ChapterPDF Available

Gelişimin kaynakları ve temel kavramlar

Authors:

Abstract

Önceki bölümde gelişimsel psikolojinin tarihini, temel kavramlarını, ilkelerini ve araştırma tekniklerini öğrendiniz. Şimdiki bölümde ise gelişimsel olguların köklerine inip onları birbirleriyle ilişkilendirerek bütünleştireceğiz. Gelişimsel olguları anlamak için gerekli olan temel biyoloji, psikoloji ve antropoloji kavramlarını tarihsel bir akış içinde hatırlayacağız. Ardından gelişimin kaynaklarını tartışan iki ana paradigmayı tanıyacağız.
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 1 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
GELİŞİM PSİKOLOJİSİ
DOÇ. DR.ŞERİFE SEMA KARAKELLE DR. ÖĞR. ÜYESİ ZEHRA YAŞAR ARŞ. GÖR. DR. TOLGA YILDIZ ARŞ. GÖR.
ESRA DEMİRKIRAN ARŞ. GÖR. MUHAMMED ŞÜKRÜ AYDIN ARŞ. GÖR. ŞULE PALA SAĞLAM ARŞ. GÖR.
YASEMİN YEŞİLYAPRAK ARŞ. GÖR. SİNEM HAYALİ EMİR ARŞ. GÖR. EZGİ ACUN SEVCAN AYAŞ KÖKSAL GÜL
NALAN KAYA ÖZGÜN KIZILDAĞ BİLGİLER
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 2 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 3 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
İçindekiler
1. Gelişimsel Süreçleri İncelemeye Başlarken
Giriş
1.1. Bir Süreç Olarak Gelişme Ve Değişme
1.2. Gelişimsel Süreçlerle İlgili Temel Kavramlar
1.3. Bir İnceleme Alanı Olarak Gelişim Psikolojisi Nasıl Gelişti?
1.4. Yaşam Boyu Gelişim Anlayışı Ve Temel İlkeler
1.5. Gelişimsel Süreçleri Nasıl Araştırıyoruz?
Bölüm Özeti
Ünite Soruları
2. Gelişimin Kaynakları Ve Temel Kavramlar
Giriş
2.1. Psikoloji Ne Demektir?
2.2. Biyoloji İle Psikolojinin Farkı Nedir?
2.3. Gelişimsel Psikoloji Nedir?
2.4. Davranış İçin Sinir Sistemi Şart Mıdır?
2.5. Evrim Nedir?
2.6. Kalıtsal Davranış Nedir?
2.7. Öğrenme Nedir?
2.8. Tüm Bunlar Yeter Mi?
2.9. İnsanın Psikolojik Gelişiminin Kaynağı Nedir?
Bölüm Özeti
Ünite Soruları
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 4 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
3. Fiziksel Büyüme Ve Motor Gelişim- Dinamik Sistemler Teorisi
Çerçevesinde Yeni Yaklaşımlar
Giriş
3.1. Fiziksel Büyüme Ve Gelişme
3.2. Motor Gelişim
3.3. Motor Gelişime Güncel Bakış-Dinamik Sistemler Teorisi
Bölüm Özeti
Ünite Soruları
4. Bilişsel İşlevler Ve Gelişimi
Giriş
4.1. Yönetici İşlevlerin Tanımı Ve Önemi
4.2. Yönetici İşlevlerin Bileşenleri
4.3. Bilişsel Esneklik
4.4. Çalışma Belleği
4.5. İnhibisyon
Bölüm Özeti
Ünite Soruları
5. En Ayırıcı Özelliğimiz: Dil Gelişimi
Giriş
5.1. Dili Diğer İletişim Sistemlerinden Ayıran Özellikler Nelerdir?
5.2. Dil Becerilerine Yönelik Teorik Açıklamalar:
5.3. Dil Becerisinin Altında Yatan Biyolojik Mekanizmalar Nelerdir?
5.4. Dil Edinimi İçin Kritik Bir Dönem Var Mıdır?
5.5. Evrensel Olarak İzlenen Dil Gelişim Aşamaları Var Mıdır?
5.6. Dil Becerimizin Alt Bileşenleri Nelerdir?
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 5 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
5.7. Çocukların Dil Gelişimi Nasıl Destekleyebiliriz?
Bölüm Özeti
Ünite Soruları
6. Zihin Kuramı
Giriş
6.1. Zihin Kuramının Tanımı
6.2. Zihin Kuramının Ölçümü
6.3. Zihin Kuramı Gelişimini Etkileyen Faktörler
6.4. Zihin Kuramına Kültürün Etkisi
6.5. Zihin Kuramını Değerlendiren Farklı Yaklaşımlar
Bölüm Özeti
Ünite Soruları
7. Duygular Ve Gelişim
Giriş
7.1. Giriş
7.2. Temel Duyguların Gelişimi
7.3. Bağlanma Ve Duygular
7.4. Özbilinç Duygularının Gelişimi
7.5. Duygu Düzenleme
Bölüm Özeti
Ünite Soruları
8. Arkadaşlık İlişkileri
Giriş
8.1. Giriş
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 6 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
8.2. Arkadaşlık Nedir?
8.3. Akran İlişkilerine Sosyometrik Yaklaşım
8.4. Arkadaşlık Kuramları
8.5. Arkadaşlıkta Benzerlik
8.6. Arkadaşlıkta Sosyal Beceriler Ve Sosyal Algı
8.7. Arkadaşğın Çocuk Gelişimindeki Yeri
Bölüm Özeti
Ünite Soruları
9. Etkileşim İçinde Oyun
Giriş
9.1. Oyunun Tanımlayıcı Özellikleri
9.2. Oyuna İlişkin Farklı Sınıflandırmalar
9.3. Oyuna Dair Araştırma Bulguları
9.4. Oyun İle İlgili Yaklaşımlar
9.5. Oyunu Sosyokültürel Bakış Açısıyla Genişletmek
Bölüm Özeti
Ünite Soruları
10. Ahlaki Gelişim Ve Prososyal Davranışlar
Giriş
10.1. Ahlaki Gelişim Ve Temel Kavramlar
10.2. Bilişsel Gelişimsel Kuramlar
10.3. Ahlaki Gelişime İlişkin Alternatif Yaklaşımlar
10.4. Prososyal Davranış Türleri Ve Gelişimi
Bölüm Özeti
Ünite Soruları
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 7 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
11. Evlilik Ve Çocuk Gelişimi
Giriş
11.1. Ebeveynler Arası İlişki: Evlilik Çatışması
11.2. Evlilik Çatışmasının Ebeveynliğe Etkileri
Bölüm Özeti
Ünite Soruları
12. Çocuklukta Görülen Psikopatolojiler
Giriş
12.1. Psikopatoloji Kavramına Genel Bakış
12.2. Çocukluk Dönemi Psikopatolojileri
12.3. Psikopatolojiler Ve Normal Gelişim
12.4 Psikopatolojiler Ve Aile
Bölüm Özeti
Ünite Soruları
13.1. Genç Yetişkinlik Dönemi
14.1. İleri Yetişkinlik Ve Yaşlanma
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 8 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
2. GELİŞİMİN KAYNAKLARI VE TEMEL KAVRAMLAR
Giriş
Önceki bölümde gelişimsel psikolojinin tarihini, temel kavramlarını, ilkelerini ve araştırma tekniklerini
öğrendiniz. Şimdiki bölümde ise gelişimsel olguların köklerine inip onları birbirleriyle ilişkilendirerek
bütünleştireceğiz. Gelişimsel olguları anlamak için gerekli olan temel biyoloji, psikoloji ve antropoloji
kavramlarını tarihsel bir akış içinde hatırlayacağız. Ardından gelişimin kaynaklarını tartışan iki ana
paradigmayı tanıyacağız.
2.1. Psikoloji Ne Demektir?
Gündelik hayatta psikoloji” etiketiyle epeyce karşılaşırız. Örneğin, “psikolojisi bozulmak” kalıbını
kuvvetle muhtemel siz de sıklıkla kullanıyorsunuzdur. Oysaki psikoloji, “bozulabilen” bir şey değildir.
Bunun için İngilizcede mood” sözcüğü kullanılır. Türkçede ise bir zamanlar haletiruhiye” denirmiş.
Yani psikoloji, ruh durumu demek değildir. Psikoloji kelimesi, Eski Yunanca psişe ile logos
kelimelerinin birleşiminden ibarettir. Psişe, ruh diye de çevrilebilen, aslen nefes anlamına da
gelebilen bir kelimedir (bkz. Dürüşken, 1994). Daha ziyade iradi hareketleri ifade eder. Antik Yunanların
dikkatini, nefesin varlığındaki hareketlerle yokluğundaki hareketlerin uyumsuzluğu çekmiş olmalı.
