Technical ReportPDF Available

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ETKİSİ ALTINDA TARIMSAL ÜRÜN ARZININ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ

Authors:

Abstract

İklim Değişikliğinin Türkiye Tarım Sektörüne Etkisi
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ETKİSİ ALTINDA TARIMSAL ÜRÜN
ARZININ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ
Doç. Dr. Barış Karapınar
Prof. Dr. Gökhan Özertan
Dr. Tetsuji Tanaka
Nazan An
Mustafa Tufan Turp
Mart 2020
Yayın No: TÜSİAD-T/2020-03/616
Meşrutiyet Caddesi, No: 46, 34420, Tepebaşı/İstanbul
Telefon: (0212) 249 07 23 *Telefaks: (0212) 249 13 50
www.tusiad.org
©2020, TÜSİAD
Tüm hakları saklıdır. Bu eserin tamamı ya da bir bölümü, 4110 sayılı Yasa ile değişik 5846 sayılı FSEK
uyarınca, kullanılmazdan önce hak sahibinden 52. Maddeye uygun yazılı izin almadıkça, hiçbir şekil ve yöntemle
işlenmek, çoğaltılmak, çoğaltılmış nüshaları yayılmak, satılmak, kiralanmak, ödünç verilmek, temsil edilmek,
sunulmak, telli/telsiz ya da başka Teknik, sayısal ve/veya elektronik yöntemlerle kullanılamaz.
ISBN: 978-605-165-045-6
Yayına Hazırlayanlar: Dr. Nurşen Numanoğlu, F. Hazal İnce
Kapak Fotoğrafı: Aytaç Özcan, Trabzon
ÖNSÖZ VE TEŞEKKÜR
TÜSİAD, Türkiye’nin önde gelen girişimcileri ve iş dünyası yöneticileri tarafından 1971 yılında, Anayasamızın
ve Dernekler Kanunu’nun ilgili hükümlerine uygun olarak kurulmuş, kamu yararına çalışan bir dernek olup
gönüllü bir sivil toplum örgütüdür.
TÜSİAD, insan hakları evrensel ilkelerinin, düşünce, inanç ve girişim özgürlüklerinin, laik hukuk devletinin,
katılımcı demokrasi anlayışının, liberal ekonominin, rekabetçi piyasa ekonomisinin kurum ve kurallarının ve
sürdürülebilir çevre dengesinin benimsendiği bir toplumsal düzenin oluşmasına ve gelişmesine katkı sağlamayı
amaçlar.
TÜSİAD, Atatürk’ün öngördüğü hedef ve ilkeler doğrultusunda, Türkiye’nin çağdaş uygarlık düzeyini yakalama
ve aşma anlayışı içinde, kadın-erkek eşitliğini, siyaset, ekonomi ve eğitim açısından gözeten iş insanlarının
toplumun öncü ve girişimci bir grubu olduğu inancıyla, yukarıda sunulan ana gayenin gerçekleştirilmesini
sağlamak amacıyla çalışmalar gerçekleştirir.
TÜSİAD, kamu yararına çalışan Türk iş dünyasının temsil örgütü olarak, girişimcilerin evrensel iş ahlakı
ilkelerine uygun faaliyet göstermesi yönünde çaba sarf eder; küreselleşme sürecinde Türk rekabet gücünün ve
toplumsal refahın, istihdamın, verimliliğin, yenilikçilik kapasitesinin ve eğitimin kapsam ve kalitesinin sürekli
artırılması yoluyla yükseltilmesini esas alır.
TÜSİAD, toplumsal barış ve uzlaşmanın sürdürüldüğü bir ortamda, ülkemizin ekonomik ve sosyal
kalkınmasında bölgesel ve sektörel potansiyelleri en iyi şekilde değerlendirerek ulusal ekonomik politikaların
oluşturulmasına katkıda bulunur. Türkiye’nin küresel rekabet düzeyinde tanıtımına katkıda bulunur, Avrupa
Birliği (AB) üyeliği sürecini desteklemek üzere uluslararası siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel ilişki, iletişim,
temsil ve işbirliği ağlarının geliştirilmesi için çalışmalar yapar. Uluslararası entegrasyonu ve etkileşimi, bölgesel
ve yerel gelişmeyi hızlandırmak için araştırma yapar, görüş oluşturur, projeler geliştirir ve bu kapsamda
etkinlikler düzenler.
TÜSİAD, Türk iş dünyası adına, bu çerçevede oluşan görüş ve önerilerini Türkiye Büyük Millet Meclisi
(TBMM)’ne, hükümete, diğer devletlere, uluslararası kuruluşlara ve kamuoyuna doğrudan ya da dolaylı olarak
basın ve diğer araçlar aracılığı ile ileterek, yukarıdaki amaçlar doğrultusunda düşünce ve hareket birliği
oluşturmayı hedefler.
TÜSİAD, misyonu doğrultusunda ve faaliyetleri çerçevesinde, ülke gündeminde bulunan konularla ilgili
görüşlerini bilimsel çalışmalarla destekleyerek kamuoyuna duyurur ve bu görüşlerden hareketle kamuoyunda
tartışma platformlarının oluşmasını sağlar.
Gıda, içecek ve tarım sektörü gerek ülke ekonomisi gerekse istihdama katkısı dolayısıyla iktisadi ve sosyal
açıdan büyük bir öneme sahiptir. Bu anlayışla, TÜSİAD ülke politikalarında stratejik olarak konumlandırılmış
ve önceliklendirilmiş bir tarım ve gıda sektörü yaratılması vizyonuyla çalışmalarını sürdürmektedir.
Tarım ve gıda sektörünün potansiyelinin gerçekleştirilmesi, ekonomik değerinin artırılması ve hem üreticinin
hem de tüketicinin kazanması için etkin politikaların oluşturulması ve uygulanması kritik önemde görülmektedir.
TÜSİAD tarafından hazırlanan Sürdürülebilir Büyüme Bağlamında Tarım ve Gıda Sektörünün Analizi çalışması
tarım ve gıda sektöründe ekonomik, kurumsal, hukuki, çevresel ve kültürel çözüm niteliğinde ve değer zinciri
boyunca üreticiden tüketiciye kadar tüm paydaşlara yönelik, entegre, bütüncül, kapsayıcı ve kalıcı politikaları
gerçekleştirmek amacıyla öneriler sunmaktadır.
Tarımsal arazi hacmi ve gıda, içecek ve tarım sektörünün yarattığı katma değer bakımından dünyada ilk on ülke
içerisinde yer alan Türkiye’nin tarımsal üretimi gerçekleştiren ilk yirmi ülke içerisinde bile yer almaması
sektörde yaşanan çeşitli temel sorunlara işaret etmektedir. Gerek sektörün mevcut durumu gerekse sektördeki
kronik sorunları yatay olarak kesen ve kök sorunlara çare olabilecek eylemler göz önüne alınarak Sürdürülebilir
Büyüme Bağlamında Tarım ve Gıda Sektörünün Analizi çalışması beş ayrı bölümden oluşturulmuştur. Bunlar;
- Piyasa Yapısı, Aracılık Faaliyetleri ve Örgütlenme,
- Katma Değerin Artırılması, İnovasyon ve Dijital Tarım,
- İklim Değişikliği Etkisinde Tarımsal Arzın Sürdürülebilirliği
- Tarım ve Gıda Lojistiğinde İyileştirmeler ve
- Tarımsal Destek ve Teşvikler’dir.
İklim değişikliği etkisi altında tarımsal arzın sürdürülebilirliği alanındaki yapısal sorunlara yönelik somut
iyileştirme alanları ve uygulanabilir politika önerileri sunmayı amaçlayan bu rapor Doç. Dr. Barış Karapınar,
Prof. Dr. Gökhan Özertan, Dr. Tetsuji Tanaka, Nazan An ve Tufan Turp tarafından kaleme alınmıştır. Raporun
editörlüğü ise TÜSİAD Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Nurşen Numanoğlu, Kıdemli Uzman F. Hazal İnce ve
Uzman Dr. Tuğba Ağaçayak tarafından yapılmıştır.
Raporun hazırlanması sürecindeki değerlendirmeleri ve sağladıkları bilgiler ile katkı sağlayan Yürütme
Kurulu’nun değerli üyeleri Ali Nadir Akan, Burak Koçak, Demir Şarman, Emrah İnce, İsa Coşkun, Kaan Ünver,
Melih Araz, Nurdan Ataolur, Ozan Diren ve Ramazan Ata yanı sıra başkanlığını Mehmet Aktaş’ın yaptığı
TÜSİAD Gıda, İçecek ve Tarım Çalışma Grubu’na teşekkür ederiz. Son olarak, 12 Ekim 2019 tarihinde
gerçekleştirilen arama konferansına katılan, tarıma gönül vermiş tüm paydaşlarımıza; raporun hazırlanma
sürecinde değerli fikirlerini bizimle paylaşan Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileri başta olmak üzere kamu,
akademi, STK ve iş dünyasının değerli temsilcilerine minnettarız.
ÖZGEÇMİŞLER
Doç. Dr. Barış Karapınar
Doç. Dr. Barış Karapınar Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezinde İklim Değişikliği programında
görev aldı. Boğaziçi Üniversitesinde iklim değişikliği ekonomisi dersinin yanısıra Dünya Ticaret Örgütü
(DTÖ)nün Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya bölgeleri için düzenlediği uluslararası tarımsal ticaret
eğitimlerini vermektedir. Karapınar, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli ana yazarı olarak görev yaptı.
TEMA Vakfı genel müdürlüğü görevinde bulundu. İsviçre Bern Üniversitesinde uygulanan iklim değişikliği ve
uluslararası ticaret araştırma programının lideri olarak çalıştı. Londra’daki Denizaşırı Kalkınma Enstitüsü'nde
(Overseas Development Institute) görev aldı. Gıda, tarım ve iklim değişikliği alanlarında pek çok bilimsel yayını
olan Barış Karapınar, aralarında İsviçre Kalkınma Ajansı, Uluslararası Tarımsal Araştırmalar Danışma Grubu
(CGIAR) ve Avrupa Parlamentosunun bulunduğu uluslararası kuruluşlara danışmanlık yaptı. Doktorasını
London School of Economics and Political Sciences (LSE)’den kırsal kalkınma alanından almıştır. Baziçi
Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur.
Prof. Dr. Gökhan Özertan
Gökhan Özertan lisans derecesini 1994 yılında Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden, doktorasını ise
2001 yılında Texas A&M Üniversitesi’nde Tarım Ekonomisi alanında tamamlamıştır. Aynı yıldan bu yana
Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde çalışmakta olup halen ay bölümde profesör olarak görev
yapmaktadır. Kendisi Boğaziçi Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisans düzeyinde mikroekonomi, istatistik,
ekonometri, yenilik ekonomisi ve tarım ekonomisi dersleri vermektedir. Araştırma alanları ise tarım ve çevre
süreçlerinin modellenmesini, tarımda teknoloji kullanımını, iklim değişikliğinin etkilerini, emtia fiyat
hareketlerini, fikri mülkiyet haklarının ve bilişim sektöründeki regülasyonların ekonomik etkilerini
kapsamaktadır.
Dr. Tetsuji Tanaka
Dr. Tanaka, Japonya Setsunan Üniversitesi Ekonomi Fakültesinde akademisyen olarak görev yapmaktadır.
Kendisinin uluslararası ticaret, gıda güvenliği, tarımda risk yönetim politikaları, tarım sektöründe genel denge
modelleri kullanımı ve tarımsal emtianın fiyat hareketleri üzerine önemli akademik çalışmaları vardır. Kendisi
İngiltere ve Amerika Birleşik Devletlerinde çeşitli araştırma kurumlarında görevler de almıştır.
Nazan An, PhD (c)
Nazan An, Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nde iklim değişikliğinin tarımsal üretim ve dağılım
deseni üzerindeki etkileri konusunda doktorasını tamamlamak üzeredir. Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği
ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin kurulmasında aktif rol alan Nazan An, merkez bünyesinde
iklim değişikliğinin sosyo-ekonomik etkileri konusunda araştırmalarını sürdürmektedir. Temel araştırma alanları
tarım-iklim süreçlerinin istatistiksel yöntemlerin yanı sıra ekin büyüme ve iklim modellerinin entegrasyonuyla
modellenmesi, iklim kaynaklı göç, ekonomik faaliyetlerin çevresel etkiden ayrıklaştırılması, aşırı iklim olayları
ve etkilenebilirlik olan Nazan An, akademik çalışmalarının yanı sıra ulusal ve uluslararaçeşitli projelerde de
araştırmacı ve uzman olarak görev almaktadır.
Mustafa Tufan Turp, PhD (c)
Mustafa Tufan Turp, Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nde iklim değişikliğinin Avustralya ve
çevresine etkileri konusunda doktorasını tamamlamak üzeredir. Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve
Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin kurulmasında aktif rol alan Mustafa Tufan Turp, merkez
bünyesinde iklim modellemesi konusunda çalışmalarını sürdürmektedir. Temel çalışma alanları bölgesel iklim
modellemesi, iklim projeksiyonları, aşırı iklim olayları ve etkilenebilirlik, iklim değişikliğinin su kaynakları,
tarım ve turizm üzerindeki etkileri olan Mustafa Tufan Turp, aynı zamanda Işık Üniversitesi’nde yarı zamanlı
olarak Genel Fizik dersi vermektedir. Mustafa Tufan Turp, akademik çalışmalarının yanı sıra ulusal ve
uluslararası çeşitli projelerde de araştırmacı ve uzman olarak görev almaktadır.
İÇİNDEKİLER
YÖNETİCİ ÖZETİ ................................................................................................................................................. 1
EXECUTIVE SUMMARY ..................................................................................................................................... 5
1. GİRİŞ VE MOTİVASYON........................................................................................................................... 9
1.1. İklim değişikliği küresel eğilimleri ........................................................................................................... 10
1.2. Türkiye’de iklim değişikliğinin etkileri ..................................................................................................... 13
1.3 Su Stresi: Küresel ve Türkiye’deki Durum ................................................................................................ 14
1.4 Türkiye, İklim Değişkenleri ve Senaryo Analizleri .................................................................................... 15
1.5. İklim değişikliği ve tarım: Etkiler, risk ve kırılganlıklar ........................................................................... 18
2 ANALİZLER VE BULGULAR: TÜRKİYE İÇİN DURUM TESPİTİ VE UYGULAMALAR ................ 22
2.1. Tarımda iklim değişikliği etkilerine hassasiyet ve kırılganlık ................................................................... 22
2.2. Yerel üretim etkileri .................................................................................................................................. 24
2.3. Makro Ölçekli Analiz: Tahıllarda gözlemlenen ürün deseni etkileri......................................................... 24
2.4. Mikro Ölçekli Analiz: Çiftçilerin iklim değişikliği algısı ve otonom adaptasyon ..................................... 26
2.5. Makro Ölçekli Analiz: Kısa ve orta vadeli projeksiyonlar ........................................................................ 27
2.6. Uluslararası ticaret riskleri ........................................................................................................................ 28
2.6.1. İthalat ürünleri ................................................................................................................................... 29
2.6.2. İhraç Ürünleri .................................................................................................................................... 33
3 TARTIŞMA, SONUÇ VE POLİTİKA ÖNERİLERİ .................................................................................. 43
Öneri 1: Tarımda İklim Değişikliğine Uyum Seferberliği: En Pahalı Politika Alternatifi—Uyum
Sağlamama .................................................................................................................................................. 46
Öneri 2: İklim Değişikliğine “Uyum Fonu’nun” Acilen Oluşturulması ...................................................... 46
Öneri 3: Tarımda İklim Değişikliği Araştırma ve Uygulama Enstitüsü ...................................................... 46
Öneri 4: Düşük Gelirli Çiftçi ve İhracat Merkezli İklim Değişikliğine Uyum Desteklemeleri ................... 47
Öneri 5: Organik Tarımda Hedef: %10 ve Üstü Pazar Payı ........................................................................ 47
Öneri 6: Tarımda %100 Basınçlı Sulamaya Geçiş ...................................................................................... 48
Öneri 7: İklim Bazlı Dinamik Tarımsal Sigorta .......................................................................................... 48
Öneri 8: Risk-Yönetim Merkezli Uluslararası Ticaret Politikaları .............................................................. 48
4 KAYNAKLAR ............................................................................................................................................ 50
Şekiller
Şekil 1. Mevsimlik sıcaklık döngüsü anomalisi .................................................................................................... 10
Şekil 2. Gözlemlenen aylık sıcaklık artışları, 1860-2020 ..................................................................................... 11
Şekil 3. Aşırı iklim olaylarında artış ..................................................................................................................... 11
Şekil 4. Sıcaklık artışı projeksiyonları .................................................................................................................. 12
Şekil 5. Sıcaklık artışı projeksiyomları, 1850-2099 (a) Merkez Avrupa (b) Merkez Kuzey Amerika ................. 13
Şekil 6. 1970-2000 referans dönemine göre 2020-2050 gelecek döneminde ortalama sıcaklıklardaki mevsimsel
değişikliklerin Türkiye ve yakın çevresi için coğrafi dağılış desenleri (℃) ......................................................... 16
Şekil 7. 1970-2000 referans dönemine göre 2020-2050 gelecek döneminde ortalama yağışlardaki mevsimsel
değişikliklerin Türkiye ve yakın çevresi için coğrafi dağılış desenleri (mm/gün). ............................................... 17
Şekil 8. Sıcaklık artışlarının tahıl üretiminde neden olacağı verim etkisi ............................................................. 18
Şekil 9. Sıcaklık artışlarının tahıl üretiminde neden olacağı verim değişkenliği etkisi. ....................................... 19
Şekil 10. Tarım ürünlerinde nominal ve reel fiyat eğilimleri. ............................................................................... 20
Şekil 11. Nüfusun gıda tüketim artışına katkısı. ................................................................................................... 21
Şekil 12. Uyum kapasitesi, hassasiyet ve etkiye açıklık seviyelerinin küresel dağılımı. ...................................... 23
Şekil 13. Ülkelerin kırılganlık seviyelerinin küresel dağılım haritası. .................................................................. 23
Şekil 14. Seçilen bitkilerin veriminde değişim (1980-1999 ortalamasına göre %fark, bağıl ölçek). .................... 28
Şekil 15. Türkiye tarım sektöründe ihracat ve ithalat eğilimleri (1000 ABD doları). ........................................... 29
Şekil 16. Türkiye buğday ithalatı eğilimleri (ton). ................................................................................................ 30
Şekil 17. İklim bazlı verim şoklarının yarattığı refah kayıpları. ........................................................................... 32
Şekil 18. İhracat sınırlamalarının yaratabileceği refah kayıpları. ......................................................................... 33
Şekil 19. Türkiye ihracat eğilimleri, fındık, kayısı, üzüm (1000 ABD doları) ..................................................... 33
Şekil 20. Fındık Üretim Haritası (1991-2012). ..................................................................................................... 34
Şekil 21. Fındık Yetiştirilen Yerler İçin RCP8.5 Senaryosuna Göre İklim Projeksiyon Haritaları (1991/2012
2021/2050). ........................................................................................................................................................... 35
Şekil 22. Fındık, RCP8.5 senaryosu göre 2021-2050 verim değişimi projeksiyonu............................................. 36
Şekil 23. Kayısı Malatya Üretim Haritası (1991-2012). ....................................................................................... 37
Şekil 24. Malatya merkezli kayısı üretim bölgeleri için RCP8.5 Senaryosuna Göre İklim Projeksiyon Haritaları
(1991/2012 2021/2050). ..................................................................................................................................... 38
Şekil 25. Malatya için RCP8.5 senaryosuna göre 2021-2050 kayısı verim değişimi. .......................................... 39
Şekil 26. Üzüm Üretim Haritası (1991-2012). ...................................................................................................... 40
Şekil 27. Üzümde RCP8.5 Senaryosuna Göre İklim Projeksiyon Haritaları (1991/2012 2021/2050). .............. 41
Şekil 28. Ege Bölgesi için RCP8.5 senaryosu dikkate alınarak öngörülen 1991-2012 referans dönemine göre
2021-2050 dönemindeki üzüm verim değişimi. .................................................................................................... 42
Şekil 29. Tarım sektöründe önemli iklim etkileri ve eylem gereksinimi değerlendirilmesi. ................................ 44
Tablolar
Tablo 1. Farklı model ve senaryolara göre mevsimsel ortalama sıcaklık değişiklikleri. ...................................... 16
Tablo 2. Farklı model ve senaryolara göre mevsimsel ortalama yağış değişiklikleri. .......................................... 17
Tablo 3. 1,1-1,3 °C’lik sıcaklık artışlarının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla değişim. ................................................... 28
Tablo 4. Risk senaryoları. ..................................................................................................................................... 30
1
YÖNETİCİ ÖZETİ
Son yıllarda, küresel olarak sıcaklık dalgaları, kuraklıklar, orman yangınları, seller, kasırgalar ve siklonlar gibi
aşırı hava olaylarının sıklığı ve yoğunluğu artmaktadır. Ortalama sıcaklıklardaki artış belirgin noktalara ulaşmış
olup Temmuz 2019 küresel olarak son yüzyılın en sıcak aolarak kayıtlara geçmiştir. Hükümetlerarası İklim
Değişikliği Paneli (IPCC)’nin son raporunda sıcaklık artışlarının 2050 yılı için 2,5-3°C civarında olacağı, yüzyıl
sonunda ise artışların 6°C’yi bulacağı öngörülmektedir. Günümüzde 1°C’lik sıcaklık artışının yarattığı gözlenen
etkilerin bu derece büyük olduğu dikkate alındığında, 6°C’lik sıcaklık artışının yaratacağı ekonomik, sosyal ve
çevresel riskler, iklim değişikliğini insanlık tarihinin karşı karşıya kaldığı en büyük risklerden biri olarak
nitelemektedir.
İklim değişikliği sektörel seviyede dünya ve Türkiye tarımını doğrudan etkileyen ve giderek büyüyen bir risk ve
kırılganlık kaynağı olmaktadır. Bu çerçevede, tarımsal ürün arzının sürdürülebilir kılınması için iklim
değişikliğinin gözlenen ve öngörülen etkilerine yönelik orta ve uzun vadeli (2030 ve 2050) tarım politikalarının
belirlenmesi gerekmektedir. Bu rapor, temel olarak iklim değişikliğinin Türkiye’de ürünsel ve bölgesel bazda
yaratacağı risklerin analizi, uluslararası piyasalarla bağlantılı arz güvenliği ve rekabet risklerinin
nitelendirilmesi, üreticilerin iklim değişikliği etkileriyle artan kırılganlıkların belirlenmesi alanlarında niteliksel
ve yöntemsel olarak katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Rapor aynı zamanda Türkiye özelinde iklim risklerinin
azaltılması ve geniş tanımıyla gıda arzı güvenliğinin sürdürülebilirliği amacıyla kullanılabilecek destek
mekanizmalarının şekillendirilmesine ve iklim değişikliğine uyum yönünde yeni politika araçlarının
geliştirilmesine yönelik politika önerileri sunmaktadır.
