ArticlePDF Available

Sağlık Eşitsizlikleri, DSÖ Yaşam Kalitesi Ölçeği ÜzerindenBir Değerlendirme - Mersin İli Mezitli İlçesi Örneği

Authors:

Abstract

The purpose of this study is to reveal the breaking points which are effective in the emergence of health inequalities by using the World Health Organization Quality of Life Scale in Mersin province , Mezitli District. As the result of 1083 questionnaires in total applied to the population aged 18 years and over by considering neighborhood population, age group and gender it was observed that all the variables determining the social class status of the individuals have a determinative effect on the quality of life scale in terms of physical, psychological, social and environmental field scores. On the other hand, there is no direct effect of neighborhoods on quality of life scales. However, when neighborhoods are not considered to be homogeneous areas, spatial quality differences within the same neighborhood (easy access to health care services, adequate green space availability, adequate sheltering assets) affect quality of life scores. In addition, some housing conveniences (ownership of the house, the type of heating used in the house, the number of rooms in the house, the source of drinking water at home, the duration of use of the house) have an influence on the quality of life scores. Thus, the individual's class position influences the quality of life scores both directly and indirectly such as convenience of the home and environmental facilities.
66
ABSTRACT
The purpose of this study is to reveal the breaking points which
are eective in the emergence of health inequalities by using the
World Health Organization Quality of Life Scale in Mersin provin-
ce, Mezitli District. As the result of 1083 questionnaires in total
applied to the population aged 18 years and over by considering
neighborhood population, age group and gender it was observed
that all the variables determining the social class status of the
individuals have a determinative eect on the quality of life scale
in terms of physical, psychological, social and environmental field
scores. On the other hand, there is no direct eect of neighbor-
hoods on quality of life scales. However, when neighborhoods are
not considered to be homogeneous areas, spatial quality die-
rences within the same neighborhood (easy access to health care
services, adequate green space availability, adequate sheltering as-
sets) aect quality of life scores. In addition, some housing conve-
niences (ownership of the house, the type of heating used in the
house, the number of rooms in the house, the source of drinking
water at home, the duration of use of the house) have an influen-
ce on the quality of life scores. Thus, the individual’s class position
influences the quality of life scores both directly and indirectly
such as convenience of the home and environmental facilities.
ÖZ
Bu çalışmanın amacı Mersin ili Mezitli İlçesi genelinde Dünya
Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeğini kullanarak sağlık eşitsiz-
liklerinin ortaya çıkmasında etkili olan kırılma noktalarını ortaya
koymaktır. 18 yaş ve üstündeki nüfusa mahalle bazında mahalle
nüfusu, yaş grubu ve cinsiyet gözetilerek uygulan toplam 1083
anket sonucunda bedensel, psikolojik, sosyal ve çevresel alan
puanları açısından bireyin mensup olduğu sosyal sınıfı belirle-
yen tüm değişkenlerin yaşam kalitesi ölçeği üzerinde tanımlayıcı
etkisi olduğu gözlenmiştir. Buna karşın yaşanılan mahallenin ya-
şam kalitesi ölçeği üzerinde doğrudan bir etkisi yoktur. Ancak
mahallelerin homojen alanlar olmadığı düşünüldüğünde, aynı
mahalle içindeki mekânsal nitelik farklılaşmaları (sağlık hizmet-
lerine kolay erişim, yeterli yeşil alan varlığı, yeterli gölgelik alan
varlığı) yaşam kalitesi alan puanlarını etkilemektedir. Buna ek
olarak bazı konut kullanım kolaylıkları da (konutun mülkiyeti,
konutta kullanılan ısınma biçimi, evdeki oda sayısı, evde kulla-
nılan içme suyu kaynağı, konutu kullanma süresi) yaşam kalitesi
alan puanları üzerinde fark yaratan bir etkiye sahiptir. Dolaysıyla
bireyin sınıfsal konumu hem doğrudan hem de konutun kullanım
kolaylıkları ve çevresel olanaklar gibi dolaylı yollardan yaşam ka-
litesi ölçeğini etkilemektedir.
Planlama 2020;30(1):66–88 | doi: 10.14744/planlama.2019.29484
Geliş tarihi: 30.01.2018 Kabul tarihi: 15.10.2019
Online yayımlanma tarihi: 13.02.2020
İletişim: Ali Cenap Yoloğlu.
e-posta: acyologlu@mersin.edu.tr
Sağlık Eşitsizlikleri, DSÖ Yaşam Kalitesi Ölçeği Üzerinden
Bir Değerlendirme: Mersin İli Mezitli İlçesi Örneği
Health Inequalities, an Evaluation through WHO Quality of
Life Scale: the case of Mersin Province Mezitli District
ARAŞTIRMA / ARTICLE
Ali Cenap Yoloğlu,1 Ahmet Öner Kurt,2 Yasemin Sarıkaya Levent,1 Tolga Levent,1
Sinan Burat,1 Servet Karaca,3 Serkan Gökalp1
1Mersin Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Mersin
2Mersin Üniversitesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Mersin
3Mersin Üniversitesi, Bölgesel İzleme Araştırma Uygulama Merkezi, Mersin
Anahtar sözcükler: DSÖ Yaşam Kalitesi Ölçeği; kentsel planlama; Mezitli;
sağlık eşitsizlikleri.
Keywords: WHO Quality of Life Scale; urban planning; Mezitli; health in-
equalities.
OPEN ACCESS This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial 4.0 International License.
67
Ali Cenap Yoloğlu, Ahmet Öner Kurt, Yasemin Sarıkaya Levent, Tolga Levent, Sinan Burat, Servet Karaca, Serkan Gökalp
1. Giriş
Sağlık, günümüzde artık sadece bedensel bir iyi olma duru-
mu olarak tanımlanmanın ötesinde; kişinin bedensel, ruhsal
ve çevresel anlamda bir bütün olarak iyi olma halidir. Bu yeni
ele alışta sağlığın tedavi edici hizmetlerden çok önleyici hiz-
metlere yoğunlaştığı; sağlık-yaşam çevresi ilişkisinin daha sık
irdelendiği; yaşam kalitesi kavramının vurgulandığı; bireyin
sağlığının, içinde bulunduğu toplumun sağlığından ve yaşadığı
çevrenin koşullarından bağımsız düşünülemeyeceği gerçeğinin
kabul edildiği görülmektedir.
İnsanlar büyük oranda kentlerde yaşamaktadır. Sözgeli-
mi Avrupada nüfusun %69’u kentsel alanda yaşamaktadır.
Avrupada ve dünyanın farklı bölgelerinde, kentsel alanlarda
yaşayanların sayısı gün geçtikçe artmakta ve bu artış kentleri
farklı yaş, sosyo-ekonomik, etnik ve kültürel grupların/insanla-
rın yoğunlaştığı ve bir arada yaşadığı karmaşık sosyo-mekânsal
yapılara dönüştürmektedir.
Kentler, gerek fiziksel, gerek sosyal çevre olarak düşünüldü-
ğünde ve hizmetlere erişim konusu gözetildiğinde sağlık ile
doğrudan ilişkilidir. Yaşam çevresinin nitelikleri, mahalle tasarı-
mı, yerleşmenin yoğunluğu, açık ve yeşil alan miktarı ve erişile-
bilirliği, bisiklet ve yaya yollarının varlığı, hava kalitesi gibi kent
ile ilişkili değişkenlerin kentlerde yaşayanların ve çalışanların
sağlığı üzerinde doğrudan ve dolaylı etkileri vardır (WHO,
2013; Marmot ve Wilkinson, 2009). Kentler, bir yandan sağlık
hizmetlerindeki çeşitlilik ve yaygınlık nedeniyle sağlık hizmet-
lerine erişim konusunda büyük bir olanak sağlarken, diğer yan-
dan yüksek yapılaşma yoğunlukları, çevresel kirlilik, ekonomik
yetersizlikler veya yoksulluk/yoksunluk gibi nedenlerle sağlık
konusunda olumsuz bir ortam da oluşturabilmektedir (WHO,
2013). Bu durum kentlerde sağlık olgusunun ele alınmasında
özel politikalar ve müdahaleler gerektirmektedir.
Sağlıklı Kent kavramı, bu politikaları oluşturmada ve müda-
haleleri tanımlamada tutarlı bir çerçeve sağlamaktadır. Başta
sağlık bilimleri olmak üzere kent planlaması, sosyoloji, coğraf-
ya, çevrebilim, ekonomi, politika gibi farklı disiplinlerinin kesi-
şiminde yer alan bir kavram olarak farklı biçimlerde ele alınan
bir kavramdır. Kent plancılarına göre sağlıklı kenti oluşturmak
“kentin ulaşımında, konut alanlarında, yeşil alanlarında yeni
ve iyi fiziksel karakterler yaratmak”; sosyologlara göre “sos-
yal bütünleşmeyi oluşturmak ve geliştirmek”; ekonomistlere
göre “kentteki önemli değerleri yenilemek ve yeni mekânlar
yaratmak”; eğitimcilere göre “toplumun gelişmesine olanak
sağlamak”tır. Kentte yaşayan kişilere göre ise sağlıklı kent,
“güvenli ve özgür bir biçimde yaşama eylemlerini gerçekleşti-
rebildiği, beslenme ve korunma ihtiyacının karşılandığı, sosyal
etkileşim olanakları yüksek” bir kenttir (Başaran, 2008).
Kent ve sağlık ilişkisi gözetildiğinde, kentte yaşayan bireyle-
rin daha sağlıklı bir çevrede yaşaması adına yerel yönetimlere
önemli görevler düşmektedir. Dünya Sağlık Örgütü Avrupa
Bölge Ofisi tarafından 1986 yılında başlatılan “Sağlıklı Kent-
ler Projesi” yerel yönetimlerin sağlık konusunda daha bilinçli
politikalar ve projeler geliştirmesi açısından önemli bir fırsat
sunmaktadır (WHO, 2013).
Sağlıklı Kentler Projesi, Dünya Sağlık Örgütü Avrupa
Bölge Ofisinin, yerel düzeyde “Herkes İçin Sağlık” amacıyla
başlattığı bir gelişme projesidir. Bu proje, herkes için sağlık
stratejisinin ilke ve hedefleri doğrultusunda, Avrupa ölçeğinde
sağlığı, karar vericilerin gündeminde ön sıralara yerleştirmeyi
ve sağlıklı ve sürdürülebilir bir kalkınma için kapsamlı yerel
stratejiler geliştirmeyi amaçlayan uzun erimli uluslararası bir
girişimdir. Sağlıklı Kentler Projesinin ana hedefi, kentte yaşa-
yan ve çalışan insanların bedensel, ruhsal, sosyal ve çevresel iyi
olma hallerini arttırmaktır. Sağlıklı Kentler Projesi, sağlıklı bir
şehrin ne olması gerektiğinden yola çıkmakta, bu kapsamında
sağlıklı şehri, çevresini geliştirebilen ve kaynaklarını genişleten,
vatandaşlara sağlıklı yaşam ortamları sunabilen bir şehir ola-
rak tanımlamaktadır. Bu yaklaşımda sağlıklı şehir kavramı bir
sonuç değil, daha çok bir yöntem olarak ele alınmaktadır. Her-
hangi bir şehir var olan sağlık durumuna bakılmaksızın sağlıklı
kentler ağına dâhil olabilmektedir. Bu noktada önemli olan,
sağlıklı kent olma niyetine sahip olmak, başarmak için bir yapı
ve işleyişi başlatmak ve bu konuda kararlı olmaktır.
Sağlıklı Kentler Projesi’ne dâhil olmak isteyen kentler, mevcut
sağlık profillerini, yani Kent Sağlık Profilini çıkarıp, ardından
Kent Sağlık Gelişim Planını hazırlayıp Dünya Sağlık Örgütü’ne
adaylık başvurusu yapmakta; Örgüt de hazırlanan planı ince-
leyerek üyelik konusunda karar vermektedir. Üye olan şehir,
“Sağlıklı Kent” kabul edilmekte ve DSÖ ile birlikte projeyi uy-
gulamakta ve geliştirmektedir.
Sağlıklı Kentler Projesi beşer yıllık dönemler halinde uygulan-
maktadır. Her dönemde sağlıklı şehir olmayı hedefleyen yer-
leşmeler uluslararası bu ağa üye olarak, belirlenen ana temalar
çerçevesinde sonuç odaklı çalışmalar gerçekleştirmektedir.
Beş yıllık dilimlere bölünmüş her aşamanın sonunda eski ağ
dağıtılmakta ve bir sonraki aşama, oluşturulan yeni bir ağ ile
devam etmektedir. Sağlıklı Kentler Projesi, 1986 yılında başla-
dığından bu yana 5 dönem geçirmiş olup, şu anda 2014–2018
tarihleri arasındaki VI. Faz aktiftir. VI. Fazın (2014–2018) genel
konusu “Herkes için Sağlık İyileştirilmesi ve Sağlık Eşitsiz-
liklerini Azaltmak ve Sağlık için Liderlik ve Katılımcı Yöne-
tişimi Geliştirmek”tir.
Dünya Sağlıklı Kentler Ağına dâhil olmak için temel bazı koşul-
ların yerine getirilmesi gerekmektedir:
Politik Taahhüt
Sağlıklı Kent Proje Ofisi’nin kurulması
Kent Sağlık Profili’nin çıkarılması
Sağlıklı Kent Göstergeleri’nin belirlenmesi
Kent Sağlık Gelişim Planı’nın hazırlanması
68 PLANLAMA
Mezitli Belediyesi, 2012 yılında Türkiye Sağlıklı Kentler Birliğine
üye olmuş; 2016 yılı içerisinde Dünya Sağlık Örgütüne Dünya
Sağlıklı Kentler Ağına üyelik için politik taahhütte bulunmuş ve
Sağlıklı Kent Proje Ofisini kurmuştur. Haziran 2017’de Mezitli
Belediyesi ve Mersin Üniversitesi arasında yapılan sözleşme
doğrultusunda Kent Sağlık Profili ve Kent Sağlık Gelişim Planı
hazırlanmasına yönelik çalışmalar başlatılmıştır.
Kent Sağlık Profili, kentin mevcut sağlık durumunu tespit et-
meye yönelik bir belge niteliğinde olup geleceğe ilişkin planlar
ve politikalar üretmede önemli bir araçtır. Kent Sağlık Profili,
Kent Sağlık Gelişim Planının tespit, analiz, sentez ve problem
tanımı aşaması olarak kabul edilebilir. Profil çalışması sonucu
elde edilen bulgular ışığında Gelişim Planının ana başlıkları ve
detayları belirlenir.
Mezitli İlçesi
Mezitli ilçesi, Akdeniz, Toroslar ve Yenişehir ilçelerinden olu-
şan Mersin şehir merkezinin hemen batısında yer alan ilk ge-
lişim aşamalarında Mersin ve çevre illerde yaşayanların ikinci
konut alanı iken kentin büyümesi ile sonradan birinci konut
kullanımına dönüşen bir alanda yer almaktadır (Şekil 1).
1968 yılına kadar köy statüsünde bulunan yerleşim o yıldan
sonra belediye olmuştur. 2008 yılında ilçe olan belediyenin
sınırları 12.11.2012 tarihinde çıkarılan 6360 sayılı “On Dört
İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Ya-
pılmasına Dair Kanun” ile ilçe sınırlarına kadar genişlemiştir.
1965 yılında nüfusu 2252 olan yerleşim 2016 yılında 181.167
nüfusa sahip olmuştur (Şekil 2).
Mezitli ilçesini genel olarak üç temel alana ayırmak mümkün-
dür. Bunlardan birincisi Şekil 3’te de gösterildiği üzere, sahil
şeridinde yer alan ve nüfus yoğunluğu 100 kişi/ha ve daha yük-
sek olan yerleri kapsayan kentsel yerleşik alanlardır. Diğer bir
bölge ise Mersin-Adana otoyolunun kuzeyinde yer alan, tarım-
sal ve ormanlık araziye sahip, nüfus yoğunluğu 0 ile 49 kişi/ha
arasında değişen kırsal yerleşim alanlarıdır. Sonuncu bölge ise
bu iki kullanım arasında kalan ve kentsel yapılaşmanın sıçradığı,
hem kırsal hem de kentsel özellikler gösteren, nüfus yoğun-
luğu 50–99 kişi/ha olan geçiş bölgesi alanlarıdır. Söz konusu
alanlara ilişkin kullanım türleri ise Şekil 4’te detaylı olarak ve-
rilmiştir. Diğer bir deyişle söz konusu üç temel alan (kentsel,
geçiş bölgesi ve kırsal) nüfus yoğunluğu ve arazi kullanım tür-
lerinin bir bileşkesi olarak tanımlanmıştır.
Çalışma Yöntemi
Bu çalışma Mezitli İlçe Belediyesi’nin Dünya Sağlıklı Kentler
Birliği’ne üyeliği ile ilgili olarak yürütülen “Sağlıklı Kent Mezitli”
projesi sırasında üretilen verilerden yararlanılarak yazılmıştır.
Proje sırasında sağlık profilini çıkarmaya yönelik olarak geniş-
letilmiş Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Form
uygulanmıştır. Standart anket, katılımcının konut durumunu,
gelir ve geçim durumunu, hobi alışkanlıklarını, aktif yaşam alış-
kanlıklarını, boş zaman alışkanlıklarını, kaza geçirme durumunu,
sağlık altyapısını kullanma durumunu ölçen sorular eklenerek
zenginleştirilmiştir. Geliştirilen anket Mezitli İlçesinin tama-
mında mahalle bazında mahalle nüfusu, yaş grupları ve cinsiyet
gözetilerek uygulanmış ve toplam 1083 anket yapılmıştır. An-
cak bu çalışmada sağlığın sosyal belirleyicileri; yaşanılan mahal-
le ve konutun bazı niteliklerine ilişkin bağımsız değişkenler ile
Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği kısa formunda yer
alan yaşam kalitesinin bedensel, psikolojik, sosyal ve çevresel
değerlerine ilişkin bağımlı değişkenler değerlendirilmiştir.
Bununla birlikte uygulamaya yönelik bazı kısıtların varlığından
bahsetmek bir zorunluluktur. Mezitli ilçesi sınırları içinde iki
tür ikinci konut varlığından söz edilebilir. Bunlardan birincisi
deniz kenarında yer alan ve yüksek katlı apartmanlar şeklinde
geliştirilmiş kapalı site şeklindeki ikinci konutlardır ki bunla-
rın bir kısmı zaman içinde birinci konut özelliği kazanmış ve
daimi oturanları olan yaşama birimlerine dönüşmüştür. İkinci
tür ise daha çok Mersin’de yaşayanlar tarafında tercih edilen
ve genellikle yazın kullanılan yayla evleridir. Bununla birlikte
zamanında kentin çeperinde bir-iki katlı villa şeklinde üretilmiş
ve kapalı site şeklinde örgütlenmiş ancak şimdi kentsel alan
sınırına daha da yaklaşmış ve yine kapalı site şeklinde varlığını
devam ettiren konutlar bulunmaktadır.
Şekil 1. Mezitli ilçesinin konumu (Kaynak: www.cografyaharita.com).
200.000
150.000
100.000
50.000
0
Nüfus
2020201020001990198019701960
Şekil 2. Mezitli ilçesinin nüfus artışı (Kaynak: TUİK).
69
Ali Cenap Yoloğlu, Ahmet Öner Kurt, Yasemin Sarıkaya Levent, Tolga Levent, Sinan Burat, Servet Karaca, Serkan Gökalp
Bu tür gelişmelerin çalışma açısından yarattığı başlıca so-
runlar şöyle sıralanabilir: Birincisi kapalı site şeklinde kur-
gulanmış yaşama birimleri her tür alan çalışması açısından
başlı başına bir zorluk oluşturmaktadır. Çünkü bu tür si-
telere girmek, girilse bile alan çalışması yürütmek oldukça
zor ve zaman alıcıdır. Bu yüzden anket çalışmasını yapan
öğrenciler zaman kısıtı da gözetilerek mümkün olduğunca
sokak çalışmalarına yönlendirilmiştir. Bu ister istemez tem-
sil açısından bazı sorunlar çıkarmaktadır: mekânsal ve nüfus
açısından yüksek derece temsil edilebilen bu yaşama birim-
leri sosyal olarak (gelir, sağlık, aktif yaşam, hastalık, konutun
kullanım kolaylıkları vb) yeterince temsil edilememiştir. İkin-
ci olarak özellikle birinci konuta dönüşmemiş ve hala ikinci
konut özelliği gösteren birimlerin varlığı mekânsal ölçüm-
lerde (bina sayımı, makroform alanı, planlı alan büyüklüğü
vb) temsil edilirken bu durum nüfus büyüklüklerine yansı-
mamaktadır çünkü nüfus sayımlarında bu alanlar boş olarak
algılanmaktadır.