Nefesi can anlamında kullanmış, yaşayanlar ile yaşamayanların farkı gibi şünmüş olabilirler. Logos
ise bir disiplini ifade eder. Belirli bir konuda sistematik olarak edilmiş sözleri, yani o konunun mantığını
tanımlıyor. Dolayısıyla psikoloji, canlı hareketlerinin bilgisigibi bir manaya geliyor. Türkçeye ilk önce
ruhiyat,” biraz sonra “ruh bilimdiye çevrilmişse de psikoloji kelimesi bugün genel kabul görmüş ve
Türkçeye de mal olmuştur. Bir psikolog, psikoloji sözcüğünden “ruh durumunu” değil, yukarıdaki
çerçeveyi anlar.
Psikolojinin genel kabül görmüş olan kitabi tanımını ele alalım şimdi: İnsan ve hayvan davranışlarını ve
bu davranışların arkasında yatan zihinsel süreçleri inceleyen bilimdir, denir. Bu tanımda hatalar
bulunmaktadır. İlkin canlılar alemi altı büyük krallıktan oluşur: Arkeler, bakteriler, protistler, mantarlar,
bitkiler ve hayvanlar. İnsan, hayvanlar krallığının bir üyesidir. Biyolojideki teknik ismimiz Homo
sapiens”dir. Homo insan demektir, sapiens ise bilen demek. Yani bilen insan. Tüm bu
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 9 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
tanımlamaları yapabilen tek tür biz olduğumuz için kendimizi diğer canlılardan bu tanımlama
kabiliyetimiz üzerinden ayırmamız pek tabiidir. Bilme yetisi olan tek tür biz olmasak da böyle tanımlar
yaparak bilen başka bir tür yoktur.
2.1.1. Zihin Nedir?
İşte bu bilme noktasında kitabi psikoloji tanımının ikinci hatası geliyor. Bilmek bir fiildir. Peki, bu eylem
gözlenebilir mi? Nerede icra edilmektedir? Zihin, bu eylem için bir sahne gibi düşünülebilir (düşünmek
nerededir?). Belki de zihnimiz sayesinde başka hiçbir canlının bilemediği şekilde biliyoruzdur
bildiklerimizi. Felsefi açıdan durduğumuz yere göre “mutlaka” da diyebiliriz buna. Fakat bu süreç,
psikolojide böyle işlemez. Yani psikolojide zihin bir “nedendeğil bir açıklama çerçevesidir. Hatta zihin
bir araştırma nesnesi de değildir. Dikkat ederseniz hiçbir zaman zihin üzerinden ampirik bir nedensellik
ifade edilmez. Çünkü zihin, ölçülebilen bir nicelik değildir. Zihin ile davranışın ya da beynin vs. bir
ilişkisi gösterilemez. Ancak zihin, örneğin davranış ile beyin arasındaki ilişki şeklinde kurgulanabilir.
“Neden öyle” sorusuna “çünkü zihnimiz böyle” demek bilimsel bir açıklama yapmak anlamına gelmez.
Zihin, yöneldiği nedensel ilişkiler ağını soyut düzeyde temsil eden bir modelleme, aslında bir nevi
bilimsel bir özet ya da benzetmedir. Kimse bir zihin görmemiştir. Zihin, gerçekten gördüklerimize
(ölçümlerimize) bir çerçeve çizer ki o parça parça gördüklerimiz bir ilişkiler bütününe dönüşebilsin. Bu
nedenle psikolojide aynı anda geçerli olabilen birçok farklı ve hatta ihtilaflı zihin modeli vardır. Ancak
psikolojideki sistematik gözlemler, psikologlar için ortaktır. Farklı modeller, bu tekrar edilen gözlemleri,
yani olguları teorik bir bütünlük haline getirmeye çalışırlar. Bir olgu, ona göre başka bana göre başka
olamaz. Ama farklı araştırmacılar, farklı modelleri kullanarak bu olguları farklı şekillerde açıklayabilir
ve sınayabilirler. Bilimsel birikim, bu açıklama ve sınama üzerinden yapılan bir yanlışlama yarışıdır.
2.1.2. Psikolojinin Konusu Nedir?
Peki, psikoloji olgusal olarak neyi inceler? Gördüğü şey nedir? Neyin nedensel bilgisini oryaya
çıkarmaya çalışır? Yanıt oldukça basittir: Davranış. Psikoloji, davranışı inceler. İncelediği davranışları
teorik bir bütünlüğe oturtmak için—gerekliyse—zihin modelleri de önerebilir. Yani psikoloji aslında
doğrudan bir zihin bilimi değildir. Açıklamaya yöneldiği şeyleri açıklayabilmek için zihin modelleri de
üretebilen bir bilimdir. Psikologlar, psikolojik olgulara özgü sebeplerden zihin kavramına ihtiyaç
duyarlar. Bu sebeplerin başında psikolojinin bireysel davranış farklılıklarını incelemesi gelir. Bu
farklılıkları özellikle karmaşık sürü ilişkileri olan etobur memelilerde hakkıyla açıklayabilmek için
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 10 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
görünenlerin (davranışların) ötesinde olan, daha derinlerde bir şeyi kurgulamak zorunda kalabiliriz.
Zihin o zaman başvurduğumuz bir felsefi birikimi de ifade eder. Psikolojinin zihin bilimi olduğunu iddia
edenler de son tahlilde sadece davranışları ölçerler.
2.1.3. Biyolojinin Konusu Nedir?
Davranış deyince aklımıza gelmesi gereken ilk bilim disiplini biyoloji olmalıdır. Biyoloji, canlıları inceler.
Canlılığı araştırır, modeller. Canlılık, temel fizik ve kimya süreçlerinin ayrıksı bir şekilde
örgütlenmesidir. Kimyasal/moleküler bir yapıdır. Ancak bu yapı, fizik ve kimya teorilerinde
modellenmeyen birkaç şey yaparak biyolojik bir olguya dönüşür. Öncelikle canlılar ürerler. Bir ömür
yaşarlar. Bu sırada da büyür ve gelişirler. Büyüme ve gelişme, canlının dengesini korumasıyla
ilişkilidir. Bu dengenin bir ömür boyunca tekrar ve tekrar kurulabilmesi için canlı birtakım değişimler
yaşar. Hacminin artmasına büyüme, canlılık süreçlerindeki etkinliğinin çevreden görece bağımsız
olarak değişmesine ise olgunlaşma denir. İç dengenin bozulmasının sebebi, canlının entropisini
yavaşlatacak, yani ölümünü geciktirecek metabolik süreçlerdir. Yani canlının hayatta kalması,
dengesinin devamlı olarak bozulup tekrar sağlanmasıdır. Bu süreç, aslında bir dizi kimyasal
tepkimeden ibarettir. Bu tepkimeler sırasında canlı, enerjisini metabolik süreçlerde işleyerek
dönüştürür. Çevresine bu dönüşş enerjiyi salar, çevresinden de tekrar enerji alır. Bu döngü ömür
boyu devam eder. Bu sırada canlı, metabolik denge ve dengesizlik dalgalanmaları yaşar. Çevresiyle
enerji değiş tokuşunu sürdürür. Bu değiş tokuş için çevrede uygun enerji kaynaklarıyla buluşmalıdır. Bu
uygunluğun kuşaklar boyunca sağlanmış olmasına adaptasyon diyoruz. Canlı birey, hem deneyimleri
sonucu hem de genetik olarak bu uyuma yönelik belirli bir potansiyele sahiptir. Canlıların bu
potansiyeli ortaya çıkaran özelliklerinden biri de davranıştır.
2.1.4. Davranış Nedir?
Davranış, canlının spesifik bir uyarana spesifik bir tepki vermesidir. Bu tepki, onun dengesini tekrar
sağlamasıyla sonuçlanırsa; canlı, hayatta kalmaya ve böylece üremeye devam edebilir. Canlının her
davranışı, metabolizmasına uygun olacak enerji kaynaklarına öyle ya da böyle ulaşması ya da
ulaşmaması ile sonuçlanır. Canlının enerji ihtiyacını gideren davranışın zaman içindeki sıklığı
artacaktır. O davranış, canlının hayatta kalma, büyüme ve gelişip üreme olasılığını arttıracaktır. Böylece
o davranışa neden olan kimyasal süreçleri tetikleyen metabolik yapıyı inşa eden moleküller (genler) de
üreme üzerinden sonraki kuşaklara aktarılacaktır (kalıtım). Yani sadece o canlı bireyin o davranışı
gösterme olasılığı değil, sonraki popülasyonu oluşturacak bireyler arasında da o davranışın görülme
olasılığı yükselecektir.
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 11 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
2.2. Biyoloji İle Psikolojinin Farkı Nedir?
Biyoloji, davranışı popülasyon üzerinden inceler. Örneğin bir ördekle ilgilenmez, tüm ördeklerle
ilgilenir. Bu arada incelediği tek konu da davranış değildir. Canlılığın bütününü anlamaya çalışır.