Artan sıcaklıklar ve azalan yağış miktarları: IPCC’nin temsili karbon senaryoları baz alındığında, 1970-2000
referans dönemine göre 2070-2100 dönemi için Türkiye'nin ortalama sıcaklığında 3°C ile 7°C arasında değişen
artışlar tahmin edilmektedir. Sıcaklık artışının, sıcak mevsimlerde soğuk mevsimlere göre daha yüksek olacağı
beklenmektedir. Günümüz eğilimlerine göre gerçekleşmesi yüksek olasılıklı senaryoya göre yaz sıcaklıklarının
4,5°C, kış sıcaklıklarının ise 3,5°C daha yüksek olacağı tahmin edilmektedir. Daha karamsar senaryoya göre, yaz
aylarında 7°C’ye varan ve kışın 4,5°C seviyesine çıkması beklenen artışlar öngörülmektedir. Bölgesel iklim
modeli sonuçlarına göre, Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü Batı ve Güney bölgelerinde yağışlarda belirgin bir
düşüş beklenirken, ılımlı bir orta enlem ikliminin hüküm sürdüğü Karadeniz Bölgesi'nde yağışların artması
beklenmektedir. Artan sıcaklık ve azalan yağış nedeniyle, kuraklık olaylarının şiddet, sıklık ve süresinde bir artış
beklenmektedir.
Dünya genelinde azalan tahıl verimliliği ve gıdaya erişim güvensizliği: Dünya gıda arz güvenliği açısından
çok önemli olan tahıl ürünlerinde yapılan çalışmalar, küresel ortalama sıcaklıktaki her bir santigrat derece artışın,
küresel ortalama arazi verimlerini buğdayda %6, mısırda %7,4, pirinçte %3,2 ve soya fasulyesinde %3,1
azaltacağını öngörmektedir. Model sonuçları 3°C’lik sıcaklık artışı için 2050 yılı civarında %25-50 seviyesinde
verim kaybı öngörmektedir. Bununla birlikte, tahıllarda yıllık verim değişkenliğinin de artacağı
öngörülmektedir.
2
Gıda fiyat artışları ve artan yoksulluk: İklim modellerinin sonuçlarına dayanılarak yapılan ekonomik
modeller, iklim değişikliğinin yaratacağı fiyat artışlarının ürün bazında %84’ü bulacağını tahmin etmektedir.
Gıda fiyatlarındaki artışlar, iklim stresinin yokluğunda bile hem kırsal hem kentsel alanda önemli ölçüde
yoksullaştırıcı etkiler yaratmakta ve yerel düzeyde gıdaya erişimde güvensizliğine neden olmaktadır. Gıda
harcamaları yoksul hanelerin en önemli harcama kalemi olduğu için, gıda fiyatlarındaki artış yoksul haneleri
daha da yoksullaştırmaktadır.
İklim değişikliğinin Türkiye tarım sektörlerine etki kanalları: Türkiye içinde bulunduğu coğrafya, hem
ortalama sıcaklık artışı ve genel olarak ortalama yağış miktarlarının azalışı hem de kuraklık ve sıcak dalgası gibi
aşırı iklim olaylarının artacak olması nedeniyle iklim değişikliğinin tarım ve bağlantılı gıda sektörlerindeki
etkileri açısından dünyanın en hassas ve kırılgan bölgelerinden birindedir. Tarım bitkilerinin fenolojik
dönemlerinin değişimiyle birlikte gelişim evrimlerinde, iklim değişikliği önemli verim kayıplarına neden
olmaktadır. Verim kayıplarıyla bağlantılı fiyat değişimleri ve ürünler arası kârlılık farklılaşmaları halihazırda
ürün deseni değişikliklerine neden olmaktadır.
Makro seviyede ürün deseni değişimleri: İklim etkilerinin son 25 senede (1991-2015) tahıllarda ürün desenini
nasıl etkilediği incelendiğinde iklim değişikliği nedeniyle buğday üretim bölgelerinde güneşlenme süresi
uzamalarının buğday ekim alanlarında daralma etkisi yaratarak diğer ürünlere kayma etkisi yarattığı
gözlemlenmektedir. Yağış miktarında azalmanın mısır ekim alanı üzerinde daralma etkisi yaptığı, sıcaklık
artışlarının arpa alanını daraltma etkisi yaratırken nem artışlarının ayçiçeği alanının genişleme etkisi yaptığı
gözlemlenmiştir. İklim değişikliği etkisi altında bölgesel seviyede bu etkilerin giderek artacağı öngörülmektedir.
Sonuç olarak ise, verim değişkenliğinin artıracağı fiyat riskleri desen kaymalarına neden olabilecektir.
Ekonomik kayıplar: Ürün seviyesinde yapılan çalışmaları iklim etkilerinin yarattığı verim azalmaları nedeniyle
üretim miktarının buğdayda %8, arpada %2, mısırda %9 ve ayçiçeğinde %13 oranında azalacağı tahmin etmiştir.
Benzer şekilde, genel olarak Türkiye’nin daha kurak bir bölge haline geleceği öngörüsüne dayalı bitki su modeli
çalışmaları, bölgesel seviyede iklim değişikliği sonucunda meydana gelmesi beklenen verim kayıplarının farklı
ürün gruplarında ortalama %10 civarında olacağı sonucuna ulaşmıştır. Bitki-su modelinin ve hesaplanabilir
genel denge modeli sonuçları iyimser iklim değişikliği senaryoları dahi tarımsal ekonomide gözlemlenecek
ekonomik kayıpların %10 civarında olduğunu göstermektedir.
İklim değişikliğinden etkilenen ve uyum sağlamaya çalışan çiftçiler: Türkiye genelinde 700 çiftçiyle yapılan
anket çalışmasında görüşülen çiftçilerin %97’si yaşadıkları iklim olaylarından dolayı hasat ve verimde düşüklük
yaşadıklarını belirtmiştir. Bu çiftçilerin yaklaşık %90’ı olumsuz iklim etkilerini azaltmaya yönelik herhangi bir
mali destek ya da tematik eğitim almadıklarını bildirmişlerdir. Çiftçilerin %87’sinin iklim değişikliği etkilerine
uyum yönünde kendi çabalarıyla önemli adımlar attığı ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlar ışığında ekonometrik
yöntemlerle yapılan analiz, çiftçilerin uyum yönünde yaptıkları çalışmalarının sağladığı verim kazanımlarının
uyum yapmama durumuna göre yaklaşık %30’lara vardığını göstermektedir.
3
Uluslararası ticarette artan riskler: Bu çalışmada buğday özelinde kurulan bir stokastik genel denge modeli
ile Türkiye’nin iklimle bağlantılı temel gıda arz risklerinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Ek olarak, Türkiye’nin
küresel seviyede rekabetçi olduğu ve tarım ekonomisi için önemli olan ürünlerden fındık, üzüm ve kayısıda ürün
bazlı iklim etkisi analizi yapılmıştır. Yapılan analizlerle temel besin ürünlerinde ithalata dayalı arz ve kuru
meyvelerde ihracat geliri risklerinin giderek arttığı gözlenmiştir.
Buğdayda uluslararası ve ulusal şokların etkisi: Bu çalışmada, son 50 yılda (1963-2012) gözlenen verim
değişkenliği eğilimlerine bağlı olarak ortaya çıkan arz riskleri de incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre
Türkiye-dışı üreticilerde olabilecek verim şoklarının Türkiye’deki olumsuz refah etkisinin 2012 baz yılına göre
en fazla 623 milyon dolar olacağı tahmin edilmiştir. Başka bir senaryoda sadece Türkiye’de ulusal üretimde
yaşanabilecek verim şoklarının refah etkisi ele alınmış ve bunun bir önceki senaryoya göre % 42 daha yüksek
olduğu görülmüştür. Türkiye önemli seviyede buğday üreten bir ülke olduğu ve dünya verim şokları farklı
üretici ülkelerce emildiği için, Türkiye’de ulusal çapta olan verim şoklarının riski dünyada olacak şokların
risklerinden daha yüksek bir olumsuz refah etkisi yaratmaktadır.
Buğday ticaretinde iklim değişikliği ile artacak riskler: Bu çalışma, iklim değişikliğine bağlı verim
değişkenliğinin %50 artması durumunda tüm dünyada olacak verim şoklarının Türkiye’de var olan şokların
yaratacağı olumsuz refah etkisi üzerine %125’lik bir ek olumsuz etki getireceğini stermektedir. Yani, iklim
değişikliğinin verimsel değişkenlik üzerinde yaratacağı etki Türkiye’nin maruz kalacağı riskleri çok önemli bir
seviyede artırmaktadır. Orantısal olarak en büyük olumsuz etkilerin Mısır, İran, İtalya ve Türkiye gibi buğday
tüketiminin yüksek olduğu ülkelerde ortaya çıktığı gözlemlenmektedir. Türkiye aynı zamanda buğdayda önemli
ticaret partnerleri olan Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Kazakistan gibi ülkeler tarafından uygulanabilecek
ihracat sınırlamaları üzerinden de önemli risklere maruzdur. Bu politika risklerinin daha önce 2007-2011 yılları
arasında görüldüğü gibi, iklim değişikliği etkisiyle daha da artacağı tahmin edilmektedir.
İklim değişikliği ihracat etkileri: İklim değişikliği Türkiye’nin küresel seviyede rekabetçi olduğu ürünleri de
doğrudan etkileyecektir. Önemli bir kısmı çok yıllık bitkilerden oluşan ihracat ürünlerinin genellikle belli
bölgelerde yoğunlaşması iklimle bağlantılı riskleri artırmaktadır Bu çerçevede bu raporda fındık, üzüm ve kayısı
ürünleri özelinde yapılan analizle bölgesel üretim ve ihracat geliri riskleri analiz edilmiştir.
Fındık: 1991-2012 referans dönemine göre 2021-2050 dönemindeki fındık verimliliği değişimini
öngören modelleme sonuçları coğrafi konuma bağlı olarak önemli farklılıklar göstermektedir. Resmi
veri kaynaklarındaki ölçüm ve raporlama eksiklikleri ve kullanılan iklim ve ürün modellerinin
belirsizlikleri dikkate alınmak koşuluyla sonuçta verim kayıplarının %10 civarında olabileceği
öngörülmektedir. Azalışların büyük çoğunluğunun fındık üretimi açısından en önemli bölge olan Doğu
Karadeniz Bölgesi’nde olacağı öngörülmektedir. Orta Karadeniz, Batı Karadeniz ve Doğu Marmara
Bölgelerine nazaran verimin zaten daha düşük olduğu Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yakın ve orta
vadede iklim değişikliğinin de etkisiyle özellikle kaliteli fındık veriminin daha da düşeceği tahmin
edilmektedir.
Kayısı: İklim değişikliğinin kayısı yetiştiriciliğinin merkezi sayılan Malatya’da ağaç veriminde oldukça
olumsuz etkiye neden olacağı öngörülmektedir. Resmi veri kaynaklarındaki ölçüm ve raporlama
4
eksiklikleri ve kullanılan iklim ve ürün modellerinin belirsizlikleri dikkate alınmak koşuluyla, sonuç
olarak bölgede kayısı veriminin yakın ve orta gelecekte %40’lara varabilecek oranlarda azalacağı
öngörülmektedir.
Üzüm: 1991-2012 referans dönemine göre 2021-2050 dönemindeki üzüm verimliliği değişimini
öngören modelleme sonuçları üzüm yetiştiriciliğinde en önemli bölge olan Ege Bölgesi’nde en fazla
yetişen üzüm türlerinde verimin ağırlıklı olarak %20’lere varan oranlarda azalacağı tahmin
edilmektedir.
Politika önerileri:
Tarım sektöründe iklim değişikliği mücadelesine yönelik geliştirilecek ülke geneline yönelik planların öncelikle
çok boyutlu şekilde tasarlanması gerekmektedir. İklim değişikliği etkilerine yönelik geliştirilecek politikaların ve
sektörde yapılacak iyileştirmelerin temelinde bilimsel araştırmalar olmak durumundadır. Yapılan bilimsel
çalışmalar ışığında geliştirecek planlar, doğal varlıkların rdürülebilirliğini, makro ve mikro seviyedeki iklim
etkilerini, kırılganlıkları ve riskleri çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla ele almalıdır. İklim değişikliği
etkilerinin yoğunluğu, bu etkilerin görece önemi ve atılacak adımların önceliğinin farklı olması hem yerel hem
de ulusal seviyede çeşitlendirilmiş politika araçları gerektirmektedir. Bu boyutlara dikkat edilerek hazırlanmış
planlar, Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile de uyumlu hale getirilmelidir. Bu çalışma
çerçevesinde sunulan öneriler şu şekildedir:
Öneri 1: Tarımda iklim değişikliğine uyum seferberliğine geçilmelidir.
Öneri 2: İklim değişikliğine uyum fonu kurulmalıdır.
Öneri 3: Tarımda İklim Değişikliği Araştırma ve Uygulama Enstitüsü kurulmalıdır.
Öneri 4: Düşük gelirli çiftçi ve ihracat merkezli iklim değişikliğine uyum destekleri sağlanmalıdır.
Öneri 5: Organik tarım ve diğer doğa-dostu tarımsal yöntemlerin tüm tarım topraklarının %10 ve üzerinde
uygulanması hedefi konmalıdır.
Öneri 6: %100 basınçlı sulamaya geçilmelidir.
Öneri 7: İklim bazlı dinamik tarımsal sigorta yaygınlaştırılmalıdır.
Öneri 8: Risk-yönetim odaklı uluslararası ticaret politikaları geliştirilmelidir.
Öneri 9: Türkiye genelinde çiftçiler, çocuklar ve gençler iklim değişikliğinin gözlemlenen ve beklenilen etkileri
seviyesine bağlı olarak, geniş çaplı hem kısa hem de uzun soluklu eğitim programları ile desteklenmelidir.
5
EXECUTIVE SUMMARY
In recent years, the frequency and intensity of extreme weather events such as heat waves, droughts, forest fires,
floods, hurricanes, and cyclones have increased dramatically. As a result of the gradual rise in average
temperatures, July 2019 was observed on record as the hottest month of the last century. The Intergovernmental
Climate Change Panel (IPCC) projects average temperatures to increase by 2.5-3° C by 2050, and reaching 6° C
by the end of the century. Given the current magnitude of the observed impacts of climate change due to a
temperature rise of 1° C, the economic, social, and environmental impacts that are likely to be caused by an
increase of 6° C project climate change as one of the greatest risks in human history.
At the sectoral level, climate change is a growing source of risks and vulnerabilities in agriculture around the
world and in Turkey. In order to maintain and achieve sustainability in agricultural production, medium and
long term (2030 and 2050) policies should be designed to mitigate the observed and projected impacts of climate
change. This report analyses climatic risks in Turkey at the product and regional levels, evaluates risks in
relation to food security and competition associated with international markets, and, identifies areas of
vulnerability for producers under the impacts of climate change. At the same time, it aims to shape the support
mechanisms that can be used for sustainability of food security and offers policy recommendations that aim to
contribute to overall adaptation to climate change.
Increasing average temperatures and decreasing precipitation: Based on IPCC’s representative carbon
pathways, with respect to the base period of 1970-2000, average temperatures in Turkey are projected to increase
in the range of 3°C to 7°C by 2070-2100. It is expected that the rise in temperatures will be higher in hot seasons
than in cold seasons. Based on current trends, the high probability scenario suggests that summer temperatures
will increase by 4.5 °C and winter temperatures will increase by 3.5 °C, respectively. According to a more
pessimistic scenario, temperature rises are expected to reach 7 °C in the summer and 4.5 °C in the winter
periods. Based on the outputs of regional climate models, a significant decrease in precipitation is projected in
the West and South of Turkey, where the Mediterranean climate prevails, while precipitation is expected to
increase in the Black Sea Region, where a moderate mid-latitude climate prevails. As a result of higher
temperatures and lower precipitation, the frequency, intensity, and duration of the droughts are projected to
grow.
Losses in cereals’ productivity and rising food supply insecurity worldwide: Modelling studies on cereals,
which are important for world’s food supply security, suggest that an increase of 1 °C in global average
temperatures leads to yield losses of 6% in wheat, 7.4% in corn, 3,2% in rice, and 3,1% in soybeans. Around
2050, they project a 25-50% yield loss in the scenario of the temperature rise of 3 °C. In addition, annual yield
variability in cereals is expected to rise, which will create additional supply insecurity.
Food price hikes and increasing poverty: Economic models that are developed using the results of climate
models estimate that the price increases due to climate change will reach up to 84%. Food price hikes lead to
significant poverty effects both in rural and urban areas - even in the absence of climate stress - and cause
6
insecurity in accessing food at the local level. Since the poor households spend most of their income on food,
rising food prices makes them even poorer.
Impact channels of climate change in Turkish agriculture: Turkey is exposed to the impacts of climate
change in terms of both rising average temperatures and falling average precipitation as well as the increased
frequency and intensity of extreme climate events such as heat waves and droughts. Hence, Turkey is located in
a vulnerable geography with respect to agricultural production. Due to its impacts on crops’ phenological
development, climate change also causes significant yield losses. Price changes associated with yield losses and
profitability variations between products already cause product pattern changes.
Product pattern changes at the macro level: On the effects of climate change on the cropping patterns in
cereals, increased length of the growing period in wheat might have contributed to a reduction in production area
in the last 25 years. Estimates show that the decrease in the amount of precipitation has a narrowing effect on
corn cultivation areas; temperature increases have a narrowing effect on barley areas; and, increase in moisture
has an expansion effect on sunflower areas. Under the impacts of climate change, these observed effects are
expected to increase gradually at the regional level. Increasing variability in yields will escalate price risks that
may cause further shifts in cropping patterns.
Economic losses: Modelling studies at the product level estimate yield losses up to 8% in wheat, 2% in barley,
9% in corn, and 13% in sunflower due to climate change. Similarly, crop modelling studies that operate based on
the projection that Turkey will become more arid country predict yield losses up to 10% at the regional level.
The results of a computable general equilibrium model show that even optimistic climate change scenarios result
in around 10% economic loss in agricultural output.
Farmers that are affected by climate change are now adapting: Among 700 farmers that are surveyed across
Turkey, 97% reported productivity losses due to climate change. About 90% of these farmers reported that they
had not received any financial support or training to mitigate the impacts of climate change. The survey showed
that 87% of farmers have already taken important steps through their own means, to adapt to climate change. In
the light of these results, the econometric analyses conducted show that farmers that are adapting observe yields
that are 30% higher than the case if they did not adapt.
Increased risks in international trade: This report evaluated domestic and international supply risks in wheat
by using a stochastic general equilibrium framework. In addition, climate risk analyses are performed on
selected product -namely, hazelnuts, raisins, and apricots- that Turkey is globally competitive and that are
important in its agricultural sector. Results show that the climate risks in relation to import-based supplies in
primary cereals and export revenues in dried fruits and nuts are increasing gradually.
The effect of international and national shocks on wheat: In this study, the supply risks arising due to the
yield variability trends that are observed in the last 50 years (1963-2012) were also examined. According to the
results, yield shocks occurring outside of Turkey may result in negative welfare impacts up to USD 623 million
in Turkey (based on 2012 as reference year). Another scenario looking at yield shocks occurring in Turkey
7
estimated negative welfare effects that are 42% higher compared to the previous scenario. Since Turkey is a
major producer of wheat and productivity shocks abroad are absorbed by different countries, the risk of yield
shocks that occur within Turkey is creating higher negative welfare effects than shocks occurring elsewhere.
Climate risks in international wheat trade: This report also analysed the scenario of a 50% increase in yield
variability in wheat due to climate change. This will bring an additional 125% of negative welfare impacts. As
such, the impacts resulting from climate related yield variability will increase Turkey’s risk exposure
substantially. Proportionally, the largest negative impacts of such increase will be observed in Egypt, Iran, Italy
and Turkey, the countries with high levels of wheat consumption per capita. Turkey is also exposed to important
trade risks due to its trade partners such as the Russian Federation, Ukraine, and Kazakhstan which could impose
export restrictions on wheat. As observed during the “food crisis” of 2007-2011, these political risks are likely to
increase under the impacts of climate change.
Impacts of climate change on exports: Climate change will also affect products that Turkey is competitive in
global markets. Regional concentration of these export products increases supply risks. In this context, regional
production and export revenue risks are analysed by exemplifying major export products, namely hazelnuts,
raisins, and apricots.
Hazelnut: Based on the reference period of 1991-2012, the modelling work presented in this report
projects significant regional differences in hazelnut productivity under the impact of climate change for
the 2021-2050 period. Given measurement and reporting limitations of official data sources and the
uncertainties of the climate and crop models used, yield losses of around 10% are expected. It is
predicted that most of the yield loses will be observed in the Eastern Black Sea Region, which is the
most important region in terms of production. In the Eastern Black Sea Region, where the yields are
already lower than the other regions, it is estimated that the yields of high quality hazelnut will decrease
even more in the near and medium terms due to climate change.
Apricot: It is projected that climate change will have a negative impact on apricot yields in Malatya,
which is the primary region of apricot production. Given measurement and reporting limitations of
official data sources and the uncertainties of the climate and crop models used, estimations show that
apricot yields will decrease by up to 40% in the near and mid-future.
Raisins: Based the reference period of 1991-2012, in 2021-2050 models used project up to 20% yield
losses in raisins in the Aegean Region, which is the primary source of export-oriented production.
Policy recommendations
Policy tools and actions that needs to be developed to mitigate the impacts of climate change in Turkish
agriculture should be designed through a multi-dimensional framework. All policy options should be
constructed by following rigorous scientific research and analysis. Action Plans to be developed in the light of
scientific studies should address sustainability of natural resources in the context of climate impacts,
vulnerabilities and risks at the macro and micro levels, and take into account environmental, economic, and
social implications. Given the intensity of climate impacts, the vulnerabilities created and differences in the
prioritisation of actions require the development of diversified policy tools at both local and national and local
8
levels. These policy tools and actions should also be aligned with the Sustainable Development Goals of the
United Nations. The policy recommendations presented within the framework of this study are as follows:
• Recommendation 1: A national campaign to adapt to climate change in the agricultural sector should be
established.
• Recommendation 2: A climate change adaptation fund should be established.
Recommendation 3: Climate Change Research and Implementation Institute in Agriculture should be
established.
• Recommendation 4: Support for low income farmers and to export-oriented adaptation to climate change
should be prioritised.
• Recommendation 5: The target of 10% and up of agricultural land for certified organic agriculture should be
set and funded.
• Recommendation 6: A target of 100% pressured irrigation should be set.
• Recommendation 7: Dynamic agricultural insurance based on climate should be expanded.
Recommendation 8: Risk-management oriented international trade policies should be designed.
• Recommendation 9: All across Turkey, both short term and long term intensive training programs on observed
and expected effects of climate change should be designed for farmers, young people, and children.
