ArticlePDF Available

Alkol Bağımlılığı Olan Erişkin Hastalarda Hastanede Kalış Süresini Etkileyen Faktörler

Authors:

Abstract

Amaç: Bu çalışmada alkol kullanım bozukluğu olan yatarak tedavi gören erişkin hastalarda uzun süre hastanede kalış nedenlerini araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın verileri, 2005-2016 yılları arasında Gazi Üniversitesi Hastanesi alkol ve uyuşturucu bağımlılığı kliniğinde tedavi edilen hastaların kayıtlarını içermektedir. Alkol bağımlılığı olan 1543 hastanın kayıtlarına ulaşılmıştır. Tekrarlayan başvuruları olan hastaların sadece ilk yatış verileri analize dahil edildi. 906 hastanın kayıtları analiz edildi. Bulgular: Çalışma popülasyonunun ortalama yaşı 51.95 ± 11.54 yıl idi ve% 89.4'ü (n = 810) erkekti. Tekrarlayan hastaneye yatış% 26.7 (n = 242), tıbbi eştanı% 5 (n = 45) ve psikiyatrik eştanı% 28 (n = 254) idi. Hastanede yatış süresini değerlendiren lojistik regresyon analizinde bipolar affektif bozukluğun (BDD) varlığı hastanede yatış süresini 3,4 kat (OR=3,457) arttırırken, depresyonun varlığı hastanede yatış süresini 1,8 kat (OR=1,854) artırdı. 2014-2016 yılları arasında hastaneye yatırılanların hastanede kalış süresi 2005-2007 yılları arasında hastaneye yatırılanlardan 12 kat (OR=0,082) daha kısaydı. Sonuç: Bazı klinik değişkenlerin (yaş, BDD ve depresyon) alkol bağımlılığında yatış süresini etkilediği gösterilmiştir. Bu klinik değişkenlerle birlikte, hastaneye yatış yılı gibi klinik olmayan bir değişkenin hastanede kalış süresini 12 kat etkilediği bulunmuştur. Ayrıca, bu etki 34 kata kadar artabilir.
Bağımlılık Dergisi Journal of Dependence | 2020; 21(1):24 -33
ARAŞTIRMA | RESEARCH
Alkol Bağımlılığı Olan Erişkin Hastalarda
Hastanede Kalış Süresini Etkileyen Faktörler
Factors Affecting the Length of Hospital Stay in Adult Patients
with Alcohol Dependence
Bahadır Geniş 1, Behçet Coşar 2, Zehra Arıkan 2
1. Zonguldak Çaycuma Devlet Hastanesi, Zonguldak, Türkiye
2. Gazi Üniversitesi, Ankara, Türkiye
ABSTRACT
Objective:
The aim of this study was to investigate the causes of long hospital stay in adult patients with
alcohol use disorder inpatient treatment.
Method:
The study included the records of patients treated in the alcohol and drug addiction clinic of Gazi
University Hospital between 2005 and 2016. The records of 1543 patients with alcohol dependence were
reached. Only the first hospitalization data of patients with recurrent admission were included in the
analysis. As a total the records of 906 patients were analyzed.
Results:
The mean age of the study population was 51.95±11.54 years and 89.4% (n = 810) were male.
Recurrent hospitalization was 26.7% (n = 242), medical comorbidity 5% (n = 45), and psychiatric
comorbidity 28% (n = 254). In the logistic regression analysis evaluating the duration of hospitalization,
the presence of bipolar affective disorder (BDD) increased the duration of hospitalization by 3.4 times
(OR=3.457), and the presence of depression extended the duration of hospitalization by 1.8 times
(OR=1.854). The length of hospital stay of those hospitalized between 2014-2016 was 12 times
(OR=0.082) shorter than those hospitalized between 2005-2007.
Conclusion:
Some clinical variables (age, BDD and depression) have been shown to affect the duration of
hospitalization in alcohol dependence. Together with these clinical variables, a non-clinical variable, such
as the year of hospitalization, was found to affect the length of hospital stay 12-fold. Moreover, this effect
can increase up to 34 times.
Keywords:
Alcohol dependence, length of stay, alcohol use disorder, depression
ÖZ
Amaç:
Bu çalışmada alkol kullanım bozukluğu olan yatarak tedavi gören erişkin hastalarda uzun süre
hastanede kalış nedenlerini araştırılması amaçlanmıştır.
Yöntem:
Araştırmanın verileri, 2005-2016 yıllaarasında Gazi Üniversitesi Hastanesi alkol ve uyuşturucu
bağımlılığı kliniğinde tedavi edilen hastaların kayıtlarını içermektedir. Alkol bağımlılığı olan 1543 hastanın
kayıtlarına ulaşılmıştır. Tekrarlayan başvuruları olan hastaların sadece ilk yatış verileri analize dahil edildi.
906 hastanın kayıtları analiz edildi.
Bulgular:
Çalışma popülasyonunun ortalama yaşı 51.95 ± 11.54 yıl idi ve% 89.4'ü (n = 810) erkekti.
Tekrarlayan hastaneye yatış% 26.7 (n = 242), tıbbi eştanı% 5 (n = 45) ve psikiyatrik eştanı% 28 (n = 254)
idi. Hastanede yatış süresini değerlendiren lojistik regresyon analizinde bipolar affektif bozukluğun (BDD)
varlığı hastanede yatış süresini 3,4 kat (OR=3,457) arttırırken, depresyonun varlığı hastanede yatış
süresini 1,8 kat (OR=1,854) artırdı. 2014-2016 yılları arasında hastaneye yatırılanların hastanede kalış
süresi 2005-2007 yılları arasında hastaneye yatırılanlardan 12 kat (OR=0,082) daha kısaydı.
Sonuç:
Bazı klinik değişkenlerin (yaş, BDD ve depresyon) alkol bağımlılığında yatış süresini etkilediği
gösterilmiştir. Bu klinik değişkenlerle birlikte, hastaneye yatış yılı gibi klinik olmayan bir değişkenin
hastanede kalış süresini 12 kat etkilediği bulunmuştur. Ayrıca, bu etki 34 kata kadar artabilir.
