Article

COVID-19 Epidemiyolojisi: Pandemiden Ne Öğrendik

Authors:
Article

COVID-19 Epidemiyolojisi: Pandemiden Ne Öğrendik

If you want to read the PDF, try requesting it from the authors.

No full-text available

Request Full-text Paper PDF

To read the full-text of this research,
you can request a copy directly from the authors.

... Türkiye'de ise 11 Mart 2020 tarihinde ilk pozitif vakanın bildirilmesiyle COVID-19 salgını ilan edilmiş ve bu tarihten sonra hasta sayısı artarak devam etmiştir. [1][2][3] CoV'lar, genel olarak dış ortama çok dayanıklı olmayan virüsler olarak tanımlanmaktadır. 4 Ortamın nem ve sıcaklık derecesine, dışarı atılan maddenin miktarına, kontamine olan yüzeyin dokusu gibi çeşitli etkenlere bağlı olarak değişen dayanma süreleri vardır. ...
... Hastalık bulaşı, çoğunlukla hastalık semptomu gösteren kişilerden olmakla birlikte, semptom göstermeyen hastalar da hastalığın yayılımında önemli rol oynadığı belirtilmektedir. 1,7 Solunum sekresyonları dışındaki vücut sıvılarının, COVID-19'un bulaşmasında rolü olup olmadığı açık bir şekilde ortaya konmamış olsa da kan, dışkı, kusma ve idrar gibi diğer vücut sıvılarıyla korunmasız temasında COVID-19 riski oluşturabileceği ifade edilmektedir. 8 COVID-19 salgınıyla mücadelede, enfeksiyonun gerek hastadan hastaya gerekse hastadan sağlık personeline bulaşının önlenmesi için enfeksiyon kontrol önlemleri içinde yer alan izolasyon önlemlerinin uygulanması gerekmektedir. ...
... 2019 yılının Aralık ayında, Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan yeni koronavirüs enfeksiyonu (COVID- 19), koronavirüslerin sebep olduğu ilk pandemi olarak tarihe geçmiştir (1,2). Ülkemizde ilk vakanın 11 Mart 2020 tarihinde görülmesi ile birlikte, pandemiyle mücadele kapsamında, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de çeşitli önlemler alınmıştır (1,3). ...
... 2019 yılının Aralık ayında, Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan yeni koronavirüs enfeksiyonu (COVID- 19), koronavirüslerin sebep olduğu ilk pandemi olarak tarihe geçmiştir (1,2). Ülkemizde ilk vakanın 11 Mart 2020 tarihinde görülmesi ile birlikte, pandemiyle mücadele kapsamında, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de çeşitli önlemler alınmıştır (1,3). Koronavirüsün yayılma hızını yavaşlatmak amacıyla bireysel hijyenin sağlanması, maske kullanımı, temasın izinin sürülmesi (filyasyon), sosyal mesafenin korunması ve ev ortamında sosyal izolasyon uygulamasına geçilmesi Sağlık Bakanlığı'nın önerileri doğrultusunda, ülkemizde pandemi yönetimine ilişkin alınan temel önlemlerdir (4). ...
Article
Full-text available
Giriş ve Amaç: Covid-19 pandemi sürecinde uygulanan sosyal izolasyon ve sokağa çıkma kısıtlaması, bireysel ve toplumsal yaşamda bazı değişikliklere yol açarak toplum yaşamını çeşitli şekillerde etkilemiştir. Bu süreçte, birçok kişide yalnızlık, çaresizlik, korku ve kaygı düzeyleri artmıştır. Bu çalışma, Covid-19 pandemi sürecinde yaşanan sosyal izolasyonun hemşirelik öğrencileri üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu niteliksel araştırma, 8 Mayıs-15 Haziran 2020 tarihleri arasında Türkiye’nin güneydoğusundaki bir devlet üniversitesinin hemşirelik bölümü 4. sınıfında okuyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 49 öğrenci ile yapılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak, araştırmacılar tarafından hazırlanmış olan sosyo-demografik özellikler veri toplama formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmaya ait veriler, tümevarım yöntemi ile analiz edilmiştir. Veri çözümlenmesi araştırmacılar tarafından elde kodlama ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Öğrencilerle yapılan görüşmelerden elde edilen verilere göre, 3 ana tema ve 8 alt tema belirlenmiştir. Öğrenciler sosyal izolasyon süreci nedeniyle; ‘Davranışsal Belirtiler’, ‘Sosyal Belirtiler’, ‘Fizyolojik Belirtiler’ ve ‘Psikolojik Belirtiler’ alt temalarında stres belirtileri tariflemişlerdir. İzolasyon sürecinin öğrencilerin hayatına etkisi ‘Olumlu Etkiler’ ve ‘Olumsuz Etkiler’ olmak üzere iki alt temada incelenmiştir. Pandemi sürecinde öğrencilerin hemşirelik mesleğine ilişkin görüşleri ‘Hemşirelik Mesleğine İlişkin Pozitif Düşünceler’ ve ‘Hemşirelik Mesleğine İlişkin Negatif Düşünceler’ alt temalarında gruplandırılmıştır. Sonuç: Geleceğin sağlık profesyoneli olan hemşirelik öğrencilerinin Covid-19 pandemisi sosyal izolasyon sürecinde stres kaynaklı davranışsal, sosyal, fizyolojik ve psikolojik bir takım sorunlar yaşadıkları belirlenmiştir. Bu süreçte öğrencilerin hayatlarının hem olumlu hem de olumsuz olarak etkilendiği ve pandemi sürecinin öğrencilerin hemşirelik ile ilgili düşüncelerini de etkilediği belirlenmiştir. ABSTRACT Introduction and Aim: The social isolation and curfew restrictions applied during the Covid-19 pandemic process have affected community life in various ways by causing some changes in individual and social life. During this process, loneliness, hopelessness, fear and, anxiety levels increased in many people. This study was conducted to determine the effects of social isolation experienced during the Covid-19 pandemic on nursing students. Materials and Methods: This qualitative study was carried out between 8 May to 15 June 2020 in a nursing department of a state university in southeastern Turkey with 49 students who agreed to participate in the study who were in 4th grade. In the study, as a socio-demographic data collection form and semi-structured interview form prepared by the researchers were used. The data of the research were analyzed by the method of induction. Data analysis was carried out by the researchers using hand-coding. Results: Due to the social isolation process of the students described stress symptoms under the sub-themes of “Behavioral Symptoms”, “Social Symptoms”, “Physiological Symptoms” and “Psychological Symptoms”. The effect of the isolation process on the lives of students was examined under two sub-themes as “Positive Effects” and “Negative Effects”. During the pandemic process, students’ views on the nursing profession are grouped under the subthemes “Positive Thoughts on Nursing Profession” and “Negative Thoughts on Nursing Profession”. Conclusion: It has been determined that nursing students, who are future health professionals, experience a number of stress-related behavioral, social, physiological and, psychological problems during the social isolation process of the Covid-19 pandemic. In this process, it was determined that the students’ lives was affected both positively and negatively, and and the pandemic process also affected students’ thoughts about nursing.
... 10 To cope with the pandemic, individuals should obey the measures determined by the international health authorities, have necessary and adequate information, and show appropriate behaviors. 11 As healthcare professionals, nurses are responsible for directing patients, families, and communities to advice from health-care authorities and to inform them about the current pandemic. 7 They are health-care professionals who can provide the most solid and updated information regarding the necessary precautions. ...
... The study data were collected from June to July 2020 using a personal information form and the COVID-19 Knowledge and Practice questionnaires developed by the researchers. [9][10][11] The personal form was created based on the relevant literature The questionnaire created to determine the knowledge level of the students about COVID-19 included 35 items. Of the items, 11 (6,12,13,23,27,28,29,30,31,32, and 34) were reverse scored. ...
Article
Background: It is important that nursing students who will be at the forefront of providing health services and be key personnel in the development of public health practices have sufficient knowledge of COVID-19 and related appropriate practices surrounding the outbreak. Thus, it is necessary to update the nursing curriculum for the changing needs in nursing education in urgent public health problems such as epidemics. Aims: This study aims to determine the knowledge and practices of nursing students about the COVID-19 pandemic. Methods: This study was conducted with 304 nursing students. The study data were collected using online tools consisting of a personal information form and the COVID-19 Knowledge and Practice Questionnaire. Results: Participants had good levels of knowledge and practices regarding the COVID-19 outbreak. The students' total mean knowledge score regarding COVID-19 was 28.95 ± 4.46 and their total mean practice score was 5.85 ± 1.03. Conclusions: It is very important that all nurse candidates, who will soon play an active role in the pandemic, have the correct knowledge and practices to prevent its spread. Therefore, the current curriculum for nurses, whom we can describe as the backbone of public health, should be equipped and enriched with evidence to support them during major events such as the COVID-19 pandemic.
... 1 Kısa zaman içerisinde ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünya genelinde vaka sayıları artmaya başlamıştır ve Dünya Sağlık Örgütü pandemi ilan etmiştir. [2][3][4] Yeni koronavirüs viral pnömoniye benzeyen semptomlar ortaya çıkarmasına rağmen bu semptomlar kişiler arasında farklılık göstermekte ya da asemptomatik olabilmektedir. 5 , 6 Ancak şiddetli vakalarda prognoz daha kötü seyredebilmekte hatta bireylerin ölümüyle sonuçlanabilmektedir. 5 Hastalık teşhisi konan bireyler izole olarak tedavi edilmektedir. ...
Article
relationship between intolerance of uncertainty and sleep quality of midwifery students during the Covid-19 pandemic. The sample of the descriptive and correlational study consisted of 280 students studying at the Department of Midwifery at the Faculty of Health Sciences of a public university between 11.02.2021-11.03.2021 who agreed to participate in the research. Data were collected online via Google Forms “Survey Form”, Intolerance of Uncertainty Scale-12 (IUS-12)” and Pittsburgh Sleep Quality Index (PSQI)” generated by the data. Data were evaluated with SPSS 22.0 package program mean, percentage, and Pearson Correlation Analysis. The mean age of students included in the research was 20,.80±2.09, It was determined 27.9% of them were in the 1st grade, 24.6% in the 2nd grade, 26.4% in the 3rd grade, and 21.1% in the 4th grade. 73.2% of the students stated that their sleep time changed compared to the pre-pandemic period, and 55.7% stated their sleep time increased. The mean IUS-12 total score of midwifery students was found to be 36.75±9.41, and their level of intolerance to uncertainty was found to be moderate. The total PSQI score average was 14.1±8.46, and it was determined that the students had poor sleep quality according to this average score. There was a weak positive correlation between students' intolerance to uncertainty and total sleep quality score (r:0.269 p:0.000). The sleep duration of the students increased compared to the pre-pandemic period. It is thought that the duration of sleep increases due to the increase in the number of days students stay at home during the online education process.
... bulunan Covid-19 için uzun süre etkili bir ilaç veya aşı bulunamaması nedeniyle (Sanders, Monogue, Jodlowski, & Cutrell, 2020) durum tüm dünya ülkeleri için endişe verici bir hal almıştır. Virüsün yayılımını kontrol altına alabilmek üzere tüm ülkeler çeşitli tedbirler almış (Kaplan, Frias, & McFall-Johnsen, 2020), insanlara sosyal anlamda kendilerini izole etmeleri ve sosyal mesafeyi korumaları, maske takmaları ve ellerini sık sık dezenfekte etmeleri şiddetle tavsiye edilmiştir (Cheng vd., 2020;Dikmen, Kına, Özkan, & İlhan, 2020). ...