Çalışmanın bundan sonraki bölümü dört alt başlıktan olu-
şacaktır. İlk olarak sağlık eşitsizliklerine yönelik yazın de-
ğerlendirmesi yapılacak ve devamındaki bölümde ise sağlık
eşitsizliklerini açıklamada kullanılan bağımsız değişkenler
değerlendirilecektir. Dördüncü bölümde kentsel planlama
kararları ile üretilen yapılı çevrenin sağlık üzerindeki etkisi
değerlendirildikten sonra; beşinci bölümde çalışmanın bul-
guları paylaşılacak ve son kısımda ise genel bir değerlendir-
me yapılacaktır.
Şekil 3. Mezitli ilçesinde mahallelere göre nüfus yoğunluğu.
70 PLANLAMA
2. Sağlık Eşitsizlikleri
Sağlıkta Eşitsizliğin Tanımı
Sağlıkta eşitsizliğin nasıl tanımlandığı bu eşitsizliklere ilişkin çö-
züm yolu aranırken kritik önemdedir. Diğer bir deyişle sorun ta-
nımı kendi içinde çözüm yollarını da barındırmaktadır. Şimsek ve
Kılıç (2012) sağlıkta eşitsizliği; sağlığı etkileyen sosyal etmenle-
rin ve/ya sağlık sistemindeki giderilebilir yetersizliklerin etkisiyle
bireylerin ve/ya toplumun sağlığında meydana gelen önlenebilir
bozulmalar olarak tanımlamıştır. Hamzaoğlu’na (2007) göre sağ-
lıkta eşitsizlik; insanlar arasında hiçbir bio-medikal ve davranışsal
risk faktörüyle kesin olarak açıklanamayan sağlık durumu ve ya-
şam süreçlerindeki farklılıklardır. Ancak sağlıkta eşitsizliğe ilişkin
en kapsamlı tanımlamayı Belek (1998b) yapmıştır: “Doğal değil,
toplumsal nedenlerden kaynaklanan; doğal nedenlerin ise ancak top-
lumsal nedenler yoluyla etki gösterdikleri; önlenebilir, önlenebilir oldu-
ğu için de kabul edilemez nitelikte olan eşitsizliklerdir. Ayrıca sağlıkta
eşitsizlikler bireysel değil toplumsal bir bağlam içinde saptanması,
ele alınması, incelenmesi, mücadele edilmesi gereken; bu nedenle de
tüm bu süreçte ekonomi, sosyoloji, politika gibi sağlık dışı disiplinlerin
de etkinliğinin gerektiği, toplumsal gruplar arasındaki sağlıkla ilgili
farklılıklardır.” Diğer bir deyişle sağlıkta eşitsizlik sosyoekonomik
farklılıklara göre ortaya çıkan bir ayrışmadır (Belek, 2000).
Sağlığın Belirleyicileri
Polat ve İçağasıoğlu Çoban’a (2015) göre sağlığın sosyal belir-
Şekil 4. Mezitli ilçesi alan kullanım türleri.
71
Ali Cenap Yoloğlu, Ahmet Öner Kurt, Yasemin Sarıkaya Levent, Tolga Levent, Sinan Burat, Servet Karaca, Serkan Gökalp
leyicileri teriminden temel olarak birey ya da toplumların sağ-
lığını geliştiren ya da kötüleştiren sosyal faktörler anlaşılmalı-
dır; ancak bu faktörler aynı zamanda sağlıktaki eşitsizlikleri de
yaratan etmenlerdir. Tüzün vd. (2014) sağlığın belirleyicilerini
bireysel özellikler ve davranışlardan daha çok sosyal, ekono-
mik, kültürel ve fiziksel/çevresel koşullar şeklinde tanımlamak-
tadır. Benzer şekilde İnandı da (1999) bireyin içinde bulunduğu
sosyoekonomik durumu sağlığın en önemli belirleyicilerinden
biri olarak ifade etmektedir.
Sağlıkta Eşitsizliklerin Nedeni
Yardım ve Özcebe’ye (2010) göre sigara ve/ya alkol kullanı-
mı, düzensiz fiziksel aktivite veya fiziksel aktivite yokluğu gibi
sağlık yönünden olumsuz sonuçlar doğuran davranışların belli
sosyoekonomik gruplarda daha sık gözlenmesi sosyoekono-
mik düzeyin sağlık üzerindeki etkisinin en somut kanıtıdır.
Benzer şekilde Tüzün vd. (2014) sağlıktaki eşitsizliklerin gelir
düzeyi, eğitim düzeyi, meslek, sosyal sınıf, toplumsal cinsiyet,
engellilik ve etnik köken gibi etkenlere bağlı olarak oluştuğu-
nu vurgulamaktadır. Diğer bir ifade ile sağlıkta eşitsizlikler bi-
reysel değil toplumsal koşullardan kaynaklanmaktadır (Şimsek
ve Kılıç, 2012). Sosyoekonomik durum içinde ise ekonomik
durum sağlıklı yaşam biçimini etkileyen en önemli faktördür
(Zaybak ve Fadıllıoğlu, 2004). Belek (1998a) bir adım daha ileri
giderek sosyoekonomik koşullar ile algılanan sağlık arasındaki
ilişkinin esas belirleyicisinin sınıfsal konum olduğunu ifade et-
miştir. Dolaysıyla aslında sağlıktaki eşitsizlikler sınıflı toplumsal
yaşamın başlamasıyla ortaya çıkmıştır (Belek vd., 1998; akta-
ran Koçoğlu ve Akın, 2009). Akalın (2013) ise toplumsal sınıf
olgusunun önemini bir örnekle somutlamaktadır: toplumların
zenginlik düzeyleri ile sağlık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki
yok iken, toplumsal eşitlik düzeyleri ile sağlık düzeyleri arasın-
da anlamlı bir ilişki vardır.
Sağlık Eşitsizlikleri Nasıl Üretiliyor
Eğitim düzeyinin, gelir düzeyinin, mesleğin ve cinsiyetin sağlık
durumu üzerinde belirleyici etkileri olduğu daha önce vurgu-
lanmıştı. Ancak bu değişkenlerin hangi mekanizmalar aracılığı
ile sağlık eşitsizliklerini ürettiği üzerinde durulması gereken bir
noktadır. Eğitim, sağlık eşitsizlikleri ile anlamalı ilişkisi olan
en önemli faktördür. Solar ve Irwin’a (2010) göre eğitim ya-
pılan işi ve gelir düzeyini etkileyerek; kişinin bilgi ve beceri
düzeyini etkileyerek; sağlıklı yaşam mesajlarını daha kolay alın-
masını sağlayarak ve uygun sağlık hizmetini almayı sağlayarak
sağlığı etkilemektedir (aktaran Polat ve İçağasıoğlu Çoban,
2015). Şimşek ve Kılıç’a (2012) göre eğitim gelecekteki iş ve
dolaysıyla gelir olanakları için belirleyici olması, kişinin bilgiye
erişme olanağını genişletmesi, kişinin diğer koşullarından et-
kilenmemesi nedeniyle sağlık çalışmalarında kullanılan önemli
bir değişkendir. Eğitimden sonra sağlık eşitsizliklerini ortaya
koymada kullanılan diğer bir önemli değişken ise gelirdir. Ge-
lir hem nitelikli mallara hem de nitelikli hizmete erişimi etki-
leyerek sağlığı etkilemektedir (Solar ve Irwin, 2010, aktaran
Polat ve İçağasıoğlu Çoban, 2015). Aynı içerikte bir değer-
lendirme Şimşek ve Kılıç (2012) tarafında da yapılmaktadır:
Sağlıklı ve güvenli konut ve gıda ile nitelikli sağlık hizmetlerine
erişim maddi olanakları geniş olan bireyler için daha kolaydır.
Bu durumun da sağlık durumunu ve ölüm oranını (mortality)
etkilediği bilinmektedir. Meslek, kişinin toplum içindeki konu-
munu, teknik becerisini, gelir düzeyini, çalışma yaşamında kar-
şılaşacağı riskleri tayin eden faktör olarak önemli bir eşitisizlik
kaynağıdır (Solar ve Irwin, 2010, aktaran Polat ve İçağasıoğlu
Çoban, 2015; Şimsek ve Kılıç, 2012). Eğitim, gelir ve meslek-
ten farklı olarak diğer bir eşitsizlik kaynağı ise cinsiyet ilişki-
leridir. Solar ve Irwin’a (2010) göre toplumsal cinsiyet ilişkileri
kadın ve erkeğin maruz kaldığı sağlık risklerinin farklılaşmasına
neden olmaktadır (aktaran Polat ve İçağasıoğlu Çoban, 2015).
Sağlıkta Dezavantajlı ve Riskli Gruplar
Sağlıkta eşitsizlikleri en çok deneyimleyen dezavantajlı ve riskli
grupların durumlarına ilişkin ilgili yazında birçok tespite rast-
lanmaktadır.
Koçoğlu ve Akın (2009) tarafından yapılan tespitlerden bazıları
şunlardır:
Sosyoekonomik eşitsizliklerin sağlık üzerindeki etkileri ka-
dın, çocuk, yaşlı gibi risk gruplarında daha belirgindir.
18–29 yaş aralığında olanların, kadınların, ilköğretim me-
zunu olanların, dulların, köyde doğanların, köyde yaşayan-
ların, kiracı olanların, 5–7 kişilik ailelerde yaşayanların, 2–3
odalı evde yaşayanların, 0–4501 TL aylık geliri olanların,
sağlık güvencesi olmayanların sağlıklı yaşam biçimi puanı
en düşüktür.
54–65 yaş aralığında olanların, kadınların, ilköğretim me-
zunu olanların, dulların, köyde doğanların, köyde yaşa-
yanların, 5–7 kişilik ailelerde yaşayanların, 2–3 odalı evde
yaşayanların, 0–450 TL aylık geliri olanların, sağlık güven-
cesi olmayanların yaşam kalitesi ölçeğinin bedensel sağlık
bileşenleri ve ruhsal (mental) sağlık bileşenleri puanı en
düşüktür.
Sosyoekonomik durumu tanımlayan her değişken için
olumsuz özellikte olanlar sağlıklı yaşam biçimi davranışla-
rını gösterme açısından da olumsuz özelliğe sahiptirler.
Tüzün vd. (2014) tarafından yapılan tespitlerden bazıları şun-
lardır:
Dezavantajlı gruplar hem hastalıklarını daha ağır geçirmek-
te hem de kronik hastalık ve sakatlıklara daha erken yaşta
yakalanmaktadırlar. Aynı zamanda dezavantajlı grupların
ortalama yaşam süresi daha kısadır.
1 TUİK verilerine göre 2003 yılında TÜFE endeksi 100 kabul edildiğinde bu endeks 2009 yılında 164,32’ye, 2018 yılında ise 363,18’e yükselmiştir. Buna göre 2009 yılında
450 TL olan bir değerin 2018 yıldaki karşılığı yaklaşık 1.000 TL’dir. Benzer bir biçimde TCMB verilerine göre 2009 yılında 1$’ın ortalama değeri 1,55 TL iken bu değer
2018 yılında 4,81’e yükselmiştir. 450 TL 2009 yılında yaklaşık 290$ değerindedir. Buna göre 290 doların 2018 yılındaki değeri yaklaşık 1.400 TL’dir.
72 PLANLAMA
Ergin ve Hassoy (2011) tarafından yapılan tespitlerden bazıları
şunlardır:
Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (2008) verilerine göre
doğum öncesi bakım hizmeti almamış kadınlar; kırsal alan-
da yaşayan, Doğu ve Güneydoğu illerinde ikamet eden,
eğitim ve gelir düzeyi düşük gruplarda yoğunlaşmaktadır.
Doğum öncesi bakım hizmeti alan anneler arasında da
benzer bir fark izlem sayısı ve izlem niteliği açısından da
mevcuttur.
Evde doğum yapan kadınlar ise; kırsal alanda yaşayan, yük-
sek doğurganlık oranına sahip, hiç doğum öncesi bakım
hizmeti almamış, Doğu ve Güneydoğu illerinde ikamet
eden, eğitim ve gelir düzeyi düşük olan ailelerde daha sık
görülmektedir.
Demiral vd. (2007) tarafından yapılan tespitlerden bazıları
şunlardır:
Kadınlar arasında ekonomik durumlarında kötüleşme ol-
duğunu düşünenlerde sigara kullanım sıklığı daha yüksektir.
Erkekler arasında çocukluk dönemine göre ekonomik du-
rumlarında kötüleşme olduğunu düşünenlerde bozulmuş
glikoz toleransı (BGT) anlamlı düzeyde yüksektir.
Belek (1998a) tarafından yapılan tespitlerden bazıları şun-
lardır:
• Erkeklerin, 15–24 yaş aralığındakilerin, hiç evlenmemiş
olanların, mavi yakalı ve niteliksiz emekçiler dışındakilerin,
aylık geliri 200$ ve daha fazla olanların, birikim yapabilen-
lerin, algılanan sağlık durumları diğer gruplara göre daha
iyidir.
Sosyoekonomik değişkenler ile algılanan sağlık arasındaki
ilişki, sosyoekonomik açıdan düşük statülü grupların sağlığı
doğrudan etkileyen koşullar açısından dezavantajlı olmaları
nedeni ile güçlüdür.
Eğitim, gelir düzeyi ve sınıfsal açıdan kötü durumda olmak
hem sağlığı iyileştirebilecek olanaklardan yararlanma
hem de kötü sağlığın kendisini yeniden üretmesini sağlayan
koşulların devamı açısından etkilidir.
Türkkan (2009) tarafından yapılan tespitlerden bazıları şun-
lardır:
Dezavantajlı koşullarda bulunanlar normal insanlara göre
daha düşük yaşam şansına sahiplerdir, hastalıkları daha ağır
geçirirler, kronik hastalıklara daha küçük yaşlarda sahip
olurlar, daha küçük yaşta sakatlanırlar, daha hızlı yaşlanır-
lar, daha fazla acı çekerler, daha düşük yaşam kalitesine
sahipledir, kaynakların dağılımından daha yetersiz yararla-
nırlar, iyi olarak algıladıkları yaşam dilimi daha kısadır ve
yüksek nitelikli sağlık hizmetlerinden daha az yararlanırlar.
Daha az eğitimli, kol gücü ile olumsuz çalışma koşulların-
da çalışan ve sosyal sınıflamanın alt gruplarında yer alanlar
arasında işe bağlı kas ve iskelet sistemi hastalıkları (İKİH)
daha sık görülmektedir.
Belek ve Hamzaoğlu (2000) tarafından yapılan tespitlerden
bazıları şunlardır:
Tüm göstergeler için Doğu ve Güneydoğu illerinde ikamet
edenlerin durumu diğer bölgelerde yaşayanlara göre; kır-
sal alanda yaşayanların durumu kentsel alanda yaşayanlara
göre; düşük eğitimlilerin durumu yüksek eğitimliler göre
daha kötüdür.
Erengin ve Dedeoğlu (1998b) tarafından yapılan tespitlerden
bazıları şunlardır:
Kadınlarda, düşük eğitimli gruplarda, sosyal güvencesi ol-
mayanlarda, gecekonduda oturanlarda, sosyal destekten
yoksun olanlarda sağlık algısının daha kötü olduğu görül-
mektedir.
Algılanan Sağlık
Algılanan sağlık” kişilerin genel olarak kendi sağlık durumları-
nı bedensel, ruhsal, çevresel ve toplumsal boyutlarıyla değer-
lendirdikleri bir ölçmedir. Erengin ve Dedeoğlu’na (1997) göre
“algılanan sağlık” durumu toplumun genel sağlık durumunu
ölçmek için kullanılabilecek basit ancak güvenilebilir bir de-
ğerdir çünkü “algılanan sağlık” durumu ile kişinin nesnel sağlık
durumu arasında orta derecede ancak anlamlı bir ilişki vardır.
Algılanan sağlık ile nesnel sağlık koşulları arasında anlamlı bir
ilişkinin olması sosyoekonomik koşullar ile algılanan sağlık ara-
sındaki ilişkinin incelenmesine hem olanak sağlamış hem de bu
ilişkiyi bir araştırma konusu haline getirmiştir.
Sağlık Eşitsizliklerinde Kullanılan Bağımsız Değişkenler
Hamzaoğlu (2007) sağlık eşitsizliklerini ölçmek için kullanı-
labilecek bağımsız değişkenler için bir önceliklendirme yap-
mıştır. Ona göre sağlık sonuçlarını belirleyen açıklayıcı faktör
sınıf olmalıdır. Sınıfa ilişkin değerlendirme yapılamadığı koşulda
sosyoekonomik statü kullanılabilir. Sosyoekonomik statünün
kullanılacağı koşullarda öncelikli değişken gelir düzeyi olmalı-
dır. Gelir düzeyini tespit etmek olanaklı değilse eğitim düzeyi
dikkate alınmalıdır. Eğitim düzeyinin de kullanılamayacağı du-
rumda meslekler üzerinden değerlendirme yapılabilir. Bunun
dışında aynı amaca yönelik olarak tanımlanan diğer bağımsız
değişkenler ise şöyledir: konut özellikleri, sosyal güvenlik du-
rumu, etnik yapı, dayanıklı tüketim mallarına sahip olma ve
sosyal sınıftır (Şimsek ve Kılıç, 2012; Erengin ve Dedeoğlu,
1998a; Yardım ve Özcebe, 2010). Selçuk Tosun ve Akça’ya
(2014) göre yaş, cinsiyet, eğitim durumu, evdeki oda sayısı,
aylık gelir miktarı, algılanan ekonomik durum, sınıfsal konum
ve yaşanılan bölge genel sağlık puanı üzerinde belirleyicidir.
Aynı zamanda eğitim durumunun, yaşamın çoğunluğunun ge-
çirildiği yerin, evdeki birey sayısının, evdeki oda sayısının, aylık
gelir miktarının, algılanan ekonomik durumun, sosyal güvence
durumunun ve sınıfsal konumun ise çok boyutlu algılan sosyal
destek puanı üzerinde belirleyici olduğunu ifade etmişlerdir.
Ergin ve Hassoy (2011) ise bebek ölüm hızı ile ilgili olarak sos-
73
Ali Cenap Yoloğlu, Ahmet Öner Kurt, Yasemin Sarıkaya Levent, Tolga Levent, Sinan Burat, Servet Karaca, Serkan Gökalp
yoekonomik koşulların, kültürel alışkanlıkların, kamusal hiz-
met olanaklarındaki yetersizlikler ve eşitsizliklerin bebek ölüm
hızını arttıran en önemli unsurlar olduğunu kaydetmişlerdir.
Sağlık Eşitsizliklerinde Kullanılan Bağımlı Değişkenler
Sağlık eşitsizliklerini ölçmek için en çok kullanılan bağımlı de-
ğişkenler: hastalık/engellilik ile ilgili değişkenler, ölümle ilgili
değişkenler, sağlık durumu ile ilgili değişkenler, risk faktör-
leri ve sağlık hizmetleri kullanım düzeyidir (Şimsek ve Kılıç,
2012). Bununla birlikte daha basit olarak bebek ölümleri;
anne, hane, toplum ve çevreye ait koşulların bileşkesinin bir
sonucu ve toplum sağlığı ile toplumsal refahın önemli bir gös-
tergesi olduğu için sağlık eşitsizlikleri ölçmede kullanılan bir
değişkendir (Ergin ve Hassoy, 2011).
