ArticlePDF Available

Evaluation of Mevlana's Poems About God's Love from the Perspective of the Quran /Mevlana'nın Allah Sevgisi(Aşkı) ile İgili Şiirlerinin Kur'an Açısından Değerlendirilmesi

Authors:

Abstract

In this article, Mevlana's poems about God's Love (Love) are evaluated in the context of Qur'anic verses. At the same time, the compatibility of his poems on this subject with the Quran is discussed. Özet Bu makalede Mevlana'nın Allah Sevgisi(Aşkı) ile ilgili şiirleri Kur'an ayetleri bağlamında değerlendirilmektedir.Aynı zamanda bu konudaki şiirlerinin Kur'an'a uygunluğu tartışılmaktadır.
MEVLÂNÂ‟NIN ALLAH SEVGĠSĠ(AġKI) ĠLE ĠLGĠLĠ ġĠĠRLERĠNĠN
KUR‟AN AÇISINDAN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
Atilla YARGICI
GiriĢ
Aşk aşırı sevgi olarak tarif edilmektedir(ifratü‟l-hubb).
1
Mutasavvıflara göre
“aşk” sevginin son mertebesi, sevginin insanı tam olarak hükmü altına alması, varlığın
aslı ve yaratılış sebebidir. Sevgiyi çeşitli kısımlara ayıran mutasavvıflar, genellikle aşkı en
son mertebeye koyarlar ve aşkı sevginin en mükemmel şekli sayarlar. Bazı
mutasavvıflara göre sevginin dereceleri şunlardır: Meveddet: sevgi sebebiyle kalbin
özlem içinde bulunması. Hevâ: Sürekli olarak sâlike gözyaşı döktüren sevda. Hıllet:
Sevgilinin sevgisiyle sermest olmak, tam dostluk. Mahabbet: Kötü huylardan arınma
ve güzel huylarla donanma suretiyle sevgiliye layık olmak ve yaklaşmak. ġağaf: Kalbi
parçalayan ve yakan ateşli sevgi. Hüyâm: Sevdalıyı çıldırtan sevgi, sevgi çılgınlığı.
Vâleh: Dostun veya yârin güzelliğini seyrederken sevgi şarabıyla kendinden geçme.
AĢk: Sevenin sevgilisinde kendini yok etmesi; aşıkın yok, sadece mâşukun varolması.
2
Allah sevgisi asırların geçmesiyle yerini, “İlahî aşk”a bırakmıştır. Bunda bazı
mutasavvıfların rolü olduğu bilinmektedir. Aşk kelimesinin dinî terim olarak
kullanılmasını caiz gören sûfîlerin dayandıkları bazı âyet ve hadìsler vardır. Onlara
göre, Ġman edenler, Allah‟ı daha Ģiddetli severler”
3
âyetindeki, eĢedd-u
hubben ifâdesi aşk demektir. Bu konuda, “mü‟minlerin Allah‟ı herĢeyden çok
sevdiklerinin belirtildiği”
4
âyetle, Hz. Peygamberin (s.a.v) Hz. Ömer‟e, “Ben sana
herkesten daha sevimli olmadıkça iman etmiĢ olmazsın”
5
hadìsi de aşka dayanak
yapılmaktadır. Bir kısım mutasavvıflar, bu gibi anlamlara gelen âyet ve hadìs-i
şeriflerden Allah‟a âşık olmanın lüzumu mânâsını çıkarmışlardır.
Yrd. Doç. Dr., Harran Ün. Fen-Edebiyat Fakültesi, Doğu Dilleri ve Edebiyatı Bölümü
1
İbnu Manzûr, Ebu‟l-Fazl Cemaleddin Muhammed b. Mükrim, Lisanü‟l-Arab, Beyrut, Dâru‟l-Fikr,
tarihsiz, “ aşk” maddesi, X. 251.
2
Uludağ, Süleyman, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Marifet Yayınları, İst., 1991, “Aşk” maddesi, s. 58-
59. Sevginin daha değişik derecelendirmeleri için bkz: el Cevziyye, İbnu Kayyim, Medâricü‟s-Sâlikîn,
tarihsiz., yayın yeri yok, III. 28-33; el Melûhî, Abdü‟l-Muin, el Hubbu beyne‟l-Müslimîn ve‟n-
Nasârâ fi‟t-Tarihi‟l-Arabî, Darü‟l-Künüzi‟l-Edebiyye, Beyrut,tarihsiz, s.16.: İbn Hazm, el Endülîsî, el
Ahlâk, Kahire, 1992, s.165-177.
3
Bakara: 2/ 165.
4
Tevbe: 24.
5
Buharî, Sahih, îman, 8-9; Müslim, Sahih, îman, 60-70.
