Conference PaperPDF Available

BU KONGRE, SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ, ISPARTA VALİLİĞİ, ISPARTA BELEDİYESİ, ISPARTA TİCARET VE SANAYİ ODASI, ISPARTA TİCARET BORSASI VE

Authors:

Abstract

As result of human activities, greenhouse gasses include carbon dioxide, methane, water vapour, nitrous oxides etc. in atmosphere have increased. It is called “Global Warming” that greenhouse gasses cause of artificial increase of heat in atmosphere and on the face of the earth. According to data since 1860, global heat has increased between average 0.5 and 0.8 centigrade. It is widely accepted that greenhouse gasses has increased in the atmosphere during the last century as a result of industrialization and other human activities and this increase resulted in global warming. In nowadays, it probably is perceived that it is no dangerous and imperceptible about threat of global warming for life. But this problem is slowly and slyly grows up. However it will be effect negative to all of life or nature balance and cause to become extinct of human. Most of concentrated of greenhouse gasses are be seen in urban areas and their environment. And also urban areas are life spaces more threaten than rural areas. Therefore action plan should be applied for solution of these problems urgently. In nowadays, urban forest which is still under debate and discussed rehabilitation as concept, first approach to consider in C sequestration or decrease of CO2 emission and rehabilitation of urban ecosystem. About establishment, planning and management of urban forests should be acted to the more sensitive and conscious in urban areas.
BU KONGRE,
SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ,
ISPARTA VALİLİĞİ,
ISPARTA BELEDİYESİ,
ISPARTA TİCARET VE SANAYİ ODASI,
ISPARTA TİCARET BORSASI
VE
T.C. MERKEZ BANKASI
HİMAYELERİNDE GERÇEKLEŞTİRİLMİŞTİR.
T.C
SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ
İKTİSADİ ve İDARİ BİLİMER FAKÜLTESİ
ULUSLARARASI DAVRAZ KONGRESİ
INTERNATIONAL DAVRAZ CONGRESS
SOCIAL AND ECONOMIC ISSUES SHAPING THE WORLD’S FUTURE
NEW GLOBAL DIALOGUE
KÜRESEL DİYALOG
24-27 EYLÜL 2009/ 24-27 SEPTEMBER 2009
ISPARTA
T.C.
Süleyman Demirel Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Yayına Hazırlayanlar:
Yrd. Doç. Dr. Uysal KERMAN
Yrd. Doç. Dr. Yakup ALTAN
Arş. Gör. Selim KANAT
Arş. Gör. Hakan KİRİŞ
Arş. Gör. Yurdanur URAL
Ramazan DAĞ
ISBN: 978-9944-452-34-2
Eylül 2009
Baskı:
Süleyman Demirel Üniversitesi
İ.İ.B.F
ULUSLARARASI DAVRAZ KONGRESİ
YÜRÜTME KURULU
BAŞKAN
Prof.Dr. Metin Lütfi BAYDAR
(Süleyman Demirel Üniversitesi, Rektör)
KONGRE BAŞKANI
Prof.Dr. Hasan İBİCİOĞLU
(Süleyman Demirel Üniversitesi, İİBF
Dekanı)
YÜRÜTME KURULU BAŞKANI
Yrd.Doç.Dr. İrfan ATEŞOĞLU
(Süleyman Demirel Üniversitesi, İşletme
Bölümü)
YÜRÜTME KURULU ÜYELERİ
Doç. Dr. Adem KORKMAZ
Doç.Dr. Hüseyin GÜL
Doç.Dr. İbrahim Attila ACAR
Doç.Dr. İlker Hüseyin ÇARIKÇI
Yrd.Doç.Dr. Suat KOLUKIRIK
Arş.Gör. Dilek Göze KAYA
DANIŞMA KURULU
Prof. Dr. A. Thirlwall
Prof. Dr. Ahmet İncekara
Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar
Prof. Dr. Ali Aslan
Prof. Dr. Ali Bardakoğlu
Prof. Dr. Alp Aslan Açıkgenç
Prof. Dr. Aydın Kolay
Prof. Dr. B.Kemal Yeşilbursa
Prof. Dr. Bekir Parlak
Prof. Dr. Belkıs Özkara
Prof. Dr. Bilal Eryılmaz
Prof. Dr. Cemal Şanlı
Prof. Dr. Coşkun Can Aktan
Prof. Dr. Doğu Ergil
Prof. Dr. Durmuş Günay
Prof. Dr. Ekrem Erdem
Prof. Dr. Engin Yıldırım
Prof. Dr. Ercan Öztemel
Prof. Dr. Ercan Tatlıdil
Prof. Dr. Erdener Kaynak
Prof. Dr. Erdoğan Alkin
Prof. Dr. Erol Eren
Prof. Dr. Erol Taymaz
Prof. Dr. Ethem Köklükaya
Prof. Dr. Fevzi Okumuş
Prof. Dr. Feyzullah Eroğlu
Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya
Prof. Dr. Gülsüm Sağlamer
Prof. Dr. Güngör Turan
Prof. Dr. Hakan Yavuz
Prof. Dr. Halit Targan Ünal
Prof. Dr. Hasan Pirkul
Prof. Dr. Hasan Tunç
Prof. Dr. Hayri Ülgen
Prof. Dr. Hüseyin A. Egeli
Prof. Dr. Hüseyin Bağcı
Prof. Dr. Hüseyin Özgen
Prof. Dr. İlber Ortaylı
Prof. Dr. İnci Varinli
Prof. Dr. İzzet Er
Prof. Dr. Kamil Tüğen
Prof. Dr. Kemal Gözler
Prof. Dr. Kemal Silay
Prof. Dr. Kemal Sözen
Prof. Dr. Mahmut Paksoy
Prof. Dr. Mehmet Görez
Prof. Dr. Musa Eken
Prof. Dr. Mustafa Akgül
Prof. Dr. Mümin Ertürk
Prof. Dr. Neşe Özgen
Prof. Dr. Nurullah Genç
Prof. Dr. Nükhet Yetiş
Prof. Dr. Osman Horata
Prof. Dr. Ömer Torlak
Prof. Dr. Önal Sayın
Prof. Dr. Özer Ertuna
Prof. Dr. R. Wickerman
Prof. Dr. Recep Kök
Prof. Dr. Recep Şentürk
Prof. Dr. Rıdvan Karluk
Prof. Dr. Ruşen Keles
Prof. Dr. Serkan Bayraktaroğlu
Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay
Prof. Dr. Şaban Sitembölükbaşı
Prof. Dr. Şerif Şimşek
Prof. Dr. Şirin Elçi
Prof. Dr. Yasin Aktay
Prof. Dr. Yavuz Atar
Prof. Dr. Zühtü Arslan
Doç. Dr. Abdullah Yılmaz
v
III. OTURUM
OTURUM KONUSU
KALKINMA VE ÇEVRE
SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA POLİTİKASINDA ATIK
YÖNETİMİ VE BİR UYGULAMA: ATIK BORSASI ........................................................ 171
SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: KALKINMA VE DOĞA
ARASINDA DENGE ARAYIŞLARI.................................................................................... 195
SÜRDÜRÜLEBİLİR EKONOMİ UYGULAMALARI VE
KRİZDEN ÇIKIŞ İÇİN ÇEVRECİ (YEŞİL) EKONOMİ ANLAYIŞI................................. 207
IV. OTURUM
OTURUM KONUSU
KÜRESEL ISINMA VE ÇEVRE SORUNLARI
KÜRESEL ISINMA TEHDİTİNE KARŞI KENT ORMANLARININ ÖNEMİ.................. 221
KÜRESEL ISINMA VE ÇOKULUSLU İŞLETMELERDE
KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK: VAKA ANALİZLERİ...................................... 235
KÜRESEL ÇEVRE SORUNLARINA KARŞI ULUSLARARASI
YEŞİL DİYALOG ................................................................................................................. 250
ÇEVRE SORUNLARI DERSİNİN ÇEVRE KORUMA BİLİNCİ
OLUŞTURMA DÜZEYİNİN TESPİT EDİLMESİNE YÖNELİK
BİR ARAŞTIRMA: GAZİ ÜNİVERSİTESİ KAMU YÖNETİMİ
BÖLÜMÜ ÖRNEĞİ............................................................................................................... 265
KENTLERİN GELECEĞİ İÇİN BİR ZORUNLULUK;
BÜTÜNCÜL EKOLOJİK YAKLAŞIM (BEY) .................................................................... 281
V. OTURUM
OTURUM KONUSU
ENERJİ VE ENERJİ POLİTİKALARI
RECOMMENDATIONS FOR ELECTRICITY AND NATURAL
GAS SECTORS IN TURKEY............................................................................................... 296
ENERJİ TÜKETİMİNİ AZALTMAYA DAYALI POLİTİKALAR
UYGULANABİLİR Mİ? TÜRKİYE İÇİN ZAMAN SERİSİ ANALİZİ............................. 310
ENERJİ TÜKETİMİ VE BÜYÜME ARASINDAKİ
NEDENSELLİK İLİŞKİSİ: TÜRKİYE ÜZERİNE BİR İNCELEME.................................. 320
TÜRKİYE’NİN ENERJİ POLİTİKALARI, ENERJİ GÜVENLİĞİ
VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA ................................................................................ 330
ALTERNATİF DOGALGAZ BORU HATTI NABUCCO’NUN,
vii
VIII. OTURUM
OTURUM KONUSU
EKONOMİK KRİZ
KÜRESEL EKONOMİK KRİZİN TÜRKİYE İMALAT SANAYİ
SEKTÖRÜNE ETKİLERİNİN ANALİZİ............................................................................. 545
YENİ KRİZ ENERJİ KRİZİ Mİ? .......................................................................................... 556
KÜRESEL FİNANSAL KRİZİN ENERJİ SEKTÖRÜ ÜZERİNE
ETKİLERİ ............................................................................................................................. 566
2008 KÜRESEL KRİZİNİN İHRACAT YAPAN FİRMALAR
ÜZERİNE ETKİSİ: ISPARTA ÖRNEĞİ .............................................................................. 590
2008 KRİZİNİN YENİ GLOBAL EKONOMİK YAPI ÜZERİNE
ETKİLERİ.............................................................................................................................. 600
IX. OTURUM
OTURUM KONUSU
YEREL VE BÖLGESEL EKONOMİ
SOCIAL AND ENVIRONMENTAL IMPACTS OF ECONOMIC
CORRIDORS, REGIONAL SUPPORTS TO ADDRESS THE
IMPACTS OF ECONOMIC CORRIDORS IN THE GREATER
MEKONG SUB-REGION (GMS), SOUTH EAST ASIA .................................................... 612
YEREL ÜRETİMLERİN BÖLGESEL KALKINMAYA ETKİLERİ:
ÖRNEK BİR UYGULAMA ................................................................................................. 630
KALKINMA VE SAĞLIK İLİŞKİSİ.................................................................................... 644
YALVAÇ MESLEK YÜKSEK OKULUNUN YALVAÇ EKONOMİSİNE
KATKISI VE KARŞILAŞTIRMALI BİR ANALİZ.............................................................654
BÖLGESEL KALKINMA VE TERÖR: GÜNEY DOĞU
ANADOLU BÖLGESİ ÖRNEĞİ .......................................................................................... 662
X. OTURUM.
OTURUM KONUSU
SERBEST TARTIŞMALAR – I
KENTSEL PEYZAJ DÜZENLEMELERİNİN KENTSEL İMGE VE
KENTİN KİMLİK KAZANMASINDAKİ ROLÜ................................................................680
BİLGİ VE İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİNİN ETKİSİYLE
ŞEKİLLENEN KENTTE MEKÂN VE KÜLTÜR................................................................ 692
220
IV. OTURUM
OTURUM KONUSU:
KÜRESEL ISINMA VE ÇEVRE SORUNLARI
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Hüseyin Avni EGELİ
Küresel Isınma Tehdidine Karşı Kent Ormanlarının Önemi
Doç. Dr. Atila Gül
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Topay
Öğr. Gör. Oğuzhan Özaltın
Küresel Isınma ve Çokuluslu İşletmelerde Kurumsal Sosyal Sorumluluk: Vaka Analizleri
Doç. Dr. Orhan Çoban
Yrd. Doç. Dr. Aykut Bedük
Melis Attar
Küresel Çevre Sorunlarına Karşı Uluslararası Yeşil Diyalog
Arş. Gör. Mustafa Taytak
Arş. Gör. Oytun Meçik
Çevre Sorunları Dersinin Çevre Koruma Bilinci Oluşturma Düzeyinin Tespit Edilmesine
Yönelik Bir Araştırma: Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Örneği
Yrd. Doç. Dr. Hasan Yayla
Zübeyde Berk
Kentlerin Geleceği İçin Bir Zorunluluk; Bütüncül Ekolojik Yaklaşım
Doç. Dr. Atila Gül
Yrd. Doç. Dr. Erkan Polat
221
KÜRESEL ISINMA TEHDİTİNE KARŞI
KENT ORMANLARININ ÖNEMİ
Doç.Dr.Atila GÜL
SDU Or. Fak Pey. Mim. Böl. 32260, Isparta
E-mail: atilagul@orman.sdu.edu.tr
Yrd.Doç.Dr.Mehmet TOPAY
SDU Or. Fak Pey. Mim. Böl. 32260, Isparta
E-mail: mtopay@orman.sdu.edu.tr
Öğr.Gör.Oğuzhan ÖZALTIN
SDU İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi, 32260 Isparta
oguzhanozaltin@yahoo.com
Özet
İnsan faaliyetleri sonucunda atmosfere verilen sera gazları (başta karbon dioksit olmak üzere
di azot monoksit, metan, su buharı, kloroflorokarbon gibi) miktarının giderek artması ve sera
etkisi meydana getirmesi sonucu yeryüzüne yakın atmosfer tabakaları ve katı, yeryüzü
sıcaklığının yapay olarak artmasına "KÜRESEL ISINMA" denilmektedir. Bilinen resmi
kayıtlara göre özellikle 1860’tan günümüze kadar tutulan kayıtlarda, ortalama küresel
sıcaklığın 0.5 ila 0.8 derece kadar artığını göstermektedir.
Dünya ölçeğinde ciddi bir sorun haline gelen küresel ısınma, yaşam küresini tehdit etmesi
normalde endişelenmeyi gerektirmeyecek kadar uzak ya da belirsiz bir gelişme olarak
algılanabilir. Ancak yavaş ve sinsi gelişen bu sorun gelecekte yaşam küresini çok yönlü
olumsuz etkileyebileceği gibi insan neslinin bile yok olmasına yol açabileceği görüşü de geniş
kitlelerce kabul edilmektedir.
Özellikle sera gazının en yoğun olduğu (yaklaşık %70-80’inin üretildiği) kentsel alanlar ve
çevresi en çok tehdit altında olan yaşam alanlarıdır. Kentsel alanlarda her geçen gün artan
sorunların çözümü için acil olarak eylem planlarının yapılması yaşamsal bir öneme sahiptir.
Günümüzde halen konuşulan ve tartışılan kent ormanları bu bağlamda kent ekosistemini
iyileştirebilecek ve sera gazı emisyonlarını azaltabilecek özellikle CO2 salınımını azaltan ve
karbon depolayan özellikleri nedeniyle önemli bir konuma sahiptir. Kentsel alanlarda kent
ormanlarının tesisi, planlaması ve yönetiminde daha duyarlı ve bilinçli hareket edilmesi
gerekmektedir.
