ChapterPDF Available

Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT)

Authors:

Abstract

İnsan varoluşunun kaçınılmaz gerçeklerinden biri, ruhsal acıdır. Dili kullanma biçimi ve olağan bilişsel işlemleme süreçlerimizin bir sonucu olarak ortaya çıkan bu durum, bizi diğer türlerden farklı kılan, insana özgü ortak bir özelliktir. Kabul ve Kararlılık Terapisi ya da yazında kullanılan ismiyle ‘‘ACT’’ yaklaşımına göre psikopatolojinin kökeninde yatan asıl sorun, ruhsal acıdan yoğun bir kaçınma ve kontrol çabasıdır. Kaçınma stratejileri ve kontrol çabası kişiyi mevcut an ve dış gerçeklikten uzaklaştırıp değerleri ile uyumlu davranışlarından alıkoyar. Uyumsal olmayan davranış örüntülerine sebep olan ve modelde ‘‘psikolojik katılık’’ olarak isimlendirilen bu durumun karşıtı ‘‘psikolojik esneklik’’ olup; içsel ve dışsal deneyimlerin kabulü ve seçilen değerler doğrultusunda yapılacak eylemlerle anlamlı bir yaşam tercihini ifade eder. Davranışçı gelenekten köken alan ACT, psikopatolojiyi yapısal bir sorundan ziyade kişinin içinde varolduğu çevresiyle etkileşimi bağlamında değerlendirir. ACT, klinik sınıflamaların dışında transdiagnostik bir yaklaşım benimsemesi, kişinin işlevselliği ve bağlamsal değişkenleri dikkate alarak klinik önemi olan davranışın analizine odaklanması ile diğer terapilerden ayrılmaktadır. Bu yazıda ACT’nin temel kuramsal kökenleri, modelin temel bileşenleri ve çocuk ergen yaş grubunda yapılan çalışmalar güncel literatür eşliğinde gözden geçirilmiştir. Terim, terapinin kurucularının önerdiği üzere Türkçeye çevrilmeden ve değiştirilmeden metin içinde ACT olarak geçecektir.
- 1231 -
BÖLÜM
1231
114.
1 DoçentDoktor,DüzceÜniversitesiÇocukveErgenRuhSağlığıveHastalıklarıAnabilimDalı,drcigdemyektas@hotmail.com
 ORCIDiD:0000-0002-5951-7253
Çiğdem YEKTAŞ1
KABUL VE KARARLILIK
TERAPİSİ (ACT)
GİRİŞ
İnsan varoluşunun kaçınılmaz gerçeklerinden
biri, ruhsal acıdır. Dili kullanma biçimi ve olağan
bilişsel işlemleme süreçlerimizin bir sonucu ola-
rak ortaya çıkan bu durum, bizi diğer türlerden
farklı kılan, insana özgü ortak bir özelliktir. Ka-
bul ve Kararlılık Terapisi ya da yazında kullanılan
ismiyle ‘‘ACT’’ yaklaşımına göre psikopatolojinin
kökeninde yatan asıl sorun, ruhsal acıdan yoğun
bir kaçınma ve kontrol çabasıdır. Kaçınma strate-
jileri ve kontrol çabası kişiyi mevcut an ve dış ger-
çeklikten uzaklaştırıp değerleri ile uyumlu davra-
nışlarından alıkoyar. Uyumsal olmayan davranış
örüntülerine sebep olan ve modelde ‘‘psikolojik
katılık’’ olarak isimlendirilen bu durumun karşı-
tı ‘‘psikolojik esneklik’’ olup; içsel ve dışsal dene-
yimlerin kabulü ve seçilen değerler doğrultusunda
yapılacak eylemlerle anlamlı bir yaşam tercihini
ifade eder. Davranışçı gelenekten köken alan ACT,
psikopatolojiyi yapısal bir sorundan ziyade kişinin
içinde varolduğu çevresiyle etkileşimi bağlamında
değerlendirir. ACT, klinik sınıamaların dışında
transdiagnostik bir yaklaşım benimsemesi, kişi-
nin işlevselliği ve bağlamsal değişkenleri dikka-
te alarak klinik önemi olan davranışın analizine
odaklanması ile diğer terapilerden ayrılmaktadır.
Bu yazıda ACT’nin temel kuramsal kökenleri,
modelin temel bileşenleri ve çocuk ergen yaş gru-
bunda yapılan çalışmalar güncel literatür eşliğinde
gözden geçirilmiştir. Terim, terapinin kurucuları-
nın önerdiği üzere Türkçeye çevrilmeden ve de-
ğiştirilmeden metin içinde ACT olarak geçecektir.
ACT ve üçüncü dalga terapilerin gelişimi
Birinci dalga terapiler olan geleneksel davra-
nışçı terapiler, klinik açıdan sorunlu davranışların
edimsel ve klasik koşullanma biçimlerinin değişti-
rilmesiyle çalışılan ve davranış üzerinde yapılacak
değişimi hedef alan bir yaklaşım iken; ikinci dalga
terapiler olarak isimlendirilen ve bilişsel süreçle-
rin sorunlu davranışın temeli olarak kabul edildiği
klasik bilişsel davranışçı terapilerde hedef, işlevsel
olmayan düşüncelerin ve bunlara ilişkin temel
inançların ortaya çıkarılması ve bu inanç ve dü-
şüncelerin geçerliliğini sınayan davranış deneyleri
ile sorunlu davranışın azaltılmasıdır (1). Gelenek-
sel davranış terapisi ya da klasik bilişsel davranış-
çı terapiler, sistemi bir bütün olarak ele almaktan
çok ‘‘semptom ve yarattığı sonuçlar’’ ikilisi üzerin-
de çalışarak, bilişsel yapının bozuk parçalarının
tamiri ile uğraşır (birinci derece değişiklik). Bu tip
bir değişim, sonuçları yaratan aracılarda gerçekle-
şirken; aranılan, kaçınılan şeyler, dünyayı görme
biçimi ve değerler aynı kalır.
Üçüncü dalga terapilerde ise sistemin parçaları
olarak kabul edilen bilişsel süreç ve içeriğe değil
o sistemin içinde yer aldığı bağlam içinde işlev
görmeyen davranışın analizine ve bağlamsal de-
ğişkenlere odaklanılır. Kabul, bilişsel ayrışma ve
mindfulness gibi tekniklerle oluşturulan bu tip
bir değişim (ikinci derece değişiklik) kişinin bakış
açısını etkileyen, dönüştürücü ve kökten bir deği-
şimdir ve yeni değerler, yeni kazanım hedeeri, bir
edimi gerçekleştirmek için yeni yolların denenme-
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi
114. Bölüm
1232
si söz konusudur (2). 1980’li yılların başında Ste-
ven Hayes ve ark. tarafından öne sürülen ve bilişsel
davranışçı terapiden köken alan ACT, bilimsel ve
felsefi yaklaşımla, bağlam ve dilin insan davranışı-
nın üzerine olan etkisini odağına alan ve etkinliği
ampirik verilerle kanıtlanmış giderek yaygınlaşan
bir terapi türüdür (3,4). ACT'nin da içinde yer al-
dığı üçüncü dalga terapiler, BDT gibi terapi yön-
temlerinin aksine; problemli düşünce, bellek ya
da duyumların içerik, biçim ya da sıklığından çok
işlevine vurgu yapar ve bu deneyimlerin ilişkili
olduğu bağlam içerisinde değerlendirilip işlevle-
rinin değiştirilmesine ve kişinin davranış repertu-
varının geliştirilmesine odaklanır. Bu açıdan ACT,
kökenleri davranışçı terapiye dayanan ‘‘bağlamsal
bilişsel davranışçı terapi’’ olarak isimlendirilir (5).
ACT teorik temelleri:
Ruhsal sorunların tedavilerinde kullanılan
pek çok terapi türünün aksine ACT, psikopato-
lojiye bakışta temel bir değişiklik sunmakta olup,
olumsuz ruhsal sonuçların sınıandırılmış belirti
ve sendromlarla açıklamanın ötesine geçmekte ve
düşünme, sınıama, plan yapabilme ve analiz etme
gibi ‘‘olağan psikolojik işlemleme süreçlerimizin’’
ya da diğer deyişle ‘‘deneyim üzerinden şekillenen
analitik dili kullanma’’ biçimimizin, olumsuz ruh-
sal sonuçlara yol açabileceği ve patolojik işlemle-
me süreçlerini artırabileceği yönünde bir sav ileri
sürmektedir (3). ACT'nin felsefî ve bilimsel olarak
köken aldığı iki temel kuramdan biri işlevsel bağ-
lamsalcılık diğeri ise ilişkisel çerçeve kuramıdır.
İşlevsel Bağlamsalcılık (functional
contextualism)
ACT modeli işlevsel bağlamsalcılık felsefesi
üzerine inşa edilmiştir (6). Felsefi bakış açısı, bir
şeyin doğruluğu ya da yanlışlığını kanıtlamaktan
öte durum ilişkili varsayımları belirtir ve bu var-
sayımların birbiri ile uyuşup uyuşmadığı ile ilgile-
nir (7). İşlevsel bağlamsalcılık; psikolojik durum-
ları (düşünce, duygu, davranış), organizmanın
tümü ile, tarihsel (önceki öğrenme deneyimleri)
ve durumsal (öncüller ve sonuçlar) olarak tanım-
lanmış bağlam arasındaki etkileşim olarak görür.