Harran Ü. İlahiyat Fak. Dergisi, sayı: 18, Temmuz-Aralık 2007
- 110 -
Kur‟ân ve sahih hadìslerde “aşk” kelimesi zikredilmez. Sevgi, çoğunlukla hub,
vüdd kelimelerinin müştaklarıyla birlikte kullanılır. Tasavvuf bilimi, Kur‟ân ve
hadìslerde geçen sevgi kavramının anlamını genişletmiş, sevgiyi mertebelere ayırmıştır.
Ancak bu genişletme esnasında, aşkın ön plana çıkarılması bu konuda lafız olarak
Kur‟ânî çizgiyi muhafaza etme kaygısı taşınmadığını göstermektedir. Özellikle Allah ile
kul arasında Kur‟ân‟da bildirilen “sevgi” ilişkisinin “aşk” kavramıyla ifâde edilmesi,
Kur‟ân‟ın nitelendirmesi değildir. Bu sebeple ilk dönem mutasavvıfları, aşk, âşık,
mâşuk yerine, hub, muhabbet, habîb, mahbûb kelimelerini kullanmayı tercih
etmelerine rağmen
1
daha sonra gelen mutasavvıflar bu çizgiden uzaklaşmışlardır. İlk
sufilerin bazıları Allah sevgisini ifâde etmek üzere, Kur‟ân ve sünnette yer alan hub ve
muhabbet yerine “aşk” kelimesinin kullanılmasına karşı çıkmışlardır.
2
Örneğin, Kuşeyrî‟ye göre, AĢk sevgide sınırı aĢmaktır. Allah haddi
aĢmakla nitelendirilemez. Öyleyse aĢk ile nitelendirilemez. bütün mahlukata
ait sevgilerin hepsi toplansa da bir Ģahsa verilse, bu Ģahıs normal olarak Allah‟ı
sevme derecesine ulaĢtı diye hükmetmeyi hak edemez. ġu halde kul Allah
sevgisinde haddi aĢtı denemez. Bu sebeple “Allah kuluna âĢık oldu”
denemeyeceği gibi, kul da “Allah‟a âĢık oldu “ diye tavsif edilemez. Bunun için
aĢk ret olunmuĢtur. Bu yüzden aĢk Allah‟ın sıfatı olamaz. Allah‟ın kula, veya
kulun Allah‟a âĢık olması mümkün değildir.”
3
Ebû Talib el-Mekkî (v. 336/996),
4
tasavvufì Tefsir müelliflerinden et-Tüsteri(ö.h.283) sevgiyle ilgili ayetleri yorumlarken,
aĢk”tan değil, “Allah sevgisi”nden bahsetmektedir.
5
sevgiyi, “gönlün zevk aldığı şeye
şeye meyletmesi” olarak tarif eden Gazzalî (v. 505/1111)‟ye göre bu meyil kuvvetli
olursa buna da “aşk” denmektedir. O, marifet ve idraksiz sevginin gerçekleşmeyeceğini
bildirmektedir..
6
Muhyiddin ibni Arabî (v. 638/1240)ye göre, Ġman edenlerin
Allah‟a muhabbetleri daha Ģiddetlidir
7
âyeti kinaî olarak “aşk”ı ifâde etmekdedir.
Allah mü‟minlerin kendisi hakkında “şiddetli sevgi” gösterebileceklerini bildirmekle
birlikte, Allah hakkında aşk veya âşık gibi terimler kullanılamaz.
8
İşte biz bu çalışmamızda mutasavvıfların farklı şekillerde ele aldığı Allah sevgisi
ve aşkı konusuna mevlânâ‟nın nasıl yaklaştığını ve bunların Kur‟an açısından
değerlendirmesini yapmaya çalışacağız.
1
Uludağ, Süleyman, “AĢk”, Diyanet Ġslam Ansiklopedisi(DĠA), İst., 1994, IV, 12.
2
Uludağ, “AĢk”, DİA, IV, 11-12.
3
Kuşeyrî, Ebu‟l-Kasım Abdü‟l-Kerim b. Navazin, Risaletü‟l-KuĢeyrî, Mustafa el-
Babi el-Halebi, Mısır,tarihsiz, s. 171.
4
Mekkî, Ebu Talib, Kûtu‟l-Kulûb, yayın yeri yok, tarihsiz , II, 5O. O, muhabbetin,
ariflerin yakîn makamlarının dokuzuncusu olduğunu söylemekte, buna delil olarak da
“Allah onları, onlar da Allah‟ı severler” âyetini göstermektedir
5
Tüsterî, Ebu Muhammed b. Abdullah, Tefsirü‟l-Kur‟âni‟l-Azim, Mustafa el-Babi
el-Halebi, Mısır, tarihsiz s. 23.