9
1. GİRİŞ VE MOTİVASYON
Temmuz 2019, küresel olarak son yüz yılın en sıcak ayı olarak kayıtlara geçti. Son yıllarda, küresel olarak sıcak
dalgaları, kuraklıklar, orman yangınları, seller, kasırgalar ve siklonlar gibi aşırı hava olaylarının sıklığı ve
yoğunluğu artmaktadır. Özellikle 2000’li yıllarda yapılan bilimsel çalışmaların ön gördüğü üzere, iklim
değişikliğinin etkileri insan ve doğa sistemlerinde doğrudan gözlemlenmeye başlamıştır. İklim değişikliğinden,
farklı toplumsal katmanlar etkilenmekte, ekonomik sektörlerde iklime bağlı riskler artmakta, ekosistemlerin
dengeleri bozulmakta, toprak, su, orman ve biyoçeşitlilik varlıklarında önemli kayıplar ve kırılganlıklar
oluşmakta, hem bitkisel üretim hem de hayvancılık tarafında hem girdi hem çıktı tarafında üretim süreçleri
olumsuz olarak etkilenmekte ve sonuç olarak gıda arzı da tehlikeye girmektedir. Dünyanın tüm bölgelerinde
yoğun bir şekilde gözlemlenmeye başlanan bu etkiler, sanayi öncesi dönemle karşılaştırıldığında yaklaşık
1°C’lik bir sıcaklık artışının sonucunda ortaya çıkmaktadır. Yakın dönemde yapılan iklim projeksiyonları,
sıcaklık artışlarının geçmiş döneme kıyasla daha da hızla artacağını öngörmektedir. Hükümetlerarası İklim
Değişikliği Paneli (IPCC)’nin son raporunda 2050 için sıcaklık artışlarının 2.5-3°C civarında olacağı, yüzyıl
sonunda ise artışların 6°C’yi bulacağı öngörülmektedir. 1°C’lik sıcaklık artışlarının yarattığı gözlemlenen
etkilerin bu derece büyük olduğu dikkate alındığında, 6 °C’lik sıcaklık artışların yarattığı ekonomik, sosyal ve
çevresel riskler, iklim değişikliğini insanlık tarihinin karşı karşıya kaldığı en büyük risklerden biri olarak
nitelemektedir.
Bu çerçevede, iklim değişikliği ile mücadele alanındaki Paris Anlaşması uyarınca ülkeler küresel ısınmayı sanayi
öncesi dönemdeki seviyelerin 2 °C altında tutma ve sıcaklık artışını da 1.5 °C kadar sınırlandırma hedeflerine
yönelik taahhütte bulunmuşlardır. Türkiye Paris Anlaşmasını henüz TBMM’den geçirmeyen birkaç ülkeden
biridir. Konuya dair, Şahin (2014) Türkiye’deki iklim politikalarını farklı paydaşların perspektifinden detaylı
olarak tartışmaktadır. İklim değişikliği ve bağlantılı hedefler aynı zamanda Birleşmiş Milletlerin Sürdürülebilir
Kalkınma Amaçlarının içinde yer almaktadır. Ancak, iklim değişikliğinin temel sebebi olan sera gazı salımları
artmaya devam etmekte olup Paris Anlaşması hedeflerine belirlenen zaman diliminde ulaşılma olasılığı çok
düşüktür.
Hem sorunun temel nedeni ve tetikleyicisi olan sera gazlarının çok hızlı bir şekilde azaltılması hem de iklim
değişikliği etkilerinin yarattığı risklerin yönetilerek bu etkilere uyum sağlanması gerekmektedir. Salınan sera
gazları atmosfere biriktiği ve bunların yaklaşık %30-40’ı 1000 yıldan fazla atmosferde kaldığı in, sera gazı
salımlarında radikal azaltım adımları atılsa dahi iklim değişikliği sorunu önümüzdeki yüzyılda etkisini
sürdürmeye devam edecektir. Bu nedenle gözlemlenen ve öngörülen etkilerin toplumlarda, sektörlerde ve eko-
sistemlerde yarattığı kırılganlıkları azaltmak ve bu etkilere uyum sağlamak gerekmektedir. Sorunun kontrol
altına alınması seviyesinde enerji, endüstri, ulaşım ve ormancılık sektörleri ön plana çıkarken, etkiler,
kırılganlıklar ve uyum tarafında özellikle tarım ve gıda sektörleri ve ilgili sosyo-ekonomik politika alanları önem
kazanmaktadır. İklim değişikliği, sektörler ve kurumlararası kamu yönetimini ilgilendiren, bilimsel temelli ve
finansman planlı adımlar atılması gereken bir politika alanı haline gelmiştir.
Bu bölümün ana teması olmasa da iklim değişikliğine bağlı olarak gıda güvencesi (ve güvencesizliği) ve gıda
güvenliği kavramları da detaylı olarak tartışılması gereken konulardır. “Gıda güvencesi” temel olarak Sağlıklı
ve faal bir yaşam sürdürebilmek için, herkesin her an ekonomik ve fiziki açıdan yeterli, güvenli ve sağlıklı
gıdaya sürekli ulaşabilmesi”, gıda vencesi için en anlaşılır ve yalın tanım olarak verilebilir. “Gıda güvenliği”
ise gıda kaynaklı hastalıklara neden olan biyolojik, fiziksel ve kimyasal ve tüm kasıtsız saldırıları/ etmenleri
önleyecek şekilde gıdaların işlenmesi, hazırlanması, depolanması ve son tüketiciye sunulmasını tanımlayan
bilimsel bir sistem döngüsüdür (Kıymaz ve Şahinöz, 2010). Bu iki kavrama yönelik olarak, TGDF (2017) raporu
kapsamlı bir çalışma sunmaktadır.
Sektörel seviyede iklim değişikliği Dünya ve Türkiye tarımını doğrudan etkileyen ve giderek büyüyen bir risk ve
kırılganlık kaynağı olmaktadır. Bu çerçevede, tarımsal ürün arzının sürdürülebilir kılınması için iklim değişikliği
gözlemlenen ve öngörülen etkilerine yönelik orta ve uzun vadeli (2030 ve 2050) tarım politikalarının
belirlenmesi gerekmektedir. Bu rapor temel olarak, iklim değişikliğinin Türkiye’de ürünsel ve lgesel bazda
10
yaratacağı risklerinin analizi, uluslararası piyasalarla bağlantılı arz güvenliği ve rekabet risklerinin
nitelendirilmesi, üreticilerin iklim değişikliği nedeniyle etki altında kalabilecekleri kırılganlıkların belirlenmesi
alanlarında niteliksel ve yöntemsel olarak katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Rapor aynı zamanda, Türkiye
özelinde iklim risklerinin azaltılması ve geniş tanımıyla gıda üretim sürecinin sürdürülebilirliği amacıyla
kullanılabilecek destek mekanizmalarının şekillendirilmesi, olası risklere karşı önlem alınması ve yeni politika
araçlarının geliştirilmesi amacıyla politika önerileri sunmaktadır.
Rapor içerisinde, iklim değişikliğinin tarım sektörü içerisindeki üretim, ürün deseni değişimi ve uluslararası
ticaretle bağlantılı arz güvenliği ve rekabet dinamiklerini inceleyen ekonomik modeller kullanılmıştır. Ürün
seviyesinde buğday, mısır, ayçiçeği gibi Türkiye tarım sektörünün en geniş çaplı ekim alanını kapsayan ve besin
kaynağı olan tahıl ürünleriyle birlikte önemli ihracat ürünlerinden olan fındık, üzüm ve kayısı ele alınmıştır.
Çalışma tarım ve gıda sektöründe kısa (2030) ve orta vade (2050) iklim değişikliği etki, risk ve kırılganlık
noktaları belirlemektedir.
Çalışma, iklim riskleri altında Türkiye’nin coğrafi konumu ve iklim bölgeleri dikkate alınarak iklim
değişikliğinin etkilerine karşı uyum stratejilerinin geliştirerek olumsuz çevresel etki sorunlarına çözüm önerileri
ortaya koymakta, küresel rekabetçilik ve temel gıda ihtiyacı düşünülerek oluşabilecek iklim şartlarına uyumlu
yeni ürün desenlerine yönelik politika önerileri oluşturmakta, özel sektörün karşılaşacağı kırılganlıkları ve
özellikle ham maddeye erişim risklerini azaltmaya yönelik somut çözüm önerileri geliştirmekte, diğer ülkelerde
uygulanan örnek uyum programları ve stratejilerini değerlendirilerek Türkiye şartlarına uygun olabilecek çözüm
önerileri sunmaktadır.
1.1. İklim değişikliği küresel eğilimleri
Temmuz 2019 ayı, Avrupa’nın Copernicus uydu izleme sistemine göre, 1880’lerde başlayan modern iklim
datasında kayda geçmiş en sıcak ay olarak gözlemlenmiştir. Şekil 1, dünya sıcaklığının en son 20 senede giderek
yükseldiğini ve bir yüzyıl öncesine kıyasla ortalama 1°C'nin üzerinde arttığını göstermektedir. Sıcaklık
ortalamalarındaki yükselmeye ek olarak, iklim değişikliği değişen yağış ve rüzgar rejimleri, eriyen buzullar ve
yükselen deniz seviyeleri olarak gözlemlenmektedir (IPCC, 2014ab).
Şekil 1. Mevsimlik sıcaklık döngüsü anomalisi
Kaynak: NASA GISS Yüzey Sıcaklık Analizi (GISTEMP v4) küresel yüzey sıcaklık değişikliğinin bir tahminidir.
Grafikler ve tablolar iki ayda bir en yeni veri kullanılarak güncellenmektedir. Veri için:
https://data.giss.nasa.gov/gistemp/
11
Şekil 2. Gözlemlenen aylık sıcaklık artışları, 1860-2020
Kaynak: Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), 2018
Sıcak dalgalar, kuraklıklar, orman yangınları, seller, kasırgalar ve siklonlar gibi aşırı hava olaylarının sıklığı ve
yoğunluğu da artmaktadır. Küresel sigorta firması Munich Re'nin kayıtlarına göre (Şekil 3), iklimsel, hidrolojik
ve meteorolojik formlardaki aşırı olayların sayısı son yirmi yılda ikiye katlandı. Son nemde, Doğu Akdeniz,
Orta Doğu ve Afrika Boynuzu'nda artan sıklıkta yaşanan kuraklıklar, Avrupa'daki sıcak dalgaları, Güney Doğu
Asya'daki sel felaketleri, Kuzey Amerika ve Avustralya'daki vahşi yangınlar ve Karayipler'deki siklonlar, artan
aşırı iklimsel olayların canlı örnekleridir. Bu olaylarla ilgili kayıp ve hasar, gelişmekte olan ülkelerde çok daha
yoğun olarak gözlenmektedir. Küresel olarak iklimle ilgili hasarın 1992-2014 yılları arasında dört kat artarak
100 milyar ABD dolarına ulaştığı ifade edilmektedir (BMUB, 2016). Tarım ve gıda sektörü bu etkilere en fazla
maruz kalan ve risklerin yüksek olduğu sektörlerin başında gelmektedir.
Şekil 3. Aşırı iklim olaylarında artış
Kaynak: Munich Re
12
Yakın dönemde yapılan iklim projeksiyonları, sıcaklık artışlarının geçmiş döneme kıyasla daha da hızla
artacağını öngörmektedir. En son yayınlanan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli raporunda 2050 için
sıcaklık artışlarının 2.5-3°C civarında olacağı öngörülmektedir (Şekil 4). Bunun anlamı yaklaşık son 120 yılda
gözlemlenenden (1°C civarı) daha fazla bir sıcaklık artışı önümüzdeki 30-40 sene içinde beklenmektedir. Aynı
eğilim devam ederse yüzyıl sonu ortalama sıcaklıkların 4-6°C artmış olması beklenmektedir. Günlük maksimum
sıcaklık artışlarının 10°C nin üzerinde artması ise yüksek olasılıktır ekil 5, Avrupa günlük maksimum sıcaklık
artışları). Bütün bu gelişmelerin her türlü tarımsal faaliyet üzerinde olumsuz etki yaratması kaçınılmaz olacaktır.
Salınan sera gazlarının çok büyük yoğunluğunun atmosferde biriktiği dikkate alındığında, yüzyılın ilk yarısı için
beklenen artışların, kesine yakın bir olasılıkla gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Ancak, yüzyılın ikinci
yarısında beklenen daha yüksek sıcaklık artışlarının önüne geçilmesi için, büyük çaplı ve hızlı bir emisyon
azaltımı söz konusu olmalıdır. Paris Anlaşmasının belirlediği olan sıcaklık artışlarını 2°C’lik altında tutma
hedefi ancak bu şekilde gerçekleşebilir. Bu çerçeveden yola çıkarak Türkiye için de önümüzdeki 10 ve 20
senenin tarım politikaları belirlenirken, 2-3°C sıcaklık artışı ve bunun iklim üzerine yaratacağı diğer
değişimler varsayım senaryosu olarak ele alınmalı ve politika planları bu çerçevede yapılmalıdır.
Şekil 4. Sıcaklık artışı projeksiyonları
Kaynak: Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), 2018
13
Şekil 5. Sıcaklık artışı projeksiyomları, 1850-2099 (a) Merkez Avrupa (b) Merkez Kuzey Amerika
Kaynak: Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), 2018
1
1.2. Türkiye’de iklim değişikliğinin etkileri
Türkiye’nin içinde bulunduğu Akdeniz Havzası için hem gözlem verilerine hem de çeşitli sera gazı emisyon
senaryolarına dayalı küresel ve bölgesel iklim değişikliği projeksiyon çalışmaları, Doğu Akdeniz’deki ülkelerin
iklim değişikliğinden olumsuz etkilendiğini göstermektedir (Trigo vd., 2006; Türkeş, 2007; Önol ve Semazzi,
2009; Sen vd., 2012; IPCC, 2013; Turp vd., 2014, 2015; Ozturk vd., 2015). Türkiye için aşırı sıcak günlerin
sayısında, sıcak dalgalarının görülme sıklığı ve sürekliliğinde artış beklenmektedir. Mevsimler
değerlendirildiğinde, kış, ilkbahar ve yaz mevsiminde yağışlarda bir düşüş olacağı tahmin edilmektedir. Ayrıca
bölgede sonbahar, kış ve ilkbahar mevsimlerindeki yağış ekstremlerinde artış olacağı tahmin edilmektedir
(Goubanova ve Li, 2007; Xoplaki vd., 2003; Meehl ve Tebaldi, 2004; Fischer ve Schär, 2010; Kuglitsch vd.,
2010; Ozturk vd., 2015; Trigo vd., 2006; Türkeş, 2007; Önol ve Semazzi, 2009; Sen vd., 2012; IPCC, 2013;
Turp vd., 2014, 2015; Ozturk vd., 2015). “Sıcak hava dalgaları Türkiye’nin güney enlemlerinden kuzeye doğru
artış gösterecek, 2041 sonrası Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde sıcak hava dalgalarının sıklık ve
şiddeti artacaktır” (TGDF, 2017).
Türkiye genelinde 1950-1980 ve 1981-2010 dönemleri için yağış ve sıcaklık değişimleri incelendiğinde,
özellikle karasal Orta, Orta-Batı ve Orta-Doğu Anadolu bölgelerinde önemli bir sıcaklık artışı gözlenmektedir
(Türkeş vd., 2016). Uzun vadeli ortalama yıllık ve aylık toplam yağış eğilimi incelendiğinde ise Türkiye'de
yağışların genel olarak düşüş eğiliminde olduğu görülmektedir (Partal ve Kahya, 2006). Ayrıca, 1980'den bu
yana, Kuzey ve Doğu bölgelerinde yağışlarda bir artış olurken, Orta, Güney ve Batı lgelerinde düşüş
gözlenmiştir (Türkeş vd., 2016). Ek olarak, “Türkiye’de 2050’den itibaren Doğu Karadeniz Bölgesi hariç 250-
300 mm’ye varan azalmalar öngörülmektedir” (TGDF, 2017).
Türkiye için yapılan iklim simülasyonlarına göre, yaz mevsimi sıcaklıklarında 5-7℃’lik artış öngörülmektedir
(Sen vd., 2012). Öte yandan, A2 senaryosu dikkate alındığında 1979-1999 referans dönemine göre 2071-2100
1
Düz çizgi bölgesel senelik ortalama en yüksek gün içi sıcaklık anomalisini (TXx), kesik çizgi küresel ortalama sıcaklık
anomalisini göstermektedir. Tüm sıcaklık anomalileri 1850-1870’e göreceli olarak ifade edilmiştir ve birim Celsius
derecedir. Grafiklerdeki siyah çizgi üç üyeli kontrol etki ortalamasıdır ve gri boyalı alanlar etki aralığına aittir.
14
arası dönem için ülkenin güneybatı bölgelerinde yağışların %40 oranında azalması öngörülmektedir (Sen vd.,
2012). Artan sıcaklık ve azalan yağış nedeniyle, kuraklık olaylarının şiddet, sıklık ve süresinde bir artış
beklenmektedir. Ayrıca, sıcak mevsimlerde, erimiş kar suları ile beslenen nehirlerin, kar yağışındaki azalmadan
dolayı su miktarında bir düşüş yaşanacağı tahmin edilmektedir. Bu faktörler sonucunda, su stresine bağlı olarak
Türkiye tarımında olumsuz etkiler ortaya çıkacaktır (Sen vd., 2012).
IPCC’nin temsili karbon senaryoları olan (RCP4.5, ve kötümser RCP8.5 senaryolar baz alındığında) 1970-2000
referans dönemine göre 2070-2100 dönemi için Türkiye'nin ortalama sıcaklığında 3℃ ile 7℃ arasında değişen
artışlar tahmin edilmektedir. İklim değişikliği ile mücadelede ciddi adımların atıldığı ve salımların azaltılmasına
yönelik önlemlerin alındığı prensibine dayanan RCP4.5 senaryosuna göre ise atmosferik CO2 miktarı yüzyıl
ortasında yaklaşık 487 ppm seviyesine ulaşacağını öngörürken (2020 Şubat ayında 415 ppm seviyesindedir),
iklim değişikliği ile mücadelede her şeyin bugünkü gibi devam etmesi halini tasvir eden RCP8.5 senaryosuna
göre ise atmosferik CO2 miktarı bu yüzyılın ortasında yaklaşık 541 ppm seviyesine erişecektir (Van Vuuren vd.,
2012). İki senaryoda da sıcaklığın, sıcak mevsimlerde soğuk mevsimlere göre daha yüksek olacağı
beklenmektedir. Bölgesel iklim modeli sonuçlarına göre, Türkiye'nin yağış miktarlarında -0,8 mm/gün ve +1,2
mm/gün değişiklik yaşanması öngörülmektedir. Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü Batı ve ney bölgelerinde
yağışlarda belirgin bir düşüş beklenirken, ılımlı bir orta enlem ikliminin hüküm sürdüğü Karadeniz Bölgesi'nde
yağışların artması beklenmektedir (Öztürk vd., 2011). Ayrıca, 2070-2100 dönemi için RCP4.5 senaryosuna göre,
Türkiye'de yaz sıcaklıklarının 4.5℃, kış sıcaklıklarının ise 3.5℃ daha yüksek olacağı tahmin edilmektedir.
RCP8.5 senaryosuna göre, yaz aylarında 7℃’ye varan ve kışın 4,5℃ seviyesine çıkması beklenen artışlar
öngörülmektedir.
Ek olarak, Türkiye’de bazı bölgelerin, ülkedeki artan sıcaklık ve azalan yağmurun yanı sıra kurak alanlardaki
artış ve iklim değişikliğinin hızla artması nedeniyle su kıtlığı yaşayacağı da beklenmektedir. Yağışsız gün
sayısında artış ve kurak dönemlerin sıklığında artış olacağı da tahmin edilmektedir (Şen, 2013). RCP4.5
senaryosuna göre, Türkiye'nin Doğu Akdeniz bölgesinde 2041 ile 2070 yılları arasında yağışta %20'lik bir düşüş
öngörülürken; 2016 ile 2040 yılları arasında kış mevsiminde Batı Akdeniz bölgesinde bir artış ve 2016 ile 2040
yılları arasında yine kış mevsiminde Doğu Akdeniz bölgesi ile yaz mevsiminde Batı Karadeniz bölgesinde bir
azalış olacağı tahmin edilmektedir. Ayrıca, bazı yerel bölgeler dışında, Türkiye genelinde sonbahar yağışlarının
azalması beklenmektedir. Yaz aylarında, 2041-2070 ve 2071-2099 arasındaki yaz aylarında, özellikle Akdeniz
bölgesinde yağışların düşeceği tahmin edilmektedir (Demircan vd., 2017; Turp vd., 2014).
1.3 Su Stresi: Küresel ve Türkiye’deki Durum
Son yüzyılda, su kullanımı insan nüfusunun iki katından daha fazla artış göstermiştir ve bu durum dünya
nüfusunun neredeyse dörtte birini su kriziyle karşı karşıya bırakmaktadır (Cassella, 2019). Dünya Kaynakları
Enstitüsü'nün (WRI) son verilerine göre, 2019 itibarıyla toplam 17 ülkenin mevcut su stresi “son derece yüksek”
seviyededir (Cassella, 2019). Mevcut su kaynağı yılda ortalama %40 oranında tüketilen gezegenin kabaca üçte
biri ise “yüksek seviyede” su stresi altındadır (Cassella, 2019). Sonuçlar, kısaca MENA olarak tabir edilen Orta
Doğu ve Kuzey Afrika'yı dünyadaki en çok su sıkıntısı çeken bölge olarak açıkça ortaya koymaktadır. WRI
tarafından listelenen en çok su sıkıntısı çeken ilk 17 ülkeden 11'i, MENA olarak bilinen bu sıcak ve kuru bölgede
bulunmaktadır (Hofste vd., 2019a). Katar, İsrail ve Lübnan su stresi en yüksek olan ilk üç ülke olarak
sıralanmaktadır. Türkiye, bu sıralamada 189 ülke içerisinde 32. sırada yer almaktadır (Cassella, 2019). Bu durum
Türkiye’nin “yüksek seviyede” su stresi altındaki ülkeler arasında yer aldığını göstermektedir. Benzer şekilde
Türkiye’nin kuraklık riski de “yüksek” seviyededir (WRI, 2020a).
Su stresi, ‘su talebinin su kaynaklarını ğı, kişi başına yılda 1000-1666 metreküp tatlısu temin edilebildiği
iklim koşullarıolarak tanımlanmaktadır (TGDF, 2017). Türkiye’de kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı ve
189 ülke içinde su stresi sıralamasında 32. sırada yer alması su geleceğimiz açısından düşündürücüdür. Gelecek
projeksiyonları yaklaşık 1500 m3 olan kişi başına düşen mevcut su miktarının beklenen nüfus artışı ile birlikte
2030 yılında 1100 m3’e düşeceğini öngörmektedir (DSİ, 2014). Kişi başına düşen kullanılabilir su miktarındaki
bu düşüş öngörüsü Türkiye’yi su fakiri ülkeler arasına sokacaktır. Son birkaç on yılda yaklaşık 1,3 milyon hektar
15
sulak alan kaybedilmiştir (WWF, 2014). Türkiye’de tüketilen suyun neredeyse dörtte üçü tarımsal sulamada
kullanılmaktadır (DSİ, 2014). Halihazırda iklimsel koşullardan etkilenen su kaynakları diğer taraftan çeşitli
sosyo-ekonomik ve çevresel faktörlerle ilişkili olarak suyun tarım sektöründe de bu denli yoğun ve verimsiz
kullanımı ülkemizin su fakiri olma yolunda hızla ilerlemesine neden olmaktadır. Türkiye özelinde tarımsal
üretimin de yapıldığı bir çok havzadaki aşırı su kullanımı bu havzaların kendilerini yenileyebilme kapasitesini
aşmış olup yakın gelecekte verimlilik kaybı, tarımsal gelirlerin azalması ve biyoçeşitlilik kaybı gibi bir çok
sorunun daha şiddetli şekilde yaşanmasına sebep olacaktır (WWF, 2014).