ACT yaklaşımı ontolojik gerçeklikten çok, kişinin
mevcut tarihsel ve durumsal bağlam içerisindeki
hedeediği kazanımlarına göre şekillenen ger-
çeklikle ilgilenir. Burada bağlamdan kasıt, kişinin
davranışlarının ortaya çıktığı ve davranış üzerinde
etkisi olan mevcut ve geçmiş; fiziksel, sosyal ve bi-
yolojik çevresidir. Bağlamsalcılık ya da işlevselcili-
ğin (pragmatizm) temel analitik birimi ‘‘bağlam-
da devam eden eylem’’dir. Bağlamsal davranışçı
yaklaşımda, her psikolojik fenomen (dil, düşünce,
duygu, inanç, fiziksel duyumlar, anılar vs.) bir ey-
lem demektir ve çevresel durumlara verilen ya-
nıtlar anlamında kullanılır. Bu açıdan psikolojik
eylemler ve aralarındaki ilişki ancak o eylemin
gerçekleştiği bağlamın değişkenlerinin tanımlan-
ması ile bir anlam ve işlev kazanır (8).
İşlevsel bağlamsalcılığın temel bileşenleri; 1.
Olayın tümüne yönelik odak: Eylemin o bağlamla
etkileşen tüm boyutlarıyla birlikte bütüncül değer-
lendirilmesine vurgu yapan bir yaklaşım biçimidir.
Eylemin bütüncül olarak ele alınması o eylemin
neyin hizmetinde olduğunu ve amacını değerlen-
dirmeyi gerektirir. Okula gitmek eylemi bir kişi
için başarılı bir öğrenci olma değeriyle uyumlu bir
davranış olabilirken, akademik zorluklar yaşayan
biri içinse okula gitmek kaygı verici ve mecburi
bir eyleme karşılık gelebilir. Bu örnekte olduğu
gibi görünürde benzer bir davranışın farklı anlam
ve işlevleri ancak o davranışın meydana geldiği
bağlam içinde anlam kazanır 2. Olayın doğası ve
işlevini anlamaya yönelik bağlamın rolünün vurgu-
lanması: Bir olaya yönelik getirilen açıklamalar, o
olayla ilişkili bağlam üzerinden tanımlanmakta ve
sınırlanmaktadır. Dolayısıyla davranışta meydana
gelecek bir değişiklik ancak o davranışın ortaya
çıktığı bağlamın değiştirilmesi ile mümkün olur.
Bu nedenle terapi sürecinde hedeenen kazanım-
ların gerçekleştirilmesinde bağlamsal özelliklerin
de ele alınması gerekmektedir. Terapide amaç;
sorunlu davranışın içeriğini ya da biçimini değiş-
tirmekten çok sosyal ya da sözel bağlamı değiştir-
meye yöneliktir. 3. Pragmatik doğruluk kriterlerine
bağlılık, bağlamsalcılığa göre bir davranışın doğ-
ruluğu, kişiye yarar sağlıyor olup olmamasına yani
işe yararlığına göre değerlendirilir. Örneğin bu
bakış açısıyla çalışan bir terapist hastanın olum-
suz düşüncelerinin gerçek olup olmadığını test et-
mek yerine bu düşüncelerin hastanın hedeeri ve
değerleri ile (yeni beceriler geliştirmek, yakınlık
kurmak gibi) uyuşup uyuşmadığını değerlendi-
rir. Terapideki pragmatik doğruluk dilin, kültürel
inançların, aile öyküsünün, sosyoekonomik ko-
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT)114. Bölüm
1233
şulların ve daha birçok bağlamsal faktörün etki-
leşimi ile ortaya çıkan bir değişkendir; bu nedenle
kişiden kişiye değişebilir ve kazanım amaçlarının
farklılığından dolayı mutlak bir doğrudan çok o
kişiye özgü ve onun yararına bir özellik gösteriyor
olması kriter alınır. Hastanın sorunlarını çözmeye
yönelik işlev gören bir değerlendirmeyi doğru ka-
bul eden bu bakış açısı; hastayı işlevsel olmayan ya
da hedeenen kazanımları gerçekleştirmeye engel
deneyimlerin tekrarından da kurtarır (6,8,9).
İlişkisel Çerçeve Kuramı (Relational
Frame Theory)
İlişkisel Çerçeve Kuramı (RFT) insan dilinin ve
yüksek düzey bilişin işlevsel bağlamsal teorisidir
ve odak noktası bağlamın değişebilirliği üzerine
olup bu özellik, RFT’nin ACT de dâhil pek çok
psikoterapide kullanımını giderek yaygınlaştır-
maktadır (10). ACT’nin dilin kullanım biçiminin
davranışlarımız üzerindeki etkisini anlamak için
temel aldığı RFT, öğrenme ve düşünme biçimleri-
miz üzerinde dilin etkisini incelemiştir.
İnsan dilinin ve bilişinin gelişimi, durum ya da
olayları iki ya da çok yönlü ilişkilendirebilme bece-
risine (ilişkisel yanıtlama) dayanır. Örneğin bir to-
pun diğerinden büyük olduğunu bir çocuğa öğret-
tiğinizde çocuk diğer topun da öbüründen küçük
olduğunu ona öğretilmeden söyleyebilir (iki yönlü
ilişki). Ya da çocuğun en sevdiği bebeğine gerçek
ismi dışında verdiğimiz takma bir ismi çocuğa söy-
ledikten sonra sadece bebeğin takma isminin söy-
lenmesi ile çocuğun aklına gelecek olan şey, yine
en sevdiği bebeği ve onun ilk ismi olacaktır (eşde-
ğerlik ilişkisi). İlişkilendirme becerilerimiz sadece
şekil, büyüklük, benzerlik, karşıtlık, hiyerarşi gibi
nesnelerin keyfi olmayan (non-arbitrary) özellik-
lerine göre değil, o nesnelerle fiziksel hiçbir ortak
yanı olmayan ancak kullandığımız dil ya da yaşa-
dığımız kültür gibi bağlamsal değişkenler içinde
anlam kazanan yanıtlama biçimlerimize yani keyfî
çıkarımlarımıza göre de gerçekleştirilir (11). İliş-
kisel Çerçeve Kuramı’nın temeli olan ve bağlamsal
değişkenlerin şekillendirdiği ‘‘keyfî uygulanabilir
ilişkisel yanıtlama’’ (arbitarly applicable relational
responding) becerimiz sayesinde oluşan ‘‘ilişkisel
çerçeveler’’ (relational frames) operan öğrenme ile
kazanılır ve dil gelişimi, perspektif alma, empati
gibi üst düzey bilişsel becerilerimizin de temelini
inşa eder. Keyfi uygulanabilir ilişkisel yanıtlama
becerimiz, türümüze özgü olup bir olay ya da du-
rumu doğrudan deneyimlemeksizin öğrenebilme-
mizi sağlar ve ilişkisel çerçeveler üzerinden ortaya
çıkan kurala dayalı davranışlarımızın (rule-gover-
ned behaviour) temelini oluşturur (12,13). Sıcak
bir nesneye dokunmamayı annemizin uyarısıyla
öğrendiğimiz örneğinde olduğu gibi ‘‘kurala da-
yalı davranışlar’’, deneyimle öğrenmenin yararlı
olmayacağı hatta tehlikeli sonuçlar yaratabileceği
durumlarda uyaranlara etkin bir yanıt verme bi-
çimidir (14). Ancak kurala dayalı davranışlar belli
koşullarda uyumsal görünse de sözlü kurallar tara-
fından kontrol edilen bu davranışların, deneyimle
öğrenilen davranışlara kıyasla mevcut anla teması
azalmış ve dış gerçekliğe karşı daha az yanıtlı ve
uyumsuz olduğu bilinmektedir (15). Örneğin ya-
şadığımız travmatik bir olay geçmişe ait bir dene-
yimken bu olayla ilişkilendirdiğimiz bir kişi ya da
bir yer (ilişkisel ipuçları) yaşadığımız travmayı ve
zorlayıcı duyguları şimdiki ana getirerek acı verici
yaşantıları tekrar tekrar deneyimlememize neden
olabilir. İlişkisel Çerçeve Kuramı açısından bakıl-
dığında bu ilişkisel ipuçları nedeniyle mevcut za-
mana ait olmayan bu tip geçmiş deneyimlerin iş-
levlerinin şimdiki ana aktarılması ruhsal sorunları
ortaya çıkaran temel mekanizmadır (16).
İlişkisel çerçeveler, ilişkisel bağlam ve işlevsel
bağlam tarafından düzenlenir. Öğrendikten sonra
değiştiremediğimiz ilişkisel bağlama atfedilen an-
lamlar, bilişsel yapıların çalışıldığı terapilerle bir
dereceye kadar inhibe olsalar da bir kez öğrenil-
miş oldukları için değiştirilemez ya da tam olarak
ortadan kaldırılamazlar. Bu nedenle var olan bir
düşüncenin yeniden yapılandırılması ya da içeri-
ğinin değiştirilmesi klinik pratikte oldukça zordur
ve düşünceye atfedilen önemin artışı ile sonuçla-
nabilir (17,18). İşlevsel bağlam ise ilişkisel yanıt-
larımızın etkilerini belirler ve daha düzenlenebi-
lir bir özellik gösterir. ACT’yi diğer terapilerden
ayıran işlevsel bağlama vurgusu ilişkisel bağlam
elementlerini de içermektedir. Örneğin ‘‘Ben de-
ğersizim.’’ düşüncesine sahip olan bir danışanın
düşüncesinde ‘‘Benim kötü olduğuma ilişkin dü-
şüncelerim var.’’ şeklinde bir değişiklik, ilk düşün-
ceyi ortadan tamamen kaldırmaz ancak düşünce-
nin ifade ediliş şeklinde, dolayısıyla düşünceyle
kurulan ilişkide daha uyumsal bir değişiklik yara-
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi
114. Bölüm
1234
tır ve işlevsel olmayan dar ilişkisel repertuvarı ge-
liştirmeye olanak tanır. Sonuçta öğrenilen bilişsel
ilişkiler unutulmaz ancak yeni bir öğrenme dene-
yimi ya da verilen yanıtlarda yaratılacak esneklik
ile ilişkisel deneyim zayıar (19). İlişkisel Çerçeve
Kuramı'nı kendine temel alan ACT yaklaşımında,
dilin yarattığı gerçeklikle ortaya çıkan düşüncenin
kendiyle uğraşılmaz (kötü biri olmadığına ilişkin
kanıt arama, düşünceyi yeniden yapılandırma
gibi); aksine düşünceyle kurulan kaynaşık ilişki
değiştirilerek modelin itici gücünü temsil eden
yaşamsal değerler ve değer uyumlu davranışların
desteklenmesi hedeenir (20).