Article
Full-text available
ÖZ Bu çalışmada, tüm dünya ülkelerinin karşı karşıya kaldığı ve küresel bir sağlık acil durumu hâline gelen Covid-19 pandemisinin akademisyenler üzerindeki psikolojik etkilerinin araştırılması amaçlanmaktadır. Mevcut araştırma nitel araştırma desenlerinden fenomenolojik araştırma yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunu 2020 yılı içerisinde Trabzon’da bir devlet üniversitesinde farklı kadrolarda görevlerini sürdürmekte olan 10 akademisyen oluşturmuştur. Araştırma verileri, yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile elde edilmiş, verilerin çözümlenmesinde ise içerik analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, Covid-19 pandemi sürecinde, akademisyenlerin başta kaygı ve korku olmak üzere çeşitli olumsuz duygular deneyimledikleri; fiziksel, psikolojik ve sosyal yönden çeşitli sorunlar yaşadıkları, bu süreçte yaşanan sorunlarla başa çıkabilmek için problem odaklı, duygu odaklı ve dini başa çıkma yöntemleri kullandıkları belirlenmiştir. Bununla birlikte akademisyenler pandemi sürecinde yaşanan zorluklara rağmen bu süreçte büyüme ve gelişim fırsatı da elde ettiklerini, yaşamın anlamını yeniden değerlendirdiklerini ve aile bağlarının güçlendiğini belirtmişlerdir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmıştır. Mevcut çalışma bulgularının, beklenmedik ve bilinmeyen bir olgu olan Covid-19 pandemi krizinin psikolojik yansımalarının ve bireyler üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasına ve psikolojik travmanın nasıl önleneceği konusundaki bilgilere katkı sağlayarak, etkili müdahaleler geliştirilmesine yardımcı olabileceği düşünülmektedir. ABSTRACT The aim of this study is to investigate the psychological effects of the covid-19 pandemic on academics, which is facing all countries of the world and has become a global health emergency. The current research was carried out with the phenomenological research method, one of the qualitative research designs. The working group was formed by 10 academicians who are working in different positions at a state university in Trabzon in 2020. The research data were obtained by semi-structured interview technique, and content analysis was used to analyze the data. As a result of the research, during the Covid-19 pandemic, it was found that academics experienced various negative emotions, especially anxiety and fear; also they experienced various physical, psychological and social problems, and it was determined that they used problem-focused, emotion-focused and religious coping methods to cope with the problems experienced in this process. However, academics stated that despite the difficulties experienced during the pandemic, they also had the opportunity to grow and develop, re-evaluate the meaning of life, and strengthen family ties. The findings obtained as a result of the study were discussed in the light of the relevant literature. It is thought that the current study findings can help to develop effective interventions by contributing to a better understanding of the psychological reflections and effects of the Covid-19 pandemic crisis which is an unexpected and unknown phenomenon, and its effects on individuals and how to prevent psychological trauma.
... Yaşlılarda, bir veya birden fazla kronik hastalığı olanlarda ve immun sistemi zayıf olan bireylerde hastalık daha ciddi seyirli olup vaka ölüm hızları bu gruplarda daha yüksektir. Hastalık ateş, öksürük, boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı, halsizlik, tat ve koku alma bozukluğu, baş ağrısı, ishal, konjuktivit, kas ağrısı veya halsizlik gibi değişik belirtilerle seyretmektedir (Dikmen et al., 2020 ...
... This epidemic was recorded in the world's history as the first pandemic to be caused by coronaviruses. The effect of this pandemic which started with the diagnosis of the first case on 11 March 2020 has continued with an increasing effect (Dikmen, et al.,2020). As of October 2020, the total number of cases worldwide has exceeded 36 million. ...
... The increase in the amount of viral-RNA, which were detected in the samples at the onset of the disease, manifests that the initial days of the disease are risky in terms of being contagious (9). More evidence is required to clarify the issues on whether the disease yields an immune response or how long it will last, even if it has a protective impact (10). ...
Article
The Accurate and Inaccurate Conceptions Acquired by Society Throughout the COVID-19 Pandemic Aim: In this study, it was aimed to identify the accurate and inaccurate conceptions among the society on COVID-19 disease, which is considered as a public health problem and has a high risk of transmission. Materials and Methods: The research was performed online at https://docs.google.com/forms in May 2020. The questionnaire form was composed of 40 queries, which were on sociodemographic characteristics and COVID-19. Following the study, the answers obtained from the questionnaire were analyzed by inserting related data to the software of SPSS. Results: Of 580 participants involved in the study, 363 (62.6%) were female. The median age of the participants was 34.0 (18.0-77.0). Of the individuals who completed the questionnaire, 342 (59.0%) were married and 438 (75.5%) were university graduated and / or postgraduated. Of the individuals included in the study, 497 (85.6%) stated that they watched television / news channels to be informed about COVID-19. Most of the questions related to COVID-19 were answered accurately by the participants.The percentage of the premise, which was answered most accurately, was 577 (99.5%), whereas the lowest percentage of the accurately answered premise was 137 (23.6%). It was found that there was a statistically significant difference among the genders in terms of the percentage of accurate responses to the conceptions (p<0.05). Conclusion: It was determined that the vast majority of the participants utilized from at least one news resource on COVID-19. Participants typically have accurate knowledge about COVID-19. Educational programs can be planned to enhance the awareness of the society about the conceptions, which were answered mostly inaccurately. Key words: COVID-19, face mask, hand hygiene, accurate/inaccurate conceptions.
... Aralık 2019'da Çin'in Wuhan şehrinde ortaya çıkan Covid-19 salgını, hızlı bir şekilde dünya da bir çok ülkeye yayılarak korona virüslerin neden olduğunu ilk pandemi olarak kayıtlara geçmiştir (Dikmen, Kına, İlhan, 2020).Dünya Sağlık Örgütü de Ocak ayında Covid-19'un sebep olduğu hastalığın tüm dünyadaki insanları tehdit edecek duruma geldiğini duyurarak acil durum ilan etmiş ve bu durumu pandemi olarak belirtmiştir (WHO,2020). 22 Dünyaya yayılan salgın olarak tanımlanan pandemi; geniş salgın, geniş alanda nüfusun çoğunu etkileyen, birçok bölge ve ülkeyi etkiyen salgın olarak da tanımlanmaktadır. ...
Conference Paper
Full-text available
1. sınıfa 60-84 aylık başlayan öğrencilerin LGS puanlarının kıyaslanması.
... The SARS-CoV-2 virus, which emerged in Wuhan, China's Hubei province on December 31, 2019, quickly spreads to six continents and hundreds of countries, making history the first pandemic caused by coronaviruses (1). This virus has been called SARS-CoV-2 because of its similarity to the Coronavirus (SARS CoV) related to the severe acute respiratory syndrome. ...
... While α and β genera can infect mammals, they are responsible for respiratory tract infections in humans and enteritis in animals. γ and δ genera tend to infect birds (Dikmen, et al., 2020). ...
... It has caused quarantines and restrictions and has affected life very negatively. The virus, which is transmitted by the way of droplet, (Uğraş Dikmen et al., 2020) has affected the sports industry as well as every other industry. Covid-19, which negatively affects almost all sports branches including international competitions, EURO 21, bicycle racing, volleyball and basketball; caused sports events to be postponed or canceled (Gallego, et al., 2020;Turkmen, Ozsarı, 2020). ...
Book
Full-text available
Tamamı İngilizce olan bu kitap, 04 Nisan 2021 tarihinde Kyrgyzstan-Turkey Manas University - Traditional Game and Sports Research Institute önderliğinde; United Nations (UN), World Ethnosport Confederation (WEC), Washington Bowie State University paydaşlarıyla birlikte "Impacts of Traditional Sports and Games on Global Peace and Development During and After COVİD-19 /Geleneksel Spor ve Oyunların COVİD-19 Sırasında ve Sonrasında Küresel Barış ve Kalkınma Üzerindeki Etkileri" konulu yapılan panelde sunulan bildirilerden oluşmaktadır. Geleneksel spor ve oyunların sosyal küresel ve bölgesel dayanışma ve bütünleşmedeki rolünü göstermektedir.
... Elimizden geldiğince tedbir alıyoruz ama kaçmak mümkün değil. " Sağlık Bakanlığının COVID-19 Pandemisi İle İlgili Çalışmalarının Algısı: T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen pandemiyle gelişen semptomların duyurumu hızlı bir şekilde yapılmış ve vaka yönetim sisteminin oluşturulması ile izlem perspektifi olumlu olarak karşılanmıştır (Dikmen, Kına, Özkan & İlhan, 2020). Salgının, asıl etkin rol oynadığı yaşlı ve çocuklara yönelik dışarı çıkma yasağı gibi önlemlerin doğru zamanda alınması ile ölümlerin minimum düzeyde kalması sağlanmıştır. ...
Article
Full-text available
Küresel olarak büyük bir etkiye sahip pandemiler, sosyal hayatın yanında, iş rutinlerinin de değişmesine yol açmaktadır. Günümüzde yaşanan COVID-19 pandemisi sürecinde sağlık çalışanlarının da iş rutinleri değişmekte ve bu değişim özel hayatlarını etkileyebilmektedir. Özellikle çocuklu ailelerde ebeveynlerin pandemi algısı ve onu çocuklarına anlatma şekli, çocuklarının hastalığı anlamasına ve önlem almasına ilişkin büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, aktif görev alan sağlık çalışanlarının pandemi sürecine ilişkin algıları ve bu süreç içerisinde çocuklarıyla iletişim şekil ve tarzları üzerine bir inceleme yapılmıştır. Sağlık eğitimi almış, altı-on sekiz yaş arası en az bir çocuğun ebeveyni olan ve aktif olarak bir sağlık kuruluşunda görev yapan otuz gönüllü amaçlı örnekleme kapsamında araştırmaya dâhil edilmiştir. Katılımcılarla fenomenoloji deseni kapsamında derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Saha araştırması verileri, sağlık profesyonellerinin COVID-19 hastalığının biyolojik silahlar, küresel ekonomik sistemler ve vahşi hayvanlar ile ilişkili olduğunu düşündüklerini göstermektedir. Ayrıca araştırma, pandemi sırasında sağlık çalışanlarının çocuklarıyla ağırlıklı olarak diyaloga dayalı, empatik, onaylayıcı, kapsayıcı ve doğrudan iletişim biçimini kullandıklarını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: COVID-19 Pandemisi, COVID-19 Algısı, Sağlık Çalışanı, Pandemide Çocukla İletişim, Nitel Analiz.
... İleri yaştaki kişilerde hastalığa yakalanma ve ölüm oranının yüksek olduğu gözlemlenmiştir. 2 Bir pandeminin hızlanma aşaması karmaşıktır, bundan dolayı çok yönlü ve hızla uygulanabilecek bir halk sağlığı tepkisi gerektirmektedir. Yayılımı azaltmak ve sağlık bakım kapasitesi üzerindeki etkisini kontrol etmek amacıyla çeşitli müdahaleler uygulanmalıdır. ...