Bu bağlamda su stresi ve kuraklık riskleri Türkiye tarımı ve gıda güvencesi açısından da önemli bir tehdit olarak
gözükmektedir. Türkiye’nin mevcuttaki “yüksek seviye” su stresi ve kuraklık riski, sadece tarım sektörü göz
önüne alındığında da “yüksek seviye” aralığında kalmaktadır. Düşük seviyeden son derece yüksek seviyeye
olmak üzere 0 (düşük) ile 5 (son derece yüksek) arasındaki bir puanlama sistemine göre hesaplanan (Hofste vd.,
2019b) su stresi seviyesi incelendiğinde; 2020 yılı için tarımsal su stresi pua 5 üzerinden 3,63 olan ve 32.
sırada yer alan Türkiye’nin, 2030 yılı için üç farklı senaryoda tarımsal su stresi puanının mevcut durumun devam
etmesi halinde 3,95 (28. sıra), iyimser senaryoya göre 3,85 (29. sıra) ve kötümser senaryoya göre 3,97 (28. sıra)
olacağı öngörülmektedir (WRI, 2020b). 2040 yılı için yapılan öngörünün ise mevcut gidişata göre 4,13 (27.
sıra), iyimser senaryoya göre 3,96 (28. sıra) ve kötümser senaryoya göre 4,16 (27. sıra) olacağı belirtilmektedir
(WRI, 2020b). Tüm bu bilgiler ışığında açıkça görülmektedir ki halihazırda tarımsal su stresi açısından “yüksek
seviyede” riske sahip Türkiye’nin, yakın ve orta vadede tarımsal su stresine daha fazla maruz kalacağı ve “son
derece yüksek” seviyede su stresine maruz kalacak ülkeler arasında yer alabileceği tahmin edilmektedir.
Yukarıda da paylaşıldığı gibi, Türkiye için seneler içinde artan nüfus baskısı özellikle tarımsal sulamada basınçlı
sulama yerine etkin olmayan yöntemlerle sulamanın gerçekleştirilmesi, su kaynaklarının azalması ve bu
bölümün konusu olan iklim değişikliği sebebiyle Türkiye su stresi limitlerine inme durumundadır. Bu
gelişmenin sonucu olarak da hem hayvancılık hem de bitkisel üretim tarafında verimin olumsuz etkilenmesi söz
konusu olacaktır. İklim değişikliği ile birlikte özellikle bitkisel üretim tarafında hemen her ürün su stresi,
kuraklık stresi, sıcaklık stresi gibi faktörlerin etkisi altında kalacak, yoğun su tüketen mısır, şekerpancarı,
ayçiçeği, pamuk ve yonca gibi bitkiler için verim düşüşü daha da büyük olacaktır (WWF, 2014; TGDF, 2017).
Örnek olarak, Türkiye şekerpancarının %35’inin üretildiği Konya Havzası’nda 2014 yılında su rezervi 2,4
milyar m3 seviyesinde iken fiili kullanım 4 milyar m3 seviyesine ulaşmış ve üretim tarafında, arazi kullanımında
ve istihdam da ciddi riskler oluşturmuştur (WWF, 2014). Sayılan bütün bu faktörler ışığında, kaynak verimliliği
açısından tarımsal üretim için temel girdi olan sulama suyunun sürdürülebilir kullanımını her geçen gün daha
fazla önem arz etmektedir. Sonuç olarak, yakın gelecekte Türkiye önemli ölçüde su stresi yaşayan ülkeler
arasında yer alacaktır.
1.4 Türkiye, İklim Değişkenleri ve Senaryo Analizleri
Türkiye için yapılan en yüksek çözünürlüklü bölgesel iklim modelleme çalışmasının (Ozturk vd., 2017)
öngörüleri Şekil 6 ve Şekil 7de verilmiştir. Şekil 6’de Türkiye ve yakın çevresinde 2020-2050 döneminde
ortalama sıcaklıkların 1970-2000 dönemine göre mevsimsel olarak nasıl değişeceği görülürken, Şekil 7’de ise
yine aynı dönemler için ortalama yağıştaki değişimler verilmiştir.
2
Ayrıca; sıcaklık değişimleri Tablo 1, yağış
değişimleri ise Tablo 2’de genel olarak özetlenmiştir.
2
Çalışmada iki farklı küresel model çıktısı (Almanya’daki Max Planck Meteoroloji Enstitüsü’ne ait MPI-ESM-MR ve
İngiltere’deki Met Office Hadley Merkezi’ne ait HadGEM2-ES) lgesel iklim modelinin başlangıç ve sınır koşullarını
oluşturmada kullanılmış ve gelecek kestirimleri Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nin RCP4.5 ve RCP8.5
isimli salım senaryoları dikkate alınarak yapılmıştır.
16
Şekil 6. 1970-2000 referans dönemine göre 2020-2050 gelecek döneminde ortalama sıcaklıklardaki mevsimsel
değişikliklerin Türkiye ve yakın çevresi için coğrafi dağılış desenleri (℃)
Not: HadGEM2-ES küresel iklim modeli ve RCP4.5 senaryosu baz alınarak koşulan RegCM4.4 bölgesel iklim
modeline göre (a) kış, (b) ilkbahar, (c) yaz, (d) sonbahar; MPI-ESM-MR küresel iklim modeli ve RCP4.5
senaryosu baz alınarak koşulan RegCM4.4 bölgesel iklim modeline göre (e) kış, (f) ilkbahar, (g) yaz, (h)
sonbahar; HadGEM2-ES küresel iklim modeli ve RCP8.5 senaryosu baz alınarak koşulan RegCM4.4 bölgesel
iklim modeline göre (i) Kış, (j) ilkbahar, (k) yaz, (l) sonbahar; MPI-ESM-MR küresel iklim modeli ve RCP8.5
senaryosu baz alınarak koşulan RegCM4.4 bölgesel iklim modeline göre (m) kış, (n) ilkbahar, (o) yaz, (p)
sonbahar
Tablo 1. Farklı model ve senaryolara göre mevsimsel ortalama sıcaklık değişiklikleri.
Genel dağılım ve ortalama değerler dikkate alınmıştır.
Model
Mevsim
Kış
İlkbahar
Yaz
Sonbahar
HadGEM2-ES
RCP4.5
2,4°C’ye varan artış
3,2°C’ye varan artış
4°C’ye varan artış
2,8°C’ye varan artış
HadGEM2-ES
RCP8.5
3,2°C’ye varan artış
2,4°C’ye varan artış
4°C’ye varan artış
3,6°C’ye varan artış
MPI-ESM-MR
RCP4.5
1,6°C’ye varan artış
1,6°C’ye varan artış
2°C’ye varan artış
2°C’ye varan artış
MPI-ESM-MR
RCP8.5
1,2°C’ye varan artış
2°C’ye varan artış
2,4°C’ye varan artış
2°C’ye varan artış
17
Şekil 7. 1970-2000 referans dönemine göre 2020-2050 gelecek döneminde ortalama yağışlardaki mevsimsel
değişikliklerin Türkiye ve yakın çevresi için coğrafi dağılış desenleri (mm/gün).
Not. HadGEM2-ES küresel iklim modeli ve RCP4.5 senaryosu baz alınarak koşulan RegCM4.4 bölgesel iklim
modeline göre (a) kış, (b) ilkbahar, (c) yaz, (d) sonbahar; MPI-ESM-MR küresel iklim modeli ve RCP4.5
senaryosu baz alınarak koşulan RegCM4.4 bölgesel iklim modeline göre (e) kış, (f) ilkbahar, (g) yaz, (h)
sonbahar; HadGEM2-ES küresel iklim modeli ve RCP8.5 senaryosu baz alınarak koşulan RegCM4.4 bölgesel
iklim modeline göre (i) kış, (j) ilkbahar, (k) yaz, (l) sonbahar; MPI-ESM-MR küresel iklim modeli ve RCP8.5
senaryosu baz alınarak koşulan RegCM4.4 bölgesel iklim modeline göre (m) kış, (n) ilkbahar, (o) yaz, (p)
sonbahar.
Tablo 2. Farklı model ve senaryolara göre mevsimsel ortalama yağış değişiklikleri.
Genel dağılım ve ortalama değerler dikkate alınarak hem artış (+) hem de azalış (-) değerleri vurgulanmıştır.
Model
Mevsim
Kış
İlkbahar
Yaz
Sonbahar
HadGEM2-ES
RCP4.5
+1,4 mm/gün
-1 mm/gün
+1,2 mm/gün
-1,2 mm/gün
-0,8 mm/gün
+2 mm/gün
-2 mm/gün
HadGEM2-ES
RCP8.5
+2 mm/gün
+2 mm/gün
-0,4 mm/gün
+1,6 mm/gün
+2 mm/gün
-0,4 mm/gün
MPI-ESM-MR
RCP4.5
+1,4 mm/gün
-2 mm/gün
+1 mm/gün
-1,6 mm/gün
+1 mm/gün
-1 mm/gün
-2 mm/gün
MPI-ESM-MR
RCP8.5
+1,4 mm/gün
-1,8 mm/gün
+1.2 mm/gün
-1,2 mm/gün
-0,6 mm/gün
-1 mm/gün
18
1.5. İklim değişikliği ve tarım: Etkiler, risk ve kırılganlıklar
İklim değişikliğinin etkilerinin en fazla gözlemlediği ekonomik sektörlerin başında tarım sektörü gelmektedir.
Bitki modellerine dayalı çalışmalar sıcaklık artışlarının etkilerinin tek yıllık ve çok yıllık bitkilerde, bölgesel
farklıklara rağmen, giderek arttığıgöstermektedir. Dünya için gıda güvencesi açısından çok önemi olan tahıl
ürünlerinde yapılan çalışmalar, resel ortalama sıcaklıktaki her bir santigrat derece artışın, resel ortalama
arazi verimlerini buğdayda %6, mısırda %7,4, pirinçte %3,2 ve soya fasulyesinde %3,1 azaltacağını
öngörmektedir. Dünya genelinde yayınlanan literatürde kullanılan bin civarında model sonucunu değerlendiren
IPCC, 3℃’lik sıcaklık artışları için (2050 yılı civarında) %25-50 seviyesinde verim kayıplar ön görmektedir
(Şekil 8). Bununla birlikte, tahıllarda yıllık verim değişkenliğinin de artacağı öngörülmektedir (Şekil 9). Tahıl
ürünleri fiyat esneklikleri düşük birincil tüketim ürünleri olduğu için yıllık değişkenlikler uluslararası
piyasalarda risk algısını artırmaktadır. Tahıl ürünlerinde dünya üretimi, yıllık verim değişkenliği yüksek olan
bölgelere doğru genişlemekte ve dolayıyla arz riskleri artmaktadır. Örneğin, buğday üretimi verimlerin daha
durağan olduğu batı Avrupa ve ABD’den verim değişkenliklerin daha yüksek olduğu Rusya Federasyonu,
Ukrayna ve Kazakistan’a kaymaktadır.
Şekil 8. Sıcaklık artışlarının tahıl üretiminde neden olacağı verim etkisi
Kaynak: Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), 2014
19
Şekil 9. Sıcaklık artışlarının tahıl üretiminde neden olacağı verim değişkenliği etkisi.
Kaynak: Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), 2014
İklime bağlı verim kayıpları ve dalgalanması, gıda fiyatlarındaki ani artış risklerini yükseltmektedir. Bu etkiler,
zaten 2007 sonrası yükselmiş olan ve dalgalı seyreden piyasa eğilimine de eklemlenmektedir (Şekil 10). Artan
nüfus, ekonomik büyümenin tetiklediği tüketim artışı ve değişimi (birincil besin kaynaklarından ikincil ve
işlenmiş ürünlerine geçiş) talep tarafında görece öngörülebilir artışlar yaratırken, gıda arzı tarafında artışlar
yavaşlamakta ve riskler artmaktadır. Örneğin nüfus artışı buğday ve mısır talebinin %60’ını belirlerken, et, süt
ve bitkisel y ürünlerinde, gelir artışı ve tüketim tercihleri talep artışını belirlemekte etkili olmaktadır (Şekil
11). Arz tarafında ise iklime bağlı değişkenliğin artması, tarımsal arazi kullanımında birçok ürün ve ülkede
ekonomik ve çevresel sınırlara ulaşılmış olması, yatırım risklerinin yüksek olması, tarım bazlı biyoyakıtların
yiyecek ve yem bitkisi üretimini azaltıcı etkisi, ticaret politikalarında öngörülemezlik ve ihracat sınırlamaları
niteliğinde aşırı müdahaleler giderek katlanan belirsizlikler ve riskler yaratmaktadır (Karapinar ve Haberli,
2010).
İklim modellerinin sonuçlarına dayanılarak yapılan ekonomik modeller, iklim değişikliğinin yaratacağı fiyat
artışlarının ürün bazında %84’ü bulacağını tahmin etmektedir (Nelson vd., 2011; IPCC, 2014). Gıda
fiyatlarındaki artışlar, iklim stresinin yokluğunda bile hem kırsal hem kentsel alanda önemli ölçüde
yoksullaştırıcı etkiler yaratmakta ve yerel düzeyde gıda güvencesizliğine neden olmaktadır. Gıda harcamaları
yoksul hanelerin en önemli harcama kalemi olduğu için, gıda fiyatlarındaki artış yoksul haneleri daha da
yoksullaştırmaktadır. Örneğin, 2007-2008 ve sonrasındaki 2010-11 fiyat artışlarının 28 ülkede toplam 44 milyon
kişiyi temel ihtiyaç yoksulluk sınırının altına ittiği tahmin edilmektedir (Karapınar ve Haberli 2010; Ivanic v.d.,
2012). Ülkelerin ticaret üzerinden gıdaya erişimi bazı ithalatçı ülkelerin kendi ticaretlerine uyguladıkları ihracat
sınırlamaları nedeniyle tehlikeye girmiştir (Karapınar 2011; Barrett, 2013; Berazneva ve Lee, 2013). Buğday ve
pirinç gibi temel üründe tedarik sorunları yaşanmış ve tüketici fiyatlarındaki artış bir çok ülkede toplumsal
hareketlere neden olmuştur. Projeksiyon çalışmaları açlık ve beslenme sınırı altındaki çocukların sayısının iklim
değişikliği nedeniyle 25 milyon artacağını tahmin etmektedir (IPCC). İklim stresinin yaratacağı fiyat artışı ve
dalgalanmaları hem mikro ölçekte hane seviyesinde yoksullaşmaya yol açacak hem de makro seviyede önemli
gıda güvencesi riskleri yaratacaktır.
20
(a)
Kaynak. FAO Gıda Fiyatı İndeksi, 2019
(b)
Şekil 10. Tarım ürünlerinde nominal ve reel fiyat eğilimleri.
Kaynak. FAO Gıda Fiyatı İndeksi, 2019
0
50
100
150
200
250
Nominal Fiyat Indeksi
Reel Fiyat Indeksi
0,0
50,0
100,0
150,0
200,0
250,0
300,0
350,0
400,0
450,0
1/1990
8/1991
3/1993
10/1994
5/1996
12/1997
7/1999
2/2001
9/2002
4/2004
11/2005
6/2007
1/2009
8/2010
3/2012
10/2013
5/2015
12/2016
7/2018
Gıda Fiyat Indeksi
Et Fiyat Indeksi
Süt Fiyat Indeksi
Tahıl Fiyat Indeksi
Yağ Fiyat Indeksi
Şeker Fiyat Indeksi
21
Şekil 11. Nüfusun gıda tüketim artışına katkısı.
Kaynak: OECD/FAO (2019), “OECD-FAO Agricultural Outlook”, OECD Agriculture statistics (veritabanı)
Gıda güvenliği ve güvencesine dair, 2018 yılında gıda krizine karşı kırılgan 53 ülkede yaklaşık 113 milyon insan
acil insani yardım gerektiren akut seviyede açlık yaşanmıştır (FSIN, 2019; Gustafson, 2019). Her ne kadar bu
rakam, 2017’de gerçekleşen 124 milyon rakamına kıyasla daha düşük seviyede olsa da kabul edilemeyecek
kadar yüksek olarak değerlendirilmektedir (Gustafson, 2019). Bahsi geçen 53 ülkeden Yemen, Kongo
Demokratik Cumhuriyeti, Afganistan, Etiyopya, Suriye, Sudan, Güney Sudan ve kuzey Nijerya, akut gıda
güvensizliği ile karşı karşıya olan toplam insan sayısının üçte ikisini oluşturmaktadır (FSIN, 2019; Gustafson,
2019). Çatışmalar veya savaşların, ekonomik şokların yanı sıra iklim değişikliğine bağlı hava olayları da gıda
güvenliği açısından önemli bir tehdit olmaya devam etmektedir. Çoğunluğu Afrika’da olmak üzere yirmi dokuz
milyon insan, 2018 yılında iklim ve doğal afetler nedeniyle akut gıda güvensizliğine maruz kalmıştır (FSIN,
2019). Bu iklimsel tehditler özellikle mevcutta gıda güvensizliği ile karşı karşıya olan toplumlar için çok
önemlidir.
Türkiye, 2018 yılında dünyadaki toplam mültecilerin %18’ine sahip olarak dünyada en fazla mülteciye ev
sahipliği yapan ülke konumunda bulunmaktadır (FSIN, 2019). Türkiye’deki 3,6 milyon Suriyeli mülteci
nüfusunun %60’ını dikkate alan analizde, Türkiye’deki yaklaşık 200 bin Suriyeli mültecinin acil eylem
gerektiren gıda güvensizliği riski altında bulunduğu belirlenmiştir (FSIN, 2019).
Öngörülen mahsul ihtiyaçlarını sadece üretimi arttırarak ve hasat edilen yıllık alanı genişletmeden karşılamak
için, mahsul verimlerinin ortalama olarak 2006- 2050 döneminde 1962- 2006 dönemine göre %32 oranında
artması gerekmektedir (Searchinger vd., 2013). İklim değişikliği olasılıkla tarımsal verimi azaltacakken kazan
daha zor hale getirecektir (Searchinger vd., 2013).
0%
20%
40%
60%
80%
Buğday
Mısır
Pirinç
Tavuk ürünleriTaze süt ürünleri
Şeker
Bitkisel yağ
Dünya
22
2 ANALİZLER VE BULGULAR: TÜRKİYE İÇİN DURUM TESPİTİ VE UYGULAMALAR
2.1. Tarımda iklim değişikliği etkilerine hassasiyet ve kırılganlık
İklim değişikliği riskinin gıda güvenliği üzerindeki etkisi incelendiğinde ülkelerin gıda güvenliği açısından iklim
değişikliğine olan kırılganlıkları üç temel gösterge ile belirlenir: uyum kapasitesi, hassasiyet ve etkiye açıklık.
Bu üç göstergenin bileşimi ise ülkelerin kırılganlıklarını belirler. Bu göstergelerden uyum kapasitesini belirleyen
faktörler: altyapı, sosyoekonomik yapı ve yönetimsel etkinliktir (Krishnamurthy vd., 2014). Kırsal ve kentsel
nüfusun suya erişimi, demografik yapı, kırılgan istihdam, hükümetin idari etkinliği gibi alt göstergeler uyum
kapasitesi seviyesini belirlemektedir. Örneğin; 2019 yılı için Türkiye’nin kırılgan istihdam oranı kadınlarda
%34,4 ve erkeklerde ise %24,8 seviyesindeyken, toplamda %27,8’dir (Dünya Bankası, 2020). Türkiye’de
tarımsal istihdamın toplam istihdamdaki payının yüksekliği (Türkeş, 2014) tarım sektöründeki kırılgan
istihdamın daha fazla olduğunu göstermektedir.
Diğer gösterge etkiye açıklık ise sadece iklimsel afetler ile tanımlanır (Krishnamurthy vd., 2014). İklimsel
afetlerin sayısı, bu afetlere bağlı can kaybı sayısı ve bu afetlerin doğurmuş olduğu ekonomik kayıplar etkiye
açıklık seviyesini belirlemektedir. Hassasiyet göstergesi ise ormanlık alan, yağmura dayalı tarım, tahıl üretimi,
düşük rakımlı bölgelerinin alansal büyüklüğü ve nüfusu dikkate alınarak hesaplanır (Krishnamurthy vd.,
2014).
Buna göre, Türkiye uyum kapasitesi ve etkiye açıklık göstergelerinde orta seviyede riskli ülkeler arasında yer
alırken, hassasiyeti çok yüksektir (Şekil 12). Türkiye’nin ksek hassasiyet seviyesi ormanlık alanların
yetersizliği, kuraklık ve çölleşmeye açık olması ve düşük verimli tarımsal üretim ile açıklanabilir. Bu üç
göstergenin bir araya gelerek oluşturduğu kırılganlık ise Türkiye için orta seviyededir (Şekil 13). Gıda satın alma
gücü, gıdaya erişim, gıda kalitesi ve güvenliği dikkate alınarak hesaplanan Küresel Gıda Güvenliği Endeksi
2019 sıralamasına göre Türkiye, 113 ülke arasında 41. sırada yer almaktadır (Global Food Security Index, 2019).
Türkiye’nin küresel gıda güvenliği indeks değeri 2018 yılında 100 üzerinden 70,4 iken, 2019 yılında 0,6 puan
değer kaybederek 69,8 puana düşmüştür. İklim ve Gıda Hassasiyeti İndeksine göre ise Türkiye yine 113 ülke
içerisinde en hassas 66. ülke konumundadır (Ware ve Kramer, 2019).
23
Şekil 12. Uyum kapasitesi, hassasiyet ve etkiye açıklık seviyelerinin küresel dağılımı.
Kaynak: Krishnamurthy vd., 2014
Şekil 13. Ülkelerin kırılganlık seviyelerinin küresel dağılım haritası.
Kaynak: Krishnamurthy vd., 2014
Değişen iklimle birlikte dünyaya benzer şekilde Türkiye’de de özellikle aşırı iklim olaylarının sayısında,
şiddetinde ve sürelerinde beklenen artış iklim afetlerinin artmasına neden olarak buna bağlı oluşabilecek can
kaybı ve ekonomik kayıplardaki artışı tetikleyecektir. Bu durumda mevcutta orta seviyedeki etkiye açıklık riskini
zamana ve bölgeye bağlı olarak yüksek ve çok yüksek seviyelere çıkarabilecektir. Bu nedenle iklim değişikliği
etkilerine uyum kapasitesinin yüksek seviyelerde olması gerekmektedir. İklim değişikliğine uyum konusunda
hem kentsel ve kırsal nüfusun sosyo-ekonomik olanaklarını uygun yönetimsel eylemlerle geliştirmeye yönelik
adımlar atılmalı hem de sektör bazında gelişimi destekleyici uygulamalar yapılmalıdır. Ancak bu sayede uyum
kapasitesi geliştirilebilir. Orta seviyedeki kırılganlığı en aza indirmek için Türkiye’nin coğrafi konumu itibarıyla
etkiye açıklığının artacağı beklentisi acil olarak uyum kapasitesini arttırıcı ve hassasiyeti azaltıcı eylemler
gerektirir.