ACT modelinin temel bileşenleri
ACT’nin altı temel bileşenden oluşan “psiko-
lojik esneklik modeli” tek tek semptomlar ya da
bunların bileşimleri olan sendromlarla ilgilenmek
yerine, uyumsal ya da uyumsal olmayan sonuçları
ortaya çıkaran süreçlere odaklanır (21). ACT’nin
boyutsal yaklaşımı, işlevsel bağlamsal yaklaşımı
temel alarak insan davranışının doğasını anlama-
ya yönelik, klinik pratikte kullanışlı olabilecek,
genellenebilir ve içinde temel anahtar elementleri
barındıran bütüncül bir model ortaya koyar. Bu
yönüyle ACT modeli; hem psikolojik iyi oluş hem
psikopatoloji hem terapötik müdahaleleri değer-
lendirmek ve uygulamak için ortak bir model işle-
vi görmektedir (2).
ACT’nin hegzagon modelinin psikolojik ka-
tılık için temel bileşenleri, esnek olmayan dikkat
ya da bir diğer deyişle mevcut anda olmak yeri-
ne sürekli geçmiş veya gelecekle meşguliyet, de-
ğerler karmaşası, eylemsizlik ya da impulsivite
kavramsal benlik, bilişsel kaynaşma ve yaşantısal
kaçınmadır. Buna karşılık gelen psikolojik esnek-
liğin temel bileşenleri ise mevcut ana yöneltilmiş
esnek dikkat, seçilmiş değerlerle temas, değerlerle
uyumlu eylemler; bağlamsal benlik, bilişsel ayrış-
ma ve kabuldür (22,23). ACT modelinin bu temel
bileşenlerinin bir aradalığı psikolojik esnekliği, bu
bileşenlerden bir ya da daha fazlasının olmayışı ise
ruhsal sorunlarla ve uyumsal olmayan işlevsellikle
ilişkili psikolojik katılığı öngörmektedir. Model,
ruhsal acının insan var oluşunun doğal bir sonucu
olduğunu ancak psikolojik katılığın bizi içsel ya da
dışsal bağlama uyum sağlamaktan alıkoyarak ruh-
sal sorunlarımızı artırdığını öne sürer. Psikolojik
katılığın bir sonucu olarak artan bu gereksiz ruhsal
acı, sözel ve bilişsel süreçlerimizin bilişsel kaynaş-
ma ve yaşantısal kaçınma üzerinden davranış re-
pertuvarımızı daralttığı durumlarda ortaya çıkar.
Bilişsel kaynaşma, kişiyi eylemlerinin sonuçlarıyla
etkin biçimde temas etmekten, sorunlar karşısın-
da yeni ve işlevsel çözüm stratejileri belirlemekten
alıkoyar ve sonuçta, sürekli olarak neyin doğru ne-
yin yanlış olduğuna ilişkin kısır bir durum analizi
içinde bırakır. Yaşantısal kaçınmada ise tek amaç,
ruhsal olarak rahatsızlık yaratan her türlü düşün-
ce, duygu ya da fiziksel durumdan kaçınmak olur
ve kaçınmanın bu düzeyi davranışsal repertuvar-
da daralma ile sonuçlanırken davranışların olası
olumlu sonuçlarını da görmeyi engeller (24).
ACT modelinin temel hedefi, kişide ruhsal acı-
yı yaratan sözel ve bilişsel süreçleri daha uygun bir
bağlamsal süreç içinde değerlendirmek ve değerler
doğrultusunda seçilmiş eylemlerinin sonuçlarıyla
daha fazla temas etmesini sağlamaktır. Model, en
ilişkili bileşenleri temel üç yanıt verme şekline
göre (açık, merkezi ve bağlantılı) ele alınacaktır.
Açık yanıt stili: bilişsel ayrışma ve kabul
Modelin bilişsel ayrışma ve kabul boyutları,
deneyimlerimize açık olmakla ilişkili iki temel bi-
leşendir. Bu iki bileşenin psikopatoloji ilişkili kar-
şıtını ise bilişsel kaynaşma ve yaşantısal kaçınma
oluşturur.
Bilişsel ayrışma (defüzyon), kişinin stres verici,
istenmeyen öznel yaşantı veya deneyimlerle ara-
sına mesafe koymasını ve yargısız bir biçimde bu
deneyimleri gözlemleyebilmesini tanımlar. Kabul
ise kişinin hoşnutsuzluk uyandıran öznel yaşan-
tılarının varlığını kabul ederek onları meraklı bir
tutumla deneyimlemeye ve bu deneyimlerden öğ-
renmeye yönelik bir tutumu ifade eder (25).
Değerlendirme, sınıandırma, planlama, kı-
yaslama gibi sözel ya da bilişsel yani ilişkisel ak-
tivitelerimiz gündelik yaşamımızda etkin bir et-
kileşim kurmamıza fayda sağlarken bağlamı sıkça
gözden kaçırmamıza da neden olur. Bilişsel kay-
naşma, işte bu sözel/bilişsel süreçlerin davranış-
larımız üzerinde aşırı kontrolünü ifade eder. Ya-
şantımızdaki pek çok şeyin işlevi, düşüncelerimiz
ve tanımlamalarımıza sıkı sıkıya bağlıdır ve bu
durum davranışlarımızın düzenlenmesi üzerinde
‘‘doğrudan deneyimlemenin’ etkisini saf dışı bı-
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT)114. Bölüm
1235
rakır (21). Örneğin yakın bir gelecekte topluluk
önünde konuşma yapacak panik bozukluğu olan
bir kişinin bu performansı ile ilgili mevcut zaman-
daki kaygı verici düşüncelerle aşırı kaynaşması
durumunda, henüz gerçekleşmemiş bu duruma
ilişkin düşüncelerin kendi bir panik atağa ve he-
nüz deneyimlenmemiş olan eylemden yoğun bir
kaçınmaya sebep olabilir. ACT yaklaşımı; kayna-
şılan düşüncenin içerik ve biçiminin değiştirilme-
sinden çok düşünceyle olan kaynaşmanın yargısız
farkındalık teknikleriyle azaltılarak bilişsel esnek-
liğin artırılması ve bu düşünceyi destekleyen işlev-
sel bağlamın değiştirilmesi gerektiğini vurgular.
Bu sayede düşüncenin, gerçekliği temsil etmekten
çıkarak, o kişinin ‘‘zihinsel yapısının bir ürünü’
olarak fark edilmesi mümkün olur (26,27).
Yaşantısal kaçınma, kişinin ruhsal olarak sı-
kıntı oluşturan öznel bazı deneyimleri (fiziksel
duyumlar, düşünceler, duygular, anılar gibi) ile te-
mas hâlinde olmaya isteksiz (unwillingness) olma-
sı ve bu deneyimlerin biçimini, sıklığını, şiddetini
değiştirmeye yönelik kontrol edici, katı ve savun-
macı bir tutum içine girmesidir (28,29). Yaşantısal
kaçınmalarımız, kendimizi korumamız gereken
bazı koşullarda bize yarar sağlasa da içsel yaşantı-
larımıza yönelik süreğen ve yaygınlaşan kaçınma
stratejileri kaygı, korku, öe, üzüntü gibi olumsuz
duyguları kısa vadede azaltırken bir süre sonra bu
duyguların daha yoğun bir şekilde geri dönmesi-
ne neden olmaktadır (30). Öte yandan yoğun ya-
şantısal kaçınmalar, kişinin gündelik yaşamını da
kısıtlamakta ve olumlu duygular ve davranış re-
pertuvarında da azalmaya neden olmaktadır (31).
Yaşantısal kaçınmanın tersi olan kabul ise; tüm bu
içsel yaşantılarımızla mücadele etmeden ve yargı-
sız biçimde duygusal yanıtlarımızı deneyimleme-
ye yönelik açık ve istekli bir tutum sergilemektir.
Kabul bu noktada hem davranışsal bir istekliliği
hem psikolojik kabulü temsil eder. Buradaki is-
teklilik (willingness) öznel deneyimlerimize ya da
bunlara sebep olan durumlarla temas etmeye yö-
nelik olarak, değerler doğrultusunda gönüllü bir
seçimi ifade ederken, psikolojik kabul ise mevcut
deneyime yönelik açık, alıcı, esnek ve yargısız bir
duruşun benimsenmesidir. Amaç olumsuz duy-
gularla ilişkili uyarılmışlık hâlini azaltmaktan öte
kişiyi önceki davranış repertuvarını daraltan de-
neyimlerden özgürleştirerek yanıt esnekliğini ve
değer yönelimli eylemleri (value-based action)
artırmaktır (7,25).
Merkezi yanıt stili: şimdiki an ve
bağlamsal benlik
ACT modelinin merkezi sütununu oluşturan
bu iki bileşen, ana ilişkin farkında ve esnek bir
temasa vurgu yapar. Modelin bir yanındaki “ka-
bul ve ayrışma” ve diğer tarafındaki “değerler ve
eylem”, mevcut an bağlamında davranan farkın-
dalıklı bir kişinin seçimleri üzerinden temellenir.
