ArticlePDF Available

A Brief History of Cremation and Cremation in Turkey (Kremasyonun Tarihçesi ve Türkiye’de Kremasyon)

Authors:

Abstract

ENG Cremation is the process of burying the dead. Incineration is done in a cremation oven where is called a crematorium. In the cremation process, the soft tissues of the corpse are completely burned and the bones are burned to a certain extent until they lose their size and shape, then the remaining bone particles and ashes are placed into a container called “urn”. In the general history of cremation, it is thought that the first cremation took place in prehistorical times. Although there is no crematorium for cremation burials in Turkey at the present time, the Law on Public Hygiene no. 1593 (1930), Articles 224 and 225 allows the incineration of corpses. According to Article 224, the municipalities in Turkey have the authority to build crematoriums, but none of them built any crematoriums. In other words, there is not a legal impossibility but a factual impossibility for the people whom want to be cremated. In this study, the general history of cremation and its historical process in Turkey is discussed. In addition, it is evaluated in terms of Turkish Law and Human Rights. Accordingly, there is no supply for demands of the people whom want to be cremated after death from different groups (Atheists, Christians and even Muslims) in different parts of Turkey at the present time. There is no crematorium, equipment and permission for this, and even the municipalities in Turkey do not have any work for this. However, there is no obstacle for building a crematorium in Turkey in terms of laws, in particular the law on Public Hygiene. In the frame of human rights, each person has the right to request to be cremated after his/her death. Moreover, according to the Constitution of the Republic of Turkey everyone has the right to freedom of conscience and religion. Therefore, the demands of citizens for being cremated after death should be evaluated in Turkey. TR Kremasyon, ölen kişinin yakılması işlemidir; bu işlem krematoryum adı verilen kremasyon fırınlarında yapılmaktadır ve bu işlemden sonra geriye kalan kemik parçacıkları ve küller urne adı verilen bir kabın içerisine konmaktadır. Tarihte, ilk kremasyonun Prehistorik dönemde yapıldığı düşünülmektedir. Günümüzde, Türkiye’de cenazeler için kremasyon işleminin yapılacağı bir krematoryum bulunmamasına rağmen, 1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda, 224. ve 225. maddelerde, cesetlerin yakılmasına izin verilmiştir. Bahsedilen 224. maddede, ölülerin yakılması için gereken fırınları yaptırma yetkisi belediyelere verilmiştir; fakat ülkemizde hiçbir belediye bu fırınlardan yaptırmamıştır. Yani cesedinin yakılmasını isteyen kişi için, hukuki değil fiili bir imkânsızlık hali vardır. Bu çalışmada, kremasyonun genel tarihi ile Türkiye’deki tarihsel süreci ele alınmış, Türk Hukuku ve İnsan Hakları açısından da konu değerlendirilmiştir. Buna göre, günümüzde Türkiye’nin farklı yerlerinden farklı grupların (Ateistler, Hristiyanlar hatta Müslümanların) öldükten sonra yakılmaya yönelik taleplerinin bir karşılığı yoktur. Bunun için bir krematoryum, gerekli teçhizat ve müsaade yoktur, belediyelerin de buna yönelik bir çalışmaları yoktur. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu temel olmak üzere, yasalar açısından ülkemizde krematoryum yapılmasına engel yoktur. İnsan hakları gereği olarak da her bir kişinin öldükten sonra cesedinin yakılmasını isteme hakkı vardır. Anayasada da din ve vicdan özgürlüğü öngörülmektedir. Bu nedenle ülkemizde, öldükten sonra yakılmak isteyen vatandaşlarımızın talepleri devlet tarafından değerlendirilmelidir.
A preview of the PDF is not available
ResearchGate has not been able to resolve any citations for this publication.
Article
Full-text available
ÖZET Ölmüş bir kimsenin defnedileceği yer hususunda kişinin ölümünden sonra zaman zaman yakınlarının ihtilafa düştükleri bilinmektedir. Bu sebeple, kişinin defnedileceği yere karar verme yetkisinin tespit etmeden önce bu meselenin bir kişilik hakkı meselesi olduğu belirtmek gerekir. Kişinin hayatta iken ölümünden sonra cesedi üzerinde tasarruflarda bulunma hakkı vardır. Bu konuda karar verme yetkisi öncelikle ölen kişinindir. Her ne kadar ölüm ile birlikte kişilik sona ermiş olsa da, kişinin yaşarken defnedileceği yere ilişkin talepleri ve istekleri dikkate alınmalıdır. Bu sebeple, kişilik haklarının ölüm sonrasında korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu ilke, kişinin açık veya örtülü talep ve isteklerini yerine getirmeyenlere karşı yakınlarına dava hakkı da tanımaktadır. Kişinin defnedileceği yere ilişkin açık veya varsayılan iradesi tespit edilemezse, bu durumda yakınlarının iradesine başvurulur. Ancak bu yakınlar arasında ihtilaf olduğunda kime öncelik tanınacağı tespit edilmelidir. Kişilik hakkı kapsamındaki tanınan bu yetkinin ölen kişinin yaşantısına uygun bir şekilde kullanılması gerekir. Buna göre, kişi hayatta iken aralarındaki ilişki ve duygu yoğunluğu dikkate