Türkiye’nin mevcut kırılganlığını daha da arttırması beklenen iklim değişikliği, Türkiye tarım ve gıda
sektörlerini yerelde üretim ve ürün desenleri üzerinden etkilemektedir. Aynı zamanda dünya tarımında
24
gözlemlenen/öngörülen etkiler uluslararası ticaret kanalları üzerinden, ihracat ve ithalat yapılan ürünlerin hacmi
ve ülke kompozisyonlarında değişikler yaratmaktadır. 2019 yılının ilk 8 ayında Türkiye’nin geçmiş seneler ile
karşılaştırıldığında daha fazla buğday ithal ettiği düşünülürse (iklim değişikliği bu sonucun temel sebeplerinden
biridir), bir taraftan ulusal üretimde iklim bağlantılı etkiler öngörülüp ilgili politika araçları geliştirilirken bir
taraftan da uluslararası ticaret piyasaları ile ilgili etkiler dikkate alınmalıdır. Bu yönde geliştirilecek risk
yönetimi araçları ulusal ve uluslararası seviyedeki riskleri ortak yönetebilmelidir. Bu çerçevede raporun
aşağıdaki bölümleri, yerel üretim seviyesindeki iklim etkisi, kırılganlık ve riskleri inceledikten sonra Türkiye’nin
uluslararası ticaretini ilgilendiren önemli ürünlerde ortaya çıkabilecek riskleri değerlendirmektedir. Son lümde
ortaya konulan politika araçları bu riskleri yönetme amacıyla değerlendirilmelidir.
2.2. Yerel üretim etkileri
Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya, hem ortalama sıcaklık artışı ve genel olarak ortalama yağış miktarlarının
azalışı hem de kuraklık ve sıcak dalgası gibi aşırı iklim olaylarının artacak olması nedeniyle iklim değişikliğinin
tarım ve bağlantılı gıda sektörlerindeki etkileri açısından dünyanın en hassas ve kırılgan bölgelerinden
birindedir. Tarım bitkilerinin fenolojik dönemlerinin değişimiyle birlikte gelişim evrimlerinde, iklim değişikliği
önemli verim kayıplarına neden olmaktadır. Verim kayıplarıyla bağlantılı fiyat değişimleri ve ürünler arası
kârlılık farklılaşmaları halihazırda ürün deseni değişikliklerine neden olmaktadır. Rapor yazarlarının üreticilerle
yaptığı ve Bölüm 2.4’te detaylı olarak yer verilen anket çalışmaları, üreticilerin iklim değişikliği ve onunla
bağlantılı gelir kayıpları, artan riskleri, sahip olunan doğal varlıkların sürdürülebilirliğinin azalması gibi
etkileri net bir şekilde gözlemlediklerini göstermektedir. Orta ve uzun vadeli öngörü çalışmaları ise verim
kayıplarının ve bağlantılı ekonomik etkilerin, ürün ve bölge bazında giderek artacağını göstermektedir.
Yapılan bilimsel çalışmalar iklim değişikliğinin tarım ürünlerinin fenofazlarında şimdiden kaymalara sebebiyet
vererek verim kayıplarına neden olduğunu gözlemlemiştir. Örneğin buğdayın başaklanma ve hasat evrelerinin on
yılda dört gün değiştiği, büyüme döneminde hava sıcaklığında C 'lik bir artışın hasat tarihinde sekiz günlük bir
ilerlemeyle sonuçlandığı hesaplanmıştır (Şensoy ve Türkoğlu, N. , Çiçek, 2014; Türkoğlu vd., 2014). Verim
düşüşlerini etkileyen temel iklim faktörünün, vejetasyon ve tane dolum süresini kısaltan caklık artışları olduğu
bildirilmiştir (Özdoǧan, 2011). Kilikya Ovası'nda yapılan bir araştırma, buğday verimindeki sapmaları etkileyen
en önemli iklim faktörlerinin, ekim sırasında maksimum sıcaklık ve çiçeklenme döneminde maksimum yağış
olduğunu bildirmiştir (Özkan ve Akcaoz, 2002).
2.3. Makro Ölçekli Analiz: Tahıllarda zlemlenen ürün deseni etkileri
Rapor yazarları yaptıkları çalışmada Türkiye’de makro seviyede iklim etkileri, son 25 senede (1991-2015)
tahıllarda ürün desenini nasıl etkilenmiştir sorusuna yanıt aramıştır (Özertan vd, 2018). Ürün deseninde
gözlemlenen değişiklikler aslında çiftçilerin üretim davranış ve tercihleri üzerinden ortaya çıkmaktadır. İklim
koşulları dışında çiftçi davranışını belirleyen ve birbirleriyle etkileşimde olan birçok etmen vardır. Ortalama bir
üreticinin ürün bazlı tarımsal arazi tepkisi bölgesel seviyede ve kısa vadeli olarak sekiz ana değişkenin etkisiyle
ortaya çıkmaktadır: (i) Ürünün geçmiş dönemlerdeki ekili alanı, (ii) ürünün verimi, (iii) ürünün fiyatı, (iv)
çiftçinin alternatif olarak ekebileceği diğer ürünlerin çapraz fiyatları, (v) bu alternatif ürünlerin geçmiş
dönemlerde ekilmiş alanları, (v) ürünün kendi fiyat riski, (vii) ürünün kendi verim riski ve (viii) iklim
değişkenleri. Bu faktörlerin hepsi aynı zamanda birbirleriyle yoğun etkileşim içindedir. Bu nedenle, iklim
faktörlerinin ürün deseni değişikliği üzerine etkisinin izole etmek, analitik açıdan detaylı bir çalışma
gerektirmektedir.
Raporun bu bölümünde, istatistiksel ve ekonometrik yöntemlerle yapılan analizler çerçevesinde, ürün
desenlerinin kendi ve çapraz fiyat esneklikleri ve gecikmeli alan esneklikleri hesaplanmıştır. Ayrıca, ürün bazlı
toprak arzının, fiyat, fiyat riski, verim riski ve iklim değişkenlerine hassasiyeti ve esneklikleri tahmin edilmiştir.
Modelde hesaplanan fiyat riski ve verim riski, seçilen ürün için son 3 senede gözlemlenen fiyatın ve verimin bu
25
döneme ait ortalama değerlerden sapmasının bir fonksiyonudur. Bu analizin iklim değişikliğinin Türkiye’deki
ürün desenini yakın ve orta vadede nasıl etkileyeceği ile ilgili yol gösterici olması beklenmektedir.
3
1991-2015 dönemini kapsayacak şekilde, Türkiye’deki 81’ilin büyük bir kısmında yaklaşık 985 ilçe bazında
senelik olarak ekilen arazi miktarı, verim ve fiyat değerleri buğday, mısır, arpa ve ayçiçeği için TÜIK resmi
verileri kullanılarak hesaplanmıştır. İklim verisi olarak ise ilçe bazında aylık olarak ortalama buharlaşma, nisbi
nem, ortalama sıcaklık, toplam yağış, sıcaklığın 10 derece ve büyük olduğu günler sayısı ve sıcaklığın 30 derece
ve büyük olduğu günler sayısı hesaplanmıştır. Arazi, verim ve fiyata dair veri yıllık olarak toplandığı için iklim
değişkenlerinde de senenin 12 ayı için ortalama değerler kullanılmıştır. Ekonometrik analiz 1991-2015 yılları
arasında panel veri yöntemi kullanılarak alt zaman dilimlerinde gerçekleştirilmiştir. Alan arzı esnekliğindeki
eğilimler, bölge ve zaman düzleminde hesaplanmıştır. Elde edilen katsayılar incelenirken, analizin Türkiye
geneli için yapıldığı, bölgelere göre ya da farklı zaman dilimlerine göre yapılabilecek analizlerin farklı sonuçlar
doğurabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Elde edilen katsayılardan istatistiksel olarak anlamlı olanlar,
ürün bazında aşağıdaki gibidir:
Buğday: Ürünün bir dönem ve iki dönem önce ekilen alanları sırasıyla pozitif ve negatif olarak “istatistiksel
olarak” anlamlıdır. Çiftçiler bir önceki döneme bağlı olarak ekilen alanı artırmakta ama iki önceki döneme göre
azaltmaktadır. Buğdayda bir önceki dönem yaşanan fiyat artışı ekilen alanı olumlu yönde etkilemekte, ancak
diğer üç ürünün (mısır, arpa, ayçiçeği) bir fiyat etkisi görülmemektedir. Fiyat riski incelendiğinde, dört ürün
içinde sadece ayçiçeği için anlamlı ve pozitif bir katsayı bulunmuştur; yani ayçiçeğindeki yaşanan pozitif fiyat
riski, buğday ekilen alanı artırmaktadır. Verim riskinde de ayçiçeğindeki verim riski artışı buğday ekilen alana
olumlu olarak yansımaktadır. İklim değişkenleri değerlendirildiğinde, yağış artışı ekilen alanı olumsuz,
buharlaşma artışı olumlu, yıllık güneşlenme süresi ise olumsuz etkilemektedir. Sonuç olarak, iklim değişkenleri
ve buğday ekim alanı tercihinde istatistiksel olarak anlamlı katsayılar elde edilmektedir. İklim değişikliği
nedeniyle buğday üretim bölgelerinde beklenilen güneşlenme süresi uzamaları, buğday ekim alanlarının daha da
daralmasına ve diğer ürünlere geçişin artmasına neden olabilir.
Mısır: Ürünün bir dönem ve iki dönem önce ekilen alanları pozitif olarak “istatistiksel olarak” anlamlıdır; yani
geçmiş dönem mısır eken çiftçi, mısır ekimine devam etmektedir. Buğdaydaki bir önceki dönem yaşanan fiyat
artışı ekilen mısır alanını olumlu yönde etkilemekte ancak arpa fiyatlarındaki artış negatif olarak etkilemektedir.
Yani alternatif yem bitki fiyat artışları mısır alanını daraltmaktadır. Benzer şekilde fiyat riski incelendiğinde,
mısırdaki fiyat riski artışı, mısır ekim alanın azaltmakta, arpadaki fiyat riski artışı ise mısır ekim ala
artırmaktadır. İklim değişkenleri değerlendirildiğinde, yağış artışı ekilen alanı olumlu, nem artışı olumlu,
kuvvetli yağış ve yağışlı gün sayı ise olumsuz etkilemektedir. İklim değişikliği nedeniyle beklenilen yağış
azalmalarının mısır ekim alanı üzerinde daralma etkisi yapacağı öngörülebilir. Benzer şekilde iklim değişikliği
nedeniyle artacak fiyat riski de desen kaymalarına neden olabilir.
Arpa: Ürünün bir dönem önce ekilen alanı pozitif olarak “istatistiksel olarak” anlamlıdır. Çiftçiler bir önceki
döneme bağlı olarak daha önce arpa ekmişlerse, ekilen alanı artırmaktadırlar. İklim değişkenleri
değerlendirildiğinde, yağış, sıcaklık ve nem artışı ekilen alanı olumsuz, buharlaşma artışı olumlu, maksimum
10°C’yi bulan gün sayısı ise olumlu etkilemektedir. Neticede, iklim değişkenleri ve arpa ekim alanı tercihinde
istatistiksel olarak anlam katsayılar elde edilmektedir, bu sayede, iklim değişikliği etkisiyle oluşacak sıcaklık
artışlarının arpa alanını daraltma etkisi yaratacağı tahmin edilebilir.
3
Bu projede kullanılan modelin ekonomi literatüründe kullanımı Hicks’e kadar gitmektedir (Nerlove, 1956). Hicks’in
yorumlarından yola çıkarak, Nerlove (1956) çiftçilerin ekilecek alana yönelik verdikleri kararın bitki fiyatlarının ve girdilerin
bir fonksiyonu olduğunu varsaymıştır. Beklentilerin adaptif (uyarlayıcı) olduğu varsayımıyla, çiftçiler takip eden
dönemlerdeki fiyatları geçmiş dönemlerde gözlemlenen fiyatların bir fonksiyonu olarak düşünmektedirler. Bunun sonrasında
da bir kısmi-ayarlama modeli (partial-adjustment model) ortaya çıkmakta ve ekilen arazi geçmiş dönemlerde ekilen arazinin
ve geçmiş dönemlerdeki fiyatların bir fonksiyonu olarak ifade edilmektedir (Hausman, 2012). Literatürde bahsi geçen
modele çeşitli eklemeler yapılmıştır. Bağımlı değişkenin geçmiş dönem değerleri, üreticinin alternatif ürünler arasındaki
geçiş tercihinin yansıtılması sebebiyle eklemiştir. Benzer şekilde, risk ve iklim değişkenleri de modele eklenmiştir (Chavas
ve Holt, 1990; Lin ve Dismukes, 2006; Lubowski v.d. 2008). Arazi ekim kararına yönelik modellerinin detayları Nerlove ve
Bessler (2001) çalışmasında geniş bir kapsamda incelenmiştir.
26
Ayçiçeği: Ürünün bir dönem ve iki dönem önce ekilen alanları sırasıyla pozitif ve negatif olarak “istatistiksel
olarak” anlamlıdır. Çiftçiler bir önceki döneme bağlı olarak ekilen alanı artırmakta ama iki önceki döneme göre
azaltmaktadır. Buğday fiyatındaki artış ayçiçeği ekim alanını olumlu yönde etkilemektedir (bu üç değişken de
buğday sonuçları ile benzerlik göstermektedir). İklim değişkenleri değerlendirildiğinde, buharlaşma artışı ekilen
alanı olumlu olarak etkilemektedir. Sıcaklıkların buharlaşmayla birlikte artacağı bölgelerde ayçiçeği alanının
genişlemesi öngörülebilir.
2.4. Mikro Ölçekli Analiz: Çiftçilerin iklim değişikliği algısı ve otonom adaptasyon
Üreticilerle yapılan anket çalışmaları, üreticilerin iklim değişikliğini ve onla bağlantılı gelir kayıpları, artan
riskler, sahip olunan doğal varlıkların sürdürülebilirliğinin azalması gibi etkileri net bir şekilde gözlemlediklerini
göstermektedir. Bu raporun yazarlarının 2016 yılında Ankara, Kırklareli ve Adana’da 9 ilçe ve 122 köyde rassal
olarak seçilen toplam 700 çiftiyle yaptıkları yüz yüze görüşmelerde “İklim değişikliği nedir, biliyor musunuz?”
sorusuna “Evet” yanıtı veren çiftçilerin oranı %96 oldu. Çiftçilerin %91’i ise, iklim değişikliği hakkında gazete
ve televizyonda çıkan haberleri takip ettiğini belirtti. İklim olaylarındaki değişimlere dair gözlemleri de sorulan
çiftçilerin %74’i kuraklığın sıklaştığını, %45’i yağış miktarında değişiklik olduğunu, %28’i yağmur zamanında
değişiklik olduğunu ve %25’i sıcaklıkların arttığını belirtti.
Anket sonuçlarına göre, “yaşanan doğa olayları sonrasında herhangi bir yardım ya da maddi destek aldınız mı?”
sorusuna çiftçiler %89 oranında “Hayır” yanıtını verdi. Ankette, “Yaşadığınız olumsuz iklim etkilerini azaltmaya
yönelik herhangi bir eğitim aldınız ya da bilgilendirme toplantısına katıldınız mı?” sorusuna evet diyenlerin
oranı ise %8 olarak gerçekleşti.
Görüşülen çiftçilerin %97’si yaşadıkları iklim olaylarından dolayı hasat ve verimde düşüklük yaşadıklarını
belirttiler (burada iklim dışı gübre, zirai ilaç gibi girdi kullanımına yönelik faktörlerin etkisi arındırıldıktan sonra
net etkiyi tespit etmek gerekmekle birlikte, çiftçilerin de kendi tecrübeleri çerçevesinde bu ayrımı yapabildikleri
varsayılmıştır). Çiftçilerin %87’sinin iklim değişikliği etkilerine uyum yönünde kendi çabalarıyla önemli
adımlar attığı ortaya çıktı. Sonuçlara göre, tohum ve gübre bileşimi ve türünde değişiklik yapan çiftçilerin oranı
%71 iken, ekim ve hasar zamanı değişimi gibi zamanlamaya yönelik uygulamaların oranı %64, doğrudan ekim,
damla sulama gibi toprak ve su koruma tekniklerine yönelik uygulamalar %47 ve ürün çeşitlendirmesi ve gelir
çeşitlendirmesi gibi risk yönetimine dayalı önlemler ise %43 olarak şekillendi.
Çiftçiler, lgelerinde yaşadıkları sıcaklık ve yağış kaynaklı iklim değişimlerine yönelik değişiklik
yapamadıklarında, bunun sırasıyla maddi imkansızlıktan, teknik destek yetersizliğinden, değişikliğe gerek
görmemeden, değişiklik yapmaktan çekinmekten ve bilgi karışıklığı yaşadıklarından kaynaklandığını
belirtmişlerdir. Çiftçilere son 12 ay içerisinde iklim değişikliğine yönelik olarak kimlerle görüştükleri
sorulduğunda İlçe Ziraat Müdürlüğü ile görüşenlerin oranı %25 (görüşmedim diyen %75), ziraat mühendisi ile
görüştüm diyen %35 (görüşmedim diyen %65), tohum şirketi ya da zirai ilaç şirketi ile görüştüm diyen %41
(görüşmedim diyen %59), üniversiteden akademisyenler ile görüştüm diyen %4’tür (görüşmedim diyen %96).
Hava durumuna ve ani hava değişimlerine dair nereden bilgi aldıkları sorulduğunda, cevap veren çiftçilerin
%62’si televizyon ve basından, %29’u internetten, %5’i İlçe Tarım Müdürlüğü’nden ve %2’si de
arkadaşlarından ve çevredeki diğer çiftçilerden bilgi aldıklarını belirtmişlerdir. Çiftçilere bölgelerindeki diğer
çiftçilerin iklim değişikliği konusunda bilgili olup olmadıkları sorulduğunda, olumlu cevap verenlerin oranı %77
olarak çıkmıştır. Çevrelerindeki çiftçilerin yeniliğe açık olup olmadıkları sorulduğunda ise, %91’inin açık
olduğunu söylemişlerdir.
Bu sonuçlar ışığında ekonometrik yöntemlerle yapılan analiz, çiftçilerin uyum yönünde yaptıkları çalışmaların
verim kayıplarını uyum yapmayan çiftçilere göre önemli derecede azalttığını göstermiştir. Alternatif uyum
yöntemlerinden özellikle tohum çeşidi değişikliği yönünde yapılan uyum yaklaşımının buğday verimlerini,
27
uyum yapmama durumuna göre %30’lara varan oranlarda artırdığını göstermektedir. Yapılan çalışma verim
kazançlarının halihazırda uyum yapamayan çiftçilerde daha da yüksek olabileceğini göstermektedir (Karapinar
ve Özertan, 2019).
2.5. Makro Ölçekli Analiz: Kısa ve orta vadeli projeksiyonlar
Türkiye’de iklim değişikliği ve tarım sektörü üzerine olan literatür incelendiğinde ürün bazlı etki çalışma
sayısının az olduğu, çalışmalarda ele alınan coğrafi kapsam ve ürün çeşitlerinin sınırlı olduğu gözlenmektedir.
Ancak yapılan bilimsel çalışmaların çok büyük çoğunluğu iklim değişikliğinin çalışılan coğrafya ve ürünlerde
önemli verim kayıplarına neden olacağını öngörmektedir. Örneğin Dellal vd. (2011) çalışması iklim
değişikliğinin Türkiye tarımı üzerindeki etkilerini geniş çaplı bir ürün kapsamıyla (buğday, arpa, mısır, ayçiçeği
ve pamuk) biyofiziksel ve ekonomik modeller kullanarak incelemiştir. Yapılan projeksiyonlar çerçevesinde,
verimdeki azalmalar nedeniyle üretim miktarının buğdayda %8, arpada %2, mısırda %9, pamukta %5 ve
ayçiçeğinde %13 oranında azalacağı tahmin edilmiştir. İklim değişikliğinin ekonomik etkilerine bakıldığında ise,
üretici refahı özellikle artan fiyatlardan dola%8 oranında artarken, tüketici refahı % 2 oranında azalmaktadır
(Dellal vd., 2011).
Türkiye geneli için beklenen ortalama 3-4°C olma olasılığı, yüksek sıcaklık artışlarından çok daha az büyüklükte
bir sıcaklık artışı (1,1-1,3 °C) senaryosuna dayalı olan başka bir çalışma önemli oranda verim kayıplar
öngörmektedir (Dudu vd., 2017). Genel olarak Türkiye’nin daha kurak bir bölge haline geleceği öngörüsüne
dayalı bitki su modeli çalışma, IBBS2 düzeyindeki 26 bölge için, iklim değişikliği sonucunda meydana
gelmesi beklenen verim kayıplarının farklı ürün gruplarında ortalama %10 civarında olacağı sonucuna
ulaşmıştır. Verim kayıplarının dağılımları bölgeler arasında önemli farklılıklar göstermekle birlikte, verim
kayıplarının bu ürünlerin daha yoğun yetiştirildiği bölgelerde özellikle yüksek olduğu dikkat çekmektedir (Şekil
14).
Buğday Mısır
Diğer Tahıllar Şeker pancarı*
*TR424, bölgeler arasındaki farklılıkları daha iyi yansıtması için hariç tutulmuştur.
Yağlı Tohumlar Diğer Tarla Bitkileri
-5.7 -4.6 -3.4 -2.3 -1.1 0.0 1.6 3.2 4.7 6.3
-21 -17 -12 -8 -4 03710 14
-9.5 -7.6 -5.7 -3.8 -1.9 0.0 1.7 3.4 5.1 6.8
-27 -22 -16 -11 -5 0 3 6 8 11
-12 -9 -7 -5 -2 04813 17
-7 -6 -4 -3 -1 0 2 5 7 10
28
Meyveler Sebzeler
Şekil 14. Seçilen bitkilerin veriminde değişim (1980-1999 ortalamasına göre %fark, bağıl ölçek).
Kaynak: Dudu vd., 2017
Bu çalışmaya göre bütün bölgelerdeki tarımsal üretim faaliyetlerinin iklim değişikliğinden önemli derecede
etkilenmesi beklenmektedir. 2050 yılına yaklaşıldıkça hemen hemen bütün bölgelerde verim kayıpları
artmaktadır. En yüksek etki İstanbul, Bursa, Konya, Kayseri, Batı Karadeniz bölgesi dahilindeki tüm IBBS-2
bölgelerinde görülmektedir. Diğer taraftan, İzmir, Trabzon ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki IBBS-2
bölgeleri iklim değişikliğinden göreceli olarak daha az etkilenmektedirler (Dudu vd., 2017).