Ana ilişkin farkında ve esnek bir dikkat, kişinin
bilişsel ayrışma ve kabul becerilerini artırırken bu
becerilerin gerektiğinde değer odaklı eylemlerin
hizmetinde kullanılmasını sağlar (25).
Terapide kişinin anla temasının olmaması ve
zihnin sürekli “problem çözme modunda” kalma-
sı sosyal bağlamın gerektirdiği şekilde davranışın
değişimine olanak vermez. Uyumsal bir yanıt, an-
cak mevcut andaki içerikle temas edip ona uygun
yanıt vermekle ortaya çıkar. Bu da kendi zihinsel/
sözel işlemleme süreçlerimizin dışına çıkarak an
ile doğrudan etkileşmek ve onu doğrudan dene-
yimlemekle mümkün olur (32). Ana ilişkin kendi-
lik ve sosyal bağlamın tüm boyutlarına yönelmiş
odaklı, gönüllü ve esnek dikkat, olumsuz düşün-
ceyi sadece o ana ilişkin bir bileşen hâline getirir
ve bu sayede asıl önemli olan bileşenlere odaklan-
ma sağlanır (33).
Kendiliğin tanımlanması ve sınıandırılması,
dil becerilerinin kazanımı ile başlar. İçinde bu-
lunduğumuz dünyayla etkileşimimizin doğrudan
değil sözel ve bilişsel süreçlerle, atıarımız ve de-
ğerlendirmelerimizle gerçekleşmesi gibi, kendili-
ğimizle kurduğumuz ilişki de çoğunlukla benzer
şekilde gerçekleşir (34). Bu hâliyle kendilik; ta-
nımlar, atıar, önermeler ve değerlendirmelerle
kavramsallaştırılmış bir nesne hâline gelir. Ken-
diliğin dil üzerinden yapılan bu kavramsallaştı-
rılması (kavramsal benlik-self as concept) gerçek
olarak kabul edilir ve bilişsel kaynaşmamız, algıla-
dığımız bu ‘‘gerçek kendilik’’ durumuna tutunma-
mızı ve onun içeriğine uygun biçimde davranma-
mıza neden olur (35). Diğer yandan aşırı kaynaşık
olduğumuz kavramsal kendiliğimiz, benlik algı-
mızla uyuşmayan durumları ya da yaşantıları va-
roluşumuz için âdeta bir tehdit olarak algılar ve bu
durumu uyandıran deneyimlerden kaçınma ya da
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi
114. Bölüm
1236
onları kendilik algımızla uyumlu olacak biçimde
değiştirmeye çabalar. ACT, kendiliğe ilişkin bu
kavramsal yapının içeriğini değiştirmekten çok bu
yapı ile kurulan ve gelişime fırsat vermeyen sıkı
bağı esnetmeye çalışır (36).
İlişkisel Çerçeve Kuramı'na göre, dil süreç-
lerimiz üzerinden gelişen ben/sen, şimdi/sonra,
burada/orada gibi deiktik (gösterimsel) ilişkiler,
kendimizin ve başkasının zihinsel durumlarının
farklı olduğunu anlamamıza yarayan ilişkiler olup
kendilik algımıza ilişkin bir bakış açısı edinme-
mizi ve başkalarıyla sosyal olarak ilişkilenmemizi
sağlar (37). Bu açıdan kavramsal benliğin karşıtı
olan bağlamsal benlik (self-in context) ya da pers-
pektif alma; gösterimsel (deiktik) ilişkilerin, yani
diğerlerinin bakış açısının da yer aldığı (beni ta-
nımlamak için sen kavramına ihtiyaç olması gibi)
durumların tamamının birlikte ele alınması ve
bütünleşmesi ile ortaya çıkar. Bağlamsal benlik bu
yönüyle farklı durumlara ilişkin perspektif alabil-
me, kendiliğin daha geniş bir zamansal, sosyal ve
mekânsal bağlamda ifadesine olanak tanır. Ken-
diliğin sosyal bağlamla etkileşimi içinde tanım-
landığı bağlamsal benlik durumu; kişiye mevcut
deneyimlerine yapışıp kalmadan onlara karşı göz-
lemci bir tutumda kalabilmeyi ve yargısız biçimde
deneyimlemeyi olanaklı kılar (17,35).
Bağlanmış yanıt stili: Değerler ve
Adanmış Eylemler
Yaşamı anlamlı kılan şey, gündelik eylemle-
rimizde ifade bulan değerlerimizle kurduğumuz
bağlantılarımızdır. Bu anlamda değerler; durum-
lar ve mevcut koşullardan bağımsız olarak özgür
irademizle oluşturabildiğimiz, yaşamda bize yol
gösteren ve tam olarak gerçekleştirilemese bile o
yönde eyleme geçmemizi sağlayan önemli içsel kı-
lavuzlarımızdır (25). Yaşamın nasıl olması gerek-
tiğine ilişkin tanımladığımız ve değerlerle temas
etmeyen kurallar çerçevesinde eyleme koyduğu-
muz davranışlar ise dış dünyada yaşanan zorluk-
lar karşısında kolayca eylemsizliğe ya da bir tür
kaçınmaya dönüşebilir. ACT’de değerlere yapılan
vurgu onu diğer terapi türlerinden ayıran temel
bir özellik olup ancak değerler doğrultusunda ger-
çekleşen eylem, kabul ve ayrışmanın psikolojik iyi
oluşa hizmet edeceği öne sürülür (38).
Değer eksikliği, bilişsel kaynaşma ve yaşantısal
kaçınmanın sonucu olarak ortaya çıkan dar bir
davranış repertuvarı, kendini maladaptif davra-
nışlar (alkol alma, kendini kesme vb) ya da dav-
ranışsal kaçınma (içe çekilme, izolasyon) ile gös-
terir ve kısa vadede çözüme yönelik görünen bu
davranışsal stratejiler uzun vadede olumsuz ruh-
sal sonuçlara neden olur. ACT modelinde yer alan
adanmış fiziksel ve zihinsel eylemler (commited
actions), değerler zemininde ortaya çıkan davra-
nışlar olup davranışın, farklı durumlar karşısında
değer odaklı bir eylem olabilmesi amacıyla tekrar
ve tekrar düzenlenmesini ifade eder (21).
Çocuklarda ve ergenlerde ACT ile
yapılan çalışmalar
Yapılan yetişkin çalışmaları ACT'nin depres-
yon, kaygı bozuklukları, kronik ağrı, psikoz, kişilik
bozuklukları, alkol madde kullanım bozuklukları,
yeme bozuklukları gibi pek çok ruhsal bozuklukta
etkili olduğunu göstermiş olup bu çalışma sonuçla-
rı çocuklardaki ve ergenlerdeki farklı ruhsal sorun-
ların tedavisinde ACT müdahalelerinin etkin bi-
çimde kullanımı için umut vaat etmektedir (39,40).
Hayes ve arkadaşlarının, depresyon tanılı 38
ergende ACT müdahalelerinin etkinliğini klasik
BDT müdahaleleri ile karşılaştırdığı randomize
kontrollü bir çalışmada, ACT uygulanan ergenler-
de depresyon semptom şiddetinin BDT grubuna
göre belirgin şekilde azaldığı ve semptom şidde-
tindeki düzelmenin tedavi sonrasındaki süreçte
de devam ettiği bildirilmiştir (41). Livheim ve
arkadaşlarının, gerçekleştirdiği farklı ülkelerden
ergenlerde ACT uygulamalarının depresif belirti-
ler ve stres belirtileri üzerine etkinliğinin araştı-
rıldığı okul tabanlı iki pilot çalışmada, kısa süreli
(sekiz seans) ACT terapisinin ergenlerde depresif
semptomatoloji (disforik duygudurum, anhedoni,
olumsuz kendilik değerlendirmesi) ve algılanan
stres düzeyi üzerine belirgin olarak azaltıcı etkisi
olduğu bildirilmiş olup ACT uygulamaları sonrası
ergenlerin, psikolojik katılık puanlarının azaldığı
ve mindfulness becerileri düzeylerinin arttığı bil-
dirilmiştir (42).
Kaygı bozukluğu olan çocuk ergenlerde ACT
uygulamalarının etkinliğine ilişkin veriler olduk-
ça sınırlıdır. Moris ve Greco, sosyal kaygı bozuk-
luğu olan çocuklarda ACT uygulamaları ile kay-
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT)114. Bölüm
1237
gı belirtilerinin azaldığını ve okula devamlılığın
arttığını bildirmiştir (43). Bir vaka bildiriminde
kaygı belirtileri ve obsesif yakınmaları olan hafif
düzey zekâ geriliği tanılı bir kız ergende 18 seans
süreli ACT uygulamaları sonunda yaşantısal ka-
çınmalarda ve kaygı belirtilerinde azalma ve sos-
yalizasyonda artış bildirilmiştir (44). Son yıllarda
yapılan randomize kontrollü bir çalışmada, kaygı
bozukluğu olan 7-17 yaş aralığındaki 193 çocukta
10 seans süreli ACT ve BDT grup müdahaleleri-
nin etkinliği karşılaştırılmış ve her iki müdaha-
lenin de klinisyen, özbildirim ve ebeveyn ölçüm-
lerinde klinik semptom şiddetini belirgin şekilde
azalttığı ve yaşam kalitesi ölçek puanlarını artırdı-
ğı bildirilmiş ancak yaşantısal kaçınma ve bilişsel
kaynaşma puanları arasında bir fark bildirilme-
miştir. Müdahale etkinliğinin her iki tedavi için
de 3 aylık izlem süresince devam ettiği bu çalışma
sonuçları ACT uygulamalarının kaygı bozukluk-
ları için altın standart olan BDT müdahaleleri dı-
şında uygun bir tedavi seçeneği olabileceğini ileri
sürmüştür (45).