Sağlıkta Eşitsizliklerin Artması
Dahlgren ve Whitehead’e (1992) göre ülkeler, sınıflar, gelir
grupları ve eğitim grupları arasındaki sağlık eşitsizliklerinin art-
tığı görülmektedir (aktaran Belek, 1998a). Benzer bir değer-
lendirmeyi Power da (1994) yapmaktadır: Çeşitli toplumsal
gruplar ve ülkeler arasındaki sağlık eşitsizlikleri yıllar içinde
artma eğilimindedir (aktaran Koçoğlu ve Akın, 2009). Ergin
ve Hassoy (2011) çocuk ölümleri örneğinde aynı durumu sa-
yılarla ifade etmektedir: Yıllar içerisinde tüm dünyada çocuk
ölüm hızı azalmıştır. Ancak söz konusu azalma tüm dünyada
eşit şekilde gelişmemiştir. 1970’lerde tüm dünyada ölen ço-
cukların %55’i Güney Asya ve Sahra Altı Afrika’da görülürken
bu oran 2010’da %82’ye çıkmıştır. Benzer bir değerlendirme
Türkiye için de yapılmaktadır: Türkiyede bebek ölüm hızı açı-
sından eğitim grupları ve coğrafi bölgeler arasındaki fark gide-
rek açılmaktadır (Ergin ve Hassoy, 2011). Belek ve Hamzaoğlu
(2000) ulusal sınırlar içinde artan bu eşitsizlikleri 12 Eylül as-
keri darbesi ve sonrasında yaratılan ekonomik ve sosyal du-
rumla ilişkilendirmektedir. Onlara göre 12 Eylül askeri darbesi
sonrasında genel sağlık durumunda bir düzelme görülse de
sağlıktaki eşitsizlikler artmıştır. 12 Eylül rejiminin halk sağlığın-
da yarattığı olumsuzluklar hem genel (neoliberal) ekonomik
tercihlerin hem de sağlıktaki özelleştirmenin bir sonucudur.
Sağlığı Geliştirme
Sağlığı geliştirme insanların kendi sağlıkları üzerindeki kontrol-
lerini arttırabilme ve sağlık düzeylerini yükseltebilme sürecidir
(WHO, 1986). Konuya bireysel açıdan bakıldığında sağlığı ge-
liştirme ancak bireylerin farkındalıklarının arttırılması ve sağlık
davranışlarının geliştirilerek riskli davranışlardan uzak durması
ile mümkün olacağı düşünülmektedir. Konuya sağlıktaki eşit-
sizlikler bağlamında bakıldığında birçok sağlık davranışının sos-
yoekonomik etkenlere bağlı olduğu belirtilmektedir (Polat ve
İçağasıoğlu Çoban, 2015). Sağlığı geliştirmede sadece bireye
sorumluluk yüklemek yetersizdir. Çünkü sosyoekonomik eşit-
sizliklerin olduğu toplumlarda bireylerin sağlıklı yaşam biçimi
davranışlarını gösterme olasılığı daha düşüktür (Deborah vd.,
1998, aktaran Koçoğlu ve Akın, 2009).
Sağlıkta Eşitsizlikleri Ortadan Kaldırmak
Kocabaş’a (2014) göre sağlıkta eşitsizlikleri ortadan kaldırmak
etik bir zorunluluktur çünkü toplum sağlığının %15’i biyolo-
jik ve genetik faktörlere, %10’u fiziksel çevreye, %25’i sağ-
lık hizmetlerinin sunum biçimine, %50’si ekonomik ve sosyal
koşullara bağlıdır. Günümüzde yaygın olarak kabul gören bio-
medikal tıp anlayışı; hastalıkları bireysel yaşam faktörlerinin
sonucu olarak görmekte ve sağlık hizmeti vermeyi hastane
bakımı ve ilaç tedavisi olarak görmektedir. Ancak toplumcu tıp
anlayışı hastalığın bireysel değil toplumsal bir sorun olduğunu
ve hastalıklarla mücadelenin de bireysel değil toplumsal olarak
gerçekleştirilmesi gerektiğini öngörmektedir. Her iki yaklaşı-
mın da toplum sağlığını iyileştirme yöntemleri farklıdır. Bunlar
kabaca bireysel düzeyde davranış değişikliği yaratmak, sağlık
hizmeti kullanımını arttırmak veya refah sistemi yaratmaktır.
Bu yöntemler arasında en etkili olan yöntem ise refah siste-
mi yaratmaktır. Benzer bir değerlendirme Polat ve İçağasıoğlu
Çoban (2015) tarafından da yapılmaktadır. Onalar göre sağ-
lıkta eşitsizliklerin aşılması yalnızca sağlık hizmetlerine yapılan
yatırım ve hizmetleri geliştirme çalışmaları ile gerçekleştiri-
lemez; bunun için eşitsizliğe yol açan, sağlığı ya da sağlık hiz-
metlerinden yararlanmayı olumsuz etkileyen koşulların orta-
dan kaldırılması gerekir. Dolaysıyla sağlıkta eşitsizliklerle ilgili
müdahale alanları a) yoksulluk ile ilgili önlemler, b) yaşam ve
çalışma koşullarının iyileştirilmesi ile ilgili önlemler, c) bireysel
yaşam tarzının sağlıklaştırılması ile ilgili önlemler, d) sağlık hiz-
metlerine erişimin kolaylaştırılması ile ilgili önlemdir.
Genel olarak sağlıkta eşitsizlik ile mücadele etme iki türlü ya-
pılabilir. Birincisi ve mevcut olan yaklaşım sonuca odaklanıp,
eşitsizliğin birey üzerinde yarattığı etkileri gidermeyi hedef-
lerken; ikincisi ve olması gereken yöntem nedene odaklanıp,
eşitsizliğin kaynağını yok etmeyi amaçlar (Polat ve İçağasıoğlu
Çoban (2015). Şimsek ve Kılıç (2012) da aynı içerikte bir de-
ğerlendirme yapmaktadır: sağlıkta eşitsizlikleri kaldırmak için
hem sınıfsal farklılıkları azaltmak ve hem de sağlık hizmetlerini
daha erişilebilir ve kapsayıcı hale getirmek gerekmektedir.
3. Sağlık Eşitsizliklerini Açıklamada Kullanılan
Bağımsız Değişkenler
Sağlık eşitsizlikleri çalışmalarında bağımsız (açıklayıcı) değiş-
ken olarak çok sayıda faktör kullanılmaktadır. Bunlar birey-
sel özellikler olduğu kadar toplum yapısına ait sosyal olgular
veya koşullar da olabilmektedir. Bundan sonraki bölümde bu
değişkenler başlıklar halinde incelenecektir. Ancak yaş, cinsi-
yet veya medeni durum gibi bireysel özellikler dışındaki sosyal
olgu ve koşullar birbirinden bağımsız değil tam tersine ilişki
içindeki olgulardır. Diğer bir deyişle birindeki değişme diğerle-
rindeki değişmeyi de tetiklemektedir.
74 PLANLAMA
Sosyal Sınıflar ve Çalışma Durumu
Sağlık eşitsizliklerini açıklamada sıklıkla başvurulan bağımsız
değişkenlerden birisi de sosyal sınıftır. Sosyal sınıflar arasın-
da algılanan sağlık düzeyi açısından anlamlı istatistiksel farklar
vardır ve algılanan sağlık düzeyi açısından sosyal sınıfın etkisi
gelirden daha yüksektir (Tüzün vd., 2014; Nesanır ve Eser,
2010). Belek’e (2000) göre çocukluktaki sınıfsal konum ye-
tişkinlikteki sağlık durumunu yakından etkilemektedir; düşük
sosyal sınıflarda doğanlar sosyoekonomik, fiziksel ve psiko-
lojik risk faktörlerini daha fazla oranda yaşamakta ve başa
çıkma mekanizmalarını kullanmada yetersiz kalmaktadırlar.
Bu tür genel değerlendirmeler yanında sosyal sınıf ile sağlık
arasındaki ilişkiye ait daha özel bağlantılar da vurgulanmak-
tadır. Şimşek vd.’ne (2010) göre Türkiye’de çalışma alanındaki
hiyerarşik konumda aşağılara doğru gittikçe sigara kullanma
sıklığı artmaktadır. Bebeğin bağışıklık sisteminin güçlenmesini
engelleyen sosyal ve ekonomik koşullar bebeklerde büyüyen
bir sağlıksızlık riskini de beraberinde getirmektedir (Ergin ve
Hassoy, 2011). İngiltere’de beyaz yakalı ailelerin çocukları mavi
yakalı ailelerin çocuklarına göre ortalama 5 yıl daha uzun ya-
şamaktadırlar (Whitehead, 2001). Koçoğlu ve Akın’ın (2009)
tespitlerine göre sağlıklı yaşam biçimi davranışları puanı, ya-
şam kalitesi ölçeğinin bedensel sağlık bileşenleri ve mental
sağlık bileşenleri puanı tüm sosyal sınıflar arasında farklıdır; en
düşükten yükseğe doğru sıralama şöyledir; mavi yakalılar, ken-
di hesabına çalışanlar, beyaz yakalılar ve burjuvalar. Hacıalioğlu
vd. (1999) en yüksek hipertansiyon görülme sıklığının (preva-
lence) işçi sınıfında görüldüğünü tespit etmişlerdir. Kadınlar
arasında babasının sosyal sınıfı çiftçi olanlarda hipertansiyon,
santral obezite ve yüksek kollestrol anlamlı düzeyde yüksek-
tir (Demiral vd., 2007). Çan vd.’ne (2007) göre hem kadın-
larda hem erkeklerde ücretli/maaşlı çalışanlar en çok sigara
kullananlardır, ikinci sırada öğrenciler, üçüncü sırada ise kendi
işinde çalışanlar gelmektedir; en az sigara içme sıklığına sahip
grup ise ev kadınlarıdır. Selçuk Tosun ve Akça’ya (2014) göre
hem aile desteği hem de arkadaş desteği bakımından beyaz
yakalılar en yüksek değere sahipken, mavi yakalılar en düşük
değere sahiptir. Tam tersi şekilde olumsuz nitelikteki Genel
Sağlık Anketi (GSA) puanı açısından mavi yakalılar en yüksek
puana sahipken beyaz yakalılar en düşük puana sahiptir. Yakın-
ma, yeti yitimi ve Genel Sağlık Anketi (GSA) skorları için en
kötü durumdaki sınıflar niteliksiz emekçiler ile mavi yakalılar
iken en iyi durumdakiler yüksek nitelikliler ile burjuvalardır.
Çalışma yerindeki pozisyona göre bireyler arasında sağlık fark-
lılaşmasının olduğu bir gerçektir. Tüzün vd.’ne (2014) göre ça-
lışma durumu işsizler, mavi yakalılar, kendi hesabına çalışanlar,
beyaz yakalılar, işverenler şeklinde değiştikçe algılanan sağlık
düzeyinin iyileştiği görülmektedir.
Sosyoekonomik Düzey
Sosyoekonomik düzeyin sağlık üzerindeki etkisi birçok çalış-
maya konu olmuştur. Marmot vd.’ne (1991) göre sadece mut-
lak yoksulluk düzeyinde değil aynı zamanda sosyoekonomik hi-
yerarşinin her basamağında sağlık eşitsizlikleri vardır (aktaran
Yardım ve Özcebe, 2010). DSÖ tarafından yürütülen “küresel
hastalık yükü” çalışması; aşırı zayıflık, şişmanlık, sigara, alkol,
hipertansiyon ve riskli cinsel davranışların hastalık ve ölümle-
rin başlıca nedeni olduğunu ve bu nedenlerin sosyoekonomik
gruplar arasında eşitsiz varlık gösterdiğini ortaya koymuştur
(Yardım ve Özcebe, 2010). Tüzün vd.’ne (2014) göre bireyler
sosyo-ekonomik grup hiyerarşisinde yükseldikçe kötü algıla-
nan sağlık düzeyi azalmaktadır. Benzer şekilde Kocabaş (2014)
daha düşük sosyoekonomik düzeye sahip bireylerin daha
kötü sağlık koşullarına sahip olduğunu vurgulamaktadır. Ergül
(2005) ise sosyoekonomik koşullar ve bu koşullar arsındaki
karşılıklı etkileşimin sağlık düzeyi üzerinde doğrudan etkili ol-
duğunu vurgulamaktadır. Yukarıdaki genel değerlendirmeler
yanında daha özel değerlendirmeler yapan çalışmalar da var-
dır. Sosyoekonomik durumu kötü olan bireylerin ruhsal sağlık
bakımından da dezavantajlı oldukları tespit edilmiştir (Belek,
1999b; Buzlu vd., 2006). Zaybak ve Fadıllıoğlu’na (2004) göre
aylık gelir düzeyi yüksek ve mesleki statüsü daha iyi olanlar
sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını daha fazla benimsemekte-
dirler. Hacıalioğlu vd.’ne (1999) göre sosyoekonomik durumu
düşük olanlarda hipertansiyon sıklığı yüksektir. Koroner kalp
hastalığının (KKH) başlıca davranışsal nedenleri sigara kullanı-
mı, fiziksel aktivite azlığı ve sağlıksız beslenme iken ara neden-
ler ise artmış kan basıncı, glikozu ve lipitleri ile şişmanlıktır. Bu
risk etmenlerinin koroner alp hastalığının %75–80’ini açıkladı-
ğı belirtilmektedir. Dolaysıyla koroner kap hastalığının (KKH)
ortaya çıkışında sosyoekonomik etkenlerin önemi büyüktür
(Ünal ve Demirel, 2004). Şimşek vd. (2010) iki noktaya vurgu
yapmaktadır: Birincisi sosyoekonomik durum hem hastalığa
neden olan risk etmenlerinin ve hastalığın ortaya çıkmasında,
hem de hastalığın seyrinde (prognosis) önemli bir belirleyici-
dir; ikincisi çalışma durumu, eğitim düzeyi ve gelir etkenlerine
göre sosyoekonomik durum kötüleştikçe sağlıksız beslenme
yaygınlaşmaktadır. Taşkın ve Atak (2004) ise daha kritik bir
noktaya vurgu yapmaktadırlar: Annenin gebelik yaşı, doğur-
ganlık durumu, akraba evliliğinin olup olması gibi sosyoekono-
mik ve kültürel koşullar bebek ölüm hızını arttıran unsurlardır.
Eğitim Düzeyi
Eğitim düzeyi sağlık eşitsizlikleri konusunda en belirgin etkiye
sahip olgudur. Belek de (2004) eğitim düzeyi ile sağlık duru-
mu arasında güçlü bir ilişki olduğunu vurgulamaktadır. Nesanır
vd.’ne (2005) göre annenin eğitim düzeyi ile çocuğun yaşadığı
sağlık sorunları arasında güçlü bir ilişki vardır. Belek (1998a)
yaptığı çalışmada; algılanan sağlığın iyiden kötüye doğru evril-
mesinde eğitim düzeyi düşük olanların, eğitim düzeyi yüksek
olanlara göre 2 kat risk taşıdığını tespit etmiştir. Hacıalioğlu vd.
(1999) öğrenim düzeyi düştükçe hipertansiyon görülme sıklığı-
nın (prevalence) anlamlı ölçüde arttığını bulmuşlardır. Bilir vd.
(2005) yaptıkları çalışmada; erkekler arasında eğitim düzeyinin
artmasıyla fiziksel fonksiyonellik, fiziksel rol, bedensel ağrı, ge-
75
Ali Cenap Yoloğlu, Ahmet Öner Kurt, Yasemin Sarıkaya Levent, Tolga Levent, Sinan Burat, Servet Karaca, Serkan Gökalp
nel sağlık, canlılık, sosyal fonksiyonellik, duygusal rol ve genel
ruh sağlığı puanlarının arttığını bulmuşlardır. Demiral vd. (2007)
ise yaptıkları çalışmada hipertansiyon, santral obezite ve bozul-
muş glikoz toleransının (BGT) okuryazar olmayan kadınlarda,
koroner kalp hastalıklarının ise hiç okula gitmemiş kadınlarda
anlamlı düzeyde yüksek olduğunu gözlemlemişlerdir. Ayrıca
erkekler arasında ise öğrenim düzeyi hipertansiyonu anlamlı
düzeyde etkilemektedir; hiç okula gitmeyen erkeklerde anlamlı
düzeyde daha fazla hipertansiyon görülmektedir. Tuchsen ve
Endahl’a (1999) göre fiziksel aktivite, sigara bırakma, düşük
kalorili beslenme gibi koroner kalp hastalıklarından koruyan
yaşam tarzı ilk olarak eğitimli gruplar tarafından kabul görmek-
te ve benimsenmektedir (aktaran Demiral vd., 2007). Şimşek
vd.’ne (2010) göre gelişmiş ülkelerde gözlemlenenin tam ter-
sine Türkiye’de erkekler için yüksek eğitimli kesim düşük eği-
timli kesime göre şişmanlık konusunda daha risklidir. Türkkan’a
(2009) göre işe bağlı kas ve iskelet sistemi hastalıklarında
(İKİH) da eğitime bağlı eşitsizlikler mevcuttur. Düşük eğitim
seviyesinde işe bağlı kas ve iskelet sistemi hastalıklarına bağlı
kronik ağrı görülme sıklığı (prevalence) daha yüksektir. Ergin
ve Hassoy (2011) ise gebelik sürecinde ve çocukların gerekli
aşıları yaptırmasında annenin eğitim düzeyinin anlamlı bir fark
yarattığını vurgulamaktadırlar. Ayaz vd.’ne (2008) göre eğitim
sosyal desteğin belirleyicisidir: çünkü eğitim, kişilerin sosyal
ilişki kurmasında ve o ilişkiyi geliştirme becerisi kazanmasında;
dolaysıyla sosyal destek kaynaklarını daha fazla kullanabilmesin-
de etkin bir faktördür. Benzer içerikte Selçuk Tosun ve Akça
(2014) ise eğitim düzeyi arttıkça aile desteği puanının, arkadaş
desteği puanının ve sosyal destek puanının arttığını; buna karşın
eğitim düzeyi azaldıkça olumsuz nitelikteki genel sağlık anketi
(GSA) puanı ile özel kişi desteği puanının arttığını bulmuşlardır.
Eğitim düzeyi düştükçe ruhsal sağlık düzeyi de düşmektedir.
Çünkü eğitimin temel amacı toplumsal yaşamı mümkün kılan
bilgi ve becerilerin insanlar tarafından edinilmesini sağlamaktır.
Dolaysıyla insanların eğitim seviyesi arttıkça güncel toplumsal
koşullara uyum sağlama kapasiteleri de artmaktadır. Bu da in-
sanların karşılaştıkları gündelik sorunlar ile daha kolay baş et-
melerini olanaklı kılmaktadır (Belek, 1999b; Buzlu vd., 2006).
Özpınar (2016) ise bebek ölüm hızının eğitim seviyesinin daha
düşük olduğu yerlerde daha yüksek olduğunu gözlemlemiştir.
Gelir Düzeyi
Gelir düzeyi sağlık eşitsizliklerini hem göstermede hem de
açıklamada kullanılan başlıca bağımsız değişkenlerden biridir.
Bu konuda yazında farklı bağımlı değişkenlerle ilişki kurm
birçok inceleme mevcuttur. Hatun vd.’ne (2003) göre gelir
düzeyi sağlık durumunun en önemli belirleyicisidir. Tüzün vd.
(2014) gelir düzeyi arttıkça kötü algılanan sağlık düzeyinin azal-
dığını ifade etmektedirler. Wilkinson (1992) gelir dağılımındaki
eşitsizliklerin gelir grupları arasındaki ortalama yaşam süresi
farkının artmasına neden olduğunu vurgulamıştır (aktaran Yar-
dım ve Özcebe, 2010). Aldinç vd. (2004) gelir düzeyi arttıkça
ve hane reisinin sınıfsal konumu yükseldikçe hanenin yaşam
kalitesinin arttığını not düşmektedirler (aktaran Koçoğlu ve
Akın, 2009). Hacıalioğlu vd.’ne (1999) göre ortalama aylık ge-
liri düşük olanlarda hipertansiyon görülme sıklığı (prevalence)
anlamlı düzeyde yüksek görülmektedir. Demiral vd. (2007) ka-
dınlarda hanehalkı geliri düştükçe koroner kalp hastalığı (KKH)
görülme sıklığının (prevalence) arttığını vurgulamaktadırlar.