Anahtar Kelime: Küresel ısınma, Kent ormanları, Kent ekosistemi
222
THE IMPORTANT OF URBAN FORESTS TOWARD
TO GLOBAL WARMING THREAT
Assoc. Prof. Atila Gül
SDU Faculty of Forestry, Depertmant of Landscape Architecture 32260, Isparta
E-mail: atilagul@orman.sdu.edu.tr
Assist. Prof. Mehmet TOPAY
SDU Faculty of Forestry, Depertmant of Landscape Architecture 32260, Isparta
E-mail: mtopay@orman.sdu.edu.tr
Lecturer, Oğuzhan ÖZALTIN
SDU Faculty of and Administrative and Social Ssience, 32260 Isparta
E-mail oguzhanozaltin@yahoo.com
Abstract
As result of human activities, greenhouse gasses include carbon dioxide, methane, water
vapour, nitrous oxides etc. in atmosphere have increased. It is called “Global Warming” that
greenhouse gasses cause of artificial increase of heat in atmosphere and on the face of the
earth. According to data since 1860, global heat has increased between average 0.5 and 0.8
centigrade. It is widely accepted that greenhouse gasses has increased in the atmosphere
during the last century as a result of industrialization and other human activities and this
increase resulted in global warming. In nowadays, it probably is perceived that it is no
dangerous and imperceptible about threat of global warming for life. But this problem is
slowly and slyly grows up. However it will be effect negative to all of life or nature balance
and cause to become extinct of human. Most of concentrated of greenhouse gasses are be seen
in urban areas and their environment. And also urban areas are life spaces more threaten than
rural areas. Therefore action plan should be applied for solution of these problems urgently. In
nowadays, urban forest which is still under debate and discussed rehabilitation as concept,
first approach to consider in C sequestration or decrease of CO2 emission and rehabilitation of
urban ecosystem. About establishment, planning and management of urban forests should be
acted to the more sensitive and conscious in urban areas.
Keywords: Global warming, Urban forests, Urban ecosystem
223
1.GİRİŞ
Son yıllarda yoğunlaşan insan ve doğa ilişkileri, doğal kaynakların aşırı ve bilinçsizce
tüketilmesi, çevre sorunları, çarpık kentleşme gibi etmenleri de beraberinde getirmiş,
sonucunda ne yazık ki doğrudan ve dolaylı olarak dünyamızı ve yaşam alanlarımızı olumsuz
yönde etkilediğimiz konusu herkes tarafından kabul edilen bir olgu haline gelmiştir. Küresel
ısınma ve olası etkilerinin de insanlığın geleceğini ve yaşamını tehdit eden önemli
unsurlardan biri olduğu görüşü geniş kitlelerce kabul edilmektedir. "KÜRESEL ISINMA",
insan faaliyetleri sonucunda atmosfere verilen sera gazları (başta karbon dioksit olmak üzere
di azot monoksit, metan, su buharı, kloroflorokarbon gibi) miktarının giderek artması ve sera
etkisi meydana getirmesi sonucu yeryüzüne yakın atmosfer tabakaları ve katı, yeryüzü
sıcaklığının yapay olarak artması olarak tanımlanmaktadır. Yeryüzünde özellikle karbon
dioksitin yaklaşık %97 si doğal yolla yayılmakta (emisyon) dır. İnsan faaliyetleri sonucunda
ise yaklaşık %3 oranında atmosferdeki sera gazlarına katkı sağlamaktadır. Toplam emisyonda
insan etkisi küçük bir yüzdeye sahip olmasına rağmen uzmanlar, insan ürünü sera gazlarının
doğal dengeleri bozabilecek bir konumda olduğunu ileri sürülmektedir. Nitekim bilimsel
verilerde bunu kanıtlamaktadır. Özellikle 20-30 yıl içinde çok yönlü insan faaliyetleri sonucu
sera gazlarının atmosferdeki konsantrasyonlarında sürekli bir artış meydana geldiği kabul
gören bir yaklaşımdır. Bu artışın, doğal dengelerin veya ekosistemlerin giderek bozulmasına
neden olduğu görüşü de geniş kitlelerce kabul edilmektedir.
Dünya ölçeğinde ciddi bir sorun haline gelen küresel ısınma, yaşam küresini tehdit eden
ancak, endişelenmeyi gerektirmeyecek kadar uzak ya da belirsiz bir gelişme olarak
algılanabilir. Ancak yavaş ve sinsi gelişen bu sorunun gelecekte yaşam küresini çok yönlü
olumsuz etkileyebileceği ve hatta yeryüzünden insan neslinin bile yok olmasına yol
açabileceği belirtilmektedir. Sözü edilen sera gazları arasında başta su buharı olmak üzere,
karbondioksit (CO2), metan (CH4), azot-oksitler (N20), hidroflorokarbonlar ve diğer sentetik
kimyasallar sayılabilir. Özellikle CO2 ve metan (CH4) insanlar tarafından üretilen en önemli
iki sera gazıdır. Küresel ısınmanın ağırlıklı olarak insan kaynaklı olduğu ve önlem alınmazsa
küresel olumsuzluklar yaşanacağışüncesiyle son 10 yılda önemli girişimlerde
bulunulmuştur. Bu girişimlerin başında 1997 yılında Kyoto, Japonya’da yapılan bir toplantı
ve sonuçta ortaya çıkan bir protokol gösterilebilir. Kyoto protokolü gelişmiş ülkelerin CO2
emisyonlarının 2008-2012 arasında 1990 seviyesine göre ortalama % 5,2 oranında
azaltılmasını ve sonuçta atmosferik CO2 seviyesinin ve sıcaklığın düşürülmesini veya en
azından durağan hale getirilmesini öngörmektedir. 19 Eylül 2005 itibariyle protokol 156 ülke
tarafından imzalanmış ve 18/11/2004 tarihinde Rusya Federasyonunun da onayıyla 16/2/2005
de % 61,6’lık bir emisyon oranıyla aktif hale geçmiştir (UNFCCC, 2005b).
CO2 salınımının en yüksek olduğu ve büyük çapta enerjinin tüketildiği alanlar, nüfus
yoğunluğunu barındıran kentsel alanlardır. Günümüzde yüksek çekim gücüne sahip kentler
konut, hizmet, ticaret, eğitim, sanayi gibi çok sayıdaki sektörün ve ilgili aktörlerin çok yönlü
talepleri ve ekonomik, zahmetsiz ekonomik çıkar (rant) elde etme eğilimleri sonucu sağlıksız
ve düzensiz kentleri ve kentleşmeyi ortaya çıkarmış ve çıkarmaktadır. Bunun sonucu olarak,
mekanikleşen, yatay ve dikey yönde gelişen blok yapılaşmalar, yoğun araç trafiği, çevre
kirliliği, görsel kirlilik, kalabalık, gürültü, doğal afetler, alt ve üst yapı yetersizlikleri, açık ve
yeşil alanların tahrip edilmesi veya azaltılması, su kaynaklarının tahribatı veya aşırı kullanımı,
gibi pek çok olumsuz faktörler sonucu kentin yaşam kalitesi her geçen gün azalmaktadır.
Kentleşme eğilimleri ve faaliyetleri sonucu örneğin yollar, binalar, kaldırımlar, teknolojik
araç ve gereçler, ısınma ve soğutma faaliyetleri, araç trafiği, yeşil alanların azalması gibi
faktörler kentin ısı adası etkisinin oluşmasına neden olmaktadır. Bu durum atmosfere daha
fazla CO2 salınımına yol açmaktadır.
224
Yerküremizin CO2 için depo veya rezerv alanları; atmosfer, okyanuslar ve karasal biyosfer
ortamlar olduğu bilinmektedir. Karasal biyosferin önemli bir kısmını ormanlar teşkil etmekte
ve küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda önemli bir rolü bulunmaktadır. Fotosentez
yapan canlılar olarak ormanlar ve diğer yeşil alanlar atmosferdeki serbest CO2’i özümleyerek,
daha stabil kompleks bileşikler halinde sabitlemekte ve uzun süre depolanabilmesine katkıda
bulunmaktadırlar. Bu amaçla gelişmiş ülkelerde küresel ısınma ve iklim değişikliği
konusunda en önemli eylem stratejilerinden birisi CO2’in orman ekosistemi bünyesinde (bitki,
ölü örtü ve toprakta) depolanmasıdır. Bu strateji genelde karbon depolama (carbon
sequestration) olarak tanımlanmaktadır. Kent merkezlerinde CO2 salınımını azaltmak ve
karbon depolama amacıyla kent ağaçları ve kent ormanları önemli bir konuma sahiptir. Bu
nedenle gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de her kente bir kent ormanı tesis edilmesi
ve ağaç sayısının artırılması hedeflenmektedir.
2. KÜRESEL ISINMA VE ORMANLAR
İklim sistemi, Yerküre'nin yaklaşık 4.5 milyar yıllık tarihi boyunca milyonlarca yıldan on
yıllara kadar tüm zaman ölçeklerinde doğal olarak değişme eğilimi göstermiştir. Etkileri
jeomorfolojik ve klimatolojik olarak iyi bilinen en son ve en önemli doğal iklim değişiklikleri,
4. Zaman’daki (Kuvaterner’deki) buzul ve buzul arası dönemlerde oluşmuştur. Ancak 19.
yüzyılın ortalarından beri, doğal değişebilirliğe ek olarak, ilk kez insan etkinliklerinin de
iklimi etkilediği yeni bir döneme girilmiştir. Günümüzde iklim değişikliği, sera gazı
birikimlerini arttıran insan etkinlikleri de dikkate alınarak tanımlanabilmektedir. Örneğin
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nde (İDÇS), “Karşılaştırılabilir bir
zaman periyodunda gözlenen doğal iklim değişikliğine ek olarak, doğrudan ya da dolaylı
olarak küresel atmosferin bileşimini bozan insan etkinlikleri sonucunda iklimde oluşan bir
değişiklik” biçiminde tanımlanmıştır. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) ve Birleşmiş
Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından ortaklaşa yürütülen Hükümetlerarası İklim
Değişikliği Paneli’nin (IPCC) İkinci Değerlendirme Raporu'nda (IPCC, 1996), iklim
sistemine ilişkin yeni bulgulardan yola çıkılarak, “Bulgu dengesinin, küresel iklim üzerinde
belirgin bir insan etkisinin bulunduğunu gösterdiği” ve “İklimin geçen yüzyıl boyunca
değiştiği” vurgulanmıştır (Türkeş vd., 2000). Bu çarpıcı bulgu, İDÇS’nin Temmuz 1996’da
yapılan 2. Taraflar Konferansı’nda büyük bir ilgi görmüş ve toplantı sonunda yayınlanan
Cenevre Bakanlar Bildirgesi aracılığıyla da dünyaya duyurulmuştur (UNFCCC, 1996).
İklim sistemi için önemli olan doğal etmenlerin başında sera etkisi gelmektedir. Bitki seraları
kısa dalgalı güneş ışınımlarını geçirmekte, buna karşılık uzun dalgalı yer (termik) ışınımının
büyük bölümünün kaçmasına engel olmaktadır. Sera içinde tutulan termik ışınım seranın
ısınmasını sağlayarak, hassas ya da ticari değeri bulunan bitkiler için uygun bir yetişme
ortamı oluşturmaktadır. Atmosfer de benzer bir davranış sergilemektedir. Sera etkisi
sadeleştirilerek açıklanabilir: Bulutsuz ve açık bir havada, kısa dalgalı güneş ışınımının
önemli bir bölümü atmosferi geçerek yeryüzüne ulaşır ve orada emilir. Ancak, Yerküre’nin
sıcak yüzeyinden salınan uzun dalgalı yer ışınımının bir bölümü, uzaya kaçmadan önce
atmosferin yukarı seviyelerinde bulunan çok sayıdaki ışınımsal olarak etkin eser gazlar (sera
gazları) tarafından emilir ve sonra tekrar salınır (Türkeş ve ark. 2000).
Atmosferdeki antropojen (insan kaynaklı) sera gazı birikimlerinde sanayi devriminden beri
gözlenen artış sürmektedir. CO2, CH4 ve N2O birikimleri, yaklaşık 1750 yılından beri,
sırasıyla % 30, % 145 ve % 15 oranlarında artmıştır. CO2 emisyonlarındaki (salımlarındaki)
insan kaynaklı artışların şimdiki hızıyla sürdürülmesi durumunda, sanayi öncesi dönemde
yaklaşık 280 ppmv, 1994’de 358 ppmv olan CO2 birikiminin 21. yüzyılın sonuna kadar 500
ppmv’ye ulaşacağı öngörülmektedir (IPCC, 1996).
225
Sera gazı birikimlerindeki bu artışlar, Yerküre'nin uzun dalgalı ışınım yoluyla soğuma
etkinliğini zayıflatarak, Yerküre'yi daha fazla ısıtma eğilimindeki bir pozitif ışınımsal
zorlamanın oluşmasını sağlamaktadır. Yer/atmosfer sisteminin enerji dengesine yapılan bu
pozitif katkı, artan ya da kuvvetlenen sera etkisi olarak adlandırılır. Bu ise, Yerküre
atmosferindeki doğal sera gazları yardımıyla yüz milyonlarca yıldan beri çalışmakta olan bir
etkinin, bir başka sözle doğal sera etkisinin kuvvetlenmesi anlamını taşımaktadır. Artan sera
etkisinden kaynaklanabilecek bir küresel ısınmanın büyüklüğü, her sera gazının birikimindeki
artışın boyutuna, bu gazların ışınımsal özelliklerine, atmosferik yaşam sürelerine ve
atmosferdeki varlıkları sürmekte olan öteki sera gazlarının birikimlerine bağlıdır (Türkeş vd.,
2000).
Burada esas olan sera gazlarındaki artışın insan kaynaklı (antropojen) olması ve bu artışın
küresel iklim üzerinde sıcaklığı artırıcı yönde rol oynamasıdır. Örneğin Amerika da 1990
yılından 1996 yılına kadar karbondioksit yayılması 5 milyar tondan 5,5 milyar tona ulaşarak
aşırı arttığı tahmin edilmektedir (DOE/EIA 1997). 1900 yılından beri yeryüzünün küresel
ortalama sıcaklığının 0,3 ile 0,6 ºC (0.5-1 ºF) ısındığı ifade edilmektedir (Hamburg vd., 1997).
Sıcaklık artışının kanıtı olarak, deniz seviyesinin 10cm ile 25 cm (4-10 inches) arasında
yükseldiği, buzulların çekilmesi, ve yer altı sıcaklığın artması şeklinde gözlenebilmektedir.
1990 yılı değerleri dikkate alındığında 2100 yılında küresel ortalama yüzey sıcaklığının 1 ile
3.5 ºC (2-6 ºF) artışın olabileceği öngörülmektedir (McPherson ve Simpson, 1999). Bu değer
belki de son 10000 yılda meydana gelen sıcaklık artışından daha büyük olabilecektir. Bununla
birlikte bölgeden bölgeye özel sıcaklık değişimleri de olabilecektir. Başka bir kaynakta ise
mevcut şartlar altında, 21. yüzyılın sonuna kadar ortalama küresel sıcaklığın 1,4-5,8 oC
artacağı tahmin edilmektedir (IPCC, 2001). Ülkemizde ise 2050 yılına kadar sıcaklıkların 1-3
oC artacağı öngörülmektedir (ÇOB, 2005). Bu ısınma ile deniz seviyesinin 2100 yılında 15 to
95 cm (6-37 inches) arasında yükseleceği de tahmin edilmektedir. Sahil kenarında yaşayan
dünya nüfusunun yaklaşık %50 ile 70 i deniz seviyesinin artışı sonucu önemli etkilere maruz
kalabilecektir. Sağanak yağmur ve kuraklık gibi ekstrem olayların sürekliliği ve sıklığı iklim
değişikliğinin artmasına olanak verebilir. Isınma, orta enlemde kışları kardan ziyade yağış
şeklinde artmasına neden olacağı tahmin edilmektedir. Bu durum yaz zamanı yağışın giderek
azalması söz konusu olurken kış zamanı yağışın ve toprak neminin artış göstermesi ve
ilkbaharda hızlı sağanaklardan dolayı sellerin artması olasıdır. Yazın artan sıcaklık nedeniyle
şiddetli kuraklıklar artacak tropikal kuşakta hastalıkların yeniden ortaya çıkmasına ve
yayılmasına yol açabilecektir. Sıcaklık dalgalarının sürekliliği ve sayısı, özellikle hava
durumu geniş bir karaktere sahip olmayan alanlarda sıcaklık baskısından dolayı canlı ölüm
oranları artması sonucu çıkabilecektir (McPherson ve Simpson, 1999; Hamburg vd., 1997).
Dünya atmosferi sera gazları hassas dengesini insanlar olmaksızın devam ettirebilir. Bu gazlar
doğal kaynakların çeşitliliği ve dinamikliği sayesinde atmosferden kaldırılır ve tahliye edilir.
Örneğin ağaçların ölümü gibi orman ve mera alanlarda organik materyallerin doğal çürümesi
sonucu yılda yaklaşık 196 milyar ton karbondioksit salıvermesi ile sonuçlanır (Hamburg vd.,
1997).