Yapılan küçük örneklemli bazı ön çalışmalar;
ACT uygulamalarının çocuk ergenlerde tek ba-
şına kullanıldığı durumda, Travma Sonrası Stres
Bozukluğu (TSSB), Obsesif Kompulsif Bozuk-
luk (OKB) ve trikotillomanide klinik semptom
şiddetini azalttığı yönünde sonuçlar bildirmiştir
(46-49). İlaç kullanımı olan OKB ve depresyon
tanılı ergenlerde ACT'nin etkinliğinin BDT ile
karşılaştırıldığı yakın zamanda yapılan randomi-
ze kontrollü bir çalışmada; SSRI+ACT kombinas-
yonunu OKB ve depresif semptomların şiddetini
azaltmada SSRI+BDT kombinasyonuna benzer
bir etkinlik gösterdiği ayrıca ACT ile tedavi olan
grubun BDT ve yalnızca ilaçla tedavi edilen gru-
ba göre psikolojik esneklik, farkındalık ve değer-
ler skorlarında daha fazla artış olduğu bildiril-
miştir (50).
Emosyon disregülasyonu, DEHB belirtileri ve
dışa yönelim sorunları olan evlat edinilmiş 28 ço-
cukta ACT temelli yapılan müdahale etkinliğinin
değerlendirildiği bir çalışmada, emosyonel kaçın-
ma, içe yönelim sorunları, davranış problemleri
ve DEHB semptomlarının hem ebeveyn hem öz-
bildirim ölçümlerine göre anlamlı şekilde azaldığı
bildirilmiştir (51). Davranış sorunları ve yüksek
düzey impulsivitesi olan ergenlerde ACT'nin biliş-
sel ayrışma tekniklerinin kullanıldığı bir başka ça-
lışmada hem düşük hem yüksek risk grubundaki
ergenlerin davranış sorunlarında belirgin azalma
olduğu, düşük risk grubundaki ergenlerde ayrıca
yaşantısal kaçınma ve bilişsel kaynaşma ölçüm-
lerinde belirgin azalma ve yargısız kabul ölçekle-
rinde artış olduğu ve bu etkilerin dört aylık izlem
sürecinde de devam ettiği bildirilmiştir (52).
Bağımlı ergenlerde motivasyonel görüşme ile
kombine edilen ACT müdahalelerinin etkinliği-
ni değerlendiren yakın zamanlı bir çalışma tedavi
süresinde ergenlerin üçte ikisinden fazlasının hem
özbildirim ölçümleri hem idrar ölçüm sonuçları-
na göre en az bir haa ayıklık sağlayabildiğini bil-
dirmiştir. Çalışmadaki bağımlı ergenlerde ACT
müdahalelerinin; hastaları tedavide tutma oran-
larını artırabileceği ve ACT'nin transdiagnostik
yaklaşımının, birlikte görülen farklı bağımlılık
türlerinin ve eşlik eden diğer ruhsal sorunların bir
arada tedavisine imkân tanıyan uygun bir tedavi
modalitesi olabileceği belirtilmiştir (53).
Kronik ağrı; çocuklarda sık hastane yatışı ve
tıbbî tetkik gerektiren başta kaygı ve depresif bo-
zukluklar olmak üzere ruhsal sorunların sık eşlik
ettiği, akademik ve sosyal uyumu bozan oldukça
önemli bir sorun olup yapılan çalışmalar, kronik
hastalık ilişkili ağrı ya da idiopatik kronik ağrı so-
runu olan çocuklarda ve ergenlerde ACT uygula-
malarının; ağrı duyarlılığını ve ağrı ilişkili kaygıyı
azaltmada ve sosyal ve akademik uyumun artırıl-
masında oldukça etkin olduğunu göstermektedir
(54). Wicksell ve ark.nın kronik ağrı sorunu olan
32 ergenle yaptığı randomize kontrollü bir çalış-
mada; ACT uygulamalarının ağrı ilişkili kaçınma
ve baş etme stratejilerini değiştirerek hem tedavi
hem izlem sürecinde ağrı duyarlılığını azalttığı,
genel işlevselliği ve yaşam kalitesini artırdığı ve
okuldan uzak kalınan günleri azalttığı bildirilmiş-
tir (55). Gauntlett-Gilbert ve ark.nın yaptığı bir
izlem çalışmasında; kronik ağrı sorunu olan 98
ergenin ACT uygulamaları sonrası ağrı yoğunluk-
larında değişim olmaksızın; ağrı kesici ilaç kulla-
nım oranlarının ve kaygı ve depresyon düzeyleri-
nin azaldığını, genel işlevselliklerinin ise belirgin
biçimde arttığını bildirmiş olup; çalışmada olum-
lu sonuçlarla ilişkili en önemli değişkenin, ağrıya
ilişkin kabul seviyesindeki artış olduğunu belirt-
mişlerdir (56).
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi
114. Bölüm
1238
SONUÇ
Yapılan çalışmalar pek çok psikopatolojinin teme-
linde yaşantısal kaçınma ve bilişsel kaynaşmanın
olduğunu göstermektedir (21). ACT'nin yaşantısal
kaçınma ve bilişsel kaynaşmayı kabul, farkındalık
ve bilişsel ayrışma teknikleri ile birlikte ele aldığı
psikolojik esneklik modeli, farklı ruhsal hastalık-
ların tek bir model üzerinden ele alınmasına ve te-
davisine imkân vermektedir (40). ACT'nin trans-
diagnostik yaklaşımı onu sadece sınıandırılmış
klinik tanı düzeyindeki ruhsal sorunlarda değil;
çocuk ve ergenlerde klinik olarak ilgi odağı olan;
kronik stres, okul ilişkili sorunlar, erken dönem
olumsuz yaşam deneyimleri, riskli davranışlar,
ebeveyn ve akran ilişkilerinde yaşanan çatışmalar
gibi psikopatoloji için risk yaratan ve genel iyi olu-
şu etkileyen sorunlarla baş etmede de uygun bir te-
rapi müdahalesi hâline getirmektedir (57,58). ACT
uygulamalarında, yaşantısal egzersizler ve metafor
kullanımları üzerinden modelin soyut kavramları-
nın yaş ve gelişim düzeyine uygun hâle getirilmesi
ve seansların interaktif ve gruplar hâlinde uygu-
lanmasının; çocuk ve ergenlerde tedaviye katılım
oranlarını ve olumlu ruhsal sonuçları artırabilece-
ği düşünülmektedir (59,60). Öte yandan değerler,
değerlerle uyumlu eylemler ve sosyal bağlamsal
değişkenlere yaptığı vurgu ACT uygulamalarını;
sağlıklı bir kimlik duygusu geliştirme ve anlamlı
bir yaşam sürme için değer inşası sürecinde olan
ergenlerin biyopsikososyal gelişimsel süreçlerine
destek olabilecek uygun bir yaklaşım hâline getir-
mektedir (61). Çocuklarda ve ergenlerle yapılan
çalışmalar ACT'nin depresyon, kaygı bozuklukları,
TSSB, OKB, yıkıcı davranış bozuklukları, kronik
hastalıklar, ağrı ve yeme bozuklukları ve yüksek
riskli cinsel davranışlar gibi farklı ruhsal sorunlar-
da kullanımı ile ilgili olumlu sonuçlar bildirmekle
birlikte bu alanda henüz çok sınırlı veri bulunmak-
tadır (62). Çocuk ve ergenlerde ACT tedavi uygu-
lamalarının sistematik olarak gözden geçirildiği
bir çalışmada; ACT'nin çocuk ve ergenlerde yeni
bir uygulama alanı olmasına rağmen pek çok farklı
ruhsal sorunda semptom şiddetini azalttığı, yaşam
kalitesini artırdığı ve çalışmalardaki olumlu son-
ların hem özbildirim hem ebeveyn bildirimlerinde
tutarlılık gösterdiği bildirilmiştir. Ancak yapılan
çalışmaların çoğunda, sadece modelin yaşantısal
kaçınma ve bilişsel kaynaşma parametrelerinin
değerlendirilmesi; çalışmalardaki örneklem grup-
larının küçüklüğü, kontrol gruplarının olmayışı ve
kısa süreli seans uygulamalarının, müdahale so-
nuçlarının genellenebilirliğini güçleştirdiği bildi-
rilmiştir (63). Bu nedenle çocuk ve ergen yaş gru-
bunun yaş ve gelişimsel özelliklerine uyarlanmış
tekniklerin kullanıldığı ve modelin diğer paramet-
relerinin de değerlendirildiği, geniş ölçekli, uzun
izlem süreli ve karşılaştırmalı randomize kontrollü
çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır (63,64).
KAYNAKÇA
1. De Houwer J, Barnes-Holmes Y, Barnes-Holmes D. Ri-
ding the waves: A functional cognitive perspective on
the relations among behaviour therapy, cognitive beha-
viour therapy and acceptance and commitment therapy.
International Journal of Psychology. 2016; 51(1):40-44.
2. Hayes SC, Strosahl KD, Wilson KG. Acceptance and
commitment therapy: An experiential approach to be-
havior change. New York: Guilford;1999.
3. Hayes SC. A contextual approach to therapeutic change.
In: N Jacobson, editors. Psychotherapists in clinical pra-
ctice: Cognitive and behavioral perspectives. New York:
Guilford Press; 1987 p. 327–87.
4. Hayes SC. Acceptance and commitment therapy, relati-
onal frame theory, and the third wave of behavioral and
cognitive therapies. Behavior erapy. 2004;35:639–665.
