklarını pekiştiren en önemli detay da Byron’da işlenen doğa temasıdır: “Byron‟ın şiirlerinde,
Yunanlıların antik geçmişine hayranlık ve Yunanistan‟ın doğa güzellikleri karşısında duyduğu sevgi yansıtılmıştır”
(Ozansoy, 2003, s.30).
Yunanlıların Antik Yunan’a sahip çıkma isteklerinde Avrupa’daki Aydınlanma hareketinin etkisi
yadsınamaz derecede önemlidir. Nasıl ki Avrupa’nın XVIII. yüzyılı “Aydınlanma Çağı” olarak geçiyorsa,
Yunanistan için de bu XIX.yüzyılın başını ifade etmekte ve “Modern Yunan Aydınlanması” adını
almaktadır:
Yunan aydınlanması, Avrupa romantizmi ile birlikte 18. Yüzyıldan başlayarak
19. Yüzyılda da devam eden, Antik Yunan ile modern Yunanı birleştirmeye
çalışan ütopik bir fikir olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yüzyıllarda
Avrupa’da bulunan Yunanca konuşan Ortodoks entelektüeller bu fikrin
çerçevesini oluşturmak için çabalamışlardır (Sofos ve Özkırımlı, 2009, s. 46.
Akt. Acar, 2019, s.47).
Maurice de Guérin’in La Bacchante Adlı Eserinde Bakkhalar, Dionisos ve Anadolu Kültürüne Dair Bir İnceleme
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 46 / 2021
317
Bu aydınlanma hareketine Fransız yazarlardan da destek veren olmuştur: “Chateaubriand ve Chénier
Modern Yunan Aydınlanması‟nın öncülerindendir” (Canat, 1911, s.1). Chateaubriand, Fransa’yı Antik Yunan’ın
ilk doğan kızı olarak tanımlamaktadır (Özsüer, 2016, s.334). Yunanlılar, bağımsızlık hareketiyle birlikte
kökenlerini aslında geniş bir coğrafyaya yaymak istemiş, sadece Atina ve çevresinde değil, Anadolu’da yer
edinmiş önemli uygarlıkların da bulunduğu alana Avrupalı Romantiklerin de desteğiyle Antik Yunan
Uygarlığı adını vererek sahip çıkmışlar ve söz konusu kültüre geçmişlerini dayandırmışlardır. Her ne kadar
Antik Yunan Uygarlığı söz konusu olduğunda, tek bir uygarlıktan bahsediliyor gibi görünse de, aslında çok
sayıda farklı uygarlığın, belki de tartışmalı bir şekilde, tek bir isim altında sınıflandırılması söz konusudur.
Bu uygarlıkların, özellikle Batı Anadolu’da ve Trakya’da yer alan Lidya, Frigya, İyon, Efes vb. gibi
uygarlıkların sadece günümüzde kabul edilen ve Batı tarafından kalıplaştırılmış, sahiplenmeci Yunan
kültüründen oluştuğunu söylemek tam olarak doğru değildir. Özellikle Romantik Batılı yazarlar,
Anadolu’daki birçok uygarlığı da Antik Yunan adı altında ele alırlar. Ancak, söz konusu uygarlık ve
kültürlerin ilk başlarda Yunanlar tarafından ne kadar az özümsendiği de ünlü tarihçi Hobsbawn tarafından
sorgulanır bir durumdur:
Hobsbawn, 19. yüzyılın başında Yunan milliyetçiliğinin okuryazar savunucuları
ve örgütleyicilerinin, Yunanistan hayranlarının coşkusunu uyandıran Antik
Helen’in şanlı geçmiş düşüncesinden esinlendiklerini, fakat bağımsız milli
devlet oluşumu uğruna silaha sarılan gerçek Yunanlıların, eski Yunanca
konuşamamakta olduğunu söyler. Yazıp kullandıkları dilin çağdaş yunanca
olması, yani antik Helen’e sarılan Yunanlıların aslında Pericles, Aeschylus,
Euripides ve antik Isparta ile Atina devletlerinin zaferlerinden çok az şey
anlamaları ve kendi devirleriyle bir ilinti kuramamaları bunun bir göstergesidir
(Hobsbawn, 1995, s.85, Akt. Acar, 2019, s.46).
Halikarnas Balıkçısı “Ege Bölgesinin bir kısım efsaneleri Yunanistan‟a, ama çoğu Anadolu‟ya aittir. Bu efsanelerin
hepsi Yunanistan‟a mal edilmiştir”(Halikarnas Balıkçısı, 2020, s.12) diyerek bizim de çalışmamızda ele
alacağımız bu sorunsalı tespit etmiş ve çalışmamızın konusunu oluşturmuştur. Burada Halikarnas
Balıkçısı’nı örnek vermemizin nedeni de, M.de Guérin’in La Bacchante-Bakkha adlı eserinde Anadolu’ya dair
mitlerden, Tanrı ve Tanrıçalardan bahsetmesi, ancak bu mitlerin Anadolu’ya ait olduğunu söylememesi,
vurgulamaması, üstünde durmamasıdır. M.de Guérin, ele aldığı mitleri, Tanrı ve Tanrıçaları sadece Antik
Yunan Uygarlığı’nın bir parçası olarak betimlemektedir.
Çalışmamızın konusu, Romantik yazar ve sanatçılar ile Antik Yunan kültüründen etkilenen, Fransa’da
düzyazı şiirinin öncülerinden olarak kabul edilen 1810-1839 yılları arasında yaşamış ve kısacık ömrüne
değerli eserler sığdıran Maurice de Guérin’in La Bacchante isimli düzyazı şiirinde yazarın açıkça belirtmediği
ancak eserde izlerini taşıyan Anadolu kültürünün de varlığından söz etmek ve bu kültürün yansımalarının
incelenmesidir. Her ne kadar M.de Guérin, bu eseri sadece Antik Yunan çerçevesinde kaleme almış olsa
da, konunun özü Anadolu ve Trakya kültürlerinden de önemli izler taşımaktadır. Trakya ve Anadolu’nun
parçası olan mitleri, Antik Yunan’ın çatısı altında ele alan M.de Guérin, Romantikler ile aynı görüşü
paylaşmaktadır. Aslında, Halikarnas Balıkçısı’nın da sözünü ettiği ve eserde de göreceğimiz gibi, söz
konusu efsaneler, Tanrılar, Tanrıçalar her iki kültürde de önemli bir yer tutmaktadır. Dolayısıyla, bir
kültürün diğerine üstünlüğünden söz etmek değildir amacımız. Bu çalışmada söz konusu olan bir
karşılaştırma denemesi değil, Euripides’in Bakkhalar oyunu ile M.de Guérin’in La Bacchante isimli düzyazı
şiirinde yer alan kültürel yapıya dair edebi yaklaşımı incelemektir. Söz konusu eserleri detaylı incelemeden
önce, Dionisos’un kökenine ve kültürlerarası etkileşime dair bazı tespitlere dayanmak M.de Guérin’in La
Bacchante- Bakkha adlı eserini daha derinlikli anlamak açısından büyük önem arz etmektedir.
2. Dionisos: Anadolu’nun Son Olympos Tanrısı
Tanrı Dionisos’un dünyaya gelişine dair farklı efsaneler/ görüşler vardır. Bunun sebebi de Dionisos
efsanesinin birçok medeniyette mevcut olmasıdır:
Bütün mitologların da itiraf ettiği gibi, Dionisos tam bir Hellen tanrısı sayılmaz.
Olympos’a en son gelen bu tanrı değişik kaynaklardan çıkmış birçok efsaneyi
kendinde topladı. Dionisos adını taşıyan ve taşımayan birçok tanrıyı bir tanrıya
indirgemiş olan Dionisos dininde bütün efsanelerin izleri görülmektedir.
Maurice de Guérin’in La Bacchante Adlı Eserinde Bakkhalar, Dionisos ve Anadolu Kültürüne Dair Bir İnceleme
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 46 / 2021
318
Girit’te, Mısır’da, Trakya’da ve Thebai’de muhtelif zamanlarda beş Dionisos’un
doğmuş olduğu sanılıyor (Euripides, 2014, s. ix).