Anahtar kelimeler:
Alkol bağımlılığı, yatış süresi, alkol kullanım bozukluğu, depresyon
Correspondence / Yazışma Adresi:
Bahadır Geniş, Zonguldak Çaycuma Devlet Hastanesi, Zonguldak, Türkiye
E-mail: bahadirgenis06@gmail.com
Received /Gönderilme tarihi: 01.01.2020 Accepted /Kabul tarihi: 26.01.2020
Bağımlılık Dergisi Journal of Dependence
25
GİRİŞ
2017 yılında yayınlanan global hastalık yükü raporunda, 2040 yılına kadar problemli
alkol kullanımının azaltılmasıyla birlikte her yıl yaklaşık 40 milyon kişinin hayatının kurtulacağı
bildirmiştir. Erken ölüme ve sakatlığa neden olan başlıca risk faktörleri içinde problemli alkol
kullanımı erkeklerde rdüncü sırada gösterilmiştir (1). Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2018
yılındaki raporunda dünya çapında 2,3 milyar kişinin alkol içicisi olduğu ve yaşanan tüm
ölümlerin 3 milyonundan (%5,3) alkolün zararlı kullanımının sorumlu olduğu bildirmiştir (2). Bu
ölümlerin %28,7’si yaralanma, %21,3’ü sindirim sistemi hastalıkları, %19’u kardiyovasküler
hastalıklar ve %12’si ise bulaşıcı hastalıklardır (2). Tüm bu veriler alkol kullanım bozukluklarının
toplum için ciddi bir yükü olduğunu göstermektedir.
DSÖ verilerine göre ülkemizdeki kişi başı alkol tüketimi 2 litre (saf alkol) iken bu oran
Avrupa bölgesinde ortalama 9,8 litredir. Ülkemizde alkol kullanım bozukluğu %4,8, alkol
bağımlılığı %1,6 oranında iken bu oranlar Avrupa bölgesinde sırasıyla %8,8 ve %3,7’dir (2).
Ülkemizde alkol kullanım bozuklukları Avrupa bölgesine göre düşük bir oranda yer alsa da
alkol kullanımı halen ciddi bir mortalite, morbidite ve mali yük nedenidir (3). 2019 yılı
uyuşturucu mücadele raporunda bağımlılıklarla ilgili kamu harcamalarının giderek arttığı 2018
yılında ise 1.362.728.424 Türk lirasına ulaştığı belirtilmiştir (3). Alkol kullanım bozukluklarında
tedavi masrafları, oluşan aile yükleri, iş gücü kaybı, alkolün fiziksel ve ruhsal hastalıkların
seyrine kötü etkisi, suç oranlarını arttırması gibi sayılabilecek birçok mali yük nedeni vardır (4).
Hastaların uzun süreli yatışları mali yük oluşturan bir diğer konudur. Tedavi maliyetlerini daha
iyi analiz edebilmek amacıyla uzun süreli yatışlar ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Bu
çalışmaların çoğunluğu ya tüm psikiyatrik hastalıkları ele almış ya da şizofreni, bipolar
duygulanım bozukluğu (BDB), depresyon gibi hastalıklar üzerine yoğunlaşmıştır (5, 6). Yazın
alkol bağımlılığında uzun yatış süresinin nedenleri üzerine bu hastalıklara görece daha
kısıtlıdır. Bu alanda yapılmış çalışmalarda psikiyatrik bozukluklara ek olarak görülen alkol
bağımlılığının yatış süresini uzattığı saptanmıştır (7). Bununla birlikte genel olarak psikiyatrik
bozuklukların ele alındığı çalışmalarda sadece alkol kullanım bozukluğu olan hastaların diğer
psikiyatrik bozuklulara göre daha az yatış süresinin olduğu saptanmıştır (8). Kronik ve
yineleyen bir bozukluk olan alkol bağımlılığı için yatış süresinin kısa süreli olması bir çelişki
olarak değerlendirilmiştir.
Alkol bağımlılıklarının tekrarlayıcı ve kronik nitelikte olması, ek psikiyatrik hastalıkların
sıklıkla eşlik etmesi, tedavi uyumsuzluğunun yüksek olması gibi nedenler tedavide zorluk
oluşturmaktadır. Tedavide oluşan zorluklar ise hastanede kalış süresini uzatmaktadır (7, 9).
Alkol bağımlılıklarına başta depresyon ve bipolar duygulanım bozukluğu olmak üzere,
anksiyete bozuklukları, şizofreni gibi birçok psikiyatrik bozukluk eşlik etmektedir (10). Alkol
bağımlılığı ile psikiyatrik bozukluklar arasındaki ilişkide hangisinin neden hangisinin sonuç
olduğu genellikle net değildir (11). Ancak yapılmış çalışmalarda alkol kullanımının psikiyatrik
bozukluklarının şiddetini arttırdığı, alkol bağımlılıklarında ise psikiyatrik eştanı varlığının
tedavide yanıtın azaldığı ve tedavi sürelerinin uzadığı net bir şekilde bilinmektedir (9).
Tüm dünyada önlenebilir ölüm ve yaralanmaların önemli bir nedeni olan alkol kullanımı
üzerine daha fazla odaklanılmayı hak eden bir konudur. Çalışmadaki temel amacımız yataklı
serviste alkol bağımlılığı tanısı ile tedavi edilen hastaların hastanede kalış süresini saptamaktır.
Bağımlılık Dergisi Journal of Dependence
26
Yatış süresi ile ilişkili olabilecek yaş, cinsiyet, tıbbi eştanılar ve psikiyatrik eştanıların (bipolar
duygulanım bozukluğu, depresyon, anksiyete bozukluğu, kişilik bozukluğu, madde bağımlılığı
vb.) araştırılması ülkemiz literatürü açısından da oldukça kıymetlidir. Bu alanda ulaşabildiğimiz
tek çalışmanın Çıray ve arkadaşları tarafından 2018 yılında yapıldığını saptadık (12).
Araştırmacılar, dokuz aylık bir dönemde 131 alkol veya madde bağımlılığı olan hastayı
çalışmaya almıştır. Hastanede kalış süresi ile yaş arasında anlamlı bir ilişki olduğunu saptarken,
cinsiyet, kişilik bozukluğu, psikiyatrik komorbidite ve eğitim durumuyla herhangi bir ilişki
bulamamıştırlar. Yapılan bu çalışma ülke yazınımız için oldukça değerli olmakla birlikte,
bağımlılıklarda hastanede kalış süresinin daha alt başlıklarda (alkol, opiyat, kannabis veya
kokain bağımlılıkları gibi) ve uzun süreyi içeren geniş bir örneklemde çalışılması gerekliliğini
göstermiştir. Bizde bu eksiklikleri göz önünde bulundurarak, çalışmamızda uzun bir dönemde
sadece alkol bağımlılığı olan geniş bir örneklemi hastanede kalış süresi açısından
değerlendirdik. Bununla birlikte, araştırmamızdaki diğer amaçlarımızdan birisi de yatış
süresinin yıllar içindeki seyrinin araştırılmasıydı. On iki yıllık bir zaman aralığını değerlendiren
çalışmamız, yatış sürelerindeki tarihsel bir akışı göstermesi de literatürümüze önemli katkı
sunacaktır.