Farklı periyotlardaki bölgesel verim kayıplarının dağılımını yapan çalışmada 2030-2039 yılları arasında ortalama
verim kayıpları %6-7 civarında iken 2040-2049 arasında verim kayıplarının ortalaması %8-9 seviyesine
ulaşmaktadır. Ancak iki dönem arasındaki en önemli fark, verim kayıplarının dağılımının varyasyonunda
gözlemlenmektedir. Bunun anlamı, 2040’dan sonra ekstrem olayların frekansında ciddi bir artışın meydana
geleceğidir. Dahası, ilk periyotta nadir de olsa gözlemlenen verim artışları, ikinci dönem neredeyse hiç
gözlemlenmemektedir (Dudu vd., 2017). Çalışmada kullanılan Hesaplanabilir Genel Denge (HGD) modelinin
sonuçları aşağıda Tablo 3’te verilmektedir. Genel olarak, iklim koşullarındaki değişimin etkisi yalnızca tarım
sektörü aracılığıyla simüle edilse dahi, etkiler ekonominin geri kalanına da belirgin bir şekilde nüfuz etmektedir.
Reel GSYH'da ilk periyotta %1, ikinci periyotta ise %1,4'lük bir düşüş görülmektedir.
Tablo 3. 1,1-1,3 °C’lik sıcaklık artışlarının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla değişim.
2030-2034
2040-2049
GSYİH
%-1.00
%-1.41
Bitki-su modelinin ve hesaplanabilir genel denge modelinin sonuçları, yeni iklim senaryoları seti ile birlikte,
genel olarak Türk tarım ve ekonomisi üzerindeki etkisinin şimdiye kadar literatürde öngörüldüğünden daha ciddi
olacağını göstermektedir. Ancak, bu çalışmada kullanılan senaryonun beklenen iklim senaryosuna kıyasla
gerçekçi olmayacak seviyede iyimser bir senaryo olmasına rağmen kayıpların %10 civarında olduğunu altını
çizmek gerekir. Yani, iklim değişikliğine neden olan sera gazlarının çok hızlı ve çok büyük oranda azaltıldığı bir
senaryonun sonucu olabilecek iyimserlikte bir iklim değişikliği senaryosu bile bölgesel ve ürünsel anlamda
önemli seviyede kayıplar öngörmektedir.
2.6. Uluslararası ticaret riskleri
Yukarıda bahsedilen özelliklere ek olarak, Türkiye tarım ürünlerinde hem ihracat hem de ithalat hacimleri
açısından dünya tarımsal ürün ticaretinin önemli aktörlerinden biridir (Şekil 15). Buğday gibi tahıl ürünlerinde
son dönemde artan bir ithalat hacmi gözlemlenmekle birlikte (Şekil 16), yaş ve kuru meyvelerde ihracat pazarları
ve ürün yelpazesi genişlemektedir. Artan ticaret entegrasyonu nedeniyle dünya piyasalarında olan gelişmeler
Türkiye’yi doğrudan etkilemektedir. Çalışmanın bu bölümünde buğday özelinde kurulan bir stokastik genel
denge modeli ile Türkiye’nin iklimle bağlantılı temel gıda arz risklerinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Ek
olarak, Türkiye’nin küresel seviyede rekabetçi olduğu ve tarım ekonomisi için önemli olan ürünlerden fındık,
-4.7 -3.7 -2.8 -1.9 -0.9 0.0 0.7 1.4 2.0 2.7
-7.3 -5.8 -4.4 -2.9 -1.5 0.0 1.8 3.6 5.4 7.2
29
üzüm ve kayısıda ürün bazlı iklim etkisi analizi yapılmıştır. Yapılan analizle temel besin ürünlerinde ithalata
dayalı arz ve kuru meyvelerde ihracat geliri risklerini yönetmeye yönelik politikalara ışık tutacak önemli
bulgular elde edilmiştir.
Şekil 15. Türkiye tarım sektöründe ihracat ve ithalat eğilimleri (1000 ABD doları).
Kaynak: FAO, 2019
2.6.1. İthalat ürünleri
Dünya tarım ürünü piyasalarında iklim değişikliği temelli riskler giderek yümektedir. Bu çalışma içerisinde,
hem dünya buğday üretimine hem Türkiye’deki yerli üretime iklim şokları simüle edilerek maruz kalınan riskler
nicelendirilmiştir. Birinci senaryo setinde son 50 yılda (1963-2012) gözlemlenen verim değişkenliği eğilimlerine
bağlı olarak belirlenen ve kısa vadeli olarak nitelendirilebilecek arz riskleri belirlenmiştir. İkinci senaryo setinde
ise iklim değişikliğine bağlı olarak artacağı beklenen verim değişkenliği dikkate alınarak orta-vade olarak
düşünebilecek arz riskleri incelenmiştir. Bu iki değerlendirme için de ek olarak karşılaşılabilecek politika riski
niteliğinde, temel ihracatçı ülkelerin buğdaya ihracat sınırlaması getirmesi durumu, yeni senaryo seti olarak
dikkate alınmıştır. Bu şekilde hem iklim riskleri hem de uluslararası siyaset riskleri altında önemli ithalat
kalemlerinde Türkiye’nin maruz kalabileceği riskler tahmin edilmiştir.
0
2.000.000
4.000.000
6.000.000
8.000.000
10.000.000
12.000.000
14.000.000
16.000.000
18.000.000
20.000.000
2010 2011 2012 2013 2014 2015 2016 2017
İthalat
İhracat
Doğrusal (İthalat )
Doğrusal (İhracat)
30
Şekil 16. Türkiye buğday ithalatı eğilimleri (ton).
Kaynak: FAO 2019
Bu çalışmada, yaklaşık son 50 senede gözlemlenen verim değişkenliğine bağlı olarak Monte Carlo yöntemiyle
hazırlanan 1000 olası verim değişikliği şoku genel denge modelinde ayrı ayrı çalıştırılmıştır. Aşağıda ki tabloda
modelleme sonucu elde edilen sonuçların toplumsal refah değerlerinin değerleri raporlanmıştır. Dolayısıyla,
ele alınan 1000 olası sonuçtan olabilecek en kötü sonuçlar incelenmiştir. Buradaki amaç sonuçların doğrudan
rakamsal değerlerinden çok, farklı senaryolar arasındaki geçişlerin Türkiye’yi ne oranda yeni ve fazladan
risklere maruz bıraktığını göstermektir. Tablo 4’te paylaşılan ilk dört senaryo, dünya ve Türkiye buğday
üretiminde geçmişte gözlemlenen değişkenliğin farlı senaryolar altında yeniden canlandırılmasına
dayanmaktadır. Dördüncü senaryo ise iklim değişikliğinin, verimsel değişkenliğe etkisini yansıtabilecek senaryo
olarak düşünülebilir (son 50 senede gözlemlenen değişkenliğin %50 artması üzerinden bir deneme yapılmıştır).
Bu senaryoda, mutlak olarak rakamsal değerlerin niteliğinden çok, eskiden var olan risklerin ne derece arttığını
görmek amaçlanmıştır.
Tablo 4. Risk senaryoları.
Senaryo
Uç olumsuz refah etkisi
1. Türkiye dışı üreticilerde olabilecek verim şoklarının
Türkiye’deki refah etkisi
Baz (ABD Doları 623 Milyon)
2. Türkiye’de ulusal üretim verim şokunun refah etkisi
%42
3. Türkiye ve tüm dünyadaki verim şokunun fazladan
refah etkisi (senaryo 2 üzerine)
%11
0
1000000
2000000
3000000
4000000
5000000
6000000
2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 2016 2017
İthalat
Doğrusal (İthalat)
31
4. İklim değişikliğine bağlı verim değişkenliği %50
artması durumunda tüm dünya ve Türkiye’de
olabilecek şokların fazladan refah etkisi (senaryo 3
üzerine)
%125
5. İhracat sınırlamaları (bazı buğday ithalatçıları
tarafından uygulanan) şokunun fazladan refah etkisi
(senaryo 1 üzerine)
%28
Elde edilen sonuçlara göre Türkiye dışı üreticilerde olabilecek verim şoklarının Türkiye’deki olumsuz refah
etkisinin 2012 baz yılına göre en fazla 623 milyon ABD doları olacağı tahmin edilmiştir. Yani Türkiye dışındaki
buğday üreticilerinde yaşanan verim kayıplarının kombinasyonunun dünya piyasalarından Türkiye’ye
yansımasının ekstrem değeri budur. Başka bir senaryo olarak sadece Türkiye’de ulusal üretimde yaşanabilecek
verim şoklarının refah etkisi ele alınmış ve bunun bir önceki senaryoya göre %42 daha çok olduğu görülmüştür.
Türkiye önemli seviyede buğday üreten bir ülke olduğu ve dünya verim şokları farklı üretici ülkelerce absorbe
edildiği için, Türkiye’de ulusal çapta olan verim şoklarının riski nyada olacak şokların risklerinden daha
yüksek bir olumsuz refah etkisi yaratmaktadır. Bu senaryoda hem Türkiye hem de tüm dünyada oluşabilecek
verim şoklarının Türkiye üzerinde yaklaşık %11 fazladan refah etkisi (senaryo 2 üzerine) olabileceği ortaya
çıkmıştır. Verim şoku olasılıkları ulusal ve küresel seviyede kombine edildikçe riskler artmaktadır.
Dördüncü senaryo ise iklim değişikliğinin, verimsel değişkenliğe etkisini yansıtabilecek senaryo olarak son 60
senede gözlemlenen değişkenliğin %50 artması üzerinden bir modelleme yapmıştır. İklim değişikliğine bağlı
verim değişkenliğinin %50 artması durumunda tüm dünyada olacak verim şoklarının Türkiye’de yaratacağı
mevcut olumsuz refah etkisi üzerine ek olarak %125’lik bir olumsuz etki getireceğini göstermektedir (Şekil 17a).
Yani iklim değişikliğinin verimsel değişkenlik üzerinde yaratacağı etki Türkiye’nin maruz kalacağı riskleri çok
önemli bir seviyede artırmaktadır. İklim değişkenliğinin buğdayda verimsel değişkenlik üzerinde yaratacağı etki
Türkiye gibi dünyadaki diğer ülkelerde de yüksek olacaktır. Orantısal olarak en büyük olumsuz etkilerin Mısır,
Iran, İtalya ve Türkiye gibi buğday tüketiminin yüksek olduğu ülkelerde ortaya çıktığı gözlemlenmektedir (Şekil
17b).
(a)
32
(b)
Verim değişkenliği %50 artış + şok
Şekil 17. İklim bazlı verim şoklarının yarattığı refah kayıpları.
Kaynak: Karapinar ve Tanaka, 2019
Dünya buğday üretimi son dönemde OECD ülkelerinden eski Sovyetler Birliği ülkelerine doğru kaymaktadır.
2000 yılında ilk beş ihracatçılardan olan Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Fransa, Arjantin ve
Avustralya’nın dünya ihracat pazar payı %79,7’den 2016 yılında %48,2’ye azalmıştır. Aynı dönemde Rusya
Federasyonu, Ukrayna ve Kazakistan pazar payı %4,8'den %22,6'ya yükselmiştir (FAO, 2019). Bu yeni aktörler
dünya piyasalarını yeni verim ve politika risklerine maruz bırakmaktadır. Bir taraftan bu ülkelerin verim riskleri
diğerlerine göre daha yüksekken diğer taraftan bu ülkeler son dönemde önemli olan ihracat sınırlaması
uygulamaları yapabileceklerini göstermişlerdir. İhracat sınırlamaları özellikle Türkiye gibi buğdayda net ithalatçı
ülkeler için önemli bir risk faktörüdür. Bu çerçevede son senaryo olarak ihracat sınırlamaları (buğday ithalatçılar
0
50
100
150
200
250
300
Verim değişkenliği 50%
artış + şok
Tüm dünya verim şoku
Türkiye verim şoku
Türkiye dışı üreticiler
verim şoku
0%
50%
100%
150%
200%
250%
300%
350%
33
tarafından uygulanan) şokunun fazladan refah etkisi (senaryo 1 üzerine) incelenmiştir. Türkiye de ilgili refah
kaybı risklerinin %28 arttığı gözlemlenmiştir (Şekil 18). Yani, Türkiye aynı zamanda buğdayda önemli ticaret
ortakları olan Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Kazakistan gibi ülkeler tarafından uygulanabilecek ihracat
sınırlamaları üzerinden de önemli risklere maruzdur. Bu politika risklerin 2007-2011 yılları arasında görüldüğü
gibi, iklim değişikliği etkisiyle daha da artacağı tahmin edilmektedir.
Şekil 18. İhracat sınırlamalarının yaratabileceği refah kayıpları.
2.6.2. İhraç Ürünleri
Önemli bir tarımsal ürün ihracatçısı olarak iklim değişikliğinin Türkiye’nin küresel seviyede rekabetçi olduğu
ürünleri de doğrudan etkileyecektir. Önemli bir kısmı çok yıllı bitkilerden oluşan ihracat ürünlerinin genellikle
belli bölgelerde yoğunlaşması iklimle bağlantılı riskleri artırmaktadır. Türkiye özellikle kuru meyve ve fındık
gibi ürünlerde dünyanın en önde gelen üreticilerinden biri olduğu için iklim değişikliğinin bu ürünlerdeki etkileri
dünya piyasalarını etkileyecektir (Şekil 19). Bu çerçevede aşağıda fındık, üzüm ve kayısı ürünleri özelinde
yapılan analizle bölgesel üretim ve ihracat geliri risklerini analiz edilmiştir.
Şekil 19. Türkiye ihracat eğilimleri, fındık, kayısı, üzüm (1000 ABD doları)
0
20
40
60
80
100
120
140
160
180
200
İhracat sınırlamaları
(buğday ithalatçıları)
Türkiye dışı üreticiler
verim şoku
0
200000
400000
600000
800000
1000000
1200000
1400000
1600000
1800000
2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 2016 2017
Kayısı
Üzüm
Fındık
34
2.6.2.1. Fındık
Dünya iç fındık ihracatının yaklaşık %65'ini karşılayan ülkemizde (FAO, 2019), fındık Karadeniz lgesi ve
Marmara Bölgesi'nin doğu kesimini kapsayan yaklaşık 600,000 hektarlık bir alanda yetiştirilmektedir (Şekil 20)
(Fındık Tanıtım Grubu, 2016). Nemli ve düzenli yağışlı bir doğal yaşam alaolan bitki, genel olarak kıyıya
yakın yerlerde alçak bölgelerde daha verimli yetişirken, 600 metrenin üzerindeki iklim koşulları verimli
üretimini sınırlamaktadır (Köksal, 2002).
Şekil 20. Fındık Üretim Haritası (1991-2012).
Kaynak: An (2020), An vd., (2020). TUIK, Türkiye İstatistik Kurumu (www.tuik.gov.tr) verilerine göre fındık
yetişen yerlerde (Karadeniz ve Doğu Marmara bölgeleri) yıllık toplam fındık üretim miktarlarının 1991 -2012
dönem ortalaması. Haritada sadece fındığın en fazla yetiştiği ve veri istatistiğinin en güvenilir olduğu yerler
dikkate alınmıştır.
Fındık suya duyarlı bir meyve olduğu için, mevsiminde yeteri kadar su almadığında fındıkların niteliği ve
miktarı olumsuz yönde etkilenir (Bignami ve Natali, 1996; Cristofori vd., 2012; Girona vd., 1992). Su stresi
fotosentezde azalmaya neden olduğundan, su fındığın büyümesi ve verimi için kilit bir unsurdur (Mingeau ve
Rousseau, 1994; Tombesi, 1994). Yaz aylarına denk gelen meyvelerin içinin dolduğu dönemde maksimum
sıcaklıklardaki artış, düzensiz veya yetersiz yağış ve nem kaybı su stresine neden olur ve bu da fındığın su
dengesinin bozulmasına yol açar. Meyve için tarımsal kuraklık olarak adlandırılan bu durum, fındık kümelerinin
yanmasına ve düşmesine neden olur ve verim kaybını kaçınılmaz hale getirir. Fındık ayrıca aşırı iklim
olaylarından oldukça etkilenen bir meyvedir. Nispeten 0 ℃'nin altındaki sıcaklıklardan etkilenir, ancak kış
sıcaklıklarının -8 'nin altına düştüğü ve yaz sıcaklığının 36 ℃'nin üzerine çıktığı koşullarda (Köksal, 2002)
meyveler zarar görür.
Fındığın en büyük üreticisi olan ülkemizde yüzyıl sonuna kadar gerçekleşmesi öngörülen 4-6 ℃'lik ısınma
özellikle kıyıya yakın yerlerdeki fındık üretiminde olumsuz etkiye neden olabilecekken, şu anda fındık
yetiştiriciliğine pek uygun olmayan yüksek rakımlı yerlerin fındık için daha uygun yerler haline gelebileceği
öngörülmektedir (Ustaoglu ve Karaca, 2014; Ustaoğlu, 2012). İklim değişikliği ile yağışların daha düzensiz hale
gelmesi, aşırı yağışların şiddetinde ve görülme sıklığında meydana gelen artış, en temel iklim isteği olarak yıl
boyunca düzenli yağış isteyen fındık için risk oluşturmaktadır (An vd., 2016).
Bölgesel iklim modeli öngörülerine göre sıcaklık ve yağışlardaki değişiklikler bölgesel ve mevsimsel olarak
farklılık göstermektedir (Turp vd., 2014). Örneğin; özellikle kaliteli fındığın yetiştiği Doğu Karadeniz
Bölgesi’nde orta vadeli gelecekte kış mevsiminde yağışlarda beklenen artışın, diğer mevsimlerde bir miktar
azalış ya da pek fazla değişiklik olmaması şeklinde öngörülmesi, her mevsimi yağışlı bölgede yağış dağılımının
değişmesine ve yağış değişkenliğinin artmasına neden olabilecektir (Turp vd., 2014). Ayrıca bölgenin
topografyası da dikkate alındığında, yağışların sağanak şeklinde gerçekleşme olasılığının yüksekliği de taşkın ve
35
sel riskini arttırmasının yanı sıra etkili ve sık görülebilecek kütle hareketlerini tetikleyerek arazi bozulumlarına
neden olabilecektir (Turp vd., 2014).
Benzer şekilde gelecekte ortalama sıcaklıklardaki artış, fındığın fenolojik dönemlerinde kaymalara neden
olabileceği gibi, daha erken çiçeklenerek daha erken olgunlaşmasına ve buna bağlı olarak da kalite ve verimde
düşmeye sebep olabilir (An vd., 2018). Ayrıca ülke genelinde yaz mevsiminde daha fazla olması beklenen
ortalama sıcaklık artışlarının da fındık yetişen yerlerde verim düşmesine yol açabileceği öngörülmektedir (An
vd., 2015, 2017). İklim değişikliğinin olası direkt etkilerinin dışında mevcut veya yeni fındık zararlılarının
üremesine ve yayılmasına yol açarak da fındık için tehdit oluşturduğu unutulmamalıdır.
(a) Sıcaklık
Kaynak: An (2020), An ve Turp, (2019), An vd., (2020). Karadeniz ve Doğu Marmara bölgelerinde fındık
yetiştirilen yerler için 1991-2012 referans dönemine göre 2021-2050 döneminde ortalama sıcaklıklarda
beklenen değişim projeksiyonu. Projeksiyon haritası, başlangıç ve sınır koşulları MPI-ESM-MR küresel iklim
modeli ile belirlenerek RCP8.5 senaryosu altında çalıştırılan RegCM4.4 bölgesel iklim modelinin yüksek
çözünürlüklü simülasyon sonuçları kullanılarak oluşturulmuştur.
(b) Yağış:
Şekil 21. Fındık Yetiştirilen Yerler İçin RCP8.5 Senaryosuna Göre İklim Projeksiyon Haritaları (1991/2012
2021/2050).
Kaynak: An (2020), An ve Turp, (2019), An vd., (2020). Karadeniz ve Doğu Marmara bölgelerinde fındık
yetiştirilen yerler için 1991-2012 referans dönemine göre 2021-2050 döneminde yıllık toplam yağış
ortalamalarında beklenen değişim projeksiyonu. Projeksiyon haritası, başlangıç ve sınır koşulları MPI-ESM-
MR küresel iklim modeli ile belirlenerek RCP8.5 senaryosu altında çalıştırılan RegCM4.4 bölgesel iklim
modelinin yüksek çözünürlüklü simülasyon sonuçları kullanılarak oluşturulmuştur.
36
Fındık Verim Projeksiyon Haritası (1991/2012 2021/2050)
RCP8.5 senaryosu altında 1991-2012 referans dönemine göre 2021-2050 dönemindeki fındık verimliliği
değişimini öngören modelleme sonuçları coğrafi konuma bağlı olarak önemli farklılıklar göstermektedir.
Sonuçların resmi veri kaynaklarındaki ölçüm ve raporlama eksiklikleri ve kullanılan iklim ve ürün modellerinin
belirsizlikleri dikkate alınmak koşuluyla verim kayıplarının %10 civarında olabileceği görülmektedir (Şekil 21
ve Şekil 22). Azalışların büyük çoğunluğunun fındık üretimi açısından en önemli bölge olan Doğu Karadeniz
Bölgesi’nde olacağı öngörülmektedir. Orta Karadeniz, Batı Karadeniz ve Doğu Marmara bölgelerine nazaran
verimin zaten daha düşük olduğu Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yakın ve orta vadede iklim değişikliğinin de
etkisiyle özellikle kaliteli fındık veriminin daha da düşeceği tahmin edilmektedir.
Şekil 22. Fındık, RCP8.5 senaryosu göre 2021-2050 verim değişimi projeksiyonu.
Kaynak: An (2020), An ve Turp, (2019). Fındık yetişen yerler (Karadeniz ve Doğu Marmara bölgeleri) için
RCP8.5 senaryosu dikkate alınarak öngörülen 1991-2012 referans dönemine göre 2021-2050 dönemindeki
fındık verim değişimi. Haritada sadece fındığın en fazla yetiştiği ve veri istatistiğinin en güvenilir olduğu yerler
dikkate alınmıştır.
2.6.2.2. Kayısı
Çok sayıda kayısı türü, dünya üzerinde çeşitli iklim koşullarında yetişebilmesine rağmen dünya taze kayısı
üretimi hala düşük seviyelerdedir. 2017 yılı itibarıyla toplam 526,000 hektarlık ekili alanda dünya taze kayısı
üretimi yaklaşık 4,26 milyon ton olarak gerçekleşmiştir (FAOSTAT, 2019). Dikili alanın yaklaşık %23’ü
Türkiye’de bulunmaktadır (FAOSTAT, 2019). Türkiye 985,000 tonluk üretimle taze kayısı üretiminde birinci
sırada yer alırken, 533,000 ton ile Özbekistan ikinci sırada, 266,000 tonluk üretim ile İtalya üçüncü sırada yer
almaktadır (FAOSTAT, 2019). 2017 yılı dünya taze kayısı ihracatında 90,000 ton ile İspanya ilk sırada yer
alırken, 64,000 ton ile Türkiye ikinci sırada ve 57,000 ton ile Fransa üçüncü sırada yer almaktadır (FAOSTAT,
2019). Yine aynı yıl Türkiye dünya kuru kayısı ihracatında birinci sırada olarak küresel 140,000 tonluk kuru
kayısı ihracatının yaklaşık %68’ini gerçekleştirmiştir (FAOSTAT, 2019).