1980’lerde yapılan değerlendirmelere göre, yerküredeki bütün ormanların toplamda 830 Pg
karbon (petagram= 1015 g = 1 gigaton = 1 milyar ton) depoladığı ve toprakta depolanan
miktarın vejetasyonda depolanandan 1,5 kat daha fazla olduğu bildirilmektedir (Brown,
1997). Bu toplam bütçe içerisinde ise genç ılıman ve boreal ormanlar net bir depo görevi
görürken (salım<alım) sürekli tahrip edilen tropikal ormanlar ise net bir CO2 kaynağı
(salım>alım) olarak ortaya çıkmaktadır. Dünya genelinde ise ormanlar az da olsa net bir
karbon kaynağı durumundadır ve bunun nedenleri arasında özellikle tropikal bölgelerdeki
ormansızlaşma gösterilmektedir. Ancak, ormanların uygun yönetimi ormanlardan olan net
CO2 salımını durdurup net bir depo görevi görmesini sağlayacaktır. Bu yolla fosil yakıt
226
emisyonunun % 11-15’i kadar CO2 ormanlarda depolanabilecektir (Brown, 1997). Karasal
ekosistemlerde depolanan C miktarları ile ilgili diğer ve daha güncel bir tahmin ise Çizelge
1’de verilmiştir (IPCC, 2000).
Çizelge 1. Küresel ölçekte vejetasyon ve toprakta (1 m’ye kadar) depolanan karbon miktarı
(ICCP, 2000)
Küresel karbon stoğu (Gt C)
Biyom Alan
(109 ha) Vejetasyon Toprak Toplam
Tropikal ormanlar 1.76 212 216 428
Ilıman ormanlar 1.04 59 100 159
Boreal ormanlar 1.37 88 471 559
Tropikal savanlar 2.25 66 264 330
Ilıman çayırlar 1.25 9 295 304
Çöl ve yarı-çöller 4.55 8 191 199
Tundra 0.95 6 121 127
Bataklıklar 0.35 15 225 240
Tarım alanları 1.60 3 128 131
Toplam 15.12 466 2011 2 477
Küresel anlamda ormanlar 2005 yılında 572 milyar ton dikili gövde (280 milyar ton Carbon
eşdeğeri) taşıdığı tahmin edilmektedir; bunun %33’ü Güney Amerika’da, %21’i Afrika, %11
Asya ve %4’ü Okyanusya’da bulunmaktadır. 2005 yılında toplam orman karbonunun 633
milyar ton olduğu tahmin edilmektedir ki bu oran hektarda 160 ton karbona eşdeğerdir.
Avrupa’daki orman biyokütlesindeki toplam karbon küresel toplamın %16’sı iken Avrupa’da
topraktaki karbon Küresel toplamın %40’ile bütün bölgelerden daha fazladır. Sera gazı
emisyon oranı (özellikle CO2) arazi kullanımı değişimi ve ormansızlaşma tahminlerine
dayanan biyokütle kaybı temel alınarak hesaplanmaktadır. Küresel anlamda orman karbonunu
azalma oranı yıllık olarak ortalama 1,6 milyar ton olarak tahmin edilmektedir ve bu oranda
toplam orman karbonunun % 0,25’i dir. Tropikal ormanlar küresel karbon bütçesinde hem
girdi hem de çıktı anlamında önemli bir etkiye sahiptir. Örneğin Amazon bölgesinin orman
vejetasyonu 70 milyar ton karbon depolar, 19701998 yılları arasındaki ormansızlaşma
yaklaşık olarak 7 milyar ton karbondioksitin atmosfere salınımına neden olmuştur ki, bu
oranda yılda ortalama 0,4 milyar ton karbona eşdeğerdir. Orman ilişkili karbon
emisyonlarının tahminindeki belirsizliklere rağmen ormanların karbon depolama ve
ormanlardan emisyon salmanın küresel karbon döngüsündeki önemli rolü konusunda hiçbir
şüphe yoktur (Anonim, 2008).
Küresel ısınmayla mücadele kapsamında ormanlar üç temel yaklaşımla işletilebilir (Brown,
1997).
227
a-Mevcut karbonu muhafaza etme amacıyla: Bu yaklaşımda ele alınabilecek işlemler
içersinde; mevcut orman alanlarını muhafaza etme, ormansızlaşmayla mücadele, hasat
yöntemlerini gözden geçirme, yangın ve böcek zararlarına karşı mücadele vb. sayılabilir.
b- Daha fazla karbon depolama amacıyla: Bu yaklaşımla orman alanlarının alansal olarak
genişletilmesi ve ayrıca birim alandaki biyokütlenin (depolanan C’un) arttırılması
amaçlanmaktadır. Bu konu kapsamında mevcut verimli doğal ormanların verim
potansiyellerinin değerlendirilmesi, bozuk alanların rehabilitasyonu, kurulacak
ağaçlandırmalarla yeni orman alanları yaratılması ele alınabilir.
c-Karbon tabanlı ürün veya yakıtların fosil temelli ürün veya yakıtların yerine ikame edilmesi
amacıyla; Bu yaklaşım orman kaynaklarının odun ürünleri ve yakıt amaçlı kullanımını
öngörmektedir. Bu yaklaşımda ihtiyaç duyulan üretim yeni kurulacak plantasyonlardan veya
mevcut ormanların üretim gücünün artırılması yoluyla sağlanacaktır. Endüstriyel
plantasyonlar ve enerji ormanları bu konu altında ele alınabilecek ana konulardır. Bu
yaklaşım diğer yaklaşımlardan daha uzun vadeli ve etkin bir çözüm olacaktır (Brown, 1997).
3. KENT, KENTLEŞME VE KENT ORMANLARI
Dünyamız çok hızlı bir şekilde kentleşmekte ve Dünya Bankasının öngörüsüne göre, 2025 yılı
için toplam nüfusun %88 inin kentsel bölgelerde olabileceği belirtilmektedir (Polat, 2006).
Gelecekte ise bu oranın daha da artacağı öngörülmektedir. Dünya nüfusundaki hızlı artış ve
bazı yörelerdeki refah düzeyinin artması sonucunda tüketimin hızlanmasının yakın gelecekte,
doğal kaynakların tükenmesine ve çevre koşullarının olumsuz yönde etkilenmesine neden
olacağı da tahmin edilmektedir. Hızlı nüfus artışı, teknolojik gelişmeler ve motorlu araçların
artışına bağlı olarak oluşan çevresel baskılar, kentlerimizde yaşam kalitesini de giderek
azaltmaktadır. Bu durum, kentlerimizde dış mekan ve rekreasyon alanlarına olan talebi, doğal
ve kültürel kaynakların korunması gerekliliğini giderek artırmaktadır. Zira, yerleşmeler
geliştikçe, nüfus yoğunlukları arttıkça, biyolojik düzen değişmekte, kentin fonksiyonel
alanlarla doğal alanlar arasında denge de bozulmaktadır (Gül vd., 2007).
Günümüz kentlerindeki hızlı nüfus artışı, mekanikleşme, asfalt ve betondan oluşmuş
mekanlar, kentsel çevredeki biyolojik dengeyi bozarak kent insanının serbest ve güvenli
yaşama olanağını yok etmektedir. İnsanların yaratığı olanaklar ile gelişerek yaratılan çevre,
ters yönde gelişme göstermektedir. Bunun sonucu eski kentlerin doğal peyzajının yerini,
alışveriş, trafik ve endüstri için tahrip edilmiş bir çevreye bırakmakta kent insanı olumsuz
yaşam şartlarıyla yüz yüze gelmektedir (Uzun 1993).
Günümüz kentlerinin, planlama ve yönetsel boyutunda karşılaşılan sorunlar ve eksikler
nedeniyle sağlıksız ve düzensiz bir gelişme eğiliminde oldukları görülmektedir. Bu durum
özellikle açık yeşil alanların azalmasına veya etkisinin azaltılmasına yol açmaktadır. Kentsel
ık yeşil alanların içinde hizmet ve katkı yönünden önemli bir konuma sahip olan kent
ormanları, özellikle kentin fiziksel yapısında estetik ve ekolojik katkılar sağladığı gibi kent
insanına ise rekteatif ve sağlık yönünden önemli hizmetler verme potansiyeline sahiptir.
Gelişmiş batılı ülkelerde kişi başına düşen 25–50 m2 aktif yeşil alan miktarına sahipken ne
yazık ki ülkemiz kentlerinde bu oran 3-10m2 civarındadır. Kent ormanları bu anlamda,
kentlerin açık yeşil alan miktarının artırılmasında önemli bir rolü bulunmaktadır.
Kent ormanı kavramı incelendiğinde, aslında kent kavramı suni, orman ise doğayı
çağrıştırmaktadır. Birbirleriyle çelişen kent ile orman kavramlarının her ikisi de, aslında
sayısız canlı ve cansız elemanların oluşturduğu ve birbirleriyle etkileşimleri sonucu farklı
özellikler sergileyen ekosistem özelliği taşımaktadır. Kent ormanı, “doğal işlemler ve insan
faaliyetlerinin birbirleriyle ilişki ve etkileşimi ile ortaya çıkan karmaşık bir ekosistem olarak
228
anlaşılmalıdır (Gül ve Gezer, 2004;Gül vd., 2006). Mevcut kent ormanların yapısı, bir çok
ekolojik ve kültürel faktörlerin arasındaki etkileşimlerin uzun bir süreçte ortaya çıkan tarihsel
bir göstergesi olarak algılanmaktadır (Schmid, 1975; Lawrence, 1993; Bradley, 1995).
Ülkemiz koşullarında kent ormanı, “kent içi ve çevresinde doğal veya suni olarak tesis
edilmiş orman karakterinde yani kendini yenileyebilme aşamasına gelmiş, belli bir kapalılığa
sahip, kentsel yapıya estetik ve işlevsel katkı sağlayan, kent insanına rekreatif ve hijyenik
imkanlar sunabilen ve kent insanı tarafından kısa mesafede ulaşılabilen kente ait alanlardır”
şeklinde tanımlanabilir (Gül ve Gezer, 2004;Gül vd., 2006).
Aslanboğa’ya (2004) göre, kent ormanı, doğal orman vejetasyon formasyonuna elverişli
topraklar üzerine yerleşmiş kentlerin içinde yada yakın çevresinde kalmış, korunmuş yada
dolaylı olarak yararlanabildiği veya yararlanabileceği uzaklıkta, mevcut ekosistemin varlığını
sürdürebileceği genişlikte ve yapıdaki orman alanlarıdır.
Kent ormanı denildiğinde kente ait veya kente özgü nitelikte bir orman anlaşılmalıdır. Burada
kent ile ormanın birbiriyle bütünleşmesi söz konusudur. Bir kent ormanının, kent dışındaki
diğer orman alanlarından en önemli farkı, kent içi ve çevresinde oluşması ve gelişmesi ile
ıklanabilir. Bu durum, teknik ve bilimsel anlamda kent ormanlarının planlama ve
işletilmesinde amaçlar ve önceliklerin, diğer kırsal ormanlık alanlara göre farklılık
oluşturmasını ortaya çıkarmaktadır. Çünkü kent ormanında temel amaç, odun veya odun dışı
üretim değil, kentsel mekana ve kent insanına olanaklar çerçevesinde ihtiyaç duyulan
hizmetleri ve işlevsel- estetik katkıları sağlamaktır. Bu nedenle kent ormanı kendine özgü
biyolojik özellikleri olan ağaç tür ve karışımları, tür dağılımı, kapalılık derecesi, bakım
çalışmaları ve çok amaçlı bir işletme yönetimi ile farklı bir yapı göstermektedir (Gül ve
Gezer, 2004).
Kent ormanlarının temel amacı, kent insanına ve kentsel ortama çok yönlü estetik ve işlevsel
katkı ve hizmetleri sağlamak suretiyle kentsel yaşam standardını artırmaktır. Kent ormanı,
kent insanı ile yakın bir ilişki içersindedir. Örneğin Isparta kenti için yapılan bir anket
çalışmasında (Serin 2004) ormanların kent insanına sırasıyla doğal ortam, temiz hava,
dinlenme ve rahatlama, piknik ve manzarayı çağrıştırdığını ifade etmektedir.
3.1 KENT ORMANLARININ YARARLARI
Kent ormanlarının sağlayacağı yararları şu şekilde özetlenebilir; (Gül vd., 2007).
Kent iklimini iyileştirerek, hava kalitesini yükseltir. Yapılmış bazı bilimsel araştırmaların
sonuçları ile bunu daha açıkça görebiliriz. Her yıl Chicago kentsel yeşilinin 15 metrik ton
CO2, 89 metrik ton NO2, 89 metrik ton S02, 191 metrik ton O3, 212 metrik ton partikül tuttuğu
saptanmıştır. Bitkilerin (özellikle ağaçların) gaz halindeki kirleticileri, stomaları ile absorbe
ederek fotosentez ile onları daha az zararlı moleküllere çevirdikleri bilinmektedir. Kent içinde
yer alan ağaçların, kırsal ortamda yaşayan ağaçlardan 15 kez daha fazla 'C' absorbe ettiği
tahmin edilmektedir.
Atmosferdeki CO2’ i asimilasyon yoluyla kullanarak ve yerine O2 üreterek insanlarında dahil
olduğu tüm canlıların sağlığına olumlu etki eder. Küresel ısınmaya neden olan karbondioksit
salınımını azaltır. 25 metre boyunda ve 15 metre tepe çapına sahip bir kayın ağacı saatte 1.5
kilogram oksijen üretmekte, 100 yaşındaki bir kayın ağacı, 40 kişinin 1 saatte çıkardığı 2.35
kilogram karbondioksiti tüketmektedir.
(http://www.ntvmsnbc.com/news/403951.asp#storyContinues).
Kent ormanlarını oluşturan ağaçlar izopren ve monoterpen gibi çeşitli uçucu organik
bileşikler yayarak ozon oluşumuna katkıda bulunur. Kent içi ve çevresindeki kirletici
kaynaklardan gelen partikül ve aerosolleri yaprak yüzeyleri ile tutar, absorbe eder ve hava
229
hareketlerini yavaşlatarak yere düşüşlerini sağlayarak filtre görevi üstlenir. Yeşil kuşaklar
zararlı gazları yaprakları ile kısmen absorbe ederek, kısmen de tutarak yağışlarla çözünüp
toprağa karışmalarını sağlarlar. Ağaçlar ve ormanlar rüzgarlarla taşınan tozların tutulmasında
oldukça etkili işlevler üstlenirler. Yapılan bir araştırmada, kenti saran bir yeşil kuşağın
arkasında, havadaki kurşun oranının % 85 oranında azaldığı belirlenmiştir (Keller, 1979). 1
hektar ladin ormanı yılda 32 ton, 1 hektar kayın ormanı yılda 68 ton, 1 hektar çam ormanı
yılda 30 ile 40 ton toz emdiği tahmin edilmektedir. Kentsel hava nemini düzenler ve dengeler.