6
Gazzalî, Ebu Hamid Muhammed b. Muhammed, Ġhyâu Ulûmi‟d-Dîn, Çev:
Ahmet Serdaroğlu, İst., l978, IV, 538-539.
5 İbnu Arabî, el-Futuhatü‟l-Mekkiyye, Mektebetü‟s-Sakafeti‟d-Diniyye, yy, tarihsiz,
II, 323
8
İbnu Arabî, a. g. e. II, 337.
Harran Ü. İlahiyat Fak. Dergisi, sayı: 18, Temmuz-Aralık 2007
- 111 -
Mevlânâ‟da Allah Sevgisi ve AĢkı
Mevlânâ Celaleddin-i Rumî‟de, vahdet-i şuhud temayüllü temâşâda, daha ziyâde
estetik yön galip gelmektedir. Bunun için Mevlânâ‟nın coşkun bir vecd ve istiğrak ifâde
ettiği mistik estetikte daima aşk galip gelmiştir.
1
Mevlana şiirlerinde gökyüzünde
gezegenlerin dönmesini aşka bağlamaktadır: “Ayna gibi olan Ģu gökyüzü dönüp
durdukça, aĢkın gönlünden kan damlaları coĢup kaynamaktadır
2
diyen
Mevlânâ‟ya göre “AĢk bir denizdir, gök yüzü onun köpüğüdür. Göklerin dönüĢü
aĢk dalgasındandır. Cansızların bitkilerde yok olması da aĢktandır
3
Mevlânâ‟ya göre varlıkların bu koşmaları Allah‟ı tesbihtir. Onlar, Can için
bedeni temizlemektedirler.
4
Burada Mevlânâ, kainattaki varlıkların Allah‟a olan
aşklarından dolayı hareket ettiklerini anlatmaktadır. O, varlıkların kendilerine verilen
görevlerini yerine getirirken yaptıkları hareketleri “tesbih olarak nitelendirirken
“Göklerde ve yerde olan her Ģeyin, ,
5
hatta gök gürültüsünün de hamd ile Allah‟ı
Allah‟ı tesbih ettiğini
6
bildiren ayetlere işaret etmektedir. Her şeyin kendisine âşık
olduğu Allah‟a elbette insan da âşık olmalıdır. Bu yüzden o şöyle der:
güzeller güzeli Tanrı aĢkından baĢka ne varsa hiçtir; ġeker bile yesen
can çekiĢmektir./Hatta can çekiĢmek de ne? Ölüme uğramaktır. Abıhayata el
atmamaktır.
7
Sevginin sebeplerinden biri güzelliktir. Allah ise sonsuz bir güzelliğe sahiptir.
Cenab-ı Hak kendi zatının en güzel isimlere sahip olduğunu beyan etmektedir.
8
O
halde âşık olunması gereken, bütün isim ve sıfatlarıyla en güzel varlık olan Allah‟tır.
Çünkü O Haydır.O Ebedîr. Diğer sevilen bütün nesneler ise ölümlüdür. Bu yüzden
kalpler ancak O‟nu anmakla, hatırlamakla mutmain olur.
9
İnsan ayrılığın gamını çekmektedir. İlahi aşk, insan ile Allah arasındaki bu
ayrılığı ortadan kaldırmaya yöneliktir. Bu yüzden Mevlânâ hep ayrılıktan şikayet eder.
Bu konuyla ilgili Mevlânâ, Mesnevî‟nin başında şöyle diyor:
Dinle, bu ney nasıl Ģikâyet ediyor; ayrılıkları nasıl anlatıyor./Diyor ki:
Beni kamıĢlıktan kestiklerinden beri feryadımla erkek de ağlayıp inlemiĢtir,
kadın da./Ayrılıktan Ģahrem-Ģahrem olmuĢ bir gönül isterim ki iĢtiyak derdini
anlatayım ona./Aslından uzak kalan kiĢi, gene buluĢma zamanını arar./Ben
1
Aydın, Mehmet, Hz. Mevlânâ‟da ve Muhyiddin-i Arabî‟de AĢk Kavramı”,
Selçuk Üniversitesi , 3. Mevlâna Kongresi, (Tebliğler), Konya, 12-14 Aralık, 1988, s.
157.
2
Can, Şefik, Hz. Mevlana‟nın Rubaileri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara,
1990,beyit,223.
3
Gölpınarlı, Abdülbaki, Mesnevi Tercemesi ve ġerhi, Inkılap Kitabevi, İstanbul, 1990, V, s.335,
beyit,3854-3856.
4
Rûmî. Mesnevî, V, s.335,beyit, 3855-3860.
5
Hadid,57/1;İsra,17/44; Haşir,59/1.
6
Ra‟d,13/13.
7
Gölpınarlı , Mesnevi, I, s.333-34, beyit,3699,3700.
8
Araf,7/180.
9
Ra‟d,13/28.