Davranış, o bütünün bir özelliğidir. Biyolojide özellikle davranışı inceleyen, davranışa özelleşmiş alt
dallar da mevcuttur. Örneğin etoloji, hayvan davranışlarını inceleyen bir biyoloji alt disiplinidir. Peki, bu
durumda psikolojiyi biyolojiden ayırt eden nedir? Psikoloji, davranışın bireysel yönünü inceler.
Bireylerin davranışlarına odaklanır. Psikoloji, aynı türden iki bireyin aynı çevrede neden birbirlerinden
farklı davrandıklarını inceleyen bilim dalıdır. Bu farklılığın bireye özgü biyolojik sebepleri de olabilir.
Dolayısıyla psikologlar en azından temel düzeyde biyoloji bilmek zorundadır. Psikologlar, belirli bir
bireyin bir davranışının aynı çevrede zaman içindeki değişimini ve o davranışın diğer davranışlarla
ilişkisini de anlamaya çalışır. Bu değişim, biyolojik açıdan (yani türe bağlı, kalıtsal) nedenlerle
açıklanamazsa psikolojik açıdan (yani bireye özgü) incelenir.
2.3. Gelişimsel Psikoloji Nedir?
Psikoloji, bir davranış bilimidir, dedim. Ama davranışı inceleyen tek bilim değildir. Ayırt edici olarak;
psikoloji, bireylerin kendi deneyimlerinden kaynaklanan ve popülasyonun genelinden farklılık gösteren
davranışlarını inceler. Bir bireyin kendi içinde, ömrü boyunca yaşadığı deneyimler ve ayrıca genetik
yapısı nedeniyle sergilediği davranış farklılıkları psikolojinin konusudur, dedim. Psikolojide buna
özelleşmiş bir alt alan vardır: Gelişimsel psikoloji.
Gelişimsel psikoloji, bir davranışın bir ömür boyunca nasıl ve neden değiştiğine odaklanır. Bireyler arası
farklar kadar birey içindeki farklılaşmayı da anlamaya ve açıklamaya çalışır. Psikolojinin davranışsal
değişime özelleşmiş alt alanı gelişimsel psikolojidir. Geldik değişime. Nedir değişim? Bir şeyin zaman
boyunca azalıp çoğalması ya da bir niceliğin farklı değerler alması diyebiliriz. O nicelik, psikoloji
bağlamında davranış ölçümleridir. Peki, dönüşüm nedir? Bir şeyin başka bir şey haline gelmesi. Burada
niteliksel bir değişimden söz ediyoruz. Örneğin bir kelebeği düşünelim. Kelebek, tırtılın hem devamıdır
hem de tırtılı ortadan kaldırmıştır. Yani yeni bir şey (kelebek), onu oluşturan eski şeyleri (tırtıl) hem
kapsıyor hem de aşıyor (onu içererek ortadan kaldırıyor; sentez). Gelişimsel psikoloji, bir davranıştaki
değişimin yanı sıra bir davranışın başka (yeni) bir davranışa dönüşmesini de inceler.
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 12 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
Dönüşüm
2.4. Davranış İçin Sinir Sistemi Şart Mıdır?
Psikoloji, antropoloji ya da sosyoloji gibi sadece insan davranışını incelemez. Ancak aynı türden
bireyler arasında gözlenen en yüksek davranış farklılığı şampiyonu biz insanlarız. Dolayısıyla psikoloji
için en göze çarpan tür biziz. Buna rağmen psikoloji, tek hücrelilerin davranışlarını da; mantarların
davranışlarını da; bitkilerinkini de; denizanası, salyangoz, meyve sineği, yunus, şempanze, kedi, köpek
gibi her hayvanın davranışlarını da inceler. Çünkü davranış tüm bu canlıların bir özelliğidir. Listeme
yakından bakarsanız göreceğiniz üzere sinir sistemi sadece hayvanlarda vardır, ki tüm hayvanların da
sinir sistemi yoktur. Ama çoğu hayvan türünde sinir sistemi bulunur. Yani canlılık alemini oluşturan o
altı krallıktan sadece birinin üyelerinde sinir sistemi vardır. Kaldı ki sinir sistemi olan her canlının da
beyni yoktur. Sadece bazı hayvanların beyni vardır. Görüldüğü üzere sinir sistemi, davranışla ilişkili bir
organken; davranış, sinir sistemi olsun olmasın, tüm canlıların kabiliyetidir. Dolayısıyla davranış
denildiğinde sinir sistemi şartmış gibi düşünmek doğru değildir.
2.5. Evrim Nedir?
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 13 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
Sinir sistemini açıklamaya çalışayım. Korkmayınız, size uzun uzun fizyoloji anlatıp canınızı sıkmak değil
niyetim. Yukarıda bahsettiğim gibi, bir psikolog esasen temel biyoloji bilmek zorundadır. Ardından
temel fizyoloji de bilmesi evladır. Şimdi tekrar davranışa odaklanalım. Gezegenimiz üzerindeki ilk
canlının üç milyar sekiz yüz milyon Dünya yılı evvel yaşadığını tahmin ediyoruz. Etrafınızda gördüğünüz
her canlının atası o. Korona virüsün de benim de atamız o ilk moleküler yapı. O yapı da yukarıda
sıraladığım canlılık emarelerinin hepsini gösteriyordu. Bugünse ona benzeyen bir canlının olmadığını
şünüyoruz. Bugün yaşayan bakteri de ben de şempanze de pırasa da çağdaş türleriz. Çünkü
değişmeden kalan hiçbir tür yoktur.
Bu ata canlı nasıl davranıyordu acaba? Yavruları arasında davranış farklılıkları var mıydı? Muhakkak
vardı ki o farklar, kelebek etkisiyle bugün bu muazzam çeşitlilikteki canlılık alemine giden yolu açmış.
Bireyler arasında genetik farklar olması biyolojik bir yasa. Hiçbir döl, atasının birebir kopyası olmuyor.
Genleri aynı olan klonlar bile epigenetik (aynı genlerin çalıştırılmasını değiştiren, genom harici kalıtsal
yapı ve süreçler) ve paylaşılmayan çevresel etkiler (çevrenin sadece o birey üzerindeki etkileri) nedeniyle
birbiriyle aynı fenotipte (genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle birlikte ortaya çıkan organizma)
olmaz. Dolayısıyla ilk canlı ile yavruları ve o yavrularla da onların torunları arasında küçük ya da büyük
kalıtımsal farklar vardı. Bu farklar nedeniyle muhtemelen bu bireyler az ya da çok farklı
davranıyorlardı. Diyelim ki biri ışığa yöneliyordu, diğeri ışıktan kaçıyordu, biri ışığa daha hızlı, diğeri
daha yavaş yaklaşıyordu. Diyelim ki bu hücreleri büyütecek, geliştirecek ve onların üremelerini
tetikleyecek metabolik reaksiyonlar için gerekli enerji de ışıklı ortamda bol olsun. Işığa çabuk varan
daha hızlı büyüyüp gelişecek ve daha çok üreyecektir, değil mi? İşte tüm espri burada. Sonraki
popülasyonda bireylerin çoğu, ışığa yönelen ve ona hızla giden ataların dölleri olacaktır. Yani önceki
popülasyona göre yeni popülasyonda ışığa yönelme ve ona doğru hızla gitme davranışı daha fazla
görülecektir. Biyolojik evrim, bir popülasyondaki bir özelliğin kuşaklar arasındaki bu nispi değişiminden
başka bir şey değildir.
2.5.1. Beden Nedir?
Canlıların bedenleri ile davranışları arasında evrimsel bir ilişki vardır. O ilkel canlıları tekrar hayal
edelim. Farz edelim ki bir yavrunun hücre zarındaki belirli bir kısmında ışığı daha iyi duyumsayan bir
yapı oluşmuş. Ataları, ışığa her yönden eşit derecede hassasken; bu yavru, ışığa bir tarafıyla daha
hassas. Kuşaklar boyunca, bu gibi yollardan gitgide belirli bir bedenleşmenin oluştuğunu
şünüyoruz. Öncelikle bir yöne ustalaşş olabilirler. Enerji kaynaklarıyla ilişkili olan uyaranı en iyi
duyumsayan canlının belirli bir ekolojik sistemde döllerini gelecek kuşaklara bırakma olasılığı
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 14 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
yükselecektir. Bu matematik devamlı işlemektedir. O vakit o bölgedeki canlı bireyler, kuşaklar boyu
başka canlılardan daha fazla farklılaşacak ve oluşan her bir popülasyonda belirli yapıların tekrarlama
olasılığı gitgide artacaktır. Buna da türleşme diyoruz. Işığı her yeriyle duyumsayabilen bir tür, ışığı
sadece belirli bir yerden ama daha ayrıntılı duyumsayabilen bir türe evrilebilecektir.