Kentsel mekanlar genelde beton ve asfalt gibi sert yüzeylerle kaplı olmasından dolayı kent
havası doğal ve kırsal alanlara göre daha kuru ve sıcaktır. Kent ormanları, transpirasyon
yoluyla kent havasının düşük düzeylerdeki bağıl nemini yükseltmekte ve serinlik etkisi
yaratmaktadır. Bilindiği üzere ormanlar, yaz sıcaklığını 5-8,5 °C azaltırken, kış sıcaklığını
1,6-2,8 °C artırabilmektedir. Almanya’nın Frankfurt kentinde yapılan araştırmalar, kenti
çevreleyen sadece 50–100 m. genişlikteki orman kuşağının evapotranspirasyona bağlı olarak
kent merkezine oranla hava sıcaklığını 3.5 0C azalttığı, hava nemini de % 5 oranında artırdığı
belirlenmiştir (Olembo ve Rham, 1987). Kente yakın içme suyu kaynaklarının, baraj, göl ve
gölet gibi su alanlarının korunması ve kapasitesinin arttırılmasında önemli rol oynar ve
güvence altına alır. Kent ormanları yağışlarla gelen suların kentlerin çevresindeki topraklara
sızmasını kolaylaştırarak yüzeysel akışla ortaya çıkan kayıpları da azaltabilir. Kent ormanları
ayrıca kuvvetli esen rüzgarların ve fırtınaların hızını keserek zararlarını önlemekte, kent içi
hava hareketlerini düzenlemekte, yönlendirmekte ve sıcaklık ekstremlerini azaltarak kent içi
iklimini yumuşatmaktadır. Kent çevresinde erozyon ve heyelan etkilerine karşı toprağı
korurlar. Kurak ve yarı kurak bölgelerde yer alan kentlerde ise rüzgar erozyonunun yarattığı
olumsuzlukların giderilmesine önemli katkı sağlar. Kent içi ve çevresindeki doğal su
kaynaklarının kullanımı, döngüsünü ve korunmasını sağlayarak güvence altına alır. Kent
ormanları yağışlarla gelen suların kentler çevresindeki topraklara sızmasını kolaylaştırarak
yüzeysel akışla ortaya çıkan kayıpları azaltır. Böylece kentin hidrolojik döngüsünü
düzenleyen önemli bir etken konumundadır (Murray, 1996). Ayrıca kentsel kaynaklı atık
suların kent ormanlarında kullanılması ile bu suların yeterli arıtımdan geçirilerek tekrar
doğaya kazandırılması olanağı sağlar. Böylece su kaynaklarının yetersiz olduğu bölgelerde
hem kent ormanlarının yetişme koşullarını iyileştirmek, hem de kentler çevresindeki
akiferlerin hidrolojik dengelerine katkı sağlamak mümkün olabilmektedir. Biyolojik
çeşitliliği korur ve geliştirirler. Kent ormanları aslında kentin en doğal yaşam alanlarıdır. Bitki
ve yaban hayvan tür ve genetik çeşitliliğinin oluşturulmasında ve artırılmasında önemli rol
oynarlar. O yörenin doğal türlerinin (özellikle endemik, nadir veya tehlike altındaki türler)
korunması ve geliştirilmesi açısından kent ormanları ideal ortamlardır. Çöplük ve atık
depolama alanlarını ıslah eder ve kentsel bitki varlığının yarattığı organik atıkların tekrar
doğaya kazandırılabileceği uygun ortamlardır(Boudru, 1992).
3.2 KENT ORMANI VE KÜRESEL ISINMAYA ETKİSİ
Kent merkezlerinde CO2 salınımını azaltmak ve karbon depolama (carbon sequestration)
amacıyla kent ormanları önemli bir işleve sahiptir. Bu amaçla Amerika’daki 48 kentte iklim
koruma kampanyası kapsamında sera gazlarını salınımını azaltma stratejileri geliştirilmiş olup
örneğin Austin kentin yerleşim alanlarında yılda 4,700 ile 15,000 arasında ağaç dikmek
suretiyle 12 yıl sonra 33,000 ton CO2 salınımını azaltılacağı umutmaktadır (ICLEI, 1997).
Kent ormanları, kent ortamındaki CO2 ‘i iki yolla azaltabilir. Ağaçların aktif olarak büyürken
fotosentez süresince aldığı CO2 oranı, solunum süresince gazın salıverme oranından daha
fazla olabilecektir. Bu durum atmosferdeki CO2’i oranını azaltacaktır. Bina çevresindeki
ağaçlar ısınma ve hava koşulları gereksinimini azaltırlar. Böylece elektrik üretimi ile ortaya
çıkabilecek CO2 yayılmasını azaltabilirler. Kent ormanı, ağaç dikimi ile ağaç örtüsünün
230
artması süresince kentin ısı adası etkisini serinletmesi, hava koşulları ve ısınan mekanlar için
enerjinin korunmasında önemli bir CO2 depolama alanıdır. Karbondioksitin depolanması,
bitki büyüme mevsimi süresince yerüstü ve yer altındaki biyokütle içinde depolanan yıllık
oranı olarak tanımlanır. Fotosentez süresince Atmosferdeki CO2, su ile birleşerek
gözeneklerden yapraklara girer ve güneş ışınları sayesinde kimyasal reaksiyon içinde katalize
edilerek selüloz, şeker ve başka materyallere dönüştürülür. Bu materyallerin bazıları
solunumla CO2 geriye verilir veya ağaçlar tarafından ergeç dökülen yaprakların yapımında
kullanılır ancak bu materyallerin çoğu odunlaşma sürecinde kullanılır (Larcher 1980).
Karbon depolama, ormanın ağaç tür kompozisyonu, yaş yapısı ve sağlıklı olmasına bağlı
olarak değişen ağaç büyüme ve ölüm süreci ile ilişkilidir. Yeni dikilen yada tesis edilen
ormanlar 20-30 yıl içinde hızlı bir şekilde CO2 biriktirir ve sonra tutulan CO2 yıllık artışında
azalma başlar (Harmon vd., 1990).
Kent ormanları ortalama 4 ile 8 ton/ha CO2 tutarken, yüksek ağaç yoğunluğundan dolayı
kırsal ormanlar ise kent ormanlarından yaklaşık 2 kat daha fazla CO2 tutar (Birdsey 1992).
Bununla birlikte kent ağaçları kırsal ağaçlara göre daha hızlı büyüme eğilimi
gösterdiklerinden dolayı ağaç başına daha fazla CO2 tutarlar (Jo ve McPherson 1995).
Chicago kentinde radyal gövde büyüme sürecinde yıllık CO2 tutulmasına yönelik bir
araştırmada küçük gövde iken 16 kg/yr olurken büyük yaşlarda maksimum 360 kg/yr kadar
CO2 tutulması söz konusu olmaktadır (Jo ve McPherson, 1995; Nowak, 1994). Hızlı büyüyen
ağaçlar yavaş büyüyen ağaçlara nazaran daha fazla CO2 tutmasına rağmen bu avantaj hızlı
büyüyen ağaçların daha genç yaşta ölmesi ile kaybolmaktadır. Uzun süre ağaçların CO2
depolamasına etki eden en önemli faktörlerden biriside kent ağaçlarının hayatta kalma
süresidir. Yol ve yerleşim yerlerinde kullanılan ağaçların tesis edildiği ilk 5. yıldan sonra
%10-30 arasında kayıp olabilmektedir (Miller ve Miller, 1991; McPherson, 1993).
CO2 depolamasında önemli faktörlerden birisi tesis edilecek alanlara en uygun ağaç türlerinin
seçilmesidir. Alana uyum sağlamayan ağaçlar, yavaş büyüyecek, farklı baskılar karşısında
bazı belirtiler gösterebilecek, hastalanacak veya erken yaşta ölebilecektir. Ekosistem içinde
CO2 , havuz veya rezerv olarak birikir. Kırsal orman ekosisteminde CO2 in yaklaşık %63ü
toprak içinde, %27 sini ağaç biyokütlesi olarak, %9 sunu orman zeminindeki ölü örtüde ve
%1’ini ise diri örtü çalı formasyonunda CO2 depolanmaktadır (Birdsey, 1992). Buna karşın
Chicago kentindeki yerleşim alanlardaki yeşil alanlarda %78 oranında toprak içinde ve ağ
ve çalılarda ise %21 oranında CO2 depolandığı tespit edilmiştir (Jo ve McPherson, 1995).
Kent içindeki düşük ağaç yoğunluğu ve ölü ağaçları kaldırılması sonucu odun biyokütlesi
içinde kırsal ormanlara kıyasla daha az CO2 depolandığııklanmıştır. Kent topraklarında
diğerlerine göre daha yüksek CO2 depolanmasının nedeni kompost ve malçlama içinde CO2
depolanmasının artmasından kaynaklandığı söylenebilir. Tipik bir orman ağacında CO2
depolanmasının yaklaşık %51 i gövdede, %30 u dallarda, %3 ü ise yaprak yüzeyinde
gerçekleşmektedir (Birdsey, 1992). Yaşlı bir orman ağacı içinde ise depolanan toplam CO2 in
yaklaşık %18-24 ü kök içinde depolanabilmektedir. İnce kökler içinde depolanan karbon
miktarı yaklaşık yaprak biyokütlesi içinde depolanan miktar %2-5 arasında olurken kalın
kökler (çapı 2mm den fazla) toplam karbonun %15-20 sini depolayabilmektedir (Hendrick ve
Pregitzer, 1993). Kentte açıkta büyüyen 9 yaşında Pyrus calleryana ‘Bradford’ armut
ağacının yaprak biyokütlesi orman ağaçlarından daha fazla olabilmektedir (Xiao, 1998). Kent
ağaçların kırsal orman ağaçları ile kıyasla hızlı büyüme oranları ve karbon depolama ilişkisi
kısmen yaprak biyokütlesinin oransal olarak büyük miktarda olması ile açıklanabilir.
Azaltılmış rekabet, sulama ve gübreleme gibi faktörler özellikle açıkta büyüyen kent
ağaçlarının gelişmesini artıran faktörlerdir.
Ağaçlar yazın hava koşullarını talebini azaltır fakat kışın güneş ışınlarını engellemesi
sayesinde ısınmak için enerji kullanımını artırabilir (Heisler, 1986; Simpson ve McPherson,
231
1998). Sık ağaçlarla azaltılmış hava sıcaklığı ve rüzgar hızı soğutma ve ısınma talebini
azaltabilir. Yerleşim alanları çevresindeki ağaçlardan elde edilebilecek enerji koruma
yararları ölçülmüş bilgisayar simulasyonu ile tahmin edilmiştir. Örneğin Sacramento,
Phoenix, and Lake Charles üç kentte yaşlı ağaçların ev çevresindeki enerji ile ilişkisini
tespitine yönelik yapılan araştırmada yıllık hava koşullarını talebini %25-43 arasında kestiği
ve serinletici talebini ise %12-23 arasında siperlediği tesbit edilmiştir (Huang vd., 1987).
Başka bir araştırmada serinletmek için iyi konumlandırılmış 7-8 m yüksekliğinde yaprağını
döken bir ağacın yıllık enerji koruma değeri 100 ile 400 kWh arasındadır (McPherson ve
Rowntree, 1993). Kentlerin içindeki binaların batı bakısında yer alan ağaçlardan en yüksek
enerji koruma sağlanabilmektedir. Oysa binaların güney bakılarda yer alan yaprağını döken
ağaçlar şehir içinde serinleme talebini azaltmasından ziyade ısınma talebini daha çok artırır.
Yanlış yerde yanlış tür seçimi mekan koşullarına göre enerji kullanımını da artırabilir. Düşük
hava sıcaklığı ve evatranspirasyon ile ilişkili serinleme için enerji korumanın nispi önemi,
kompleks iklimsel faktörlerden dolayı gölgenin enerji koruma katkısından daha azdır
(McPherson ve Simpson 1995). Heisler ‘e (1990) göre ağaçtan oluşturulmuş rüzgar kırıcılar,
%5-15 arasında mekan ısınma talebini azaltabilir. Tek bir ağaçtan oluşmuş rüzgar siperi için
ısınma ile ilgili enerji koruma oranı %1 ile 3 arasındadır.
6. SONUÇ VE ÖNERİLER
Günümüzde küresel ısınma, iklim değişikliği ve kentleşme gibi mevcut olguların oluşturduğu
çok yönlü sorunların temelinde insanoğlunun bitmek tükenmek bilmeyen doğaya egemen
olma ve tüketme eğilimlerinin ortaya koyduğu ve şekillendirdiği yaşam biçimi yer almaktadır.
Bu sorunların çözümünde insanoğlunun öncelikle doğa ile dengeli ve uyumlu yaşaması
gerektiğini bütüncül bir şekilde algılaması, benimsemesi ve eyleme dönüştürmesi ile
mümkündür. Bu amaçla yaşam küremizin başka bir alternatifi olmadığı için makro ölçekten
(dünya boyutu) mikro ölçeğe (birey boyutu) kadar yaşam alanlarımızı ve yaşam biçimimizi
(üretim ve tüketim eğilimleri, çevre koruma gibi) sürdürülebilir bir şekilde yenilemek ve
şekillendirmek durumundayız.
Küresel ısınmayla mücadelede kabul gören eylem stratejilerinin başında, en önemli sera gazı
olarak ortaya çıkan CO2 emisyonunun azaltılmasıdır. Atmosfere salınan CO2’nin iki temel
kaynağı arasıda fosil yakıtlar ve çimento üretimi gösterilmektedir (ICCP, 2005). Dolayısıyla,
küresel bazda bir başarı sağlanabilmesi için özellikle enerji sektörüne önemli görevler
şmektedir. Fosil yakıtların yerine temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarının (güneş, rüzgar
enerjisi, H enerjisi) kullanılması ve petrol, doğalgaz ve kömür gibi fosil yakıtların günlük
hayatta kullanımınım azaltılması gerekmektedir. Diğer eylem ise serbest CO2’nin yer altında
veya okyanus tabanında depolanması, veya CO2’in inorganik karbonatlara dönüştürülerek
depolanması şeklinde belirtilebilir.
Dünya ölçeğinde küresel ısınmayı ve olası olumsuz sonuçlarını önlemenin veya azaltmanın
yolu kentsel ölçekte gerekli tedbir ve uygulanabilir çözümlerin uygulamaya geçirilmesi ile
mümkündür. Yani puzzle oyunu gibi parçadan bütüne bütünden parçaya ulaşma taktiği
uygulanmalıdır. Bu amaçla sera gazları salınımın en yoğun olduğu (yaklaşık %70-80’inin
üretildiği) kentsel alanlar ve çevresinde acilen eylem programları oluşturulmalıdır. Kentsel
alanlarda ortaya çıkan ısı adası etkisini azaltmak yani CO2 salınımını azaltılması ve salınan
mevcut CO2 i depolamak amacıyla doğanın en önemli temel bileşeni olan ağaç ve ormanların
nitelik ve niceliğinin artırılması temel hedef olmalıdır. Özellikle kent ormanları çok yönlü
ekolojik işlevleri nedeniyle bu görevi yerine getirebilecektir. Bu amaçla kent ormanlarının
tesisi, planlanması ve yönetimine yönelik duyarlı olunması ve bilinçli davranılması
gerekmektedir.
232
KAYNAKÇA
ANONİM, (2008), Ormanlar ve İklim Değişikliğine İlişkin Stratejik Çerçeve. T.C. Çevre ve
Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü s:18-19. (“FAO, 2008. Strategic Framework for
Forests and Climate Change, Forest Day, Poznan, Poland” den çeviri.)
ASLANBOĞA, İ. ve A. Gül, (1999), Kemalpaşa ormanlarının rekreasyon değeri, Kemalpaşa
Kültür ve Çevre Sempozyumu, (3-5, Haziran, 1999), Kemalpaşa Kaymakamlığı ve E.Ü. İzmir
Araştırma Enst. ve Uygulama Merkezi, 97-104, Kemalpaşa-İzmir.
ASLANBOĞA, İ., (2004), Kent ormancılığı bağlamında ormanların işlevleri. I. Ulusal Kent
Ormancılığı Kongresi, 9-11 Nisan 2004, Ankara s:3-7.
AYDEMİR, Ş., S. Erkonak Aydemir, D. Şen Beyazlı, N. Ökten, A.M. Öksüz, C. Sancar, M.
Özyaba & Y. Aydın Türk, (2004), Kentsel Alanların Planlanması, ve Tasarımı, Akademi
Kitapevi, Trabzon.
BIRDSEY, R. (1992), Carbon storage and accumulation in United States forest ecosystems.
Gen. Tech. Rep. WO-GTR-59. Radnor, PA: Northeastern Forest Experiment Station, Forest
Service, U.S. Department of Agriculture; 51 p.
BOUDRU, M., (1992), Forêt et Sylviculture: Boisements et Reboisements Artificiels. Les
Presses Agronomiques de Gembloux, ISBN 2-87016-037-2 (Vol. 3), 348 p.
BRADLEY, G. (1995), Integrating Multidisciplinary Perspectives. In Urban Forest
Landscapes: Intergrating MultidisciplinaryPerspectives (G. Bradley, ed), pp. 3–11.
University of Washington Press, Seattle
BROADMEADOW, M. J. ve Matthews, R. W., (2003), Forests, Carbon and Climate Change:
the UK Contribution. Forestry Commission Information Note 48. Edinburgh: Forestry
Commission (http://www.forestresearch.gov.uk/pdf/fcin048.pdf/$FILE/fcin048.pdf.2009)
BROWN, S., (1997), Forests and climate change: role of forest lands as carbon sinks.