37
Şekil 23. Kayısı Malatya Üretim Haritası (1991-2012).
Kaynak: An (2020). Türkiye İstatistik Kurumu (www.tuik.gov.tr) verilerine göre kayısının en fazla yetiştiği
Malatya’da ilçe bazında yıllık toplam kayısı üretim miktarlarının 1991-2012 dönem ortalaması.
Kayısı kışları soğuk, yazları sıcak ve kurak geçen iklim bölgelerinde iyi yetişir ve buralarda ağaç başına verim
yüksek olur. Meyvelerin olgunlaşma döneminde atmosferdeki nem oranın düşük olması ve sıcaklık değerlerinin
çok yüksek olmaması ürün kalitesi açısından oldukça önemlidir (Alım ve Kaya, 2005). Kayısı veriminde iklim
açısından en önemli faktörlerin çiçeklenme döneminde minimum sıcaklık, yağış ve nem iken ekim (dikim)
döneminde maksimum sıcaklık olduğu ortaya çıkmaktadır (Gunduz vd., 2011). Kayısı ağaçları genellikle bol su
istemez. Meyvelerin irileştiği ve olgunlaşğı dönemde sulanması yeterlidir. Kayısı yetiştiriciliğinde en önemli
sorun ilkbahar geç donlarıdır. Çiçek ve küçük meyve dönemlerinde meydana gelen bu donlar, büyük ürün
kayıplarına sebep olmaktadır (Tarımsal İstatistik, 2019). Malatya, Erzincan, İçel (Mut), Sakit vadisi ve Sivas'ta
farklı rakımlarda meyve bahçeleri olması, tüm kayısı bahçelerinin ilkbahar geç donlarına maruz kalmasını
önlemektedir.
İhracat niteliği açısından en kaliteli kayısı ise özel ekolojik ve toprak özellikleri nedeniyle Malatya'da
yetişmektedir (Güleryüz vd., 1997; Altindag vd., 2006; Ercisli, 2009). Malatya bölgesinde iklim değişikliğine
bağlı kayısı veriminde değişimler gözlenmektedir (Gunduz vd., 2011). Malatya yöresinde üç fonolojik (ekim,
çiçeklenme ve hasat zamanı) dönem için verim ve iklim değişkenleri (sıcaklık, yağış ve nem) arasında güçlü bir
ilişki olduğu gözlenmektedir. Kayısı verimi üzerinde çiçeklenme döneminde yağışın olumlu, minimum
sıcaklığın olumsuz etkisinden, dikim döneminde ise maksimum sıcaklığın olumsuz etkisinden söz edilmektedir.
Malatya ilindeki kayısı verimi küresel iklim değişikliğinden olumsuz yönde etkilenmektedir. Normal hava
koşullarında, nisan yağışlarının kayısı verimine olumlu katkısı olacağı beklenmekte iken, iklim değişikliğine
bağlı olarak kayısı veriminin nisan yağışlarından olumsuz yönde etkileneceği öngörülmektedir. Olumsuz yağış
dönemleri, kayısı çiçeklerinde dökülme, mantar hastalıkları için uygun ortam sağlayarak ve meyve şekeri
içeriğinde değişikliklere sebep olarak istenmeyen durumlara yol açabilmektedir. Ayrıca, ani sıcaklık
değişiklikleri meyve yüzeyinde lekelenme ve çatlaklara, meyve olgunlaşması sırasında hasara neden
olabilmektedir (Karakaş ve Doğan, 2018). Bu bağlamda iklim değişikliği ile birlikte iyimser senaryoya göre bile
sıcaklık değerlerinde beklenen artışın (Turp vd., 2014) kayısı üretimi açısından da bir tehdit oluşturduğu açıktır.
38
(a) Sıcaklık
Kaynak: An (2020), An ve Turp, (2019). Malatya için 1991-2012 referans dönemine göre 2021-2050
döneminde ortalama sıcaklıklarda beklenen değişim projeksiyonu. Projeksiyon haritası, başlangıç ve sınır
koşulları MPI-ESM-MR küresel iklim modeli ile belirlenerek RCP8.5 senaryosu altında çalıştırılan RegCM4.4
bölgesel iklim modelinin yüksek çözünürlüklü simülasyon sonuçları kullanılarak oluşturulmuştur.
(b) Yağış
Şekil 24. Malatya merkezli kayısı üretim bölgeleri için RCP8.5 Senaryosuna Göre İklim Projeksiyon Haritaları
(1991/2012 2021/2050).
Kaynak: An (2020), An ve Turp, (2019). Malatya için 1991-2012 referans dönemine göre 2021-2050 döneminde
yıllık toplam yağış ortalamalarında beklenen değişim projeksiyonu. Projeksiyon haritası, başlangıç ve sınır
koşulları MPI-ESM-MR resel iklim modeli ile belirlenerek RCP8.5 senaryosu altında çalıştırılan RegCM4.4
bölgesel iklim modelinin yüksek çözünürlüklü simülasyon sonuçları kullanılarak oluşturulmuştur.
39
Kayısı Verim Projeksiyon Haritası (1991/2012 2021/2050)
RCP8.5 senaryosu altında 1991-2012 referans dönemine göre 2021-2050 dönemindeki kayısı verimliliği
değişimini öngören modelleme sonuçları; iklim değişikliğinin kayısı yetiştiriciliğinin merkezi sayılan
Malatya’da kayısı veriminde oldukça olumsuz etkiye neden olacağını ortaya koymaktadır (Şekil 23, 24, 25).
Sonuçların resmi veri kaynaklarındaki ölçüm ve raporlama eksiklikleri ve kullanılan iklim ve ürün modellerinin
belirsizlikleri dikkate alınmak koşuluyla bölgede kayısı veriminin yakın ve orta gelecekte %40’lara varabilecek
oranlarda azalacağı öngörülmektedir.
Şekil 25. Malatya için RCP8.5 senaryosuna göre 2021-2050 kayısı verim değişimi.
Kaynak: An (2020), An ve Turp, (2019). Malatya için RCP8.5 senaryosu dikkate alınarak öngörülen 1991-2012
referans dönemine göre 2021-2050 dönemindeki kayısı verim değişimi.
2.6.2.3. Üzüm
2017 yılı istatistikleri dikkate alındığında, küresel olarak yaklaşık 7 milyon hektar bağ alanı bulunmakta ve
yaklaşık 75 milyon ton yaş üretim yapılmaktadır (FAOSTAT, 2019). Elverişli ekolojik koşullar, İç Anadolu ve
Doğu Anadolu Bölgesi’nin yüksek kısımları ile Karadeniz Bölgesi’nin kıyı bölgesi dışında Türkiye’nin
tamamında üzüm yetiştirilebilmesine olanak sağlamaktadır (Akpınar ve Yiğit, 2006). Türkiye hem bağ alanı
sıralamasında hem yaş üzüm üretiminde dünya sıralamasında önemli bir konumdadır. Bunun yanı sıra dünya
kurutmalık üzüm üretimi 1 milyon tonun üzerinde olmakla birlikte, Türkiye 2017-2108 sezonunda 310.000
tonluk üretim miktarı ve %27’lik üretim payı ile bu alanda dünyada birinci sırada yer almıştır. Türkiye’yi
216.000 tonluk üretimle ABD takip etmiştir (Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü, 2018).
40
Şekil 26. Üzüm Üretim Haritası (1991-2012).
Kaynak: An (2020). Türkiye İstatistik Kurumu (www.tuik.gov.tr) verilerine re üzümün en fazla yetiştiği Ege
Bölgesi’nde yıllık toplam üzüm üretim miktarlarının 1991-2012 dönem ortalaması. Haritada sadece en fazla
yetiştirilen üzüm çeşitleri ve veri istatistiğinin güvenilir olduğu yerler dikkate alınmıştır.
Üzüm yetiştiriciliği ağırlıklı olarak Ege Bölgesi olmak üzere Marmara Bölgesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve
İç Anadolu Bölgesi’nde yapılmaktadır. Türkiye’de ülke geneline yayılan 450,000 hektarlık bağ alanından
yaklaşık 4 milyon ton üzüm elde edilmektedir (TAGEM, 2018b). Türkiye’de kurutmalık üzüm üretiminin %90’ı
en geniş üzüm bağlarına sahip Manisa ili tarafından karşılanmaktadır (TAGEM, 2018a).
İklim değişikliği sadece üzüm fenolojisini değil aynı zamanda üzümün verimliliği ve kalitesini de etkiler. Bu
çerçevede, Avrupa’daki sıcaklık artışlarının bağcılık üzerinde önemli derecede etkili olması beklenmektedir
(Schultz, 2000). Son dönemlerdeki sıcaklık artışlarının üzüm hasadına etki ederek hasat tarihini daha erkene
kaydırdığı gözlenmektedir. Almanya’da yapılan bir çalışmada Pinot Noir üzüm çeşidi 1976-2005 dönemi yıllık
ortalama sıcaklıkta yaşan yaklaşık 1.2 ℃’lik artışın üzümün olgunlaşma dönemine geçişi ve hasat tarihini 2
hafta erkene kaydırdığı gözlenmiştir (Sigler, 2008). Ayrıca, iklim değişikliğine bağlı olarak yüksek bölgelerdeki
kar yağışlarında azalma beklenmekte, buna bağlı olarak geleneksel bağcılık yapılan kesimlerde kar örtüsünün
koruyucu etkisinin kaybolması sonucu gelecekte bağcılığın olumsuz etkilenmesi beklenmektedir (Köse ve
Güleryüz, 2009). Artan sıcaklıklarla birlikte üzümlerin olgunlaşması sırasındaki asit içerikleri ve şeker
konsantrasyonları da artış göstermekte ve üzüm kalitesini etkilemektedir (Coombe, 1987; Adams, 2006).
Bağcılıkla uğraşılan birçok bölgede, iklim değişikliğine bağlı olarak oluşan yağış rejimindeki değişim ve
azalmaların özellikle vejetasyon döneminde kuraklık stresine sebep olduğu gözlenmektedir. Bu kapsamda
kuraklığa dayanıklı asma türlerinin belirlenerek, o bölgelerde bu asma türlerine geçiş yapılması gerekliliğinin altı
çizilmektedir. Kuraklığa dayanıklı asma türlerinin gen yapılarının korunmasına yönelik araştırma ve kültürel
uygulamaların kuraklığın sebep olduğu verimlilik, kalite düşüşleri ve boyut küçülmeleri gibi zararların
azaltılmasında etkili olacağı belirtilmektedir (Baloğlu vd., 2010).
41
(a) Sıcaklık
Kaynak: An (2020), An ve Turp, (2019). Ege Bölgesi’nde üzüm yetiştirilen yerler için 1991-2012 referans
dönemine göre 2021-2050 döneminde ortalama sıcaklıklarda beklenen değişim projeksiyonu. Projeksiyon
haritası, başlangıç ve sınır koşulları MPI-ESM-MR küresel iklim modeli ile belirlenerek RCP8.5 senaryosu
altında çalıştırılan RegCM4.4 bölgesel iklim modelinin yüksek çözünürlüklü simülasyon sonuçları kullanılarak
oluşturulmuştur.
(b)Yağış
Şekil 27. Üzümde RCP8.5 Senaryosuna Göre İklim Projeksiyon Haritaları (1991/2012 2021/2050).
Kaynak: An (2020), An ve Turp, (2019). Ege Bölgesi’nde üzüm yetiştirilen yerler için 1991-2012 referans
dönemine göre 2021-2050 döneminde yıllık toplam yağış ortalamalarında beklenen değişim projeksiyonu.
Projeksiyon haritası, başlangıç ve sınır koşulları MPI-ESM-MR resel iklim modeli ile belirlenerek RCP8.5
senaryosu altında çalıştırılan RegCM4.4 bölgesel iklim modelinin yüksek çözünürlüklü simülasyon sonuçları
kullanılarak oluşturulmuştur.
42
Üzüm Verim Projeksiyon Haritası (1991/2012 – 2021/2050)
RCP8.5 senaryosu altında 1991-2012 referans dönemine göre 2021-2050 dönemindeki üzüm verimliliği
değişimini öngören modelleme sonuçları; resmi veri kaynaklarındaki ölçüm ve raporlama eksiklikleri ve
kullanılan iklim ve ürün modellerinin belirsizlikleri dikkate alınmak koşuluyla üzüm yetiştiriciliğinde en önemli
bölge olan Ege Bölgesi’nde en fazla yetişen üzüm türlerinde verimin ağırlıklı olarak %20’lere varan oranlarda
azalacağını tahmin etmektedir (Şekil 26, 27, 28).
Şekil 28. Ege Bölgesi için RCP8.5 senaryosu dikkate alınarak öngörülen 1991-2012 referans dönemine göre
2021-2050 dönemindeki üzüm verim değişimi.
Kaynak: An (2020), An ve Turp, (2019). Ege Bölgesi için RCP8.5 senaryosu dikkate alınarak öngörülen 1991-
2012 referans dönemine göre 2021-2050 dönemindeki üzüm verim değişimi. Haritada sadece en fazla
yetiştirilen üzüm çeşitleri ve veri istatistiğinin güvenilir olduğu yerler dikkate alınmıştır.
43
3 TARTIŞMA, SONUÇ VE POLİTİKA ÖNERİLERİ
Tarım sektöründe iklim değişikliği mücadelesine yönelik geliştirilecek makro ölçekli ve ülke geneline yönelik
planların öncelikle çok boyutlu şekilde tasarlanması gerekmektedir. Bu planlar, doğal varlıkların
sürdürülebilirliğini, makro ve mikro seviyedeki iklim etkilerini, kırılganlıkları ve riskleri çevresel, ekonomik ve
sosyal boyutlarıyla ele almalıdır. Bu boyutlara dikkat edilerek hazırlanmış planlar, Birleşmiş Milletler’in aşağıda
belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile de uyumlu hale getirilmelidir.
Amaç 1. Yoksulluğun tüm biçimlerinin her yerde ortadan kaldırılması
Amaç 2. Açlığın sona erdirilmesi, gıda güvenliği ve daha iyi beslenme güvencesinin sağlanması; sürdürülebilir
tarımın desteklenmesi
Amaç 8. Kesintisiz, kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomik büyümenin, tam ve üretken istihdamın ve herkes için
insana yakışır işlerin desteklenmesi
Amaç 12. Sürdürülebilir tüketim ve üretim kalıplarının güvence altına alınması
Amaç13. İklim değişikliği ve etkileri ile mücadele konusunda acilen eyleme geçilmesi
Amaç15. Karasal ekosistemlerin sürdürülebilir kullanımı
Tarım sektöründeki tüm paydaşların önümüzdeki yıllarda etkisini daha da yoğun olarak göstermesi beklenen
iklim değişikliğine adaptasyonu gün geçtikçe önem kazanmaktadır. “Otonom adaptasyon” olarak tanımlanan ve
üreticilerin iklim etkilerini algılayarak aldıkları önlemler kadar, “planlı adaptasyon” olarak nitelendirilen ve
özellikle politika yapıcıların öngörülen iklim etkilerini azaltmaya yönelik geliştirecekleri proaktif önlemler de
çok önemlidir. Merkezi ya da yerel otoritelerin altyapı, eğitim, iletişim, yatırım ve destekleme projeleri planlı
adaptasyon alanına girmektedir. Çiftçilerin iklim etkilerini azaltmaya yönelik yenilikleri benimsemeleri ve yeni
teknolojileri kullanmaları, ürün deseninde değişiklik yapmaları ya da ekim zamanını değiştirmeleri gibi üretim
aşamasında yaptıkları değişiklikler, otonom adaptasyona örnektir.
Bilimsel araştırmalar iklim değişikliği etkilerine yönelik geliştirilecek politikaların temelinde sektörde yapılacak
iyileştirmelerin odağı olmak durumundadır. Çözümlere yönelik finansman ihtiyacının da kritik rol
oynamasından dolayı, tasarlanacak politikalarda ekonomik etki analizleri yer almalı, ulusal ve uluslararası
seviyelerde işbirliklerine yönelmek uygun olacaktır. Sonuçta, çevresel iyileştirmelerin, kırsal kalkınmanın ve
gıda güvenliği ve güvencesinin sağlanması bu şekilde mümkün olabilecektir. Sonuç olarak, somut politikaların
ülke içinde yaşayan insanların iklim değişikliğine uyumunda kolaylık sağlaması söz konusu olacaktır.
Unutulmaması gerekir ki, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanılması amacına yönelik ayrılacak kaynak
miktarı, müdahale etmeme maliyetinden daha az olacaktır (FAO, 2017).
44
Şekil 29. Tarım sektöründe önemli iklim etkileri ve eylem gereksinimi değerlendirilmesi.
Dünyadan Uyum Politika Örnekleri:
Avrupa Birliği (AB):
AB Ortak Tarım Politikası (OTP), iklim değişikliği etkileri altında daha sürdürülebilir bir AB
tarımı hedeflerine ulaşmak için çeşitli araçlar sunmaktadır.
2015'ten itibaren CAP, yeni bir politika aracı olan Yeşil Doğrudan Ödeme'yi uygulamaya
koymuştur. Bu 'yeşil ödeme', biyolojik çeşitlilik, su ve toprak kalitesi, karbon tutumu üzerine
çevresel faydaları kanıtlanmış olan ürün çeşitliliği, ekolojik odak alanları ve daimi otlak
olmak üzere üç zorunlu uygulamanın uygulanması için verilmektedir. 2014-2020 toplam
doğrudan ödeme bütçesi olan 265 milyar Euronun %30'u yeşil desteklemelere ayrılmaktadır.
2014-2020 programlama döneminde, AB seviyesinde yaklaşık 100 milyar Euro kırsal
kalkınma programları için harcanmaktadır. Kırsal kalkınma politikasının sürdürülebilirliğe
odaklanması, her kırsal kalkınma programı bütçesinin en az %30 zorunluluğunun çevre ve
iklim değişikliği için yararlı olan gönüllü, hedefli önlemlere ayrılması gerekliliği vardır.
İklim-dostu akıllı tarım (gıda, tarım, ormancılık ve balıkçılık) alanlarında, Horizon 2020
programı ile araştırma ve yenilikçi 3000 projeye 2014-2020 dönemi için 3,6 milyar Euro
bütçe ayrılmıştır.
45
Brezilya
Brezilya tarım sektörünü ayrıntılı ve stratejik bir yaklaşımla ele alan bir Ulusal İklim
Değişikliğine Uyum Planı hazırlamıştır. Dünyanın en önemli tarımsal ihracatçı ülkelerinden
biri olarak farklı agro-ekolojik bölgeler içinde bulunan sektörde toplam üretim değerinin
%48’ini aile tarımı oluşturmaktadır. Stratejide tarımsal aile üreticileri kırılgan ve politika
öncelikli sosyal grup olarak ele alınmaktadır. İklim değişikliğine bağlı olarak kuraklık ve su
sıkıntısı tarım sektörünü etkileyen en önemli etkiler olarak belirlenmiştir.
Tarımsal İklim Riski Bölgeleri: Üretim kaybına neden olabilecek iklim risklerinin ölçülmesi
bölgesel risk haritaları üzerinden geliştirilmektedir. Böylelikle farklı seviyelerde alınan
kararların oluşan iklim şartları ve riskleri doğrultusunda hedeflenmesi öngörülmektedir.
Tarımsal Etkinlik Garanti Programı: Çiftçilere belirli seviyede gelir garantisi sağlamakta
olan bu program hasatlarının %50'sinden fazlasını kaybeden çiftçilere yönelik finansal
tazminat sağlamaktadır.
Aile Tarım Sigortaları: Aile çiftçilerinin işletme maliyetlerini desteklemek ve aile çiftliklerine
gelir garantisi sigortası sağlamak için geliştirilmiştir.
İletişim ve bilgi sistemleri: Geliştirilen “Tarım Senaryoları Simülasyonu” iklim, toprak ve
su ile bağlantılı bilgi ve modelleri entegre etmektedir. Üretim sistemlerinin iklim koşullarının
hassasiyetine duyarlılığını değerlendirerek çiftçilere ve politika yapıcılara tarımsal planlama
ve yönetim kararlarında bilgi sağlamaktadır.
Yeni Zelanda
Uyum araştırma fonu: Yeni Zelanda merkezi hükümeti iklim değişikliğinin yerel seviyede
çiftçileri, özel işletmeleri ve diğer sosyal grupları nasıl etkilediğini anlamak ve adaptasyon
çözümlerini sunmak için 10 yıl boyunca yaklaşık 65 milyon ABD doları araştırma bütçesi
ayırmaktadır. Alt başlık olarak Sürdürülebilir Arazi Yönetimi ve İklim Değişikliği Araştırma
Programı, tarım ve ormancılık sektörlerinde iklim değişikliğinden kaynaklanan etki ve
kırılganlıklarla ilgili araştırmalara destek olmaktadır.
2018'de başlatılan Bir Milyar Ağaç Fonu çerçevesinde yerelde çiftçiler, özel işletmeler ve
diğer kurumlarca kullanılmak üzere 155 milyon ABD doları tutarında hibe ve finansman
sunmaktadır. Bu fonla kendi arazilerine ağaç dikmek isteyen çiftçilere hektar başına 2500
ABD doları destek vermektedir.
Çevre Bakanlığının geliştirdiği 65 milyon ABD dolarlık “Sulama İyileştirme Fonu” yereldeki
toplulukların göl, nehir, akarsu, yeraltı suları ve sulak alanların yönetimini sürdürülebilir bir
şekilde gerçekleştirmeleri için geliştirdikleri projeleri desteklemektedir.
Toprak varlıklarının sürdürülebilirliği ve verimli arazilerin kaybının engellenmesi için
erozyon fonuna yaklaşık yıllık 25 milyon ABD doları ayırmaktadır. Bu fon yaklaşık 1,4
milyon hektarlık araziyi korumak için değerlendirilmektedir.
46
Öneri 1: Tarımda İklim Değişikliğine Uyum Seferberliği: En Pahalı Politika Alternatifi—Uyum
Sağlamama
Türkiye’de tarım ve gıda sektörleri her geçen gün sıklığı ve yoğunluğu artan iklim etkilerine maruz kalmaktadır.
Bu gözlemlenen etkilerin 1°C’lik bir artışın sonucu olduğu dikkate alındığında, Türkiye için beklenen muhtemel
4-6°C’lik sıcaklık artışların yaratacağı ekonomik, sosyal ve çevresel riskler geçmişte deneyimlenmemiş nitelikte
büyük olacaktır. İklim değişikliği, yakın, orta ve uzun vadede tarım sektörünü ve gıda güvenliğini tehdit eden en
büyük risk olarak nitelendirilmelidir. Giderek artan bu riskin kısmen kontrolü için önümüzdeki 5 ve 10 sene
içinde acil, kurumlar arası geniş kapsamlı, geniş paydaş katılımlı ve ölçekli bir “iklim değişikliğine uyum”
stratejisi geliştirilmelidir.