Canlılık aleminde yönsüz ve belirli bir yöne sahip olan türler görüyoruz. Yönü olan türler, o yönden
gelen uyaranlara hassastırlar. O yöne doğru davranmaya ustalaşşlardır. Örneğin denizanasının yönü
yukarı ve aşağıdır. Dolayısıyla bedeni sağ ve sol olarak simetrik ancak alt ve üst olarak asimetriktir.
Üstü başka yapılardan, altı başka yapılardan oluşur. Davranış yönü de aşağıdan yukarıya doğrudur.
Canlılar zaman içinde böyle yönler kazanmışlardır. Örneğin bitkilerin genelinin beden yapısı da alt ve
üst şeklinde asimetriktir. Ancak denizanasıyla bir ağacın davranışları arasında ciddi bir fark vardır.
Ağaçlar, belirli bir bölgede görece sabit durup form değiştirerek davranırlar. Işığa doğru dal verir ve
yaprak açarlar. O yüzden her ağacın dallanması ve yaprak sayısı farklılaşır. Denizanasının formu ise
genetik olarak şekillenir. O sınırların şına pek çıkamaz. Ancak denizanası, görece hızlı bir şekilde
bölge değiştirerek uyaranlara tepki verir. Yani hızla davranır. Bunun için tüm bedeniyle yer değiştirir.
Böylece bedenen yaklaşıp uzaklaşarak çevresini değiştirmektedir.
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 15 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
Denizanası
2.5.2. Sinir Sistemi Nedir?
Deniz anasının görece çevik hareketleri, bunun için ustalaşş bir organla ilişkilidir: Sinir sistemi.
Bitkilerin ya da mantarların böyle bir organı yoktur. Hayvanlar, hem hızlı davranan hem de çok hücreli
organlı yapılardır; ve çoğunda bu organ bulunur. Bu organ, nöron denen sinir hücrelerinden oluşur. Bir
nöron, diğer nöronlarla onlarca bağlantı kuran bir hücredir. Sinir sistemi, temelde iki yapıdan oluşur.
Uyaranları duyumsayan alıcı nöronlar ve onların hemen gerisindeki duyusal nöron ağları ile canlının
davranışına neden olan hareketleri başlatıp sürdüren motor nöron ağları. Bu ağlar boyunca zincirleme
bir elektrokimyasal olay oluşur. Bu zincir kimi nöronlar arası bağlantıda durdurulur, kimisinde aktarılır.
Tüm sistem, bu temel ilkenin bir akış halinde tekrarlanmasından ibarettir. Ancak her türde bu
hücrelerin oluşturduğu ağlar farklıdır. Her bireyde de bu ağlardaki nöronların bağlantıları farklılaşır.
2.5.3. Beyin Nedir?
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 16 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
Peki, beyin nedir? Kimi hayvanlar, çevrelerindeki belirli enerji formlarına duyarlı olan farklı alıcı
nöronlara sahiptir. Bu alıcı nöronlar, bazı türlerde özelleşmiş organlarda yer alır. Bunlara duyu organı
diyoruz. Örneğin gözümüzdeki alıcı nöronlar bazı tip fotonları, burnumuzdakiler ise bazı tip kimyasal
molekülleri duyumsar. Duyumsama, çevredeki spesifik bir enerji formunun sinir sisteminin diline
tercüme edilmesidir. O enerji durumu, alıcı nöronlar tarafından sinir sistemindeki ağlar boyunca
dolaşacak olan bir elektrokimyasal olaya çevrilir. Bu duyumsamanın yoğunlaşğı yerlerin olması,
belirli bir beden bölümünü seçilime uğratmış ve birçok türde bu bölümün tekrarlanmasına neden
olmuştur: Baş. Baş, hareket yönünde alıcı nöronların yoğunlaşğı bir anatomik yapıdır. Uyaranları ilk
burası karşılar ve bireyin davranışı o yöne doğru olur. İşte beyin, bu farklı tür alıcı nöronlardan gelen
elektrokimyasal olayların motor nöronlara iletilmeden evvel hızla birleştirildiği bir işleme yatağıdır.
Beynin de başta bulunmasının nedeni muhtemelen bu hız baskısıdır. O yüzden beyin, duyu
organlarının en yoğun bulunduğu yer olan yüzün hemen arkasında ve başın içinde konumlanmıştır.
Beyin ne alıcı ne de motor nöronlardan oluşur. Beyindeki nöron ağları, alıcılardan gelen
elektrokimyasal olay dalgasını işler ve motor nöronlara bu işlenmiş elektrokimyasal olayı iletir. Böylece
beyni olan canlılar, çevrelerindeki uyaranları çok boyutlu duyumsayıp işleyip onlara yönelik daha
karmaşık davranışlar sergileyebilirler.
2.6. Kalıtsal Davranış Nedir?
Sinir sistemi, bazı spesifik uyaranlara birtakım davranışları sergilemeye doğuştan hazırdır. Doğuştan
olan her şey kalıtsal olmayabilir ancak buradaki kastım kalıtsallıktır. Organizma, kalıtsal davranışları
deneyimleri sonucunda kazanmaz. Bu davranışlar o türün bireylerinde yaygın olarak gözlenir çünkü o
türün evrimsel tarihinde oluşmuştur. Öyle ki bu davranışların bazıları beyinle bile ilişkili olmayabilir.
Kökleri, beynin ortaya çıkmasından önceki zamanlara kadar uzanır. Kalıtsal davranışlar genel olarak iki
şekilde değerlendirilir. Ayırt edici özellik olarak yine hızı ön plana alıyoruz. Kalıtsal davranışların kimisi
uzun sürelere yayılır. Örneğin; kuşların göçü, örümceğin ağ yapması, caretta caretta yavrularının denize
yönelmeleri. İlgili uyaran ortaya çıktığında organizma bu davranışlar silsilesini başlatır. Hatta bu
davranış örüntüsü, alt basamakları varmış gibi de örgütlenmiş olabilir. Yani bir dizi davranış
gerçekleştirildikten sonra organizma durur ve takip edecek davranış dizisi için işaretçi olan yeni uyaran
beklenir. Canlılık aleminde izlediğimiz bu davranışlara türe özgü görece kalıplaşş davranış
örüntüleridiyoruz. Organizmanın spesifik bir uyarana hızla gösterdiği istençsiz davranışa ise refleks
denir. Günlere hatta aylara yayılabilen türe özgü kalıplaşş davranış örüntüleri yanında refleksler
oldukça anidir. Örneğin; göz kırpma, göz bebeğinin büyümesi, diz kapağı; ya da insan yavrularında
görülen moro, babinski, tutunma, yutma, emme refleksleri gibi.
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 17 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
Caretta caretta yavruları
2.6.1. Dürtü ve Güdü Nedir?
Kalıtsal davranışlar, içgüdüseldir. İçgüdü nedir? Bunun için davranışın dürtü ve güdü ile olan ilişkisini
konuşmamız gerekir. Organizma, bir davranışa başlamaya ihtiyaç duyar. İhtiyaç ise organizmanın
denge halinin korunmasını ya da yeniden oluşturulmasını sağlayan şeydir. Davranış, organizmaya
bunları temin etmelidir. Dolayısıyla organizma, davranmak için öncelikle bir ihtiyaç duymalıdır.
Örneğin, organizma acıkmış olsun. Bu ihtiyaç, davranışa giden yolda organizma için bir rahatsızlık
oluşturmalıdır. Bu rahatsızlığa dürtü diyoruz. Dürtü, bir içsel gerilimdir. Aynı örnekten devam edelim;
organizma, açlık dürtüsü duyuyor. Davranış, son tahlilde bu dürtüyü yok edecek olan faaliyettir. Yani
sergileyeceği davranış örnekteki organizmayı doyurmadığı sürece, organizma davranmaya devam
edecektir. Dürtü duyan organizma, duruma göre en uygun davranışı sergilemeye yönelir. Bu yönelmeye
güdülenme diyoruz. Güdü, dürtüyü ortadan kaldıracak davranışı hazırlayan içsel bir yönelimdir.
Örnekteki organizmamız avlanmaya güdülenmiş olsun. Bu güdülenme ile sergilediği avlanma
davranışı onu doyurunca davranış sonlandırılır. Çünkü ihtiyaç ortadan kaldırılmıştır. Dolayısıyla dürtü
duymaz, dürtü olmadan da herhangi bir davranışa güdülenmez.
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 18 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
Böcek avlayan kurbağa
İki tür güdüden bahsedebiliriz. İlki, ilkel (biyolojik) güdüler: Organizmanın davranışa güdülenmeye
kalıtsal olarak hazır olduğu anlamına gelir. Diğeri ise sekonder (psikolojik) güdüler: Organizmanın o
davranışa deneyimleri sonucunda güdülenmesi demektir. İçgüdüsel davranışlar, organizmanın bir
davranışı sergilemeye biyolojik olarak güdülenmesi ile sergilenen davranışlardır. Psikolojik
güdülenmeye de oruç tutma davranışını örnek verebilirim. Organizma, çok temel olan biyolojik bir
ihtiyacına rağmen başka bir ihtiyacını karşılamak için, biyolojik olarak değil psikolojik olarak
güdülendiği davranışı sergileyebilir. Biyolojik ya da psikolojik güdüler çatışırsa hangisinin öncelikli
olacağı organizmanın o bağlamdaki öncelikli ihtiyacına göre değişir.