Proceeding of the XI World Forestry Congress, 13-22 October 1997, Antalya, p. 117-129.
CLAUSEN, R.M. ve Gholz, H.L., (1998), Carbon and Forest Management. USDA Forest
Service.
ÇOB (Çevre ve Orman Bakanlığı), (2005), İklim Değişikliği. Çevre ve Orman Bakanlığı, E-
kitap Köşesi, http://www.cevreorman.gov.tr/ekitap/02.pdf, 326 p.2009
GÜL, A. ve A. Gezer, (2004), Kentsel alanda kent ormanı yer seçimi model önerisi ve Isparta
örneğinde irdelenmesi, I. Ulusal Kent Ormancılığı Kongresi, 9-11 Nisan 2004, Ankara s:365-
382.
GÜL, A., Gezer, A. ve Kane, B., (2006), Multi-criteria analysis for locating new urban
forests: An example from Isparta, Turkey.” Urban Forestry & Urban Greening, Volume 5,
Issue 2,57-71.
GÜL, A., O. Nayır, ve Ş. Eraslan, (2007), Kent kimliği üzerinde kent ormanlarının rolü ve
etkisi. SDU. 15. Yıl Mühendislik Mimarlık Sempozyumu Bildiriler Kitabı, 14-16 Kasım
2007), s: 304-311, Isparta.
HAMBURG, S.P., Harris, N., Jaeger, J., Karl, T.R., McFarland, M., Mitchell, J.F.B.,
Oppenheimer, M., Santer,B.D., Schneider,S., Trenberth, K.E. & Wigley,T.M.L. (1997),
Common questions about climate change. Nairobi, Kenya: United Nations Environment
Programme, World Meteorological Organization; 24 p.
233
HARMON, E.H., Ferrell, W.K. ve J.F. Franklin, (1990), Effects on carbon storage of
conversion of old growth forests to young forests. Science 297: 699-702.
HEISLER, G.M. (1986), Energy savings with trees. Journal of Arboriculture, 12(5): 113-125.
HEISLER, G.M. (1990), Mean wind speed below building height in residential
neighborhoods with different tree densities. American Society of Heating, Refrigerating, and
Air-Conditioning Engineers (ASHRAE) Transactions 96(1): 1389-1395.
HENDRICK, R.L. ve K.S.Pregitzer, (1993), The dynamics of fine root length, and nitrogen
content, in two northern hardwood ecosystems. Canadian Journal of Forest Research 23:
2507-2520.
HUANG, Y.J., Akbari, H., Taha, H. ve Rosenfeld, A.H. (1987), The potential of vegetation in
reducing summer cooling loads in residential buildings. Journal of Climate and Applied
Meteorology 26(September): 1103-1116.
ICLEI (International Council for Local Environmental Initiatives), (1997), U.S. communities
acting to protect the climate. A report on the achievements of ICLEI’s cities for climate
protection-U.S. Berkeley, CA: International Council for Local Environmental Initiatives; 35 p
IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change), (2000), Land Use, Land-Use Change,
and Forestry: Summary for Policymakers. A Special Report of the Intergovernmental Panel
on Climate Change, IPCC, Geneva, Switzerland, pp 20.
IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change), (2001), Summary for Policymakers. A
Report of Working Group I of the Intergovernmental Panel on Climate Change.
IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change), (2005), Carbon dioxide capture and
storage: Summary for policy makers and technical summary. Intergovernmental panel on
climate chance special report. Working Group III. IPCC, Geneva, Switzerland.
IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change), (1996), Climate Change 1995, The
Science of Climate Change. Contribution of Working Group I to the Second Assessment
Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change, Houghton J, T., et al., eds.,
WMO/UNEP. Cambridge University Press, New York.
JO, H.K. ve E.G. McPherson, (1995). Carbon storage and flux in urban residential
greenspace. Journal of Environmental Management 45: 109-133.
KELLER, T., (1979), The possibilities of using plants to alleviate the effects of motor
vehicles. TRRL Symposium Report 513, DOE/DT.
LARCHER, W. (1980), Physiological plant ecology. New York: Springer-Verlag; 252 p.
LAWRENCE, H. W. (1993), The neo-classical origins of modern urban forests. Forest
Conserv. Hist. 37, 26–36.
MCPHERSON, E.G. (1993), Evaluating the cost effectiveness of shade trees for demand-side
management. The Electricity Journal 6(9): 57-65.
MCPHERSON, E.G. ve Rowntree, R.A. (1993), Energy conservation potential of urban tree
planting. Journal of Arboriculture 19: 321-331.
MCPHERSON, E.G. (1994), Using urban forests for energy efficiency and carbon storage.
Journal of Forestry 92(10): 36-41.
MCPHERSON, E.G., Simpson, J.R. (1995), Shade trees as a demand-side resource. Home
Energy 12(2): 11- 17.
234
MCPHERSON, E. G. ve Simpson, J.R. (1999), Carbon dioxide reduction through urban
forestry: Guidelines for professional and volunteer tree planters. Gen. Tech. Rep. PSWGTR-
171. Albany, CA: Pacific Southwest Research Station, Forest Service, U.S. Department of
Agriculture; 237 p.
MILLER, R.H.& Miller, R.W. (1991), Planting survival of selected street tree taxa. Journal of
Arboriculture 17(7): 185-191.
MURRAY, S., (1996), Gérer les influences forestiéres dans les zones urbaines et péri
urbaines, Influences forestiéres, Unasylva, 185, 11 p.
NOWAK, D.J. (1993), Atmospheric carbon reduction by urban trees. Journal of
Environmental Management 37: 207-217.
NOWAK, D.J. (1994), Atmospheric carbon dioxide reduction by Chicago’s urban forest,
chapter. In: McPherson, E.G.; Nowak, D.J.; Rowntree, R.A., eds. Chicago’s urban forest
ecosystem: results of the Chicago urban forest climate project. Gen. Tech. Rep. NE-GTR-186.
Radnor, PA: Northeastern Forest Experiment Station, Forest Service, U.S. Department of
Agriculture; 83-94.
OLEMBO, R.J., Rham, P., (1987), Foresterie urbaine dans deux mondes differents. Villes,
arbres et population, Unasylva, 155, 11 p.
POLAT, E. (2006), Kentsel Coğrafya, SDU MMF Yayın No: 62. s:19. Isparta.
SCHMID, J. A., (1975), Urban vegetation, Ph.D. Dissertation, University of Illinois, Chicago,
IL.
SERİN, N. (2004), Kent Ormancılığı ve Isparta Kent Ölçeğinde İrdelenmesi. SDÜ. F.B.E. Or.
Müh. ABD Yüksek Lisans Tezi. Isparta.
SIMPSON, J.R. ve McPherson, E.G. (1998), Simulation of tree shade impacts on residential
energy use for space conditioning in Sacramento. Atmospheric Environment: Urban
Atmospheres 32(1): 69-74.
TÜRKEŞ, M., Sümer, U. M. ve Çetiner, G. (2000), Küresel iklim değişikliği ve olası etkileri,
Çevre Bakanlığı, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Seminer Notları,
7-24, ÇKÖK Gn. Md., Ankara.
UNFCCC (United Nations Framework Convention on Climate Change), (1996), Ministerial
Declaration, , Conference of the Parties, Second Session, 8-19 July 1996, Geneva.
UNFCCC (United Nations Framework Convention on Climate Change), (2005a), Key GHG
Data. Greenhouse Gas Emissions Data for 1990 – 2003, Submitted to the United Nations
Framework Convention on Climate Change.
UNFCCC (United Nations Framework Convention on Climate Change), (2005b), Kyoto
protocol status of ratification. United Nations Framework Convention on Climate Change.
UZUN, G., (1993), Kentsel Rekreasyon Alan Planlaması. Çukurova Üniversitesi Ziraat
Fakültesi, Ders Kitabı No: 48, Adana.
XIAO, Q. (1998), Rainfall interception by urban forests. Davis: University of California,
Davis; 184 p. Ph.D. dissertation. http://www.ntvmsnbc.com/news/403951.asp#storyContinues
(2009)
679
X. OTURUM
OTURUM KONUSU
SERBEST TARTIŞMALAR – I
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Metin ÖZKUL
Kentsel Peyzaj Düzenlemelerinin Kentsel İmge ve Kentin Kimlik Kazanmasındaki Rolü
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Topay
Doç. Dr. Atila Gül
Bilgi ve İletişim Teknolojilerinin Etkisiyle Şekillenen Kentte Mekân ve Kültür
Öğr. Gör. Dr. Elif Karakurt Tosun
İşletmelerde Sosyal Sorumluluk Bilinci ve Çevre Sorunlarına Duyarlılığın Ölçülmesi (Geri
Dönüşüm İşletmeleri
Mehtap Karakoç
Yılmaz Akyüz
Fatma Akcanlı
ıklık ve Samimiyet İlkeleri Bağlamında Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun
Değerlendirilmesine Yönelik Bir Uygulama
Arş. Gör. Hüseyin Güçlü Çiçek
Arş. Gör. Serdar Çiçek
Arş. Gör. İsmail S. Yavuz
Uluslararası Destinasyon Markası Oluşturma Stratejileri “Isparta Örneği”
Yrd. Doç. Dr. İrfan Ateşoğlu
Yrd. Doç. Dr. Orhan Adıgüzel
Öğr. Gör. İbrahim Çetintürk
Öğr. Gör. Adnan Selman
Gelişmekte Olan Ülkelerde Sürdürülebilir Kalkınma Açısından Lojistik Köyler: Türkiye
Örneği
Arş. Gör. Yavuz Kılıç
Arş. Gör. Mehmet Fatih Demiral
Arş. Gör. Meltem Aycan Karaatlı
Yunus Pala
680
KENTSEL PEYZAJ DÜZENLEMELERİNİN KENTSEL İMGE VE KENTİN
KİMLİK KAZANMASINDAKİ ROLÜ
Yrd. Doç. Dr. Mehmet TOPAY
Süleyman Demirel Üniversitesi
Orman Fakültesi
mtopay@orman.sdu.edu.tr
Doç. Dr. Atila GÜL
Süleyman Demirel Üniversitesi
Orman Fakültesi
atilagul@orman.sdu.edu.tr
Özet
Günümüzde kentler çoğunlukla bir kimliği olmayan, planlama kavramından uzak
yaklaşımlarla gelişen yerleşmeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa yaşamımızı
geçirdiğimiz bu ortamlar insanların hem bedensel hem de ruhsal yapıları üzerine çok önemli
etkilerde bulunmaktadır. Bu bağlamda insanların gereksinimleri doğrultusunda düzenlenmiş
ve bir kimliği olan kentlerin daha yaşanabilir mekanlar olduğu konusunda hiç şüphe yoktur.
Gereksinimler doğrultusunda ve planlı düzenlenmiş bir çevre, kentlerin kimlik kazanmasında
oldukça önemli bir konudur. Bu çalışmada, kent insanının her türlü dış mekan
gereksinimlerini karşılamak üzere yapılan peyzaj düzenlemelerinin, kentin yaşanabilir olması
ve algılanması noktasında yapacağı katkılar, planlı kentleşme ve kimlik sorunu üzerinde
durulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Kentsel imge, kent kimliği, kentsel peyzaj
THE ROLE OF URBAN LANDSCAPE DESIGN
IN URBAN IMAGE AND URBAN IDENTITY
Abstract
Nowadays, people have been come to face to face unplanned and unidentified settlements.
But, urban environment people have spent important part of their life have important effect on
human body and soul. In this context, that’s no doubt cities which have planed and arranged
according to the human needs are livable areas.
Cities environment planed and arranged according to the human needs is very important
topics in having an identify of cities. In this study, it has focused on the planed urbanization,
urban identity and urban image which have important effect in landscape design making for
meeting of human needs.
Keywords: Urban image, urban identity, urban landscape
681
1. GİRİŞ
Dış dünyanın, duyumsamaların ve izlenimlerin zihinde görüntüye dönüşmesi, resimsel bir
değer kazanması veya genel görünüş, izlenim, imaj, hayal (TDK, 2009; Anlambilim, 2009)
şeklinde tanımlanan imge, bir nesnenin ya da sürecin kimlik kazanmasında etkili olan önemli
unsurlardan biridir.
İçinde yaşadığımız kent ve bu kenti oluşturan nesnelerin de zihnimizde oluşturduğu bir imgesi
vardır. Kentsel imge dediğimiz bu olgu, içinde yaşadığımız ya da gördüğümüz bir kente ait
duyumsamalarımızın zihnimizde oluşturduğu izlenimleri şeklinde tanımlanabilmektedir.
Kentsel imgenin oluşmasında etkili unsurlar farklı bakışılarına göre farklı başlıklarda
ıklanabilir. Ancak bu konuda önemli çalışmalar yapan ve yaptığı çalışmaları diğer insanlar
tarafından da kabul gören Lynch (1960) kentsel imgenin oluşmasında etkili parametreleri;
yollar, sınırlar, bölgeler, odaklar ve nirengi noktaları olmak üzere beş başlıkta sıralamaktadır.
Yollar, bir gözlemcinin kentsel alanda bir iş yaparken üzerinde dolaşabileceği ya da dolaştığı
kanallardır. Sınırlar, benzer olmayan bölgeleri ayıran ya da içine girilebilen bazen de
girilemeyen engeller olarak ortaya çıkmaktadırlar. Bölgeler, sınırlarla ayrılan ve benzer
özelliklerin görüldüğü alanlardır. Odak noktaları, stratejik öneme haiz, herkesin birey olarak
davranışlarının odak noktası olan yoğun alanlardır. Nirengi noktaları ise, fiziksel peyzajın
kolaylıkla tanımlanabilen ve kentsel alanın tümünde algılanabilen elemanlardır (Türkoğlu,
2002:58).
2. KENTSEL KİMLİK
Kentsel kimlik kavramı, kentin nasıl bir yapıya sahip olduğu ve bu yapının insanlar tarafından
nasıl algılandığı ve anlamlandırıldığı ile ilgilidir. Farklı bakışıları dikkate alındığında
kentin birbirinden faklı tanımları yapılabilir. Bu tanımların hepside aslında kimlik kavramı
ısından önem arz etmektedir.
Kent sözcüğü devamlı olarak medeniyet ile eş anlamlı kullanılmıştır. Bu anlamda
medeniyetin kentleşmeyle geldiğini ve var olduğunu söylemek, genel bir kanıdır. Latin
kökenli dillerde medeniyet anlamına gelen ‘civilization’ kent anlamına gelen ‘civitas’
sözcüğünden türemiştir. Bu özellik sadece batı kültürlerinde görülmemektedir. Arap
kültüründe de medeniyet uygarlık anlamına gelmektedir ve bir kent ismi olan Medine
sözcüğünden türetilmiştir (Ulusoy ve Vural, 2001).
Kent, teknik, ekonomik, sosyal, politik ve kültürel birçok konuların birlikte söz konusu
olduğu bir mekan, bir yerleşmedir (Önem ve Kılınçarslan, 2005:116 (Özdeş, 1985’ten
aktaran)) şeklinde tanımlanabildiği gibi, sınırları içinde yaşayan nüfusun geçim kaynaklarını
tarım ve hayvancılık dışı uğraşıların oluşturduğu, toplumsal ilişkiler, kültürel alanlar, nüfus
yoğunluğu gibi birçok yönden kırsal alanlardan farklı olan, alan ve nüfus yönünden belirli bir
düzeye erişmiş, heterojenlik ve bütünleşme yönlerinden belirli bir düzeye ulaşmış yerler
şeklinde de tanımlanmaktadır (Kaya, 2005:3; Ulusoy ve Vural, 2001; Ural, 2009).
Kente ekonomi ve felsefe-sosyoloji açısından bakıldığında Karl Marx, kenti üretim araçları
mülkiyeti temelinde tanımlamıştır. Bir diğer önemli düşünür, Emil Durkheim ise kenti,
işbölümü ve dayanışmanın esas olduğu ve bunun sonucunda yapının meydana geldiği bir
oluşum olarak resmetmiştir. Sorokin’in kent tanımı ise kümelenmiş gruplardan oluşan bir
varlık biçiminde olmuştur (Karakaya, 2007:2).