Thebai efsanesine göre, Olympos Tanrısı Zeus, Thebai’nin kurucusu Kadmos’un Semele’ye aşık
olur. Ancak Zeus’un karısı Hera bu birlikteliği kıskanır ve Semele’ye bir oyun kurar. Yaşlı bir kadın kılığına
giren Hera, Semele’ye yaklaşarak Semele’ye Zeus’un kendisini göstermesini ister. Zeus, bu isteği üzerine
Semele’yi yıldırımlarıyla yakar ve Semele ölür, ancak Semele hamiledir; Zeus, Dionisos’u Semele’den alarak
baldırında saklar ve böylece Dionisos Zeus’un baldırından doğar. Zeus, Dionisos’u Trakya’da bulunan
Nysa Dağı’ndaki üzüm bağlarının arasında yaşayan nymphalar ile naidelere, su perilerine teslim eder ve
Dionisos burada üzüm bağları arasında büyür. “... şarapla insanın damarlarına geçerek onu coşturur, ruh ve beden
kudretini son haddine götürür” (Euripides, 2014, s. xi). Dionisos nymphalarla birlikte Küçük Asya’yı bir diğer
deyişle Anadolu’yu gezer. Nypmhalar onu artık bir Tanrı olarak görmekte, ona törenler düzenlemekte ve
ibadet etmektedir:
Tanrı Dionisos (veya Bakkhos) daha çok şarap ve sarhoşluğu canlandırır. Ona
tapım da coşkun danslar, coşkun müzik, sarhoşluğa varan bir aşırılıktadır. Daha
çok gizli törenleri, coşkun törenlerinin sarhoşluğuyla bilinen Trakya’nın kaba
boyları içinden çıktığı sanılmaktadır. Dionisos aynı zamanda ağaçların da
tanrısıydı. Çok defa bir direk üzerine kolsuz bir örtü örtülür, sakallı bir baş,
sağından solundan yapraklı dallar, sarmaşıklı dallarla gösterilirdi. En çok da
sarmaşık ve incir ağacıyla ilintilidir (And, 2019, s.35).
Dionisos’un yeniden doğuşu, doğanın doğuşu, bir diğer deyişle, baharın gelişiyle özdeşleştirilmektedir.
Baharın gelişi, tarlaların bolluk ve bereketini arttırmak amacıyla Dionisos için törenler düzenlenmektedir.
Dionisos’un birçok farklı uygarlıkta önemli bir yer tutması Dionisos’un farklı ritüeller, törenler, ayinlerle
anılmasına yol açmıştır. Metin And’ın belirttiği gibi, “bu mevsimlik örnekler yalnız Yunan dramasında değil, fakat
eski Mısır, Mezopotamya, Suriye, Filistin, Hitit‟te de vardı” (And, 2019, s.17). Bunun yanı sıra, Girit Adası ve
Yunanistan’daki mitoslarda da Dionisos’un yeniden canlanmasına dair törenler karşımıza çıkmaktadır.
Dolayısıyla, Dionisos’a yapılan törenlerin geniş bir coğrafyaya yayıldığı ve bu durumun isminin
etimolojisine kadar yansıdığını söylemek de yerinde olacaktır. Bununla birlikte, Metin And, Dionisos’un
kökeninin Trakya’ya dayandığını ileri sürer: “Dionisos Trakya çıkınlıdır, annesi Trakya/Frigya Toprak Ana
Semele‟dir” (And, 2019, s.21).And, Anadolu’da ve Trakya’da bugün hala devam etmekte olan bazı
geleneklerin ve köy oyunlarının kaynağının Dionisos olduğunu öne sürmüştür. İnsanların Dionisos
törenlerinde giydikleri keçi/boğa postlarını tıpkı Dionisos ayinlerinde Dionisos’a ibadet eden Maenadların
giydiği giysilerle aynı olduğunu söylemektedir: Trakya’da ortaya çıkan Kalyori töreni Dionisos’u yeniden
canlandırmak için yapılan törenlerden biridir (And, 2019, s.39). Bu törenin en önemli özelliği, törene
katılanların keçi derisi giymesidir. Hatta, Metin And, “keçi derisi giymek, Dionisos olmanın ta kendisidir” (And,
2019, s.40) diyerek Dionisos’un mitolojide keçi ile bağlantısını vurgulamaktadır. Aynı zamanda,
Anadolu’da “Ölüp-Dirilme Konuluğu”, “Geyik Oyunu” ve “Ayna ile Eleusis Törenleri”, “Kız Kaçırma”
törenleri gibi farklı oyunların Dionisos ayinlerinden türediğini savunmaktadır. Elbette ki, And, Cumhuriyet
döneminden itibaren Anadolu’ya dair araştırmaları ve Dionisos gibi Anadolu Tanrılarına verilen önemin
Cumhuriyet ile birlikte arttığının altını çizmektedir:
Atatürk’ten beri bilinçli bir Anadolu sevgisi uyandı. Yalnız toprağına, köylüsüne
değil, onun fışkırttığı uygarlıklarına da duyulan, henüz ürkek, çekinik, fakat
soylu, anlamlı bir sevgi, aydınından gelen bir kucaklaşma isteği. Oysa Anadolu
köylüsü hanidir, aynı göğü, aynı görüsü, kuşları, yemişleri, ekinleriyle yalnız
toprağıyla değil onun bu uygarlıklarıyla da sıkı fıkı olmuş. Evi, tarlası onların
tapınaklarının, oyun yerlerinin, birleşme evlerinin dizi dibinde, boy boy, rık,
sağlam, çeşitli yüzlü tanrılarıyla yadırgamaksızın senli benli, onlardan kendisine
kalmış taş tekneye öteberisini koyuyor, sunak taşını malı gibi kullanıyor (And,
2019, s.13).
Dionisos’un etimolojik yapısına bakacak olursak, sözü Halikarnas Balıkçısı’na bırakmak yerinde
olacaktır. Dionisos veya Bakkhos tek bir dilde bir anlam ifade etmemektedir; her dilde farklı anlamlar taşır.
Bu da kültürlerin birleşmesinin ve kültürlerarası etkileşimin sonucu olarak düşünülebilir: “Asma ve şarap
Maurice de Guérin’in La Bacchante Adlı Eserinde Bakkhalar, Dionisos ve Anadolu Kültürüne Dair Bir İnceleme
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 46 / 2021
319
Tanrısı Dionisos (Trako-Frig dilinde „dio‟ gök demektir. Bu sözcükten şarap Tanrısına o dilde „dionis‟ dendi. Grekçe
Dionisos‟a çevrildi. Bakkhos Anadolulu Lydia dilinden adıdır. Etrüskçe adı „Fuflun‟dur)” (Halikarnas Balıkçısı, 2020,
s.90). Etimolojiye ilişkin bu açıklamalara karşın, Halikarnas Balıkçısı başka bir yazısında Dionisos’un
Grekçe olduğunu söyler:
Bakkhos’un Grekçe adı Dionisos’tur. Ama bu sözün de ne anlama geldiği
bilinmiyor. İki kez doğmuş anlamına gelebilir, çünkü Grek mitolojisinde
Bakkhos anası Semele’nin rahminden alınarak Zeus’un baldırına ılanıyor, o
baldırdan doğuyor. Hem anasından, hem de Zeus’un baldırından doğmuş
olduğuna göre iki kez doğmuş sayılıyor. Dionisos adı Nisa Dağı’nın Işık Tanrısı
anlamına da gelir. Anadolu’da üç Nyssas, Trakya’da üç Nisias, Musul’da bir
Nysa ve Arabistan’da bir Nisia kenti vardı (Halikarnas Balıkçısı, 2017, s.65).
Halikarnas Balıkçısı bir başka yazısında, “Orta Anadolu‟da Dionisos‟un bir adı da „Melanoaigis‟yani kara keçi
idi”(Halikarnas Balıkçısı, 2017, s.19) tespitinde bulunur. Görüldüğü gibi, Tanrı Dionisos-Bakkhos’un
etimolojik anlamı dahi Yunanca’nın ötesine uzanır, farklı dillerde farklı anlamlara gelmektedir. Bir anlamı
Trako-Frig dilinde “gök” olan, bir anlamı eski Yunanca’da “iki kez doğan” olan Tanrı Dionisos, isminde
Batı Anadolu, Trakya ve eski Yunan kültürlerini hatta daha eski uygarlıkların kültürlerini bir arada
bulundurmaktadır. Dionisos’un etimolojik kökeni yanı sıra, Halikarnas Balıkçısı Bakkhos sözcüğünün de
etimolojisini ele almış ve Bakkhos’un Yunanca olmadığını, tıpkı Dionisos gibi karmaşık bir kültür ürünü
olduğunu vurgulamıştır:
Bakkhos sözü Grekçe değildir. Hint-Avrupai bir dilden de alınma değildir.
