ArticlePDF Available

Geleceğin Alternatif Protein Kaynağı: Yapay Et

Authors:
  • Isparta University of Applied Sciences
209
Akademik Gıda®
ISSN Online: 2148-015X
http://dergipark.gov.tr/akademik-gida
Akademik Gıda 18(2) (2020) 209-216, DOI: 10.24323/akademik-gida.758840
Derleme Makale / Review Paper
Geleceğin Alternatif Protein Kaynağı: Yapay Et
Ece Sürek , Pınar Uzun
Pınar Entegre Et ve Un Sanayi A.Ş. Araştırma ve Geliştirme Merkezi, 35170 Kemalpaşa, İzmir
Geliş Tarihi (Received): 07.03.2019, Kabul Tarihi (Accepted): 09.05.2020
Yazışmalardan Sorumlu Yazar (Corresponding author): pinar.uzunn@gmail.com (P. Uzun)
0 232 877 09 00 0 232 877 09 50
ÖZ
Hızla artan dünya nüfusu ve değişmekte olan tüketici alışkanlıkları bilim insanlarını yenilebilir gıda alternatiflerini ve
alternatif protein kaynaklarını araştırmaya yönlendirmiştir. Genetiği değiştirilmiş organizmalar, böcekler, deniz
yosunları, in vitro et veya diğer ismiyle yapay et önemli alternatif protein kaynakları olarak görülmektedir. Son yıllarda
özellikle yapay et ile ilgili yapılan araştırmalar önem kazanmıştır. Yapay et üretimi ile geleneksel et üretiminin neden
olduğu sera gazlarının artışı, orman ve arazi tahribatı ve tarım arazilerinin aşırı kullanımı gibi olumsuz etkilerin
azalacağı tahmin edilmektedir. Kontrollü ortamda üretilen yapay etin, et kaynaklı hastalık riskini azaltacağı ve daha
güvenli ve sağlıklı et üretimini sağlayacağı düşünülmektedir. Diğer taraftan, yüksek üretim maliyeti, tüketiciler
tarafından tercih edilmeme, doğal bir ürün olarak kabul edilmeme ve etik kaygılar gibi yapay et üretim sisteminin
gelişmesini ve ticarileşmesini engelleyebilecek bazı faktörler de bulunmaktadır. Bu makalede, yapay et üretiminin
ortaya çıkışı, gelişim süreci, üretim yöntemleri ve gelecekte ortaya çıkabilecek olası problemleri hakkında yapılan
araştırmalar derlenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Yapay et, Et alternatifi, Gelecek, Alternatif protein
Alternative Protein Source of the Future: Artificial Meat
ABSTRACT
Rapid growth in world population and changes in consumer habits have led scientists to research food alternatives or
alternative protein sources. Genetically modified organisms, insects, seaweed, in vitro meat or, with the other name,
artificial meat are considered as significant protein sources. In recent years, especially studies on artificial meat have
gained importance. Undesired environmental effects caused by traditional meat production such as increase in
greenhouse gases, destruction of forests and lands and increased utilization of farmlands are predicted to be reduced
by artificial meat production. The artificial meat produced in a controlled medium is considered to decrease risk of
foodborne diseases and provide safer and healthier meat production. On the other hand, there are some factors such
as high production cost, reduction in consumer preference, non-acceptance as a natural product by consumers and
ethical concerns, which prevent development and commercialization of artificial meat production system. In this study,
the emergence, development process, production methods and possible problems in the future of artificial meat
production are reviewed.
Keywords: In vitro meat, meat substitute, future, alternative protein
GİRİŞ
Son yıllarda artan insan nüfusu ve değişen tüketici
yönelimleri ile birlikte alternatif protein kaynaklarına
yönelik çeşitli araştırmalar ve biyoteknolojik çalışmalarda
artış gözlenmektedir [1]. 2050 yılında artan insan
popülasyonu ile et tüketim ihtiyacının ikiye katlanacağı
ve bununla birlikte hayvansal üretimin maksimum üretim
E. Sürek, P. Uzun Akademik Gıda 18(2) (2020) 209-216
210
kapasitesine ulaşacağı tahmin edilmektedir [2].
Dolayısıyla geleneksel yöntemin artan ihtiyaca cevap
veremeyeceği ve üretim maliyetinin de daha da
yükseleceği öngörülmektedir. Bu durumda et tüketimi
lüks bir tüketim grubu olarak düşünülmektedir [3]. Bu
nedenle et gibi doğal hayvansal proteinlerin yerine
geçebilecek yeni protein kaynaklarının araştırılmasının
ekonomik, besinsel ve çevresel bakımdan önemli etkiye
sebep olacağı ve et endüstrisine büyük farklılıklar
yaratacağı beklenebilir. [1].
Et yerine yaygın olarak kullanılan ilk alternatif protein
kaynakları bitkiler ve mantarlardır (mikoproteinler) [4].
Ayrıca böcekler ve deniz yosunlarının yanı sıra
kültürlenmiş et veya in vitro et de önemli protein
kaynağını oluşturmaktadır [5].
Kök cre kültürlerinden üretilen in vitro et, et
alternatifleri arasında aşağıda detaylıca bahsedileceği
üzere farklı bir üretim prosesine sahiptir. İn vitro et
yalnızca görünüş ve şekil olarak değil aynı zamanda
bileşimi ile de normal ete benzemektedir [6]. Diğer
taraftan klonlama ile elde edilen etin de yapay et
kategorisine girdiği düşünülmektedir [7].
Özellikle son yıllarda dünyada yapay et üretimi ile ilgili
yapılan çalışmalar hızla artarken, ülkemiz için bu konu
henüz çok yenidir. Laboratuvar ortamında yetiştirilen
doku ve hücrelerden elde edilen in vitro et için
kültürlenmiş et, yapay et veya temiz et gibi terimler
kullanılmaktadır. Bu çalışmada genel olarak “yapay et”
terimi tercih edilmiştir. Bu derlemenin amacı önemli bir
alternatif protein kaynağı olan, hücre kültürlerinden elde
edilen ve gelecekte insan beslenmesinde önemli
derecede rol oynayacağı düşünülen yapay et kavramı
hakkında bilgi vermek; avantajları ve dezavantajlarını
tartışmaktır.
YAPAY ETİN TARİHSEL GELİŞİMİ
İnsan tüketimi için laboratuvar ortamında kültürlenmiş et
fikri son zamanlarda daha çok ndeme gelse de
aslında bu fikrin ortaya çıkışı yeni değildir. Bu fikir, ilk kez
yazar ve politikacı Frederick Edwin Smith tarafından
öngörülmüş ve, laboratuvar ortamında üretimi sayesinde
yapay etin endüstriyel üretimi için uzun bir üretim
süresine gerek kalmayacağı belirtilmiştir [8]. Daha sonra
Winston Churcill ‘Thoughts and adventures’ isimli
kitabında kültürlenmiş et hakkında düşüncelerini
belirtmiştir [8]. Ayrıca 1936 yılında Churcil ‘Yalnızca
tavuk göğüsü ve butu yiyeceksek, bütün tavuk
yetiştirmeyelim’ sözünü söylemiştir [9].
Tablo 1’de 1912’den günümüze kadar yapay et
üretiminin gelişme süreci gösterilmiştir. 1912’de Alexis
Carrel canlı embriyonik civciv kalp kası parçasının
vücudun dışında, bir petri kabında, uygun besinlerle
beslenmek şartıyla canlı tutulmasının mümkün
olabileceğini göstermiştir. Fransız bilim kurgu yazarı
Rene Barjavel 1943 tarihli “Ravage” isimli romanında
restoranlardaki etin in vitro üretiminden bahsetmiştir.