Şimşek vd.’ne (2010) göre aylık kişibaşı geliri 0–499 TL olan-
larda HDL (iyi kolestrol) düşüklüğü aylık kişibaşı geliri 1000 TL
ve üstü olanlara göre 2,21 kat daha yüksektir. Türkkan (2009)
gelir düzeyi düşük olanlarda bel ve sırt ağrılarının daha fazla
olduğunu ifade etmiştir. Bu durum düşük ücretle geçici veya
serbest çalışanların istenmeyen ergonomik risk faktörlerine
daha fazla maruz kalmaları ile açıklanmıştır. Belek (1998a) ise
algılanan sağlık düzeyi üzerinde gelirden daha çok gelirin gideri
karşılama düzeyinin etkili olduğunu vurgulamaktadır.
Yoksulluk
Yoksulluk insan sağlığını etkileyen en önemli olgulardan biridir
ve uluslararası örgütler de bunu bu şekilde kabul etmektedir-
ler (Hamzaoğlu, 2004). Belek’e (1999a) ve İnandı’ya (1999)
göre kötü yaşam koşulları ve maddi yetersizlikler, kısaca yok-
sulluk; ruh sağlığı, algılanan sağlık durumu ve sağlık hizmet-
lerinden yararlanma konularında doğrudan etkilidir. Hatun
vd. (2003) ise yoksulluğun çocuk sağlığı üzerindeki etkilerine
odaklanmışlardır. Yoksulluk ve çocuk sağlığı arasındaki ilişkiye
ilişkin şunlar aktarılmıştır:
Yoksulluk, çocuklarda ölüm oranı (mortality) ve hastalık
oranı (morbidity) oranının artmasının başlıca sebebidir.
Yoksul ailelerin çocuklarında ekonomik yetersizliğe bağlı
olarak beslenme yetersizliği görülmektedir.
DSÖ’nün (2002) hastalıkların ortaya çıkmasına neden olan
risk faktörlerini inceleyen araştırmasına göre en önemli
hastalık riski yoksulluğa bağlı olarak gelişen, çocukların ve
annelerin düşük ağırlıkta olmasıdır.
Yoksulluk arttıkça evde aile fertleri tarafından paylaşılacak
olan toplam besin miktarı azalmakta ve bu durum ise en
çok küçük bebekler ile anneleri olumsuz etkilemektedir.
Yoksulluk çocukların hem bedensel hem de zihinsel kapa-
sitelerini tam olarak kullanmasını engellemektedir.
Uzun süre az yiyecek ile beslenen bedenlerin yüksek ka-
lorili (ve ucuz) besinler ile beslenmeye başladığında tip-2
diyabete yakalandığı gözlenmiştir (Zimmet, 2000; Samaras
ve Campell, 2000). Bu nedenle dünyanın yoksul bölgele-
rinde bulaşıcı hastalıklardan sonra en yaygın rahatsızlık şiş-
manlık ve tip-2 diyabettir.
Çocuklar için hem büyüme (vücut) hem de gelişme (yete-
nek) açısından en önemli bileşen beslenme ve sağlıklı annedir.
DSÖ’nün (2002) raporuna göre yoksulluk arttıkça düşük
ağırlıklı (yetersiz beşlenmiş) çocuk oranı artmaktadır. Ye-
tersiz beslenmenin sonuçları ise şöyle sıralanabilir: boy kı-
salığı (bodurluk), zayıf bağışıklık sistemi, uzun atak (episo-
76 PLANLAMA
de) dönemi, kolay enfeksiyona yakalanma ve enfeksiyonun
şiddetli seyretmesidir.
• Yoksulluk, kadınların beslenmesini olumsuz etkileyerek
bebeklerin dezavantajlı başlamasına neden olmaktadır.
Dolaysıyla eşitsizlik anne karnında başlamaktadır.
Stoll ve Measham’a (2001) göre gelişmekte olan ülkeler-
de yenidoğan dönemindeki ölümlerin en önemli nedenle-
ri arasında enfeksiyonlar (%42), doğum sırasında oksijen
yetersizliğinden boğulma (asphyxia) ve travma (%32), do-
ğumsal (congenital) anomaliler ve zamanından önce do-
ğumlar (premature) sayılmakta ve bütün bu nedenlerin ise
yoksulluk ile doğrudan ilişkisi bulunmaktadır.
• Yoksulluk,
Yenidoğan döneminde neden olduğu nörolojik kusurlar
nedeni ile yoksulluğun kronik bir yapıya kavuşmasına ne-
den olmaktadır.
Yoksul çocukların merkezi sinir sistemine zarar veren tok-
sik maddelerle karşılaşma olasılığı daha yüksektir.
Demir eksikliği yoksul ailelerin çocuklarında daha sık gö-
rülmektedir. Uzun süre deneyimlenen demir eksikliği ço-
cukların entelektüel gelişimini sınırlandırmaktadır.
Yoksulluğun doğrudan etkileri yanında dolaylı etkileri de
sağlık açısından belirleyicidir. Hastalıkların teşhis edilse
bile maddi yetersizlik nedeni ile tedavi ettirilememesi buna
bir örnektir.
Yoksulluk en önemli etkilerini çocuklarda göstermektedir. Bu
ise ilerleyen yaşlardaki eşitsizliklerin altyapısını hazırlayarak
kendi kendini yeniden üreten bir mekanizmaya dönmektedir.
Yaş
Yaş kişinin sağlık durumunu etkileyen en doğal etkenlerden
biridir. Erengin ve Dedeoğlu’na (1997) göre kişinin yaşı art-
tıkça algılanan sağlık durumu kötüleşmektedir. Bilir vd. (2005)
yaş ilerledikçe yaşam kalitesinin düştüğünü; artan yaşla birlikte
fiziksel fonksiyonellik, fiziksel rol, bedensel ağrı, genel sağlık,
canlılık, sosyal fonksiyonellik ve duygusal rol puanlarının an-
lamlı düzeyde azaldığını gözlemlemişlerdir.
Toplumsal Cinsiyet
Sağlık eşitsizlikleri özellikle kadınlar aleyhine bir durum ser-
gilemektedir. Diğer bir deyişle benzer şartlar altında kadın-
lar erkeklere göre daha kötü sağlık koşullarına sahiplerdir. Bu
durum çeşitli şekillerde tespit edilmiştir. Kadınların olumsuz
nitelikteki Genel Sağlık Anketi (GSA) puanı ortalamasının er-
kelerden daha yüksek olduğu görülmektedir; diğer bir deyişle
kadınların ruh sağlıkları erkeklere göre daha kötü durumdadır
(Belek, 1999b; Kelleci vd., 2003; Özdemir ve Rezzaki, 2007).
Erengin ve Dedeoğlu (1997) ise kadınlar arasında algılanan
sağlık durumunun erkeklere göre daha kötü olduğunu vurgu-
lamışlardır. Koçoğlu ve Akın’a (2009) göre yaşam kalitesinin
mental sağlık bileşenleri açısından cinsiyet belirleyicidir. Kadın-
lar sosyoekonomik durumun olumsuz etkilerini daha çok ya-
şamakta, toplumsal olanaklardan daha az faydalanmakta ve ya-
şam kalitesini düşüren sağlık sorunlarını daha sık yaşamaktadır.
Bunlara ek olarak toplumun kadınlara yüklediği sorumluklar
ve beklentiler cinsiyetin mental sağlık üzerinde belirleyici ol-
masında etkilidir. Çan vd. (2007) kadınların sağlık sorunlarına
yol açan Türkiye’deki özgün durumunu söyle aktarmaktadır:
Türkiye’de kadınlar arasında eğitim düzeyi arttıkça ve çalışma
durumu iyileştikçe sigara içme sıklığı anlamlı olarak artış gös-
termektedir. Bu ise genel beklentinin tam tersi bir durumdur.
Medeni Durum
Kişinin medeni hali de sağlık durumu üzerinde etkiye sahip bir
olgudur. Erengin ve Dedeoğlu’na (1997) göre medeni duruma
göre algılanan sağlık değerlendirmesinde en düşükten en yük-
seğe doğru sıralama şöyledir: eşi ölmüş/ayrılmışlar, evliler, hiç
evlenmemişler. Benzer şekilde bekâr olma durumu genel ruh
sağlığı dışındaki SF-36 bileşenlerinin tümünde istatiksel olarak
anlamlı iyileşmeye neden olmuştur (Bilir vd., 2005). Hacıalioğ-
lu vd. (1999) ise hipertansiyon görülme sıklığının (prevalence)
dullarda yüksek olduğunu, bunun en büyük nedeninin ise stres
olduğunu belirtmişlerdir.
Konut ve Yaşam Koşulları
Konut ve yaşama koşullarının sağlık üzerinde doğrudan etkisinin
olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Whitehead (2001) İngiltere’de
yoksul mahallelerde yaşayan kişilerin daha uzun süre kronik has-
talığa ve sakatlığa maruz kaldıklarını; daha fazla sağlık sorunu
yaşadıklarını gözlemiştir. Benzer şekilde Belek’e (1998b) göre
yaşanılan yer sosyoekonomik eşitsizliklerin sağlık üzerindeki et-
kilerini ölçmek açısından anlamlı bir değişkendir. Selçuk Tosun
ve Akça (2014) ise evdeki oda sayısı arttıkça ya da evdeki yaşam
koşulları iyileştikçe olumlu nitelikteki aile desteği puanının, arka-
daş desteği puanının ve sosyal destek puanının artarken, olum-
suz nitelikte olan Genel Sağlık Anketi (GSA) puanının ise azaldı-
ğını gözlemlemişlerdir. Hanede yaşayan birey sayısı arttıkça hem
sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını uygulama olasılığı azalmakta
hem de yaşam kalitesi azalmaktadır (Koçoğlu ve Akın, 2009).
Çalışma Koşulları
Türkkan’a (2009) göre çalışanlar arasındaki sağlık eşitsizlikleri-
nin başıca nedeni çalışma koşullarındaki farklılıklardır. Çalışma
koşullarındaki eşitsizlikler hastalıkların gerçekleşme sıklığını
etkilemektedir. Benzer şekilde Belek (2000) kişilerin iş koşul-
ları üzerindeki kontrol olanaklarının sağlık üzerinde olumlu
etkide bulunduğunu ifade etmiştir.
Sağlık Güvencesi
Sağlık güvencesine sahip olma sağlık hizmetlerinden faydalan-
mayı ve gerekirse tedavi yöntemlerinin uygulanmasını doğrudan
etkileyerek kişinin sağlık durumunu etkilemektedir. Erengin ve
77
Ali Cenap Yoloğlu, Ahmet Öner Kurt, Yasemin Sarıkaya Levent, Tolga Levent, Sinan Burat, Servet Karaca, Serkan Gökalp
Dedeoğlu’na (1997) göre sosyal güvencesi olmayanların algıla-
nan sağlık düzeyi sosyal güvencesi olanlara göre daha kötüdür.
Bilir vd. (2005) erkeklerin herhangi bir sosyal güvenceye sahip
olması ile fiziksel fonksiyonellik, canlılık, genel ruh sağlığı, duygu-
sal rol puanları arasında anlamlı bir ilişki olduğunu saptamışlardır.
Koçoğlu ve Akın (2009) ise sağlık güvencesi durumu kötüleştik-
çe yaşam kalitesi puanının da kötüleştiğini tespit etmişlerdir.
Göç
Topçu ve Beşer’e (2006) göre kişileri sosyal, kültürel, ekono-
mik ve çevresel olarak etkileyen göç sağlık üzerinde doğru-
dan etkiye sahiptir. Göç edilen (gidilen) yerdeki sağlık altya-
pısının yetersiz olması, göç edenlerin ekonomik durumunun
kötü olması, dil sorunları, sosyal güvenlik yokluğu, sosyal ve
psikolojik stres göçmenlerin sağlığını olumsuz yönde etkile-
mektedir. Göç eden bireylerde bedensel rahatsızlıklar yanında
psikolojik rahatsızlıklar da görülmektedir. Psikolojik sorunlar
en çok kadınlar ve çocukları rahatsız etmektedir. Kadınlarda
post-travmatik stres bozukluğu, çocuklarda ise korku ve içe
kapanıklık görülmektedir (Ertem, 1999; İpekyüz, 1996). İpek-
yüz (1996) ise göç ve cinsiyet arasındaki ilişkiye dair şunları
söylemektedir: Göç eden kadınların yeterince doğum öncesi
bakım hizmeti almadıkları, hastanede yapılan doğum oranının
düşük olduğu, evde ve sağlık personeli olmadan yapılan doğum
oranının yüksek olduğu görülmektedir. Sağlıksız koşullarda ve
teknik destek olmadan yapılan doğumlar ana-çocuk sağlığını
olumsuz etkilemekte ve doğum sırasında ölümlere neden ol-
maktadır. Maddi olanaksızlık nedeni ile tam olarak tedavi ola-
mayan göçmenler aynı zamanda hastalıkların taşıyıcısı konu-
muna da geçmektedirler. Bu da salgın/kronik hastalık riskinin
devam etmesine neden olmaktadır (İpekyüz, 1996).
Ülkelerin Gelişmişlik Düzeyi
Ülkeler gelişmişlik düzeyindeki farklılaşmaya göre sağlık eşit-
sizlikleri açısından birbirine ters eğilimler gösterebilmektedir-
ler. Koroner kalp hastalıkları (KKH) gelişmiş ülkelerde gittikçe
azalan ve daha çok alt sosyal sınıflarda görülen bir hastalık
iken; gelişmekte olan ülkelerde daha sık görülen ve üst sos-
yal sınıflarda görülen bir hastalıktır (Şimşek vd., 2010). Geliş-
mekte olan ülkelerde kardiovasküler hastalıklara bağlı ölüm-
lerin yarısı 70 yaş altında olurken bu oran gelişmiş ülkelerde
%25’tir. Dünya Sağlık Örgütü tahminlerine göre 2020 yılında
küresel hastalık yükünün %78’i gelişmekte olan ülkelerdeki
kardiovasküler hastalıklara bağlı olarak gelişecektir (Reddy,
2005; aktaran Demiral vd., 2007). Sigara kullanımı, obezite ve
hareketsiz (sedentary) yaşam tarzı gelişmekte olan ülkelerde
daha çok yüksek sosyal sınıflarda gözlenirken, gelişmiş ülkeler-
de düşük sosyal sınıflara gözlenmektedir (Demiral vd., 2007).
4. Sağlık ve Kentsel Planlama
Duhl vd.’ne (1999) göre medikal sağlık modeli bireylere ve
tedavi edecek müdahalelere odaklanır. Ancak sosyal sağlık
modeli sağlığı sosyo-ekonomik statü, kültür, çevresel koşullar,
konut, çalışma ve topluluk etkilerinin bir sonucu olarak gö-
rür. Kamu sağlığındaki sosyal model üç konu etrafında kentsel
planlama ile kamu sağlığı arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Bu
konular; sosyal adalet, siyasal ekonomi ve çevredir. Sosyal
adalet, kamu sağlığı ile ilişkili olarak örgütlü kolektif eylem-
ler aracılığı ile toplum sağlığını tehdit eden tehlikeleri kont-
rol etmeyi ve çevre koşullarını değiştirmeyi hedefler. Siyasal
ekonomi, toplumsal ve ekonomik yapının birey yaşamını nasıl
etkilediği üzerinde durur. Kaynaklar toplumda eşit olarak de-
ğil daha çok sahip olunan iktidara/güce göre dağıtılmıştır. Bu
da yaş, ırk, sınıf, cinsiyet gibi faktörlerin etkisini açıklamada
bütüncül bir perspektif sağlamaktadır. Çevre ise toplulukla-
rın sosyal ve fiziksel sınırlılıklarına odaklanmaktadır. Oldukça
büyük miktardaki hastalığın çevreden kaynaklandığı, buna bağlı
olarak da hastalık önlemenin ilaç tedavisi veya bireysel deği-
şimlerden çok bizi çevreleyen koşulların değişimine bağlı ol-
duğu vurgulanmaktadır. Çünkü çevre kalıtsal özellikler, yaşam
biçimi, sosyal ve ekonomik değişkenler kadar sağlığı etkileyen
temel değişkenlerden biri olarak kabul edilmektedir (White-
head ve Dahlgren, 1991).
WHO’ya (2002) göre hızlı, plansız ve sürdürülebilir olma-
yan kentsel gelişme ve nüfusun sürekli olarak kentleşmesi
özellikle gelişmekte olan ülkelerde kentleri, çevre ve sağlık
riskleri açısından odak noktası haline getirmektedir. Ancak
bulaşıcı olmayan ve zor tedavi edilen hastalıklar (obezite, as-
tım, sağlık eşitsizlikleri, akıl hastalıkları, sosyal uyum ve des-
tek ağlarının kaybedilmesi) ise gelişmiş ülkelerdeki kentsel
yerleşimlerde gündeme gelmeye ve kamu sağlığı açısından ilgi
odağı olmaya başlamıştır.
RCEP’e (2007) göre kentsel çevrenin planlanma, tasarlanma
ve yönetim biçimi sağlığımızı hem olumlu hem de olumsuz şe-
kilde etkileyebilmektedir. WHO (2010) sağlığın 5 belirleyicisi-
ni ve bu belirleyicileri etkileyen yapılı çevrenin dört unsurunu
aşağıdaki gibi tanımlamıştır (Tablo 1).
Yapılı çevre ile ilgili sağlığın 5 belirleyicisi:
• Fiziksel aktivite düzeyi
• Sosyal ve psikolojik etkiler
• Hava kirliliği
• Gürültü kirliliği
• Beklenmedik yaralanmalar
Yapılı çevrenin sağlığın 5 belirleyicisini etkileyen 4 unsuru
• Alan kullanımı örüntüsü
• Ulaşım sistemi
• Yeşil alanlar
• Kentsel tasarım
Fiziksel Aktivite Düzeyi: Kentsel çevreler aktif seyahat
miktarını ve ona bağlı olarak fiziksel aktivite düzeyini etkile-
mektedir (Lee ve Moudon, 2008; Brown vd., 2008).
78 PLANLAMA
Sosyal ve Psikolojik Etkiler: Topluluk düzeyinde sosyal ve
psikolojik etkiler destekleyici sosyal ağlar ile ilişkilendirilmiştir.
Halpern (1995) akıl hastalıkları ile destekleyici sosyal ağların
yokluğu arasında güçlü bir ilişki olduğunu belirtmektedir. Ör-
neğin bazı kentsel yapılı çevre formlarının desteklediği suça
maruz kalma korkusu akıl sağlığı ve esenliği üzerinde derin
etkilerde bulunmaktadır.
Hava Kirliliği: Krzyzanowski vd. (2005) temiz havanın sağlık
ve esenlik için temel gereklilik olduğunu bildirmişlerdir.
Gürültü Kirliliği: Gürültü, kentsel çevre içinde temel yaşam
kalitesi bileşenlerinden biri olmuştur. Ulaşım, sanayi ile birlik-
te en büyük gürültü kaynağı olarak görülmektedir. WHO’ya
(2007) göre kentsel gürültü bir esenlik konusu olmaktan bir
sağlık konusu olmaya evrilmiştir.
Beklenmedik Yaralanmalar: Beklenmedik yaralanmalar
kavramı DSÖ tarafından genellikle kaza olarak değerlendirilen
vakalar için kullanılmaktadır (WHO, 2010). Planlama ve tasa-
rımdaki birçok unsur beklenmedik yaralanmaların olasılığını ve
şiddetini etkilemektedir.