Görüldüğü üzere kentin birbirinden faklı bakışılarına göre farklı tanımları yapılmaktadır.
Aslında bir kentin kimlik kazanması ya da imgesi yukarıda sayılan parametreler ışığında
oluşmaktadır.
682
Genel olarak kimlik kavramı, canlılar ya da nesneler için ayırt edici, farklılığı yaratan
özellikler olarak tanımlanabilir. Aynı zamanda kimlik kavramı, benzerler arasında
kıyaslamayı getirir ve benzerine göre sahip olunan ayırt edici özellikleri ortaya koymaktadır.
Kentler ve mimari ürünler açısından kimlik ve kentsel imge olgusu, öncelikle görsel
boyutuyla ön plana çıkan, ayrıca doğal, coğrafi, kültürel ürünler ve sosyal yaşam normlarını
da kapsayan çok geniş bir tanımı içermektedir. Kentsel kimlik ve buna dair kentsel imgeler
kent mekanı içerisinde uzun bir süreçte ve bazen çok farklı bileşenlerden oluşmaktadır.
Kentsel imgeler kentte yaşayanlar açısından uğruna özveride bulunulabilecek ortak değerler-
den oluşmakta ve kuşaklar arasında söz konusu bu değerler süreklilik göstermektedir (Ulu ve
Karakoç, 2004:59)
Yaşam biçimi açısından kentler arasında temel ortak özellikler bulunmasına karşın, kentlerin
kendi tarihsel gelişim sürecinde oluşturdukları farklılıklar da bulunmaktadır. Bu sosyal,
ekonomik ve politik etkinlikler kentlerin kendine özgü “kimliği”nin oluşmasında önemli rol
oynamaktadır. (Tatlıdil, 2009:326).
Kent kimliği uzun bir zaman dilimi içinde biçimlenir. Kentin coğrafi içeriği, kültürel düzeyi,
mimarisi, yerel gelenekleri, yaşam biçimi, niteliklerin karışımı olarak kente biçim verir.
Kentin profili doğal profil, sosyoekonomik profil ve insan eliyle yapılmış mekanın profilinin
bütünleşmesi sonucunda oluşur (Önem ve Kılınçarslan, 2005:116 (Suher, 1995’ten aktaran)).
İş ve konut alanının dışında yer alan kent dokusu, kent kültürünün ürettiği değerleri paylaşım
ve yaşam alanı olarak değerlendirmektedir. Kentlilerin evi ile işi dışında yaşadıkları alan
kentin, kentli kimliğinde yaşayanların yaşam biçimleri olarak görülmektedir. Kültür, sanat,
spor merkezlerinin dışında boş zaman değerlendirme aktivitelerini zenginleştiren alanlar aynı
zamanda kentin kimliğini de yansıtmaktadır (Tatlıdil, 2009:322).
Kent kimliğini oluşturan öğelerin belirlenebilmesi için öncelikle çevrenin doğru bir şekilde
algılanması ve tanımlanması gerekir. Doğal çevre, toplumsal yapı, sosyo-kültürel yapı ve
yapma çevrenin karşılıklı ilişkileri sonucu oluşan kent kimliği belirlenirken bir bütün olarak
ele alınmalı ve değerlendirilmelidir (Önem ve Kılınçarslan, 2005:116).
Kent kimliğini oluşturan elemanlar doğal, beşeri ve insan eliyle yapılmış çevreden
kaynaklanan elemanlar açısından değerlendirilebilir. Doğal çevreden kaynaklanan kimlik
elemanları, kentin doğal çevre verileri ile ilgilidir. Doğal çevre verilerini topografik durum,
iklim koşulları, su öğesi, bitki örtüsü, jeolojik durum ve genel konum oluşturur. Bu faktörlerin
farklılığı, kentleri birbirinden ayırır, tanımlar, özgün kılar ve kente kimlik verir (Önem ve
Kılınçarslan, 2005:116, (Ocakçı, 1995’ten aktaran)).
Beşeri çevreden kaynaklanan kimlik elemanları birey ve toplumdur. Bireyin kimliği yaşadığı
çevre içinde olgunlaşır. Bireyin kendi geçmişiyle ilgili bilinçli-bilinçsiz tüm algıları, bilgileri,
birikim ve deneyimleri, düşünceleri, davranışları, gelecek ile ilgili beklenti ve tahminleri,
gereksinim ve istekleri ayrıca içinde yaşadığı topluluğun adet, gelenek, inanç ve beklentileri
kimliğini biçimlendirir. Bireysel kimlik grup ve toplum kimliğini oluşturur. Bunlara bağlı
olarak, beşeri çevreden kaynaklanan kimlik elemanları, demografik yapı (nüfus büyüklüğü,
yapısı, yoğunluğu, yaş grupları...), kurumsal yapı (politik, yönetsel, hukuksal, ekonomik...) ve
kültürel yapıya yönelik alt elemanlardan oluşur (Önem ve Kılınçarslan, 2005:116 (Ocakçı,
1994’ten aktaran)).
İnsan eliyle yapılmış çevreden kaynaklanan kimlik elemanları yapma çevre elemanları,
şehirlerde süregelen insan gereksinimlerinden kaynaklanan eylem alanları ve bu eylem
alanlarının karşılıklı ilişkileri ile biçimlenen, insan eliyle yapılmış objelerden oluşur. Yapma
çevre elemanlarının kent dokusu içinde kimlik elemanları olarak değerlendirilmesinde
görüntü, konum ve anlam faktörü etken olur. Nesnenin formu, strüktürü, oranları, dokusu,
683
simgesel durumu, kullanılan malzeme gibi açılardan oluşturduğu özgün görsel etki görüntü
faktörünü meydana getirir. Nesnenin doğal çevre elemanlarıyla, kent eylem alanlarıyla ve
diğer yapma çevre elemanlarıyla ilişkisi açısından bulunduğu özgün yer ve konumun
oluşturduğu etki, konum faktörüdür. Nesnenin işlevsel önemi veya şehrin tarihi gelişme
sürecinde kazandığı anlamın özgün, sembolik değerinin oluşturduğu etki ise anlam faktörünü
oluşturur (Önem ve Kılınçarslan, 2005:116 (Ocakçı, 1994’ten akataran)).
Ekonomik olarak gelişmiş toplumlar söz konusu sosyo-kültürel değerlerini kentlere yansıtmak
için “yerellik, gelenekselcilik ve korumacılık” anlayışını ön plana çıkartarak toplum içerisinde
en üst düzeyde benimsenmesine yönelik projeler geliştirmektedirler. Örneğin, Venedik’ in
kanalları, Paris’ in sarayları, tarihi müze yapıları, katedralleri ve Eiffel kulesi tarihle bağları
olan kentlere kimliklerini veren değerler olarak dünya toplumunun sergisine sunulurken,
Hong Kong ve New York’ un gökdelenleri bulundukları kentlerin ekonomik açıdan önemli
öğeleri olmalarının yanı sıra ana kimlik öğeleri olarak da ziyaretçilerin çekim odaklarıdırlar.
Diğer yandan ilgiyi arttırmak için yeni ilginç çekim noktaları, yeni kimlik öğeleri
yaratılmaktadır. Örneğin dünya pazarının küreselleşmesine bağlı olarak bir spor kompleksi
olan Münih Olimpiyat köyü ve Paris’teki ekonomik merkez olan La Defence bölgesi
Avrupa’da ekonomik ve sosyal aktivitelerin bir mekansal ürün olarak ziyaretçiler için dünya
pazarına sunulmaktadır (Ulu ve Karakoç, 2004:60).
3. KİMLİK VE PLANLAMA
3.1 Yanliş Kentleşme ve Kimlik Sorunu
1950'lerde nüfusunun %17'si kentlerde yaşarken, günümüzde gelişmiş ülkelerde bu oran % 60
-80 arasında değişmektedir. Kentleşme oranındaki bu artışın daha 50–60 yıl (özellikle
gelişmekte olan ülkeler açısından) devam edeceği tahmin edilmektedir. Aynı trend 2020’lerde
dünya nüfusunun 2/3’ünün kentlerde yaşayacağını ortaya koymaktadır. Kentleşme
hareketlerinde dikkati çeken bir diğer husus kentleşmenin daha çok gelişmekte olan ülkeler
ısından sorunlu olduğudur (Tatlıdil, 2009:322; Ulusoy ve Vural, 2001; Kaya, 2005:3).
1950 yılında, bir milyondan fazla nüfusa sahip 83 kent (bunların 2/3’ü ekonomik olarak
gelişmiş ülkelerde yer almaktaydı) varken, 1990 yılında sayı 272’ye (bunlarınsa 2/3’ü
ekonomik olarak gelişmekte olan ülkelerde yer almaktadır) ulaşmıştır. Birleşmiş Milletler’in
dünya’daki en büyük 30 metropoliten alana ilişkin yaptığı gelecek nüfus eğilimleri
değerlendirmesi, bu gelişmenin en azından önümüzdeki birkaç on yıl daha süreceğini
göstermektedir (Scott, 2004:27).
Gerçektende gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş ülkelerin kentleşme özellikleri farklılıklar
göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde kentleşme ile sanayileşme bir arada yürüyen bir süreç
iken, gelişmekte olan ülkelerde yaşanan demografik anlamda kentleşmedir. Yani kentlerin
sadece nüfus olarak büyümesi ekonomik gelişmenin buna ayak uyduramamasıdır (Ulusoy ve
Vural, 2001).
Hızlı ve doğal olmayan bir biçimde büyüyen kent alanı ve kent nüfusu, beraberinde birçok
olumsuzlukları da getirmektedir. Özellikle sanayileşme sürecinin bir sonucu olan
kentleşmenin sanayileşme hızının çok üzerinde gerçekleşmesi, çarpık kentleşme olgusunu
beraberinde getirmiştir (Kaya, 2005:4).
Kentlerdeki bu hızlı dönüşüm toplumsal alt yapının yetersizliği, gerekli koşulların tam olarak
oluşamaması ve kentlere göç olgusunun bu eksiklikleri tetiklemesi ile birlikte günümüzün
sosyal ve politik yaşamındaki karmaşanın temeldeki kaynağıdır. Bu durum yaygın biçimde
günümüz kentlerinde fiziki imkanlarındaki çelişkiyi, yozlaşmayı ve kişiliksizliği oluştur-
684
maktadır. Kentlerdeki bu kültür yozlaşması kimliksizleşmenin temel kaynaklarından birini
oluşturmaktadır (Ulu ve Karakoç, 2004:60).
Kentleşmeye bağlı çevre sorunlarına sebep olan faktörleri değişik sınıflandırmalara tabi
tutmak mümkündür. Bir sınıflandırma şu şekilde yapılmıştır:
Merkezileşme ve yoğunlaşma,
Dikey yapılanma,
Göçler,
Yanlış planlama,
Koruyucu ve geliştirici tedbirlerin eksikliği,
Şehirleşme politikalarında "Ekolojik Erdem" yoksunluğu (Ceritli, 1995:15).
Diğer bir sınıflandırma da şöyledir:
Ekonomik Sorunlar
Sosyal Sorunlar
Fiziksel Sorunlar
Altyapı Sorunları
Mali Sorunlar (Ural,2009).
Küreselleşme dalgası da, kentlerin tahribatında etkili olan unsurlardan biridir. Ancak,
küreselleşme pozitif anlamda da kentleri “dünya kenti” konsepti ile dünyaya tanıtmaktadır.
Bu öyle bir hal almıştır ki ulus devletlerdeki kentler, ülkelerden önce anılır hale gelmiştir
(Karakaya, 2007).
Ulusal yapıları aşan ilişkilerin ortaya çıkması kentlerin küreselleşme sürecindeki konumunu
da değiştirmiştir. Artık dünyada bilgi ve sermaye akışına yön veren kentler ortaya çıkmıştır.
Tokyo, Londra, Washington, İstanbul, New York vb. Bunun sonucunda günümüzde kentler
güçlerini ülkelerden değil ülkeler güçlerini oluşturdukları güçlü kentlerden alma noktasına
gelmiştir (Karakaya, 2007).
Öte yandan küreselleşme sürecinin taşıyıcısı, lokomotifleri de kentlerdir. Yerel birimler olan
kentler önemli görevlerde yüklenmektedir. Friedman’ın tanımladığı “dünya kentleri” bu
işlevsellikle ön sıraları işgal etmektedir. Bu kentler turizm, siyaset, ekonomi ve yönetim
alanlarında çeşitli organizasyonlara ev sahipliği yapmaktadırlar. Bu durum öylesine
kanıksanmıştır ki, kentlerin adlarından çok hangi sektörlerde ön plana çıktığı bütün dünya
tarafından bilinir olmuştur. “Frankfurt’ Sanayi Fuarı”, “Berlin Kitap Fuarı”, Milano’daki
giyim ve tekstil üzerine olan fuarlar akla gelen örneklerdir (Karakaya, 2007).
Küreselleşme olgusunun gelecekte kente yönelik dönüşümlerinin ve seçeneklerinin neler
olduğunu tam kestirmemiz mümkün değildir. Ancak küreselleşmenin giderek yaygınlaştırdığı
tek tip yaşam düzeni oluşturmaya yönelik siyasi etkileri hem ekonomik, hem de sosyal
yaşantımızı olduğu kadar tüm yerleşim birimlerimizi, kentlerimizin kimliklerini ve onları
oluşturan kentsel imgeleri de hızla tüketmektedir. Kentte var olan, geçmişle bağlarımızı kuran
kentsel dokularımız ve mimari örneklerimiz bu süreç içerisinde hızla elden çıkmakta yerellik
ve yerel değerler adı altında uluslararası sermayenin de desteklediği mimari kitschler tüm
kentlerimizi sarmaktadır (Ulu ve Karakoç, 2004:66).
İkinci olarak, planlamayla bağlantılı bir başka konu ise insan faktörünün büyük oranda göz
ardı edilmiş olmasıdır. Ersin Gürdoğan'ın "yollar araçlar için planlanmaktadır" ifadesinde
ıklanmak istendiği gibi şehir topyekun araçlar için planlanmaktadır. Araçlar için park yeri,
fabrikalar için verimli topraklar, ulaşım için otoyollar, yüksek rant gelirleri için devasa binalar
hep aynı temel üzerinde yükselmiştir. "İnsan için ne" sorusu çok az hatırlanır olmuştur. Belki
de bunun için Lewis Mumford, "bütün şehirler yeni baştan yapılmalıdır" şeklindeki tezini ileri
685
sürmüştür. Modern şehircilik, teknoloji toplumu gezegenimizi tehdit eden, dünyanın enerjisini
yiyip tüketen bir kanser virüsü olarak görülmektedir (Ceritli, 1995:15).
3.2 Kentsel Planlama
Planlar şehirlere ve şehirlerde medeniyetlere yön verirler. Dolayısıyla şehir planları eksik ve
yanlışlarla dolu ise, o şehirde yaşayan insanların ve bu tür şehirlere dolu ülkelerin ortaya
koyacağı medeniyetler de birçok açıdan, zayıf ve geçici temeller üzerinde yükselecektir.
Medeniyetlerin yükseliş ve düşüşü şehirlerin kaderlerinde tezahür eder. Tarihin ibresi model
ve sembol şehirler etrafında döner. Medeniyetler yükseliş dönemlerini sembol şehir ya da
şehirlerle taçlandırırlar. Bunalımlar ise önce şehirdeki kimlik krizi ile kendilerini ortaya
koyarlar (Ceritli, 1995:17).
Planlama, kavramsal olarak belirlenen bir hedefe ulaşabilmek amacıyla harekete geçmeden
önce yapılan hazırlıklar, karar verme, seçim yapma sürecidir. Planlama, gelecek için geleceğe
yönelik bir tahmin işlemidir (Ural, 2009).