Willem van Eelen tarafından 1950'li yılların başında et
ürünleri üretimi için doku kültürünün üretimi fikri ortaya
atılmış ve 1999 yılında bu fikrin patenti alınmıştır [9,10].
SymbioticA [11] kurbağadan kas biyopsilerini elde edip
bu dokuları canlı tutmuş ve kültür kabında geliştirmiştir.
Uzun süreli uzay uçuşları için hayvan kası proteinlerinin
kültürlenme olasılığını araştırmak amacıyla akvaryum
balığından (Carassius auratus) kas doku elde edilmiş ve
petri kabında geliştirilmiştir [12]. NASA bilim insanlarınca
yapılan bu araştırma, kültürlenmiş et araştırması için
yapılmış en önemli yatırımdır [8]. Yapay et üretimi
alanında en büyük adım 2013 yılında atılmıştır.
Dünyanın ilk in vitro et bazlı burgeri, Hollanda Maastricht
Üniversitesi'nden Dr. Mark Post’un laboratuvarında 325
bin dolara üretilmiş [13] ve Londra’da Riverside
Stüdyoları’ndal panelistler tarafından duyusal
değerlendirme yapılmıştır. Dana etinin laboratuvar
ortamında kök hücre kullanılarak geliştirilmesi üç ay
sürmüştür. Üretilen kültürlenmiş etin renksiz olduğu ve
daha çok tavuk etine benzediği rapor edilmiştir. Bu
nedenle eti renklendirmek için kırmızı pancar suyu ve
safran eklenmiştir. Bu gelişme ile birlikte 10-20 yıl içinde
kültürlenmiş et ve ürünlerinin süpermarket raflarında
görülebileceği düşünülmektedir [9,10]. Mark Post ABC
News’e verdiği röportajda gelişmeler doğrultusunda
maliyetin burger için 11 dolar/burger, et içinse 80
dolar/kg olabileceğini açıklamıştır [14].
Dünyada çok sayıda (Mosa Meat, Super Meat, Memphis
Meat, Modern Meadow, Finless Foods, Just ve
Integriculture) kültürlenmiş et şirketleri bulunmaktadır.
ABD’de Memphis Meat firması hayvan hücrelerinden
dana, tavuk ve ördek eti üretmeyi başarmıştır. Rus
Deneysel Veterinerlik Enstitüsü (Rusya) 2017’de ilk
kültür etini üretmeyi başarmıştır. Bir ay içinde bir tüpte
küçük parçalar halinde 10 g et üretilmiştir. Enstitü,
kültürlenmiş etin hızlı ve ucuz üretimi için 2025-2030
yılları arasında büyük biyolojik reaktörlerin dizayn
edileceğini tahmin etmektedir [15].
YAPAY ET ÜRETIMİNİN AVANTAJLARI VE
DEZAVANTAJLARI
Yapay et üretimiyle birlikte, geleneksel üretim kaynaklı
çevreye ve da güvenliğine olumsuz etkiye yola açan
birtakım faktörlerin elimine edilebileceği düşünülmektedir.
Aynı zamanda modern dünya insanının isteklerine yanıt
verilerek hayvan refahı ile ilgili endişelerin de önüne
geçilmesi planlanmaktadır [3, 17].
Yapay etin üretimi ile sağlanabilecek potansiyel faydalar;
hayvansal üretim kaynaklı sera gazlarının azaltılması
(özellikle metan gazı) ve böylece küresel ısınmanın
önlenmesine katkı sağlanması, orman ve arazi
tahribatlarının önüne geçilmesi, tarım arazilerinin ve tahıl
ürünlerinin insanların besin gereksinimlerinin
karşılanması için kullanılması, birçok hayvanın kesilme
gerekliliğinin ortadan kaldırılması ve artan insan
popülasyonun protein ihtiyacının sağlanması olarak
özetlenebilir [5, 18].
E. Sürek, P. Uzun Akademik Gıda 18(2) (2020) 209-216
211
Tablo 1. Yapay etin tarihsel gelişimi
Yıl
Yapay et üretiminin önemli gelişmeleri
1912
Alexis Carrel'in canlı civciv kalp kası parçasını petri kabında büyütmesi [9]
1943
Rene Barjavel'in “Ravage” isimli romanında restoranlarda yapay et üretimine yer vermesi [9]
1950'li yıllar
Willem van Eelen' in et ürünleri üretimi için doku kültürü kullanımı fikrini ortaya atması [9]
1999
Willem van Eelen tarafından kültür ve kök hücre konseptinin patentinin alınması [9]
2002
SymbioticA tarafından kurbağadan kas biyopsilerinin elde edilmesi ve geliştirilmesi [9]
2002
Benjaminson vd. tarafından akvaryum balığından elde edilen kas dokusunun geliştirilmesi [9]
2008
Norveç'te yapay et sempozyumunun yapılması [16]
2011
İsveç'te yapay et çalıştayının düzenlenmesi [16]
2013
Dr. Mark Post tarafından dünyanın ilk in vitro et bazlı burgerinin üretimi [9]
2015
İlk in vitro bazlı burgerin fiyatının 80 $/ kg’a düşürülmesi [14]
Ancak diğer taraftan, yapay etin ticarileşmesinden önce,
üretimi ile ilgili aşılması gereken bazı zorluklar vardır [19].
Bazı bilim insanları bu ürünün hiçbir zaman
ticarileşemeyeceğini düşünürken, bazıları da et
endüstrisinde devrim yaratacağını savunmaktadır [16].
Büyük ölçüde üretime başlamadan önce, yapay et ile
ilgili olarak maliyet, etik ve sosyal konuların araştırılması
gerekmektedir [9]. Yapay et üretiminde ortaya
çıkabilecek problemler, üretiminin aşırı yüksek maliyeti,
büyük ölçüde uygulanamaması, tüketiciler tarafından
kabul görmemesi ve doğal kabul edilmemesi olarak
özetlenebilir [8, 19, 20].
SÜRDÜRÜLEBİLİR ÜRETİM, ÇEVRESEL YÜK VE
YAPAY ET
Yapay et üretimi ile hayvansal üretim kaynaklı sera
gazları azaltılarak küresel ısınmanın önlenmesine katkı
sağlanacaktır [18]. Geleneksel et üretim sistemleri
önemli oranda sera gazı emisyonu (karbondioksit (%9),
metan (%39), ve nitrit oksit (%65), geniş arazi kullanımı,
su ve enerji tüketimine sebep olmaktadır [17]. Her ne
kadar ortak bir görüşe varılamamış olsa da [21] bazı
araştırmacılar üretilen sera gazının yaklaşık %18’inin
hayvansal üretimden kaynaklandığını tahmin etmektedir.
Ayrıca tüm metan gazı emisyonlarının %37’si geviş
getiren hayvanlar oluşturmaktadır [6,22]. Geleneksel et
üretimindeki modifikasyonların çevresel
kontaminasyonun önlenmesine önemli derecede katkı
sağlaması beklenmektedir [3].