YÖNTEM
Örneklem
Bu çalışma retrospektif tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışma verilerini Gazi Üniversitesi
Hastanesi Alkol ve Madde Bağımlılıkları yataklı servisinde 01 Ocak 2005-31 Aralık 2016
tarihleri arasında tedavi gören hasta yatış kayıtları oluşturdu. Bu yatış kayıtları hastane kayıt
sisteminden ve hasta dosyalarından elde edildi. Alkol bağımlılığı tanısı olan 1543 hasta yatış
kaydına ulaşıldı. 216 yatış kaydı analize dahil edilmedi. Geriye kalan 1327 yatış kaydı içinde
tekrarlayan yatışı olan hastaların birden çok yatış kaydı vardı. 664 hastanın tek yatışı, 144
hastan iki defa yatışı, 61 hastan 3 defa yaşı, 37 hastan ise 4 defa ve üzerinde yatışı vardı
Şekil 1’de çalışma ile ilgili örneklem analizine yer verilmiştir. Veri havuzu içinde tekrarlayan
yatışları olan hastaların sadece ilk yatış kayıtları kullanıldı. Böylece bir hastaya birden çok
verinin oluşturabileceği etkiler sınırlandırıldı. Sonuç olarak 664 hasta tek yatış, 242 hasta
tekrarlayan yatış olmak üzere toplamda 906 hastanın kayıtları analize dahil edildi.
İşlem
Bu araştırma, Gazi Üniversitesi Etik Komisyonundan 25.07.2017 tarih ve 77082166-
302.08.01 sayısı ile etik onay alındıktan sonra yapılmıştır. Ayrıca, araştırmada hastane kayıtları
kullanılacağından dolayı hastane başhekimliğinden de çalışma izni alınmıştır. Hastaların tanıları
psikiyatri hekimleri tarafından değerlendirildi. Tanı sistemi olarak ICD-10 tanı sınıflandırması
kullanıldı. ICD-10 tanı sistemi içinde F.10 tanı kodu “Alkol kullanımına bağlı ruhsal ve
davranışsal bozukluklar” olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmaya sadece “Bağımlılık Sendromu”
tanısını içeren hasta kayıtları dahil edilmiştir. Bağımlılık sendromu, son bir yıl içinde hastanın
alkolü almak için güçlü bir istek duyma, alkolü alma davranışını denetlemekte güçlük, alkol
kullanımını azaltıldığında ya da bıraktığında fizyolojik belirtiler yaşama, tolerans belirtileri, alkol
kullanmak veya elde etmek için giderek daha fazla zaman harcama ve aşırı alkol nedeniyle
oluşan bedensel veya ruhsal bozukluk varlığına rağmen alkol kullanımını sürdürme
belirtilerinden en az üçünün olması olarak tanımlanır.
Bağımlılık Dergisi Journal of Dependence
27
Tablo 1. Örneklemin demografik verileri ve bazı hastalık özellikleri (n=906)
Değişkenler
n / Ort.
% / ss
Yaş
Ortalama ± Standart Sapma
51,95
11,54
Ortanca (minimum-maksimum)
53
21-91
21-40
162
17,9
40-50
227
25,1
50-65
404
44,6
66
113
12,5
Cinsiyet
Kadın
96
10,6
Erkek
810
89,4
Kabul Durumu
Tek
664
73,3
Tekrarlayan
242
26,7
Tıbbi Eştanı
Yok
861
95,0
Var
45
5,0
Psikiyatrik Eştanı
Yok
652
72,0
Var
254
28,0
Psikotik belirti
Yok
880
97,1
Var
26
2,9
Hastanede Kalış Süresi (gün)
Ortalama ± Standart Sapma
29,92
15,70
Ortanca (minimum-maksimum)
31
1-96
1-10
127
14,0
11-30
311
34,3
31-40
283
31,2
41
185
20,4
Alkol Bağımlılığı Tanı Durumu
Birincil Tanı
753
83,1
İkincil Tanı
153
16,9
Hastanede kalış süresi, hastanın kabul tarihi ile taburculuk tarihi arasındaki geçen süre
olarak kabul edildi. Çalışmada saptanan ortalama yatış süresi olan 29,92 gün, uzun ve kısa yatış
aynda temel alındı. Kısa yatış 30 gün ve altı olarak değerlendirilirken, uzun yatış 31 gün ve
üzeri olarak değerlendirildi. İki veya daha üstünde yatışı olan hastaların verileri tekrarlayan
yatış olarak değerlendirildi.
Elde edilen hasta kayıtlarında alkol bağımlılığı tanısının yanında aynı hasta in
kodlanmış bir psikiyatrik hastalığın varlığı durumunda bu kayıtlar için “Psikiyatrik eştanı var”,
kodlanmış bedensel bir hastalığın varlığında “Tıbbi eştanı var” ve kodlanmış psikotik
belirtilerin varlığında ise “Psikotik belirti var” şeklinde kodlandı. Alkol bağımlılığın eşlik eden
psikiyatrik hastalıklar değerlendirilirken, alkol bağımlılığının birincil tanı olduğu yoksa
psikiyatrik bozukluklara ikincil mi meydana geldiği geçmiş hasta kayıtlarından elde edildi.
Geçmiş yıllarda ilk olarak alkol bağımlılığı kodlanmış ise “Birincil Alkol Bağımlılığı” olarak
değerlendirildi. Ancak geçmiş tanılarda psikiyatrik bozukluklar ilk olarak yer aldığında “İkincil
Alkol Bağımlılığı” olarak değerlendirildi.
Veri Analizi
Araştırma verilerinin analizi için SPSS for Windows 23.0 kullanıldı. Tanımlayıcı
istatistikler için ortalama, standart sapma, ortanca, en küçük değer, en büyük değer, sıklık ve
yüzdeler sunuldu. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Ki-Kare testi, gereken durumlarda
Fisher’sexact testi kullanıldı. Örneklemin tamamında (n=906) hastanede kalış süresinin
yordayıcılarını saptamak için lojistik regresyon analizi kullanıldı. Kısa süreli yatış 30 ve gün altı
olarak değerlendirildi ve “0” olarak kodlandı. 31 gün ve üzeri ise uzun süreli yatış olarak
değerlendirildi ve “1” olarak kodlandı. Çalışmada anlamlılık değeri 0,05 olarak temel alındı.