Kelimenin yapısı Hint-Avrupa dillerinin hiçbirine uymaz, hiçbir köküne
bağlanamaz. Son yıllarda iki dilde yazılmış bir kitabede, yani hem Lidya, hem de
İyon dilinde taşa oyulmuş olarak bulundu. Lidyacası: Bakkıfalis, İyoncası da
Dionysikles. Böylece Şarap Tanrısının İyoncasıyla Lidyacası anlaşıldı. Bakkhos
Şarap Tanrısının Lidyacasıdır. Bundan başka Ana Tanrıçanın Anadolu’daki
papazlarına da Bakelos deniyordu (Halikarnas Balıkçısı, 2017, s.64).
Kuşkusuz tüm bu örnekler Dionisos’un Küçük Asya
1
’da önemli bir yere sahip olduğunu açıkça
göstermektedir. Nietzsche’nin belirttiği gibi, Dionisos’a adanan ayinler birçok uygarlıkta hatta Ortaçağ
Almanya’sında dahi görülmektedir, aynı zamanda Dionisos’a inanan Bakkhalar’ın yeri bu uygarlıklarda
Dionisos kadar özeldir. Nitekim, doğanın yeniden canlanması hem Asya’da hem de Avrupa’da coşkuyla
karşılanır. Nietzsche’ye dayanarak bizim de altını özellikle çizmek istediğimiz nokta Dionisos ayinlerinin
Antik Yunan’dan da önce var olduğudur:
Ya kadim insanların ve halkların ilahilerde sözünü ettikleri uyuşturucu içkinin
etkisiyle, ya da tüm doğaya zevkle nüfuz eden ilkbaharın muazzam yakınlaşması
sayesinde uyanır Dionisosça heyecanlar; bu heyecanların artışıyla, öznel olan
tam bir kendini unutmuşluk içinde yitip gider. Ortaçağ Almanya’sında da aynı
Dionisosçu gücün etkisinde sayıları giderek artan kalabalıklar, şarkı söyleyerek
ve dans ederek bir yerden bir yere dolaşıp dururlardı: bu Sankt-Johann ve
Sankt-Veit dansçılarında Yunanlıların, geçmişleri Küçük Asya’ya, Babil’e ve
Sakae orjilerine dayanan Bakkha korolarını görüyoruz (Nietzsche, 2010, s.21).
Görüldüğü gibi, Dionisos’un, Helen tanrısından çok Anadolu tanrısı olduğu birçok yazıda
vurgulanmaktadır. Azra Erhat da bir Olympos Tanrısının bu kadar çok isimle anılmayacağını söyler (Erhat,
2010, s.93). Bu açıdan Dionisos’u Yunan Tanrısı olarak gören Batılı Romantik aydınlar Yunan
milliyetçiliğini destekleyen bakışı benimsemiş ve eserlerinde konuyu bu çerçeveden işlemişlerdir.
Dionisos’un Antik Yunan’a kabul edilmesi İ.Ö.7. yüzyıl olarak bilinmektedir ve Olympos’un son Tanrısı
olur. Tanrı Dionisos için “dithyrambos” törenleri düzenlenir ki bu da tiyatronun doğuşunu/tragedyanın
doğuşunu ortaya koymaktadır.Bir başka deyişle, Antik Yunan Tragedyalarının kökenleri bu törenlerde
yatmaktadır. Ancak, Anadolu’daki Dionisos varlığı çok daha önceden bilinmektedir. Bu doğrultudan yola
çıkarsak,başlığımızda da belirttiğimiz gibi, Dionisos Olympos’a kabul edilen Anadolu’nun ilk ve son
Tanrısıdır. M.de Guérin’in eserinde Dionisos’un, Dionisos ayinlerinin, Anadolu Tanrı/Tanrıçalarını nasıl
1
Anadolu
Maurice de Guérin’in La Bacchante Adlı Eserinde Bakkhalar, Dionisos ve Anadolu Kültürüne Dair Bir İnceleme
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 46 / 2021
320
ele aldığına ve bunları Antik Yunan çatısı altında nasıl birleştirdiğine ve Romantiklerde olan Antik Yunan
hayranlığının M.de Guérin’de nasıl ortaya çıktığı bir sonraki bölümümüzün konusunu oluşturacaktır.
3. M. de Guérin’in
Bakkha
’sı: Anadolu Portresi
Sabahattin Eyüboğlu, Euripides’in Bakkhalar oyununa yazdığı önsözünde Batılı yazarların neden
Dionisos’a yakınlık duyduğunu aşağıdaki cümlelerle açıklamaktadır. M. de Guérin’in Dionisos’a olan
hayranlığı bu cümlelerde yatmaktadır:
Dionisos, ruhunu ve zekasını doğayla doyuran yeni insanlığa en yakın gelen
tanrıdır. Hıristiyanlık, Avrupalıların Dionisos’u kendi tanrıları gibi sevmelerine
mani olmamıştır. Bugün bile hala doğayı öven her türlü sanat eserinde
Dionisos’un kudretli nefesi hissedilir. Topraktan fışkıran hayat, her Batılı şaire
Dionisos’u hatırlatır (Euripides, 2014, v).
Maurice de Guérin’in Yunan kültürüne duyduğu ilgi genç yaşlarda başlamış ve eski Yunanca
öğrenmiştir: “Maurice, Stanislas Lisesi‟nde yunanca öğrenmeye ve Platon, Aristoteles, Plutarkos ve Samsatlı Lukianos‟u
çevirmeye koyulur. Yunan diline aşık olur. [...] Daha sonra M.de Guérin, romantik tadı, Antik Yunan‟a duyduğu
coşkuyla birleştirir” (Gabaude, 1994, ss.123-124). Antik Yunan’a duyduğu coşkunun neticesi olarak, M. de
Guérin, Antik Yunan’a dair iki düzyazı şiiri kaleme almıştır: le Centaure (Sentor) ve la Bacchante (Bakkha).Le
Centaure, M. de Guérin’in ölümünden bir yıl sonra 1840’ta, George Sand tarafından La Revue des deux
mondes’ da yayımlanır. “Bakkha düzyazı şiiri Sentor‟un kadın versiyonudur. Bu metinde, Homeros‟tan, Hesidos‟tan ve
Ovidius‟tan beri devam eden edebi gelenek sürdürülür. Onların geleneğinde, Romalılarda Bakkhos olarak adlandırılan
Dionisos törenleri yer almaktadır” (“Exposition: Bacchantes, Archives”, 2011). Her ne kadar Maurice de
Guérin’in yaşadığı dönemin hakim akımı romantizm olsa da, M.de Guérin’i tam olarak bir romantik ya da
başka bir akımın temsilcisi olarak nitelendirmek mümkün değildir Yine de doğaya duyduğu hayranlığın onu
preromantik anlayışa dahil ettiğini söylemek yanlış olmaz(“Exposition: Bacchantes, Archives”, 2011).
M. de Guérin, Bakkha isimli düzyazı şiirini yazarken kuşkusuz Antik Yunan tragedya yazarı Euripides’in
Bakkhalar’ından esinlenmiştir. Bu eseri kaleme almadan önce, M. de Guérin, Euripides üzerine çalışmalar
yapmıştır: “1834 Şubat‟ında, Revue Européenne‟e „Yunan Tragedyaları üzerine felsefi ve şiirsel bir inceleme‟ ve
Euripides‟in Hekabe oyunundan kesitler çevirmiş ve değerlendirmeler yapmıştır” (Gabaude, 1994, s.123). Eserin
konusuna bakılacak olursa, Maurice de Guérin, Bakkha adlı eserinde Bakkhalar’a katılan en genç
Bakkha’nın gözünden doğa ve Dionisos ayinlerini anlatır; aynı zamanda bu genç Bakkha ile en yaşlı
Bakkha olan Aëllo’nun tanışması, Aëllo’nun tecrübeleri, bu tecrübelerin aktarılması düzyazı şiirinde
verilmektedir. En genç Bakkha, Anadolu beşiğinden geçmiş Dionisos ve Kybele’yi ve baharın doğuşunu
şiirsel bir şekilde dile getirir. Her ne kadar bu Tanrı ile Tanrıça Anadolu’nun bir parçası olsa da, M. de
Guérin eserinde onların Anadolu kültüründen geldiğini dile getirmez. Dönemin etkisiyle bu
Tanrı/Tanrıçaları Antik Yunan kültürünün bir parçası olarak gösterir, denebilir ki, dönemin akımına uyum
sağlar. Bununla birlikte, M. de Guérin’in tam tersine, Antik Yunan tragedya yazarı Euripides, Bakkhalar
eserinde, Dionisos ile Dionisos’a inanan, onu Tanrı olarak kabul eden Bakkhalar’ın ve Maenadların
Anadolu’dan geldiğini iddia eder ve Dionisos ilk tiradında Anadolu’dan geldiğini vurgular. Oyunda
Dionisos, Batı Anadolu’dan, Asya’dan, Arabistan’dan, nyanın farklı birçok yerinden kendisine
inananlarla birlikte Yunanistan’a gelme amacının kendisini Helenlere tanıtmak olduğunu söyler:
Ben Lidya’nın, Frigya’nın altın ovalarından geliyorum. İran’ın güneşten kavrulan
kırlarını, Baktra’nın uzun surlarını, Media’nın buzlarla örtülü topraklarını, saadet
diyarı Arabistan’ı, tuzlu denizin yılarında uzanan bütün Asya ülkesini,
barbarlarla Hellenlerin karışık yaşadığı, güzel hisarlarla süslü şehirleri dolaştım.