Yüksek bir üretim maliyetine sahip olan geleneksel et
üretim sistemlerinde aynı zamanda yüksek oranda tarım
arazisi kullanımı da tepki çekmektedir. Buna bağlı
olarak, et üretiminde kullanılan tahıl miktarı göz önüne
alındığında, üretilen tarım ürünlerinin açlık ile
mücadelede değil de et üretimi için kullanılması anlamsız
olarak görülmektedir [23]. Tarım arazilerinin neredeyse
üçte ikisi hayvansal üretim amaçlı kullanılmaktadır ve
yalnızca üçte birlik kısmından bitkisel kaynaklı protein
için faydalanılmaktadır [24]. 1 kg kanatlı eti üretimi için 2
kg, 1 kg domuz eti için 4 kg ve 1 kg kırmızı et için 7 kg
tahıl gerekirken, et üretimi için 15500 m3/ton, tavuk eti
üretimi içinse 3918 m3/ton su gerekmektedir [20]. Et
üretiminin arttırılmasına yönelik ekonomik baskı, yüksek
oranda tahribata ve çevre kirliliğine yol açmaktadır ve
gelecekte artan nüfusa paralel olarak et üretimindeki
artış ile bu tahribatın ve kirliliğin boyutlarının ürpertici
olacağı düşünülmektedir. Toplam %15 ile %24 arasında
olan gaz emisyonunun büyük bir kısmı otlatma ala
yaratmak için ormansızlaştırmadan kaynaklanmaktadır
[25].
Bugün et alternatifi ürünlerin çoğunu soya, buğday
proteini ya da mikoprotein gibi bitkisel kaynaklı ürünler
oluşturmaktadır [26]. Et yerine bitkisel kaynaklı protein
tüketimi ile karbon emisyon miktarının azalması
beklenmektedir. Diğer taraftan yapay et ile hayvan
yemleri üretiminde kullanılan pestisit ve kimyasalların
kullanımı da azaltılarak çevreye duyarlı et ürünleri
üretiminin sağlanabilmesi hedeflenmektedir [27].
Yapay et üretimi ile geleneksel yönteme kıyasla daha
kısa sürede doku gelişimi gerçekleştirilir. Aynı et kütlesi
için, yan ürünler ve iskelet olmayan diğer dokuların
üretiminden kaçınılarak yalnızca kas doku üretilir. Yapay
et üretimi ile dikey olarak hacmin artması sağlanır ve
böylece mera alanı oluşturmak için ormanların yok
edilmesine gerek duyulmaz. Çöp ürün ve yan ürün
üretiminin ve ayrıca kontrollü koşullar altında hayvanların
hastalık riskleri ve ürün kayıplarının önüne geçilmiş olur
[20].
Yapay et üretiminin avantajlarının ele alınması için bütün
bir yaşam ngüsünün takip ve analiz edilmesi
gerekmektedir. Bu bağlamda Tuomisto ve ark. [28]
yaptıkları hesaplamalara göre geleneksel üretim
sistemleri ile karşılaştırıldığında normal bir yaşam
döngüsünde özel üretim koşulları altında yapay et
üretimi ile enerji tüketiminin ve arazi kullanımını %99, su
kullanımını %90 ve enerji tüketimini %40 oranında
azaldığını belirtmiştir [3, 28-30].
Sonolarak, yapay et, potansiyel çevresel ve iklimsel
faydalarından dolayı birçok insan tarafından
savunulmasına rağmen aynı zamanda şüphe ve
eleştiriye sebep olmuştur [9]. Yapay eti savunanlar
yapay et ile sera gazı emisyonunun, arazi ve su
kullanımının geleneksel üretime göre iki kat azalacağını
söylemektedir. Bazı araştırmacılar ise emisyon gazları
ve kirlilikte azalmayı sağlayacağı; fakat fosil yakıt ve su
kullanımında sınırlı bir azalma ve arazi alanında artışa
sebep olacağını ve bunun gerçek bir avantaj
olmayacağını düşünmektedir [18].
Yapay et üretiminin sürdürülebilir üretime önemli
katkılarının olması beklenmektedir. Ancak
unutulmamalıdır ki bu tahminler yalnızca laboratuvar
E. Sürek, P. Uzun Akademik Gıda 18(2) (2020) 209-216
212
ortamındaki üretime dayalıdır ve endüstriyel üretim
tahminleri henüz teoride kalmakta olup bu aşamada
birçok faktörün farklılaşabileceği her zaman göz önünde
tutulmalıdır [6].
GIDA GÜVENLİĞİ VE İNSAN SAĞLIĞI
Yüzyıllardır birçok hastalığa neden olan gıda
patojenlerinin yaklaşık %22’si et kaynaklıdır [31].
Epidemiyolojik açıdan incelendiğinde, birçok hastalık
endüstriyel hayvancılık sistemleri ve tarım sektöründeki
gelişmelerle ilişkilendirilmektedir.
Yapay et üretiminin halk sağlığı ve gıda güvenliği
bakımından hem olumlu hem de olumsuz olarak
sonuçlar doğurabileceği düşünülmektedir. Yüksek
düzeyde kontrollü ortamda üretilen hücre kültürü/yapay
et gıda kaynaklı patojen riskini azaltarak daha sağlıklı ve
güvenli et üretimine olanak sağlayabilir. Yapay et üretim
süreci ile etin mikrobiyolojik yükü ve bu
mikroorganizmalardan kaynaklı bulaşma ve hastalık
riskleri de azaltılabilecektir [3, 32]. Yapay et aynı
zamanda insan hayvan interaksiyonları sonucu oluşan
hastalık risklerini azaltabilir [6]. Her ne kadar yapay et
destekçileri yapay etin hayvan olmadan üretileceği için
herhangi bir mikroorganizma içermeyeceğini savunsalar
da, yüksek oranda hücre çoğalması potansiyel kanser
hücrelerinin çoğalmasını uyarabilir. Dahası, hücre
kültürü in gerekli olan bütün kimyasal ürünlerin
(hormonlar, besin maddeleri, vb.) gıda tüketim içeriğinde
güvenli olduğu garanti edilmemiştir [18]. Yeni veya daha
önce test edilmemiş malzemelerin tüketiminin tehlikeli
olabileceği endişesi vardır [33].
Yapay et üreticileri yapay etin önemli bir bileşime sahip
olduğunu ve insanların muhtemel psikolojik ve fizyolojik
ihtiyaçlarına yanıt verebilecek bir ürün olduğunu
belirtmişlerdir [5]. Yapay et üretimi ile kompozisyonu
belirlenebilen ürünün et tüketimi ile ilişkilendirilen
birtakım hastalıkların (kardiyovasküler hastalıklar,
diyabet, kolon kanseri gibi) önüne geçilebileceği
düşünülmektedir [34]. Ayrıca omega-3 gibi bileşenlerin
yapay ete ilave edilerek etin sağlık yönünün de
geliştirilebileceği belirtilmektedir [35].
HAYVAN REFAHI
Gelişmiş ülkelerde, hayvanların çiftliklerde maruz kaldığı
muamelelere karşı insanların tepkisi giderek artmaktadır.
Son yıllarda bitkisel kaynaklı beslenmeye eğilimin
artması ile birlikte aynı zamanda etin insan gıdası olarak
tüketilmesi de etik olarak sorgulanmaktadır [36]. Örneğin
veganlar hayvasal gıda tüketimini reddetmekte ve
insanların kendi zevkleri için hayvanları ölrmelerinin
yanlış olduğunu savunmaktadır. Yapay et üretimi bu
bakımdan tüketicilerce farklı bir alternatif olarak kabul
görebilir. Yapay et ve bitkisel bazlı protein kaynakları
dünyada ihtiyaç duyulan proteinin sağlanması için
kesilen hayvan miktarını önemli derecede azaltabilir.