Bağımlılık Dergisi Journal of Dependence
28
BULGULAR
Örneklemin demografik verileri ve bazı hastalık özellikleri Tablo 1’de gösterildi.
Örneklemin yaş ortalaması 51,95±11,54 olup %89,4’ü (n=810) erkektir. Tekrarlayan yatış %26,7
(n=242), tıbbi eştanı %5 (n=45), psikiyatrik eştanı %28 (n=254), psikotik belirti varlığı %2,9
(n=26) oranındaydı. Hastaların ortama yatış süresi 29,92±15,70 idi. Örneklemin %83,1’inde
(n=753) alkol bağımlılığı birincil tanıydı. Örneklemde alkol bağımlılığına eşlik eden psikiyatrik
hastalıklar analiz edildi. Hastalarda alkol bağımlılığına ek olarak %0,8 (n=7) oranında şizofreni,
%0,6 (n=5) oranında sanrısal bozukluk, %3,1 (n=28) oranında bipolar duygulanım bozukluğu,
%17,2(n=156) oranında unipolar depresyon, %1,2 (n=11) oranında anksiyete bozukluğu, %0,3
(n=3) oranında obsesif kompulsif bozukluk, %0,2 (n=2) oranında yeme bozukluğu, %3,8
(n=34) oranında kişilik bozukluğu ve %5,7 (n=52) oranında madde bağımlılığı eşlik
etmekteydi. Madde bağımlılığının %3,9’unu (n=35) cannabinoid bağımlılığı %1,1’ini (n=10) ise
ilaç bağımlılıkları (sedatif, hipnotik ve anksiyolitik bağımlılığı) oluşturmaktaydı.
Tablo 2 Hastanede kalış süresinin lojistik regresyon analizi ile değerlendirilmesi (n=906)
Değişkenler
1 ay
(n=438)
>1 ay
(n=468)
p
OR
(%95 Güven Aralığı)
n
n
Yaş
21-40
104
58
1,000
41-50
115
112
0,066
1,524 (0,972-2,389)
51-65
165
239
0,000
2,339 (1,533-3,570)
66
54
59
0,062
1,672 (0,974-2,870)
Cinsiyet
Kadın
54
42
1,000
Erkek
384
426
0,122
1,440 (0,908-2,283)
Tıbbi Komorbidite
Yok
413
448
1,000
Var
25
20
0,240
0,677 (0,353-1,297)
Alkol Bağımlılığı Tanı
Durumu
Birincil Tanı
384
369
1,000
İkincil Tanı
54
99
0,766
1,097 (0,595-2,025)
Psikotik Belirti
Yok
425
455
1,000
Var
13
13
0,599
0,761 (0,275-2,105)
Şizofreni
Yok
434
465
1,000
Var
4
3
0,443
0,479 (0,073-3,142)
Bipolar Duygulanım
Bozukluğu
Yok
430
448
1,000
Var
8
20
0,026
3,457 (1,158-10,323)
Unipolar Depresyon
Yok
387
363
1,000
Var
51
105
0,020
1,854 (1,100-3,123)
Anksiyete Bozukluğu
Yok
433
462
1,000
Var
5
6
0,603
1,419 (0,380-5,298)
Kişilik Bozukluğu
Yok
428
444
1,00
Var
10
24
0,162
1,757 (0,797-3,872)
Madde Bağımlılığı
Yok
406
448
1,000
Var
32
20
0,880
0,951 (0,496-1,825)
Yatış Yılı
2005-2007
52
119
1,000
2008-2010
164
226
0,016
0,608 (0,405-0,912)
2011-2013
189
118
0,000
0,353 (0,231-0,539)
2014-2016
33
5
0,000
0,082 (0,029-0,230)
Kabul Durumu
Tek
347
317
1,000
Tekrarlayan
91
151
0,026
1,463 (1,047-2,044)
X2=122,830; p=0,000; Nagelkerke R Square=0,169
Bağımlılık Dergisi Journal of Dependence
29
Şekil 1. Çalışma akış şeması
*Tekrarlayan kabulü olan hastaların sadece ilk yatış verileri analize dahil edilmiştir.
Hastanede kalış süresinin lojistik regresyon analizi ile değerlendirilmesi Tablo 2’de
sterildi. Hastanede kalışresi örneklem ortalama temel alınarak, 1 aydan kısa ve 1 aydan
uzun süre yatanlar olarak değerlendirildi. Buna göre 21-40 yaş aralığında olanlara göre 51-65
yaş aralığında olanların 2,3 kat (OR=2,339; %95 Güven Aralığı=GA 1,533-3,570) yatış süresinin
uzun olduğu saptandı. Hastalarda bipolar duygulanım bozukluğu tanısının olması hastanede
kalış süresini 3,4 kat (OR=3,457; %95 GA 1,158-10,323) arttırırken, depresyon tanısının olması
ise 1,8 kat (OR=1,854; %95 GA 1,100-3,123) arttırmıştır. Tekrarlı yatışın olması tekli yatışın
olmasına göre yatışı 1,4 kat (OR=1,463; %95 GA 1,047-2,044) arttırmıştır. Hastanede kalış
süresi üzerine anlamlı etki gösteren diğer bir değişken ise hastanın yatış yılıdır (Tablo 2). 2005-
2007 yılları arasında yatışı olanlarda göre 2008-2010 yılları arasında yatışı olanların hastanede
kalış süresi 1,6 kat (OR=0,068; %95 GA 0,405-0,912), 2011-2013 yılları 2,8 kat (OR=0,353; %95
GA 0,231-0539), 2014-2016 yılları arasında yatışı olanların ise 12,1 kat (OR=0,082; %95 GA
0,029-0,230) yatış süresi kısalmıştır. Hastaların yatış yıllarına göre hastanede kalış süresi ve y
ortalamalarının dağılımı Şekil 2’de gösterildi.
Bağımlılık Dergisi Journal of Dependence
30
Şekil 2. Yatış yıllarına göre hastanede kalış süresi ve yaş ortalamalarının dağılımı
TARTIŞMA
Ciddi bir mortalite ve morbidite nedeni olan alkol bağımlılıklarında hastanede uzun
yatış süresini etkileyen faktörleri değerlendirmeyi amaçlayan çalışmamız ciddi bir
popülasyonu değerlendirmiştir. Çalışmamızda alkol bağımlılığı tanısı olan kişilerde %28
oranında psikiyatrik eştanı olduğu, %5 oranında tıbbi eştanı olduğu, %2,9 oranında ise psikotik
belirtilerin eşlik ettiğini saptamıştır (Tablo 1). Hastanede kalış süresi ile ilgili ileri yaş,
tekrarlayan yatış, duygudurum bozuklukları ve yatış yılı önemli belirleyiciler olarak
saptanmıştır (Tablo 2).