Sağlıksız çevreler yaratma eğiliminden uzakta kalmayı başa-
ran ülkeler mekânsal planlamanın 4 unsurunu (alan kullanımı
örüntüsü, ulaşım, yeşil alanlar ve kentsel tasarım) entegre bir
biçimde kullanan ülkelerdir (Tablo 2).
Kamu sağlığı açısından mekânsal formun önemi değerlendiri-
lirken fiziksel determinizmden uzak durmak önemlidir. Burada
asıl olan fiziksel çevre, kültürel gelenekler ve topluluk bağları,
ekonomik aktivite ve yaşam tarzı arasındaki ilişkiyi anlamanın
sağlığı destekleyen müdahaleler, mekânsal politikalar ve plan-
lar üretmek açısından önemini kavramaktır (WHO, 2010).
4.1. Alan Kullanımı Örüntüsünün Sağlık Üzerindeki
Etkileri
Fiziksel Aktivite Düzeyi Üzerindeki Etkisi
Mesafe, aktif yolculuk düzeyi için temel belirleyicidir. Birçok
çalışma zaman ve mesafe açısından yerel hizmetlerin erişilebi-
lirliği ile yürümeye yatkınlık arasındaki ilişkiyi ortaya koymuş-
tur (Lee ve Moudon, 2008). Sosyal donatıların, iş yerlerinin ve
arkadaşların belli bir mesafe içinde ve güvenli bir yoldan erişili-
yor olması yürümeyi veya bisiklete binmeyi teşvik etmektedir.
Burada alan kullanım örüntüsü açısından mesafeyi belirleyen
karma kullanım ve kullanım yoğunluğudur. Karma kullanım ve
kullanım yoğunluğu ile beraber caddeler arasındaki bağ da fi-
ziksel aktivite için en önemli etkendir (Şekil 5).
Karma kullanım alanları belli bir mesafe içinde çoklu varış nok-
tası meydana gelmesini sağlamaktadır. Bu ise fiziksel aktiviteyi
teşvik etmektedir. Tam tersi şekilde tekil kullanım bölgeleri
tanımlandığında bu otomobil kullanımını teşvik etmekte ve
fiziksel etkinliği azaltmaktadır.
Kullanım yoğunluğu mesafeyi tanımlayan ikinci kritik paramet-
redir. Mesafe açısından yüksek yoğunluklu konut alanları di-
ğer kullanımlara olan mesafeyi kısaltacağı için fiziksel aktivite
düzeyini arttıracaktır. Yüksek konut yoğunluğu çeşitli kamusal
Tablo 1. Sağlık riskleri ile kentsel çevre unsurları arasındaki etkileşim
Yapılı çevrenin sağlığın 5 belirleyicisini etkileyen 4 unsuru
Sağlığın belirleyicileri Alan kullanımı örüntüsü Ulaşım Yeşil alanlar Kentsel tasarım
Fiziksel aktivite düzeyi X X X X
Sosyal ve psikolojik etkiler X X X X
Hava kirliliği X X X X
Gürültü kirliliği X X O O
Beklenmedik yaralanmalar O X O O
X: Birincil etkileşim; O: İkinci etkileşim [Kaynak: WHO (2010: 30)].
Tablo 2. Kentsel ölçek ve kentsel çevre unsurları arasındaki ilişki
Bölge Kent Kasaba Mahalle Komşuluk birimi Cadde Ada
Alan kullanımı örüntüsü
Ulaşım
Yeşil alanlar
Kentsel tasarım
Kaynak: WHO (2010: 39).
79
Ali Cenap Yoloğlu, Ahmet Öner Kurt, Yasemin Sarıkaya Levent, Tolga Levent, Sinan Burat, Servet Karaca, Serkan Gökalp
hizmetler için etki alanındaki nüfusu arttırdığı için söz konu-
su kamusal hizmetlerin görünürlüğünü ve kullanılabilirliğini de
arttıracaktır.
Caddeler arasındaki ilişkinin niteliği mesafeyi etkileyen diğer
bir faktördür. Caddeler arasındaki ağın tasarımı en yakın me-
safenin oluşması veya en yakın rotadan uzaklaşılmasına neden
olabilir. Bu nedenle en yakın rotaların oluşmasına olanak sağla-
yan cadde ağı tasarımı fiziksel aktiviteyi teşvik etmek açısından
önemlidir.
Sosyal ve Psikolojik Etkiler
Alan kullanımı örüntüsü otomobil yada toplu taşım ile kolay
erişilebilir ancak birbirine uzak mesafede çalışma ve yaşama
mekânları üretirse; uzun ulaşım süresi birey ve topluluk üze-
rinde olumsuz etkiler doğurabilir. Uzun yolculuk süreleri in-
sanların sosyal aktiviteler için daha az zaman ayırmasına ve
bu sayede destekleyici sosyal ağların dışında kalmasına neden
olabilir. Bunun sonunda oluşacak yalnızlık duygusu ise bireyde
akıl ve ruh sağlığı sorunlarına yol açabilir.
Zaman-mekân eşitsizliği farklı zamanlarda farklı mekânlara eri-
şim ve kullanım açısından topluluk üyeleri arasındaki farktır.
Zaman-mekân eşitsizlikleri zamansal ve mekânsal hareketleri
kolaylaştıran ve örneğin kapsamlı bir toplu taşım ağı gibi daha
büyük coğrafyalara açılımı kolaylaştıran müdahaleler ile gide-
rilebilir.
Hava Kirliliği
Alan kullanımı örüntüsü insanların günlük aktivitelerini ve
hava kirliliği kaynakları ile ilişkilerini tanımlayacak şekilde ne-
rede yaşayacaklarını belirlediği için insanların maruz kalacak-
ları hava kirliliği miktarını da belirlemektedir. Alan kullanımı
örüntüsü açısından hava kirliliği, yüksek yoğunluklu ve uzun
binaların bulunduğu bölgelerde daha çoktur. Çünkü bu böl-
geler daha çok insanın yaşadığı, daha yoğun trafiğin olduğu
ve daha az hava akımının olduğu yerlerdir. Bu nedenle yüksek
yoğunluklu bölgeler açısından şöyle bir çıkmaz söz konusudur:
kompakt yerleşmeler kişi başına düşen arabalı yolculuk sayısı-
nı düşürürken toplam arabalı yolculuk sayısını arttırmaktadır
(Frank vd., 2006). Toplam yolculuk sayısındaki artış ise daha
yüksek düzeydeki hava kirliliğine neden olmaktadır.
Gürültü Kirliliği
Endüstri bölgeleri dışında yüksek yoğunluklu konut alanlarında
ve çöküntü bölgelerinde gürültü kirliliğinin daha ciddi düzey-
lerde algılandığı tespit edilmiştir (RCEP, 2007). Bunun dışında
gece hayatının canlı olduğu bölgeler uyku düzenini bozduğu
için sağlık açısından daha tehlikeli kabul edilmektedir.
Beklenmedik Yaralanmalar
Alan kullanımı örüntüsü iki yoldan beklenmedik yaralanmalara
neden olmaktadır. Bunlar sel ve ısı adası etkileridir. Bu iki olay
da iklim değişikliği ile yakından ilişkilidir. İklim değişikliği bu iki
olayın hem olma sıklığını hem de şiddetini arttırmıştır. Taş-
kın yataklarındaki alan kullanımı kararları stratejik bir kentsel
planlama konusudur. Çünkü mekânsal planlama taşkın yatak-
larındaki gelişmeyi kontrol edip, taşkın riskini düşürecek farklı
kullanımlar getirebilir. Su taşkınlarının doğrudan etkileri kadar
yan etkileri de sağlık açısından önemlidir. Su taşkını yüzünden
kullanılamaz hale gelen kentsel hizmetler sağlık açısından birer
risk faktörüdür.
Isı adaları, ısı tutulduğu için ortamdaki hava sıcaklığının çevre-
ye oranla daha yüksek olduğu alanlardır. Aşırı sıcaklığa maruz
kalmak kentsel alanlarda hastalık ve ölüm riskini arttırmak-
tadır. Düşük sosyo-ekonomik düzeye sahip kişiler ve etnik
azınlıklar yüksek sıcaklığın etkisindeki bölgelerde (kent mer-
kezleri) daha çok yaşamaktadırlar. Yüksek yoğunluk, seyrek
bitki örtüsü, açık alan yetersizliği bölgedeki sıcaklığı arttıran
faktörlerdir. Bundan bağımsız olarak aynı zamanda düşük sos-
yo-ekonomik düzeye sahip kişiler yüksek sıcaklık ile baş ede-
cek maddi olanaklardan da (klima vb.) yoksunlardır.
4.2. Ulaşım Sisteminin Sağlık Üzerindeki Etkileri
Fiziksel Aktivite Düzeyi Üzerindeki Etkisi
Ulaşım türü seçimi, ulaşımın fiziksel aktivite üzerindeki etki-
sini belirleyen en önemli unsurdur. Pasif ulaşım yerine aktif
ulaşım tercihini etkileyen unsurlar mesafe ve izlenecek rotanın
kalitesidir. Yaya ulaşım sağlandığı için, ve dolaysıyla fiziksel akti-
viteye katkı sağlayan, toplu taşım kullanımı bile hizmet maliyeti
ve kalitesi kadar durakların mesafesinden etkilenmektedir.
Gündelik kullanımlara (dinlenme, alışveriş yemek vb) erişim
mesafesi kişilerin yürüme, bisiklet gibi aktif ulaşımı mı yoksa
otomobil gibi pasif ulaşımı mı tercih edeceklerini etkilemek-
tedir. Gündelik kullanımların birbirinden uzak olması motorlu
Şekil 5. Mesafeyi etkileyen faktörler [WHO (2010:41)].
Karma
alan
kullanımı
Kullanım
yoğunluğu
Mesafe
Cadde ağı
80 PLANLAMA
taşıt kullanımını teşvik etmektedir. Buna ek olarak aktif ulaşım
güzergâhları tam olarak anlaşılamaz, erişimi zor, bakım-ona-
rımı yapılmayan ve güvenli değil diye algılanırsa; bu olumsuz-
luklar aktif ulaşımın kullanımını azaltmaktadır. Buna ek olarak
motorlu taşıtlar tarafından yaratılan tehlikeler de aktif ulaşı-
mın tercih edilmemesinde ifade edilen nedenlerden biridir.
Toplu taşım altyapısının kalitesi güvenilirlik, hizmet sıklığı ve
temizlik gibi faktörlere bağlı olarak değerlendirilmektedir.
Buna ek olarak toplu taşım duraklarının yakınlığı, varış nok-
talarının çekiciliği, güvenlik, diğer ulaşım türleriyle karşılaştı-
rıldığında toplu taşım süresi gibi yapılı çevreden kaynaklanan
etkenler de önemlidir (Balcombe vd., 2004). Kaliteli toplu ta-
şım yürümeyi teşvik etmektedir. Buna ek olarak yayalaştırılmış
rotalar da yürüme isteği uyandıran etkenlerdir.
Davis (2002) yürümeyi incelediği çalışmasında iyi bakılmamış
yürüyüş yollarında en riskli grubun yaşlı insanlar, hareketlerini
engelleyen kronik hastalık sahipleri, bebek arabasında çocuk-
larını taşımak zorunda olan anne-babalar olduğunu belirtmiş-
tir. Düzensiz yüzeylerin azaltılması, yürüyüş yollarının engelsiz
hale getirilmesi, yürüyüş rotası üzerinde tuvalet ve oturacak/
dinlenecek mekânların olması yürüyüşü teşvik etmektedir.
Sosyal ve Psikolojik Etkiler
Whitley ve Prince (2005) kişilerin içinde bulundukları toplu-
lukların dışına çıkaracak bir ulaşım olanağına erişimi ile dışlan-
ma korkusundaki azalma ve pozitif/olumlu akıl sağlığına sahip
olma arasında pozitif bir korelasyon olduğunu tespit etmiştir.
Düşük gelirli kişiler için toplu taşıma erişim bu nedenle de
önemlidir. Buna ek olarak bir topluluktaki yüksek düzeyde
özel motorlu taşıt kullanım yoğunluğu sosyal kaynaşmayı/uyu-
mu olumsuz etkilemektedir (WHO, 2010). Racioppi vd.’ne
(2004) göre yüksek trafik yoğunluğu nedeniyle artan trafik
kazası riski sürücülerde ve yayalarda uzun süreli akıl sağlığı
problemlerinin gelişmesine neden olmaktadır.
Hava Kirliliği
Kara ulaşımı insan sağlığını olumsuz etkileyen ve yaşam bek-
lentisini azaltan kirleticilerin havaya karışmasına neden olan
en önemli etkendir (RCEP, 2007). Ulaşımın sağlık üzerindeki
etkisini incelemek için başlıca iki konu emisyon ve hava kir-
liliğine maruz kalmadır. Emisyon açısından kentsel çevredeki
ulaşım kaynaklı temel kirletici fosil yakıtların yanması sonucu
oluşan ozon, karbon monoksit, nitrojen oksitler ve sülfür
dioksittir (RCEP, 2007). Kentsel alanların büyümesi ve daha
uzun yolculuklar ile artan otomobil sayısı giderek büyüyen
miktardaki nüfusun ulaşım kaynaklı hava kirleticiler yüzün-
den sağlık riski ile karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır.
Hava kirliliğine maruz kalma açısından günlük aktivite örün-
tüsü ve kirli çevrelerde geçirilmek zorunda olunan zaman iki
temel değişkendir.
Gürültü Kirliliği
Ulaşım kentsel alanlardaki en önemli gürültü kaynağıdır. Yo-
lardan kaynaklanan gürültünün 3 temel nedeni vardır: araç
motorları, lastik/yol etkileşimi (sürtünme) ve hava türbülansı.
Bu faktörler ise araç hızından, trafik akışından, araç tipinden,
lastik taban genişliğinden, sürüş tarzından, yolun yüzeyinden
ve hava koşullarından etkilenmektedir (Frank vd., 2006).
Beklenmedik Yaralanmalar
WHO’ya (2008b) göre küresel ölçekte karayollarında gerçek-
leşen trafik kazaları onca önleyici tedbire rağmen en büyük
beklenmedik yaralanma sebebidir. Karayollarındaki trafik ka-
zalarının başlıca sebebi ise hızdır. Racioppi vd.’ne (2004) göre
daha düşük hızlar hem daha az kazaya hem de kazalarda daha
az ölüme neden olmaktadır.
4.3. Yeşil Alanların Sağlık Üzerindeki Etkisi
Çeşitli çalışmalar kentsel yeşil alanlar ile sağlık arasındaki iliş-
kiyi göstermiştir (Brown ve Grant, 2005; Bird, 2004; 2007).
Newton’a (2007) göre doğal çevre; sinerjik, fiziksel, mental ve
sosyal esenlik faydaları sağlamaktadır.
Fiziksel Aktivite Düzeyi Üzerindeki Etkisi
Doğal çevre fiziksel aktiviteyi teşvik eden bir özelliğe sahip-
tir. Erişilebilir ve güvenli yeşil alanlar fiziksel aktiviteyi arttır-
maktadır (Croucher vd., 2007). Yeşil alan ile fiziksel aktivite
arasındaki ilişki iki alana ayrılabilir. Birincisi, arka plan/man-
zara etkisi; ikincisi ise aktif ve pasif dinlenme etkisidir. Lavin
vd.’ne (2006) göre çekici yeşil alanların bulunması insanları
fiziksel egzersiz yapma konusunda motive etmektedir. Ben-
zer şekilde Bird’e (2004) göre doğal çevreler insanlarda daha
uzun süre egzersiz yapma eğilimi yaratmaktadır. Yeşil alanlar
sadece yetişkinlerin değil çocukların aktif bir yaşam sürme-
sine de neden olmaktadır. Güvenli yeşil alanlara daha iyi eri-
şimi olan çocukların diğer çocuklara oranla fiziksel olarak
daha aktif olduğu gözlenmiştir (Croucher vd., 2007). Ella-
way vd.’ne (2005) göre yeşil alanlara sahip konut alanlarında
yaşayan insanların diğer konut alanlarında yaşayan insanlara
göre fiziksel olarak 3 kat daha aktif olduğu ve obezite gö-
rülme sıklığının ise %40 daha az olduğu görülmüştür. Diğer
bir açıdan yeterli yeşil alana erişme olanağı olan insanların
yaşadıkları mahalleye daha pozitif baktıkları tespit edilmiştir
(Bjork vd., 2008). Fiziksel aktivite, yeşil alanların şu özellikle-
rinden etkilenmektedir: yeşil alana mesafe, yeşil alana erişim
kolaylığı, yeşil alanın büyüklüğü, yeşil alanın konut ve ticaret
kullanımlarıyla ilişkisi, yeşil alanın nitelikleri (bitkisel çeşitli-
lik vb.), yeşil alandaki diğer olanaklar/etkinlikler. Croucher
vd.’ne (2008) göre yeşil alanlar sportif aktivitelere olanak
sağlamasından daha çok stresten kaçmaya olanak sağladığı
için önemsenmektedir.
81
Ali Cenap Yoloğlu, Ahmet Öner Kurt, Yasemin Sarıkaya Levent, Tolga Levent, Sinan Burat, Servet Karaca, Serkan Gökalp
Sosyal ve Psikolojik Etkiler
Yeşil alanlara ve doğaya erişim stresi azaltarak ve günlük ko-
şuşturmacadan kendimizi uzaklaştırmamızı sağlayarak akıl
sağlığını olumlu yönde etkilemektedir (Pretty vd., 2005; Lavin
vd., 2006). Yeşil alanlar aynı zamanda sosyal etkileşim ve uyum
konusunda da olumlu etkilere sahiptir (Green Space Scotland,
2008). Tam tersine yeşil alanlara sınırlı erişim kötü akıl sağ-
lığına neden olmaktadır (Guite vd., 2006; Kuo, 2001). Yeşil
alanların olumsuz sosyal etkileri ise bu tür alanlarda suça ya da
şiddete maruz kalma algısıyla ilişkilidir (Croucher vd., 2007).
Mitchell ve Popham’a (2008) göre nitelikli yeşil alanlar sağlık
eşitsizliklerini de azaltmaktadır.
Hava Kirliliği
Yeşil alanlar hava kalitesini iyileştirici ve havadaki kirleticileri
temizlemesi bağlamında sağlık üzerinde olumlu etkiye sahiptir.
Havadaki gazlar ve katı parçacıklar bitkiler tarafından filtre-
lenmektedir.
Gürültü Kirliliği
Yeşil alanlar, özellikle ağaçların ve büyük çalıların gürültüyü
perdelemesi nedeniyle sağlık üzerinde olumlu etkiye sahiptir
(Green Space Scotland, 2008; RCEP, 2007).
Beklenmedik Yaralanmalar
Yeşil alanlardaki tehlikeli oyun alanları çocuk yaralanmalarının
başlıca nedenidir. Yetersiz donanım tasarımı, oyun alanlarının
kötü tasarımı, uygun olmayan malzeme ve donanım seçimi,
yanlış yerleştirme veya kurma, düzenli denetleme eksikliği ve
yetersiz tamir-bakım gibi faktörlerin hepsi beklenmedik yara-
lanmalara neden olmaktadır. Buna ek olarak çocuk oyun alan-
larındaki yetersiz/yanlış yüzey kaplama yüksekten düşmelerde
başlıca yaralanma nedenidir (WHO, 2010).
4.4. Kentsel Tasarım
Rao vd.’ne (2007) göre kentlerde ve şehirlerde yakın çevremi-
zi deneyimleme biçimimiz bina, sokak, ada gibi küçük ölçek-
lerde gerçekleşmektedir.
Fiziksel Aktivite Düzeyi Üzerindeki Etkisi
Geleneksel ızgara sistemde düzenlenmiş bir yerde yaşayanların
arabalar için tasarlanmış yerlerde yaşayanlara göre %25 daha faz-
la yürüme eğiliminde olduğu görülmüştür (Lavin vd., 2006). Ben-
zer şekilde kamusal toplanma mekânlarının yetersiz olduğu çev-
reler hareketsiz bir yaşam tarzını desteklerken; canlı mekânların
fiziksel aktiviteyi motive etiği görülmüştür (Lavin vd., 2006).