alınmalıdır. Şüphesiz ki; kişinin eşi ve kan hısımları bu anlamda ilk akla gelenlerdir. Ancak bu yetkiyi aile hukuku anlamında aile kavramı sınırlandırmak doğru olmaz. Bu sebeple, kişinin ölümü anında aileden veya aileden olmayan taraflar ile kişi arasındaki ilişkinin dikkate alınması gerekir. Anahtar Sözcükler: Kişilik Hakkı, Ceset, Defin Yeri, Yakınlar, Ölüm. ABSTRACT It is known that the relatives are sometimes in conflict about where the body will be buried. Thus, before identifying who is authorized to decide where to bury the body, we need to say that it is primarily a problem about the personal rights. A person has a right to dispose of his dead body while he is alive. The authorization about this issue primarily belongs to the person who dies. Even though the personality ends with the death, the will and the demands which a person express when he is alive should be considered. Thus, the principle of protection of the personal rights after death is accepted. This principle gives a chance to the relatives to bring a law suit against the ones who does not fulfill the will of the dead person. If the clear or default will of the dead person about where to bury his body can not be identified, the relatives should be consulted. However, in this case it needs to be identified who has priority when there is a conflict between the relatives. This authorization which is considered of personal right should be identified according to the life of the dead person. This means that the relation and the emotional density between the dead person and the others when he is alive should be considered. It is obvious that the spouse and the blood relatives comes to mind first. However, it would not be correct to come to limit this authorization with the family which is defined in Family Law. Thus, it must be considered that the relations between the dead person and the people who are in the family or not in the family. Keywords: Personal Right, Corpse, Burial Place, Relatives, Death.
Article
Full-text available
Kent planlama ve coğrafya yazınındaki güçlü bir akım, kimlik mekânları sorunsalını planlamanın kapsayıcılığı bağlamında tartışmaktadır. Artan göç, iltica vb. nüfus hareketliliklerinin yanı sıra farklı kültürel kimliklerin kent mekânında görünür olma talepleri arttıkça “kimlik yerleri” planlamanın önemli bir meselesi haline gelmektedir (Healey, 1997; Sandercock, 2000; Germain ve Gagnon, 2003; Gale, 2005). Önceleri kentin çokkültürlü olmasının anlamı üstüne yürütülen tartışmaların odağı bugün, çokkültürlülük gerçeğinin gerektirdiği planlama araçlarının tartışılması noktasına kaymıştır (Ponzini, 2014; Tasan-Kok ve Ozogul, 2017). Türkiye’de ise yürürlükte olan planlama anlayışında böylesi çabalar henüz gündemde yerini alamamıştır. Bunun aksine standartlaştırılmış toplumsal eylemler için standart tekniklerle mekân organizasyonu yapılmaktadır. Ne var ki, kentteki varlıklarını tescil ettirmek isteyen etnik-dinsel kümeler planlama kurumunun karşısına bu standartların dışındaki yeni kavramlarla ve taleplerle çıkmaktadırlar. Bu durum; kültürel kimlik mekânları, dini veya kutsal mekânlar, ibadet yeri gibi kentsel donatı alanları standartlarının mekânsal planlama açısından yeniden düşünülmesi gereğini ortaya çıkarır. Türkiye’de bu tartışma Aleviler’in cemevlerinin ibadethaneleri olarak tanınmasına ilişkin talepleri ve devam eden mücadelelerinde somutlaşmaktadır. Bu bağlamda makalede toplumsal ve kültürel kimliklerin Türkiye’deki planlama kurumu tarafından mekânsallaştırılması problemi azınlıktaki toplulukların ve özellikle Alevilerin deneyimleri ve algılaması çerçevesinde ele alınacaktır.
Kasım 2019 tarihlerinde İstanbul'da gerçekleşen 8. Uluslararası İslam Tıp Tarihi ve Etiği Kongresi'nde sunulan sözlü bildirinin temel alınarak genişletilmiş halidir
  • Bu Makale
-Bu makale, 14-16 Kasım 2019 tarihlerinde İstanbul'da gerçekleşen 8. Uluslararası İslam Tıp Tarihi ve Etiği Kongresi'nde sunulan sözlü bildirinin temel alınarak genişletilmiş halidir.
Yıldız Kenter'in dikkat çeken vasiyeti! Yerine getirilecek mi? 3 Şubat 2020 tarihinde
  • Akşam
Akşam. (2019, 18 Kasım). Yıldız Kenter'in dikkat çeken vasiyeti! Yerine getirilecek mi? 3 Şubat 2020 tarihinde https://www.aksam.com.tr/magazin/yildiz-kenterin-dikkat-ceken-vasiyeti-yerinegetirilecek-mi/haber-1022822 adresinden erişildi.
Size yakacak yer yok
  • G Aytulu
Aytulu, G. (2012, 17 Haziran). Size yakacak yer yok. 10 Mart 2020 tarihinde http://www.radikal.com.tr/yazarlar/gokce-aytulu/size-yakacak-yer-yok-1091344/ adresinden erişildi.
Ölünce yakılmak mümkün iş uygulamaya gelince imkansız
  • E Başay
Başay, E. (2015, 9 Ağustos). Ölünce yakılmak mümkün iş uygulamaya gelince imkansız. 10 Mart 2020 tarihinde http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/olunce-yakilmak-mumkun-isuygulamaya-gelince-imkansiz-341271 adresinden erişildi.
15 Haziran). French philosopher Roger Garody dies
  • Bbc
BBC. (2012, 15 Haziran). French philosopher Roger Garody dies. 9 Haziran 2019 tarihinde https://www.bbc.com/news/world-europe-18455068 adresinden erişildi.