Çevre duyarlı planlama ise; Van Geenhulsen ve Nijkamp’nın (1994) tanımına göre; süreklilik
içinde değişimi sağlamak amacıyla sosyo-ekonomik çıkarların, çevre ve enerji ile ilgili
kaygılarla uyumlu hale getirildiği planlama anlayışıdır. Bir başka tanıma göre ise doğal ve
yapılı çevrede sürdürülebilir gelişmeyi sağlayan ve çevre kalitesinin yükseltilmesini
amaçlayan; çevre kirliliğinin ve kaynakların tahribatının önleyen, yapılı çevrenin; insan
pisiko-sosyal ihtiyaçlarıyla uyumlu gelişmesini sağlayan planlama anlamına gelmektedir
(Tam, 2004:67 (Yıldırım, 1993’ten akataran)). Ulus üstü, ulusal ve bölgesel ölçekten başlayan
fiziksel, ekonomik, sosyal, kültürel ve politik gelişmeyi bütüncül, kademeli, esnek, dinamik
şekilde ele alan ve zaman içerisinde çıkabilecek sorunlara alternatif çözümler üretebilen
kapsamlı bir stratejik plandır (Tam, 2004:67).
3.2.1 Peyzaj Planlama - Tasarimi ve Kimlik Kavrami
Günümüz kentlerindeki hılı nüfus artışı, mekanikleşme, asfalt ve betondan oluşmuş mekanlar,
kentsel çevredeki biyolojik dengeyi, bozarak kent insanının serbest ve güvenli yaşama
olanağını yok etmektedir. İnsanların yarattığı olanaklar ile gelişerek yaratılan çevre, ters
yönde gelişme göstermektedir. Bunun sonucu eski kentlerin doğal peyzajı yerini alışveriş,
trafik ve endüstri için tahrib edilmiş bir çevreye bırakmakta kent insanı olumsuz yaşam
şartlarıyla yüz yüze gelmektedir ( Uzun, 1993:1).
Kentsel alan içinde peyzaj düzenlemelerinden kastedilen aslında kentin içindeki açık ve yeşil
alanların kent halkının gereksinimleri doğrultusunda düzenlenmesidir. Bu doğrultuda bir dizi
planlama hiyerarşisi içinde üst ölçeklerden başlayan ve detay ölçeği olan 1/1’e kadar inen
detay çözümlemelerini içeren yapı söz konusudur.
Önce üst ölçeklerde planlanan daha sonra alt ölçeklerde tasarlanan kentsel açık ve yeşil alan
kavramından anlaşılması gereken, yapılar arasındaki tüm dış mekanları kapsayan, yapı
yüzeyleri ile şekillenen ve daha çok sert peyzaj elemanlarının hakim olduğu kentsel açık
alanlar ile kentin yerleştiği doğal çevrenin kentin yakın çevresinde ve kent içindeki uzantısı
(Aydemir vd., 1999:263) ile daha sonradan insan eliyle oluşturulan bitki örtüsü ve bu örtü
içinde yaşayan canlı türlerini içeren yumuşak peyzaj elemanlarıdır.
ık ve yeşil alanlar bozulan kentsel dokuyu iyileştirme onarma geliştirme ve dengeleme
yönünde önemli bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kapsamda insan ile doğa
arasındaki ilişkiyi dengelemekte, kentsel fiziki yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve
geliştirilmesinde kent insanına fizyolojik psikolojik ekonomik yönden katkılar sağlamakta
(Gül ve Akten, 2007:286) ve böylece bir kentin kimlik kazanmasında önemli olan temel alan
kullanımlarından biri haline gelmektedir.
686
İyi planlanmış ve tasarlanmışık ve yeşil alanların özellikle yeşil alanların kent ve kentli
üzerinde çok yönlü olumlu etkisi vardır. Yalnız günümüz kentlerinde değil tarih boyunca
kentler büyüyüp kentlinin kır ile doğal bağlantısı kopunca insanlar yeşili kent içinde
yaşatmaya çalışmışlardır. Örneğin Helenistik dönemde kentler büyüyünce yapılaşmış alanlara
ağaçlar dikerek hatta sokak dekorasyonu için saksı bitkileri kullanarak insanın doğa özlemi
aşılmaya çalışılmıştır. (Aydemir vd., 1999:264)
Tarihte "Victoria Dönemi" olarak geçen dönemde Kraliçe’nin en önemli reformları
Londra'nın alt yapısı, Londra metrosu (dünyanın ilk metrosu) banliyö yerleşmeler ve önce
sarayların bahçelerini açarak oluşturduğu parklar ve yeşil alanlar olmuştur. 1 Mayıs 1851 de
ilk evrensel sergi açılmıştır. Serginin sembolü Hyde Park içinde inşa edilen "Crystal Palace"
İngiliz yaratıcılığının üstünlüğünü ortaya koymaktadır. Peyzaj Mimarı Joseph Paxton
tarafından tasarlanmış olan bu cam ve metal yapı 520 m uzunlğunda 125 m genişliğinde ve 20
m yüksekliğinde dev bir saraydı. Bu yapı daha sonra Ebenezer Howard'a Bahçe Şehir teorisi
için esin kaynağı olmuştur. Crystal Palace'ın girişinde bir yanda Aslan Yürekli Richard'ın dev
heykeli, diğer yanda göz kamaştırıcı bir kristal çeşmenin merkezinde 24 tonluk bir kömür
bloğu yer almıştı. Evrensel sergi 6 milyon izleyici çekmiş ve kitleler müthiş etkilenmiştir.
Londra bu büyük organizasyonla yeniden ele alınmış tren, tramvay sistemleri kurulmuş geniş
bulvarlar, ağaçlı yollar oluşturulmuştur. Bütün bu değişimler ve hamleler 19. yy sonunda
İngiltereyi yeniden dünyanın en zengin ülkesi yapmış ve Londra dünya başkentliğine
hazırlanmıştır (Memlük, 2004:190).
Aynı dönemde Fransa İmparator III. Napolyon tarafından yönetilmektedir ve İngiltere'nin
müthiş atağına aynı müthişlikye karşı konulmalıdır ve ya İngiliz üstünlüğü kabul edilmelidir.
Paris’in de o dönemlerde büyük kentsel sorunları bulunmaktadır öte yandan Fransız-İngiliz
rekabeti nedeniyle Londra için yapılanlardan sonra Paris'i en güzel başkent yapmak bir prestij
meselesi olmuştur. III. Napolyon şehircilik projelerini gerçekleştirmek için Baron
Haussmann'ı görevlendirmiş ve Paris 20 yıl gibi bir süreliğine şantiye alanına
dönüştürülmüştür. Yeni yerleşim alanları, kanalizasyon sistemi, parklar sistemi, geniş
meydanlar, küçük parklarla çevrili geniş, ağaçlı yollar ve aynı stilde yapılar inşa edilmiştir.
Parise 95 577 ağaç dikilmiş, yapılan pek çok anıt ile kent mimari kimliğini kazanmışrtır. Paris
1867'de Londranın hemen arkasından Evrensel Sergi'yi organize etti, İngilizlerin serginin
simgesi olarak yatayda oluşturdukları çelik konstrüksiyon "Crystal Palace"a karşı dikeyde
"Eiffel Kulesi"ni simge olarak hazırlamışlardır (Memlük, 2004:191).
20 yy.a girerken sanatta ticarette olduğu gibi şehircilik mimari ve peyzaj da da arayışlar hala
sürüyordu. 1898 de Ebenezer Howard "Tomorrow: A Peaciful Path to Real Reform”u
yayımladı. 1903 te ilk bahçe şehir Lechworth tesis edildi. "Garden city" bahçe şehir
hareketinden sonra 20 yy.da uydu şehirler, garden suburb, garden village country belt,
agricultural belt rural belt vb planlama arayışları devam etti. İngiliz ağırlıklı bu planlama
çalışmalarının temelini peyzaj düzenlemeleri oluşturmaktadır (Memlük, 2004:192).
Bu noktada kentsel kentsel açık ve yeşil alanların sağladığı katkılar kısaca şöyle özetlenebilir
(Aydemir vd., 1999:264 , Demirel 2004:73 (Aslanboğa 1996'dan aktaran)):
Fiziksel açıdan kentin doluluk-boşluk dengesini sağlar, kentteki farklı kullanım
alanları arasında tampon oluşturur,
Kentin sağlıklı gelişmesine katkıda bulunur yapıların ışık ve hava almasına gürültülü
mekanlarda gürültünün perdelenmesine, taşıt yollarına paralel tasarlanan yaya
yollarının yaya açısından biyoiklimsel konforunun ve güvenliğinin sağlanması ( çit
oluşturması, kaza anlarında bariyer görevi görmesi gibi) gibi konularda önemli roller
üstlenir,
687
Yapı yoğunluğunun denetlenmesine yarar sağlar,
Kentteki biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesinde temel bileşen olarak görev alır,
Aktif eğitim sisteminde önemli bir eğitim alanı olarak görev yapar,
Yeşil alanlar ve yeşil mimari kent fiziksel yapısının monoton geometrisini ve yüksek
yapılaşmanın insanı ezen etkisini yumuşatır insan ile yapı arasında ölçüsel bir denge
kurulmasına ve kent estetiğine katkıda bulunur.
Doğayı kente taşır insana huzur canlılık, dinginlik veriri dolayısıyla kentin psikolojik
doyumunu arttırır hatta yeşil renk dilinde zihinsel ve ruhsal dolum istasyonu olarak
tanımlanır.
Oyun, spor rekreasyon gibi örgütlenmiş ve düzenlenmiş işlevlere mekan sağlarlar
Fotosentez nedeniyle havanın temizlenmesine katkı sağlarlar,
İyi tasarlanmış bir açık ve yeşil alan, kentin mikroklimatik yapısı üzerine olumlu
etkilerde bulunur ve böylece temiz kent ve ya sağlıklı kent imajının oluşmasına
yardımcı olur. Kentsel alanlarda kullanılan yapı malzemelerinin (beton, tuğla vb) ısıyı
fazla tutması sonucunda oluşan konforsuz durumun oluşmasını engeller.
Görüldüğü üzere kentin peyzajı bir kentin yaşanabilir olması için oldukça önemlidir.
Dolaylısıyla bir mekanın kimlik kazanabilmesinde son derece etkili olduğunu söylemek
yerinde olacaktır.
Bugün, büyük kentler veya kent-bölgeler coğrafi peyzajın, tarihte daha önce olmadıkları kadar
ısrarcı öğeleri olmuşlardır. Bir kaç on yıl içinde, dünya ölçeğinde uygun yerleşime sahip
birçok kent merkezi, üst düzey kümelenmelere dönüşşlerdir. Bunların son zamanlardaki
muazzam gelişimleri, kapitalizmin öncü sektörlerinin bugün, güçlü içsel büyüme
mekanizmaları ve giderek artan küresel pazar erişimine sahip üreticilerin, yoğun ve birbirine
yakın yerel ağları biçiminde organize olmalarından ileri gelmektedir (Scott, 2004:27).
Kentlerdeki yaşam kalitesi, sürdürülebilirlik ve yaşanılabilirlik kavramları, 2005 yılında İsveç
Çevre ve Mekânsal Planlama Araştırma Konseyi (FORMAS) öncülüğünde Göteborg’da
gerçekleştirilen ve farklı disiplinlerden 400 bilim adamı ve uygulamacının bilgi ve
deneyimlerini aktardığı “Kentsel Peyzajda Yaşam” temalı Uluslararası Kentsel Bilgi ve
Uygulama Bütünleşmesi Konferansı’nın da ana temalarını oluşturmuştur. Kentsel yaşam
kalitesinin artırılmasını sağlayabilecek yeni kent kuramlarının oluşturulmasına zemin
hazırlayan toplantıda öne çıkan tartışmalar, kentlerin yerel politik liderliğe olan gereksinmesi,
yönetişim (governence), katılımcılık, çeşitlilik, kentin herkese açık bir kullanım alanı
oluşturması, kent ekolojisinin, kimliğinin ve mirasının sürdürülebilirliği, disiplinlerarası
yaklaşımların önemi vb. olmuştur. Konferans sunuşları içinde en büyük yansımayı
gerçekleştiren ise, davetli konuşmacılardan Bogota (Colombia) eski Belediye Başkanı ve
Kentsel Tasarımcı Enrique Penalosa olmuştur. Penalosa, kısa bir süre öncesine kadar bir
sefaletler kenti olan Bogota’da insanı ön plana alan doğru politikalarla ve tümüyle yerel
olanaklarla, büyük bir kararlılık ve azimle üç yıl içinde (1998-2001) gerçekleştirdiği sosyal ve
fiziksel değişimleri aktardığı sunumunda, kentin çok sayıda binadan oluşan, teknik önlemlerle
sorunları çözülebilecek salt bir fiziksel oluşum değil, “insanın yaşam biçiminin aracı
olduğunu, ve sürdürülebilir kent düşüncesine odaklı değişimin her zaman her yerde olanaklı
olduğunu kanıtlamıştır (Oktay, 2009)
3.2.2 Kentsel Yaşam Kalitesini Artirma Hedefi Doğrultusunda Gerçekleştirilen
Uygulamalar
Sürdürülebilirlik, yaşanılabilirlik ya da kentsel yaşam kalitesi kavramlarının her biri bilim ve
politika çevrelerinde büyük bir ilginin hedefi olmuş ve dünyanın çeşitli yerlerinde bu hedefle
688
gerçekleştirilen çalışma ve uygulamalar sonunda umut verici değişimler yaşanmıştır. Bunlar
içinde en iyi sonuç alınanlar Kopenhag (Danimarka), Portland (ABD), Toronto (Kanada) gibi
gelişmiş ülke kentlerindeki ve Bogota’dan çok daha önce değişimini tamamlayan
Curitiba’daki (Brezilya) uygulamalar olmuştur. (Oktay, 2009).
Kopenhag, cazibesi, canlılığı, yüzülebilen ve çevresinde hoşça vakit geçirilebilen limanı,
düzenli parkları, hayat dolu mahalleleri, kozmopolit kültürü, kafeleri ve coşkulu halkıyla Paris
ve Amsterdam ile yarışan bir kenttir. Kent, dünya çapında yapılan ve politik, toplumsal ve
çevresel etmenlerle ilgili 39 ölçüte dayanan bir yaşam kalitesi araştırmasına göre (Mercer
Human Resource Consulting), dünyanın yaşam kalitesi konusunda en iyi 8. kenti olarak
belirlenmiştir. Kentte çocuklar okullarına yalnız başına ve yürüyerek gidebilmekte, ülkenin
kraliçesi bile çok az koruma ile alışverişe çıkabilmektedir. Toplu taşıma yeterli, genel altyapı
son derece gelişmiş olup, trafik karmaşası çok nadir görülen bir olgudur. Kentin bu
mükemmelliği tesadüfi olmayıp, gerçek yaşamın kentsel koşullarına duyarlışüncenin ve
uğraşın sonucudur (Oktay, 2009). 1962’de kent merkezinde ilk kez bir caddenin trafiğe
kapatılmasından beri her yıl birkaç kent adası yaya bölgesine eklenmiş, park yerleri
kaldırılmış ve taşıt yolları bisiklet yollarına dönüştürülmüştür. Yazın işe geliş-gidişlerin
yarısı, kışın ise Kopenhag’ın soğuk ve yağışlı iklimine rağmen üçte biri bisikletle
gerçekleşmekte ve bu yoğun kullanım halkın tüm kesimlerini (iş adamları, şık giyimli
kadınlar, yaşlılar, öğrenciler, çocuklu anneler vb.) kapsamaktadır (Oktay, 2009).
Portland kenti, toplumsal gereksinmelerin, ekonomik gelişmelerin ve çevresel
gereksinmelerin dengelenme şekliyle ve çevre geliştirme projeleriyle uluslararası düzeyde
haklı bir üne sahip olmuştur. Çevresel sorunların çözümüne olan yoğunlaşma maddi
kazanımların ötesinde önemli ekonomik getirilere neden olmuş ve kent Money Magazine
tarafından düzenlenen oylamada ABD’de yaşanılabilecek en iyi yer olarak seçilmiştir. Kente
çoğu kez “yürünülebilir kent” ve “çocuk dostu kent” tanımlaması atfedilmekte ve öğrenim
görmek için ideal yer olarak gösterilmektedir. Portland’da yaşanan pekçok olumlu değişime
karşın daha fazla gelişme potansiyelleri araştırılmakta ve kent LEED (11) Değerlendirme
Sistemine öncülük etmektedir (Oktay, 2009).
Toronto , 30 yıldan az bir süre içinde Amerikan kentlerindeki gibi otomobile odaklı bir kent
iken, uygulanan geliştirme programları ile bugün transit ulaşımı temel alan, kent merkezi
canlandırılmış, kentsel yayılması yoğunluk artırılarak denetim altına alınmış ve dünyanın çok
çeşitli kültürlerinden farklı etnik gruplara mutlu bir yaşam çevresi sunan yaşanılabilir bir kent
haline gelmiştir (Oktay, 2009).