Article
Full-text available
ZET Amaç: Çalışmanın amacı COVID-19 salgınında bir nevi hastane işlevi gören öğrenci yurtlarının yerine getirdiği sağlık rollerinin tespit edilmesidir. Benzer başka büyük salgınlarda olduğu gibi öğrenci yurtlarının salgın yönetimin daha hazır ve daha kullanışlı hale getirebilmesi için mevcut deneyimlerden de hareket edilerek öneriler geliştirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanıldığından evren ve örneklem tayinine gidilmemiştir. Bunun yerine 5-20 Nisan 2020 tarihlerinde çalışmanın gerçekleştirildiği yurtta, karantina için kalan 365 kişi arasından gönüllü olanlar çalışma grubu olarak belirlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu karantina yurdunda kalan 17 gönüllü oluşturmaktadır. Çalışmada nitel veri toplama tekniklerinden yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen veriler içerik analizine tabi tutulmuştur. Bulgular: Karantina yurdunda kalanların sürece bakışları genel anlamda olumludur. Olumlu görüşlere rağmen katılımcıların çoğunluğu, seçenek sunulsa karantina dönemini evlerinde geçirmek istemektedir. Yine karantina dönemine dair en önemli eleştiri, kaldıkları süre boyunca yurtta sıkıldıkları konusudur. Yüksek memnuniyetin nedenleri arasında ise yurt şartlarının olumlu etkisinin yanında salgından kaynaklı korkunun etkisi de olabilir. Sonuç: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre yurtların karantina dönemlerinde, "yurt-hastane" formatında sağlık hizmeti sunabileceği görülmüştür. Bu süreçte 'Yurt-Hastane'lerin mevcut sağlık sistemine yükü oldukça sınırlı olmuştur. İller bazında uygun yurtların tespit edilmesi ve bunların benzer salgınlarda kullanılması için gerekli düzenlemelerin yapılması önerilmektedir.
... Covid-19 virüsü salgınıyla birlikte oluşan sosyal mesafe kuralı koymak için önlemlerin daha fazla yaygınlaşması performans sporcularını özellikle fiziki olarak ve psikolojik anlamda negatif etkilemesi olası bir durum olarak yaşanmıştır. Bu noktadan hareketle Covid-19 virüsünün sporculara etkileri konusunda ülkemizde yeni araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır(Dikmen, Kına, Özkan ve İlhan, 2020;Toresdahl ve Asif, 2020). Özel yetenek sınavlarına katılan sporcu öğrenciler üzerine yapılan araştırmada bireylerin ister istemez çok farklı boyutlarda koronavirüse karşı kaygı yaşadıkları belirlenmiştir. ...
Article
Full-text available
The aim of this research is to reveal the anxiety levels of professional football players playing active football in Turkish leagues during the Covid-19 Pandemic period. The research is a quantitative study and was carried out in a descriptive survey model. In the research, the ‘Athlete’s Anxiety to Catch the Novel Coronavirus (Covid-19) Scale (AACNCS)’ was used. Data in this study were collected in 2021. 182 professional football players who play active football in Turkish football leagues participated in the research. The data of the research were analyzed using the statistical software program Jamovi 1.6.12. For data analysis, arithmetic mean and standard deviation values were determined, and t-Test and One-Way Analysis of Variance (ANOVA) tests were used to determine the differentiation status of the scores obtained for the variables. Post-Hoc tests were used to determine the source of the difference in groups with a significant difference in F value. As a result of the research; AACNCS general score average and socialization anxiety sub-dimension score average in the anxiety scores of professional football players about catching the new type of coronavirus (Covid-19) are moderate; it was found that the mean score of the individual anxiety dimension was high. It has been found that there are significant differences in the participants' anxiety scores about catching the new type of coronavirus (Covid-19) in terms of the variables of marital status, education level, in which position he has played and how many years he has been a professional football player.
... Bütün bulaşıcı hastalıklar çeşitli yollarla insana veya hayvana geçebilme özelliği taşımaktadır [1]. Korana virüsler de insan ve hayvanlarda hastalık meydana getiren geniş bir virüs ailesidir [2]. 2019 yılının sonlarına doğru Çin'de ortaya çıkan korona virüs 4,5 ayda 170'ten daha fazla ülkeyi etkisi altına almıştır [3]. ...
Article
Full-text available
İnsanlar tarih boyunca birçok bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmiştir. Günümüzde ise Covid-19 adı verilen hastalığa neden olan korona virüs salgını ile mücadele edilmektedir. Covid-19 hastalığına yakalanmış veya yakalanma riski bulunan kişiler için en önemli faktörlerden biri sosyal izolasyondur. Sosyal izolasyonun sağlanması için birçok ülke farklı çözümler geliştirmiştir. Bu çözümlerden biri de çeşitli Giyilebilir Sağlık Teknolojileridir (GST). Yapılan bu çalışmada Covid-19 uzaktan hasta takibinin yapılması için GST seçimi problemi ele alınmıştır. Covid-19 hastalarının takibinde kullanılan önemli semptomların da yer aldığı toplamda 6 kriter ile 6 GST ürünü değerlendirilmiştir. Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) ile belirlenen 6 kriterin ağırlığı hesaplanmış ve bu ağırlıklar The Preference Ranking Organization METhod for Enrichment Evaluation (PROMETHEE) ve Technique for Order Preference by Similarity to Ideal Solutions (TOPSIS) yöntemlerinin çözümünde kullanılarak GST ürünleri kıyaslanmıştır. Yapılan çözüm sonucunda Covid-19 takibi için GST seçiminde birinci öncelikli ürün her iki yöntemde de BioButton ürünü olmuştur.
... Supportive and empirical treatments are recommended at present and specific treatment and/or vaccine are not yet available. (1) Although the most common symptoms are known to be related with the respiratory system, it has been revealed that some Covid-19 cases can present with extrapulmonary manifestations. Moreover, some Covid-19 patients were been found to have only neurological manifestations such as headache, hyposmia, anosmia, dizziness, limb weakness, speech disturbance and unconsciousness in the course of the preliminary diagnosis. ...
Conference Paper
Full-text available
Kısa bir sürede pek çok ülke ve kıtaya yayılan COVID-19, bulaş riskinin yüksek olması ve ölümlere sebep olması nedeniyle küresel bir salgın ilan edilmiştir. İlan edilen salgından sonra alınan tedbirler, bireylerin günlük rutinlerini değiştirmiştir. Türkiye'de alınan önlemler kapsamında, üniversiteler kapatılmış ve eğitimlere çevrimiçi platformlar üzerinden devam edilmiştir. Salgın sürecinde üniversite öğrencilerinin yaşam şartlarında meydana gelen değişimlerin, süreç içerisinde olumsuz etkiler yaratmaması için sosyal destek mekanizmalarının gerekli olduğu düşünülmektedir. Bu araştırma, COVID-19 salgın sürecinde üniversite öğrencilerinin sosyal destek mekanizmalarının incelenmesi için gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda 6 kadın, 6 erkek olmak üzere toplam 12 üniversite öğrencisi ile görüşülmüştür. Araştırmada yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Elde edilen bulgular çerçevesinde, katılımcıların bazıları COVID-19 salgın sürecinde ruh hallerini sıkıcı, karmaşık, bunalmış olarak tanımlarken bazıları ruh hallerinde herhangi bir değişim olmadığını; salgın sürecinde kitle iletişim araçları ve internette çok zaman geçirdiklerini, aynı zamanda hobilerine zaman ayırdıklarını; çevrelerinden salgın sürecinde aldıkları sosyal desteğin kendilerini iyi hissetmelerine sebep olduğunu ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçlarına göre sosyal destek mekanizması yetersiz olan katılımcıların, sosyal medya/internet bağımlılığı geliştirme olasılıklarının olduğu düşünülmektedir. Salgın sürecinde, şartlara uyum sağlayabilme ve stresle baş edebilme noktasında araştırmanın konusu olan üniversite öğrencilerinin sosyal çevreleriyle, yüz yüze görüşme gerçekleştirilemese de telefon/sosyal medya/internet aracılığı konuşmalar gerçekleştirmeleri, hane halkıyla ortak aktivitelerde bulunmaları, kaygılı oldukları durumları paylaşarak birbirlerini desteklemelerinin COVID-19 salgın sürecini daha başarılı yönetebilmelerine yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Article
Full-text available
zet Bu çalışmada, Covid-19 Pandemisinin üniversiteye giriş sınavına hazırlanan lise son sınıf öğrencilerinin psikolojik, sosyal ve eğitim durumlarına etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda; 2020-2021 eğitim öğretim yılında lise son sınıfta okuyan ve sınava hazırlanan farklı lise türlerinden 15 öğrenci ile yarı yapılandırılmış soru formu doğrultusunda derinlemesine görüşmeler yapılmış, elde edilen veriler betimsel analiz ve içerik analizi (kodlama yapılması, kod sıklıkları ve dağılımlarının saptanması, temaların oluşturulması, kod ve alt kodlar arasındaki ilişkilerin hesaplanması ve haritalandırılması) yapılarak değerlendirilmiştir. Niteliksel analiz kapsamında, pandemi sürecinin öğrencilerin psikolojik, sosyal ve eğitim durumlarına etkisi dört farklı temada toplam 422 kod oluşturularak incelenmiştir (Pandemi sürecinin; uzaktan eğitime etkileri-131 kod, öğrencinin davranışlarına etkileri-10 kod, öğrencinin duygularına etkileri-182 kod, pandemiden kaynaklanan kaygılar-99 kod). Öğrencilerin en sık üzerinde durduğu konular "Derslerin verimsizleşmesi" (25 kod), "Motivasyona olumsuz etkiler" (22 kod) ve "Belirsizlik kaygısı" (20 kod) iken en az kodlanan ifade ise "Mutluluk" (1 kod) olmuştur. Pandemiden, sınava hazırlanan öğrencilerin genellikle olumsuz etkilendiği sonucuna varılmıştır.