2.7. Öğrenme Nedir?
Canlılar, bir uyaranla bir kere karşılaştıkları zaman sergiledikleri davranışın şiddetini aynı uyaranla
tekrarlı karşılaşmaları sonucunda değiştirebilirler. Aynı uyaranla tekrar karşılaşıldığında davranışta
meydana gelen azalmaya alışma, artmaya ise duyarlılaşma diyoruz. Burada ilk defa organizmanın
kendi deneyimi sonucunda davranışında meydana gelen bir değişimden bahsetiyoruz. Alışma ve
duyarlılaşma, en temel öğrenme süreçleridir. Örneğin duvar saatinin sizi rahatsız eden tik tak seslerini
bir zaman sonra duymamak alışmadır. Son seste bir korku filmi izlerken evden gelen ufacık bir tıkırtıya
çığlıklar atarak tepki vermek de duyarlılaşmaya örnektir. Öğrenme, deneyim nedeniyle davranışın
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 19 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
değişmesidir; ancak bu değişim, kalıcı değildir. Öğrenilmiş davranışlar, genellikle uzun süreli olur.
Öğrenme bağlamı sürekliyse veya tekrar ederse bu süre daha da uzar. Tatilden sonra eve geldiğinizde
duvar saatinizin tik taklarını tekrar duyabilirsiniz ama evde bir müddet zaman geçirdikten sonra bu
sesleri artık tekrar duymadığınızı fark edersiniz.
2.7.1. Klasik Öğrenme Nedir?
Bir refleks, spesifik uyaranı dışında başka bir uyarana da sergilenebilir mi? Hatırlayacağınız üzere
Pavlov, yanıtın evet olduğunu klasik koşullama ile ortaya koymuştur. Bir refleksi kalıtsal olarak ortaya
çıkaran spesifik uyaran ile o refleks açısında nötr olan (o refleksi tetiklemeyen) başka bir uyaran
zamanda ve mekanda eşleşirse ve bu eşleşme sıklığı ne kadar artarsa, organizmanın gelecekte o
refleksi o nötr uyaran tek başına ortaya çıktığında da gösterme olasılığı yükselir. Örneğin köpekler, et
kokusuna salya salgılarlar. Et kokusu, salya salgılama refleksini kalıtsal olarak ortaya çıkaran uyarandır.
Fakat siz et kokusu her ortaya çıktığında zil de çalarsanız, köpeğiniz bir zaman sonra sadece zil
çaldığında da salya salgılayacaktır. Burada organizma, kalıtsal davranış repertuarında olan bir
davranışı, o davranışın ortaya çıkmasında biyolojik olarak herhangi bir güdülenmeye neden olmayan
nötr bir uyarana karşı da göstermeyi öğreniyor. Zile salya salgılamaya psikolojik olarak güdüleniyor. Bu
güdülenme de biyolojik ihtiyaçla ilişkili. Zil sesi, yemeğin sinyali oluyor. Bu bağlamda köpeğin zile salya
salgılaması adaptif açıdan etkili bir davranış değil midir? Çünkü sindirim sistemini yemeğe hazırlıyor.
Tıpkı et kokusu gibi. Yani canlılar, öğrenerek davranışlarının çevrelerine uyumu için sadece kalıtsal olan
güdülenmelerle kısıtlı kalmıyor. Öğrenme, canlıların çevrelerine uyum sağlamasında genel bir yetenek
olarak karşımıza çıkıyor.
2.7.2. Operant Öğrenme Nedir?
Peki, bir organizma kalıtsal davranış repertuarında olmayan davranışları da öğrenebilir mi? Bunun da
yanıtı evet. En basitinden operant koşullama dediğimiz yoldan. Organizma, ihtiyaçlarını gideren
davranışları zaman içinde daha sık icra etmeye güdülenir. Örneğin, bir kediyi bir odaya hapsettiğimizi
hayal edelim. Odanın ne kapısı ne penceresi olsun. Kedi, ilkin tüm odayı dolaşacaktır muhtemelen.
Belki bir köşeye işeyecektir. İlk endişeyi atlattıktan bir süre sonra acıkmaya başlar. Açlık dürtüsü gitgide
kediyi ele geçirir. Ancak bu ortam, bu dürtüyü ortadan kaldıracak uygun davranışları sergileyebileceği
bir yer değildir. Örneğin avlanamaz. Bu sefer akla yatkın olan olmayan birçok şey yapmaya başlar.
Odayı iyice keşfetmek için her çatlağı tırnaklar mesela. Kedinin karnını doyurmak için yapabileceği
hiçbir şey yoktur. Artık oda içinde dört dönüyordur. Yüksek duvara doğru atladığını hayal edelim. Üst
üste zıplarken tavandan minik bir paket mama şsün. Kedi, düşen şeyi koklar ve yenecek bir şey
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 20 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
olduğunu tespit ettiği anda açlıktan gözü dönmüş bir halde o yemeği tüketiverir. Artık daha az açtır.
Daha sakindir. Biraz dinlenir. Açlık, zamanla tüm bedenini tekrar ele geçirir. Yine inlemeye,
miyavlamaya başlar. Duvara doğru tekrar zıplamaya başlar ve yine bir paket mama gelir. Bu döngünün
böyle devam ettiğini düşünelim. Birkaç gün sonra kedi, açlık duyduğunda olduğu yerde sakince üç defa
zıplamaya güdülenmiş haldedir. Acıkınca üç defa zıplar, ne bir eksik ne bir fazla. Ve yiyecek gelir.
Doymazsa bir daha zıplar. Yine yiyecek gelir. Doyunca bir daha zıplamaz çünkü ihtiyacı kalmamıştır.
Acıkınca ve doyana dek üçer defa zıplayarak mama alır.
2.7.3. Ödül ve Ceza Nedir?
Şimdi sahne arkası. Bu hikayedeki odanın tavanında bir kediye ömrü boyunca yetecek kadar mamanın
depolandığı bir mekanizma vardır. Odanın zemini kocaman bir tartıdır. Bu tartının ölçtüğü ağırlığın
üçüncü defa sıfıra inmesi ile tavandaki mekanizmaya elektrik gider ve bir paket mama otomatik olarak
odaya şer. Buna Skinner kutusu denir. Kedinin bu mekanizmadan hiç haberi yoktur. Olmasına da
gerek yoktur. Kedimiz, acıktığı zaman üç defa zıplamayı öğrenmiştir. Zıplama davranışı, mama ödülü
için bir araçtır. Kedimizin davranış repertuarına kalıtsal olmayan, yeni bir davranış eklenmiştir. Bu
odada acıkınca üç defa zıplamaya güdülenmiştir artık. Karnı tokken zıplama davranışı görülmez.
Çünkü mamanın ödül gücü şştür. Tokken yemeğe ihtiyaç duymamaktadır. Zıplaması için
acıkması gerekir. Bu hikayede kedimizin kaç zamanda kaç defa zıpladığında bir mama alacağını
değiştirebiliriz. Bu değişikliklerle kedimizin zıplama davranışının zaman içindeki sıklık miktarını
etkileyebiliriz. Ya da belirli bir davranışının sonucunda hoşuna gitmeyecek bir uyaranla karşılaşmasını
sağlayarak o davranışın zaman içindeki sıklığını azaltabiliriz. Araçsal öğrenmede bir davranışın zaman
içindeki sıklığını arttıran uyarana ödül, azaltana ise ceza denir. Bir davranış sonucunda hoşa gitmeyen
bir uyaranın organizmadan uzaklaştırılması o davranışın zaman içindeki sıklığını arttıracağı için o
uyaranın yok olmasına da ödül deriz. Ya da bir davranış sonucunda hoşa giden bir uyaranın
organizmadan uzaklaştırılması o davranışın zaman içindeki sıklığını azaltacağı için o uyaranın yok
olmasına da ceza deriz.
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 21 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
Truman Şov (1998) isimli filmde bizim odamızdan çok daha büyük bir odanın öyküsü anlatılmaktadır
2.8. Tüm Bunlar Yeter Mi?
Gördüğünüz üzere canlıların davranışlarının biyolojik veya psikolojik nedenleri vardır. Bir canlının
davranışları zaman içinde biyolojik sebeplerle de değişebilir, psikolojik sebeplerle de. Bir çocuğun
davranışlarında gözlenen karmaşıklaşmanın gerisinde büyük olasılıkla bu temel süreçler rol oynar.