Gelenekesel et üretimi ile karşılaştırıldığında, yapay et
üretimi ile neredeyse hic hayvan kesmeden et üretimi
gerçekleştirilebilecektir. Artan, insan popülasyonu için
gerekli üretim sağlanarak birçok hayvanın beslenmesi ve
kesilmesi ihtiyacı ortadan kaldırılmış olacaktır [18].
Böylelikle yoğun üretim sistemlerinde azalma ve hayvan
refahında artış sağlanabilecektir [37]. Bununla birlikte
kültür üretim sistemi için hayvansal kaynaklı
malzemelere ihtiyaç duyulmaktadır (cenin
hücresi/serumu) [5, 20]. Yapay et üretimi ile hayvan
refahındaki artış ile birlikte endüstriyel hayvancılık
sistemlerinde sıkça uygulanan boynuz kesme, küpe,
tasma takma gibi uygulamalar da ortadan kalkacaktır
[38].
Yapay et toplumdaki hayvansal kaynaklı et tüketimine
karşı gelişen tepkilere yanıt verebilecek yönde bir
uygulamadır [18].
TEKNOLOJİK ENGELLER VE MALİYET
Yapay et üretim sürecinde kullanılan en iyi kök hücreler,
biyoreaktör tasarımı ve proses için en iyi yöntem
konusunda belirsizlikler bulunmaktadır [19]. Geleneksel
üretimde besin maddeleri ve oksijen kan damarları ile
her bir hücreye ulaştırılırken, yapay et üretiminde ise bu
fonksiyonu biyoreaktörler gerçekleştirmektedir [3]. Ana
doku homeostatik düzenleme olmadan kültürlenmekte
ve homeostatiğin eksikliği ürünün besinsel değerini
etkilemektedir [20]. Geniş ölçüde üretim için geniş
kapasitede biyoreaktöre ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak
kök hücrelerin kültürlendiği ortamlar bazı besin
maddelerini içerirken bazılarını (karbonhidratlar, amino
asitler, lipitler, vitaminler, vb. gibi) ihtiyaç duyulan
seviyede içermemektedir [18]. Gerçek kas dokusu,
büyük ölçüde miyoblasttan oluşan kas hücrelerini ve
yapay ette iz miktarda bulunan sinir, kan veya yağ
hücrelerini içermelidir [18]. Yapay et üretimindeki en
önemli sorun B12 vitamini ve demir gibi önemli
bileşenlerin eksikliğidir [20]. Lipit fraksiyonunun
aromaları, karbonhidratlar ve proteinler arasındaki
kompleks etkileşimin sonucu olarak etin tadını yeniden
üretmek zordur. Bu nedenle tadın geleneksel ete en
yakın halini elde etmek için yağ hücreleri de hücre
kültürüne ilave edilmelidir [18].
Kas doku ve et biyokimyasal olarak birbirinden farklıdır
[20]. Et, kas dokudan gelişmesine rağmen, hayvan
kesildikten sonra oksijen alımı durduğunda birçok
biyokimyasal değişim meydana gelir ve metabolik
reaksiyon oluşur. Anaerobik glikoliz, glikojenin laktik
aside dönüşmesi, kas pH’sının düşüp enzimlerin aktif
hale gelmesi, protein denatürasyonu ve enzimatik
proteoliz; etin görünüş, tat ve tekstürel kalitesinin
oluşmasından sorumlu olan yumuşamaya neden olur ve
bu nedenle et kesilip birkaç gün bekledikten sonra
tüketilmelidir [18, 20]. Bu temel proses yapay et
üretiminde dikkate alınmamıştır ve bu prosesin
kültürlenmiş kas dokusunu geleneksel olarak üretilmiş
ete çevirecek şekilde yapay ette oluşup oluşamayacağı
belirsizdir [20].
Yapay et geleneksel et ile karşılaştırıldığında renksiz
veya sarıdır; çünkü hücrelerin ltürlendiği ortamın
oksijen koşulları ete kırmızı renk veren miyoglobini
baskılamaktadır [18]. Bu durum tüketiciler tarafından
yapay etin tüketimine mesafeli durmalarına neden
olmuştur. Yapay etin duyusal özellikleri ile ilgili farklı
fikirler vardır. Yapay et, normal etin problemlerine
E. Sürek, P. Uzun Akademik Gıda 18(2) (2020) 209-216
213
alternatif olarak üretildiğinden geleneksel ete gerçek bir
alternatif olması gerektiği düşünülmektedir. Diğer
taraftan, yeni bir ürün olarak yapay etin kendi profiline
ihtiyaç duyulmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, yapay
etin geleneksel ete benzemesinin şart olmadığı ve
aslında geleneksel etten açıkça ayırt edici olması
gerektiği de savunulmaktadır [8].
Kültürlenmiş et, kuşkusuz hamburger gibi işlenmiş
gıdalarda temel bileşen olabilir veya üründe belirli bir
oranda kullanım potansiyeline de sahiptir. Bu formda, in
vitro geliştirilen ürünün tekstürel eksiklikleri son işlenmiş
ürünü etkilemeyecektir [20]. İlk üretilmiş biftek gerçek bir
ete değil hamburgere benzemiştir. Yapay hamburger
üretmek, biftek üretmekten çok daha kolaydır [18].
Kültürlenmiş etin amacı uygun tekstürel özelliklerle
geleneksel üretime benzeyen üç boyutlu ürünler
yaratmaktır [20]. Son zamanlarda, benzer yapıda gerçek
bir biftek yapmak için üç boyutlu yazıcıların kullanımı ile
ilgili çalışmalar mevcuttur; fakat hala yeterince düşük bir
fiyatta üretimi gerçekleştirilememektedir. Standart hücre
kültürü ve mühendislik teknikleri geliştikçe, yapay etin
maliyetinde düşüşler olacaktır [19].
Endüstriyel ölçüde yapay et üretimi ancak maliyeti etkin
bir proses yaratıldığında uygulanabilir olacaktır [9].
TÜKETİCİ GÖRÜŞLERİ VE ETİK KAYGILAR
Yapay et üretimiyle ilgili çeşitli tüketici görüşleri ve etik
kaygılar vardır. Yapay et üretimine karşı olan bireyler bu
teknolojinin insan kas dokusunda kültürlenebileceğinden
ve ilerleyen dönemlerde kanibalizmaya (yamyamlığa)
neden olabileceğinden dolayı, birçok bireyin bu etlerin
tüketimine mesafelidir [9, 39]. Diğer bir görüş ise, hayvan
hücrelerinin yapay et üretiminde kullanılmasına bağlı
olarak bu eti tüketen bireylerin dokusunda önemli
değişikliklere neden olabileceğidir [8].
Yapay et üretimi, gelenseksel et üretimi ve bunun
ihracatını yapan ülkelerin ekonomilerini kesinlikle
etkileyecektir. Kültürlenmiş etin büyük ölçüde
üretilmesiyle diğer ülkelerdeki tarım sektörünün
durumu da etkilenecektir [9]. Fakir ülkeler dünya da
üretim zincirinde önemli rol oynamalarına rağmen
üretikleri gıdanın çok düşük bir oranından
faydalanabilmektedir ve bu durum birçok görüşe göre
etik ve adil değildir. Bu nedenle büyük şirketler ve çok
uluslu firmalara bu yeni üretim sisteminde büyük
sorumluluklar düşeceği belirtilmektedir [18].
Hocquette ve ark. [6].eğitimli insanlar ile yaptıkları anket
sonucunda, katılımcıların yarısından fazlasının yapay
etin sağlıklı, lezzetli, uygulanabilir ve gerçekçi olduğuna
inandıklarını; fakat et endüstrisinin problemlerine çözüm
olacağını düşünmedikleri sonucuna varmışlardır.