Harran Ü. İlahiyat Fak. Dergisi, sayı: 18, Temmuz-Aralık 2007
- 112 -
her toplulukta ağladım, inledim; iyi hallilerle de eĢ oldum, kötü hallilerle
de./Benim sırrım, feryadımdan uzak değil; fakat gözde kulakta o ıĢık
yok./Beden candan, can da bedenden gizli değil; fakat kimseye canı görmeye
izin yok./AteĢtir bu neyin sesi, yel değil. Kimde bu ateĢ yoksa, yok olsun o
kiĢi./AĢk ateĢidir ki ney‟e düĢtü; aĢk coĢkunluğudur ki Ģaraba düĢtü./Ney bir
dosttan ayrılana eĢtir; dosttur; perdeleri, perdelerimizi yırttı gitti./Ney, kanlarla
dolu bir yolun sözünü etmede; Mecnunun aĢk hikayelerini anlatmada.
1
Ney burada “insan-ı kamil”demektir. Birlik kamışlığından kesilmiştir. Kendi
varlığından geçmiş, gerçek varlıkla var olmuştur.
2
Burada Mevlânâ, kendisinde bulunan
bulunan ilahi aşk sayesinde ayrılıktan kurtulup birliğe ulaşmak istediğini dile
getirmektedir. Mesnevî yorumcuları bu isteğin, bir vahdet-i vücuda erişme isteği
olduğunu ifade ediyorlar. Gerek Mevlânâ‟nın olsun gerekse diğer tasavvuf şairlerinin
olsun vahdet-i vücudu çağrıştıran şiirleri, bir manevi sarhoşluk halinde söylenmiş
şiirlerdir. Ancak vahdet-i vücutla kastedilen, bu varlık aleminin Allah olduğu değildir.
Ya da kainatı yok farz etmek, sadece Allah‟ın var olduğunu iddia etmek de değildir.
Her şey Allah‟ın eseridir, ama Allah değildir. Her şeyin Allah olduğunu düşünmek
apaçık bir küfürdür. her şeyi, O‟nun varlığı ile bilmekle beraber Zâtı her şeyden tenzih
etmek gerçek vahdet-i vücuddur.
3
Ġnsan-ı Kamil, bu âlemin gözbebeğidir,
özüdür. O ezel âlemini, Mutlak Varlık‟taki sübutu arar, gözler; bu kayıtlar
alemine, bu izafî varlık alemine düĢmesi, ona adeta bir gurbet görünür. Ama o,
âlemde de kendi varlığını yok etmiĢ, Hak varlığıyla var olduğunu bilmiĢ, bu
biliĢi buluĢ ve oluĢ haline getirmiĢ, irâdesini Hak irâdesine vermiĢtir. Bu
bakımdan özleyiĢi, feryâdı niyaz yollu değil, naz yolludur.”
4
Mevlânâ daha sonraki beyitlerinde asıl maksadına gelmektedir:
Her Ģey sevgilidir, âĢık ise bir perde; diri olan sevgilidir, âĢıksa bir
ölü./Kimin aĢka meyli yoksa kanatsız bir kuĢa döner; eyvahlar olsun ona./.
5
Mevlânâ‟nın sevgiliden kastı Allahtır. her şeyin sevgili olduğunu söylemesi de,
manevî bir istiğrak ile söylenmiş bir sözdür. Mevlânâ Müslüman bir âlimdir, Kur‟an‟a
bağlıdır. Kur‟anda olmayan bir şeyi kastetmesi mümkün değildir. Kur‟an‟a göre her şey
O değildir, ama her şey O‟ndandır. Her şey Onun ayetidir. Nitekim, bir ayette, göklerin
ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akl-ı selim
sahipleri için gerçekten ayetler olduğu bildirilmektedir.
6
Yeryüzünde bulunan her şeyi
Allah yaratmıştır.
7
Gökleri de o yaratmıştır.
8
İnsanı,
9
geceyi, gündüzü, güneşi de ayı da
1
Gölpınarlı, Mesnevî, I, s.14, Beyit, 1-11.
2
Gölpınarlı, Mesnevî, I, s.17.
3
Gölpınarlı, Mesnevî, I, s.20.
4
Gölpınarlı, Mesnevî, I,s.20.
5
Gölpınarlı,, Mesnevî I, s.14, beyit, 30-31
6
Al-i İmran,3/190.
7
Bakara,2/29.
8
İbrahim, 14/32.
9
Nahl,16/4.
Harran Ü. İlahiyat Fak. Dergisi, sayı: 18, Temmuz-Aralık 2007
- 113 -
da yaratan O‟dur.