Research
Full-text available
Z Amaç: Bu çalışma, COVID-19 Pandemisi sürecinde 112 acil yardım istasyonu ve acil servislerde çalışan paramediklerin ve acil tıp teknisyenlerinin (ATT) depresyon, anksiyete ve stres düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı, kesitsel nitelikteki bu araştırma Ekim 2020-Mayıs 2021 tarihleri arasında, 112 acil yardım istasyonlarında ve acil servislerde çalışan 232 paramedik ve acil tıp teknisyeni ile yapılmıştır. Araştırmanın verileri, kişisel bilgi toplama formu ve Depresyon Anksiyete ve Stres Ölçeği-21 (DASS-21) kullanılarak Google Forms aracılığı ile online olarak toplanmıştır. Veriler SPSS 21 programında analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 232 kişi katılmıştır. Bunların %52,6'sı erkek, 67,7'si paramedik, %77,6'sı 112 istasyonunda çalışmaktadır. Katılımcıların, Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği (DASS-21) toplam puan ortalaması 26,65±16,86 olup, alt ölçek puanlarına göre %34,9'unun çok ileri düzeyde depresyon; %30,2'sinin çok ileri düzeyde anksiyete ve %21,1'inin ise çok ileri düzeyde stres yaşadığı saptanmıştır. Çalışma sonucuna göre katılımcıların yaşı arttıkça anksiyete puan ortalamaları azalırken, bekar olan katılımcıların stres puan ortalamalarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Bu çalışma COVID-19 Pandemisinde paramedik ve ATT' lerin depresyon, anksiyete ve stres düzeylerinin yüksek olduğunu göstermiştir. Bu durumun COVID-19 Pandemisine bağlı olarak, çalışma koşullarının olumsuz hale gelmesi nedeniyle ortaya çıkmış olabileceği gibi, COVID-19 Pandemisinden bağımsız bir durum da olabileceği düşünülebilir. Bu durumun belirlenmesi için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Article
Full-text available
Çalışma hayatı insan yaşamının vazgeçilmez bir parçasıdır ve insan hayatının önemli bir bölümünü çalışma ortamında geçirir. Bu ortamlar çalışanın bedensel, ruhsal ve sosyal sağlığını bozacak tehlike ve riskler taşıması sebebiyle önemlidir. Çalışma hayatında fiziksel, kimyasal ve biyolojik risk etmenleri ile karşı karşıya kalırız. Fiziksel ve kimyasal riskler için mesleki maruziyet değerleri tanımlanmıştır, ancak biyolojik riskler için sınır değerlerden bahsetmek mümkün değildir. Günümüz de biyolojik etmenlere en çok maruz kalan sağlık çalışanlarıdır. Sağlık çalışanları Dünya Sağlık Örgütünün pandemi ilan ettiği Covid-19 nedeniyle büyük bir risk altındadır. Bu tehlikeler çalışanlarında iş performanslarının azalmasına neden olmakla birlikte, iş kazaları ve meslek hastalıklarını artırmaktadır. Bu durum hem sağlık çalışanını hem de diğer çalışanların güvenliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamı oluşturmak için, hayatımızın önemli bir bölümünü geçirdiğimiz çalışma ortamının iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı hükümlerine uygun hale getirilmesi önemlidir. Bu derlemede çalışma hayatında biyolojik risk faktörlerinin önemi ve korunma yollarına değinilmiştir.
Article
Öz: Bu çalışmanın amacı; dünyada acil durum ilan edilmesine sebebiyet veren Covid-19 ile ilgili farklı branşlardan öğretmenlerin algılarını belirlemektir. Bu sebeple mevcut çalışma olgu bilim (fenomenoloji) yöntemi ile yürütülmüştür. Çalışmaya Giresun ilinde devlet okullarında çalışan 8 farklı branştan 35 öğretmen katılmıştır. Öğretmen algılarını belirlemek maksadıyla "Covid-19 …… gibidir. Çünkü ………" şeklinde oluşturulan metafor kalıbı, çizim tekniği ve 6 açık uçlu sorudan oluşan görüşme formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Verilerin analiz sonuçları doğrultusunda öğretmenler tarafından oluşturulan metaforlar, çizilen kavramlar ve açık uçlu sorulara verdikleri cevaplara dair bulgular 4 ana temada toplanmıştır. Öğretmenlerin Covid-19 ile ilgili algılarından elde edilen verilere göre "virüsün özellikleri, insan hayatına etkileri, virüsün geleceğine dair öngörüler, alınacak tedbirler" temalarına ulaşılmıştır. Öğretmenlerin Covid-19 ile ilgili genel olarak olumsuz algıları olmakla birlikte tedbirlere uydukları, salgınla ilgili alınan önlemlerin artırılmasını istedikleri, salgının seyri ile ilgili umutlu oldukları belirlenmiştir. Bilgi kirliliğinin önüne geçilmesi, dijital okuryazarlığın geliştirilmesi, sağlıklı yaşam ve virüsten korunma yolları ile ilgili ek bilgilendirme çalışmaları yapılması önerilerinde bulunulmuştur. Abstract: The aim of this study; the aim is to determine the perceptions of teachers from different branches about Covid-19, which causes an emergency to be declared in the world. For this reason, the present study was carried out with the phenomenology method. 35 teachers from 8 different branches working in public schools in Giresun province participated in the study. In order to determine teacher perceptions, "Covid-19 is like ……. Because ………" metaphor pattern, drawing technique and interview form consisting of 6 open-ended questions were used. The obtained data were analyzed by content analysis method. In line with the results of the analysis of the data, the metaphors created by the teachers, the concepts drawn and the answers to the open-ended questions were collected under 4 main themes. According to the data obtained from the perceptions of the teachers about Covid-19, the themes of "characteristics of the virus, its effects on human life, predictions about the future of the virus, the measures to be taken" were reached. Although teachers have generally negative perceptions about Covid-19, it has been determined that they comply with the measures, they want the measures taken regarding the epidemic to be increased, and they are hopeful about the course of the epidemic. Suggestions were made to prevent information pollution, to develop digital literacy, to conduct additional information studies on healthy living and ways to protect against viruses.
Article
Full-text available
Süreçler; bir program doğrultusunda eşgüdümlülükle ortaya konulan, sistematik olarak birbirine nedensel veya işlevsel olarak bağlı organize olaylar ailesidir. Süreç yönetimi ise üretim süreçlerini doğrusal bir düzene sokmakta, maliyet etkililikle birlikte kalite ve zaman tasarrufu sağlamaktadır. Sağlık hizmetlerinin özgül niteliklerinden dolayı sağlık kurumlarında süreç yönetimi uygulamaları hayli önem kazanmaktadır. Bu ça-lışma, COVID-19 pandemisinin Türkiye’de bir hastane düzeyinde geçirdiği süreçlerin algoritmalarla ortaya konulmasını amaçlamaktadır. Geliştirilen algoritmalarla enfeksiyon vakalarının tespiti, takibi, tedavi ve ta-burcu süreçleri için bir yol haritası oluşturulmuştur. Süreç yönetimi yaklaşımıyla oluşturulan algoritmaların, yöneticilere fonksiyonel olarak katkı sağladığı görülmüştür.
Article
This is a cross-sectional online survey study performed to identify whether the health employees' confidence in the vaccine besides their confidence in the administrators about the vaccine had any effect on their attitudes toward the vaccine. The study was carried out on February 2021 with the participation of 402 health employees working in the pandemic hospitals. Approximately 33% of the participant health employees stated that they did not think of being vaccinated during the COVID-19 pandemic. Insufficient testing for the vaccines that are developed to fight against pandemics, having fear about their side effects, and finding them unreliable give rise to vaccine hesitancy in health employees. Besides, it was identified that the health employees' confidence in the vaccines and their confidence in the administrators about the vaccines affected their attitudes toward vaccination.
Article
Objective: The aim of this study is to determine the depression, anxiety and stress levels of paramedics and emergency medical technicians (ATT) working in 112 emergency stations and emergency services during the COVID-19 Pandemic. Materials and Methods: Data were collected online via Google forms, using the data collection form consisting of 20 questions related to demographic characteristics and the COVID-19 process, and the DASS-21 Scale. The data were evaluated in the SPSS 21 program. Results: This study included 232 individuals. 52.6% of the participants are male, 67.7% are paramedics, 77.6% are working in 112 stations. When the scale scores were evaluated, 34.9% of the participants had a very advanced level of depression; anxiety levels were very advanced in 30.2% of them; It was determined that the stress level of 21.1% was very advanced. Conclusion: As a result of this study, it is seen that the depression, anxiety and stress levels of paramedics and ATTs are high. Although it is thought that this situation may have arisen due to the negative working conditions due to the COVID-19 pandemic, further studies are needed.
Conference Paper
Full-text available
Epidemics that broke out in certain periods across the World have led to the death of millions of people. One of these epidemic diseases is Covid-19 that has emerged in our age. For the first time, cases of unknown cause were detected in China at the end of year 2019. In spite of the fact that the Chinese authorities initially considered the cases as pneumonia, it later emerged that the cause of the disease was a kind of coronavirus. At the beginning named 2019-nCov, this disease was later named as Covid-19. After a short while it started to appear in China, the cases increased rapidly and then the disease spread to other countries in different ways. After this rapid transmission, the World Health Organization (WHO) declared the situation as an international health problem on January 30, 2020, and later defined the disease as a pandemic on March 11, 2020, due to the rapid spread of the virus among people. There are many factors effective in the spread of the coronavirus among people. The purpose of this study, which was carried out in the field of health geography, is to determine the priorities of the geographical factors that affect the spread of this virus among people in the example of Erzincan province. In order to determine the priorities of these factors, expert opinions were received and the opinions received were analyzed by making pairwise comparisons in the Analytical Hierarchy Process (AHP), which is one of the multi-criteria decision-making processes. As a result of the analysis, the cases emerged in the province of Erzincan and the natural environment characteristics that affect the rate of spread, the climatic characteristics, within the scope of socio-cultural activities the visit of relatives, holiday celebrations, official ceremonies, and religious meetings (worships, funerals, etc.) and in terms of economic activities, tourism activities and transportation activities (city public transportation, personal vehicle travel, intercity or inter-country air, sea, land and rail transportation) priorities have been determined to be high. In this context, it is of great importance to consider geographical factors, apart from precautions such as vaccines, masks, and social distance, at the point of preventing the epidemic or reducing the rate of spread. Keywords: Coronavirus, Covid-19, Pandemic, Geographical factors, AHP.
Conference Paper
Full-text available
The Internet is defined as interactive network systems that enable quick communication through computer connection and network and allow the person to send and receive the number of information that they want to multiple recipients. The TCP/IP protocol (Transmission Control Protocol/Internet Protocol), comprised of international network words, and the Internet, which is connected by many computer networks, is a worldwide communication system that is developing and growing continuously. Rapid progress and change in science and technology; facilitated the fulfilment of the need for direct, fast and secure access to information. The Internet, the most important innovation of information technology, which is easy for almost everyone from children to adults, has quickly influenced people. So, one has become a mass media that affects family and social life in multidimensional terms. The increasing developments, particularly of mass media over the last two centuries, demonstrate how technology has entered the everyday lives of individuals and, over time, modern mass media have become virtually indispensable elements. Internet use has become an important part of daily life in our country as well as in the world. This study aims to investigate the factors affecting the frequency of Internet use by individuals living in Turkey. The study used a micro data set from the 2021 Information and Communication Technology Usage Survey in Households conducted by Turkey Statistical Institute. The research's sampling method is a 2-stage stratified cluster sampling. The study uses generalized ordered logistics regression analysis to identify factors associated with the frequency of Internet use of individuals.
Article
zet Bu çalışmada, Covid-19 Pandemisinin üniversiteye giriş sınavına hazırlanan lise son sınıf öğrencilerinin psikolojik, sosyal ve eğitim durumlarına etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda; 2020-2021 eğitim öğretim yılında lise son sınıfta okuyan ve sınava hazırlanan farklı lise türlerinden 15 öğrenci ile yarı yapılandırılmış soru formu doğrultusunda derinlemesine görüşmeler yapılmış, elde edilen veriler betimsel analiz ve içerik analizi (kodlama yapılması, kod sıklıkları ve dağılımlarının saptanması, temaların oluşturulması, kod ve alt kodlar arasındaki ilişkilerin hesaplanması ve haritalandırılması) yapılarak değerlendirilmiştir. Niteliksel analiz kapsamında, pandemi sürecinin öğrencilerin psikolojik, sosyal ve eğitim durumlarına etkisi dört farklı temada toplam 422 kod oluşturularak incelenmiştir (Pandemi sürecinin; uzaktan eğitime etkileri-131 kod, öğrencinin davranışlarına etkileri-10 kod, öğrencinin duygularına etkileri-182 kod, pandemiden kaynaklanan kaygılar-99 kod). Öğrencilerin en sık üzerinde durduğu konular "Derslerin verimsizleşmesi" (25 kod), "Motivasyona olumsuz etkiler" (22 kod) ve "Belirsizlik kaygısı" (20 kod) iken en az kodlanan ifade ise "Mutluluk" (1 kod) olmuştur. Pandemiden, sınava hazırlanan öğrencilerin genellikle olumsuz etkilendiği sonucuna varılmıştır.