Dolaysıyla belli biçimdeki komşuluk birimi yerel hizmetlerin kul-
lanılmasını ve bisiklete binme ile yürüyüşü teşvik ettikleri için
sağlık açısından ön plana çıkartılmaktadırlar (Barton vd., 2003).
İki çevre algılama biçimi ile fiziksel aktivite arasında sıkı bir
ilişki bulunmuştur. Bunlardan birincisi fiziksel aktivite ile al-
gılanan boş zaman ve çevre güvenliği arasında; diğeri ise al-
gılanan uygunluk ile yürüyüş arasındadır. Örneğin Croucher
vd.’ne (2007) göre anne ve babaların mahallenin güvenliğine
ilişkin algıları çocukların açık alandaki aktivite düzeyleri üze-
rinde etkilidir.
Sosyal ve Psikolojik Etkiler
Hem yeni konutların yapımında hem de kentsel dönüşüm uygu-
lamalarında konut alanlarının konumu ve sosyal gruplara göre
dağılımı kentsel tasarım tarafından belirlenmektedir. Burada
özellikle aynı büyüklükteki konutların dağılımı önemlidir. Aile-
ler özellikle sosyal ve kültürel açıdan kendileri gibi olan ailelerin
içinde yaşarken kendilerini daha güvende hissetmektedirler.
Komşuluk bağlarını güçlendiren ve destekleyici sosyal ağları teş-
vik eden kentsel tasarımlar suça maruz kalma korkusunun azal-
masında etkilidir (Lavin vd., 2006). Marmot’a (2004) göre de top-
lumdaki sosyal uyum sağlık açısından en az gelir kadar önemlidir.
Wilcox vd.’ne (2003) göre kentsel çevrenin tasarımı toplu-
mun güvenlik algısını etkilemektedir. Suç algısı kişinin sosyal
ve sağlık iyileştirici etkinliklere katılması önünde bariyer oluş-
turmakta ve sosyal yalıtılmışlık hissinin güçlenmesine neden
olmaktadır. Bu durum da insanların zihinsel, fiziksel ve sosyal
sağlıkları üzerinde doğrudan etkide bulunmaktadır (Foster ve
Giles-Corti, 2008; Staord vd., 2007).
Horowitz ve McKay (2005) ile Whitley ve Prince’e (2005)
göre kentsel formun temel sosyal etkilerinden biri kişile-
rin şiddet ve suç algılarıdır. Örneğin küçük girintileri ve kör
noktaları olan, yeterince aydınlatılmamış ve aşırı peyzaj öğesi
bulunduran konut tasarımları suç korkusunun artmasına ve
zihin sağlığının bozulmasına neden olmaktadır. Benzer şekilde
çocukların güvenli bulmadıkları mekânlarda yaşamaları onlarda
hiperaktivite, agresiflik, içe kapanıklık gibi davranışsal sorunla-
rın gelişmesine neden olmaktadır.
Hava Kirliliği
Cadde tasarımı yerel düzeyde hava kirliliği üzerinde önemli bir
etkiye sahiptir. Yüksek düzeyli hava kirliliği cadde coğrafyasına
ve taşıt trafiğinin niteliklerine bağlıdır. Özellikle dar ve trafik
sıkışıklığının olduğu caddeler hava kirliliğine en çok katkı ya-
pan caddelerdir. Dışarıdaki kirli havanın bina içlerine de girdiği
düşünülürse kapalı mekânlardaki hava kirliliği problemi hava
kalitesinin düşük olduğu yerlerde ayrı bir inceleme konusudur.
Gürültü Kirliliği
Kentsel çevre açısından noktasal gürültü kaynakları da (gece
kulüpleri, birahaneler vb) önemlidir. Planlama bazı bölgeleme
82 PLANLAMA
kuralları getirerek gürültü açısından uygun olmayan kullanım-
ların yer seçimine sınırlama getirebilir.
Beklenmedik Yaralanmalar
Kentsel tasarımdan kaynaklanan beklenmedik yaralanmalar
birçok nedenle olabilmektedir. Bu faktörler yetersiz sokak
aydınlatması, yürüyüş yolları için seçilen malzeme, yapılı çev-
renin yetersiz bakımı ve kötü çevresel tasarım gibi unsurları
içermektedir. Harlan vd.’ne (2006) göre açık mekân eksikliği
ve yetersiz bitki örtüsü kentsel mekânlarda yüksek hava sı-
caklığına neden olmaktadır. Bu nedenle yerel tasarım ölçütleri
yerel sıcaklıklar üzerinde etki edebilmektedir.
4.5. Sağlıklı Kent Planlamasının Zorlukları
Sağlık açısından kentsel çevredeki riskler değerlendirildiğinde
şu noktalar ön plana çıkmaktadır:
Bütüncül yaklaşımların geçerliliği,
• Odağın hastalıktan, sağlığı etkileyen unsurlara kayması
(Antonovsky, 1996),
Birey temelli yaklaşımlardan toplum temelli yaklaşımlara
kayış,
Tekil sağlık problemine, riskine ve doğrusal nedenselliğe
odaklanan indirgemeci ve mekânik düşünceden, insanların
yaşadığı çevrede sağlığı destekleyici bir bağlam yaratmaya
odaklanan bütüncül yaklaşımlara kayış (Kickbusch, 2003).
WHO’ya (2008a) göre şehir planları, insan yerleşmelerinin bi-
çimini, orada yaşayanların sağlık ve esenliğini ve genel olarak
kentsel sosyo-ekonomik durumu tanımlayan anahtar belirleyici-
lerdir. Bu nedenle planlama kararları kentsel çevrenin insan sağlığı
üzerindeki etkilerini dikkate almalıdır. Buna bağlı olarak kentsel
planlama otoriteleri yaptıkları çalışmalarda hem kentsel kalitenin
iyileştirilmesini hem de insan sağlığını koruyan ve geliştiren hiz-
metlerin sunumuna odaklanmalıdırlar. Çünkü insan hareketleri-
nin mekânsal olarak planlanması onların yaşam kalitelerini, sağlık-
larını ve esenliklerini etkilemektedir (NICE, 2008; WHO, 2009).
Kamu sağlığı açısından etkin kentsel planlama tekil bir sağlık
sorununa çözüm getiren bir yaklaşımdan daha fazlasıdır. Bu
daha çok sağlıklı yaşam çevreleri ve destekleyici sosyal yapılar
geliştirmek ile ilgilidir (Barton vd., 2003). Mekânsal planlama
sadece fiziksel sağlık değil aynı zamanda akıl sağlığı açısından
da önemlidir (Barton, 2009).
Yapılı çevre ile ilişkili kötü sağlık yükü nüfus içindeki bazı
gruplar için orantısız şekilde dağıtılmıştır. Toplumda ekono-
mik olarak en kötü grup, kötü sağlıktan en çok muzdarip olan
gruptur. Yoksul insanlar çevre kalitesi kötü olan yerlerde yaşa-
makta ve bu da kötü sağlığı pekiştirmektedir.
Planlama zaman içinde sağlık risklerinde önemli değişimlere
yol açacak yapılı çevre müdahalelerini içermelidir. Burada te-
mel mesele iyi teknik çözümler üretmekten ziyade kamu algı-
sı/idraki yaratmada, siyasi bir istenç oluşturmada ve ekonomik
bir dinamik yaratmaktadır.
Sağlıklı kentler yaratmak planlamaya yeni bir yaklaşımı gerekli
kılmaktadır. Bu yaklaşım sağlığa daha büyük bir ağırlık vermeyi
ve sağlık temelli bazı amaçların tanınmasını içermektedir. Bu
amaçlar şunları içermektedir (WHO, 2010):
Sağlıklı yaşam tarzı için olanaklar yaratma,
Sosyal uyum ve destekleyici sosyal ağlar oluşturma,
İş olanaklarına, kaliteli hizmete ve açık kamusal alanlara
erişim sağlama,
Yol güvenliğini ve kişisel güvenliği iyileştirme,
Kabul edilebilir gürültü düzeyine ve iyi hava kalitesine sa-
hip, ilgi çekici mekânlar yaratma,
İyi su kalitesini ve besin güvenliğini sağlama,
İklim koşullarını tehdit eden salınımları azaltma.
Fiziksel, zihinsel ve sosyal esenliğe ulaşma alan kullanımı, ula-
şım, açık kamusal mekânlar, konut ve ekonomik kalkınma ko-
nularında söz sahibi olan planlamanın temel odağı olmalıdır.
Bu nedenle planlamanın temel felsefesini oluşturan kabullerde
bir değişime gerek duyulmaktadır. Bu değişim problemlere
yönelik ortak algı ve çözüme yönelik ortak istençle birlikte
disiplinler arası, aktörler arası ve sektörler arası işbirliği ile
gerçekleştirilebilir.
Duhl vd.’ne (1999) göre kamu sağlığı profesyonelleri yıllar sonra
şunu anladılar ki etkin bir sağlık siyasası geniş ve toplumun tü-
münü dikkate alan, tedaviden çok önlemeye odaklı ve mağduru
suçlamaktan çok çevrenin insan davranışı üzerindeki etkisini
kavrayan bir anlayışta olmalıdır. Kentsel planlama sağlık durumu-
nu olumlu yönde etkileyecek (hem önleyici hem de geliştirici)
katkılar sağlayabilir. Bu anlamda kentlerin bütüncül planlanması,
insanlar için nitelikli mekânların tasarlanması ve gerçekleştiril-
mesi açısından önemlidir. Eğer bir kent tüm sektörleri kapsa-
yacak bir (master) plana sahip ise bu plan içindeki siyasalarda
sağlığa gözle görülür bir önem verilmesi kentin sağlık açısından
aşama kaydetmesinde çok önemlidir (WHO, 1997).
Bu noktada kent plancılarına önemli roller düşmektedir. Kent
planlaması ile sağlık arasındaki ilişki çok ve çeşitlidir. Kent-
lerdeki çevresel, sosyal ve ekonomik koşullar insan sağlığı ve
esenliği üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkilerde bulu-
nabilir. Kent planlama bu koşulların şekillenmesinde önemli bir
role sahiptir. Kentsel siyasa oluşturma ve uygulama alanında
sağlığı, esenliği ve yaşam kalitesini iyileştirmek için sağlıkla ilgili
kıstasların kentteki tüm sektörlere entegre edilmesinde kent
plancılarına olan ihtiyaç çok nettir (Duhl vd.,1999). Planlama
alanındaki iyi sağlık uygulamaları sadece planlama sitemine
bağlı değildir, en az onun kadar liderlik, adanmışlık ve siyaset-
çiler ile diğer katılımcıların bilgi düzeyine bağlıdır. Bu nedenle
planlama aktörleri kamu sağlığı, ulaşım, konut, ekonomik kal-
83
Ali Cenap Yoloğlu, Ahmet Öner Kurt, Yasemin Sarıkaya Levent, Tolga Levent, Sinan Burat, Servet Karaca, Serkan Gökalp
kınma alanındaki diğer karar vericiler ile aralarındaki işbirliğini
güçlendirmelidirler (Carmichael vd., 2013).
5. Alan Çalışması
Halk sağlığı alanındaki son gelişmelerden biri bireylerin sağlığı-
nın kavramsal olarak yorumlanması ve değerlendirilmesindeki
değişimdir. Sağlık durum değerlendirilmesinde yaşam kalitesi
ölçekleri giderek daha çok kullanılmaya başlanmıştır. Klasik
sağlık çıktıları olan ölüm oranı (mortality) ve hastalık oranı
(morbidity) artık bu ölçeklerle desteklenmekte; sağlığın an-
laşılması ve sağlık durumunu en iyiye getirme amaçlanmakta-
dır. Sağlıklı toplum tanımı ve çerçevesi değişmiş olup hastalık
sıklıkları ya da aşılama yüzdeleri gibi ölçütlerin yanında halk
sağlığı ve koruyucu hizmetlerinden yararlanan bireylerin ya da
grupların sağlık durumlarının ölçeklerle değerlendirilmesi yay-
gınlaşmaktadır. Günümüzde sağlıkla ilgili yaşam kalitesi araştır-
malarında sadece sosyo-demografik özellikler ve sağlığın diğer
belirleyicileri ile olan ilişkisinin değerlendirilmesi değil, aynı
zamanda sağlık politikası ile ilişkili olarak bir ülkede sağlık hiz-
metlerinde önceliklerin belirlenmesi, uygulanan ya da uygulan-
ması olası programların maliyet etkinliğinin değerlendirilmesi
de hedeflenmektedir. Halk sağlığı hizmetlerinin temel hedef-
lerinden biri toplumun sağlığını en üst düzeye çıkarmak ve
sağlığın eşit olarak dağılımını sağlamaktır. Kaynakların sınırlı ol-
duğu bir ortamda sağlık hizmetlerinde öncelikleri belirlemek
için kullanılacak yaklaşım bütüncül olmalı; farklı sağlık çalışan-
ları tarafından sosyo-demografik özellikleri, hastalıkların tipi
ve ağırlık düzeyleri farklı olan hastalara verilen hizmetlerden
elde edilen yararların karşılaştırılabilmesine olanak sağlamalı-
dır. Yaşam kalitesi ölçütleri bu anlamda yardımcı olmaktadır
(Sözmen, 2010).
Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) sağlık tanımlamasını, yani
bedensel, ruhsal, sosyal iyilik durumunu ölçebilecek uygun
yöntemler henüz yaygın bir şekilde kullanılmamaktadır. Bu
nedenle uluslararası karşılaştırmalarda halen sıklıkla gelenek-
sel göstergeler (beklenen yaşam umudu, ölüm ve hastalık
hızları vb.) kullanılmaktadır. Fakat bu göstergelerin sağlığı ta-
nımlamadaki yetersizliği, bütünsel olarak sağlığın her yönünü
ele alamayışı, yapılan girişimlerin sonuçlarının değerlendiril-
mesinde kullanılacak olan farklı göstergelere olan gereksinim,
hasta merkezli değerlendirmelerin öneminin giderek artışı,
algılanan sağlık ve yaşam kalitesi gibi kavramların alternatif
değerlendirme yöntemleri arasında öne çıkmasını sağlamıştır.
Genel olarak “kalite”, iyiliğin bir derecesidir. Yaşam kalite-
si, kişisel sağlık durumundan öte, kişisel iyilik halini de içine
alan daha geniş bir kavramdır. Yaşam kalitesi; bireyin algıladığı
bedensel kapasite sınırları içinde başardığı tatmin edici sos-
yal durum olarak tanımlanır. DSÖ yaşam kalitesini; bireylerin
içinde yaşadıkları kültür ve değerler sistemindeki kendi yaşam
algıları şeklinde tanımlamıştır. Basitçe yaşam kalitesi, belirli
yaşam koşullarında bireysel tatmini etkileyen rahatsızlıkların
bedensel, ruhsal ve sosyal etkilerine günlük yaşamda verilen
bireysel yanıt olarak ifade edilebilir. Bu nedenle yaşam kalitesi
ölçümü sağlık düzeyi ile ilgili ölçütlerden daha geniş bir kap-
sam ve kavrayışa sahiptir (Baydur, 2010).
Dünya Sağlık Örgütü tarafından geliştirilen ve Mezitli Kent
Sağlığı Araştırması kapsamında 1083 katılımcıya uygulanan Ya-
şam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-BREF) aracılığıyla Mezitli’de
yaşayan bireylerin “Yaşam Kalitesi Puanları” elde edilmiştir.
Yaşam kalitesi ölçeği ile bireylerin bedensel, psikolojik, sosyal
ve çevresel alana ilişkin yaşam kalite düzeyleri belirlenmiştir.
Mezitli İlçesinin tamamında mahalle bazında, mahalle nüfusu,
yaş grupları ve cinsiyet gözetilerek uygulanmış anket sonucun-
da katılımcıların bedensel, psikolojik, sosyal ve çevresel yaşam
kalitesi bileşenlerine ilişkin skorları hesaplanmıştır. Verilerin
parametrik dağılmasına bağlı olarak iki gruplu değişkenler için
“independent sample T test”, ikiden fazla gruplu değişkenler
için “one-way ANOVA” testi uygulanarak gruplar arasında
istatistiksel olarak anlamlı farklılıkların olup olmadığı değer-
lendirilmiştir. Yaşam kalitesinin dört bileşenine ilişkin yaş, cin-
siyet, eğitim durumu, çalışma durumu, çalışıyor ise konumu,
çalışmıyor ise durumu, sosyal güvenlik durumu, gelir miktarı
ve geçim düzeyi değişkenlerine ilişkin grup ortalamaları ve
grupların standart sapmaları aşağıdaki Tablo 3’te özetlenmiştir.
Tabloda yer alan verilere göre aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır:
Yaş ilerledikçe katılımcıların bedensel ve sosyal skorlarının
gerilediği görülmektedir. Ancak psikolojik skor açısından
sadece 65 yaşından büyükler ile diğer gruplar arasında an-
lamlı bir fark varken; 18–39 yaş grubu ile 40–64 yaş grubu
arasında anlamlı bir fark yoktur.
Bedensel, psikolojik, sosyal ve çevresel skorlar açısından
erkekler kadınlara göre daha yüksek değerlere sahiptir.
Diğer bir deyişler kadınlar erkeklere göre daha dezavan-
tajlı konumdadır.
Eğitim düzeyi açısından okuryazar ve daha düşük seviye-
de eğitime sahip olanlar ile ilkokul ve üzeri eğitime sahip
olanlar arasında keskin bir ayrım vardır. Okuryazar olanlar
ve daha düşük seviyede eğitime sahip olanlar bedensel,
psikolojik, sosyal ve çevresel skorlar açısından daha düşük
değerlere sahiptirler.
Çalışma durumu açısından gelir getirici bir işte çalıştığını
söyleyenlerin bedensel, psikolojik, sosyal ve skorlar açı-
sından çalışmayanlara göre daha iyi değerlere sahip olduğu
tespit edilmiştir. Çalışanlar arasında ise ücretsiz aile işçile-
rinin bedensel, psikolojik, sosyal ve çevresel skorlarının di-
ğer çalışanlara göre daha iyi olduğu görülmüştür. Ücretsiz
aile işçisi olarak çalışanların genelde genç yaşlarında olan
bireylerden oluşmasından dolayı bu durum gözlenmiştir.
Çalışmayanlar arasında ise özürlü, engelli ve hasta durum-
da olanların bedensel, psikolojik ve sosyal skorlarının diğer
çalışmayanlara göre daha kötü olduğu görülmüştür.
84 PLANLAMA
Herhangi bir sosyal güvencesi olanların tüm skorları sosyal
güvencesi olmayanlardan daha yüksektir.
Geliri asgari ücretin altında olanların hem bedensel, hem
psikolojik, hem sosyal hem de çevresel skorları geliri asgari
ücretten fazla olanlara göre daha düşüktür. Benzer şekilde
gelirinin geçimine yetmediğini söyleyenlerin de tüm skorla-
rı gelirinin geçimlerine yettiğini ifade edenlerden düşüktür.
Yukarıda bireysel özellikler için kullanılan yöntemin aynısı ma-
hallelere de uygulanmıştır. Söz konusu yöntem yapılan toplam
anketlerin %81,8’ini oluşturan ve Mezitli ilçesinin kentsel do-
kusunu oluşturan 11 mahalle için uygulandığında mahallelerin
yaşam kalitesi ölçeğinin dört unsuruna ait ortalama değerler
ve standart sapmalar Tablo 4’te özetlenmiştir.