Yapılan epidemiyolojik ve klinik çalışmalarda alkol kullanım bozukluğunda ek ruhsal
bozuklukların görülme riski normal populasyona göre daha fazladır (13). Amerikan Ulusal Ruh
Sağlığı Enstitüsü’nün Epidemiyolojik Alan çalışması (Epidemiological Catchment Area-ECA)
sonuçlarına göre alkol bağımlılığı olanlarda herhangi bir ruhsal bozukluk oranı %36,6 iken
duygudurum bozukluğu oranı ise %13,4 olarak bildirilmiştir (7). Alkol bağımlılığının en sık
görüldüğü psikiyatrik bozukluk ise %31,5’lik oranıyla bipolar bozukluktur. Bu oranlar
çalışmalardaki yaş dağılımı, cinsiyet dağılımı, tedavi ortamı, tanı sınıflandırmaları ve
metodolojik yöntem farklılıklarından dolayı değişmektir. Ancak alkol bağımlılığı ve
duygudurum bozuklukları arasındaki ilişki yazında oldukça nettir (7, 10). Bizim çalışmamızda
alkol bağımlılığı olan kişilerde %28 oranında herhangi bir psikiyatrik ek tanı olduğu
saptanmıştır. Örneklemin %17,2’sinde unipolar depresyon saptanırken, %3,1’inde bipolar
duygulanım bozukluğu saptanmıştır. Ülkemizde Türkçapar ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada
yatarak tedavi gören alkol bağımlılığı hastalarında %18,3 major depresyon, %16,6 distimi ve
%3,4 oranında bipolar duygulanım bozukluğu tanının olduğunu saptamıştır (14).
Çalışmamızdan bu alanda elde edilen sonuçlar genel olarak literatürle uyumludur. Kesin
etiyoloji açık olmasa araştırmacılar yoğun alkol kullanımının, 5HT1 ve 5HT2 reseptörlerinin
Bağımlılık Dergisi Journal of Dependence
31
duyarlılığında artış, serotonin dönüşüm hızında azalma ve serotonin gerialım alanlarında
azalma gibi sonuçlara yol açtığını stermektedir (15). Bozulan beyin iletisi ve hormonal
sistemlerdeki değişiklikler psikiyatrik hastalıkların başlamasına, alevlenmesine veya süreğen
nitelik kazanmasına neden olmaktadır. Ayrıca alkol bağımlılarında yaşanan yasal, finansal ve
kişilerarası zorluklar gibi psikososyal olaylarında psikiyatrik belirtilerin oluşmasında mutlak
etkisi vardır (16). Alkol bağımlılıklarında gözlenen ek psikiyatrik bozuklukların olması hem
klinisyen hem de hasta için oldukça önemlidir. Çünkü psikiyatrik eştanının olması tedaviye
daha düşük yanıt, daha az uyum, yüksek yineleme ve tekrar kabul demektir (10). Hastalar
açısından ise bağımlılık belirtilerinin yanında diğer psikiyatrik bozuklukların belirtilerini
yaşamak ve intihara eğilimin artması önemli sorunlardandır (17). Bu nedenle alkol bağımlılığı
olan bireylerde psikiyatrik eştanıların erken tanınması ve tedavi edilmesi oldukça önemlidir.
Alkol bağımlılığı, oluşturduğu mortalite ve morbidite nedeniyle ciddi bir ekonomik yük
oluşturmaktadır. Mohapatra ve arkadaşları yaptıkları çalışmalarında alkol kullanımıyla ilişkili
maliyetlerin %61'inin alkol bağımlılığına veya ağır içmeye bağlı olduğunu öne sürmüştür (18).
Alkol kullanımı ile ilgili ekonomik yükün en önemli nedenleri arasında sağlık maliyetleri, adli
maliyetler, işsizlikten kaynaklanan verimlilik kaybı, işe gelmeme ve erken emeklilikten
kaynaklanan iş gücü kaybı gösterilmiştir (4). Sağlık maliyetleri içinde ise hastaların tedavi
giderleri, rehabilitasyon giderleri ve yatış sürelerinin oluşturduğu giderler yer almaktadır.
Bununla birlikte kronik ve yineleyici karakteri olan alkol bağımlılığında tekrarlayan yatışlarda
önemli sağlık maliyetlerinden birisidir. Çalışmamızda hastaların ortalama yatış süresi yaklaşık
bir aydır (Tablo 1). Hastanede kalış süresinin değerlendirildiği çalışmalarda ortalama sürelerin
9-55 gün arasında değiştiği rülmektedir (4, 19). Bu değişikliklerde hastaların yaş, cinsiyet,
meslek, iş durumu, tıbbi eştanı, psikiyatrik eştanı gibi örneklem karakteri farklılıklarıyla birlikte,
tedavi kurumunun niteliği, kültürel özellikler, tedavi seçimleri, tedavinin yapıldığı zaman,
çalışmalar arası metodolojik farklılıklar gibi birçok değişken rol oynamaktadır. Çalışmamızda
alkol bağımlılığı tanısına ek olarak bipolar duygulanım bozukluğu tanısının olması hastanede
kalış süresini 3,4 kat, unipolar depresyon tanısının olması ise 1,8 uzatmaktadır. Alkol bağımlılığı
ve duygudurum bozuklukları arasındaki ilişki oldukça iyi bilinmektedir. Yazında bu alanda
yapılmış çalışmalarda alkol bağımlılığı olan hastalarda depresif belirti varlığının yatış süresini
uzattığı gösterilmiştir (20, 21). Benzer sonuca BDB olan hastalarda da ulaşılmıştır. Fornaro ve
arkadaşları, BDB olanlarda alkol kullanımının dürtü kontrolünde zorlanma, tedaviye
uyumsuzluk, intihar riski ve agresyonda artış gibi nedenlerden dolayı yatış resini uzattığını
bildirilmiştir (5).