Mancini ve Antonioli’nin 2018 yılında İtalyan tüketicilerle
yaptıkları anket çalışmasında, katılımcıların %54’ü yapay
eti denemek istediklerini bildirmiştir. Yapay etin
potansiyel tüketici profili, genç, eğitim seviyesi yüksek, et
tüketen ve et tüketimini azaltmada istekli tüketici grupları
olarak tanımlanmıştır [40]. Amerikan katılımcılarla
yapılan bir araştırmada da çoğu katılımcı yapay eti
denemede istekli olmuş, fakat sadece üçte birinin
diyetlerinde kullanabileceğini belirtmiştir [41].
Yapay et ile ilgili bazı etik sorular da bulunmaktadır. Pek
çok insan için yapay etin en çekici özelliği hayvanların
zarar görmesini engelleyerek vejetaryan bireylerin et
ihtiyacını karşılamasıdır [33].
Yapay et için son ürünün güvenliği ve etiketlemesini
içeren pek çok kanun ve düzenleme Gıda ve İlaç İdaresi
(FDA) tarafından uygulanacaktır. Amerika ve diğer bilim
temelli düzenleyici ülkeler yapay etin tanıtılması için ideal
bir başlangıç noktası olabilir. Yapay et için üretim
boyunca kullanılan enerji, su, besin ve sera gazı
miktarını belirten “çevresel etki etiketi” kullanılabilir.
Böyle bir etiket geleneksel ve yapay et için kullanılan
doğal kaynakların karşılaştırılmasını içerebilir ve
tüketicilerin et ürünü seçerken bilinçli karar vermelerini
sağlayabilir. [13].
Et yiyenler psikolojik bağlamda yapay eti gerçek bir et
olarak hissetmeyebilecek, yapay çiçek veya elmaslara
baktıkları gibi bakabileceklerdir [9, 33]. Yapay et, başarılı
şekilde yapıldığında gerçek et ve protein olabilir ve
geleneksel yöntem ile üretilmiş bir etten çok daha sağlıklı
olabilir. Siegrist ve Sütterlin [42] yaptıkları çalışmada
yapay etin çevre dostu ve hayvanlar için daha az zararlı
olduğunu belirtmelerine rağmen, yapay etin doğal bir
ürün olarak kabul edilemeyeceğini bildirmişlerdir.
Dolayısıyla yapay etin doğal bir ürün olarak tanıtılması
için pazarlama stratejilerinin geliştirilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, tüketiciler et ve ürünlerinin içerisinde yapay et
olup olmadığını bilmek istemektir. Bunun için ürünlerin
etiket bilgileri doğru bir şekilde verilerek uluslararası
veya ulusal kurumlar tarafından uygunluğu belirtilmelidir.
Son ürünün hücresel yapısına bağlı olarak, eğer yapay
et geleneksel etten ayırt edilemez ise ürünün yapay et
içerdiğini belirten etiket gereksiz olabilir [13].
Hayvanlar ve çevre için geleneksel et üretimi, yapay ete
alternatif olarak iyileştirilebilir. Organik tarım bu konuda
savunulan güçlü bir seçenektir. Diğer seçenekler, böcek
gibi farklı kaynakların etini yemek veya proteinini almak,
bitki kökenli proteinlerin daha çok tüketilmesi ve daha az
et tüketilmesi olabilir [18].
Gelecekte, et alternatifleri, farklı tip etler (GDO,
klonlanmış et) veya hayvansal proteinler yapay etle
birlikte markette bulunabilecek ve aralarında da güçlü bir
rekabet olabileceği beklenmektedir [18].
ÜRETİM YÖNTEMLERİ
Yapay et üretim yöntemleri genel olarak üç başlık altında
(hücre kültürü, doku ltürü ve diğer metotlar)
incelenmektedir.
Hücre Kültürü Temelli Metot
Hücre kültürü temelli metot aynı zamanda yapı iskelesi
metodu olarak da bilinmektedir. Sığır, koyun gibi bir çiftlik
hayvanının embriyosundan embriyonik miyoblastın veya
hayvanın kas biyopsisinden yetişkin iskelet kas
hücrelerinin izole edilmesini ve biyoreaktör içinde bir
iskeleye veya kolajen örgüsü gibi bir taşıyıcıya
E. Sürek, P. Uzun Akademik Gıda 18(2) (2020) 209-216
214
tutturularak bitki kökenli büyüme ortamında haftalar veya
aylar boyunca bölünerek çoğalması sağlanır [8, 9].
Öncelikle çoğalabilecek ve ayrıca fonksiyonel iskelet
kası dokusuna farklılaşabilecek bir hücre kaynağı
gerekmektedir. İkincisi, bu hücrelerin kasın gelişimine
izin veren üç boyutlu matrikse yerleştirilmesidir. Bu
ortamda besin maddelerinin taşınımı sağlanır ve atık
ürünler açığa çıkar. Son olarak kas hücreleri, çeşitli et
ürünlerine işlenebilecek fonksiyonel kas lifleri elde etmek
için biyoreaktöre yerleştirilir [9, 10]. Kök hücreleri
birleşerek miyotüpleri, miyotüpler de farklılaşarak
miyolifleri oluşturur. Elde edilen miyolifler işlenebilir,
pişirilebilir ve emülsiyon veya et ürünü olarak tüketilebilir;
fakat bu metot ile yüksek yapıda biftek gibi et ürünü
üretmek mümkün değildir [9]. Et üretimi için hücre
kültürünü anlatan halihazırda iki metot bulunmaktadır.
Bunlardan biri Vladimir Mironov tarafından NASA için
yazılmış iken diğeri, dünya çapında patente sahip Willem
van Eelen tarafından yazılmıştır [9]. Mironov, biyoreaktör
içinde miyoblastların üzerinde tutanabilmesini sağlamak
için hücrelerin biraraya geleceği ve farklılaşacağı kolajen
küre içeren biyoreaktörü kullanırken, van Eelen’ın
kullandığı sistemde kolajen örgü kullanır ve kültür ortamı
zamanla tazelenebilir [9]. Catts ve Zurr [11] tarafından
yapılan çalışmada et üretiminde bu metot gerçek
anlamda ilk kez uygulanmıştır.
Doku Kültürü Temelli Metot
Yapay et küçük ölçüde üretilebilmektedir; fakat küçük
biyopsiler pratikte önemli olmayacağından büyük ölçüde
ticari üretim için doku mühendisliğinin kullanımı ileri
sürülmektedir [8]. Diğer bir potansiyel metot,
Benjaminson‘un 2002 yılında astronotlar için hayvan kas
proteini yapmak amacıyla akvaryum balığından elde
ettiği gibi kas dokunun kullanılmasıdır [33]. Balığın doku
dilimleri kıyılmış, santrifüj edilmiş ve petri kutusuna
yerleştirilip 7 gün boyunca büyütülmüştür [9]. Elde edilen
et duyusal panele sunulmuş, yenilmediği halde görünüş
ve koku bakımından geleneksel yöntem ile üretilen ete
oldukça fazla benzediği için panelistleri etkilemeyi
başarmış, yemek için ise yeterince iştah açıcı koktuğu ve
göründüğü bildirilmiştir [33].