1
Bu duruma göre, varlıkların hepsi mahlûktur, Halık değildir. Halık
Allahtır. O halde mahlûkat, Allah değildir. O bu konuya şu şekilde açıklık
getirmektedir:
Yedi deniz, onun bir katresi, bütün varlık, onun dalgasından bir
damla./Bütün temizlikleri, o denizden elde ederler; o denizin katreleri, bir bir,
noksanı olgunlaĢtıran, bakırı altın yapan kimyacıdır.
2
Mevlânâ‟ya göre, sevgiyle acılar tatlılaşır; sevgi yüzünden bakırlar, altın olur.
Sevgi yüzünden tortular durulur, arınır. Sevgiden dertler şifa bulur. Sevgiden ölü dirilir;
sevgi yüzünden padişah kul kesilir. Mevlânâ bu sevgiye de ancak bilgi ile
ulaşılabileceğini bildirmektedir. Eksik olan bilgi böyle bir sevgiyi doğurmaz. Ona göre
noksan bilgi de aşk doğurur, ama bu aşk, cansızlaradır. Noksan bilgili, bir cansızda
istediği rengi görürse, bir ıslıktan, sevgilinin sesini duymuşa döner. Noksan bilgili, bir
şeyi, bir şeyden ayırt edemez; hasılı o, şimşeği güneş sanır.
3
Bu beyitlerde Mevlana, Allah‟ı hakkıyla tanımadan Allah sevgisinin, aşkının
olmayacağını, bu konudaki bilgi eksikliğinin insanı Hay olan Allah‟a göre cansız olan
varlıkları sevmeye götüreceğini dile getirmektedir. Bu beyitler, birçok ayete
dayanmaktadır. her şeyden önce Cenab-ı Hakkı Kur‟an‟da isim ve sıfatlarıyla tanıtan
bütün ayetler bunlar arasındadır. Rahman ismiyle bütün varlıklara ummadıkları yerden
ve bol miktarda rızık verdiğini, Rahim ismiyle mahlukata merhametli davrandığını,
Muhsin ismiyle sonsuz iyilik yaptığını bilen bir kimse elbette o isimlerin sahibi Olah
Allah‟ı çok sevecektir.
Noksan bilginin insanı cansız olanlara aşık olmaya götüreceğini dile getiren
Mevlânâ bu varlıkların da fitne olduğunu dile getirmektedir:
O hissedileni reddeder, görünmeyene dayanır./AĢkı açık, sevdiği
gizlidir. DıĢtaki sevgili, dünyada O‟nun fitnesidir./Bunu bırak. Surete olan
aĢklar, surete değildir, bir hanımın yüzüne değildir./Sevgili olan suret değildir;
ister bu cihanın aĢkı olsun, ister öbür cihanın aĢkı/Suretineık olduğunun
canı çıkınca, onu niçin bırakıyorsun?
4
Yani, Allah‟ın dışında da sevgililer var. Ama onlar birer suretten ibarettir. Ve
üstelik de O‟nun fitnesidir. Yani bir imtihan vesilesidir. O halde, Mevlânâ, bir yerde
cezbe halinde söylediği bir sözü, bir başka beyitte açıklıyor. Dıştaki sevgilinin O‟nun
fitnesi olduğunu söylemesi, insanın mallarının ve çocuklarının fitne olduğunu,
5
insanların birbirlerinin fitnesi olduğunu
6
bildiren ayetlere işaret etmektedir. O halde,
Mevlânâ her şey sevgilidir derken, her şeyin Allah olduğunu kastetmiş olması mümkün
değildir. Burada Allah‟ın dışındaki varlıklar ölümlü olduğu için bir suret gibi
1
Enbiya, 21/33.
2
Gölpınarlı, Mesnevî , V, s.178, beyit,1880-1881.
3
Gölpınarlı, Mesnevi, II, s.503, beyit,1531-1538.
4
Rumi, Mevlada Celaleddin, Mesnevî, Hazırlayan: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu,Akçağ
Yayınları, Ankara, tarihsiz, I, 2. Defter, s.189, beyit,697-701.
5
Tegabün, 64/15
6
Furkan,25/20.
Harran Ü. İlahiyat Fak. Dergisi, sayı: 18, Temmuz-Aralık 2007
- 114 -
gösterilmiştir ve bunlara duyulan sevginin ve aşkın gerçek aşk olmayacağı dile
getirilmiştir. Diğer taraftan bu beyitlerde, insanın Kalbine Allah tarafından konulan
sevgi duygusunun fani şeylerle tatmin olmayacağını, ancak ebedi olan, sonsuz güzelliğe
sahip olan, sonsuz kemali bulunan Allah‟a yöneltildiği zaman tatmin olacağıbeyan
etmektedir.