Burada davranışın uyaran-tepki ilişkisi olduğunu tekrar hatırlayalım. Şimdiye kadar karmaşıklaşmanın
davranış tarafından bir listeye ulaştık: Refleksler, türe özgü kalıplaşş davranış örüntüleri, alışma-
duyarlılaşma, klasik öğrenme ve araçsal öğrenme. Genellikle beyni olan etobur canlılarda davranışın
neden çok boyutlu olabildiğini, aynı uyaran karşısındaki bireylerin neden farklı davranışlar
sergileyebildiğini tartışmaya geçelim şimdi. Bu tartışma için uyaranların algılanmasındaki
karmaşıklaşmayı incelememiz lazım. Bazı canlılar neden dünyayı çok boyutlu algılar? Beynin bununla
ilişkili olduğundan söz etmiştim. Esas evrimsel baskının hız olduğunu, bu canlılarda davranışın görece
hızlı cereyan ettiğini söylemiştim.
2.8.1. Bireysel Davranış Farklarının Kökeni Nedir?
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 22 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
Hızın iki bağlamı olduğunu düşünebiliriz. İlki, avların da genellikle avcıları gibi hızlı davranması. Yiyecek
kaynağına ulaşmak hayatta kalmak için elzemdir. Yem olmamak da öyle. Bu, tahmin edeceğiniz üzere
hem av hem avcı üzerinde bir doğal seçilim baskısı demektir. Diğeri ise özelikle memelilerde
gördüğümüz cinsel eşleşme süreci, yani cinsel seçilim baskısı. Yiyecek kaynaklarına ulaşabilen bireylerin
evrimsel açıdan etkili olabilmeleri için üremeleri de gereklidir. Hem eşlerin hem eş arayan diğer
türdaşların hem de muhtemelen birçok türden birçok bireyin iştahını kabartan avların, uyum baskısı
altında kuşaklar boyunca çok daha hızlanacaklarını tahmin edebiliriz. Ya da farklı davranışlar seçilime
uğrayacak ve yeni türler ortaya çıkacaktır. Eski türler, kaynaklara ulaşımı yeni türler tarafından
kısıtlanacağı için zamanla yok olacaktır. Ya da davranışları esnetebilmek için uygun biyolojik yetiler
seçilecek, aynı tür içinde kategorik olarak farklı davranabilen bireyler ortaya çıkacaktır. Canlılık
tarihinde bu olasılıkların hepsinin gerçekleşmekte olduğunu görebiliyoruz. Psikoloji açısından bizi
ilgilendiren kısmı bireyin davranışlarını esnetebilmesi. Bunun için beynin özellikle etobur memelilerde
daha katmanlı ve karmaşık bir yapıya dönüşğünü biliyoruz. Etobur memelerilerin bu evrimi, eşleşme
ve avlanmanın güvenli şekilde sürdürülmesi için bireyler üzerinde bir bağlam oluşturmuştur: Sürü.
2.8.2. Sürü Nedir?
Sürü hayatında—tıpkı avlanma ve çi!leşmede olduğu gibi—başka hızlı bireylerle birlikte davranılır. Bu
bireylerle birlikte davranmak; avlanma, güvenlik, eşleşme gibi parametrelerde tek tek bireylerin
şanslarını arttırır. Bu grubun üyeleri, artık sadece anlık av ve eşleşme için değil, uzun süreli birlikte
yaşam için birbirlerini uygun şekilde algılamalıdır. Burada uyaran,—tıpkı eş ve avda olduğu gibi—bir
diğer canlıdır. Bildiğiniz üzere canlılar davranır, hatta hayvanlar hızla davranır. Sürü içinde yaşayan
organizmaların etraflarında birçok hızlı değişiklik olur. Bu organizmalar bu değişikliklerle baş
edebilecek yetilere sahip olmalıdır. Bunun için beyin, örneğin bellek üzerinden, değişikliklere rağmen
bir devamlılık algılar. Sürü organizmalarında buna benzer birçok yeti gelişmiştir.
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 23 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
Fil sürüsü
İlk sürülerin, yavrularına bir müddet bakım veren türlerin bu bakıma neden olan bağlanmayı
akrabalarına da yöneltmesiyle ortaya çıktığını düşünüyoruz. Ancak zamanla akraba olmayan bireylerle
de sürü olabilen türler ortaya çıkmıştır. Diğer sürü üyeleri, organizma için artık baskın uyaranlardır.
Onların hızlı ve karmaşık davranışları organizma tarafından parça parça duyumsansa da bir bütünlük
içinde algılanmalıdır. Ancak bir üyenin çevresini bütünlük içinde algılaması sürü için yeterli değildir.
Diğer üyelerle birlikte davranabilmek için bir de iletişim gereklidir. Böylece farklı bireysel algılar
eşgüdümlenebilir. Psikolojide birçok zihin modeliyle anlaşılmaya ve açıklanmaya çalışılan bir tuhaf
olgu burada belirmektedir: Bilinç.
2.8.3. Bilinç ve Kültür Nedir?
Bilinç, komada ya da derin bir uykuda değilseniz mütemadiyen deneyimlediğiniz bir şeydir. Uyaranları
fark edersiniz ve çevrenizdekilerin o uyarana yönelik farkındalıklarını da fark edersiniz. Böylece
sosyalolursunuz. Bilincin evrimsel tarihte ortaya çıkmasının ardında, partnerin algılarını doğrudan
bilememek ve fakat onunla bir şekilde uyumlu davranmak için o algıları tahmin etmek baskısı olduğu
şünülebilir. Bireysel algının çok boyutlu bir hale gelmesi ile grup algısının bireyler tarafından
paylaşılması eşzamanlı süreçlerdir. Öznellik derinleştikçe sosyallik karmaşıklaşştır. Biz insanlar, bu
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 24 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
nedenle davranışlarımızı bilincin ve kültürün çarklarıyla çeşitlendiririz. Biz dünyayı kendimizin nasıl
algıladığını partnerimizinkini de bildiğimiz gibi biliriz. Büyük kalabalıklar halinde, birlikte ve ahenk
içinde yaşayabilmek için partnerimizin algılarını düzenleyebildiğimiz gibi kendi algılarımızı da
düzenleyebiliriz. Bu noktada yukarıdaki davranış çeşitliliği listesine kültürel öğrenme de eklenir. Kültür,
bir türün iki kuşağı arasında biyolojik olmayan yollarla aktarılan her şeydir. Kültürel öğrenme, kültür
üreten türlerin önceki kuşaklardan gözleyerek ve/ya sembolik yollardan bilgi alabilmesidir. Bu
öğrenme, salt davranışsal değildir ve bilgi veren kaynağın sosyal bir sinyal üretmesi gerekir. Örneğin
insan yavrusu, ona bir şey öğretmeye kalktığınızda sizin bu niyetinizi anlayabilir ve öğrettiğiniz şeyle
ilgili olmayan davranışlarınızı görmezden gelerek öğrettiğiniz şeyin gerisindeki mantığı
kavrayabildiğini gösterebilir (Butler ve Markman, 2012). Bu, taklitten farklıdır.
Bir insan klanın hatıra “fotoğrafı”
2.9. İnsanın Psikolojik Gelişiminin Kaynağı Nedir?
Çocuklarımızın sosyal sinyalleri algılama yetileri biyolojiktir. Bu yetiler, onların dünyayı nasıl çok
boyutlu algılayabileceklerine yönelik bir potansiyel yaratır. Uyaranların çok boyutlu algılanması,
tepkilerin de çeşitlenmesiyle ilişkilidir. Hatırlayacağınız üzere, gelişimsel psikolojinin esas meselesinin
bireyin davranışında gözlenen bu değişim olduğundan söz etmiştim. Gelişimsel psikolojinin
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 25 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
kurucularından addedilen Piaget’nin zihinsel gelişim modeli, doğuştancı olsa da evrimsel bir açıklama
sunmaz. Dolayısıyla gerçek anlamda biyolojik temelli bir model değildir. Ancak çocukların dünyayı
zamanla nasıl çok boyutlu ve karmaşık algıladıklarını ayrıntılı olarak tasvir eder (Piaget, 1970, 1971).
Evrimsel ve kültürel öykü, bir diğer kurucu olan Vygotsky’nin çalışmalarında mevcuttur. Vygotsky, aynı
dünyanın çok boyutlu algılanmasının çocuğun türe özgü evrimsel potansiyeli ile kendine özgü kültürel
deneyiminin birleşmesinden kaynaklandığını vurgular (Vygotsky, 1978, 1987). Burada deneyim oldukça
önemlidir. İnsan deneyimi özel bir çevrede gerçekleşir. Bu çevre kültüreldir. Başka insanları ve kültürel
olguları içerir. İnsan, partnerleriyle birlikte araçlar yaratıp kullanarak çevresine müdahale eder, onu da
değiştirip dönüştürür. Bireyler ve toplumlar arasındaki davranış farklarının psikolojik temelleri
konusunda Vygotsky önemli ölçüde bir paradigma kurucu olmuştur. Vygotsky’e göre çocuğun gelişimi
üç zaman ekseninin çakışmasıyla vuku bulur: Türünün milyonlarca yıllık evrimi, kültürünün binlerce yıllık
tarihi ve kendisinin ömrü. Bunlar gelişimin üç kaynağını yaratır: Beden, toplum ve birey. Bir insanın
davranışları, biyolojik ve kültürel aktarımın ömür boyunca birleşmesiyle, kültürel bir çevrede, birikimli
olarak değişime uğrar, karmaşıklaşır ve dönüşür.