Yapılan değerlendirmede bedensel ve çevresel bileşenler açı-
sından mahalleler arasında fark olmadığı sadece psikolojik ve
sosyal ölçekler açısından mahalleler arasında fark olduğu gö-
rülmüştür. Psikolojik ölçek açısından sadece İstiklal Mahallesi
diğer mahallelerden farklılaşırken; sosyal ölçek açısından sa-
Tablo 3. Bireysel özelliklere göre DSÖ Yaşam Kalitesi Ölçeği skorları
n Bedensel±SS Psikolojik±SS Sosyal±SS Çevresel±SS
Y
18–39 471 15.712±2.5022 14.943±2.4674 14.641±3.1485 13.833±2.3124
40–64 527 14.686±2.8428 14.792±2.6825 14.183±3.0274 13.774±2.3466
65+ 85 12.491±3.3946 14.024±2.8011 13.318±3.1639 13.809±2.6399
p 1083 0.000 0.011 0.001 0.925
Cinsiyet
Kadın 531 14.479±2.9214 14.501±2.6352 13.961±3.0931 13.639±2.3583
Erkek 552 15.422±2.7681 15.082±2.5541 14.655±3.0909 13.959±2.3413
p 1083 0.000 0.000 0.000 0.025
Eğitim durumu
Okuryazar ve daha düşük 46 11.901±3.8967 12.841±3.4324 11.884±3.4976 12.106±2.7940
İlkokul ve üzeri 1037 15.096±2.7532 14.884±2.5340 14.422±3.0489 13.887±2.3054
p 1083 0.000 0.000 0.000 0.000
Çalışma durumu
Evet 595 15.370±2.4995 15.010±2.5326 14.521±3.0153 13.732±2.3035
Hayır 488 14.460±3.2212 14.538±2.6796 14.063±3.2067 13.887±2.4138
p 1083 0.000 0.003 0.016 0.282
Çalışıyorsa
Diğer çalışan 563 15.325±2.4505 14.940±2.4995 14.477±3.0008 13.658±2.2616
Ücretsiz aile işçisi 26 16.725±3.1112 16.590±2.6353 15.897±2.9915 15.556±2.6158
p 589 0.005 0.001 0.019 0.000
Çalışmıyorsa
Diğer çalışmayan 466 14.574±3.1511 14.589±2.6353 14.129±3.1444 13.902±2.3844
Özürlü-engelli-hasta 13 10.418±3.1225 12.256±3.2150 11.385±4.7019 12.718±3.2988
p 479 0.000 0.002 0.002 0.082
Sosyal güvence
Var 975 15.039±2.7768 14.883±2.5476 14.425±2.9682 13.926±2.2685
Yok 108 14.243±3.6357 14.025±3.0160 13.321±4.0618 12.679±2.7888
p 1083 0.006 0.001 0.000 0.000
Gelir miktarı
Asgari ücretin altında 124 13.461±3.5818 13.651±3.2141 12.903±3.8492 12.588±2.8158
Asgari ücretin üstünde 959 15.154±2.7211 14.945±2.4841 14.497±2.9547 13.959±2.2417
p 1083 0.000 0.000 0.000 0.000
Geçim güzeyi
Gelirimiz geçimimize yetmiyor 504 14.375±3.0274 14.353±2.7830 13.881±3.3641 13.113±2.4427
Gelirimiz geçimimize yetiyor 569 15.502±2.6500 15.220±2.3654 14.749±2.7843 14.424±2.1036
p 1073 0.000 0.000 0.000 0.000
SS: Standart sapma.
85
Ali Cenap Yoloğlu, Ahmet Öner Kurt, Yasemin Sarıkaya Levent, Tolga Levent, Sinan Burat, Servet Karaca, Serkan Gökalp
dece Menderes Mahallesi diğer mahallelerden ayrışmaktadır.
Buna göre mahalleler arasında yaşam kalitesi ölçeğinin dört
unsuru açısından ciddi bir farklılaşma olduğu söylenemez.
Buradan iki sonuç çıkartılabilir: birincisi mahalle ölçeği sağlık
eşitsizliklerini çalışmak için büyük bir ölçektir. Her mahallenin
kendi içinde farklılaşma olmasına rağmen inceleme mahalle öl-
çeğine taşındığında farklılıklar ortadan kalkmaktadır. Bir diğer
sonuç ise aralarında görece olarak farklar olsa da Mezitli ilçesi
kentsel bölgesi sosyo-ekonomik açıdan homojen grupların ya-
şadığı mahallelerden oluşan bir alan olarak değerlendirilebilir.
Mahalle ölçeğinde yapılabilecek bir diğer analiz ise mahalleleri
birbirleriyle karşılaştırmaktan çok mahallerinde bazı kamusal
kullanım özelliklerinin bulunduğunu ve bulunmadığını düşünen
vatandaşlar arasında fark olup olmadığını tespit etmektir. Ma-
hallesinde sağlık hizmetlerine kolay eriştiğini düşünenlerin be-
densel, psikolojik, sosyal ve çevresel yaşam kalitesi değerleri
daha yüksektir. Bunun yanında mahallesindeki yeşil alanları ye-
terli bulanların sosyal ve çevresel yaşam kalitesi skorları daha
yüksektir. Yine mahallesindeki, özellikle yaz aylarında kamusal
alanları kullanımı kolaylaştıran, gölgelik alanları yeterli bulanla-
rın sosyal ve çevresel yaşam kalitesi değerleri daha yüksektir.
Mahallelerdeki sağlığı doğrudan ve dolaylı olarak olumlu yön-
de etkileyen unsurların varlığı etkisini açıkça göstermektedir.
Bu nedenle kent planlaması çalışmalarında bu unsurların göz
önüne alınması kesinlikle bireylerin sağlığını iyileştirici etkide
bulunacaktır (Tablo 5).
Aynı çalışmadan yararlanılarak Kurt vd. (2017) yaptığı değer-
lendirmeye göre mahalleye göre mekânsal olarak daha küçük
ölçekli olan konutun özellikleri değerlendirildiğinde: konutun
mülkiyeti evde yaşayanlardan birine ait olduğunda, kiracılara
göre bireylerin çevresel yaşam kalitesi değeri daha yüksek çık-
maktadır. Evinde ısınma amaçlı olarak doğal gaz kullananların
Tablo 4. Mahallelere göre DSÖ Yaşam Kalitesi Ölçeği skorları
n Bedensel±SS Psikolojik±SS Sosyal±SS Çevresel±SS
75. Yıl 37 15.243±2.8605 14.937±3.0890 13.802±3.8001 13.586±2.3992
Akdeniz 112 14.281±2.9243 14.464±2.5560 13.786±3.4313 13.484±2.4688
Atatürk 81 14.610±2.9746 14.008±2.5331 13.630±2.8441 13.306±1.9262
Deniz 35 15.216±2.6226 14.990±2.8163 13.829±2.2656 13.816±2.3128
Fatih 53 15.116±2.3708 13.912±2.9236 13.635±3.3245 13.551±1.9168
İstiklal 20 14.767±2.2478 16.632±2.1137 15.158±3.0859 14.316±2.6024
Menderes 145 15.208±2.8525 14.929±2.7106 15.099±2.6938 14.167±2.2704
Merkez 130 14.892±2.7073 14.713±2.3452 14.667±2.7431 13.901±2.0810
Seymenli 24 16.048±2.7633 15.833±2.7116 15.111±3.5964 13.796±2.5898
Viranşehir 109 14.805±2.8524 14.905±2.1170 14.287±2.8866 13.578±1.9761
Yeni 140 14.971±2.4611 14.871±2.4109 13.771±3.0866 13.832±2.4076
p 886 0.164 0.001 0.001 0.217
SS: Standart sapma.
Tablo 5. Mahallelerin bazı niteliklerine göre DSÖ Yaşam Kalitesi Ölçeği skorları
n Bedensel±SS Psikolojik±SS Sosyal±SS Çevresel±SS
Sağlık hizmetlerine kolay ulaşma durumu
Evet 859 15.238±2.6631 14.983±2.5217 14.490±3.0266 14.250±2.1874
Hayır 214 13.864±3.4418 14.028±2.8441 13.639±3.3265 12.017±2.1811
p 1073 0.000 0.000 0.000 0.000
Mahalledeki yeşil alan miktarını yeterli bulma durumu
Evet 401 15.128±2.9146 14.888±2.5009 14.584±2.9706 14.155±2.2980
Hayır 668 14.866±2.8670 14.736±2.6851 14.156±3.1891 13.594±2.3742
p 1069 0.098 0.483 0.055 0.000
Mahalledeki gölgelik alan miktarını yeterli bulma durumu
Evet 401 15.128±2.9146 14.888±2.5009 14.584±2.9706 14.155±2.2980
Hayır 668 14.866±2.8670 14.736±2.6851 14.156±3.1891 13.594±2.3742
p 1069 0.489 0.319 0.000 0.000
SS: Standart sapma.
86 PLANLAMA
sosyal yaşam kalitesi skoru ısınma amaçlı olarak odun-kömür-
fuel oil veya elektrik kullananlara göre daha yüksektir. Evdeki
oda sayısı arttıkça kişilerin bedensel, psikolojik, sosyal ve çev-
resel yaşam kalitesi değerleri yükselmektedir. Yine bireylerin
bedensel, psikolojik, sosyal ve çevresel yaşam kalitesi değerleri
içme suyu kaynağı olarak sırasıyla kuyu-tanker-yüzey suyundan,
şebeke suyuna ve damacana-şişe suyuna geçtikçe artmaktadır.
Hanede yaşayan kişi sayısı azaldıkça bireyin yaşam kalitesinin
bedensel alan puanı azalmaktadır. Bu sonuçta özellikle evde
tek başına yaşayan ve yoğun sağlık sorunları yaşayan yaşlı
bireyler etkilidir. Evlerde odabaşına düşen kişi sayısı arttık-
ça bireylerin çevresel yaşam kalitesi skorları azalmaktadır.
Apartmanlarda oturulan kat düzeyi azaldıkça yaşam kalitesinin
bedensel alan değerleri de azalmaktadır. Benzer şekilde hali-
hazırda kullanılan konutu kullanma süresi uzadıkça bedensel
yaşam kalitesi endeksi azalmaktadır.
Yapının kullanım kolaylıklarına ilişkin kalitesinin artması birey-
lerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını göstermesini olumlu
yönde etkilemektedir. Bu durum ise hijyen, kaliteli ısınma vb.
koşullar nedeni ile bireyin bedensel sağlığını doğrudan; psiko-
lojik durumunu ise dolaylı yollardan olumlu şekilde etkilemek-
tedir. Benzer şekilde yapının kullanım kolaylıklarına ilişkin ka-
litesinin artmasının yanı sıra evde kişi başına düşen mekânsal
büyüklüğün artması yine bireyin sağlıklı yaşam biçimi davranış-
larını gösterebilmesi açısından olanak sağlarken aynı zamanda,
özellikle bireyin mahremiyet ihtiyacının karşılanması anlamın-
da da bireyin psikolojik sağlığının bozulmamasını sağlayacaktır.
Mahalle ölçeğinden bağımsız olarak konut ölçeğinde ekono-
mik dezavantajlar konutun özelliklerinde de dezavantaja ne-
den olduğu için, sınıfsal konumun bir devamı olarak yaşam ka-
litesinin bedensel, psikolojik, sosyal ve çevresel bileşenlerinde
de olumsuz etkilere neden olmaktadır.
6. Sonuç
Sağlık eşitsizlikleri günümüz toplumunda kaçınılmaz olarak
gözlemlenen olgulardan biridir. Bu olgunun başlıca nedenleri
olarak yapısal ve konjonktürel etkenler sayılabilir. Konjonktürel
nedenleri kendi içinde arz yönlü ve talep yönlü faktörler diye
ikiye ayırmak mümkündür. Arz yönlü faktörler sağlık hizmetle-
rinin sunulmasında yaşanan aksaklıkları tarif etmektedir. Vatan-
daşlar için sağlık hizmetleri sunumunun erişilebilir bir şekilde
ve verilen hizmetin niceliksel ve niteliksel olarak hiyerarşik ola-
rak örgütlendiği bir model en ideal olandır. Sağlık hizmetlerine
erişimde karşılaşılan olumsuzluklar daha önce de vurgulandığı
üzere sağlık eşitsizliklerinin başlıca kaynaklarından biridir. Talep
yönlü faktörler ise bireylerin çeşitli nedenler ile sağlık problem-
lerini önemsememesi veya önemsese bile bunu bir sağlık soru-
nu olarak dışa yansıt(a)mamasından kaynaklanmaktadır. Bunu
sonucu olarak yaşan sağlık sorunları tedavi edilmeden kalmak-
tadır. Ancak arz yönlü ve talep yönlü konjonktürel sebeplerden
daha çok yapısal nedenler sağlık eşitsizliklerinin ortaya çık-
masında başat bir rol oynamaktadır. Yapısal nedenler kendini
tekrar eden özelliği nedeniyle belli bir an hastalık tedavi edilse
bile aynı hastalığın tekrar oluşmasını sağlayabilmektedir. Benzer
şekilde yapısal nedenler toplumun bazı sosyoekonomik grup-
larının (özellikle toplumsal hiyerarşide altta yer alan grupların)
daha çok miktarda ve daha sık sağlık riskine maruz kalmasına
neden olmakta ve buna bağlı olarak sağlık eşitsizliklerinin orta-
ya çıkmasında temel bileşen olarak görev yapmaktadır.
Daha önce yapılan çalışmalar ağırlıklı olarak sağlık eşitsizlikleri
açısından bağımlı değişkenler ile bağımsız değişkenler arasında,
kişinin eğitim seviyesi arttıkça belli bir sağlık riski faktörünün
azalması ya da gelir seviyesi azaldıkça belli bir sağlık riski faktö-
rünün artması gibi, lineer ilişkiler kararken bu çalışmanın özgün
yanı sağlık eşitsizlikleri açısından kırılma noktalarını tespit et-
meye çalışmasıdır. Genç olmak, bir eğitim diploması sahibi ol-
mak, herhangi bir işte çalışıyor olmak, çalışıyor ise genç olmak,
çalışmıyor ise özürlü-engelli-hasta olmamak, sosyal güvence sa-
hibi olmak, asgari ücretin üzerinde gelir sahibi olmak, harcama-
larından fazla gelir miktarına sahip olmak; bedensel, psikolojik,
sosyal ve çevresel yaşam kalitesi bileşenleri açısından daha iyi
bir değer sahibi olma için kırılma noktalarını oluşturmaktadır.
Diğer bir deyişle daha önce yapılan çalışmalarda da gösterildiği
üzere kişinin sosyoekonomik pozisyonunu etkileyen unsurlar
onun yaşam kalitesini de belirleyen en önemli etkendir.
Bununla birlikte aynı farklılaşmayı mahalle bazında tespit et-
mek mümkün değildir. Mezitli ilçesi kentsel bölgesinde yer alan
mahalleler değerlendirildiğinde yaşam kalitesi ölçeğinin dört
bileşeni açısından mahalleler arasında ciddi bir farklılaşmanın
olmadığı görülmüştür. Bu noktada mahalle ölçeğinin bu tür bir
değerlendirme yapmak için fazla büyük olduğu ve Mezitli ilçe-
si kentsel bölgesinin sosyo-ekonomik açıdan görece benzer
grupların yer seçtiği mahallelerden oluşan bir alan olduğu ifade
edilebilir. Ancak oturulan mahalle içindeki niteliksel farklar ve
konutun özellikleri yaşam kalitesinin bedensel, psikolojik, sos-
yal ve çevresel bileşenleri üzerinde etkili olabilmektedir.
Dördüncü bölümde vurgulandığı üzere yapılı çevrenin niceliksel
ve niteliksel özellikleri sağlık üzerinde doğrudan etkiye sahiptir.
Bu noktada yapılı çevrenin üretilmesinde kurallar koyan, dü-
zenlemeler getiren kentsel planlama ise başat bir role sahiptir.
Diğer bir deyişle kentsel planlama yapılı çevre üretimi aracılığı
ile sağlık üzerinde doğrudan etkilidir. Aynı noktadan hareketle
kentsel planlamanın temel işlevinin kamusal fayda üretmek ol-
duğu göz önüne alındığında; planlama başta alan kullanımı, ula-
şım, yeşil alanlar ve kentsel tasarım ölçütlerine ilişkin kararları
ile yapısal faktörler nedeni ile bireyler arasında gözlemlenen
sağlık eşitsizliklerini azaltıcı etkiler yaratabilir. Bu nedenle plan-
lama eylemi en az diğer alanlar kadar sağlık alanında yaratacağı
etkileri de göz önünde bulundurarak gerçekleştirilmelidir.
87
Ali Cenap Yoloğlu, Ahmet Öner Kurt, Yasemin Sarıkaya Levent, Tolga Levent, Sinan Burat, Servet Karaca, Serkan Gökalp
KAYNAKLAR
Akalın. M.A. (2013) Yoksulluk değil eşitsizlik hasta ediyor. http://sato-
bel.blogspot.com.tr/2013/12/yoksulluk-degil-esitsizlik-hasta-ediyor.
html?spref=fb. erişim tarihi: 08.12.2017.
Antonovsky, A. (1996). e salutogenic model as a theory to guide health pro-
motion. Health Promotion International, 11:11–18.
Ayaz. S.. Yaman Efe. Ş. ve Korukluoğlu. S. (2008) Jinekolojik kanserli hastaların
algıladıkları sosyal destek düzeyleri ve etkileyen faktörler. Türkiye Klinikle-
ri Tıp Bilimleri Dergisi. 28 (6). s:880-885.
Balcombe, R., Mackett, R., Paulley, N., Preston, J., Shires, J., Titheridge, H., ...
and White, P. (2004). e demand for public transport: a practical guide.
Barton, H. (2009). Land use planning and health and well-being. Land Use Po-
licy, 26, S115-S123.
Barton, H., Grant, M. and Guise, R. (2003) Shaping Neighbourhoods, A guide
for health, sustainability and vitality, London: Spon Press.
Başaran. İ. (2008) Sağlıklı Kent Planlaması Açısından Isparta. Dokuz Eylül
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi.
Baydur. H. (2010) İş Sağlığı ve Yaşam Kalitesi. 3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi
Kongre Bildiri ve Sunum Kitabı. s: 82-4.
Belek. İ. (1998a) Algılanan sağlıkta sınıfsal ve sosyoekonomik eşitsizlikler:
Antalya’da bir alan çalışması. Toplum ve Hekim. 13 (4). s:292-299.
Belek. İ. (1998b) Sınıf sağlık eşitsizlik. İstanbul: Sorun Yayınları.
Belek. İ. (1999a) Sınıflar; sağlık düzeyleri. sağlık hizmeti kullanımları ve ya-
rarlandıkları sağlık kurumları: Antalya’da iki bölge. yedi sınıf. Toplum ve
Hekim. 14 (1). s:55-67.
Belek. İ. (1999b) Genel sağlık anketi ile ölçülen ruhsal sorunlar ve sosyo-de-
mografik eşitsizlikler: Antalyada bir alan araştırması. Türk Psikiyatri Der-
gisi. 10 (3). s:163-172.
Belek. İ. (2000) Antalya’nın iki mahallesinde sınıfsal sağlık eşitsizliklerinin deği-
şimi: Bir izlem araştırması. Toplum ve Hekim. 15 (3). s:214-222.
Belek. İ. (2004) Sosyoekonomik Konumda ve Sağlıkta Sınıfsal Eşitsizlikler:
Antalya’da Beş Yıllık Bir Araştırma. TTB: Ankara.
Belek. İ. ve Hamzaoğlu. O. (2000) Son yirmi yılda sağlıktaki değişim: 12 Eylül
Rejiminin yarattığı olumsuzluklar. Toplum ve Hekim. 15 (4). s:265-277.
Bilir. N.. Özcebe. H.. Vaizoğlu. S. A.. Aslan. D.. Subaşı. N. ve Telatar. T.G.
(2005) Van ilinde 15 yaş ve üzeri erkeklerde SF-36 ile yaşam kalitesinin
değerlendirilmesi. Türkiye Klinikleri Tıp Bilimleri Dergisi. 25. s:663-668.
Bird, W. (2004). Natural Fit: Can Green Space and Biodiversity Increase Levels
of Physical Activity? Sandy, Royal Society for the Protection of Birds.
Bird, W. (2007) Natural inking: Investigating the Links Between the Natural
Environment, Biodiversity and Mental Health. Sandy, Royal Society for
the Protection of Birds.
Bjork, J., Albin, M., Jacobsson, H., Ardo, J., Wadro, J., Ostergrren, P.O., Skar-
back, E. (2008) Recreational values of the natural environment in relation
to neighbourhood satisfaction, physical activity and well-being. Journal of
Epidemiology and Community Health, 62(4):e2.