Article
Full-text available
ÖZET Amaç: Bu çalışmada, COVID-19 pandemisi sürecinde doğru maske kullanımını ve pandemi algısını etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Çalışmada, doğru maske kullanımıyla birlikte sosyo-demografik özellikler, maske kullanımına yönelik tutum ve davranışlar, salgından korunma önlemlerini bilme ve uygulama, Türkiye'deki ve Dünya'daki vaka sayısını takip etme, pandemiyi öldürücü ve bulaşıcı görme, uygulanan kısıtlamaları gerekli görme, pandemi öncesi döneme kıyasla el yıkama sıklığında ve stres seviyesinde artma, ev ziyareti sıklığında azalma ile eve getirilen ürünlere farklı bir müdahalede bulunma durumları incelenmiştir. Bulgular: Çalışmada, pandemi sürecinde insanlarla iletişiminde her zaman maske kullandığını söyleyenler %54,4 maskesini ağzını ve burnunu kapatacak şekilde kullandığını söyleyenler %91,6 bulunmuştur. Buna rağmen araştırmacıların gözlemine göre doğru maske kullanım sıklığı %64,0 olarak saptanmıştır. Katılımcıların %93,2' si maske kullanımını gerekli görmesine rağmen %20,0'ı yasak olduğu için maske kullandığını belirtmiştir. Kişilerin %87,6'sı pandeminin gerçekte var ve önemli boyutta olduğunu, %12,4'ü pandeminin var ama önemsiz boyutta olduğunu ya da pandeminin olmadığını söylemiştir. Yapılan çoklu analizlerde pandeminin gerçek ve önemli boyutta olduğu görüşü; 50 yaş üzeri, mikroorganizmanın bulaşıcılığını yüksek bulan, ülkedeki vaka sayısını takip eden ve yasak olmasa da korunmak için maske takmaya gönüllü olan bireylerde anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. COVID-19 geçirmiş tanıdığı olan ve pandeminin öldürücülüğünü yüksek bulan bireylerde ise doğru maske kullanımı anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Sonuç: Araştırmada maske kullanımına ilişkin kişisel beyanlar yüksek bulunmuşsa da doğru maske kullanımı yeterli düzeyde değildir. Buna karşın kişilerin pandemi algısının yeterli düzeyde olduğu söylenebilir. ABSTRACT Objective: In this study, it was aimed to examine the factors affecting the correct use of masks and pandemic perception during the COVID-19 pandemic process. Methods: In the study, together with the use of the correct mask, socio-demographic characteristics, attitudes and behaviors towards the use of masks, knowing and applying the precautions to prevent the epidemic, following the number of cases in Turkey and in the world, seeing the pandemic as lethal and contagious, seeing the restrictions applied as necessary, frequency of hand washing compared to the pre-pandemic period and An increase in the stress level, a decrease in the frequency of home visits and a different intervention to the products brought to the house were examined. Results: In this study, those who said that they always used a mask in communicating with people during the pandemic process were 54.4%, and 91.6% said that they used the mask like cover their mouth and nose. However, according to the observations of the researchers, the frequency of correct use of masks was found to be 64.0%. Although 93.2% of the participants thought it necessary to use a mask, 20.0% of them stated that they used a mask because it was forbidden. 87.6% of the people said that the pandemic actually existed and was of significant size, 12.4% said the pandemic was present, but it was insignificant or that there was no pandemic. In the multiple analyzes made; The opinion that the pandemic is real and significant in people over the age of 50, people who find the contagiousness of the microorganism high, people who follow the number of cases in the country and volunteer to wear a mask for protection although it is not prohibited, was found to be significantly high. The correct use of masks was found to be significantly higher in individuals who had know persons with COVID-19 and found the lethality of the pandemic high. Conclusion: Although the use of masks was found to be high in our research area, the correct use of masks is not sufficient. However, it can be said that people's perception of the pandemic is at a sufficient level.
Article
Full-text available
Özet: GİRİŞ ve AMAÇ: Amaç: Ülkemizdeki COVID-19 küresel salgını sürecinde kişilerin algı, tutum ve davranışlarını ölçmek; salgına yönelik toplumsal eğilimleri incelemek ve bulgulardan hareketle politika yapıcılar için öneriler geliştirmektir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Yöntem: Araştırmanın evreni Türkiye genelinde sağlık hizmeti alan vatandaşlardan oluşmaktadır. Basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılarak örneklem büyüklüğü 4.275 olarak belirlenmiştir. Bilgisayar destekli telefon anketi (CATI-Computer Assisted Telephone Interviewing) yöntemiyle rastgele olarak seçilen vatandaşlara anket uygulanmıştır. BULGULAR: Bulgular: Anketi cevaplayanların %40'ı ölüm kaygım arttı, %51'i virüs kapma kaygım arttı ve %79'u da sevdiklerimi kaybetme kaygım arttı cevabını vermiştir. Güçlü sosyal bağlar, insanların kaygılarının giderilmesinde etkili bir faktördür. Anketi cevaplayanların %66'sı “Gelecekte maddi açıdan temel ihtiyaçlarımı karşılayamama korkusu yaşıyorum”, %58'i de salgın sonrasında gelirim azaldı yanıtı vermiş; sadece %14,80'i insanları genelde güvenilir bulduğunu ifade etmiştir. Yaş, gelir ve eğitim düzeyi geriledikçe güven de gerilemektedir. “COVID-19 küresel salgınını büyük güçlerin komplosu” olarak görenlerin oranı %56,5'tir. %27'si “COVID-19 küresel salgın sonrası çevremde sözel şiddet arttı”, %17'si "COVID-19 küresel salgın sonrası çevremde fiziksel şiddet arttı" cevabını vermiştir. Buna karşılık %11'i bu dönemde kendilerine yönelik sözel şiddet, %4'ü ise kendilerine yönelik fiziksel şiddetin arttığını ifade etmişlerdir. TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç: Salgının süresi uzadıkça toplumda varoluşsal kaygıların arttığı görülmüştür. Geçen süre içinde insanlar yorulmuşlardır. Bazılarında bıkkınlık, umursamazlık ve inkâr artmış; ne olacaksa bir an önce olsun ve şu belirsizlikten kurtulayım ruh hali hissedilmeye başlanmıştır. Görece güçlü toplumsal bağları (güven düzeyi yüksek) olanlar ve devlet kurumlarına güvenenler salgının getirdiği belirsizlik ve kaygı ile daha kolay başa çıkmaktadır. Devletin izleyeceği sosyal politikalar, toplumun ekonomik ve psiko-sosyal sorunlarının azaltılmasında hayati önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, pandemi, küresel salgın, ekonomik kaygılar, güven ve komplo teorileri, şiddet, toplumsal dayanışma
Chapter
Full-text available
10 Nisan 2020 ile 30 Mayıs 2020 tarihleri arasında, İstanbul Medipol Üniversitesi Medipol Mega Üniversite Hastanesinde obstetrik işlemler yapılacak, COVID-19 enfeksiyon semptomları taşımayan 362 gebeden PCR testi için burun ve boğazdan kombine sürüntü örnekleri alındı, lenfosit sayılarının değerlendirilmesi için hemogram istendi. Üç yüz altmış iki gebeden 2’sinin PCR testi pozitif saptandı, diğerleri negatifti. Hastalar 14 gün sonra telefonla aranarak COVID-19 enfeksiyon semptomları olup olmadığı soruldu. Bu sürede 1 hastada saptanan ateş sonrasında tekrarlanan PCR testi negatif saptandı ve hastada mastit geliştiği belirlendi. Hastaların tamamında lenfopeni saptanmadı.
Conference Paper
Full-text available
Aile içi şiddet küresel bir sorundur ve şiddetin bireylerde uzun vadeli olumsuz etkileri olabilmektedir. Bu bağlamda şiddetin travmatik etkilerini iyileştiren terapiler hem birey hem de toplum ruh sağlığı açısından önem kazanmaktadır. Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) yaklaşımı aile içi şiddet olgularında travmanın etkilerini azaltmada etkin rol alabilir. Araştırmanın amacı; EMDR terapi yaklaşımının, aile içi şiddetin sonucu olarak kadın danışanda ortaya çıkan travma tepkilerini iyileştirmedeki etkisini incelemektir. Çalışmada, olgu sunum yöntemi kullanılmıştır. 34 yaşındaki aile içi şiddete maruz kalmış, psikiyatrik tanı varlığı bulunmayan kadın danışan ile sekiz EMDR seansı yapılmıştır. Seansların ardından bir de kontrol seansı yapılmıştır. Terapi öncesi ve sonrası yapılan ölçümler kıyaslandığında terapi sonrasında danışandaki TSSB ve depresyon puanlarında kayda değer miktarda iyileşme saptanmıştır. EMDR terapisi; aile içi şiddetin travmatik etkilerini iyileştirmede ruh sağlığı uzmanları tarafından uygulanabilir. Ruh sağlığı profesyonelleri EMDR terapi yaklaşımı konusunda bilgilendirilebilir ve eğitilebilirler.
Article
Full-text available
Pandemi hastanesinin acil servisine başvuran hastaların analizi: Bir retrospektif Türkiye çalışması Öz Giriş: Tüm dünyada COVID-19 pandemisi ve uygulanan politikaların sağlık sistemi ve sağlık arama davranışı üzerinde doğrudan ve dolaylı etkileri olduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın amacı bir pandemi hastanesinin acil servisine başvuran vakaları analiz etmek ve pandemi döneminin sağlık hizmetlerine ve uygunsuz ambulans kullanımına etkisini araştırmaktır. Metod: Bu tek merkezli, gözlemsel, retrospektif çalışmaya, Prof. Dr. Murat Dilmener Acil Durum Hastanesinin acil servisine (AS) 05 Ocak-05 Nisan 2021 tarihleri arasında başvuran COVID-19 hastaları alındı. Ambulans ile başvurun vakaların demografik özellikleri, yaşamsal belirtileri ve sonlanımları incelendi. Sonuçlar kendi imkanlarıyla başvuran vakaların (kontrol grubu) verileriyle karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya 2958 vaka dahil edildi. Hastaların yaş ortancası 45 yıl ve %53’ü kadındı. Hastaların %45.3’ü ambulans ile AS’e başvurdu. Charlson Komorbidite Indeksi açısından kendi imkanıyla ve ambulans ile başvuran hastalar arasında istatistiksel bir ilişki saptanmadı (CKI=0, p=0.238; CKI=1-2, p=0.399; CKI≥ 3, P=0.124). Ambulansla gelen hastalarda nabız hızı 60-90/dk arasında olanların oranı %88.6, SpO2'si %95 ve üzerinde olanların oranı ise %66.1 idi. Ambulans ile başvuranları %62.3’ü kendi imkanlarıyla başvuranların %70.1’i AS’ten taburcu edildi (p
Article
With the transformation of Covid-19 into a dangerous epidemic on a global scale, countries have imposed restrictions covering various quarantine processes. In the process of these restrictions, some companies have developed various applications where people can order online so that they can continue to receive services within the restriction areas. Many sectors have entered the process of restructuring according to the new conditions brought by Covid-19. The pandemic process has led to the spread of digitalization and the proliferation of online shopping companies. The interest in these services has become excessively demanded by the effect of the pandemic and has gained momentum in the direction of significant growth. One of these applications is RE-PIE Gayrimenkul ve Private Equity Portfolio Management A.Ş. Getir is the “Getir” application established by Venture Capital. The aim of this study is to analyze the comparative tables, which is one of the financial analysis methods, in order to see the financial effects of Getir company before and after the pandemic. In this study, information is given about the comparative tables analysis and based on the Independent Audit Reports of the company; Balance Sheet, Profit or Loss Statement, Other Comprehensive Income Statement, Cash Flow Statement and Total Value / Net Asset Value Change Tables have been examined by using the comparative table analysis method based on the years 2019-2020-2021. As a result of this study; Despite the contractions on a global scale due to the restrictions, digitalization has led to the growth and high profits of companies whose business volumes are increasing day by day.