Dünya üzerinde bir tanrı gibi var olabilmek için oralarda korolarımı topladım,
dinimi, ayinlerimi öğrettim, şimdi kendimi Hellenlere tanıtmak istiyorum
(Euripides, 2014, ss.3-4.)
Bunun yanı sıra, oyunda didaskalide Dionisos’un sahneye girişinde, üstünde bir Lidya elbisesi olan
“bassara” ile girdiği yazılıdır. Daha ilk didaskalide ve ilk tiradda, Dionisos’un Batı Anadolu Uygarlığı’nı
temsil eden bir kostümle Anadolu’dan geldiği vurgulanmaktadır:
Maurice de Guérin’in La Bacchante Adlı Eserinde Bakkhalar, Dionisos ve Anadolu Kültürüne Dair Bir İnceleme
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 46 / 2021
321
“Dionisos: Çiçekli Tmolos
2
Dağı‟nı bilirsin elbet, adını duymuşsundur değil mi?
Pentheus: Bilirim, Sardların şehrini bir çember gibi kuşatır.
Dionisos: Ben oralıyım, vatanım Lidya‟dır” (Euripides, 2014, s.22).
Euripides’in anlatımını tam anlamıyla değerlendirmek için esere dair birkaç temel bilginin altının
çizilmesi zorunludur. Euripides’in son üçlemesi İphigenia Aulis‟te, Alkmon Korinthos‟ta ve Bakkhalar
olmuştur. Euripides Bakkhalar eserini yaklaşık olarak yetmiş üç yaşında, M.Ö. 408’de Yunanistan’dan ayrı
olan Makedonya kralı Arkhelaios’un sarayında kaleme almıştır. Bu dönemde Euripides, Antik Yunan’ın
tragedya anlayışından uzaklaşarak Dionisos’a farklı bir anlam yüklemiştir. Belki de bunun en büyük
sebeplerinden biri, Euripides’in bu eseri yazarken Atina’dan uzakta olmasıdır. Bakkhalar eserinde
Dionisos’u, ona inanan ve onun adına törenler düzenleyen Bakkhalar ile Dionisos’un Anadolu’dan
Thebai’ye gidişini anlatırken, Dionisos’un kendisine inanmayanları da nasıl cezalandırdığını dile
getirmektedir: Dionisos’un Tanrı olduğunu oyunun başında reddeden Pentheus’un trajik sonu anlatılır.
Euripides bu eseriyle, Dionisos’un annesi Semele’nin kentine, Thebai’ye intikam için geldiğini ve kendisini
bir Tanrı olarak nasıl kabul ettirdiğini anlatır: “Dionisos: Thebaililere Zeus‟un oğlunun bir tanrı olduğunu gösterip
anama sürdükleri lekeyi temizleyeceğim. Kadmos tacını tahtını, kızının oğlu Pentheus‟a bırakmış, Pentheus bana ayak
diriyor; beni tanrı sayıp adaklarına, dualarına karıştırmıyor. Ona da, Thebaililiere de bir tanrı olduğumu göstereceğim”
(Euripides, 2014, s.5).Her ne kadar Dionisos, Zeus’un oğlu olsa da, Olympos’ta Tanrılar katında kabul
edilmez, Pentheus da Dionisos’u Tanrı olarak görmeyenlerden biridir. Azra Erhat’ın da altını çizdiği üzere,
“Dionisos‟un doğudan geldiğini, Anadolu‟dan çıkıp Yunanistan'a güç bela girebildiğini efsane bağıra bağıra dile getirir.
Nietzsche'nin Yunan varlığına özgü en şaşırtıcı yapıtı saydığı tragedyayı bağışlayana kadar akla karayı seçmiştir bu tanrı”
(Erhat, 2010, s.60).
Oyunda kahin Teiresias, Semele’ye olan bağlılığını Pentheus’a anlatır. Dionisos’un Tanrı olarak kabul
edilmesinde Teiresias’a göre bir sorun yoktur, zira o Dionisos’un bir Tanrı olarak kabul edilmesinden
yanadır. Onun sayesinde sahip olduklarını Pentheus’a anlatır ve onunla alay edilmemesi gerektiğini
vurgular:
Teiresias: [...] Delikanlı, insanlar için en başta gelen iki tanrı vardır. Biri Tanrıça
Demeter yahut Toprak; ona dilediğin adı verebilirsin, insana tahılı veren odur.
Öteki de Semele’nin oğludur ve Demeter kadar kudretlidir: Üzüm suyunu bulup
insanlara veren odur. Bu içki dertlilerin dertlerini avutur, onu içenleri tanrı
uykuya kavuşturur, onlara günlük üzüntülerini unutturur.İnsanların dertlerine
başka deva yoktur. Bu tanrı, insanların tanrıları memnun etmek için içtikleri
şarabın kendisidir, bundan ötürü saadetimizi ona borçluyuz. Sen bu tanrının
Zeus’un baldırına dikilmesiyle eğleniyorsun, değil mi? (Euripides, 2014, s.15).
Dionisos’un anne tarafından kuzeni olan Pentheus, Dionisos’a inanmayı reddederek, Dionisos’a inanan
Bakkhalar’ı cezalandırmak ister. Ne var ki kendi annesi Agaue bile Dionisos’un yolundan giderek oğlu
Pentheus’u Dionisos’a kurban eder. Hikayeye göre, Agaue Dionisos ayininde kendinden geçmiştir;
“mania” halindedir, oğlunu parçalayıp öldürür, ancak bunu daha sonra inkar eder. Burada önemli olan
nokta, mitolojik hikayeden ziyade, Dionisos’un hem kendisini hem annesini Yunanlılara kabul ettirmesidir.
Dolayısıyla oyunun sonunda kazanan Dionisos’tur, çünkü Tanrıdır; insanlar tarafından kabul edilse de
edilmese de Zeus ve Semele’nin oğludur. Bu oyunda, Euripides’in ele aldığı Dionisos Antik Yunan’a
kendini kabul ettirmeye gelen bir Anadolu Tanrı’sıdır;ancak M.de Guérin’in ele aldığı Dionisos, Antik
Yunan’da kabul edilmiş, adına törenler düzenlenen, oyunlar oynanan bir Antik Yunan Tanrısıdır. Elbette
ki, M.de Guérin’in Dionisos’u Euripides’in eserinde karşımıza çıkan Dionisos gibi, Anadolu’dan,
Trakya’dan gelen, kendinden geçen ve “Euhoi” sesleri çıkaran Bakkhalar’la beraber gezen Dionisos’un ta
kendisidir :
Frigler gördükleri köpüklü ve gürültülü çağlayanları, yaylarlarda otlayan
boğaların böğürmelerini, ormanlarda rüzgarın çıkardığı garip sesleri Dionisos’un
sesleri ve çağrışları diye aldılar ve ormanlık dağlarda delice sıçrayıp dolaşan bir
tanrı tasarladılar. İşte din bu tasavvuru benimsedi. İnsanların tanrıları hoşnut
etmek için buldukları en iyi çare, onları, çlerinin yettiği kadar taklit etmek,
2
Manisa sınırları içerisindeki Bozdağ.