Nitekim bir başka yerde Mevlana şöyle der:
GüneĢin ıĢığı duvara vurur; duvar geçici bir parlaklık bulur./Ey dürüst
kiĢi, kerpice neden gönül bağlıyorsun? Sürekli parlayan aslı ara./Ey kendi
aklına aĢık olan sen, kendini surete tapanlara üstün gören./Senin hissin
üzerindeki, aklın ıĢığıdır. Altını, bakırında geçici bil./Güzellik beĢerde altın
yaldız gibidir. Yoksa senin sevgilin nasıl yaĢlı eĢek oldu?/Melek gibiydi, Ģeytan
gibi oldu. Çünkü o güzellik onda geçici idi.
1
Mevlânâ burada, Cenab-ı Hakkı güneşe, onun dışındaki varlıkları ise, kerpiçten
yapılmış bir duvara benzetiyor. Güneşin aydınlattığı kerpiç duvarı değil, güneşi sevmek
gerekir. Bu ifadeler, Allah‟ın dışındaki varlıkların hiç sevilmeyeceği anlamına gelmiyor.
Onlar da sevilecektir, ama onlara gönül bağlanmayacaktır. Gönül bağlanması gereken
Allahtır. Çünkü güzellerin bütün güzellikleri Cemil olan Allah‟ın güzelliğinin zayıf bir
gölgesidir. Mevlana‟nın bir çok yerde aşk olarak nitelendirdiği bu durum, aslında
Allah‟ı diğer varlıklardan daha fazla sevmeyi ifade etmektedir. Mevlana‟nın bu
düşüncesi, “İman edenlerin Allah sevgisi daha fazladır”
2
ayetine telmihte
bulunmaktadır. Bazı mutasavvıfların bu ayetin anlamını “ilahi aşk” olarak
yorumladıkları hatırlanacak olursa, Mevlânâ‟nın da bu mânâyı tercih ettiğini
söyleyebiliriz. Diğer taraftan bu beyitlerde Mevlânâ, güzelliği bakır üzerindeki altın
yaldıza teşbih etmektedir. Bu yaldız, gerçek altın olmadığı için eninde sonunda
kaybolacaktır. Allah‟ın dışındaki varlıklarda bulunan güzellikler de işte böyledir.
Geçicidir. Burada mevlânâ her şeyin güzel yaratıldığını,
3
insanın en güzel şekilde
yaratıldığını
4
bildiren ayetlere işaret etmekte, aynı zamanda “Ben kaybolup gidenleri
sevmem”
5
ayetine telmihte bulunmaktadır. Mevlânâ başka beyitlerinde de bu manayı
daha açık bir şekilde dile getirmektedir:
Bir an eksik, bir an olgun olan Halil‟in sevgilisi değildir, batıp yok
olandır./Ve batan, bazen Ģu ve bu olan dilber değildir. Batıp yok olanla
sevmem.
6
Allah‟ın dışında insanın kalbindeki sevgiyi en çok meşgul eden mahbub
kadındır. Ona göre insanın insana olan aşkı, Allah‟a olan aşka ulaşmak için bir
vesiledir. Mevlânâ‟ya göre, insanın insana aşık olması aşka alışması içindir. Ona göre,
1
Rumi, Mesnevî, Hazırlayan: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu, I, 2.
Defter s.189, beyit,705-710
2
Bakara,2/165
3
Secde,32/7.
4
Gafur, 40/64.
5
En‟am, 6/76.
6
Rumi, , Mesnevî, Hazırlayan: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu, I, 3. Defter, s.330,beyit,1428,1429.
Harran Ü. İlahiyat Fak. Dergisi, sayı: 18, Temmuz-Aralık 2007
- 115 -
Gazi, alışsın, usta olsun da savaşsın diye önce oğlunun eline tahtadan yontulmuş bir
kılıç verir. İşte insana âşık oluş da o tahta kılıca benzer, belalara uğrayış sona erdi mi,
aşk Rahmet sahibi Allah‟adır. Mevlâ‟na buna örnek olarak da Yusuf‟un Zeliha‟ya aşık
olmasını verir ve şöyle der:”Önce Yusuf, yıllarca Zelihaya tutuldu. Sonunda
Allah‟a âĢık oldu da, bu sefer Zeliha Yusuf‟a gönül verdi/O koĢmuĢtu, Yusuf
peĢine düĢmüĢ güzelliğine el atmıĢtı, sonunda da iĢ tersine döndü, o Yusuf‟un
gömleğine el attı, çekti, yırt.”
1
Mevlânâ‟nın anlattığı bu kıssa Kur‟an‟da bu şekilde anlatılmıyor. Özellikle, önce
Yusuf‟un Zeliha‟ya aşık olduğuna dair Kur‟an‟da hiçbir bilgi bulunmuyor. Ancak,
Zeliha‟nın Yusuf‟a aşık olduğu bizzat ayet tarafından beyan ediliyor. Konunun iyi
kavranabilmesi için önce Yusuf Kıssasındaki ilgili ayetlere bakmamız gerekmektedir.