Article
This study investigates the distance learning experiences of rural teachers during Covid-19 pandemic. The study employed phenomenological qualitative research design. In the study, 8 classroom teachers working in rural areas of Malatya province in eastern Turkey participated in the 2020-2021 academic year. Research data was collected through semi-structured interviews using ZOOM videoconferencing. The research results show that teachers pleaded for more positive experiences, even though negative experiences were more dominant. It further reveals that they did everything they could to boost the disadvantaged students’ motivation. Positive experiences are classified under three sub-headings. First of all, students have borderless access to information on virtual platforms. Secondly, they learn to express themselves and follow the rules in online environments. Thirdly, they improve research skills and expose to repeating experiences. Negative experiences, on the other hand, are grouped under two categories, i.e., the problems caused by ”individual and family“ and ”physical conditions". These findings suggest several courses of action for future researches.
Chapter
Full-text available
GİRİŞ Günümüzde yeni teknolojilerin kullanımının teknik bilgi gerektirmemesi ve yeni medyanın yeni bir dünya yaratması nedeniyle, farklı çevrelerin dikkatini bu alana yöneltmesi zorunluluk halini almıştır. Ancak bu yeni dünyada bilginin doğruluğu konusunda şüpheler bulunmaktadır. Çünkü manipüle edilen bilgiler ile bireysel veya kitlesel algıların değiştirilmesi ve ikna sonucu davranışların yönlendirilmesi bir diğer ifade ile algı yönetimi sonucunda davranışların istenilen şekilde yönetilmesi söz konusu olabilmektedir. Algı yönetimi, genel bir tanım ile belli amaçlar doğrultusunda, hedef kitle veya kitlelere kendi rızaları ile istenilen davranışların yaptırılması sürecini ifade etmektedir. Bu süreci kullanım ve ulaşım anlamında kolaylıklara sahip dijital platformlarda yönetmek ve sürdürmek stratejik bir öneme sahiptir. Özellikle halkla ilişkiler gibi stratejik kararların alındığı bir alanda gerek kurum gerek hedef kitleler tarafında doğru, gerçekçi ve yaratıcı stratejiler üretilmesi kurumsal amaç ve hedefler açısından büyük öneme sahiptir. Bu doğrultuda bazı alan uzmanlarına göre “algı yöneticileri” olarak ifade edilen iletişim eğitimli halkla ilişkiler uzmanları, hem bilginin manipüle edilmesinde hem de manipüle edilen bilginin aktarılmasında kişisel ahlaki bir sorgulama içerisinde bulunabilmektedir. Bu ahlaki sorgulama özellikle rakiplerin farklı stratejilerle öne geçme çabasının da dikkate alınması ile daha karmaşık bir hal alabilmektedir. Halkla ilişkiler uzmanları vizyonel bir bakış açısı ile hareket etmek zorundadırlar. Kurumsal vatandaşlık temelinde ele alınabilecek vizyonları çerçevesinde şeffaflıkları, hesap verebilirlikleri, adillik ve sorumlulukları sosyal sorumluluk odağında olmalıdır. Fakat kurumsal çalışma sistemleri düşünüldüğünde kapital anlamda özgür olamayan halkla ilişkiler uzmanlarının “kendi etik değerleri” kapsamında hareket etmelerini de beklemek doğru olamayabilir. Bu doğrultuda halkla ilişkiler uzmanlarının yeni bin yılın yaşam ağı olarak görülen yeni medyada bilginin manipülasyonunda hangi görevde ne kadar rol alacağını kendi özgür iradeleriyle belirlendiğinin altı çizilmelidir. Diğer yandan manipülasyon içerikli algı yönetiminin de hangi amaçlarla, kim için, ne ölçüde, nasıl yapıldığı da başka bir tartışma konusu olabilmektedir. Bu çalışmada dijital halkla ilişkiler ve iletişim araştırmalarında algı yönetimine ilişkin nelerin, nasıl yapıldığı ele alınacak ve 2019 yılında insan ırkının hayatında küresel çapta değişiklikler yaratan COVID-19 pandemisine ilişkin dijital ortamdaki haberlerin nasıl manipüle edildiği tartışılacaktır.
Article
Full-text available
Bilindiği gibi Covid-19, küresel düzeyde büyük bir sağlık sorunu olarak devam etmektedir. Bu süreçte dünya büyük bir sağlık sorunuyla baş etmek zorunda kalmasının yanı sıra, Covid-19’a yakalanan-yakalanmayan bireylerde ciddi psikolojik yıkımlarla da baş etmek zorunda kalmıştır. Covid-19 pandemi süreci, bireylerin sağlıkları üzerinde önemli bir etkiye sahip olmasının yanında, psikolojileri üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu bilinerek bu konu üzerinde de durulması oldukça önemlidir. Bu durum dikkate alınarak bu çalışmada Covid-19 pandemi sürecinin psikolojik boyutlarının bireylerin demografik özelliklerine göre incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla demografik soruların yanında 5’li Likert tipinde ölçek aracılığı ile hazırlanmış anket formu 1-30 Haziran 2020 tarihleri arasında online ortamda Türkiye genelinde ulaşılabilen toplam 958 bireye uygulanarak ilgili veriler derlenmiştir. Derlenen veriler SPSS paket programı aracılığı ile çoklu uyum analizi uygulanarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular ilgili tablo ve şekillerde ayrıntılı olarak verilmiştir.
Chapter
Full-text available
Abstract Covid-19 has been a global tragedy not only for human life, but also for all sectors of economic activity such as manufacturing sectors and supply chains. Food systems affected by the Covid-19 pandemic encompass all aspects of food, such as production, preparation, processing, distribution, consumption and waste management, and their output, including their socio-economic and environmental consequences. This has led to restrictions on movement of workers, changes in consumer demand, closures of food production facilities, restricted food trade policies and financial pressures on the food supply chain. Food service institutions has changed the way of food service in the Covid-19 restrictions and had to choose home delivery or takeaway. Food service issues for Covid-19 are addressed as safety, supply chain, education, emergency responses, awareness, incident handling, rebuilding business, digitalization, and other unanticipated impacts. During the Covid-19 pandemic, food service and supply chains need to address four important issues. These topics can be shown as consumers’ adoption of healthier eating models, food safety, food security and sustainability of food service systems. This review aims to explain the Covid-19 outbreak, its impact, the measures taken to eliminate these effects, and what can be done to ensure sustainability on food service. Keywords: Covid-19, food service systems, food production.
Article
Full-text available
Çalışmanın amacı, Türkiye’de yaşayan 18 ve üzeri yaş aralığındaki kişilerin, Covid-19 nedenleri algısı ile korkusu arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Çalışmada veri toplama aracı olarak online anket kullanılmıştır. 305 katılımcı rastgele örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Anket formu; sosyo-demografik bilgi formu, Covid-19 Korkusu ve Covid-19 Nedenleri Algısı ölçekleri olarak üç bölümden oluşmaktadır. Veri analizinden önce keşfedici ve doğrulayıcı faktör analizleri yapılmış ve ardından da sıklık, ilişki ve farklılık analizleri %95 güven aralığında uygulanmıştır. Elde edilen analiz verilerinden ulaşılan sonuçlara göre; Covid-19 korkusu ile Covid-19 nedenleri algısının çevre alt boyutu arasında anlamlı bir ilişki bulunurken (r=0.128), komplo ve inanç alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki saptanamamıştır (r=0.046 ve 0.108). Covid-19 korkusu ortalamasına bakıldığında, orta düzeyde(2.76) bir katılım vardır ve sosyo-demografik özelliklere göre anlamlı bir farklılık yoktur. Covid-19 niyet algısı ölçeğinin alt boyutlarına bakıldığında; komplonun (3.45),çevrenin (3.23), ve inancın (2.70) orta düzeyde bir katılıma sahip olduğu görülmektedir. Komplo alt boyutu yaşanılan bölgeye, çevre alt boyutu ise, cinsiyete göre anlamlı olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların Covid-19’un neden ortaya çıkmış olabileceğine dair en fazla komplo alt boyutuna katıldıkları, Covid-19 korkusu ile çevre alt boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı düşük düzeyde pozitif bir ilişki olduğu, Covid-19’un komplo teorisi olduğuna; erkek katılımcıların kadın katılımcılardan, kırsal bölgede yaşayanların kentsel bölgede yaşayanlardan daha fazla katıldıkları, Covid-19’un inanca ilişkin nedenlerden kaynaklandığı görüşüne; erkek katılımcıların kadın katılımcılardan, ilköğretim mezunu katılımcıların da lisans veya lisansüstünden mezun katılımcılardan daha fazla katıldığı saptanmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlardan da görüldüğü üzere, Covid-19 nedeniyle yakınlarını kaybeden bireylerde daha çok korku ve panik üst seviyededir. Bu duygu bunalım bozukluğundan bireylerin kurtulması için yakın gözetim altında izlenmeleri gerekmektedir. Araştırma kapsamında kullanılan anket, farklı kitlelere de uygulanmalı ve yapılan çalışmalar arasında karşılaştırmalı sonuçlara yer verilmelidir.
Preprint
Full-text available
COVID-19 has spread to most countries in the world. Puzzlingly, the impact of the disease is different in different countries. These differences are attributed to differences in cultural norms, mitigation efforts, and health infrastructure. Here we propose that national differences in COVID-19 impact could be partially explained by the different national policies respect to Bacillus Calmette-Guerin (BCG) childhood vaccination. BCG vaccination has been reported to offer broad protection to respiratory infections. We compared large number of countries BCG vaccination policies with the morbidity and mortality for COVID-19. We found that countries without universal policies of BCG vaccination (Italy, Nederland, USA) have been more severely affected compared to countries with universal and long-standing BCG policies. Countries that have a late start of universal BCG policy (Iran, 1984) had high mortality, consistent with the idea that BCG protects the vaccinated elderly population. We also found that BCG vaccination also reduced the number of reported COVID-19 cases in a country. The combination of reduced morbidity and mortality makes BCG vaccination a potential new tool in the fight against COVID-19.