Maurice de Guérin’in La Bacchante Adlı Eserinde Bakkhalar, Dionisos ve Anadolu Kültürüne Dair Bir İnceleme
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 46 / 2021
322
hayatlarını onların hayatına uydurmak olmuştur. Nitekim Trakyalılar da
Dionisos’un tanrısal çılgınlığına varmak istemişler ve dağlarda, göze
görünmeyen bu tanrının ardından koşmuşlardır...Bu dinin vaat ettiği sonuç,
doğunun her zaman, uzvi ve ruhi türlü çarelerle aradığı sonuçtur: Tanrısal bir
çılgınlık, bedenden ayrılan ruhu tanrıya kavuşturan bir kendinden geçme.
Bakkhalar bize Dionisos dinindeki bu çılgınlığın sadık bir tablosunu
vermektedir. Fakat Euripides yalnız Trakya efsanelerini ve ibadet şekillerini
vermekle kalmamıştır. Onun anlattığı Dionisos’un birçok cephesi vardır. Bu
tanrı yalnız yüksek dağların coşkun tanrısı değil, Mısır Dionisos’u Osiris gibi de
sakin, vakur, esrarlı, barışçı bir tanrıdır: Tarımı, sanatları ve uygarlığı korur.
Euripides’in Bakkhos’u, Girit Dionisos’u gibi şarabı bulan tanrıdır (Euripides,
2014, s. ix,x, dipnot.)
Buna ek olarak, Dionisos, dansla beraber müziğin de Frig uygarlığından geldiğini söyler: “Frigya‟dan
getirdiğimiz davulları, anamız Rea ile benim için icat edilmiş davulları, Pentheus‟un sarayını dört bir yanından sarın;
Kadmos‟un şehri davul sesleriyle dolsun” (Euripides, 2014, s.6). Lidya, Frigya gibi Batı Anadolu uygarlıklar
bugün Antik Yunan Uygarlığı altında tek bir çatıda toplanmış görünüyorsa da, hepsi ayrı ayrı birer
uygarlıktır ve Euripides Dionisos aracılığıyla aslında bunun altını çizmektedir. Görüldüğü gibi, büyük
Yunan tragedya yazarının yaşadığı dönemde dahi Dionisos’un, Anadolu’nun bereketli topraklarından
geldiği vurgulanmaktadır. Euripides bu vurguyu aynı zamanda “Dionisos‟un ardından, Asya‟dan getirdiği
Mainadlar girer” (Euripides, 2014, s.4) cümlesiyle yapar ve Dionisos’un kendisine inananların da Asyalı
kadınlar olduğunu vurgular.
Euripides’in aksine, M. de Guérin, Dionisos’un Olympos’a kabul edilmediği dönemi ele almaz; şiirinde
Dionisos bir Olympos tanrısıdır ve Bakkhalar’ın Antik Yunan topraklarında Dionisos’a ibadet etmesi
oldukça olağandır, Euripides’in tragedyasının tersine. Dolayısıyla, M. de Guérin, Dionisos’un kökenine
değinmeden, Dionisos’u bir Antik Yunan Tanrısı olarak ele almıştır. Aynı zamanda, M.de Guérin’in
eserinde, Euripides’in eserinde karşımıza çıkan karakterler yer almamaktadır; bu eserde sadece bir
bakkhanın Dionisos, Bakhhalar, Kybele’ye dair anlatlar bulunmaktadır. Euripides’in Bakkhalar’ından yola
çıkarak yazdığı Bakkha isimli düzyazı şiirinde, M. de Guérin en genç Bakkha’nın kendisini tanıtmasıyla
şiirine başlamaktadır. Euripides’in Bakkhalar adlı eserinde de Dionisos kendisini tanıtarak başlar, burada
Dionisos’a inanan bir Bakkha’nın kendisini tanıtmasıyla düzyazı şiir başlamaktadır. Her ne kadar bu
düzyazı şiir konu olarak tiyatro oyunundan farklı bir çizgideyse de, M. de Guérin şiirin girişi için
Euripides’in tarzını benimsemiştir: “ Kitharion
3
Dağı‟nda yetişmiş en genç Bakkha‟yım. Korolar beni henüz tepeye
götürmedi, çünkü kutsal ayinler için henüz gençtim ve törenlerdeki harekete dahil olmam için gereken zamanı
tamamlamamı buyuruldu”
4
(M. de Guérin, 1929, s.21).
Genç Bakkha, Dionisos’a olan hayranlığını dile getirir, tıpkı Euripides’in Bakkhalar eserinde Dionisos
ayinleri sırasında kendinden geçen Bakkhalar gibi, Dionisos’un tanrısallığına kendini kaptırmıştır: “Bakkhos,
sonsuz gençlik, yetkin Tanrı, her yerde hazır ve nazır, eskiden beri göğsümde senin izlerini taşıdım ve onları senin
tanrısallığına adamak için özenle bir araya getirdim” (M. de Guérin, 1929, s.22). Kuşkusuz, Bakkha’nın
Dionisos’u genç olarak tanımlamasında da kültürel bir ayrıntı vardır. Antik Yunan etkisinde kalan M. de
Guérin’in bu şiirinde Dionisos, “hellenleşmiş” bir şekilde karşımıza çıkar. Bu ayrımı belirtmemizin sebebi
de, Sabahattin Eyüboğlu’nun da altını çizdiği üzere, Dionisos, Trakya’da yaşlı sakallı bir tanrı olarak
bilinirken Antik Yunan’da genç, yakışıklı ve uzun saçlı bir Tanrı olarak görülmesidir (Euripides, 2014, s.14.
ç.n.)
Dionisos ayinlerini gerçekleştiren Bakkhalar’ı ele alan Maurice de Guérin, doğa sevgisini Antik Yunan
kültürüyle birleştirmiştir. Bu noktada, doğa teması, Dionisos ile özdeşleşen yeniden ölüp dirilme motifi ile
doğrudan ilgilidir. Bakkha da, doğanın canlanmasını, yeniden doğuşunu anlatır. Sadece Antik Yunan’da
değil, Metin And’ın belirttiği gibi, ölüp-dirilme motifi Anadolu’da sıklıkla karşımıza çıkan bir motiftir.
3
Kitheron dağı, Atina’ya yakın bir dağdır. Euripides’in Bakkhalar eserinde karşımıza çıkar. Dionysos, Thebai’deki bütün kadınları,
Pentheus’tan öç almak için buraya toplar.
4
Söz konusu esere ait çeviriler makale yazarı tarafından yapılmıştır.
Maurice de Guérin’in La Bacchante Adlı Eserinde Bakkhalar, Dionisos ve Anadolu Kültürüne Dair Bir İnceleme
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 46 / 2021
323
Eserden örnek verecek olursak, Bakkha bir yaz gününü Dionisos ayinlerini yaptıkları yerde geçirir: “Bütün
bir yazı, Pangaion Dağı‟nda
5
geçirmiştim. Her yıl bildiğim gizli ataklar, doğanın yaklaşan neşesi, kırsalın güzelliği beni
dağların yamacına çıkmaya çağırıyor” (M. de Guérin, 1929, s.23). M.de Guérin’in içinde bulunduğu
preromantik dönem düşünüldüğünde, M. de Guérin’in Byron’dan etkilenerek ele aldığı Antik Yunan’da
doğa teması belirgin bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar M.de Guérin ayinleri Pangaion Dağı
ile, Yunan kültürü ile özdeşleştirse de, George Thomson’ın da belirttiği üzere, “Trakya her zaman Dionisos
tapımının bir merkezi olmuştur” (Thomson, 1990, s.182). Bu noktadan hareketle, Thomson da Dionisos’un
Trakya tanrısı olduğunu vurgulamaktadır.