2.9.1. Piaget'nin Organizmacı Paradigması
Piaget ve Vygotsky, gelişimsel psikoloji tarihi boyunca sürecek temel tartışmaları karşılıklı eleştirilerle
biçimlendirmiş kurucu isimlerdir. Piaget, aslen bir zoologdur. Bilginin doğası ve hayvanların dünya
hakkındaki bilgileri nasıl edindikleri üzerine çalışştır. Çalışmaları onu insanların bilgi edinme
süreçlerine dek sürüklemiştir. Ona göre insanlar dünyayı aktif şekilde temsil etmektedir. Bunu şema
kavramıyla tanımlar. Uyaranların her türde aynı şekilde temsil edilmediğini bilen Piaget, bir insanın da
uyaranları her zaman aynı şekilde temsil etmediğini fark etmiştir. Yani çevre, her tür için farklı olduğu
gibi her organizmanın gelişim sürecinde de farklı şekillerde algılanır. Piaget, bu noktada bir insanın
çevresiyle girdiği epistemolojik ilişkinin sıçramalı bir gelişimsel trend izlediğini gözlemiştir. Ona göre
insan yavrusu, belirli periyotlarla değişen davranışlarıyla çevresini farklı yaşlarda farklı algıladığını
ifade etmektedir. Bu değişimin kaynağı, Piaget'e (1970, 1971) göre biyolojiktir.
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 26 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
Jean Piaget (d.1896-ö.1980)
İnsanlar, diğer hayvanların da yaptığı gibi ama kimi konularda da tamamen kendilerine özgü bir
şekilde bilgilerini oluştururlar. Piaget, bu devinimi, zamanı geldiğinde gerekli çevresel şartlarla
buluşursa ortaya çıkan bir dizi sıralı biyolojik yetenek paketi şeklinde tanımlamıştır. Bu yetenekler,
somuttan soyuta doğru gider ve zamanla birbiri üzerine biner. Önceki yetenek görülmeden sonraki
görülmez; ve yeni yetenek, eskisini içererek onu ortadan kaldırır. İnsan, bir yeteneği ortaya çıkarmaya
en hazır olduğu gelişimsel dönemde o yetenekle ilgili çevresel etkilere oldukça hassastır. Buna kritik
dönem denir. Piaget'ye göre gelişim, olgunlaşma ile çevrenin en elverişli şekilde kesiştiği aralıklarda
sıçramalar yaparak ilerler. Böylece her bir aşamadaki yetenek, insan yavrusunun çevresiyle girdiği
ilişkideki zihinsel bir dengesizliği çözerek tekrar bir denge durumu yaratır. Bu şekilde ürettiğimiz
bilgilerin geçerliliği ve dolayısıyla davranışlarımızın da çevremizle uyumu artar. Piaget, bu gelişimin
erken ergenliğe kadar çarpıcı ve hızlı olduğunu vurgulamıştır. Dikkat ederseniz Piaget, epistemolojik
gelişim problemine biyolojinin terminolojisini kullanarak yaklaşmaktadır. Ona göre bu gelişimin
tamamen insana özgü bir zirvesi vardır ve o zirveye varabilen insanların gelişimi genel olarak
tamamlanmıştır. Bu zirve, sembolik temsiller üzerine işlem yapabilme yeteneğidir.
2.9.2. Vygotsky'nin Tarihsel-Bağlamsal Paradigması
Piaget, bebeklikten ergenliğe doğru çok dinamik bir şekilde vuku bulan epistemolojik gelişimi
ziyadesiyle ayrıntılı tasvir etmiştir. Ancak onun teorik açıklamalarında neden sorusunun sistematik
yanıtlarına pek rastlanmaz. Piaget, gelişim için biyolojik bir kaynak tasavvur eder ancak çelişkili bir
şekilde evrimsel bir öykü sunmaz. Ayrıca insan yavrusunun doğuştan getirdiği gelişim potansiyelini
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 27 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
ortaya çıkarabilmesi için gerekli görse de çevreyi gelişimin bir kaynağı olarak şünmez. Bir süre tıp
eğitimi almış bir hukukçu, filolog ve öğretmen olan Vygotsky (1978, 1987) ise insan yavrusunun
biyolojik varlığının zaman içinde psikolojik ve toplumsal bir varlığa dönüşümünü açıklamaya
çalışştır. Vygotsky, Piaget'nin sistematik gözlemlerine pek itiraz etmemektedir. Onun eleştirisi,
Piaget'nin açıklamalarındaki nedensel ilişkilerin idealist kalmasınadır. Yani Piaget'nin tüm titizliğine
rağmen ampirik düzeyde betimsel kaldığını, nedensel ilişkileri salt teorik ele aldığını düşünmektedir.
Onun bireyci, bağlamsız ve tarih üstü açıklamalarını problemli görmektedir.
Vygotsky'e göre insan türü özel bir sürü hayvanıdır. İnsan davranışları, sadece biyolojik yollardan
belirlenmez; ve insan, gelişimi sırasında doğa karşısında tek başına değildir. İnsan, çevresindeki
insanlarla etkileşime girerek, onları gözleyerek ve onlarla paylaşğı semboller üzerinden yeni beceriler
kazanır. Bu beceriler, belirli bir kültürdeki araçlar üzerinden kayıt altına alınmıştır. Çocuğun dünya ile
diğer insanlar hakkındaki algı ve bilgilerini değiştirebilmesine yararlar. İnsan türü, antropolojik açıdan
araç tasarlayıp geliştirebilmesi ve araç kullanarak araç yapabilmesiyle karakterizedir. İnsan yavrusu, bu
araçlarla çevrili olan, özel bir çevreye doğar. Bu araçları içselleştirerek gelişiminin biyolojik sınırlarını
aşacak şekilde kendine ve çevresine müdahale eder.
Lev Vygotsky (d.1896-ö.1934)
Vygotsky'e göre insan yavruları, bu araçlar sayesinde diğer insanlarla etkileşimlere girerek öğrenmeye
evrimsel olarak motivedir. Bu etkileşimlerde insan yavruları, başkalarının dikkatlerini, algılarını,
belleklerini ve davranışlarını kontrol edebildikleri gibi kendi biyolojik yetenekleri olan dikkatlerini,
algılarını, belleklerini ve davranışlarını da kontrol etmeyi öğrenirler. Böylece biyolojik varlıklarını
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 28 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
toplumsal bir varlığa dönüştürürler. Bu çerçevede sosyal etkileşim, Vygotsky için gelişimin esas
kaynaklarından biridir. Çevreyle araçlar kullanarak girilen etkileşim, çocuğa kalıtımsal davranışlar
ve/ya temel öğrenme süreçlerinin ötesine geçmek için özel bir tarihsel bağlam sunmaktadır. Bu
konudaki en etkili araç, hatta Vygotsky'e göre araçların aracı, dildir. Dil aracılığıyla çocuk, bireysel
algılarının ötesindeki kültürel bilgilere ulaşabilme kabiliyeti kazanır (Yıldız, 2020). Dilin içselleştirilmesi
ve kendine yönelik kullanımıyla birlikte çocuklar, biyolojik kapasitelerini yüksek psikolojik süreçlere
dönüştürürler. Böylece dikkatleri seçicileşir, algıları zenginleşir, bellekleri güçlenir ve davranışları
bireyselleşip çeşitlenebilir.
Vygotsky'e göre gelişim, Piaget'nin iddiasının aksine, ömür boyu ve anbean gerçekleşir; fakat,
Piaget'deki gibi, yine birikimsel bir süreçtir. Bu süreçteki nicel birikimlerden niteliksel dönüşümler
zuhur eder. İnsanlar, kendi başlarına yapabildikleri şeylerden, yapamadıkları ama etkileşime girdikleri
insanların yapabildikleri şeylere doğru, o insanlarla birlikte yapabildikleri şeyleri adım adım
içselleştirerek gelişirler. Gelişimin yayıldığı bu alana Vygotsky proksimal (yakınsak) gelişimdemiştir.
İnsanın bireysel gelişimi, hem tür oluştan hem de sosyal etkileşimlerden kazandıklarının bu
etkileşimsel alanda ifade ve kendine mal edilmesidir. Gördüğünüz üzere Vygotsky gelişimi tarihsel ve
toplumsal bir bağlamda ama her insan için bireysel olarak ele almaktadır.