Diğer Metotlar
Hücre kültürü ve doku kültürü teknikleri ile öğütülmüş
yumuşak etin farklı versiyonları üretilebilir; fakat bu
teknikler kıvam, damarlanma, mozaiklenme (kas içi
yağlanma) gibi özellikleri sağlamada başarısız
olabilmektedir [8]. Organ yazımı organların üretimi ve
nakli için yeni bir tekniktir. Belge yazmak için mürekkep
yazıcıların kullanıldığı yazım teknolojisinin prensiplerini
kullanılmaktadır. Bu teknik temel olarak herhangi bir
şeklin üç boyutlu yapısını yaratmak için birleşen canlı
hücrelerin tabaka üzerine püskürtülmesine
dayanmaktadır. Bu nedenle organın sadece basit
hücresel yapısı değil, kan akışını sağlayan damarlanma,
ve tat ve yapıyı sağlayan mozaikleşmesi de sağlanabilir
[8].
Diğer yeni bir teknik de lazerin yani ışığın maddenin
partiküllerini sadece belli yerlere taşımakla kalmayıp
ayrıca belli organizasyonel yapılar oluşturmasına da
dayanan biyofotoniktir [8]. Biyofotoniğin başarılmasıyla
hücre kültürü veya bahsedilen diğer metotlara gerek
kalmadan sadece ışık yeterli olacaktır [33]. Atom ve
molekül düzeyinde malzemelerin değişimi ve üretimi
olan nanoteknoloji de yapay et üretim sisteminde
kullanılabilecek yeni bir teknolojidir [8]. Bütün bunların
yanında daha lezzetli, daha yüksek protein, daha az yağ
ve daha yüksek omega 3 y asidi içeren sağlıklı et
yapan hücreler üretebilecek diğer bir uygulama da
klonlanan hayvanlara omega 3 yağ asidi üretebilecek
gen transferinin yapıldığı genetik mühendisliği
çalışmalarıdır [33].
Yapay et üretim sistemini tasarlamadaki en zor görev en
iyi kültür ortamı formülasyonunun belirlenmesidir [20].
SONUÇ
Geleneksel et endüstrisi, değişen tüketici istekleri,
farklılaşan market eğilimleri, insan nüfusu, sera gazı
emisyonları, orman alanları tahribatı, tarım arazileri ve
tahıl ürünlerinin kullanımının artışı ve hayvan refahı
kaygıları gibi farklı etkenlerle karşı karşıyadır.
Önümüzdeki yıllarda standart et üretim sistemlerinin
insanların et ve protein ihtiyacını karşılayamayacağı ve
çevreye duyarlı sürdürülebilir üretim sistemleri ihtiyacının
artacağı düşünülmektedir. Yapay et üretimi tüm bu
kaygılar ve karmaşıklığın içerisinde alternatif bir protein
kaynağı ve çözüm olarak öngörülmektedir. 1912 yılından
günümüze yapay et teknolojisinde önemli gelişmeler
olmuş ve üretim maliyeti daha düşük seviyelere
indirilebilmiştir. Bugün nyada birçok şirket ve
araştırma enstitüsü bu konu ile ilgili çalışmalarını
sürdürmektedir. Önümüzdeki on yıl içerisinde yapay etin
restoran menülerinde ve marketlerde yer alacağı tahmin
edilmektedir. Ancak her ne kadar olumlu yönleri olsa da
yapay etin üretim maliyeti, endüstriyel üretime uygunluğu,
tüketiciler tarafından kabul görmemesi, doğal kabul
edilmemesi ve bazı etik kaygılardan dolayı
ticarileşemeyeceğine dair görüşler de mevcuttur. Bu
nedenle yapay et ile ilgili yapılan araştırma sonuçları bu
konu ile çalışanlara yol göstericisi olması açısından
yük bir öneme sahip olacaktır. Bugüne kadar yapılan
çalışmalarda ise yapay etin gelecekte alternatif bir
protein kaynağı olarak diyette önemli bir rol
oynayabileceğini göstermektedir.
KAYNAKLAR
[1] Smil, V. (2002). Worldwide transformation of diets,
burdens of meat production and opportunities for
novel food proteins. Enzyme Microbial Technology,
30(3), 305-311.
[2] FAO. (2011). World livestock 2011 livestock in food
security. FAO Publications, 1-130.
[3] Pandurangan, M., Kim, D.H. (2015). A novel
approach for in vitro meat production. Applied
Microbiology and Biotechnology, 99(13),
5391-5395.
[4] Van der Spiegel, M., Noordam, M.Y., Van der
Fels-Klerx, H.J. (2013). Safety of novel protein
sources (insects, microalgae, seaweed, duckweed,
and rapeseed) and legislative aspects for their
application in food and feed production.
E. Sürek, P. Uzun Akademik Gıda 18(2) (2020) 209-216
215
Comprehensive Reviews in Food Science and
Food Safety, 12(6), 662-678.
[5] Post, M.J. (2012). Cultured meat from stem cells:
Challenges and prospects. Meat Science 92(3),
297301.
[6] Hocquette, A., Lambert, C., Sinquin, C., Peterolff,
L., Wagner, Z., Bonny, S.P.F., Lebert, A.,
Hocquette, J.F. (2015). Educated consumers don’t
believe artificial meat is the solution to the problems
with the meat industry. Journal of Integrative
Agriculture, 14(2), 273-284.
[7] Bonny, S.P.F., Gardner, G.E., Pethick, D.W.,
Hocquette, J.F. (2015). What is artificial meat and
what does it mean for the future of the meat
industry? Journal of Integrative Agriculture, 14(2),
255-263.
[8] Bhat, Z.F., Kumar, S. and Bhat, H.F. (2017). In vitro
meat: A future animal-free harvest. Critical Reviews
in Food Science and Nutrition, 57(4), 782-789.
[9] Bhat, Z.F., Kumar, S., Fayaz, H. (2015). In vitro
meat production: Challenges and benefits over
conventional meat production. Journal of Integrative
Agriculture, 14(2), 241-248.
[10] Bhat, Z.F., Bhat, H. (2011). Tissue engineered
meat-future meat. Journal of Stored Products and
Postharvest Research, 2(1), 1-10.
[11] Catts, O., Zurr, I. (2002). The tissue culture
sculptures: Art project. Leonardo, 35(4), 365-370.
[12] Benjaminson, M.A., Gilchriest, J.A., Lorenz, M.
(2002). In vitro edible muscle protein production
system (MPPS): Stage 1, fish. Acta Astronautica,
51(12), 879-889.
[13] Norton, T. (2015). From the lab to the supermarket:
In vitro meat as a viable alternative to traditional
meat production. Journal of Food Law and Policy,
1, 157-180.
[14] Interview with Dr Mark Post: The man who grew the
world’s first synthetic beef burger - ABC News.
https://www.abc.net.au/news/rural/2015-03-27/inter
view-with-dr-mark-post-lab-burger/6351600 [Erişim
Tarihi: 4 Mart 2019].
[15] Hoogenkamp, B.H. (2018). Clean cultured meat for
today’s future. Fleischwirtschaft International, 2,
42-46.
[16] Chiles, R.M. (2013). If they come, we will build it: In
vitro meat and the discursive struggle over future
agrofood expectations. Agriculture and Human
Values, 30(4), 511-523.
[17] FAO (2006). Livestock’s long shadow
environmental issues and options. FAO
Publications.
[18] Hocquette, J.F. (2016). Is in vitro meat the solution
for the future? Meat science, 12, 167-176.
[19] Alçay, A.Ü., Sağlam, A., Yalçın, S., Bostan, K.
(2018). Geleceğin olası protein kaynakları.
Akademik Gıda, 16(2), 197-204.