Sadece Dionisos değil, Anadolu’nun bereket tanrıçası Kybele de, M. de Guérin’in eserinde karşımıza
çıkar, öyle ki Bakkhalar’ın gözünde Kybele önemli bir yere sahiptir. Aslında Halikarnas Balıkçısı
Kybele’nin bir anlamının da Bakkha anlamına gelen Mainadlar olduğunu söylemektedir (Halikarnas
Balıkçısı, 2017, s.74). Diğer bir açıdan ise, doğanın yeniden doğuşu, yeniden canlanışı Dionisos ayinlerinde
olduğu gibi Kybele törenlerinde de karşımıza çıkmaktadır. Bu da bir bakıma Anadolu’daki ölüp-dirilme
motifiyle bağlantılıdır: “Toprak, bereket efsanelerinin hemen hepsinde görülen bu ölme-dirilme motifi, Kybele kültünde
birtakım vecit, kendinden geçme ve esrime hallerine karışmakta ve Ana Tanrıça tapımının özünde olan bir çeşit kurban
töreniyle gerçekleşmektedir” (Erhat, 2020, s.185). Bu açıdan, M. de Guérin, doğaya olan, doğanın uyanışına
olan hayranlığını bereket tanrıçası Kybele ile pekiştirmiştir: “Bakkhos, Olympos‟un en uç noktasına kadar
hükmeder. Kybele‟nin etrafında çalınan pirinç çanda sesi yankılanır ve şarkılarında tanrı kuşaklarının tüm tarihini
toprağın nemli bağrına, sınırsız gecenin kalbine ya da nice ölümsüzü besleyen okyanusa sürükleyen musaların/esin
perilerinin şarkılarına yön verir” (M. de Guérin, 1929, s. 32).
M.de Guérin, Antik Yunan’a duyduğu hayranlığı nedeniyle sadece Dionisos ve Kybele’yi ele almamış,
Antik Yunan’ın Tanrı ve Tanrıçaları’nın mitolojik hikayelerine de yer vermiştir. En genç Bakkha, en yaşlı
Bakkha olan Aëllo’yu ve onun tecrübeleri aracılığıyla Tanrıları anlatır. İlk önce en yaşlı Bakkha, Aëllo’yu
tanıtır. Rüzgarların en çok eseni Aëllo, yeraltı dünyasının bekçisi Tayfun’un ve Trakya dağlarında gezen bir
annenin kızı ve nymphalar tarafından yetiştirilmiş olarak anlatılır şiirde (M.de Guérin, 1929,
s.24).Dolayısıyla, Aëllo’nun Dionisos’a bağlılığı da nymphalardan gelmektedir. M. de Guérin, Mora
yarımadasında yer alan Arkadya uygarlığından da bahsetmektedir. Örneğin, Keçi Tanrı Pan, sadece
Arkadya’da değil, Antik Yunan kültüründe de önemli bir yere sahiptir (M. de Guérin, 1929, s.27).
Eserde başka bir Arkadya örneği olarak, M.de Guérin’in, Arkadya Kralı Lykaon’un kızı Callisto’nun
hikayesine yer vermesidir. Mitolojide oldukça iyi bilinen bir hikaye olarak, Hera’nın Callisto ’yu kıskandığı
sahne birebir anlatılmaktadır. Bu da M.de Guérin’in Antik Yunan’a dair bilgisinin ne kadar derin olduğunu
göstermektedir. Callisto’nun hikayesinde aynı zamanda Kybele’nin varlığı görülmektedir :
Hera’nın kıskançlığıyla vahşi bir forma bürünen Callisto, uzun zaman çöllerde
dolaştı. Ama bir zamanlar onu sevmiş olan Zeus onu ormanlardan
aldı/kurtardı, onu yıldızlara ortak etti ve kaderini kimsenin bozamayacağı bir
huzura ulaştırdı. Cevherleri, tanrıları ve ölümlüleri Kybele’nin bağrına
serpiştiren karanlık göğün derinliklerine yerleştirdi Callisto’yu (M. de Guérin,
1929, s. 36).
Bir başka örnek ise Aëllo’nun en genç Bakkha’ya nymphaların kim olduklarını ve ne yaptıklarını
anlatmasıdır.Anlatıya göre, coşkun bir kalabalık, ormanlarda hüküm sürmektedir: “Ormanlarda hüküm süren
nymphalar, dedi Aëllo, ormanın kıyısında, hoş kokuları veya şarkıları canlandırmayı severler ki yolcu yolunu keser ve
onları inziva yerinin en belirsiz noktasına kadar takip etmek için yönelir” (M. de Guérin, 1929, s. 27).Nymphalar,
bize Euripides’in Bakkhalar eserindeki ayini hatırlatır. Bu da bizi Anadolu’daki Bakkha ayinleri sahnesine
götürür.Görüldüğü üzere, nymphalar, yoldan geçen herhangi birini Dionisos ayinine davet etmek için
çeşitli yöntemler uygulamaktadır. Bakkha ayinlerinde kendinden geçme, sarhoş olma gibi insana özgü
özellikler gözlemlenmektedir. Dağlarda gezinen bakkhaların arayışı, kendinden geçme durumları eserde sık
sık karşımıza çıkmaktadır. Kendilerinden geçen Bakkhalar, Tanrı Dionysos ile bütünleştiklerini
düşünmektedirler: “Bakkhos hayatta sevincin çıldırtıcı Tanrısıdır. Bu dinde kadınlı erkekli alaylar dansla, çalgıyla,
Tanrı‟nın adını çağıra çağıra, Tanrısal bir çılgınlık içinde kendilerinden geçerek Tanrı‟yla birleşirler. Bakkhalar böylece
birer Bakkhos olurlar. [...] Her kişi evrensel yaşama sevincinin ve coşkusunun bir kısmıdır Bakhhos dininde”
5
Pangaion Dağı, Yunanistan’da bulunan Kavala ili sınırları içerisindeki bir dağdır. Dionysos ayinleriyle özdeşleşmiştir.
Maurice de Guérin’in La Bacchante Adlı Eserinde Bakkhalar, Dionisos ve Anadolu Kültürüne Dair Bir İnceleme
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 46 / 2021
324
(Halikarnas Balıkçısı, 2017, s.66). Neticede, en genç Bakkha’nın bahsettiği gibi Dionisos törenlerinde dans
vardır. Halikarnas Balıkçısı’na göre bu hareket halidir, diğer bir deyişle, “dans dionisyak bir haldir”
(Halikarnas Balıkçısı, 2017, s.32). Dionisos törenlerinde kendinden geçme, sarhoş olma, neredeyse kendini
unutmaya kadar gider. Söz konusu ayinlerde insanın bedenen mahkum kaldığı bu dünyada, ruhen başka bir
kaçış, bir anlamda esrime deneyimlemektedir. Bu esrime durumu da, kişilerin kendi içlerindeki gerçek kişiyi
ortaya çıkarmaktadır:
İnsan hayatın kaynağındaki kudretlere nasıl ulaşabilir, ruhunu onlarla nasıl
kaynaştırabilirdi? Yapılacak şeyler şunlardı: Kendimizi, coşmak, taşmak ve
sevmek yoluyla temizlemek, ruhumuzdaki ilkel, kaba ve vahşi kaynaklara
dönmek, doğadan uzaklaştıran aklı bırakarak, doğayla birleştiren çılgınlığa
(kendini kaybetmeye) yükselmek, katışık, yani ölümlü olan her şeyden
soyunmak, günlük dertlerimizi unutarak hayalimizle dünyanın sonsuz aşkına,
sınırsız geleceğine katılmak. Böylece insan, ezel şarabıyla sarhoş olarak hayatını
ve ruhunu bedeni aşan hamleye, dünyayı aydınlatan sezişe terk etmiş, dünyaların
ve tanrıların ebedi cümbüşüne girmiş oluyordu (Euripides, 2014, s. xvi).
Eserin sonunda, en genç Bakkha’nın anlatımı aracılığıyla öğreniyoruz ki, Aëllo tarafından yetiştirilen
bakkhalar artık kırsala dağılmaya ve Tanrılara, özellikle de Dionisos’a ibadete hazırdır. Bakkhaları
yetiştirmiş olan Aëllo, Dionisos öğretilerini Bakkhalar aracılığıyla yayacaktır:“Böylece, her Bakkha doğuştan belli
olan bir kaderi izlerdi. Aëllo, tepelerin doruğunda göründü ve uzun süre başını Toprağın göğsüne dayadı; Amithaon‟un
oğlu Melampus gibi, gelincik desenli bir yılanın şakaklarına düğümlenmesini bekler gibiydi” (M. de Guérin, 1929, s.