Article
Full-text available
There is a current worldwide outbreak of the novel coronavirus Covid-19 (coronavirus disease 2019; the pathogen called SARS-CoV-2; previously 2019-nCoV), which originated from Wuhan in China and has now spread to 6 continents including 66 countries, as of 24:00 on March 2, 2020. Governments are under increased pressure to stop the outbreak spiraling into a global health emergency. At this stage, preparedness, transparency, and sharing of information are crucial to risk assessments and beginning outbreak control activities. This information should include reports from outbreak site and from laboratories supporting the investigation. This paper aggregates and consolidates the epidemiology, clinical manifestations, diagnosis, treatments and preventions of this new type of coronavirus.
Preprint
Full-text available
The present outbreak of lower respiratory tract infections, including respiratory distress syndrome, is the third spillover, in only two decades, of an animal coronavirus to humans resulting in a major epidemic. Here, the Coronavirus Study Group (CSG) of the International Committee on Taxonomy of Viruses, which is responsible for developing the official classification of viruses and taxa naming (taxonomy) of the Coronaviridae family, assessed the novelty of the human pathogen tentatively named 2019-nCoV. Based on phylogeny, taxonomy and established practice, the CSG formally recognizes this virus as a sister to severe acute respiratory syndrome coronaviruses (SARS-CoVs) of the species Severe acute respiratory syndrome-related coronavirus and designates it as severe acute respiratory syndrome coronavirus 2 (SARS-CoV-2). To facilitate communication, the CSG further proposes to use the following naming convention for individual isolates: SARS-CoV-2/Isolate/Host/Date/Location. The spectrum of clinical manifestations associated with SARS-CoV-2 infections in humans remains to be determined. The independent zoonotic transmission of SARS-CoV and SARS-CoV-2 highlights the need for studying the entire (virus) species to complement research focused on individual pathogenic viruses of immediate significance. This research will improve our understanding of virus-host interactions in an ever-changing environment and enhance our preparedness for future outbreaks.
Article
Full-text available
In December 2019, a new type viral pneumonia cases occurred in Wuhan, Hubei Province; and then named "2019 novel coronavirus (2019-nCoV)" by the World Health Organization (WHO) on 12 January 2020. For it is a never been experienced respiratory disease before and with infection ability widely and quickly, it attracted the world's attention but without treatment and control manual. For the request from frontline clinicians and public health professionals of 2019-nCoV infected pneumonia management, an evidence-based guideline urgently needs to be developed. Therefore, we drafted this guideline according to the rapid advice guidelines methodology and general rules of WHO guideline development; we also added the first-hand management data of Zhongnan Hospital of Wuhan University. This guideline includes the guideline methodology, epidemiological characteristics, disease screening and population prevention, diagnosis, treatment and control (including traditional Chinese Medicine), nosocomial infection prevention and control, and disease nursing of the 2019-nCoV. Moreover, we also provide a whole process of a successful treatment case of the severe 2019-nCoV infected pneumonia and experience and lessons of hospital rescue for 2019-nCoV infections. This rapid advice guideline is suitable for the first frontline doctors and nurses, managers of hospitals and healthcare sections, community residents, public health persons, relevant researchers, and all person who are interested in the 2019-nCoV.
Article
Full-text available
Coronaviruses are the well-known cause of severe respiratory, enteric and systemic infections in a wide range of hosts including mammals, fish, and avian. The scientific interest on coronaviruses increased after the emergence of Severe Acute Respiratory Syndrome coronavirus (SARS-CoV) outbreaks in 2002-2003 followed by Middle East Respiratory Syndrome CoV (MERS-CoV). This decade’s first CoV, named 2019-nCoV, emerged from Wuhan, China, and declared as “Public Health Emergency of International Concern” on January 30th, 2020 by the World Health Organization (WHO). As on February 4, 2020, 425 deaths reported in China only and one death outside China (Philippines). In a short span of time, the virus spread has been noted in 24 countries. The zoonotic transmission (animal-to-human) is suspected as the route of disease origin. The genetic analyses predict bats as the most probable source of 2019-nCoV though further investigations needed to confirm the origin of the novel virus. The ongoing nCoV outbreak highlights the hidden wild animal reservoir of the deadly viruses and possible threat of spillover zoonoses as well. The successful virus isolation attempts have made doors open for developing better diagnostics and effective vaccines helping in combating the spread of the virus to newer areas.
Article
Full-text available
Background: The initial cases of novel coronavirus (2019-nCoV)-infected pneumonia (NCIP) occurred in Wuhan, Hubei Province, China, in December 2019 and January 2020. We analyzed data on the first 425 confirmed cases in Wuhan to determine the epidemiologic characteristics of NCIP. Methods: We collected information on demographic characteristics, exposure history, and illness timelines of laboratory-confirmed cases of NCIP that had been reported by January 22, 2020. We described characteristics of the cases and estimated the key epidemiologic time-delay distributions. In the early period of exponential growth, we estimated the epidemic doubling time and the basic reproductive number. Results: Among the first 425 patients with confirmed NCIP, the median age was 59 years and 56% were male. The majority of cases (55%) with onset before January 1, 2020, were linked to the Huanan Seafood Wholesale Market, as compared with 8.6% of the subsequent cases. The mean incubation period was 5.2 days (95% confidence interval [CI], 4.1 to 7.0), with the 95th percentile of the distribution at 12.5 days. In its early stages, the epidemic doubled in size every 7.4 days. With a mean serial interval of 7.5 days (95% CI, 5.3 to 19), the basic reproductive number was estimated to be 2.2 (95% CI, 1.4 to 3.9). Conclusions: On the basis of this information, there is evidence that human-to-human transmission has occurred among close contacts since the middle of December 2019. Considerable efforts to reduce transmission will be required to control outbreaks if similar dynamics apply elsewhere. Measures to prevent or reduce transmission should be implemented in populations at risk. (Funded by the Ministry of Science and Technology of China and others.).
Article
Full-text available
In December 2019, a cluster of patients with pneumonia of unknown cause was linked to a seafood wholesale market in Wuhan, China. A previously unknown betacoronavirus was discovered through the use of unbiased sequencing in samples from patients with pneumonia. Human airway epithelial cells were used to isolate a novel coronavirus, named 2019-nCoV, which formed another clade within the subgenus sarbecovirus, Orthocoronavirinae subfamily. Different from both MERS-CoV and SARS-CoV, 2019-nCoV is the seventh member of the family of coronaviruses that infect humans. Enhanced surveillance and further investigation are ongoing. (Funded by the National Key Research and Development Program of China and the National Major Project for Control and Prevention of Infectious Disease in China.).
Article
We noted that the DCt values of severe cases were significantly lower than those of mild cases at the time of admission (appendix). Nasopharyngeal swabs from both the left and right nasal cavities of the same patient were kept in a sample collection tube containing 3 mL of standard viral transport medium. All samples were collected according to WHO guidelines.5 The mean viral load of severe cases was around 60 times higher than that of mild cases, suggesting that higher viral loads might be associated with severe clinical outcomes. We further stratified these data according to the day of disease onset at the time of sampling. The DCt values of severe cases remained significantly lower for the first 12 days after onset than those of corresponding mild cases (figure A). We also studied serial samples from 21 mild and ten severe cases (figure B). Mild cases were found to have an early viral clearance, with 90% of these patients repeatedly testing negative on RT-PCR by day 10 post-onset. By contrast, all severe cases still tested positive at or beyond day 10 post-onset. Overall, our data indicate that, similar to SARS in 2002–03,6 patients with severe COVID-19 tend to have a high viral load and a long virus-shedding period. This finding suggests that the viral load of SARS-CoV-2 might be a useful marker for assessing disease severity and prognosis.
Article
Background Since December, 2019, Wuhan, China, has experienced an outbreak of coronavirus disease 2019 (COVID-19), caused by the severe acute respiratory syndrome coronavirus 2 (SARS-CoV-2). Epidemiological and clinical characteristics of patients with COVID-19 have been reported but risk factors for mortality and a detailed clinical course of illness, including viral shedding, have not been well described. Methods In this retrospective, multicentre cohort study, we included all adult inpatients (≥18 years old) with laboratory-confirmed COVID-19 from Jinyintan Hospital and Wuhan Pulmonary Hospital (Wuhan, China) who had been discharged or had died by Jan 31, 2020. Demographic, clinical, treatment, and laboratory data, including serial samples for viral RNA detection, were extracted from electronic medical records and compared between survivors and non-survivors. We used univariable and multivariable logistic regression methods to explore the risk factors associated with in-hospital death. Findings 191 patients (135 from Jinyintan Hospital and 56 from Wuhan Pulmonary Hospital) were included in this study, of whom 137 were discharged and 54 died in hospital. 91 (48%) patients had a comorbidity, with hypertension being the most common (58 [30%] patients), followed by diabetes (36 [19%] patients) and coronary heart disease (15 [8%] patients). Multivariable regression showed increasing odds of in-hospital death associated with older age (odds ratio 1·10, 95% CI 1·03–1·17, per year increase; p=0·0043), higher Sequential Organ Failure Assessment (SOFA) score (5·65, 2·61–12·23; p<0·0001), and d-dimer greater than 1 μg/L (18·42, 2·64–128·55; p=0·0033) on admission. Median duration of viral shedding was 20·0 days (IQR 17·0–24·0) in survivors, but SARS-CoV-2 was detectable until death in non-survivors. The longest observed duration of viral shedding in survivors was 37 days. Interpretation The potential risk factors of older age, high SOFA score, and d-dimer greater than 1 μg/L could help clinicians to identify patients with poor prognosis at an early stage. Prolonged viral shedding provides the rationale for a strategy of isolation of infected patients and optimal antiviral interventions in the future. Funding Chinese Academy of Medical Sciences Innovation Fund for Medical Sciences; National Science Grant for Distinguished Young Scholars; National Key Research and Development Program of China; The Beijing Science and Technology Project; and Major Projects of National Science and Technology on New Drug Creation and Development.
Article
Background: A novel human coronavirus, severe acute respiratory syndrome coronavirus 2 (SARS-CoV-2), was identified in China in December 2019. There is limited support for many of its key epidemiologic features, including the incubation period for clinical disease (coronavirus disease 2019 [COVID-19]), which has important implications for surveillance and control activities. Objective: To estimate the length of the incubation period of COVID-19 and describe its public health implications. Design: Pooled analysis of confirmed COVID-19 cases reported between 4 January 2020 and 24 February 2020. Setting: News reports and press releases from 50 provinces, regions, and countries outside Wuhan, Hubei province, China. Participants: Persons with confirmed SARS-CoV-2 infection outside Hubei province, China. Measurements: Patient demographic characteristics and dates and times of possible exposure, symptom onset, fever onset, and hospitalization. Results: There were 181 confirmed cases with identifiable exposure and symptom onset windows to estimate the incubation period of COVID-19. The median incubation period was estimated to be 5.1 days (95% CI, 4.5 to 5.8 days), and 97.5% of those who develop symptoms will do so within 11.5 days (CI, 8.2 to 15.6 days) of infection. These estimates imply that, under conservative assumptions, 101 out of every 10 000 cases (99th percentile, 482) will develop symptoms after 14 days of active monitoring or quarantine. Limitation: Publicly reported cases may overrepresent severe cases, the incubation period for which may differ from that of mild cases. Conclusion: This work provides additional evidence for a median incubation period for COVID-19 of approximately 5 days, similar to SARS. Our results support current proposals for the length of quarantine or active monitoring of persons potentially exposed to SARS-CoV-2, although longer monitoring periods might be justified in extreme cases. Primary funding source: U.S. Centers for Disease Control and Prevention, National Institute of Allergy and Infectious Diseases, National Institute of General Medical Sciences, and Alexander von Humboldt Foundation.