Çalışmamızda hastanede kalış süresini etkileyen en önemli değişkenlerden biriside
hastanın yatış yılıydı (Tablo 2). 2005-2007 yılları arasında yatışı olanlarda göre 2014-2016 yılları
arasında yatışı olanların hastanede kalış resi 12 kat daha azdır. Şekil 2’de hastanede kalış
süresinin yıllar içinde azaldığı görülmektedir. Sağlık maliyetleri azaltmak amacıyla yatış
sürelerinin azaltılması planlaması global bir sağlık sistemi politikasıdır. Güncel ruh sağlığı
politikaları hastanede kalışı kısaltmayı ve toplum içinde rehabilitasyon yöntemlerine
odaklanmayı savunmaktadır (6). İsveç’te yapılmış bir çalışmada 1997-2005 yılları arasında
ortalama yatış süreleri 4-11gün arası düşüş göstermiştir (22). Bizim çalışmamızda ise 2005
yılında hastanede kalış süresi 46,07 gün iken 2016 yılında 11,50 güne düşmüştür. Hastanede
kalış süresinde 35 günlük ciddi bir azalma olduğu gözlenmiştir. Bu azalmada birçok faktörün
etkisi olabilir. Alkol bağımlılık oranlarının yükselmesi, tedavi ihtiyacının artması, yataklı kurum
sayısının azlığı ve uygulanan sağlık politikaları bu faktörlerden birkaçı olabilir. Hem ülkemiz
Bağımlılık Dergisi Journal of Dependence
32
hem de global sağlık politikalarında, hastanede kalış sürelerinin azaltılmasıyla elde edilecek
tedavi maliyeti karı ve tedavi etkinliğindeki azalma nedeniyle oluşacak zarar arasındaki
ilişkinin hassasiyetine dikkat edilmelidir. Bu ilişkiyi inceleyen bir çalışma, hastanede kalış
süresindeki azalmanın tekrarlayan yatışları arttırdığını saptamıştır. Hastanede kalış süresindeki
her bir günlük azalma için 60 gün içinde yeniden kabul edilme oranında %3,1lik artış
olduğunu belirtmiştir. Yazarlar bu konudaki maliyet analizinde tekrarlayan yatışlarla oluşan
mali zararın, kısalan yatış sürelerinden kaynaklı mali kardan daha fazla olduğunu belirtmiştir
(23).
Çalışmamız on iki yıllık uzun bir süreyi içermesi ve ciddi bir hasta popülasyonunu
değerlendirmesinin yanında önemli kısıtlılıklarda içermektedir. Başta verilere erişim
sağladığımız sistemde, hastaların medeni durum, eğitim düzeyi ve durumu gibi
sosyodemografik veriler ve mevcut ilaç tedavileri ile ilgili verileri yoktu. İkinci sınırlılık
hastaların alkol kullanım süresi, içme paterni, kullanım miktarları ve alkole başlangıç yaşı gibi
alkol kullanımı ile ilgili özelliklerini değerlendirmemiş olmamızdır. Üçüncü sınırlılık alanımız
hastaların mevcut ilaç tedavileri hakkında içeriğin değerlendirememiş olmasıdır.
Alkol bağımlılıklarında hastanede kalış süresi üzerinde bazı klinik değişkenlerin etkili
olduğunu göstermiştir. BDB ve unipolar depresyonun hastanede kalış süresini sırasıyla 3,4 kat
ve 1,8 kat uzattığı görülmüştür. Tekrarlayan yatışı olan hastalarda ise hastanede kalış süresinin
1,4 kat uzadığı görülmüştür. Bu klinik değişkenlerle birlikte yatış yılı gibi klinik olmayan bir
değişkenin hastanede kalış süresini 12 kat etkilediği saptanmıştır. Hatta bu etkinin 34 kata
kadar çıktığı görülmüştür. Yatış sürelerinin global bir sağlık politikası olarak dünya genelinde
azaldığı bir gerçektir. Ancak yatış sürelerindeki azalmaların oluşturduğu riskler iyi
hesaplanmalıdır. Hastanede kalış sürelerinin azalması tekrarlayan yatışları arttırabilir. Başta
alkol bağımlılığı olmak üzere tüm psikiyatrik hastalıklarda hastanede kalış süresinin klinik
etkileri ve ortaya çıkan tekrarlayan yatışlarla ilgili çalışmalar sonraki çalışmaların hedefi olabilir.
KAYNAKLAR
1. Institute for Health Metrics and Evaluation (IHME). Findings from the Global Burden of Disease Study
2017. Seattle, WA: IHME, 2018.
2. World Health Organization. Global status report on alcohol and health 2018. Geneva: World Health
Organization, 2018.
3. TUBİM. Türkiye Uyuşturucu Raporu. Ankara: Emniyet Genel Müdürlüğü, 2019
4. Laramée P, Kusel J, Leonard S, et al. The economic burden of alcohol dependence in Europe. Alcohol
Alcohol 2013; 48: 259-269.
5. Fornaro M, Iasevoli F, Novello S, et al. Predictors of hospitalization length of stay among re-admitted
treatment-resistant Bipolar Disorder inpatients. J Affect Disord 2018; 228: 118-124.
6. Newman L, Harris V, Evans LJ, Beck A. Factors Associated with Length of Stay in Psychiatric Inpatient
Services in London, UK. Psychiatr Q 2018; 89: 33-43.
7. Regier DA, Farmer ME, Rae DS, et al. Comorbidity of Mental Disorders With Alcohol and Other Drug
Abuse: Results From the Epidemiologic Catchment Area (ECA) Study. JAMA 1990; 264: 2511-2518.
8. Ragazan DC, Eberhard J, Ösby U, Berge J. Gender influence on the bipolar disorder inpatient length
of stay in Sweden, 20052014: A register-based study. J Affect Disord 2019; 256: 183-191.
9. erding LB, Labbate LA, Measom MO, et al. Alcohol dependence and hospitalization in schizophrenia.
Schizophr Res 1999; 38: 71-75.
10. Özpoyraz N, Tamam L, Karakuş G. Alkol bağımlılığı ve duygudurum bozuklukları. Bağımlılık Dergisi
2008; 9: 3135.
11. Schatzberg AF, Weiss RD, Brady KT, Culpepper L. Bridging the clinical gap: managing patients with
co-occurring mood, anxiety, and alcohol use disorders. Introduction. CNS Spectr 2008; 13: 3.
Bağımlılık Dergisi Journal of Dependence
33
12. Çıray RO, Kurt ÜS, Kılıçaslan EE. Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan yatan hastalarda ek tanı,
kullanılan madde ve kişilik bozukluklarının yatış sürelerine etkisi. Bağımlılık Dergisi 2018; 19: 107-114.
13. Hasin DS, Stinson FS, Ogburn E, Grant BF. Prevalence, correlates, disability, and comorbidity of DSM-
IV alcohol abuse and dependence in the United States: Results from the national epidemiologic
survey on alcohol and related conditions. Arch Gen Psychiatry 2007; 64: 830-842.