39). M. de Guérin’in son olarak kahin Melampus’tan bahsetmesinin en önemli nedenlerinden birisi de
Melampus'un Dionisos’u Yunanistan’a tanıtan kişi olmasıdır.. Aynı zamanda, bu eserde yılan figürünün de
önemli ve olumlu bir anlamı olması nedeniyle Melampus örneklendirilmiştir. Zira, Melampus’un yılanlarla
ve diğer hayvanlarla iyi anlaştığı bilinmektedir. Bunun da sebebi, Azra Erhat’a göre, Melampus “Çocukken
ölü bir yılan bulmuş, bir insan ölüsü gibi almış onu bir odun yığınının üstüne koyarak yakmış ve cenaze törenini yapmış,
sonra da yavrulannı büyütmüş.Yılanlar da şükran borcu olarak gözlerini, kulaklarını yalayıp arındırmışlar, böylece görme
ve işitme yetisi öbür insanlarınkinden çok üstün olmuş” (Erhat, 2010, s.201). Bununla birlikte, Melampus’un
kimliği ve Dionisos’u Yunanistan’a tanıtması da M.de Guérin’in ele aldığı bir konu olmamıştır.
Şiirin sonunda, genç bakkhanın ölüme doğru gidişi tasvir edilir. Aëllo’nun öğretilerine rağmen hala
tanrının varlığını kabullenemeyen genç Bakkha, ancak ölüm esnasında Dionisos’u tanıyacak, kabul
edecektir. Bu genç bakkhayı bir yılan ısırır ve hayatı son bulur. Buna bağlı olarak da belirtmek gerekir ki,
yılan figürü hem Anadolu’da hem Antik Yunan’da önemli bir yere sahiptir:“Dionisos dininde yılanlar yeraltı
hayatının bekçileriydi, toprağın altına giren ruhları koruyorlardı” (Euripides, 2014, s. 8). Dionisos ile bağlantılı
olarak düşünüldüğünde, yılanın genç bakkhayı ısırması aslında Dionisos’un varlığını, Tanrı’nın bu genç
bakkhayı korumasını işaret eder :
Tanrıyı hala tanımayan ben gelişigüzel kırlarda koşuyordum, kaçarken elimin
tutamadığı bir yılan vardı, bu yılan tüm bedenimde dolaşıyordu [...] Bakkhos’u
suçlayarak ve kendimi mahkum hissettiğim denizi düşünerek koşuyordum; ama
tanrı adımlarımı giderek tüketti. Düşerken huzur veren toprağa yakarıyordum, o
sırada yılan beni iyice sarmalayarak göğsümden soktu. Dikkatli ve bir Nysa
perisi gibi sukunetle, kollarımda Bakkhos’un çocukluğunu tutarak mağaralarda
kaldım ta ki, Aëllo’nun çığlığı gizlerin yaklaştığını haber verdi, gece gibi, kafasını
çevirip gölgeleri çağırmak için batıya yönelen önümüzdeki Bakkha’nın izinden
gittim (M. de Guérin, 1929, ss. 40-41).
Bu alıntıda iki önemli nokta karşımıza çıkmaktadır: Birincisi, Nysa perileridir; bilindiği gibi Zeus
Dionysos’u Nysa perilerine emanet etmiştir; aynı zamanda Homeros’un İlyada eserinde bu dağ Trakya’da
gösterilmektedir. (İl. VI, 133, Akt. Erhat, 2020, s.93). Ancak, Nysa Dağı’na dair çeşitli efsaneler de
bulunmaktadır ve M. de Guérin Nysa Dağı’nın bulunduğu yere dair şiirde bir bilgi vermemektedir. Erhat’a
göre, “Nysa Dağı Olympos ve İda gibi yüksek dağlara verilen bir genel ad olsa gerek, tanrı da bir doğa tanrısı
olarak yüksek bir dağın doruğunda doğmuş ve o dağla simgelenmektedir” (Erhat, 2020, s.93). İkinci önemli
nokta ise, en genç Bakkha’nın ölümü, çalışmamızda sıklıkla ele aldığımız Anadolu’daki ölüp-dirilme
Maurice de Guérin’in La Bacchante Adlı Eserinde Bakkhalar, Dionisos ve Anadolu Kültürüne Dair Bir İnceleme
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 46 / 2021
325
hikayeleriyle örtüşmektedir. Ölen bir bedendir; dolayısıyla bedenin ölümü toprağı canlandırmakta, toprağa
hayat vermektedir. Doğanın döngüsü devam etmekte, bununla bağlantılı olarak da Dionisos ayinleri
kendini sürdürmektedir. Dolayısıyla, Dionisos, insanın, doğanın barışçıl tanrısıdır. Onun için ölmek
yeniden canlanmak, yeniden var olmak demek, baharın gelişini kutlamak demektir: “Dionisos‟un büyüsüyle
yalnızca insanla insan arasındaki bağ yeniden kurulmuş olmaz: yabancılaşmış, düşman ya da boyunduruk altına alınmış
doğa da, kaybolmuş oğluyla, insanla barışma şenliğini kutlar yeniden. Yeryüzü gönüllü olarak sunar armağanlarını, barış
içinde yakınlaşırlar birbirlerine, kayaların ve çöllerin yırtıcı hayvanları” (Nietzsche, 2010, s.21).
4. Sonuç
Sonuç olarak, her ne kadar M.de Guérin, Bakkha isimli eserinde Dionisos ayinlerinin gerçekleştiği yeri
sadece Antik Yunan olarak kaleme alsa da, Euripides’in ve Dionisos üzerine çalışmalar yapan diğer
yazarların da belirttiği gibi Dionisos’un kökeni Doğu’dan Batı’ya uzanmaktadır: annesi Semele’den dolayı
kökeninin bir parçası Batı Anadolu’dur, Trakya’dır; babası Zeus’tan dolayı bir parçası Antik Yunan’dır.
Böylece her iki kültürden parçalar taşımaktadır; edebi eserlere, anlatılara ve mitolojiye göre de, kendisine ilk
inananlar da Trakya’dan gelmektedir. Bir figür olarak Dionisos, özellikle Olympos Tanrısı ve Antik Yunan
Tragedyası’nın başlangıcı için “dithyrambos” şenlikleri ile yeniden doğumun simgesi haline geldiğinde
Antik Yunan için önemli bir değeri olmuştur. Öyle ki, değeri geç bilinen Olympos’un son Tanrısı, Antik
Yunan’ın en önemli Tanrılarından biri olan Apollon ile sürekli karşılaştırılmıştır.
Ne var ki, M. de Guérin, XIX.yüzyılın başında Antik Yunan’a duyulan hayranlıktan kendisini alamamış,
Dionisos ayinlerinin kökenine inmemiş, bu ayinleri sadece Antik Yunan’da olduğu şekliyle yeniden ele
almıştır. Maurice de Guérin, Dionisos’un Anadolu uygarlıklarındaki yerine ve önemine değinmemiştir.
Nitekim, M. de Guérin, Antik Yunan’ı, doğa ve Tanrılar arasındaki ilişkiyi, Bakkhalar’ın doğa ile kurduğu
ilişkiyi ve Dionisos için yaptıkları ayinler ile Dionisos’a sadakatlerini nasıl ele aldığını, kültürel geleneğinin
ve çağının hakim anlayışlarının bakış açısıyla sunmaktadır. Maurice de Guérin’in La Bacchante eserinden
yola çıkılarak ortaya konmak istenen düşünce M.de Guérin’in, yaptığı araştırmaların sadece Antik Yunan
ile sınırlı kaldığı, çağın milliyetçilik akımlarının da etkisiyleAnadolu kültürünü bir nebze göz ardı ettiğidir.
Her ne kadar La Bacchante isimli düzyazı şiiri Euripides’in Bakkhalar’ından esinlenilerek kaleme alınsa da,
Euripides’in değindiği konular, M.de Guérin’in eserinde yer almamakta, Dionisos’un kökeni ele
alınmamaktadır. Ancak, hem Euripides’in oyununda hem de M.de Guérin’in düzyazı şiirinde açıkça
görülmektedir ki Dionisos kültürlerarası bir Tanrıdır; Anadolu, Trakya ve Antik Yunan’ın ortak değeridir.
Bu nedenle, Dionisos’u tek bir kültüre, tek bir coğrafyaya bağlamak, söz konusu figürün çok katmanlı
yapısına önyargı ile yaklaşmak anlamını taşımaktadır.
5. Extended Abstract
Through his history from Anatolia to Ancient Greece, God Dionysus is the subject of many different
works and is mentioned by various names. The reason for this is that the ceremonies for God Dionysus
exist in different forms in many ancient cultures. Especially, the arrival of spring is associated with the
death and resurrection ceremonies in Anatolia and in other cultures. God Dionysus and Cybele, Goddess
of fertility, are the reasons for these ceremonies. Dionysus, son of Semele, Cadmus’s daughter, and Zeus,
plays an important role in the unification of cultures: Dionysus is the last God of Olympus, but it took a
long time for this figure to be accepted into Ancient Greece. The ancient Greek tragedian writer
Euripides' in his work The Bacchantes underlines in a certain way that Dionysus came from western
Anatolia, Lydia.