Brown, A.L., Khattak, A.J., and Rodriguez, D.A. (2008) Neighbourhood types,
travel and body mass: a study of new urbanist and suburban neighbourho-
ods in the US. Urban Studies, 45(4), 963-988.
Brown, C. and Grant, M. (2005). Biodiversity and human health: what role for
nature in healthy urban planning. Built Environment, 31(4):326-38.
Buzlu. S.. Bostancı. N.. Özbaş. D. ve Yılmaz. S. (2006) İstanbul’da bir sağlık
ocağına başvuran kadınların genel sağlık anketine göre ruhsal durumları-
nın değerlendirilmesi. Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi.15 (9). s:134-138.
Carmichael, L., Barton, H., Gray, S., and Lease, H. (2013). Health-integrated
planning at the local level in England: Impediments and opportunities.
Land Use Policy, 31, 259-266.
Croucher, K., Myers, L., Bretherton, J. (2008). Green space Scotland Research
Report: e Links Between Green space and Health: A Critical Literature
Review. Stirling, Green space.
Croucher, K., Myers, L., Jones, R., Ellaway, A. and Beck, S. (2007). Health and
the Physical Characteristics of Urban Neighbourhoods: A Critical Lite-
rature Review, Final Report. Glasgow, Glasgow Centre for Population
Health.
Çan. G.. Çakırbay. H.. Topbaş. M.. Karkucak. M. ve Çapkın. E. (2007) Doğu
Karadeniz Bölgesi’nde sigara içme prevalansı. Tüberküloz ve Toraks Der-
gisi. 55 (2). s:141-147.
Davis, A. (Ed.) (2002). A Physically Active Life rough Everyday Transport.
Copenhagen, WHO Regional Office for Europe.
Demi ral. Y.. Soysal. A. . Kılıç. B.. Uçku. R.. Bilg in. A.C.. Karakuş. N. ve Ünal. B.
(2007) İzmir Konak ilçesinde 20 yaş ve üzeri nüfusta sosyoekonomik gös-
tergeler ve koroner kalp hastalığı etkisi. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni.
6 (1). s:27-40.
Duhl, L.J., Sanchez, A.K., and WHO (1999) Healthy cities and the city plan-
ning process: a background document on links between health and urban
planning (No. EUR/ICP/CHDV 03 04 03). Copenhagen: WHO Regi-
onal Office for Europe.
Ellaway, A., Macintyre, S. and Bonnefoy, X. (2005). Graffiti, greenery, and obe-
sity in adults: secondary analysis of European cross-sectional survey. Bri-
tish Medical Journal, 331:611-2.
Erengin. K.H. ve Dedeoğlu. N. (1997) Sağlığı ölçmenin kolay bir yolu: Algıla-
nan sağlık. Toplum ve Hekim. 12 (77). s:11-16.
Erengin. K.H. ve Dedeoğlu. N. (1998a) Sağlıkta eşitsizliğin gösterilmesi. Top-
lum ve Hekim. 13 (2). s:105-109.
Erengin. K.H. ve Dedeoğlu. N. (1998b) Sağlıkta eşitsizlik: Antalya kent merke-
zinde 15 yaş ve üzeri kişilerde morbiditede farklılıklar. Toplum ve Hekim.
13 (2). s:140-143.
Ergin. I. ve Hassoy. H. (2011) Bebek ölümlülüğünde eşitsizlikler: Dünya ve
Türkiyedeki duruma dair bir değerlendirme. İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk
Hastalıkları Dergisi. 1 (3). s:98-104.
Ergül. Ş. (2005) Yoksulluk sağlık ilişkisi ve hemşirelik yaklaşımı. Atatürk Üni-
versitesi Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi. 8 (2). s:95-104.
Ertem. M. (1999) Göç ve bulaşıcı hastalıklar. Toplum ve Hekim. 14 (3). s:224-
228.
Foster, S. and Giles-Corti, B. (2008). e built environment, neighbourhood,
crime and constrained physical activity: An exploration of inconsistent fin-
dings. Preventative Medicine, 47:241-51.
Frank, L., Kavage, S., and Litman, T. (2006) Promoting Public Health through
Smart Growth – Building Healthier Communities rough Transporta-
tion and Land Use Policies and Practices. Vancouver, Smart Growth BC.
Green Space Scotland (2008). Health Impact Assessment of Green space: A
guide. Health Scotland, Green space Scotland, Scottish Natural Heritage
and Institute of Occupational Medicine.
Guite, H.F., Clark, C. and Ackrill, G. (2006). e impact of the physical and
urban environment on mental well-being. Public Health, 120:1117-26.
Hacıalioğlu. N.. Güraksın. A. ve İnandı. T. (1999) Gümüşhane ili Torul merkez
sağlık ocağı bölgesi 30 yaş ve üzeri nüfusta hipertansiyon prevalansı ve ilgili
etmenler. Türkiye Klinikleri Tıp Bilimleri Dergisi. 19 (4). s:200-208.
Halpern, D. (1995) Mental health and the built environment, London; Taylor
and Francis
Hamzaoğlu. O. (2004) Yoksulların sağlığı ne durumda. etken ne, sorun nasıl
çözülür? Toplum ve Hekim. 19 (1). s:54-57.
Hamzaoğlu. O. (2007) Sağlıkta eşitsizlikler ve kullanılan ölçütler. Toplum ve
Hekim. 21 (1). s:73-78.
Harlan, S.L., Brazela, A.J., Prashada, L., Stefanov, W. and Larsenc, L. (2006).
Neighborhood microclimates and vulnerability to heat stress. Social Scien-
ce and Medicine, 63(11):2847-63.
Hatun. Ş.. Etiler. N. ve Gönüllü E. (2003) Yoksulluk ve çocuklar üzerine etkile-
ri. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi. 46. s:251-260.
Horowitz, K. and McKay, M. (2005) Community violence and urban families:
Experienced, effect and directions for intervention. American Journal of
Orthopsychiatry, 75:356-68.
İnandı. T. (1999) Sağlık hakkı ve eşitsizlikler. Toplum ve Hekim. 14 (5). s:357-
361.
88 PLANLAMA
İpekyüz. N. (1996) Güneydoğuda iç göç tartışmaları ve sağlık boyutu. Toplum
ve Hekim. 11 (74). s:56-60.
Kelleci. M.. Aştı. N. ve Küçük. L. (2003) Bir sağlık ocağına başvuran kadınla-
rın genel sağlık anketine göre ruhsal durumları. Cumhuriyet Üniversitesi
Hemşirelik Yüksek Okulu Dergisi. 7 (2). s:11-14.
Kickbusch, I. (2003) e contribution of the World Health Organization to a
new public health and health promotion. American Journal of Public He-
alth, 93:383-8.
Kocabaş. A. (2014) Küresel ve ulusal akciğer sağlığına en büyük tehdit sağlıkta
eşitsizlik. Toraks Bülteni. Haziran. s:9-14.
Koçoğlu. D. ve Akın. B. (2009) Sosyoekonomik eşitsizliklerin sağlıklı yaşam
biçimi davranışları ve yaşam kalitesi ile ilişkisi. DEÜ Hemşirelik Yükseko-
kulu Elektronik Dergisi. 2 (4). s:145-154.
Krzyzanowski, M., Kuna-Dibbert, B. and Schneider, J. (eds) (2005) Health Ef-
fects of Transport-Related Air Pollution. Copenhagen, WHO European
Office.
Kuo, F.E . (2001) Coping with poverty: Impacts of environment and attention in
the inner city. Environment and Behaviour, 33:5-34.
Kurt, A.Ö. vd. (2017) Evaluation of Relations between Housing Conditions
and Health: e Case of Mezitli District, International Congress of He-
alth and Environment Abstract Book, p: 252.
Lavin, T., Higgins, C., Metcalfe, O. and Jordan, A. (2006). Health Effects of
the Built Environment: A Review. Dublin, Belfast, e Institute of Public
Health in Ireland.
Lee, C. and Moudon, A. (2008) Neighbourhood design and physical activity
Building Research and Information 36 (5), pp395-411.
Marmot M. ve Wilkinson R.G. (2009) Sağlığın Sosyal Belirleyicileri (Çeviri
editörleri: İlker Kayı ve Yeşim Yasin), İstanbul: İnsev Yayınları (1. Basım).
Marmot, M. (2004). e Status Syndrome: How Social Standing Affects Our
Health and Longevity. London, Bloomsbury Publishing.
Mitchell, R. and Popham, F. (2008) Effect of exposure to natural environment
on health inequalities and observational population study. Lancet 372,
1655–1660.
Nesanır. N. ve Eser. E. (2010) Türkiyede sağlık alanında kullanılmak üzere bir
sosyoekonomik indeks denemesi. TAF Preventive Medicine Bulletin. 9 (4).
s:277-288.
Nesanır. N.. Düzkalır. H.. Göktolga. G.. Ekin. F.. Ersin. C. ve Eser. E. (2005)
Manisa ilinde bir sağlık ocağı bölgesinde sağlıkta eşitsizlikler. Sürekli Tıp
Eğitimi Dergisi.14 (10). s:221-228.
Newton, J. (2007). Well-being and the natural environment: A brief overview of
the evidence. Online: Sustainable Development Commission.
NICE (2008) Promoting and Creating Built or Natural Environments that En-
courage and Support Physical Activity. NICE Public Health Guidance 8.
London, National Institute of Clinical Excellence
Özdemir. H. ve Rezaki. M. (2007) Depresyon saptanmasında genel sağlık anke-
ti. Türk Psikiyatri Dergisi. 18 (1). s:13-21.
Özpınar. E. (2016) Bebek ölüm hızı Türkiye genelinde azalıyorken neden Suri-
yeli nüfusun fazla olduğu yerlerde artıyor?. TEPAV Mayıs-2016 N201616
Değerlendirme Notu. s:1-7.
Polat. G. ve İçağasıoğlu Çoban. A. (2015) 21. YY’da sağlıkta eşitsizlikler ve eşit-
sizliğin aşılmasında sosyal hizmetlerin rolü. Toplum ve Sosyal Hizmet. 26
(1). s:177-189.
Pretty, J., Griffin, M., Peacock, J., Hine, R., Sellens, M. and South, N. (2005).
Countryside for Health and Well-being: e Physical and Mental Health
Benefits of Green Exercise. England, Countryside Recreation Network.
Racioppi, F., Eriksson, L., Tingvall, C., Villaveces, A. (2004). Preventing Road
Traffic Injury. A Public Health Perspective for Europe. World Health Or-
ganization Regional Office for Europe.
Rao, M., Prasad, S., Adshead, F. and Tissera, H. (2007). e Built Environment
and Health. e Lancet, 13.09.
RCEP (2007). e Urban Environment, Royal Commission on Environmental
Pollution. London, e Stationery Office.
Selçuk Tosun. A. ve Akça. G. (2014) Konya kent merkezinde sosyoekonomik
özellikleri farklı olan bölgelerde yaşayan bireylerin sosyal destek ve ruhsal
sağlık durumlarını etkileye faktörler. Anadolu Hemşirelik ve Sağlık Bilim-
leri Dergisi. 17 (4). s:207-215.
Sözmen. M.K. (2010) Halk Sağlığı’nda Yaşam Kalitesi; Etkinlik-Eşitlik Ödün-
leşim Problemi. 3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongre Bildiri ve Sunum
Kitabı. s: 81.
Stafford, M., Chandola, T. and Marmot, M. (2007). Association between fear
of crime and mental health and physical functioning. American Journal of
Public Health, 97:2076-81.
Şimşek. H. ve Kılıç B. (2012) Sağlıkta eşitsizliklerle ilgili temel kavramlar. Tür-
kiye Halk Sağlığı Dergisi. 10 (2). s:116-127.
Şimşek. H.G.. Günay. T. ve Uçku. R. (2010) Sosyal eşitsizliklerin koroner kalp
hastalığı risk etmenlerine etkisi: İzmir’de topluma dayalı kesitsel bir çalış-
ma. Anadolu Kardiyoloji Dergisi. 10. s:193-201.
Taşkın. Ş. ve Atak. N. (2004) Bebek ve çocuk ölümlerinin değerlendirilmesi:
Türkiye nüfus ve sağlık araştırması 1993-1998. Ankara Üniversitesi Tıp
Fakültesi Mecmuası. 57 (1). s:1-12.
Topçu. S. ve Beşer. A. (2006) Göç ve sağlık. C.Ü. Hemşirelik Yüksekokulu Der-
gisi. 10 (3). s:37-42.
Türkkan. A. (2009) İşe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıkları ve sosyoekonomik
eşitsizlikler. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi. 35 (2). s:101-106.
Tüzün. H.. Aycan. S. ve İlhan. M.N. (2014) Birinci basamak sağlık kuruluş-
larına başvuranlarda algılanan sağlık ve sosyal belirleyicileri. Toplum ve
Hekim. 29 (2). s:91-104.
Ünal. B. ve Demiral Y. (2004) Sosyoekonomik durum ve koroner kalp hastalığı
ilişkisi. Anadolu Kardiyoloji Dergisi. 4 (4). s:306-308.
Whitehead, M. and Dahlgren, G. (1991) What can be done about inequalities
in health? e Lancet, 338:1059-63.
Whitehead. M. (2001) Eşitlik ve Sağlık: Kavram ve İlkeler. TTB: Ankara.
Whitley, R. and Prince, M. (2005) Fear of crime and mental health in inner-city
London, United Kingdom. Social Science Med, 61:1678-88.
WHO (1986) Ottawa Charter for Health Promotion. http://www.euro.who.
int/__data/assets/pdf_file/0004/129532/Ottawa_Charter.pdf. erişim
tarihi 13.12.2017.
WHO (1997) City planning for health and sustainable development.
WHO (2002). e World Health Report 2002 – Reducing Risks, Promoting
Healthy Life. Geneva, World Health Organization.
WHO (2007). Quantifying Burden of Disease from Environmental Noise: Se-
cond Technical Meeting Report. Bern, Switzerland.
WHO (2008a). International Public Health Symposium on Environment and
Health Research, Science for Policy, Policy for Science: Bridging the Gap,
Madrid, Spain, 20-22 October 2008. WHO Regional Office for Europe.
WHO (2008b). Our Cities, Our Health, Our Future. Acting on Social Deter-
minants for Health Equity in Urban Areas.
WHO (2009). Zagreb Declaration for Healthy Cities: Health and Health Equ-
ity in All Local Policies. Copenhagen, WHO Regional Office for Europe.
WHO (2010) Urban planning, environment and health: from evidence to po-
licy action.
WHO (2013) Phase VI (2014–2018) of the WHO European Healthy Ci-
ties Network: goals and requirements. http://www.euro.who.int/__data/
assets/pdf_file/0017/244403/Phase-VI-20142018-of-the-WHO-
European-Healthy-Cities-Network-goals-and-requirements-Eng.pdf,.
Wilcox, P., Quisberry, N. ve Jones, S. (2003) e built environment and com-
munity crime risk interpretation. Journal of Research in Crime and Delin-
quency, 40:322-45.
Yardım. M.S. ve Özcebe. H. (2010) Ankara ili Çankaya ilçesinde 25 yaş ve üzeri
nüfusun sağlık düzeyinde sosyoekonomik farklılıklar. Ege Tıp Dergisi. 49
(1). s:19-30.
Zaybak. A. ve Fadıloğlu. Ç. (2004) Üniversite öğrencilerinin sağlığı geliştirme
davranışı ve bu davranışı etkileyen etmenlerin belirlenmesi. Ege Üniversite-
si Hemşirelik Yüksek Okulu Dergisi. 20 (1). s:77-95.
ResearchGate has not been able to resolve any citations for this publication.
Article
Full-text available
It is well known that nature is good for human health and well-being. However, there is little understanding or articulation of this link among built environment professionals. The purpose of the paper is to explore the literature for evidence of the health benefits of urban nature and biodiversity. The key question is whether there is an added health value to urban biodiversity policies. If there is, what can planners and other built environment professionals learn about the role of nature in healthy urban planning? The paper has three parts: the first discusses health and its determinants before examining policy on health and biodiversity in the urban setting. The second looks at the literature on nature and health. Attention is given here to the ecological services provided by nature as well as the benefits that derive from human interaction with nature. The final section sets out some initial thoughts about the implications of the paper's findings for urban planners and built environment professionals. The paper demonstrates that there are clear, documented, links between human health and nature, particularly in the urban setting. Together the results suggest that planners and built environment professionals could have a profound impact on community well-being by promoting urban nature and urban biodiversity in all new development.
Article
Health problems related to physical inactivity have become a global health challenge affecting people from the full spectrum of income, age, and ethnicity. This paper examines if neighbourhood environments are associated with physical activity, especially walking and cycling. It analyses 608 respondent survey data from Washington State in the US and Geographic Information System-derived measures of the neighbourhood environment. Respondents reported traffic volume to be the most significant barrier, and good lighting to be the most important facilitator of walking and cycling. Utilitarian destinations, such as grocery stores, restaurants, retail stores and convenience stores, were significant correlates of walking and moderate-intensity physical activities, while housing type, sports facility and transportation infrastructure were correlated with vigorous physical activities. Active people rated higher for their neighbourhood attributes including safety, visual quality, knowing neighbours, seeing many other people walking and cycling, and the availability of sports facilities, parks, and bike racks. Simple interventions such as street lighting, pavements/sidewalks, street trees, benches, bike lanes or trails, bike racks, and traffic-calming devices appeared to hold some promise in promoting physical activities in neighbourhoods. Long-term solutions should include strategies to enhance overall aesthetics, safety, accessibility, street connectivity, and social interactions among neighbours.
Article
The project commissioned by the National Institute of Health and Clinical Excellence (NICE) aimed to examine the degree to which UK, mainly English local planning authorities, incorporate health in their land use plans and development decisions. The project involved systematic reviews of evidence together with case studies. The range of performance in relation to health identified in the project shows that best practice in England depends not so much on the planning system per se, as on the leadership, commitment and knowledge of politicians and practitioners involved. The barriers to health integration are organisational and professional silos, ignorance, resources, and reactive planning regime. Clear lessons for research and practice are emerging: first, well attested research evidence is quite scarce, for example in relation to sustainability appraisal and health; second, planning agencies need to forge good partnerships with public health, transport, housing and economic development decision-makers, and develop proactive, healthy plans; the new planning regime and move of the public health function into local authorities in 2013 in England will give policy opportunities for the consideration of health outcomes in planning decisions, and research should in time evaluate if results have been achieved on the ground.
Article
In this article, the authors examine whether subjective perceptions of community safety are informed by the built environment. They posit that the built environment serves as a heuristic device, providing cues about likely levels of neighborhood crime, independent of the effects of neighborhood crime itself. Using data on 4,456individuals nested within 100 census tracts, the authors estimate hierarchical logistic models of perceived community crime risk. They focus on the role of the neighborhood built environment in the form of aggregated perceptions of nonresidential land use, while controlling for individual-level criminal opportunity, community-level social structural antecedents, and community-level objective crime. The findings indicate that the neighborhood-level presence of businesses and parks and playgrounds increases individual perceptions of community danger, but these effects disappear once neighborhood crime rates are controlled. The presence of schools has no effect on subjective interpretations of community crime, regardless of whether actual area crime is considered.
Article
Using an ecological framework, this paper examines the body mass index (BMI), physical activity and travel behaviour of household heads in a US new urbanist neighbourhood relative to household heads of comparable conventional suburban US neighbourhoods. Using a quasi-experimental design, a new urbanist neighbourhood and five conventional suburban neighbourhoods were matched on age of development, assessed property values and regional accessibility. Self-reported height, weight, physical activity and travel behaviours were obtained from the household heads in each neighbourhood type. No direct association was detected between neighbourhood type and BMI. However, household heads of single-family dwellings in the new urbanist neighbourhood have lower BMI partly due to the number of utilitarian trips made by walking or bicycling. This relationship is independent of physical activity time. Although small in magnitude, this association may have appreciable morbidity effects at the population level.