14. Türkçapar M, Akdemir A, Elverici Ş, et al. Yatarak tedavi gören bir grup alkol bağımlısında ek
psikiyatrik hastalıklar, kişilik bozuklukları, depresyon ve kaygı düzeyleri. Psikiyatri Psikoloji
Psikofarmakoloji Dergisi 1997; 5: 2934.
15. Johnson BA. Role of the serotonergic system in the neurobiology of alcoholism: Implications for
treatment. CNS Drugs 2004; 18: 1105-1118.
16. Keskin G, Gumus AB. Investigation of depressive symptoms and related variables with depressive
symptoms in alcohol and substance abusers. Dusunen Adam 2017; 30: 124-135.
17. Bilban M, Škibin L. Presence of alcohol in suicide victims. Forensic Sci Int 2005; 147: 9-12.
18. Mohapatra S, Patra J, Popova S, et al. Social cost of heavy drinking and alcohol dependence in high-
income countries. Int J Public Health 2010; 55: 149-157.
19. Lereboullet J. The occurrence of alcoholism in hospitals: its cost. Bull Acad Natl Med 1968; 152: 223
34.
20. Gottheil E, McLellan AT, Druley KA. Length of stay, patient severity and treatment outcome: Sample
data from the field of alcoholism. J Stud Alcohol 1992; 53: 69-75.
21. Ding K, Yang J, Cheng G, et al. Hospitalizations and hospital charges for co-occurring substance use
and mental disorders. J Subst Abuse Treat 2011; 40: 366-375.
22. Osby U, Tiainen A, Backlund L, et al. Psychiatric admissions and hospitalization costs in bipolar
disorder in Sweden. J Affect Disord 2009; 115: 315-322.
23. Wickizer TM, Lessler D. Do treatment restrictions imposed by utilization management increase the
likelihood of readmission for psychiatric patients? Med Care 1998; 36: 844-850.
... Literatürde, bağımlılık riskinin erkeklerde daha fazla görüldüğü belirtilmektedir (1,5,(18)(19)(20). Çalışmamızdan elde edilen bulgularda tedavi için başvuran hastaların büyük oranda (%75,2) erkeklerden oluştuğu görülmekte ve bu bulgu erişkinler için yataklı tedavi veren diğer kurumların verileri ile karşılaştırıldığında benzer bir cinsiyet dağılım özelliği göstermektedir (5,19,(21)(22)(23)(24). Yaşam boyu yasadışı madde kullanım oranının erkeklerde %3,5 iken, kadınlarda %2,6 olduğu belirtilmektedir (25). ...
Article
Full-text available
INTRODUCTION[|]In this study, it was aimed to retrospectively evaluate the sociodemographic and clinical characteristics of individuals receiving addiction treatment.[¤]METHODS[|]In the Private Lara Anatolian Hospital Psychiatry Service, the hospital records of 153 patients who were hospitalized between January 1 and September 1, 2018 were retrospectively examined and the data obtained were transferred to the information forms created by the researchers. The data were evaluated in SPSS 20.0 package program. Chi-square test was used for descriptive analysis. In the study, the reliability level was accepted as 95% and the statistical significance limit p <0.05 for all analyzes.[¤]RESULTS[|]In patients, 75.2% were male, 52.3% were under the age of 35, 86.3% had social security, 81.7% resided in Antalya and surrounding provinces, 41.2% had previously It was found that the patients were treated in an inpatient manner, 8.5% had positive HCV value, 16.3% had HBV immunity, and no HIV positive patient. Among the substances used, it was found that opioids were used at the highest rate (39.9%) and that there were additional diagnoses accompanying addiction.[¤]DISCUSSION AND CONCLUSION[|]It has been determined that substance use disorders are more common in young adults, especially men, and opioid use is in the first place. Although our study results reflect a single hospital and a small sample, it is thought that it will provide data in terms of comparing the sociodemographic characteristics of individuals who apply to many different health institutions for the treatment of the same problem and will contribute to the planning and execution of the treatment process of addictions.[¤]
Thesis
Full-text available
SUMMARY Evaluation of the effects of addiction treatment on nutritional status, depression, and sleep quality in individuals with substance addicts: An example of hospital Addiction treatment is crucial in order to control and treat addiction and comorbid health problems. This study was conducted to examine the effects of addiction treatment on nutritional status, depression and sleep quality in addicts receiving AMATEM inpatient addiction treatment. The study was completed with 19-64 years old male alcohol (n=20) and drug (n=18) addicted individuals who finished 21 days of addiction treatment. The research data was collected by a survey including general information, dietary habits, Simplified Nutrition Appetite Questionnaire (SNAQ), Short Physical Activity Assessment Form, anthropometric measurements, Beck's Depression Inventory (BDI) and Pittsburgh Sleep Quality Index (PSQI) before and after treatment. Biochemical findings routinely checked before treatment in patients admitted to AMATEM were obtained from patient files. SNAQ scores at the end of addiction treatment were found to increase significantly in both alcohol and drug addicts compared to pretreatment (p<0.001). With the treatment, it was determined that there were significant differences in the desire of alcohol addicts to consume alcohol, coffee, tea, soda-sweetened beverages and sweet, and the desire of drug addicts to consume coffee, tea and sweets (p<0.05). When the consumption amounts of these substances were examined, it was determined that the consumption of tea and sweets and caffeine intake of alcohol addicts and the amount of sweet consumption and added sugar intake of drug addicts increased significantly compared to pretreatment (p<0.05). It was found that the energy intake of alcohol addicts decreased with treatment, the intake of carbohydrates, protein, fat, saturated fat, omega-6, omega-3 and their contribution to dietary energy, and fiber and cholesterol intakes increased significantly (p<0.05). Energy, carbohydrate, protein, fiber and cholesterol intakes at the end of treatment and the contribution of carbohydrates and fats to dietary energy increased significantly in drug addicts compared to pretreatment levels (p<0.05). When the micronutrient intakes of addicts were examined, it was found that vitamins A, E, K, thiamine, riboflavin, niacin, folate, B12 and C and minerals Ca, Fe, Zn, P, Cu and potassium intakes of alcohol addicts increased significantly; in drug addicts, it was determined that the intake of thiamine, riboflavin and folate vitamins and minerals Ca, Fe, P, Cu, Mg and potassium increased significantly (p<0.05). It was found that the alcohol addicts' body weight, BMI, hip and upper middle arm circumference, upper middle arm muscle and fat area, triceps skinfold thickness, body fat and water percentage, and hand grip