5. Zettle RD. e evolution of a contextual approach to the-
rapy: From comprehensive distancing to ACT. Interna-
tional Journal of Behavioral Consultation and erapy.
2005;1:77-89.
6. Hayes SC, Hayes LJ, Reese HW, Sarbin TR. Analytic go-
als and the varieties of scientific contextualism. In: SC
Hayes, LJ Reese, TR Sarbin, editors. Varieties of scientific
contextualism. Reno NV: Context Press; 1993. p. 11-27.
7. Hayes SC, Villatte M, Levin M, Hildebrandt M. Open,
aware, and active: Contextual approaches as an emerging
trend in the behavioral and cognitive therapies. Annual
Review of Clinical Psychology. 2011;7:141-68.
8. Biglan A, Hayes SC. Should the behavioral sciences be-
come more pragmatic? e case for functional contex-
tualism in research on human behavior. Applied and
Preventive Psychology: Current Scientific Perspectives.
1996; 5:47–57.
9. Biglan A, Hayes SC. Functional contextualism and Con-
textual Behavioral Science. In: Zettle RD, Hayes SC,
Barnes- Holmes D, Biglan A, editors. e Wiley Hand-
book of Contextual Behavioral Science. UK: John Wiley
&Sons, Ltd; 2016. p. 37-62.
10. Törneke N. Learning RFT : an introduction to relational
frame theory and its clinical applications. Oakland, CA:
New Harbinger Publications, Inc; 2010. p. 113-33.
11. Barnes-Holmes Y, Barnes-Holmes D, Smeets PM. Estab-
lishing relational responding in accordance with oppo-
site as generalized operant behavior in young children.
International Journal of Psychology and Psychological
erapy. 2004;4:559-586.
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT)114. Bölüm
1239
12. Barnes-Holmes Y, Barnes-Holmes D, Roche B, Healy O,
Lyddy F, Cullinan V, Hayes SC. Psychological develop-
ment. In: SC Hayes, D BarnesHolmes, B Roche, editors.
Relational frame theory: A post-Skinnerian account of
language and cognition. New York: Plenum Press; 2001.
p. 157-180.
13. Berens NM, Hayes SC. Arbitrarily applicable comparati-
ve relations: Experimental evidence for a relational ope-
rant. Journal of Applied Behavior Analysis. 2007;40:45-
71.
14. Skinner BF. Contingencies of reinforcement: A theoreti-
cal analysis. NewYork: Appelton-Century-Cros; 1969.
15. Hayes SC, Brownstein AJ, Haas JR, Greenway DE. Inst-
ructions, multiple schedules, and extinction: Distingu-
ishing rule-governed from schedule controlled beha-
vior.Journal of the Experimental Analysis of Behavior.
1986;46:137-147.
16. Hayes SC, Giord EV. e trouble with language: Expe-
riential avoidance, rules, and the nature of verbal events.
Psychological Science. 1997;8:170-173.
17. Hayes SC, Pistorello J, Biglan A. Acceptance and com-
mitment therapy: model, data, and the extension to the
prevention of suicide. Brazilian Journal of Behavioral &
Cognitive erapy. 2008;10(1): 81-104.
18. Hayes SC. Acceptance and commitment therapy, relati-
onal frame theory, and the third wave of behavioral and
cognitive therapies. Behavior erapy. 2004; 35:639-665.
19. Hayes SC, Levin ME, Plumb-Vilardaga J, Villate JL, Pis-
torello J. Acceptance and commitment therapy and con-
textual behavioral science: Examining the progress of a
distinctive model of behavioral and cognitive therapy.
Behavior erapy. 2013; 44(2):180-198.
20. Hayes SC, Smith S. Get out of your mind and into your
life: e new Acceptance and Commitment erapy.
Oakland, CA: New Harbinger; 2005.
21. Hayes SC, Luoma JB, Bond FW, Masuda A, Lillis J.
Acceptance and commitment therapy: Model, proces-
ses and outcomes. Behaviour Research and erapy.
2006;44:1-25.
22. Hayes SC, Pistorello J, Levin M. Acceptance and com-
mitment therapy as a unified model of behavior change.
e Counseling Psychologist. 2012;40(7):976-1002.
23. Ruiz FJ. A review of Acceptance and Commitment
erapy (ACT) empirical evidence: Correlational, ex-
perimental psychopathology, component and outcome
studies. International Journal of Psychology & Psycho-
logical erapy. 2010; 10:125–162.
24. Twohig M. Introduction: e basics of Acceptance and
Commitment erapy. Cognitive and Behavioral Practi-
ce. 2012;19: 499–507.
25. Hayes SC, Strosahl KD, Wilson KG. Acceptance and
commitment therapy: e Process and Practice of Min-
dful Change.2nd ed. New York, NY: e Guilford Press;
2012: 60-103.
26. Wilson, K. G., & Roberts, M. (2002). Core principles in
acceptance and commitment therapy: An application to
anorexia. Cognitive and Behavioral Practice, 9, 237-243.
27. Coyne LW, Birtwell KB, McHugh L, Wilson KG. Accep-
tance and commitment therapy. In: Ehrenreich-May J,
Chu BC, editors. Transdiagnostic treatments for child-
ren and adolescents: Principles and practice. New York,
NY: Guilford Press; 2014. p. 233-64.
28. Hayes SC, Wilson KW, Giord EV, Follette VM, Strosahl
K. Experiential avoidance and behavioral disorders: A
functional dimensional approach to diagnosis and tre-
atment. Journal of Consulting and Clinical Psychology.
1996;64:1152-1168.
29. Boulanger JL, Hayes SC, Pistorello J. Experiential avoi-
dance as a functional contextual concept. In: AM Kring,
DM Sloan, editors. Emotion regulation and psychopat-
hology: A transdiagnostic approach to etiology and tre-
atment. New York: Guilford Press; 2010. pp. 107-134.
30. Hayes SC, Kohlenberg BS, Melancon SM. Avoiding and
altering rule control as a strategy of clinical treatment.
In: SC Hayes, editör. Rule-governed behavior: Cogniti-
on, contingencies, and instructional control New York:
Plenum; 1989. p. 359–385.
31. Baumeister RF, Zell AL, Tice DM. How emotions facilita-
te and impair self-regulation. In: JJ Gross, editör. Hand-
book of emotion regulation. New York: Guilford;2007. p.
408-26.
32. Hayes SC, Plumb JC. Mindfulness from the bottom up:
Providing an inductive framework for understanding
mindfulness processes and their application to human
suering. Psychological Inquiry. 2007;18: 242-248.
33. Baer RA. Mindfulness training as a clinical intervention:
A conceptual and empirical review. Clinical Psychology:
Science and Practice. 2003; 10:125-143.
34. Barnes-Holmes D. Self and Self Directed Rules. In: SC
Hayes, D BarnesHolmes, B Roche, editors. Relational
frame theory: A post-Skinnerian account of language
and cognition. New York: Plenum Press; 2001. p. 119-41.
35. Vilardaga R, Hayes SC, Levin ME, Muto T. Creating stra-
tegy for progress: A contextual behavioral science appro-
ach. e Behavior Analyst. 2009;32:105–133.
36. Mendolia M, Baker GA. Attentional mechanisms asso-
ciated with repressive distancing. Journal of Research in
Personality. 2008; 42:546-563.
37. McHugh L, Barnes-Holmes Y, Barnes-Holmes D. Re-
lational frame account of the development of complex
cognitive phenomena: Perspective-taking, false belief
understanding, and deception. International Journal of
Psychology & Psychological erapy. 2004;4: 303–324.
38. Wilson KG, Dufrene T. Mindfulness for two: An accep-
tance and commitment therapy approach to mindful-
ness in psychotherapy. Oakland, CA: New Harbinger;
2009.
39. Ruiz FJ. Acceptance and commitment therapy versus
traditional cognitive behavioral therapy: a systematic
review and meta-analysis of current empirical eviden-
ce. International Journal of Psychology & Psychological
erapy. 2012;12:333e357.
40. Coyne LW, McHugh L, Martinez ER. Acceptance and
commitment therapy (ACT): Advances and applications
with children, adolescents, and families. Child and Ado-
lescent Psychiatric Clinics of North America, 2011; 20:
379-399.
41. Hayes L, Boyd CP, Sewell J. Acceptance and commitment
therapy for the treatment of adolescent depression: a pi-
lot study in a psychiatric outpatient setting. Mindfulness.
2011;2: 86e94.
42. Livheim F, Hayes L, Ghaderi A, Magnusdottir T, Hog-
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi
114. Bölüm
1240
feldt A, Rowse, J, et al. e eectiveness of Acceptance
and Commitment erapy for adolescent mental health.
Swedish and Australian pilot outcomes. 2014;24:1016-
30.
43. Morris T, Greco L. Incorporating parents and peers in
the assessment and treatment of childhood anxiety. In:
VandeCreek L, Jackson TL, editors. Innovations in clini-
cal practice: a source book, vol. 20. Sarasota (FL): Profes-
sional Resource Press/Professional Resource Exchange;
2002. p. 75–85.
44. Brown FJ, Hooper S. Acceptance and commitment the-
rapy (ACT) with a learning-disabled young person ex-
periencing anxious and obsessive thoughts. J Intellect
Disabil. 2009;13:195–201.
45. Hancock KM, Swain J, Hainsworth CJ, Dixon AL, Koo S,
Munro K. Acceptance and commitment therapy versus
cognitive behavior therapy for children with Anxiety:
Outcomes of a randomized controlled trial. Journal of
Clinical Child & Adolescent Psychology. 2016;47(2):296-
311.
46. Woidneck MR, Morrison KL, Twohig MP. Acceptance
and Commitment erapy for the treatment of posttrau-
matic stress among adolescents. Behavior Modification.
2014;38:451-476.