Preprint
The ongoing outbreak of viral pneumonia in China and beyond is associated with a novel coronavirus, provisionally termed 2019-nCoV. This outbreak has been tentatively associated with a seafood market in Wuhan, China, where the sale of wild animals may be the source of zoonotic infection. Although bats are likely reservoir hosts for 2019-nCoV, the identity of any intermediate host facilitating transfer to humans is unknown. Here, we report the identification of 2019-nCoV related coronaviruses in pangolins (Manis javanica) seized in anti-smuggling operations in southern China. Metagenomic sequencing identified pangolin associated CoVs that belong to two sub-lineages of 2019-nCoV related coronaviruses, including one very closely related to 2019-nCoV in the receptor-binding domain. The discovery of multiple lineages of pangolin coronavirus and their similarity to 2019-nCoV suggests that pangolins should be considered as possible intermediate hosts for this novel human virus and should be removed from wet markets to prevent zoonotic transmission.
Article
Background: Previous studies on the pneumonia outbreak caused by the 2019 novel coronavirus disease (COVID-19) were based on information from the general population. Limited data are available for pregnant women with COVID-19 pneumonia. This study aimed to evaluate the clinical characteristics of COVID-19 in pregnancy and the intrauterine vertical transmission potential of COVID-19 infection. Methods: Clinical records, laboratory results, and chest CT scans were retrospectively reviewed for nine pregnant women with laboratory-confirmed COVID-19 pneumonia (ie, with maternal throat swab samples that were positive for severe acute respiratory syndrome coronavirus 2 [SARS-CoV-2]) who were admitted to Zhongnan Hospital of Wuhan University, Wuhan, China, from Jan 20 to Jan 31, 2020. Evidence of intrauterine vertical transmission was assessed by testing for the presence of SARS-CoV-2 in amniotic fluid, cord blood, and neonatal throat swab samples. Breastmilk samples were also collected and tested from patients after the first lactation. Findings: All nine patients had a caesarean section in their third trimester. Seven patients presented with a fever. Other symptoms, including cough (in four of nine patients), myalgia (in three), sore throat (in two), and malaise (in two), were also observed. Fetal distress was monitored in two cases. Five of nine patients had lymphopenia (<1·0 × 10⁹ cells per L). Three patients had increased aminotransferase concentrations. None of the patients developed severe COVID-19 pneumonia or died, as of Feb 4, 2020. Nine livebirths were recorded. No neonatal asphyxia was observed in newborn babies. All nine livebirths had a 1-min Apgar score of 8-9 and a 5-min Apgar score of 9-10. Amniotic fluid, cord blood, neonatal throat swab, and breastmilk samples from six patients were tested for SARS-CoV-2, and all samples tested negative for the virus. Interpretation: The clinical characteristics of COVID-19 pneumonia in pregnant women were similar to those reported for non-pregnant adult patients who developed COVID-19 pneumonia. Findings from this small group of cases suggest that there is currently no evidence for intrauterine infection caused by vertical transmission in women who develop COVID-19 pneumonia in late pregnancy. Funding: Hubei Science and Technology Plan, Wuhan University Medical Development Plan.
Article
On 10 January 2020, a new coronavirus causing a pneumonia outbreak in Wuhan City in central China was denoted as 2019-nCoV by the World Health Organization (WHO). As of 24 January 2020, there were 887 confirmed cases of 2019-nCoV infection, including 26 deaths, reported in China and other countries. Therefore, combating this new virus and stopping the epidemic is a matter of urgency. Here, we focus on advances in research and development of fast diagnosis methods, as well as potential prophylactics and therapeutics to prevent or treat 2019-nCoV infection.
Article
Background: In late December, 2019, patients presenting with viral pneumonia due to an unidentified microbial agent were reported in Wuhan, China. A novel coronavirus was subsequently identified as the causative pathogen, provisionally named 2019 novel coronavirus (2019-nCoV). As of Jan 26, 2020, more than 2000 cases of 2019-nCoV infection have been confirmed, most of which involved people living in or visiting Wuhan, and human-to-human transmission has been confirmed. Methods: We did next-generation sequencing of samples from bronchoalveolar lavage fluid and cultured isolates from nine inpatients, eight of whom had visited the Huanan seafood market in Wuhan. Complete and partial 2019-nCoV genome sequences were obtained from these individuals. Viral contigs were connected using Sanger sequencing to obtain the full-length genomes, with the terminal regions determined by rapid amplification of cDNA ends. Phylogenetic analysis of these 2019-nCoV genomes and those of other coronaviruses was used to determine the evolutionary history of the virus and help infer its likely origin. Homology modelling was done to explore the likely receptor-binding properties of the virus. Findings: The ten genome sequences of 2019-nCoV obtained from the nine patients were extremely similar, exhibiting more than 99·98% sequence identity. Notably, 2019-nCoV was closely related (with 88% identity) to two bat-derived severe acute respiratory syndrome (SARS)-like coronaviruses, bat-SL-CoVZC45 and bat-SL-CoVZXC21, collected in 2018 in Zhoushan, eastern China, but were more distant from SARS-CoV (about 79%) and MERS-CoV (about 50%). Phylogenetic analysis revealed that 2019-nCoV fell within the subgenus Sarbecovirus of the genus Betacoronavirus, with a relatively long branch length to its closest relatives bat-SL-CoVZC45 and bat-SL-CoVZXC21, and was genetically distinct from SARS-CoV. Notably, homology modelling revealed that 2019-nCoV had a similar receptor-binding domain structure to that of SARS-CoV, despite amino acid variation at some key residues. Interpretation: 2019-nCoV is sufficiently divergent from SARS-CoV to be considered a new human-infecting betacoronavirus. Although our phylogenetic analysis suggests that bats might be the original host of this virus, an animal sold at the seafood market in Wuhan might represent an intermediate host facilitating the emergence of the virus in humans. Importantly, structural analysis suggests that 2019-nCoV might be able to bind to the angiotensin-converting enzyme 2 receptor in humans. The future evolution, adaptation, and spread of this virus warrant urgent investigation. Funding: National Key Research and Development Program of China, National Major Project for Control and Prevention of Infectious Disease in China, Chinese Academy of Sciences, Shandong First Medical University.
Preprint
Since the SARS outbreak 18 years ago, a large number of severe acute respiratory syndrome related coronaviruses (SARSr-CoV) have been discovered in their natural reservoir host, bats. Previous studies indicated that some of those bat SARSr-CoVs have the potential to infect humans. Here we report the identification and characterization of a novel coronavirus (nCoV-2019) which caused an epidemic of acute respiratory syndrome in humans, in Wuhan, China. The epidemic, started from December 12th, 2019, has caused 198 laboratory confirmed infections with three fatal cases by January 20th, 2020. Full-length genome sequences were obtained from five patients at the early stage of the outbreak. They are almost identical to each other and share 79.5% sequence identify to SARS-CoV. Furthermore, it was found that nCoV-2019 is 96% identical at the whole genome level to a bat coronavirus. The pairwise protein sequence analysis of seven conserved non-structural proteins show that this virus belongs to the species of SARSr-CoV. The nCoV-2019 virus was then isolated from the bronchoalveolar lavage fluid of a critically ill patient, which can be neutralized by sera from several patients. Importantly, we have confirmed that this novel CoV uses the same cell entry receptor, ACE2, as SARS-CoV.
Article
Human coronaviruses (HCoVs) have been considered to be relatively harmless respiratory pathogens in the past. However, after the outbreak of the severe acute respiratory syndrome (SARS) and emergence of the Middle East respiratory syndrome (MERS), HCoVs have received worldwide attention as important pathogens in respiratory tract infection. This review focuses on the epidemiology, pathogenesis and clinical characteristics among SARS-coronaviruses (CoV), MERS-CoV and other HCoV infections.
Article
Novel coronavirus (nCoV) belongs to the Coronaviridae family, which includes the virus that causes SARS, or severe acute respiratory syndrome. However, infection source, transmission route, and host of nCoV have not yet been thoroughly characterized. In some cases, nCoV presented a limited person-to-person transmission. Therefore, early diagnosis of nCoV may be of importance for reducing the spread of disease in public. Methods for nCoV diagnosis involve smear dyeing inspection, culture identification, and real-time PCR detection, all of which are proved highly effective. Here, we performed a meta-analysis to evaluate the effectiveness of real-time PCR for diagnosing nCoV infection. Fifteen articles conformed to the inclusion and exclusion criteria for further meta-analysis on the basis of a wide range of publications searched from databases involving PubMed, EMBASE, Web of Science, Medline, ISI. We analyzed the stability and publication bias as well as examined the heterogeneity inspection of real-time PCR detection in contrast to smear staining and culture identification. The fixed-effect model was adopted in our meta-analysis. Our result demonstrated that the combination of real-time PCR and smear diagnostics yielded an odds ratio (OR) = 1.91, 95% confidence interval (CI) = 1.51-2.41, Z = 5.43, P < 0.05, while the combination of real-time PCR and culture identification yielded OR = 2.44, 95%CI = 1.77-3.37, Z = 5.41, P < 0.05. Therefore, we propose real-time PCR as an efficient method that offers an auxiliary support for future nCoV diagnosis.
Article
To report the clinical, laboratory, and radiologic features of children with severe acute respiratory syndrome (SARS) and to examine the difference between the younger and older age groups. Retrospective descriptive cohort study. A regional hospital in Hong Kong. Children younger than 18 yrs with SARS. Twenty-one children were included, with a mean age of 10.7 +/- 5.1 yrs. Children with SARS presented with fever, nonproductive cough, malaise, chills, headache, myalgia, and loss of appetite. Examination of the chest showed minimal auscultatory findings. Common laboratory findings included lymphopenia, thrombocytopenia, and mild elevations of activated partial thromboplastin time, alanine transaminase, lactic dehydrogenase, and creatine phosphokinase. Bacteriologic and virologic studies were all negative for common pathogens. Unilateral focal opacity was the commonest finding in chest radiography. High-resolution computerized tomography of the thorax was an early diagnostic tool if the chest radiograph was negative. The clinical course was less severe in comparison with adult patients. However, adolescents (age, > or =12 yrs) resembled adults in their clinical features. When compared with the younger age group, the adolescents had significantly higher temperatures, more constitutional upset, and a greater need for steroid treatment. Children younger than 12 yrs seemed less ill but had more coughing. On the whole, the outcome was favorable. Severe acute respiratory syndrome affects children, but the course is less severe. Nevertheless, the disease could have a significant psychosocial impact on children because of the potential seriousness of the disease in their adult family members.