On yılı kapsaması önerilen bu “İklim Değişikliği’ne Uyum Penceresi çerçevesinde detaylandırılacak
strateji, net ve iddialı hedefler belirlemeli ve bu hedefler bilimsel temelli, kırılganlık ve projeksiyon analizleri
ışığında, güçlü finansman ve yatırım planları eşliğinde uygulanmaya konmalıdır. Makro seviyede farklı
bölgelerin ve ürünlerin ve mikro seviyede üretici ve firmaların iklim değişikliğinden etkilenme kanal ve ölçekleri
farklı olduğu gibi bu etkilere uyum esneklikleri ve kapasiteleri de farklıdır. Bu nedenle ülke çapında yapılması
gereken uyum çalışmaları hem makro seviyede geniş ölçekli hem de mikro seviyede detaylı ve etkili olmak
zorundadır.
İklim değişikliği etkileri arttıkça hem mikro hem makro seviyede maruz kalınan zararlar artmaktadır. Aynı
zamanda gün geçtikçe geciken uyum çalışmalarının maliyeti de artmaktadır. Uyum sağlamama hem artan
zararlar hem de geciktikçe artan maliyetler nedeniyle en pahalı politika alternatifidir. Diğer taraftan, atılması
gereken adımlar zaten ülke tarım ve gıda sektörünü geleceğe taşıyacak altyapı yatırımları, rekabet gücünü
koruyu/artırıcı önlemler, doğal varlık ve kaynak kullanım verimliliğini artırıcı yatırımlar, çiftçi eğitimi, bilgi
sistemleri, risk ölçme/yönetme araçları geliştirme gibi doğrudan yararlı olacak, geri dönüşü yüksek ve politika
riski taşımayan yatırımlardır. Bu yatırımların hepsi kısa, orta ve uzun vadeli kamu yararı sağlayacak, ekonomik,
sosyal, çevresel artı-getirileri olacak yatırımlardır. Bu sebeplerle, uyum politikaları kamu planlamasının en
öncelikli başlıkları arasında yer almalıdır.
Öneri 2: İklim Değişikliğine “Uyum Fonunun Acilen Oluşturulması
Türkiye’nin yukarıdaki kapsam, ölçek ve detaydaki iklim değişikliğine uyum stratejisini “Uyum Fonu” olarak
finansal kaynağa ve yatırım planına eşleştirmesi gerekmektedir. Bu fon kamu bütçelemesi içinde tamamen yeni
bir kalem olarak geliştirebileceği gibi, var olan tarımsal destekleme bütçelerinin yeniden yapılandırılması olarak
da geliştirilebilir. OECD rakamlarına göre Türkiye 2017 yılında tarım sektöründe devlet bütçesinden yaklaşık
5,3 milyar ABD dolarlık bir pay ayırmıştır. Toplam tarımsal desteklemeleri ise (tüketiciden yapılan transferlerle
birlikte) 15,3 milyar ABD doları bulmuştur. Bu finansal kaynakların önemli bir kısmı yeniden yapılandırma ile
uyum fonu altında değerlendirilebilir. Aynı zamanda özel sektör, tüketici katkısı ve uluslararası kurumlardan
sağlanabilecek fonlarla kaynak çeşitliliği, dinamikliği ve sürdürülebilirliği sağlanabilir. Fonun büyüklüğünün
ayrıntılı etki, fayda, maliyet hesapları yapıldıktan sonra netleştirilmesi gerekmekle birlikte, benzer ülke
deneyimleri değerlendirildiğinde, hedeflenen sonuçlara ulaşılabilmesi için bütçesi yıllık en az bir milyar dolar
üzerinde olmalı ve iklim etkileri arttıkça ölçeklendirilecek esnekliğe sahip olmalıdır. Ülke tarım sektörünün
senelik hacmi ve durumun aciliyeti değerlendirildiğinde, bu rakam makul bir büyüklüktedir.
Öneri 3: Tarımda İklim Değişikliği Araştırma ve Uygulama Enstitü
Türkiye’nin tarım ve gıda sektörlerinin iklim değişikliğinden nasıl etkileneceğinin, ekonomik, politik, sosyal ve
ekolojik kırılganlık alanlarının neler olduğunun çalışıldığı, önemli risk noktalarını, uyum maliyetlendirme,
47
fizibilite, projelendirme ve önceliklendirme gibi alanlarını kapsayacak çok önemli derecede bilimsel analiz ve
araştırma eksiği vardır.
Geniş ülke coğrafyasında yetişen bitki ve hayvan türleri ve ekosistem çeşitliliği düşünüldüğünde ve üzerine
eklemlenen toplumsal ve tarımsal sistemler içinde farklıklar nedeniyle çok geniş kapsamlı, derin nitelikte
bilimsel çalışmaya gereksinim vardır. Bu çerçevede, konuya dair kapsamlı modellemelere ihtiyaç duyulmakta
olup bu modeller vasıtasıyla hem fiziksel üretim tarafına hem de ekonomik, sosyal, çevresel, kültürel boyutlar ile
iklim değişikliğine yönelik detaylı çalışmaların yapılması gerekmektedir. Halen kamu içerisinde araştırma
faaliyetlerine yoğunlaşan kurumlar mevcut olsa da, iklim değişikliği etkileri diğer başlıkların benzeri şekilde
incelenmekte ve sadece bu alana yoğunlaşan bir araştırma yapısı bulunmamaktadır. Benzer şekilde, özel sektör
içerisinde de sadece proje bazında hazırlanan raporlar mevcuttur. Üniversiteler ile işbirliği halinde çok paydaşlı
bir yapıda hayata geçirilecek bir kurumun yapacağı araştırma faaliyetlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçlarla,
özellikle kamu tarafında güdümlü çağrılar ile ulusal ve uluslararası işbirlikleri geliştirilmelidir. Uluslararası
standartlarda bilimsel araştırmalar yürütmek yanında, tarımsal alan uygulamaları, iklim değişikliği etkilerine
uyum gücü yüksek yeni tip tohum geliştirme, sürdürülebilir kaynak kullanımı projeleri yürütme, bilgi, bilişim ve
iletişim sağlama ve geniş çaplı çiftçi eğitimi alanlarında etkili çalışacak bir kurum geliştirilmelidir. Bu kurum
kamu, üniversite, özel sektör ve çiftçileri içeren geniş bir paydaş grubuna hizmet vermeli ancak kurumsal olarak
tamamen özerk ve profesyonel olmalıdır.
Öneri 4: Düşük Gelirli Çiftçi ve İhracat Merkezli İklim Değişikliğine Uyum Desteklemeleri
Yaşanan iklim olayları çerçevesinde özellikle üretim tarafında küçük ölçekli ve düşük gelirli çiftçilerin olumsuz
etkilenmesi söz konusudur. Bu durum da kaçınılmaz olarak ürün arzını etkilemekte, piyasalarda da geçtiğimiz
dönemlerde tanık olduğumuz şekilde ürün fiyat oynaklıklarına sebep olmakta, sonuç olarak da gıda fiyat
enflasyonunu etkilemektedir. Bu çerçevede, finansal enstrümanlar vasıtasıyla bölge ve ürün bazlı iklime bağlı
ürün desteklemeleri yapılmalıdır. Destek miktarları ise bölge, ürün ve üreticilerin kırılganlığına göre
seviyelendirilmelidir. Projeksiyon çalışmaları ışığında bölgelerde beklenen ürün deseni değişikliklerini
yönetecek, gerekli yerlerde alternatif ürün geçişlerini destekleyecek ya da bazı hassas bölge ve ürünlerde
geçişleri yavaşlatacak yönde, çiftçi/ürün ve bölgesel kalkınma desteklemeleri yeniden yapılandırılmalıdır.
İhracat için önemli olan ürünler rekabet gücü korunacak ve güçlendirilecek şekilde ayrıca desteklenmelidir.
Kırılganlığı yüksek ve uyum kapasitesi düşük olan çiftçiler önceliklendirilmeli ve artı desteklerle uyum
kapasiteleri artırılmalıdır.
Öneri 5: Organik Tarımda Hedef: %10 ve Üstü Pazar Payı
Bu rapor içerisinde farklı noktalarda paylaşıldığı gibi doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı hem gıda
güvenliği hem de gıda güvencesi açısından Türkiye için en öncelikli hedeflerden olmalıdır. Girdi tarafında
tohumdan sofraya kadar olan sürecin izlenebilirliğinde önemli sorunlar yaşanmaktadır. Etkin olmayan şekilde
kimyasal kullanımı ekonomik etkilerin yanı sıra daha da önemli olarak ekolojik etkiler de yaratmakta ve hatalı
ve yoğun girdi kullanımı toprak yapısının bozulması ile sonuçlanmakta ve özellikle karbon salımı ile iklim
değişikliği sebeplerini de tetiklemektedir. Dolayısıyla, üretim sürecinin kayıt altına alınması, kullanılan
girdilerin izlenebilirliği ve çiftçilerin davranışlarının disipline edilmesi önem kazanmaktadır. Bu çerçevede,
önerilecek çözümlerden bir tanesi de bahsi geçen izlenebilirliğin, etkin girdi kullanımının ve kayda geçmenin
temel unsur olduğu organik tarımdır.
Organik tarım hem artı değeri ve giderek büyüyen ihracat pazarları nedeniyle hem de küçük çaplı ve emek
yoğun üretime dayandığı için istihdam yaratma gücü daha yüksek bir alt sektör olarak hızla gelişmektedir.
Türkiye’nin özellikle organik meyve sebze ürünlerinde dünya standartlarında yüksek görece avantajları ve
bağlantılı rekabet gücü vardır. Organik tarım uygulamaları aynı zamanda doğaya uyumlu ve doğal varlık
kullanım sürdürülebilirliği yüksek uygulamalar olduğu için adaptasyon kapasitesi daha yüksektir. Üretici
tarafından artan gelir olanakları da kırılganlıkları azaltmaktadır. Türkiye’de ekili alanın sadece yaklaşık %1.5
kadarında organik üretim yapılmaktadır. Bu alanda kademeli koyulacak %10 ve üstü hedefler hem üretici ve
48
ihracat gelirleri hem de iklim değişikliği etkisi altında doğal varlıkların verimli ve sürdürülebilir kullanımı
alanlarında dönüşümsel katkılar sağlayacaktır. Bu çerçevede organik tarım için 2019 itibariyle sağlanan dekar
başına 100TL destek (1.Kategori üretim için) hızlı ve önemli bir şekilde artırılmalıdır. Değer zincirindeki tüm
paydaşlar, üreticilerden başlanmak üzere, organik tarım dönüşümü alanında kurumsal destek ve yatırımlarla
desteklenmelidir.
Öneri 6: Tarımda %100 Basınçlı Sulamaya Geçiş
İklim değişikliğinin Türkiye özelindeki etkisi su varlıklarının üzerinden giderek artan bir baskı olarak
yansıyacağı için tarımsal alanda su kullanım verimliliğinin acil bir şekilde artırılması gerekmektedir. Resmi
kaynaklara göre toplam tarımsal arazinin yaklaşık 6.5 milyon hektarında sulama yapılmaktadır. Bu alanın ancak
%20 seviyesi modern basınçlı sulama yöntemleri ile sulanmaktadır; bunun sonucunda da kısıtlı olan su
kaynakları verimsiz kullanılmakta ve bu da ekonomik ve ekolojik sonuçlar doğurmaktadır. Tarımsal sulamada
2030’a kadar sulanan arazinin tamamında modern ve akıllı basınçlı sulama yöntemlerine geçilmeli, açık kanal
cazibeli (yerçekimli) sulama sonlandırılmalı ve yeni açılacak tüm sulama alanlarının akıllı ve verimli
yöntemlerle sulanması sağlanmalıdır.
Bir önceki öneride yer alan organik tarım örneğinde olduğu gibi, kaynak verimliliği ilkesine bağlı olarak hem
toprağın hem de suyun etkin ve sürdürülebilir kullanımı tarımsal üretimin en öncelikli hedeflerindendir. Bu
sebeplerle, üretim süreçleri içerisindeki bu iki temel kaynağın doğa dostu ve sürdürülebilir şekilde kullanımı son
derece kritik hale gelmektedir.
Öneri 7: İklim Bazlı Dinamik Tarımsal Sigorta
Sıklığı ve yoğunluğu giderek artan aşırı iklim olayları çerçevesinde çiftçilerin maruz kaldığı zararlar artmaktadır.
İklim bazlı tarımsal sigortacılık uygulamalarının kapsamı ve ölçeği artırılmalıdır. Halen benzer sigorta ürünleri
mevcuttur, hatta dolu hasarı ve don en fazla sigorta tazminatı ödenen alanlarındadır; ancak bu alanda hem üretici
beyanında hem de eksper raporlarında ve tazminat ödenmesinde çeşitli zorluklar yaşanmaktadır. TARSİM
vasıtasıyla teknoloji yatırımıyla birlikte detaylı modellemelerin ve daha sistematik analizlerin yapılması,
çiftçilerin kırılganlık ve risk seviyelerine göre prim desteklerinin artırılması, zarar tazminatlarının
güçlendirilmesi ve gelir garantilerinin artırılması sağlanmalıdır. İklim sigortasının sadece iklimsel etkileri değil
aynı zamanda sosyo-ekonomik etkileşimleri de risk faktörü olarak yerel seviyede izlenmeli ve sigorta
kapsamlarını yerelde çeşitlendirilmelidir. Bu alanda yapılacak geliştirmeler artması beklenen iklim riskleri
ışığında giderek artacak bir bütçe yükü getireceği için finansman planlamaları bu yükleri karşılayacak zaman
çizelgesinde ve esnekliğinde dinamik olarak yapılmalıdır.
Öneri 8: Risk-Yönetim Merkezli Uluslararası Ticaret Politikaları
Türkiye tarımda hem ihracat hem de ithalat hacimleri açısından dünya tarımsal ürün ticaretinin önemli
aktörlerinden biridir. Uluslararası ticaret politikaları belirlenirken iklim değişikliğinin hem ihracat hem ithalat
odaklı ürünlerdeki etkileri dikkate alınmalı ve ilgili politika araçları (ithalat vergiler, desteklemeler, ikili,
bölgesel ve küresel ticaret ilişkileri ve anlaşmaları) bu yönde oluşacak riskleri azaltacak yönde kullanılmalıdır.
Tahıl ithalatında artması beklenen kaynak ve fiyat artışı/dalgalanması bazlı riskler, alternatif ürün ve partner
çeşitliliği artırarak, etkin ve akıllı stok yönetimiyle, bölgesel risk havuzlama ve sigortalama gibi yöntemlerle
azaltılmalıdır. İhracat kaynaklı riskler ise özellikle üreticilerin aşırı iklim olaylarının yarattığı gelir kaybı
şoklarından korunması, ihraç ürünlerinde adaptasyon çalışmalarının önceliklendirilmesi, ürünlerin bölgesel,
rakımsal ve ekolojik dağılımı ile ilgili planlama ve risk yönetiminin planlanması, iklim değişikliğine direnci
yüksek türlerin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması yönünde tedbirlerle azaltılmalıdır.
Öneri 9: Çiftçi, Çocuk ve Genç Eğitimi ve Dinamik Bilgilendirme
49
Türkiye genelinde çiftçiler, iklim değişikliği gözlemlenen ve beklenilen etkiler seviyesinde çok geniş çaplı kısa
ve uzun soluklara eğitim programları ile desteklenmelidir. Kendi kendilerine yapabilecekleri otonom uyum
çalışmaları ve bunların faydaları üzerine yerelde ve ürün bazlı eğitimler sağlanmalıdır. Kamusal destekli planlı
uyum çalışmaları konusunda bilgi ve uygulamalar üzerine eğitimler sağlanmalıdır. Hem Tarım ve Orman
Bakanlığı yerel ekipleri hem özel sektörün yereldeki temsilcileri hem de önder çiftçiler bu eğitimin
yaygınlaştırılması için eğitimcilerin eğitimleri desteklenmelidir. Bu alandaki bilgi ve yetkinliklerin bütünselliği
için Milli Eğitim Bakanlığı yoluyla kırsal alanlardaki okullarda çocuk ve gençlere iklim değişikliği ve tarım
alanında geniş kapsamlı eğitimler sağlanmalıdır. Türkiye genelindeki tüm üreticiler, modern telekomünikasyon
ağları ve teknolojileri ile, gündelik operasyonlardan uzun vadeli planlarına kadar yarar sağlayabilecekleri
bilgileri, sağlıklı, doğru ve güvenilir bir şekilde alabilecekleri canlı ve dinamik bir iletişim ağı ile
desteklenmelidir.
50
4 KAYNAKLAR
Adams, D. O. (2006). Phenolics and ripening in grape berries. American Journal of Enology and Viticulture, 57,
249-256.
Akpınar, E., & Yiğit, D. (2006). Ekolojik faktörlerin karaerik üzüm çeşidi yetiştiriciliğine etkileri. Doğu
Coğrafya Dergisi, 11(16), 39-62.
Alım, M., & Kaya, G. (2005). Iğdır’da kayısı tarımı ve başlıca sorunları. Doğu Coğrafya Dergisi, 10(14), 47-66.
Altindag, M., Sahin, M., Esitken, A., Ercisli, S., Guleryuz, M., Donmez, M. F., Sahin, F. (2006). Biological
control of brown rot (Moniliana laxa Ehr.) on apricot (Prunus armeniaca L. cv. Hacıhaliloglu) by Bacillus,
Burkholdria, and Pseudomonas application under in vitro and in vivo conditions. Biological Control,
38(3), 369-37.
An, N. (2020). Agricultural decision-making in Turkey from climate change perspective: A new road map for the
period of 2021-2050 (Yayımlanmamış doktora tezi, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul, Türkiye).
An, N., Turp, M. T., Türkeş, M., & Kurnaz, M. L. (2020, under review). Mid-term impact of climate change on
hazelnut yield. Agriculture.
An, N., Collu, K., & Kurnaz, M. L. (2018). Assessment of Turkey’s hazelnut yield in the future climate
conditions: projected changes in the growing degree days and chilling hours. In EGU General Assembly
2018 Conference Abstracts (Vol. 20). Vienna, Austria.
An, N., Turp, M. T., & Kurnaz, M. L. (2017). Climate variability impacts in the long term: hazelnut yield in
Turkey. In EGU General Assembly 2017 Conference Abstracts (Vol. 19). Vienna, Austria.
An, N., Turp, M. T., Ozturk, T., & Kurnaz, M. L. (2015). The climate change impacts on the regional crop yield
in Turkey. In EGU General Assembly 2015 Conference Abstracts (Vol. 17). Vienna, Austria.
An, N., Turp, M. T., Ozturk, T., & Kurnaz, M. L. (2016). Impacts of the future changes in extreme events on the
regional crop yield in Turkey. In EGU General Assembly 2016 Conference Abstracts (Vol. 18). Vienna,
Austria.
Anderson, K., Ivanic, M., Martin, W., 2013. Food Price Spikes, Price Insulation and Poverty NBER Work. Pap.
Baldos U L C, and Hertel T W 2015 The role of international trade in managing food security risks from climate
change, Food Security, 7 27590
Baloğlu Ö. F. C., & İnci, N. (2010). Küresel ısınma ve tarla bitkileri açısından değerlendirilmesi.
BMUB (2016) Climate Action Plan 2050: Principles and goals of the German government's climate policy,
www.bmub.bund.de/en/service/publications
BASE (2016) Adaptation Inspiration Book: 23 European Cases of Climate Change Adaptation,
https://baseadaptation.eu/base-adaptation-inspiration-book-23-european-cases-climate-change-
adaptation
Bignami, C., & Natali, S. (1996). Influence of irrigation on the growth and production of young hazelnuts. In IV.
International Symposium on Hazelnut (pp. 247-262). Ordu, Turkey.
51
Cassella, C. (2019, August 7). Nearly 25% of the world's population faces a water crisis, and we can't
ignore it. https://www.sciencealert.com/17-countries-are-facing-extreme-water-stress-and-they-hold-a-
quarter-of-the-world-s-population
Chavas, J. and M. Holt. (1990) “Acreage Decisions under Risk: the Case of Corn and Soybeans.” American
Journal of Agricultural Economics 72(3), 27-33.
Coombe, B. (1987). Influence of temperature on composition and quality of grapes. In Proceedings of the
international symposium on grapevine canopy and vigor management (Vol. 22, pp. 2335). Davis,
USA.
Cristofori, V., Muleo, R., Bignami, C., & Rugini, E. (2012). Long term evaluation of hazelnut response to drip
irrigation. In VIII. International Congress on Hazelnut (pp. 179-185). Temuco City, Chile.
Dellal, İ., McCarl, B. A., Butt, T. (2011) “The Economic Assessment of Climate Change on Turkish
Agriculture.” Journal of Environmental Protection and Ecology, Vol:12, No:1, 376- 385.
Demircan, M., Gürkan, H., Eskioğlu, O., Arabacı, H., & Coşkun, M. (2017). Climate change projections for
Turkey: three models and two scenarios. Turkish Journal of Water Science & Management, 1(1), 22-43.
DSİ. (2014). Toprak ve su kaynakları. http://www.dsi.gov.tr/toprak-ve-su-kaynaklari
Dudu, H. and Çakmak, E. H. (2018) “Climate change and agriculture: an integrated approach to evaluate
economy -wide effects for Turkey, Climate and Development,” 10:3, 275-288
Dünya Bankası (2020). World development indicators databank.
https://databank.worldbank.org/reports.aspx?source=2&country=TUR
Ercisli, S. (2009). Apricot culture in Turkey. Scientific Research and Essays, 4(8), 715-719.
Erhan Unal, G., Karapinar, B., Tanaka, T., 2018. Welfare-at-Risk and Extreme Dependency of Regional Wheat
Yields : Implications of a Stochastic CGE Model. J. Agric. Econ. 69, 18–34.
https://doi.org/10.1111/1477-9552.12229
Fındık Tanıtım Grubu. (2016). Mucize kuruyemiş fındık tanıtım grubu. http://ftg.org.tr/tr
Fischer, E. M., & Schär, C. (2010). Consistent geographical patterns of changes in high-impact European
heatwaves. Nature Geoscience, 3(6), 398-403.
Food and Agriculture Organisation (UN). (2017). Integrating climate change adaptation and mitigation into the
watershed management approach in Eastern Africa Discussion paper and good practices.
Food and Agriculture Organisation (UN) Statistics (FAOSTAT), 2019, FAOSTAT Statistical Database, Rome,
Italy. http://www.fao.org/faostat/en/#data
FSIN. (2019). Global report on food crises: Joint analysis for better decisions.
http://www.fsinplatform.org/sites/default/files/resources/files/GRFC%202019_Full%20Report.pdf
Girona, J., Cohen, M., Mata, M., Marsal, J., & Miravete, C. (1992). Physiological, growth and yield responses of
hazelnut (Corylus avellana L.) to different irrigation regimes. In III. International Congress on
Hazelnut (pp. 463-472). Alba, Italy.
Global Food Security Index. (2019). Rankings and trends. https://foodsecurityindex.eiu.com/Index
Goubanova, K., & Li, L. (2007). Extremes in temperature and precipitation around the Mediterranean basin in an
ensemble of future climate scenario simulations. Global and Planetary Change, 57(1-2), 27-42.