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 29 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
Bölümü bitirdiğinizde Gattaca (1997) isimli filmi izlemenizi tavsiye ederim
Bölüm Özeti
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 30 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
Psikoloji bilimi, bireylerin davranış çeşitliliğini inceler. Psikolojinin bir parçası olan gelişimsel psikoloji,
bir bireyin davranışlarının zaman içindeki değişim ve dönüşüm örüntülerini de inceler. Bölüm boyunca
bu değişim ve dönüşüm kaynaklarını ve süreçlerini anlamaya çalıştık. Öncelikle birey, önceki
kuşaklardan gelen biyolojik enformasyonun çevreyle etkileşmesi sonucunda bir dizi davranış
sergileyebilme kapasitesiyle dünyaya gelmektedir. Bunlara kalıtsal davranışlar diyoruz. Bireyin
çevresine uyumlu davranışlar sergileyebilme yollarından bir diğeri ise öğrenmedir. Öğrenme, bireyin
kendi deneyimleri sonucunda davranışlarında meydana gelen görece kalıcı değişimlerdir. Dolayısıyla
bireyin ya tür oluşu ya da kendi deneyimleri nedeniyle belirli bir şekilde davranacağını söyleyebiliriz.
Bireysel deneyim, davranış çeşitliliğinin psikolojik eksenini oluşturmaktadır. Ancak sıra insan türüne
geldiğinde davranış çeşitliliği, kalıtsal ve/ya temel öğrenme prensipleriyle öngörülemeyecek derecede
artabilmektedir. Bu büyük davranış çeşitliliğinin arkasında yatan psikolojik süreçleri anlamak için farklı
bireylerin dünyayı nasıl farklı algılayabileceklerine odaklanmamız gerektiğini tartıştık. Bu çerçevede
gelişimsel psikolojinin kurucularından sayılan Piaget'nin epistemolojik gelişim modeli bize yardımcı
olabilirdi. Piaget'ye göre insan yavrularının çevreyi algılamaları olgunlaşmaya bağ olarak
değişmektedir. Çocuklar, her bir olgunlaşma evresinde dünyayı o evrenin zihinsel örgütlenmesi
temelinde aktif olarak temsil etmekte ve o zihinsel temsilleri arasında veya üzerinde o zihinsel kapasite
nispetinde işlem yapabilmektedir. Biyolojik zeminde kurgulanan bu görüşe göre çocukların dünyadan
bilgi edinme yolları değiştikçe davranışları da değişmektedir. Piaget'nin bu görüşünü eleştiren
Vygotsky'e göreyse insan yavruları dünyayla tek başlarına ilişkiye girmezler. İnsan, evrimsel olarak
sosyal yetilerle donanmıştır. Bu yetileri sayesinde önceki kuşaklardan sadece biyolojik yollardan değil,
kültürel yollardan da bilgi edinebilmektedir. Biyolojik varlık, bu kültürel yollardan gelen kaynakları
içselleştirdikçe dönüşüme uğramaktadır. İnsan gelişimi, önceki kuşaktan aktarılan biyolojik ve kültürel
malzemenin sosyal etkileşimler sırasında bütünleşip bireyin yüksek psikolojik süreçlerine
dönüşmesiyle meydana gelmektedir. Bu nedenle Vygotsky, sosyal etkileşimi gelişimin ana
kaynaklarından biri olarak değerlendirmektedir.
Kaynakça
Butler, L. P., ve Markman, E. M. (2012). Preschoolers use intentional and pedagogical cues to guide
inductive inferences and exploration. Child Development, 83(4), 1416–1428.
Dürüşken, Ç. (1994). Antikçağda ‘psykhe’ kavramına genel bir bakış. Felsefe Arkivi, 75-85.
Piaget, J. (1970). Genetic epistemology (E. Duckworth, Çev.). New York: Columbia University Press.
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 31 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
Piaget, J. (1971). Biology and knowledge: An essay on the relations betweenorganic regulations and
cognitive processes (B. Walsh, Çev.). Edinburgh: Edinburgh University Press.
Vygotsky, L. S. (1978). Mind in Society: The Development of Higher Psychological Processes. Cambridge,
MA: Harvard University Press.
Vygotsky, L. S. (1987). Thinking and speech. The collected works of L. S. Vygotsky, Vol. 1. Problems of
general psychology (R. W. Rieber & A. S. Carton, Ed.). New York, NY: Plenum.
Yıldız, T. (2020). The most e"ective element in conceptualization is social interaction, not source or
modality: a new model of the conceptual development in children. Learning, Culture and Social
Interaction, 24, 100377. DOI: 10.1016/j.lcsi.2019.100377
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 32 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
Ünite Soruları
1. "Haletiruhiye" ne demektir?
A) Psikoloji
B) Depresyon
C) Ruh durumu
D) Nefes
E) Mantık
2. Hangisi canlıların ortak özelliklerinden biri değildir?
A) Çoğalma
B) Davranış
C) Oksijenli solunum
D) Kalıtım
E) Adaptasyon
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 33 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
3. Hangisi doğrudur?
A) Refleksler için beyin şarttır.
B) Öğrenme için beyin şarttır.
C) Bellek için beyin şarttır.
D) Algılama için beyin şarttır.
E) Duyumsama için beyin şarttır.
4. Başı olan bir organizma için hangisi denemez?
A) Beyni vardır.
B) Belirli bir davranma yönü vardır.
C) Alıcı nöronları ve/ya duyu organları başta yoğunlaşştır.
D) Reflekslere ihtiyacı kalmamıştır.
E) Yüzü davranma yönündedir.
5. Hangisi yanlıştır?
A) Klasik öğrenmede organizma, kalıtsal davranış repertuarı ile kısıtlıdır.
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 34 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
B) Organizma, operant öğrenme ile yeni davranışlar kazanabilir.
C) Klasik öğrenme bağlantısal değildir.
D) Operant öğrenme bağlantısaldır.
E) Alışma ve duyarlılaşma bağlantısal değildir.
6. Vygostky’e göre hangisi insan gelişiminin zaman eksenlerinden biri değildir?
A) Türün evrimi
B) Kültür tarihi
C) Birey ömrü
D) Gelişim evreleri
E) Anbean gelişim
7. Hangisi proksimal gelişim alanıyla ilgili değildir?
A) Şemalar
B) Araçlar
C) Sosyal etkileşim
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 35 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
D) Yapabilen başkası
E) İçselleştirme
8. Piaget’nin teorisi hangisi ile tanımlanabilir?
A) Organizmik
B) Bağlamsal
C) Mekanik
D) Kesitsiz
E) Tarihsel
9. Epigenetik hakkında hangisi doğrudur?
A) Epigenetik, organizmanın öğrendiği şeylerin genlerine geçmesidir.
B) Tek yumurta ikizleri arasındaki farklılıkların sebebi epigenetik olabilir.
C) Epigenetik ve çevresel faktörler, organizmanın genlerini değiştirir.
D) Genlerin çalıştırılması, epigenetik ve çevresel faktörlerden etkilenmez.
E) Epigenetik yapı ve süreçler, organizmanın çevresine uyumunu sağlar.
11.03.2021 12'34Gelişim Psikolojisi
Sayfa 36 / 36https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_Bahar/gelisim_psikolojisi/2/index.html
10. Hangisi sosyal davranışlardan biri değildir?
A) Birlikte avlanma
B) Birlikte savunma
C) İletişim
D) Sosyal hiyerarşi
E) Göç
CEVAP ANAHTARI
1. c 2. c 3. d 4. d 5. c 6. d 7. a 8. a 9. b 10. e
ResearchGate has not been able to resolve any citations for this publication.
Article
Are children's conceptualizations based on perceptual similarities or their learnings from others? The model proposed in this article, Setting up the Cage of Meaning (SCM), mainly defines conceptualization as the ability to organize mental representations through a series of top-down processes in social interaction. It also claims that conceptualization, in this way, reshapes our perceptual experiences. To test this model, a new block classification task was developed, which can be used with a tablet computer or wooden blocks. The experiments consisted of two sessions. In the first session, the impacts of a social interaction process provided by the SCM were examined; in the other session, it was examined whether these effects were transferred to a similar task a few days later. Results of the experiments showed that conceptualization performances of three-, five- and seven-year-olds increased when they were supported by a human over wooden blocks. The conceptualization performances of the three- and five-year-olds supported by an artificial intelligence tool over the tablet computer version also increased. These performances were successfully transferred to two opposite modalities in the second session. In all experiments, supported young children's conceptualization performances rose to the level of children two years older.
Biology and knowledge: An essay on the relations betweenorganic regulations and cognitive processes
  • J Piaget
Piaget, J. (1971). Biology and knowledge: An essay on the relations betweenorganic regulations and cognitive processes (B. Walsh, Çev.). Edinburgh: Edinburgh University Press.
Thinking and speech. The collected works of L
  • L S Vygotsky
Vygotsky, L. S. (1987). Thinking and speech. The collected works of L. S. Vygotsky, Vol. 1. Problems of general psychology (R. W. Rieber & A. S. Carton, Ed.). New York, NY: Plenum.