[20] Datar, I., Betti, M. (2010). Possibilities for an in vitro
meat production system. Innovative Food Science
& Emerging Technologies, 11(1), 13-22.
[21] Pitesky, M.E., Stackhouse, K.R., Mitloehner, F.M.
(2009). Clearing the air: Livestock's contribution to
climate change. In Advances in agronomy, Edited
by L.S Donald, Academic Press, Elsevier,
Burlington USA, 103, 1-40.
[22] FAO. (2009). How to feed the world in 2050. FAO
Publications.
[23] Driessen, C., Korthals, M. (2012). Pig towers and in
vitro meat: Disclosing moral worlds by design.
Social Studies of Science, 42(6), 797-820.
[24] Welin, S., Van der Weele C. (2012). Cultured meat:
will it separate us from nature? In Climate change
and sustainable development, Edited by T. Potthast,
S. Meisch, Wageningen Academic Publishers,
Wageningen.
[25] Orzechowski, A. (2015). Artificial meat? Feasible
approach based on the experience from cell culture
studies. Journal of Integrative Agriculture, 14(2),
217-221.
[26] Grigg, D. (1995). The geography of food
consumption: A review. Progress in Human
Geography, 19(3), 338-354.
[27] Uzun, P., Masucci, F., Serrapica, F., Varricchio,
M.L., Pacelli, C., Claps, S., Di Francia, A. (2018).
Use of mycorrhizal inoculum under low fertilizer
application: Effects on forage yield, milk production,
and energetic and economic efficiency. The Journal
of Agricultural Science, 156(1), 127-135.
[28] Tuomisto, H.L., Teixeira de Mattos, M.J. (2011).
Environmental impacts of cultured meat production.
Environmental Science & Technology, 45(14),
6117-6123.
[29] Lynch, J., Pierrehumbert, R. (2019). Climate
impacts of cultured meat and beef cattle. Journal
Frontiers in Sustainable Food Systems, 3:5.
[30] Ong, S., Choudhury, D., Naing, M.W. (2020).
Cell-based meat: Current ambiguities with
nomenclature. Trends in Food Science &
Technology, in press.
[31] Centers for Disease Control and Prevention.
https://www.cdc.gov/ [Erişim Tarihi: 4 Mart 2019].
[32] Siegelbaum, D. (2008). In search of a test-tube
hamburger. Time.
[33] Hopkins, P.D., Dacey, A. (2008). Vegetarian meat:
Could technology save animals and satisfy meat
eaters? Journal of Agricultural and Environmental
Ethics, 21(6), 579-596.
[34] Capper, J.L. (2011). The environmental impact of
beef production in the United States: 1977
compared with 2007. Journal of Animal Science,
89(12), 4249-4261.
[35] Macintyre, B. (2007). Test-tube meat science’s next
leap. Weekend Australian, 20(29), 16.
[36] Croney, C.C., Apley, M., Capper, J.L., Mench, J.A.,
Priest, S. (2012). Bioethics symposium: The ethical
food movement: What does it mean for the role of
science and scientists in current debates about
animal agriculture? Journal of Animal Science,
90(5), 1570-1582.
[37] Hou, F.J., Nan, Z.B., Xie, Y.Z., Li, X.L., Lin, H.L.,
Ren, J.Z. (2008). Integrated crop-livestock
production systems in China. The Rangeland
Journal, 30(2), 221-231.
[38] Mariasegaram, M., Harrison, B.E., Bolton, J.A.,
Tier, B., Henshall, J.M., Barendse, W., Prayaga,
K.C. (2012). Fine-mapping the POLL locus in B
rahman cattle yields the diagnostic marker
CSAFG29. Animal Genetics, 43(6), 683-688.
[39] Schaefer, G.O., Savulescu, J. (2014). The ethics of
E. Sürek, P. Uzun Akademik Gıda 18(2) (2020) 209-216
216
producing in vitro meat. Journal of Applied
Philosophy, 31(2), 188-202.
[40] Mancini, M.C., Antonioli, F. (2019). Exploring
consumers' attitude towards cultured meat in Italy.
Meat Science, 150, 101-110.
[41] Wilks, M., Phillips, C.J. (2017). Attitudes to in vitro
meat: A survey of potential consumers in the United
States. PloS One, 12(2), 1-14.
[42] Siegrist, M., Sütterlin, B. (2017). Importance of
perceived naturalness for acceptance of food
additives and cultured meat. Appetite, 11, 320-326.
Article
Artificial meat shows great promise as a method for use in future food production. It is predicted that traditional meat will be insufficient with the increasing human population. In addition, artificial meat has many advantages in terms of human health, such as being sustainable for the environment, controlled fat content, and absence of antibiotics and hormones compared to traditional meat. Artificial meat, also known as cultured meat, is produced through in vitro myogenesis, which includes muscle tissue-based protein products, stem cell culture, and differentiation, and mature muscle cell processing for flavor and texture. Artificial meat production consists of a sequential process; firstly muscle sampling for stem cell collection and followed by muscle tissue dissociation and muscle stem cell isolation, primary cell culture, high cell culture, and ending with muscle differentiation and maturation. A deep understanding of the process by considering its pros and cons will help not only artificial meat production but also the food industry in business sectors seeking new biomaterials. By explaining the methods utilized for artificial meat production, this study is created to prepare for the new era of cellular agriculture as well as for application in academia and industry.
Article
Full-text available
The problem of this research is that How do art and design teachings serve the gastronomic universe? Except the teachings' practical usage, it is assumed that the hermeneutic teachings of art and the creative doctrine of design, can also be thought as theoretical instruments to crystallize the fundamental argument of legitimacy criticisms encountered while building the gastronomy discipline. To concrete/visualize this hypothesis, a fantasy encyclopedia named Codex Seraphinianus and its gastronomic section, written and drawn with asemic writing and artistic drawings by Luigi Serafini, who is both artist and designer, will presented. The aim of the study is beyond verify or falsify the hypothesis or answering the question. The aim of the study is to define the imagination of the designer/artist through the method of semiotic analysis and enhance various interpretations in order to describe meaning of being an universe, not a context. Various subjective interpretations from artificial meat technology's eeriness to; meaning of food logistic based on infrastructure and precious refrigerator as a library concept are the conclusions drawn from Serafini's artworks.
Article
Full-text available
Cell-based meats have arose substantial interest due to the promotion of these products as cleaner and sustainable alternatives to conventional meats. We identify the most notable ambiguities surrounding the nomenclature of cell-based meats and summarize current discussions around it. Notable ambiguities include: whether cell-based meat can be called “meat”; identifying the most descriptive and appealing name for cell-based meat; the nomenclature of cell-based meat products with different levels of complexity; and the standards cell-based meats need to meet before claiming to be cleaner and more sustainable than conventional meat. The need to clarify ambiguities is crucial to facilitate discussions, enhance investor interests, build consumer confidence and prevent any future strife with traditional farming.