47. Armstrong AB, Morrison KL, Twohig MP. A preliminary
investigation of acceptance and commitment therapy for
adolescent obsessive-compulsive disorder. Journal of
Cognitive Psychotherapy. 2013;27(2):175-190.
48. Barney JY, Field CE, Morrison KL, Twohig MP. Treat-
ment of pediatric obsessive compulsive disorder utili-
zing parent‐facilitated acceptance and commitment the-
rapy. Psychology in the Schools. 2017; 54(1):88-100.
49. Lee EB, Homan KJ, Morrison KL, Ong CW, Levin ME,
Twohig MP. Acceptance and commitment therapy for
trichotillomania: a randomized controlled trial of adults
and adolescents. Behav Modif. 2018: 145445518794366.
50. Shabani MJ, Mohsenabadi H, Omidi A, Lee EB, Twohig
MB, Ahmadvand A et al. An Iranian study of group accep-
tance and commitment therapy versus group cognitive
behavioral therapy for adolescents with obsessive-com-
pulsive disorder on an optimal dose of selective seroto-
nin reuptake inhibitors. Journal of Obsessive-Compulsi-
ve and Related Disorders. 2019;(22):100440.
51. Bencuya NL. Acceptance and mindfulness treatment for
children adopted from foster care. e University of Ca-
lifornia; (Unpublished Doctoral Dissertation), 2013.
52. Luciano C, Ruiz FJ, Vizcaíno-Torres R, Sánchez V, Gu-
tiérrez-Martínez O, López-López JC. A relational frame
analysis of Defusion interactions in Acceptance and
Commitment erapy. A preliminary and quasi-ex-
perimental study with at-risk adolescents. Internatio-
nal Journal of Psychology and Psychological erapy.
2011;11:165-182.
53. urstone C, Hull M, Timmerman J, Emrick C. Deve-
lopment of a motivational interviewing/acceptance and
commitment therapy model for adolescent substance
use treatment. J Context Behav Sci. 2017;6:375–9.
54. Wicksell R, Melin L, Olsson G. Exposure and acceptance
in the rehabilitation of adolescents with idiopathic chro-
nic pain-a pilot study. Eur J Pain. 2007;11: 267-74.
55. Wicksell RK, Melin L, Lekander M, Olsson GL. Evalu-
ating the eectiveness of exposure and acceptance stra-
tegies to improve functioning and quality of life in lon-
gstanding pediatric pain-a randomized controlled trial.
Pain. 2009;141:248–57.
56. Gauntlett-Gilbert J, Connell H, Clinch J, Mccracken LM.
Acceptance and values-based treatment of adolescents
with chronic pain: Outcomes and their relationship to
acceptance. J Pediatr Psychol. 2013; 38:72-81.
57. Gucht K, Griith JW, Hellemans R, Bockstaele M, Pas-
calClaes F, Raes F. Acceptance and Commitment e-
rapy (ACT) for adolescents: outcomes of a large-samp-
le, school-based, cluster-randomized controlled trial.
Mind. 2017; 8: 408-16.
58. Burckhardt R, Manicavasagar V, Batterham PJ, Had-
zi-Pavlovic D, Shand F. “Acceptance and commitment
therapy universal prevention program for adolescents:
a feasibility study”. Child and adolescent psychiatry and
mental health. 2017;11 (1):27.
59. Zack S, Saekow J, Kelly M, Radke A. Mindfulness ba-
sed interventions for youth. Journal of Rational-Emotive
and Cognitive-Behavior erapies. 2014;32:44–56.
60. Kingery JN, Roblek TL, Suveg C, Grover RL, Sherrill JT,
Bergman RL. ey’re not just “little adults”: Develop-
mental considerations for implementing cognitive-beha-
vioral therapy with anxious youth. Journal of Cognitive
Psychotherapy. 2006;20(3):263–273.
61. Halliburton AE, Cooper LD. Applications and adaptati-
ons of Acceptance and Commitment erapy (ACT) for
adolescents. Journal of Contextual Behavioral Science.
2015;4:1-11.
62. Greco LA, Hayes SC. Acceptance and mindfulness tre-
atments for children and adolescents: A practitioner’s
guide. Oakland, CA: New Harbinger; 2008.
63. Swain J, Hancock K, Dixon A, Bowman J. Acceptance
and commitment therapy for children: A systematic re-
view of intervention studies. Journal of Contextual Be-
havioral Science. 2015;4(2):73–85.
64. Berryhill MB, Lechtenberg, MM. Acceptance and Com-
mitment erapy with Adolescents: Identifying and Cla-
rifying Values. Journal of family psychotherapy. 2015;26
(1):25-30.
- 1241 -
BÖLÜM
1241
1 UzmanDoktor,TatvanDevletHastanesi,senaycelenay@hotmail.comORCIDiD:0000-0003-4497-2349
115.
Senay ÇELENAY ÖZYAŞAR1
ŞEFKAT ODAKLI TERAPİ
(COMPASSİON FOCUSED
THERAPY-CFT)
GİRİŞ
Şeat odaklı terapi (ŞOT), psikolojik ve duygusal sı-
kıntı yaşayan bireylere yardım etmeyi amaçlayan 3.
kuşak bilişsel davranışçı terapi yaklaşımlarından bi-
ridir (1). Sosyal, gelişimsel, evrimsel psikoloji; bağ-
lanma kuramı, Budizm ve sinirbiliminden köken
alan ŞOT, bilimsel olarak zihnimizin çalışma şeklini
anlama üzerine kurulu entegre bir terapi olarak ta-
nımlanmaktadır (2). Özellikle kişinin kendine şeat
göstermesi, diğerlerine şeat göstermesi, farkında-
lık ve değerler temelli eylemlerde bulunması üzerin-
de çalışır. ŞOT’un temel amacı bireylerin kendileri
ile olan ilişkisini değiştirmektir. ŞOT bu değişimi
kendine ve başkalarına yönelik şeat gösterebilme,
sıcaklık ve nazik tutum, anlayışlı olma, kendisi ve di-
ğer insanların sorunları altında yatan geçmiş kişisel
zorlukları anlamaya çalışma, önyargısızlık ve yargı-
layıcı olmama yoluyla yapmaya çalışır (1).
ŞEFKAT ODAKLI TERAPİNİN TARİHÇESİ
ŞOT, standart terapilerde ilerleme kaydetmekte
zorlanan karmaşık ve kronik ruhsal sorunları olan
kişiler için geliştirilmiştir. ŞOT bir takım klinik
gözlemler sonucunda ortaya çıkmıştır. İlk olarak,
yüksek düzeyde utanç duyan ve öz eleştirel olan
insanların, kendilerine karşı nazik olma, öz şeat-
li olma ve iç sıcaklığı hissetme konularında büyük
zorluklar yaşayabildikleri gözlemlenmiştir. İkinci
olarak, utanç ve öz eleştiri ile ilgili problemlerin
çoğu zaman geçmişteki kötü muamele, istismar,
zorbalık, ihmal ve ilgisizlikten kaynaklandığı da
uzun zamandır bilinen bir gerçektir (2-5). Bu tür
davranışlara erken yaşta maruz kalmış kişiler dış
dünyadan gelen reddedilme tehlikesi veya eleş-
tiriye karşı oldukça hassas olabilirler ve çabucak
kendilerine saldırabilirler. Kendi iç ve dış dünya-
ları kolaylıkla düşmanca bir şekil alabilir. Üçüncü
olarak, terapi sürecinde utanç ve öz eleştiri ile il-
gili çalışılırken bu tür erken deneyimlere ve anıla-
ra odaklanılmasının gerekli olduğu bilinmektedir
(2,3,5-7). Bu çalışma, travma için geliştirilmiş te-
davi yöntemleri ile de örtüşebilmektedir (2,8-11).
Dördüncü olarak ise, terapi sürecinde bilişsel ve
davranışsal ödevleri yerine getiren, olumsuz dü-
şünce ve inanışları karşısında alternatif üretmekte
beceri kazanmış bazı danışanlar yine de terapide
ilerleyemeyebilirler (12). Bu durum genellikle şu
şekilde ifade edilir; alternatif düşünmenin man-
tığını anlıyorum ama bu daha iyi hissetmem için
yardımcı olmuyor› veya ‹kendimi suçlamamam
gerektiğini biliyorum ama yine de öyle hissedi-
yorum (2). Paul Gilbert, danışanlardaki alternatif
düşüncelerin duygusal tonunun genellikle öe,
aşağılanma, hayal kırıklığı veya sıcaklıktan uzak
olmak gibi çeşitli olumsuz duygularla ifade edildi-
ğini fark etmiştir. Aynı zamanda danışanlardan al-
ternatif düşüncelerin yanı sıra daha yardımsever,
sıcak ve şeatli bir his yaratması istenildiğinde,
birçok danışanın bunu zor, korkutucu veya rahat-
sız edici bulduğu gözlemlenmiştir. Bu nedenle,
ŞOT başlangıçta, danışanların belirli bir olumlu
duygulanımdan köken alan, belirli tipte bir olum-
lu duygusal ton (örneğin kendi ses tonlarında)
üretme pratiği yapmalarına yardımcı olacak bir
yol olarak geliştirilmiştir (13).
ResearchGate has not been able to resolve any citations for this publication.