Dionysus is crucial for Ancient Greek culture; the main reason of this importance is that dithyrambs
ceremonies are held on his behalf. This is the fundamental of the Ancient Greek Theater. Due to
mythology, Dionysus is an Anatolian God, raised by the nymphs in Western Anatolia and especially in the
Thrace region, and traveled around Asia Minor before being accepted as a part of the Ancient Greek
Civilization.
In the beginning of 19th century, by the Western authors’ supports on the nationalist movement of
Greece, the civilizations in Western Anatolia and in Thrace are also discussed under the name of Ancient
Greek Civilization. Maurice de Guérin is also influenced by the literary movements of his era and the
Maurice de Guérin’in La Bacchante Adlı Eserinde Bakkhalar, Dionisos ve Anadolu Kültürüne Dair Bir İnceleme
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 46 / 2021
326
French writer mentions Ancient Greek in his work La Bacchante. Inspired by Lord Byron, who visited
Greece and Ottoman Empire, M.de Guérin is curious about Ancient Greece Civilization: as a
consequence of this curiosity about Greece, he starts to learn Ancient Greek and makes translation from
Euripides, Aristotle etc. However, Dionysus is generally known for the dithyrambs ceremonies performed
in his divinity in Ancient Greek Tragedies rather than as a God of Anatolia. Especially, with the Romantic
era and the rise of the nationalistic movements in the early 19th century, Western writers have classified
the Ancient Civilizations in Western Anatolia and Thrace under one name: Ancient Greek Civilization.
One of them who share the same opinion is Maurice de Guérin, known as one of the pioneers of prose
poetry in France. Ancient Greek influence is clearly seen in the works of Le Centaure and La Bacchante,
written in 1839. Obviously, M. de Guérin embraced the literary trend of his era. M. de Guérin wrote a
prose poem based on the ancient Greek tragedian writer Euripides' play called The Bacchantes and
described Dionysus and Bacchantes in a poetic language in his work. However, contrary to Euripides'
perception of Dionysus, M. de Guérin does not mention that Dionysus as a divinity of Anatolia, due to a
dominant and common idea of his era; M. de Guérin accepts him as an Ancient Greek God, the God of
Olympus; The rituals performed for Dionysus by Bacchantes take place in Greece. However, in his work,
there are examples which reflect Western Anatolia and Thrace, and he singularizes these traces of Anatolia
under the name of Ancient Greece.
In this article, as a consequence of the main aim is emphasized the place of Dionysus as a divinity of
Anatolia in Maurice de Guérin work. Due to ideas of his era, by the Romantic and nationalist perception
which defines Ancient Greek as a unique and superior culture, Maurice de Guérin characterizes his work.
But as shown in this article, not comparing the cultures, or determining and underlining one culture
superior to another, is examined by a literary approach the cultural structure of Dionysus as a Anatolian
cultural figure and traces his presence in Euripides' The Bacchantes. In this respect, this article provides a
modest contribution on perception of cultural structure of Dionysus.
Keywords: Anatolia, Ancient Greek Civilisation, The Bacchantes, Dionysus, Euripides,Maurice de
Guérin.
Kaynakça
Acar, M. (2019). Yunan Milliyetçiliğinin Oluşumu Ve Modern Yunanistan‟da Milliyetçi Tarih Yazımı. Barış
Araştırmaları ve Çatışma Çözümleri Dergisi 6, s. 38-63
https://dergipark.org.tr/tr/pub/yalovabaccd/issue/51261/667150.
And, M. (2019). Dionisos ve Anadolu Köylüsü. İstanbul: Yapıkredi Yayınları.
Canat, R. (1911). La Renaissance de la Grèce Antique (1820-1850). Paris: Librairie Hachette.
De Guérin, M. (1929). Le Centaure La Bacchante. Toulon: Ferran.
Erhat, A. (2020). Mitoloji Sözlüğü. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Euripides. (2014).Bakkhalar. (S. Eyüboğlu çev.).İstanbul: İş Bankası Yayınları.
“Exposition: Bacchantes, Archives”. (2011). https://musees-occitanie.fr/musees/chateau-musee-du-
cayla/expositions/archives/bacchantes-20110514/ erişim tarihi : 16.09.2020.
Gabaude, J.(1994). Colloque Le Romantisme et la Grèce Actes. J.Leclant (Ed). Le romantisme de M. de
Guérin et la Grèce. Actes du 4ème colloque de la Villa Kérylos à Beaulieu-sur-Mer du 30 septembre au 3
octobre 1993. Cahiers de la Villa Kérylos: 4. Colloque Le Romantisme et la Grèce Actes. içinde (122-131).
Paris:Académie des Inscriptions et Belles Lettres.
Halikarnas Balıkçısı (2020). Anadolu Efsaneleri. Ankara: Bilgi Yayınları.
Halikarnas Balıkçısı. (2017). Düşün Yazıları. Ankara: Bilgi Yayınları.
Nietzsche, F. (2010). Tragedyanın Doğuşu. (Mustafa Tüzel çev.). İstanbul: İş Bankası Yayınları.
Ozansoy, E . (2014). Lord Byron Yunanistan'da: Byron'un 19. Yüzyıl Çağdaş Yunan Kültürü Etkisi.
Litera,0 (15) , 21-38 . https://dergipark.org.tr/tr/pub/iulitera/issue/1241/14551.
Özsüer, E . (2016). 19. Yüzyıl Avrupa Romantiklerinin 1821 Mora İsyanı Üzerindeki Siyasi ve Kültürel
Etkileri. Türkiyat Mecmuası , 26, (2), s. 325-344.
https://dergipark.org.tr/tr/pub/iuturkiyat/issue/26772/282694.
Seber, H . (2015). Lord Byron’ın The Giaour (Gâvur) Adlı Hikâyesinde Türk Kültüründen İzler.Bilig ,
(74) , 199-218. https://dergipark.org.tr/tr/pub/bilig/issue/25347/267614.
Maurice de Guérin’in La Bacchante Adlı Eserinde Bakkhalar, Dionisos ve Anadolu Kültürüne Dair Bir İnceleme
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 46 / 2021
327
Thomson, G. Aiskylos ve Atina. (Mehmet H.Doğan. çev.). İstanbul: Payel Yayınları.
ResearchGate has not been able to resolve any citations for this publication.
Yunan Milliyetçiliğinin Oluşumu Ve Modern Yunanistan’da Milliyetçi Tarih Yazımı
  • M Acar
La Renaissance de la Grèce Antique (1820-1850)
  • R Canat
Mitoloji Sözlüğü. İstanbul: Remzi Kitabevi
  • A Erhat
Lord Byron'ın The Giaour (Gâvur) Adlı Hikâyesinde Türk Kültüründen İzler
  • H Seber
Seber, H. (2015). Lord Byron'ın The Giaour (Gâvur) Adlı Hikâyesinde Türk Kültüründen İzler.Bilig, (74), 199-218. https://dergipark.org.tr/tr/pub/bilig/issue/25347/267614.
Le Centaure La Bacchante
  • M De Guérin
De Guérin, M. (1929). Le Centaure La Bacchante. Toulon: Ferran.
Anadolu Efsaneleri. Ankara: Bilgi Yayınları
  • Halikarnas Balıkçısı
Düşün Yazıları. Ankara: Bilgi Yayınları
  • Halikarnas Balıkçısı
Lord Byron Yunanistan'da: Byron'un 19
  • E Ozansoy
Le romantisme de M. de Guérin et la Grèce. Actes du 4ème colloque de la Villa Kérylos à Beaulieu-sur-Mer du 30 septembre au 3 octobre 1993. Cahiers de la Villa Kérylos: 4. Colloque Le Romantisme et la Grèce Actes. içinde
  • J Gabaude
Exposition: Bacchantes, Archives
  • A Erhat
Erhat, A. (2020). Mitoloji Sözlüğü. İstanbul: Remzi Kitabevi. Euripides. (2014).Bakkhalar. (S. Eyüboğlu çev.).İstanbul: İş Bankası Yayınları. "Exposition: Bacchantes, Archives". (2011). https://musees-occitanie.fr/musees/chateau-musee-ducayla/expositions/archives/bacchantes-20110514/ erişim tarihi : 16.09.2020.