Bu sureye göre evinde yaşadığı kadın Yusuf‟la birlikte olmak istemiş, Hz. Yusuf ise,
Allah‟ın yardımıyla bu isteği reddetmiştir. Ayette kadının bu aşırı ilgisinden dolayı
Yusuf‟un da eğer Allah‟ın bürhanını görmeseydi neredeyse meyledeceği
zikredilmektedirr.
2
Bu kıssadan, vezirin karısının Yusuf‟a âşık olduğu, Yusuf‟un da
kendisine âşık olmasını istediği anlaşılmaktadır.
3
Hz. Yusuf bir peygamberdir ve daima
Allah‟ın himayesi ve kontrolü altında bulunmaktadır. Onun diğer insanlardan farkı bu
fıtrî meylini, haram bir biçimde tatmin etmeye yanaşmamış olmasıdır.
4
“Günah
işlemekten Allah‟a sığınırım
5
demesi, onun Allah sevgisini, meşru olmayan cinsel
sevginin önüne geçirdiğini göstermektedir.
Aslında şehirdeki kadınların vezirin karısının Yusuf‟a karşı duyduğu yakınlığı
anlatan, “Kad Ģagafehâ hubbâ” ifâdesi de, aşkı çağrıştıran bir ifâdedir. .
6
İbnu
Kesir‟in İbn-i Abbas‟tan rivâyet ettiğine göre, “eş-şagaf”, “el-Hubbu‟l-Katil”dir. Yani,
öldürücü sevgi anlamındadır.
7
Görüldüğü gibi konuyla ilgili ayetlerin tefsirlerinde
Zeliha da ya da Züleyha‟nın Hz. Yusuf‟a aşık olduğu ifade edilmektedir. Yusuf‟un
Züleyha‟nın peşinden koştuğuna dair ayetlerde bir bilgi bulunmamaktadır.
1
Rumi, Mevlânâ Celaleddin, Divan-ı Kebir, Hazırlayan, Abdülbaki Gölpınarlı, Kültür
Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1992,. I,s.10,beyit,40-43.
2
Yusuf: 12/23-36. 24. ayette zikredilen ifadesi, Zemahşeri‟nin Sibeyh‟ten naklettiğine göre
demektir.Zemahşerî, KeĢĢaf, II, 429. Bu da bir şeyi yapmayı kesin olarak kararlı olmak demektir.
Ancak ayetin devamında, “şayet Rabbi‟nin bürhanını görmemiş olsaydı” ifadesi geçmektedir. Sonunda ise,
“İşte böyle biz, kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için delillerimizi gösterdik. Çünkü o, ihlasa
erdirilmiş kullarımızdandı” buyrulmaktadır.
3
Reşid Rıza, Muhammed, Tefsirü‟l-Kur‟âni‟l-Hakim, Mısır, Mecelletü‟l-Menar,h.1324, XII, 275;
Yıldırım, Celal, Ġlmin IĢığında Asrın Kur‟ân Tefsiri, Anadolu Yayınları, İst., 1987, VI, 2946; Ateş,
Süleyman, Yüce Kur‟ân‟ın ÇağdaĢ Tefsiri, Yeni Ufuklar Neşriyat, İst., tarihsiz,IV, s. 392.
4
.Kırca, Celal, Kur‟ân ve Ġnsan, Marifet Yayınları, İst., 1990, s. 127.
5
Yusuf, 12/ 23.
6
Razi, Fahreddin,Tefsîrü‟l-Kebîr, Darü‟l-Kütübi‟l-İlmiyye, Tahran, Tarihsiz,XVIII, 27. Razî‟nin
belirttiğine göre bu ibâre, “sevgi onun derisinin içine girdi. Böylece de kalbine nüfuz etti.” demektir. Razî
bütün bunların, aşırı sevmek anlamına gelen “aşktan” kinaye olduğuna dikkati çekmektedir “şagafa”nın
anlamları için bkz: el-Kurtubî, Ebu Muhnammed b. Ahmed el Ensarî, el-Câmiu Liahkâmi‟l-Kur‟ân,
Kahire, Matbaatü Daru‟l-Kütübi‟l-Mısriyye, 1950, IX, 166-167. ez-Zemahşerî, Ebu‟l-Kasım Mahmud b.
Ömer, KeĢĢaf, Beyrut, Dâru İhyai‟t-Türasi‟l-Arabî, 1997.II, s. 436.
7
İbnu Kesir, Ebu‟l-Fida‟ İsmail, Tefsîrü‟l-Kur‟âni‟l-Azim, Beyrut, 1987.II, s. 476.