Article
Full-text available
Conducted in Iran, participants included 69 adolescents with obsessive-compulsive disorder (OCD) who were on a stable selective serotonin reuptake inhibitor (SSRI) dose and were randomly assigned to one of three conditions: group acceptance and commitment therapy (ACT)+SSRI, group cognitive behavioral therapy (CBT)+SSRI, or continued SSRI treatment. Assessment occurred at pre-, post-treatment, and three-month follow-up and included the Children's Yale-Brown Obsessive Compulsive Scale (CY-BOCS), Children's Depression Inventory (CDI), Avoidance and Fusion Questionnaire for Youth (AFQ-8), Valued Living Questionnaire (VLQ), and Child and Adolescent Mindfulness Measure (CAMM). ACT + SSRI and CBT + SSRI conditions demonstrated significant reductions in OCD severity that were maintained at follow-up compared to the continued SSRI condition. All conditions demonstrated significant reductions in depression that were maintained at follow-up. The ACT + SSRI condition demonstrated significant improvement in psychological flexibility, mindfulness, and valued living that were maintained at follow-up compared to the CBT + SSRI and continued SSRI conditions. Findings indicate that ACT + SSRI is comparably effective as CBT + SSRI at treating adolescent OCD. However, ACT + SSRI appears to differ from CBT + SSRI on changes in psychological flexibility, mindfulness, and valued living, indicating potential differences in mechanism of change.
Article
Full-text available
The purpose of this study was to examine acceptance and commitment therapy (ACT) as a standalone treatment for trichotillomania in a randomized controlled trial of adults and adolescents. Participants consisted of a community sample of treatment seeking adults and adolescents with trichotillomania. Of the eligible 39 participants randomized into treatment and waitlist groups, 25 completed treatment and were included in the final analysis. Treatment consisted of a 10-session ACT protocol. Multiple mixed models repeated measures analyses were utilized to evaluate changes in trichotillomania symptom severity, daily number of hairs pulled and urges experienced, and experiential avoidance from pretreatment to posttreatment. Findings indicated significant changes in symptom severity and daily hairs pulled, but not daily urges experienced or psychological flexibility. However, psychological flexibility saw a 24.5% decrease in the treatment group and reduced from clinical to subclinical levels on average. This study suggests that ACT alone is an effective treatment for adults and adolescents with trichotillomania. Outcomes appear to be similar to trials that combined ACT and habit reversal training (HRT).
Article
Full-text available
Background There is a need to prevent anxiety and depression in young people and mindfulness contains important emotion regulation strategies. Acceptance and commitment therapy (ACT), a mindfulness-based therapy, has yet to be evaluated as a prevention program, but has demonstrated an ability to reduce symptoms of anxiety and depression in adult and adolescent populations. This study examines the feasibility of using an ACT-based prevention program in a sample of year 10 (aged 14–16 years) high school students from Sydney, Australia. Methods Participants were allocated to either their usual classes or to the ACT-based intervention. Participants were followed for a period of 5 months post-intervention and completed the Flourishing Scale, Depression Anxiety Stress Scale, and a program evaluation questionnaire. Analyses were completed using intention-to-treat mixed models for repeated measures. Results The results indicated that the intervention was acceptable to students and feasible to administer in a school setting. There were no statistically significant differences between the conditions, likely due to the small sample size (N = 48). However, between-group effect sizes demonstrated small to large differences for baseline to post-intervention mean scores and medium to large differences for baseline to follow-up mean scores, all favouring the ACT-based condition. Conclusion The results suggest that an ACT-based school program has potential as a universal prevention program and merits further investigation in a larger trial. Trial registration Australian New Zealand Clinical Trials Registry. Trial ID: ACTRN12616001383459. Registered 06/10/2016. Retrospectively registered.
Article
Full-text available
The purpose of this study was to examine the efficacy of an abbreviated, classroom-based, teacher-taught Acceptance and Commitment Therapy (ACT) program as an intervention to improve mental health in adolescents. In a group-randomized controlled trial, students (N = 586, age 14–21) were nested within 34 classes, which were in turn nested within 14 schools. Individual classes were randomly assigned to either a four-session ACT program or a usual-curriculum control condition. Students were assessed using questionnaires at pre- and post-treatment, and a 12-month follow-up. Questionnaires assessed quality of life, internalizing and externalizing problems, thought and attention problems, and psychological inflexibility. Hierarchical linear modeling showed no significant improvements on any of the outcome measures compared with the control group. No substantive effect sizes for ACT across time were observed. These findings failed to support ACT in the format that was used in this current study, which was as an abbreviated, classroom-based, teacher-taught program to improve mental health for all students. We had a large sample and many outcome variables, but failed to find any statistically significant effects or substantive effect sizes. In this study, ACT was delivered by teachers as opposed to mental health professionals, so it is possible that professionally trained therapists are needed for ACT to be efficacious.
Article
Introduction Current adolescent substance treatment models have important limitations. Motivational interviewing (MI) combined with Acceptance and Commitment Therapy (ACT) may be a promising new approach. The purpose of this study is to develop a manual-standardized MI/ACT intervention for evaluation in future controlled trials. Methods Participants were 41 adolescents and young adults (ages 12–26 years) consecutively admitted to an urban adolescent substance treatment program and the six therapists who administered the intervention. The intervention was 12 weeks of individual, outpatient, manual-standardized MI and ACT combined with contingency management and psychiatric consultation as needed. The outcome measures were the Outcome Rating Scale (ORS), patient satisfaction questionnaires, proportion of days used non-nicotine substances, qualitative interviews of therapists and the Session Rating Scale (SRS). Wilcoxon signed-rank and paired t-tests were used to determine significant change in pre- and post-intervention measures. Results A total of 14 of 23 (61%) youth with pre-intervention ORS scores in the clinical range had end of treatment scores in the non-clinical range and a clinically significant increase of over 5 points. The proportion of youth reaching a week of abstinence was 71% by self-report and 68% by urine drug screen. The proportion of days used at pre-intervention (Mdn = 1.0; IQR 0.4, 1.0) for those with non-zero pre-intervention use (N = 27) was significantly different at post-intervention (Mdn 0.1; IQR 0, 1.0) ( S= 84, p = 0.0014). The average SRS score was 37.9 (SD = 2.2), indicating a high level of satisfaction. Conclusion This study demonstrates the initial feasibility of using an MI/ACT model in adolescent substance treatment. A small-scale, randomized controlled trial of MI/ACT is needed to evaluate the feasibility of larger, controlled trials and to determine the sample size that will be needed for an adequately powered study.
Book
Since the original publication of this seminal work, acceptance and commitment therapy (ACT) has come into its own as a widely practiced approach to helping people change. This book provides the definitive statement of ACT—from conceptual and empirical foundations to clinical techniques—written by its originators. ACT is based on the idea that psychological rigidity is a root cause of a wide range of clinical problems. The authors describe effective, innovative ways to cultivate psychological flexibility by detecting and targeting six key processes: defusion, acceptance, attention to the present moment, self-awareness, values, and committed action. Sample therapeutic exercises and patient–therapist dialogues are integrated throughout. New to This Edition *Reflects tremendous advances in ACT clinical applications, theory building, and research. *Psychological flexibility is now the central organizing focus. *Expanded coverage of mindfulness, the therapeutic relationship, relational learning, and case formulation. *Restructured to be more clinician friendly and accessible; focuses on the moment-by-moment process of therapy.
Article
Acceptance and commitment therapy (ACT) is a modern form of cognitive behavior therapy that uses acceptance and mindfulness-based procedures to address clinical issues. A brief protocol of ACT was used with 3 children ages 10 and 11 years who were diagnosed with obsessive compulsive disorder (OCD). Results showed notable and clinically significant reductions of OCD across participants. These findings are noteworthy because the treatment was provided by a school psychologist, it is the first application of ACT for pediatric OCD, and it is one of a few studies using ACT with children. Limitations and future directions are discussed.
Article
Acceptance and Commitment Therapy (ACT) has a growing empirical base in the treatment of anxiety among adults and children with other concerns. This study reports on the main outcomes of a randomized controlled trial of ACT and traditional cognitive behavioral therapy (CBT) in children with a Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (4th ed.) anxiety disorder. Participants were 193 children from urban Sydney, Australia, who were block-randomized to a 10-week group-based program of ACT or CBT or a 10-week waitlist control (WLC). Completers included 157 children (ACT = 54, CBT = 57, WLC = 46; M = 11 years, SD = 2.76; 78% Caucasian, 58% female). Pretreatment, posttreatment, and 3 months posttreatment assessments included clinician/self/parent-reported measures of anxiety, quality of life (QOL; anxiety interference, psychosocial and physical health-related QOL), and acceptance/defusion outcomes. Completer and intention-to-treat analyses revealed that ACT and CBT were both superior to WLC across outcomes, reflecting statistically and clinically significant differences, with gains maintained at 3 months posttreatment. Both completer and intention-to-treat analyses found ACT and CBT to produce similar outcomes. There was some support for ACT having greater effect sizes for QOL outcomes but not for avoidance/fusion. Although this study does not suggest that ACT is equivalent to CBT or should be adopted in its place, it does provide evidence that ACT might be another empirically supported treatment option for anxious youth. Further research is needed to replicate these findings.
Article
This is the introductory article to a special series in Cognitive and Behavioral Practice on Acceptance and Commitment Therapy (ACT). Instead of each article herein reviewing the basics of ACT, this article contains that review. This article provides a description of where ACT fits within the larger category of cognitive behavior therapy (CBT): CBT is an overarching term for a whole cluster of therapies, and ACT is one of many forms of CBT Functional contextualism and how it informs ACT is briefly reviewed. The behavior analytic account of cognition that informs ACT, relational frame theory (RFT), and rule-governed behavior are covered. Psychological flexibility and the 6 resulting psychological processes of change (acceptance, defusion, being present, self as context, values, and committed action) are described. The empirical support for ACT and its related model are presented. Finally, characteristics of the ACT model, including its therapeutic approach, desired outcomes, and processes of change are reviewed.
Chapter
If rule-govemed behavior is as ubiquitous as it seems, it is only logical that many clinical disorders involve problems in verbal control of one kind or another. At least four types of problems can be discerned.