Article
Full-text available
Improved greenhouse gas (GHG) emission efficiency of production has been proposed as one of the biggest potential advantages of cultured meat over conventional livestock production systems. Comparisons with beef are typically highlighted, as it is a highly emissions intensive food product. In this study, we present a more rigorous comparison of the potential climate impacts of cultured meat and cattle production than has previously been made. Warming impacts are evaluated using a simple climate model that simulates the different behaviors of carbon dioxide (CO2), methane (CH4), and nitrous oxide (N2O), rather than relying on carbon dioxide equivalent (CO2e) metrics. We compare the temperature impact of beef cattle and cultured meat production at all times to 1,000 years in the future, using four synthetic meat GHG footprints currently available in the literature and three different beef production systems studied in an earlier climate modeling paper. Cattle systems are associated with the production of all three GHGs above, including significant emissions of CH4, while cultured meat emissions are almost entirely CO2 from energy generation. Under continuous high global consumption, cultured meat results in less warming than cattle initially, but this gap narrows in the long term and in some cases cattle production causes far less warming, as CH4 emissions do not accumulate, unlike CO2. We then model a decline in meat consumption to more sustainable levels following high consumption, and show that although cattle systems generally result in greater peak warming than cultured meat, the warming effect declines and stabilizes under the new emission rates of cattle systems, while the CO2 based warming from cultured meat persists and accumulates even under reduced consumption, again overtaking cattle production in some scenarios. We conclude that cultured meat is not prima facie climatically superior to cattle; its relative impact instead depends on the availability of decarbonized energy generation and the specific production systems that are realized.
Article
Full-text available
Two studies were carried out to assess the effects of seed inoculation by arbuscular mycorrhizal fungi (AMF) coupled to a reduced fertilizer supply on yield, economic benefit and energy balance of maize and sorghum forage cropping. The effect of dietary inclusion of mycorrhizal forages on milk yield was also examined. The control treatments (control maize and control sorghum) were non-mycorrhizal seeds fertilized with recommended doses of nitrogen (N) and phosphorus (P). The inoculated treatments (inoculated maize and inoculated sorghum) were the mycorrhizal seeds fertilized with a half dose of N. For each treatment, two plots, 1.5 ha each, were used. The forages were ensiled and fed to lactating buffaloes (maize) and dairy cows (sorghum). Plant traits and yield parameters were generally found to be higher in inoculated compared to the control plants. Inoculation positively influenced the chemical composition of sorghum silage that resulted in less fibre and more protein and presented higher dry matter degradability. No differences between the control and inoculated maize silages were found. For both inoculated crops, higher profitability (+670 and 732€ for maize and sorghum, respectively), as well as an increment of net energy (+0.24 and 0.60, respectively), and energy use efficiency (+0.53 and 0.85, respectively) were observed. The use of the inoculated silages did not affect milk yield. Results suggest that seed inoculation with mycorrhizal fungi combined with the low rate of fertilizers could be a viable solution to increase the eco-efficiency and profitability in forage production without affecting forage quality and lactating cow productivity.
Article
Full-text available
Positivity towards meat consumption remains strong, despite evidence of negative environmental and ethical outcomes. Although awareness of these repercussions is rising, there is still public resistance to removing meat from our diets. One potential method to alleviate these effects is to produce in vitro meat: meat grown in a laboratory that does not carry the same environmental or ethical concerns. However, there is limited research examining public attitudes towards in vitro meat, thus we know little about the capacity for it be accepted by consumers. This study aimed to examine perceptions of in vitro meat and identify potential barriers that might prevent engagement. Through conducting an online survey with US participants, we identified that although most respondents were willing to try in vitro meat, only one third were definitely or probably willing to eat in vitro meat regularly or as a replacement for farmed meat. Men were more receptive to it than women, as were politically liberal respondents compared with conservative ones. Vegetarians and vegans were more likely to perceive benefits compared to farmed meat, but they were less likely to want to try it than meat eaters. The main concerns were an anticipated high price, limited taste and appeal and a concern that the product was unnatural. It is concluded that people in the USA are likely to try in vitro meat, but few believed that it would replace farmed meat in their diet.
Article
Full-text available
In vitro meat production is a novel idea of producing meat without involving animals with the help of tissue engineering techniques. This biofabrication of complex living products by using various bioengineering techniques is a potential solution to reduce the ill effects of current meat production systems and can dramatically transform traditional animal-based agriculture by inventing 'animal-free' meat and meat products. Nutrition-related diseases, food borne illnesses, resource use and pollution, and use of farm animals are some serious consequences associated with conventional meat production methods. This new way of animal-free meat production may offer health and environmental advantages by reducing environmental pollution and resource use associated with current meat production systems and will also ensure sustainable production of designer, chemically safe and disease free meat as the conditions in an in vitro meat production system are controllable and manipulatable. Theoretically, this system is believed to be efficient enough to supply the global demand for meat, however, establishment of a sustainable in vitro meat production would face considerably greater technical challenges and a great deal of research is still needed to establish this animal-free meat culturing system on an industrial scale.
Article
Full-text available
This short review is to list pros and cons which are based on the literature and personal experience in cell culture studies related to possible commercial production of artificial meat as functional food. The general view of muscle composition and determinants of meat quality are shortly described. Principles of muscle cell propagation in culture and mutual relationships between different cell types present in this organ are briefly discussed. Additionally, the effects of some cytokines and growth factors for muscle cell growth and muscle tissue development are indicated. Finally, conclusion remarks related to detrimental consequences of meat production to natural environment as well as personal opinion of author on the prospects of artificial meat production are declared.
Article
Cultured meat may be a novel food that would overcome the limits of conventional meat production. This paper assesses the willingness to try, buy and pay for cultured meat among a sample of Italian consumers, unveiling the attitudes towards an engineered food on the part of a consumer oriented in favour of the Mediterranean diet. A survey was conducted by submitting a questionnaire to 525 Italian consumers. Consumers showed higher agreement with the statements concerning positive externalities than the intrinsic characteristics of cultured meat, and more than half of the respondents (54%) stated that they would be willing to try cultured meat. The profile for a potential consumer of cultured meat was young, highly educated, somewhat familiar with cultured meat, a meat consumer and willing to reduce meat consumption. However, the survey findings may be biased by the unavailability of the product on the market and the information provided to the respondents focused on the potential benefits of cultured meat.
Article
Four experiments examined some factors influencing the perceived naturalness of food products and their biasing effect on risk perception. The results of Experiment 1a showed that three food additives displaying their respective E-numbers (i.e., codes for food additives in the European Union and Switzerland) decreased perceived naturalness. Experiment 1b demonstrated that mentioning possible health effects decreased the perceived naturalness of a plant-based food additive. This experiment further showed that it would not matter for perceived naturalness whether the food was synthetic or nature-identical. Moreover, the results of Experiments 2 and 3 suggested that the same risk associated with meat consumption was much more acceptable for traditionally produced meat compared with in-vitro meat. Experiment 3 further indicated that the perceived naturalness of the meat (i.e., traditional or cultured meat) had a full mediation effect on participants' evaluation of the acceptability of the risk of colon cancer associated with the meat consumption. Even if the new production method (i.e., cultured meat) was more environmentally friendly and less harmful to animals, the perceived lack of naturalness might reduce the acceptability of the risk associated with such a product. The present study provides evidence that consumers rely on symbolic information when evaluating foods, which may lead to biased judgments and decisions.
Article
The production of in vitro meat regularly generates media interest because of the contribution it could, at first glance, make to the issue of feeding humankind while also protecting the environment and respecting animals. However, the majority of experts consider that there are still numerous technological obstacles that have to be overcome to produce in vitro meat. In addition, even if in vitro meat could eliminate the supposed lack of well-being of livestock and has the potential to free up cultivable land, other supposed advantages are questionable and not always agreed upon by the scientific community. However, another major problem for the commercialisation of in vitro meat would be its acceptance by consumers, even if some consumers are ready to taste it at least once. In particular, the artificial nature of the product goes against the growing demand for natural products in many countries. The consumption of in vitro meat will depend on a conflict of values at an individual or collective level. The reality is that a range of other complementary solutions already exist which meet the challenges of food supply in our society, but which are less saleable to the media.