Harran Ü. İlahiyat Fak. Dergisi, sayı: 18, Temmuz-Aralık 2007
- 116 -
Nitekim Mevlânâ, Mesnevî‟de, Yusuf-Zeliha hikayesini uzun uzadıya
anlatmadan olayı Kur‟an‟da geçtiği tarzda zikretmektedir: “Hiç kimseyi kadınlara
mahrem sayma; çünkü erkekle kadın, ateĢle pamuğa benzer./Allah suyuyla
yunmuĢ bir ateĢ gerek ki Yusuf gibi çekinsin. Selvi boylu güzel Zeliha‟dan
aslanlar gibi çeksin kendini.”
1
Surete olan aşkların geçici olduğunu dile getiren Mevlânâ, aynı zamanda insanın
gönlünü gümüşe, altına da bağlamamasını istemektedir:
Bağı Çöz, hür ol ey oğul, niceye bir gümüĢe, altına
bağlanacaksın?/Denizi bir testiye döksen ne kadar alır? Bir günlük su
ancak./Harislerin göz testileri dolmadı gitti; sedef elde ettiğini yeter
bulmadıkça inciyle dolmadı./Kimin elbisesi bir aĢk yüzünden yırtıldıysa,
hırstan, tamadan tamamıyla arındı o.
2
Mevlânâ burada önce insanın Allah‟ın dışındaki sevgi objelerine sevgisini
yönelttiğini kabul ediyor. Bunu yaparken de yine bazı Kur‟an ayetlerine telmihte
bulunuyor. Bu ayetlerden birinde Cenab-ı Hak, “kadınlardan, oğullardan, yığın
yığın biriktirilm altın ve gümüĢten, salma atlardan, sağmal hayvanlardan ve
ekinlerden gelen zevklere sevgi, düĢkünlük insan için bezenip süslendi. Bunlar
dünya hayatının metaıdır. Sonunda varılacak güzel yer, Allah‟ın huzurudur
3
bir
huzurudur
3
bir diğer ayette ise, insanda mala karşı büyük bir sevgi olduğu
bildirilmektedir.
4
Mevlana burada, kadına, altına, gümüşe ve diğer dünyevi sevgi
objelerine hırsla yönelmenin ilacının Allah aşkı olduğunu dile getirmekte ve Eğer
babalarınız, oğullarınız, kardeĢleriniz, eĢleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız
mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoĢlandığınız meskenler
size Allah‟tan, Rasulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise,
artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin”
5
ayetini hatırlatmaktadır. Görüldüğü
Görüldüğü gibi Kur‟an‟da Allah sevgisi olarak geçen ifade, Mevlana‟da aşk olarak dile
getirilmektedir.
Sonuç
Mevlânâ‟nın Allah sevgisi veya aşkıyla ilgili beyitlerini Kur‟ân açısından
değerlendirdiğimizde, Allah‟ın kendisini vasıflandırmadığı bir sıfatla onu
vasıflandırmanın Kur‟ânî bir nitelendirme olmadığını söyleyebiliriz. Allah kendisinin
kulları tarafından sevilmesini isterken bu isteğini, “hubb” kökünden gelen kelimelerle
ifâde etmiştir. Sevgide aşırılığı simgeleyen aşk kavramı, Kur‟ânî bir ıstılah değildir.
Ancak mutasavvıfların sevginin anlamını genişlettiklerini de nazara alacak olursak,
Mevlânâ‟nın bu genişletmede en son derecelerde yer alan aşkı tercih etmiş olduğu
görülmektedir. Bu arada Mevlânâ her ne kadar, aşk kelimesini kullansa da, Allah aşkını
terennüm ettiği beyitlerinde Kur‟an‟da zikredilen Allah sevgisiyle ilgili ayetlerden
1
Gölpınarlı, Mesnevî,V,s.336,beyit, 3873-3875.
2
. Gölpınarlı, , Mesnevî, I, s.14, beyit, 19-22.
3
Al-i İmran, 3/14.
4
Fecr, 89/20.
5
Tevbe,9/24.
Harran Ü. İlahiyat Fak. Dergisi, sayı: 18, Temmuz-Aralık 2007
- 117 -
bazılarına telmihte bulunmaktadır.
ResearchGate has not been able to resolve any citations for this publication.
  • Mevlânâ Rumi
  • Celaleddin
  • Divan-I Kebir
  • Abdülbaki Hazırlayan
  • Gölpınarlı
Rumi, Mevlânâ Celaleddin, Divan-ı Kebir, Hazırlayan, Abdülbaki Gölpınarlı, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1992,. I,s.10,beyit,40-43.
Ebu"l-Fida" İsmail, Tefsîrü"l-Kur"âni"l-Azim, Beyrut
  • İbnu Kesir
İbnu Kesir, Ebu"l-Fida" İsmail, Tefsîrü"l-Kur"âni"l-Azim, Beyrut, 1987.II, s. 476.