Toronto’da yaşanan bu önemli değişimler, kentsel tasarım kuramı ve kentsel ekoloji üzerinde
en büyük etkiyi yapan ve The Death and Life of Great American Cities başlıklı yapıtın (1961)
yazarı olan Jane Jacobs’ın yönlendirmeleriyle gerçekleşmiştir. Jacobs Toronto’nun
geliştirilmesi ile ilgili olarak, kent halkının kentin organik bütünlüğüne saygı göstermesi
gerektiğini, kentsel karakterin - yapısal ve işlevsel yoğunluğa bağlı olarak - artırılmasının
önemini, kent merkezinin ve kamusal mekânların yeniden keşfedilmesi gerektiğini, otomobili
temel alan planlamanın tehlikelerini ve transit-yönelimli ulaşımın yararlarını ve kentsel
topluluk (urban community) kavramının önemini vurgulamış ve bu hedeflere yönelik kamu
hareketleri başlatmıştır. Onun özellikle eski konut alanlarını ezerek geçirilmesi planlanan yeni
otoyolun (Spadina Expressway) inşaatına karşı duruşu, kentteki önceliklerin toplumsal yaşam
ve bütünleşme yönündeki değişiminin ana belirleyicisi olmuş, Jacobs kent toplumunu
etkilemenin ötesinde politikacıların da daha bilinçli bir çizgiye gelmelerini sağlamıştır. Kentin
sadece gündüz etkin olan bir iş merkezi kimliğindeki çekirdeğine yeni konut alanlarının
uyarlanması yollardaki sabah trafiğini büyük ölçüde rahatlatmış, yayılma ile birlikte
boşlukları artan kent dokusunu yeniden bütünleşik ve belirgin hale getirmiş ve merkezde canlı
689
ve güvenli bir yaşam çevresinin oluşmasını sağlamıştır. Toronto bugün kuzey Amerika’daki
en yaşanabilir ve en dinamik kentlerden biri olup, kıtadaki diğer büyük kentlere örnek
gösterilmektedir (Oktay, 2009).
Curitiba , son yıllarda rastlanan en başarılı sürdürülebilir planlama örneği olup, gelişmekte
olan ve yoğun sorunların yaşandığı bir ülkede yüksek yaşam kalitesine erişmeyi başardığı için
tüm dünya kentlerine örnek gösterilmektedir. Slav, Alman ve İtalyan göçmenlerin gözdesi
olan Curitiba’da son 20 yılda yaşanan büyük nüfus artışı nedeniyle, sosyal, ekonomik ve
çevresel sorunlar en üst sınıra dayanmış iken, doğru liderlik, bütüncül ve çok yönlü kent
planlama, olumsuz değişimleri kader olarak kabul etmeyen bir halk, ulaşım, atık yönetimi ve
sektörler arası bütünleşme sayesinde çok iyi sonuçlar alınmıştır (Oktay, 2009).
Curitiba modeli olarak adlandırılan planlama kapsamında, sürdürülebilir ulaşım düşüncesinin,
iş piyasasının kalkınması, yol altyapısının geliştirilmesi ve yerel topluluğun kalkındırılması
ile başarılı bir şekilde bütünleştirilebileceği kanıtlanmıştır. Kentin 1965’de şekillendirilen ilk
gelişme planının (master plan) hedeflerine uygun olarak merkezî alan büyümesi
sınırlandırılmış, ticaret ve hizmet sektörünün merkezden başlayarak güney-kuzey yönünde
uzanan iki ulaşım arteri üzerinde yoğunlaşması sağlanmıştır. Plan aynı zamanda sanayi
bölgelerinin oluşturulmasıyla kentsel gelişmeye ekonomik destek sağlama ve kentin tüm
semtlerine yeterli eğitim, sağlık hizmetleri, rekreasyon ve park alanları kazandırarak yerel
topluluğun kendi kendine yeterliliğini teşvik etme hedeflerine de ulaşmıştır (Oktay, 2009).
Curitiba’da uygulanan gelişme planının kentin gelecekteki tasarımının başarılı olmasını
sağlayan en önemli ilkesi, hareket ve alan kullanımının birbirinden ayrılamaz olduğu
şüncesiyle yönlendirilmesidir. Planın tüm halka erişilebilirlik sağlanması hedefi
doğrultusunda hedeflerine ulaşabilmesi için ana ulaşım arterleri zaman içinde toplu ulaşıma
en yüksek önceliği vermek üzere yeniden düzenlenmiştir (Oktay, 2009).
4. SONSÖZ
Medeniyet ile eş anlamlı olarak kullanılan kent sözcüğünün karşılığı olan kentler günümüzde
gelişmiş ülke örnekleri dışında genellikle medeniyetten uzak çarpık gelişimlerin yaşandığı
merkezler haline dönüşmeye başlamıştır. Ülkemizde de özellikle 1950’li yıllardan sonra
yaşanan kırdan kente göç hareketi yönetilemez bir hızda gerçekleşmiş ve bugün
karşılaştığımız sorunlar yumağı kentsel yaşama alanları gündeme gelmiştir. Gerek her bir
kentin geçmişten bu güne taşıdığı kültürel mirasın gerekse doğal özelliklerinin kent imge ve
kimliğinin ana bileşenleri olarak temel yönlendiriciler olarak ele alınmamış olmaları
istenmeyen bu çarpık sürecin gelişiminde etkin unsurlar olmuşlardır. Kent makroformunun
sağlıklı yönlendirilmesinde temel çalışmalar arsında yer alması gereken peyzaj planlama
çalışmalarının olmaması söz konusu ana unsurların göz ardı edilmesinin de temel nedenleri
olarak görülmektedir. Ancak bugün gelinen noktada, yine kentin kendine özgü özelliklerinden
yola çıkarak gerçekleştirilen peyzaj düzenleme çalışmalarıyla kentlere kimlik kazandırılması
ve kentlerin imgelerine kavuşturulması mevcut kentsel yapıların iyileştirilmesi açısından
büyük önem taşımaktadır.
Sanayileşme politikalarımızdaki sapmalarda olduğu gibi, şehirleşme politikalarımızda da
yanlışlıkların temelini ekolojik erdemden yoksunluğumuz oluşturmaktadır. Al Gore’un da
ifade ettiği gibi tarih dilimi içinde bir yerlerde doğayla olan bağlantımızı kopardık ve onunla
anlaşmazlığa düştük ama nerede? "Uygarlığın yapısı gittikçe daha karmaşık hale gelmekte,
ama o gelişirken bizler de doğadaki köklerimizden gittikçe uzaklaştığımız duygusuna
kapılmaktayız. Bir anlamda uygarlığın kendisi de, kendi eserimiz olan daha yapay, kontrollü
ve bazen de küstah bir yapıya doğru yol almıştır. Artık dünyayı, sağladıkları yarardan daha
690
yüksek bir bedel taşımayan bir 'kaynaklar' toplamı olarak görmek çok kolaylaşmıştır." Bu
anlayış biçimi, şehirler üzerinde de görülmektedir. Şehirlerimiz artık, insanlık adına yüksek
ideallere sahip erdemlerin hüküm sürdüğü yerler değil, toprak, insan ve ticaret boyutlarından
oluşan rantiye pazarları haline dönüşştür. Şehirlerimizin planlanmasında, yollarımızın
düzenlenmesinde, binalarımızın yapımında, çöp toplama ve tasfiye sistemimizde, birçok
noktadan olanca hızıyla havayı kirletmemizde, sularımıza taşımayacakları yükleri
yüklememizde ve onları ölüme terk edişimizde, yeşil alanlarımızı düzenlemede veya
düzenlememede ve bütün diğer faaliyetlerimizin çarpıklığında ortaya hep ekolojik anlayış ve
davranış kalıplarımızdaki olumsuz dönüşümlerin etkisi görülmektedir. Daha da doğru olanı,
halihazırda karışlamakta olduğumuz bütün krizlerin birinci sebebini bu temel olgu
oluşturmaktadır. Bu nedenle, şehir plancılarımızdan tutun da şehirleşme politikalarını
belirleyen ve yönlendiren merkezi hükümetlere kadar bütün yönetici ve deneticilere kadar
herkesin ekolojik erdem anlayışına kavuşması/kavuşturulması gerekmektedir. Bunun için de
eğitim kurumlarımız başta olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlarımızda görev yapan
insanlarımızın ve şehir çevresinin ekolojik erdeme dayalı anlayış ve davranış biçimi
doğrultusunda eğitilmesi ve yetiştirilmesi, öncelikle kabul etmemiz ve pratiğe aktarmamız
gereken bir ilke olmalıdır (Ceritli, 1995:17).
691
KAYNAKÇA
Anlambilim, 2009, http://www.anlambilim.net/imge-nedir-1154.htm, 02.06.2009
Aydemir, Ş., Aydemir, S. E., Ökten, N., Öksüz, A., Sancar, C., Özyaba, M., 1999, Kentsel
Alanların Planlanması ve Tasarımı, KTÜ Mühendislik Mimarlık Fakültesi Ders Notları,
Trabzon.
Ceritli, İ., 1995, Şehirleşmeye Bağlı Çevre Sorunlarını Oluşturan Temel Kaynaklar, Ekoloji
Çevre Dergisi, Sayı 17, Sayfa 15-21.
Demirel, Ö., 2004, Peyzaj Mimarlığının Planlama Boyutu ve Almanya Örneği, Peyzaj
Mimarlığı 2. Kongresi Bildiri Kitabı, s:72-82.
Gül, A., Atken, S., 2007, Üniversite Kampusü Açık Yeşil Alanların Kent Kimliği Üzerindeki
Rolü ve Etkisi, 15. Yıl Mühendislik Mimarlık Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Cilt 1-2,
Isparta.
TDK, 2009, http://www.tdk.org.tr, 02.06.2009
Ural, T., Kent Planlama Ders Notları (İnternet Kaynağı), http://www.tugrulural.com,
05.03.2009
Karakaya, İ., 2007 Küreselleşme ve Kent, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (İnternet
Kaynağı).
Kaya, E., 2005, Sabancı Üniversitesi Eğitim Programı, Pendik Belediyesi, Istan bul.
Memlük, Y., 2004, Yakın Geçmişten Geleceğe Peyzaj Oluşumları, Peyzaj Mimarlığı 2.
Kongresi Bildiri Kitabı, s:188-197.
Oktay, D., 2009, Dosya: Kentsel Yaşam Kalitesi Sürdürülebilirlik, Yaşanılabilirlik ve
Kentsel Yaşam Kalitesi (İnternet Kaynağı).
Önem, A.B., Kılınçarslan, İ., 2005, Haliç Bölgesinde Çevre Algılama ve Kentsel Kimlik, İ
Dergisi/A, Mimarlık, Planlama ve Tasarım, Cilt 4, Sayı 1, S:115-125
Scott, A., J., 2004, Küreselleşme ve Kent-Bölgelerin Yükselişi, Çev: Kübra Cihangir Çamur,
Planlama Dergisi, TMMOB Şehir Plancıları Odası Yayını, Cilt 3, Sayı 29,S:26-32.
Tam, D., 2004, Çevre Duyarlı Planlamanın ve Deprem Duyarlı Planlamanın
Bütünleştirilmesinin Sağlayacağı Faydalar, Planlama Dergisi, TMMOB Şehir Plancıları
Odası Yayını, Cilt 3, Sayı 29, s:67-74.
Tatlıdil, E., 2009, Kent ve Kentli Kimliği; İzmir Örneği, Ege Akademik Bakış, 9 (1) 2009:
319-336.
Türkoğlu, H.D., 2002, Kentsel İmge:İstanbul’dan Bulgular, İTÜ Dergisi/A, Mimarlık,
Planlama ve Tasarım,, Cilt 1, Sayı 1, S:57-64
Ulu, A., Karakoç, İ., 2004, Kentsel Değişimin Kent Kimliğine Etkisi, Planlama Dergisi,
TMMOB Şehir Plancıları Odası Yayını, Cilt 3, Sayı 29,S:59-66.
Ulusoy, A., Vural, T., 2001, Kentleşmenin Sosyo Ekonomik Etkileri, Belediye Dergisi, Cilt7,
Sayı 12.
Uzun, G., 1993, Kentsel Rekreasyon Alan Planlaması, Çukurova Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Ders Kitabı, No 48, Adana.
ResearchGate has not been able to resolve any citations for this publication.
Şehirleşmeye Bağlı Çevre Sorunlarını Oluşturan Temel Kaynaklar, Ekoloji Çevre Dergisi
  • İ Ceritli
Ceritli, İ., 1995, Şehirleşmeye Bağlı Çevre Sorunlarını Oluşturan Temel Kaynaklar, Ekoloji Çevre Dergisi, Sayı 17, Sayfa 15-21.
Peyzaj Mimarlığının Planlama Boyutu ve Almanya Örneği, Peyzaj Mimarlığı 2. Kongresi Bildiri Kitabı
  • Ö Demirel
Demirel, Ö., 2004, Peyzaj Mimarlığının Planlama Boyutu ve Almanya Örneği, Peyzaj Mimarlığı 2. Kongresi Bildiri Kitabı, s:72-82.
Üniversite Kampusü Açık Yeşil Alanların Kent Kimliği Üzerindeki Rolü ve Etkisi, 15. Yıl Mühendislik Mimarlık Sempozyumu Bildiriler Kitabı
  • A Gül
  • S Atken
Gül, A., Atken, S., 2007, Üniversite Kampusü Açık Yeşil Alanların Kent Kimliği Üzerindeki Rolü ve Etkisi, 15. Yıl Mühendislik Mimarlık Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Cilt 1-2, Isparta.
Kent Planlama Ders Notları
  • T Ural
Ural, T., Kent Planlama Ders Notları (İnternet Kaynağı), http://www.tugrulural.com, 05.03.2009
Sabancı Üniversitesi Eğitim Programı, Pendik Belediyesi
  • E Kaya
Kaya, E., 2005, Sabancı Üniversitesi Eğitim Programı, Pendik Belediyesi, Istan bul.
Yakın Geçmişten Geleceğe Peyzaj Oluşumları, Peyzaj Mimarlığı 2. Kongresi Bildiri Kitabı
  • Y Memlük
Memlük, Y., 2004, Yakın Geçmişten Geleceğe Peyzaj Oluşumları, Peyzaj Mimarlığı 2. Kongresi Bildiri Kitabı, s:188-197.
  • A B Önem
  • İ Kılınçarslan
Önem, A.B., Kılınçarslan, İ., 2005, Haliç Bölgesinde Çevre Algılama ve Kentsel Kimlik, İTÜ Dergisi/A, Mimarlık, Planlama ve Tasarım, Cilt 4, Sayı 1, S:115-125
Küreselleşme ve Kent-Bölgelerin Yükselişi, Çev: Kübra Cihangir Çamur, Planlama Dergisi, TMMOB Şehir Plancıları Odası Yayını
  • A Scott
Scott, A., J., 2004, Küreselleşme ve Kent-Bölgelerin Yükselişi, Çev: Kübra Cihangir Çamur, Planlama Dergisi, TMMOB Şehir Plancıları Odası Yayını, Cilt 3, Sayı 29,S:26-32.
Çevre Duyarlı Planlamanın ve Deprem Duyarlı Planlamanın Bütünleştirilmesinin Sağlayacağı Faydalar, Planlama Dergisi, TMMOB Şehir Plancıları Odası Yayını
  • D Tam
Tam, D., 2004, Çevre Duyarlı Planlamanın ve Deprem Duyarlı Planlamanın Bütünleştirilmesinin Sağlayacağı Faydalar, Planlama Dergisi, TMMOB Şehir Plancıları Odası Yayını, Cilt 3, Sayı 29, s:67-74.
Kentsel İmge:İstanbul'dan Bulgular, İTÜ Dergisi/A, Mimarlık, Planlama ve Tasarım
  • H D Türkoğlu
Türkoğlu, H.D., 2002, Kentsel İmge:İstanbul'dan Bulgular, İTÜ Dergisi/A, Mimarlık, Planlama ve Tasarım,, Cilt 1, Sayı 1, S:57-64