strength measurements at the end of the treatment increased significantly compared to pretreatment while drug addicts' body weight, BMI, waist, hip, neck and upper middle arm circumference, upper middle arm muscle and fat area, triceps skinfold thickness, waist-height and waist-hip ratio, body fat and water percentages, lean body mass and hand grip strength measurements significantly increased (p<0.05). It was found that mean BDI scores decreased significantly in both groups with addiction treatment, while the decrease in PSQI scores was statistically significant only in alcohol addicts (p<0.001). In conclusion, it was determined that there were improvements in depression symptoms and sleep quality of addicts and significant changes in their nutritional status with addiction treatment. However, these changes in nutritional status have both positive and negative aspects. Therefore, it was thought that the awareness of addicts on healthy nutrition should be increased and they should receive medical nutrition therapy during the treatment process. ÖZET Madde bağımlılarında bağımlılık tedavisinin beslenme durumu, depresyon ve uyku kalitesi üzerindeki etkisi: Bir hastane örneği Bağımlılık tedavisi bağımlılığın ve komorbid sağlık sorunlarının kontrol altına alınabilmesi ve tedavi edilebilmesi için oldukça önemlidir. Bu çalışma AMATEM yataklı bağımlılık tedavisi gören bağımlılarda bağımlılık tedavisinin bireylerin beslenme durumu, depresyon ve uyku kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma 21 günlük bağımlılık tedavisini tamamlayan 19-64 yaş erkek alkol (n=20) ve madde (n=18) bağımlısı bireyler ile tamamlanmıştır. Araştırma verileri genel bilgiler, beslenme alışkanlıkları, Basitleştirilmiş Beslenme İştahı Anketi (SNAQ), Kısa Fiziksel Aktivite Değerlendirme Formu, antropometrik ölçümler, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) bölümlerini içeren bir anket formu ile tedavi öncesi ve tedavi sonunda toplanmıştır. AMATEM’de yatan hastalarda tedavi öncesi rutin olarak bakılan biyokimyasal bulgular hasta dosyalarından alınmıştır. Bağımlılık tedavisi sonundaki SNAQ puanlarının hem alkol hem de madde bağımlılarında tedavi öncesine göre anlamlı olarak arttığı bulunmuştur (p<0,001). Tedavi ile alkol bağımlılarının alkol, kahve, çay, asitlişekerli içecek ve tatlı tüketim isteklerinde, madde bağımlılarının ise kahve, çay ve tatlı tüketim isteklerinde anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Bu maddeleri tüketim miktarları incelendiğinde de tedavi sonunda alkol bağımlılarının çay ve tatlı tüketimi ve kafein alım miktarlarının, madde bağımlılarının ise tatlı tüketim ve eklenmiş şeker alım miktarlarının tedavi öncesine göre anlamlı olarak artmış olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Alkol bağımlılarının tedavi ile enerji alımlarının azaldığı, karbonhidrat, protein, yağ, doymuş yağ, omega-6, omega-3 alım miktarları ve bunların diyet enerjisine olan katkıları ile posa ve kolesterol alımlarının anlamlı olarak arttığı bulunmuştur (p<0,05). Madde bağımlılarında da tedavi sonundaki enerji, karbonhidrat, protein, posa ve kolesterol alımları ve karbonhidrat ve yağın diyet enerjisine olan katkıları tedavi öncesine göre anlamlı olarak artmıştır (p<0,05). Bağımlıların mikro besin ögeleri alımları incelendiğinde; alkol bağımlılarında tedavi ile A, E, K, tiamin, riboflavin, niasin, folat, B12 ve C vitaminleri ile Ca, Fe, Zn, P, Cu ve potasyum mineralleri; madde bağımlılarında ise tiamin, riboflavin ve folat vitaminleri ile Ca, Fe, P, Cu, Mg ve potasyum mineralleri alımlarının anlamlı olarak arttığı tespit edilmiştir (p<0,05). Alkol bağımlılarının tedavi sonundaki vücut ağırlığı, BKİ, kalça ve üst orta kol çevresi, üst orta kol kas ve yağ alanı, triseps deri kıvrım kalınlığı, vücut yağ ve su yüzdesi ve el kavrama gücü ölçümlerinin; madde bağımlılarında da vücut ağırlığı, BKİ, bel, kalça, boyun ve üst orta kol çevresi, üst orta kol kas ve yağ alanı, triseps deri kıvrım kalınlığı, bel boy ve bel kalça oranı, vücut yağ ve su yüzdeleri, yağsız vücut kütlesi ve el kavrama gücü ölçümlerinin tedavi öncesine göre önemli ölçüde artmış olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Bağımlılık tedavisi ile her iki grupta da ortalama BDÖ puanlarının anlamlı olarak azaldığı, PUKİ puanlarındaki azalmanın ise sadece alkol bağımlılarında istatistiksel açıdan anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,001). Sonuç olarak bağımlılık tedavisi ile bağımlıların depresyon belirtileri ve uyku kalitelerinde iyileşmeler, beslenme durumlarında ise önemli değişimler olduğu belirlenmiştir. Ancak beslenme durumundaki bu değişimlerin hem olumlu hem de olumsuz yönleri bulunmaktadır. Bu nedenle bağımlıların tedavi sürecinde sağlıklı beslenme açısından bilinçlendirilmeleri ve tıbbi beslenme tedavisi almaları gerektiği düşünülmüştür.
Article
Full-text available
The purpose of this research was to identify factors associated with lengthy stays in psychiatric hospital in a UK mental health trust. A multiple regression using a multiple imputation method to deal with missing data was performed on inpatient admissions data over a four-year period for 7653 individuals. Factors associated with a longer length of stay included gender (being male), ethnicity (being Asian/Asian British, Black/Black British, or having a mixed background compared to being White/White British), accommodation status (being homeless, or in accommodation with support), primary diagnostic group of psychosis (F20-29), and number of care coordinators. Marital status was not found to be associated with length of stay in this sample. Length of stay is likely to be multifactorially determined, and more similar studies examining factors associated with length of hospital stay are needed to understand the operation of psychiatric services.
Article
Full-text available
Aims: To determine the economic burden pertaining to alcohol dependence in Europe. Methods: Database searching was combined with grey literature searching to identify costs and resource use in Europe relating to alcohol dependence as defined by the Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (DSM-IV) or the World Health Organisation's International Classification of Diseases (ICD-10). Searches combined MeSH headings for both economic terms and terms pertaining to alcohol dependence. Relevant outcomes included direct healthcare costs and indirect societal costs. Main resource use outcomes included hospitalization and drug costs. Results: Compared with the number of studies of the burden of alcohol use disorders in general, relatively few focussed specifically on alcohol dependence. Twenty-two studies of variable quality were eligible for inclusion. The direct costs of alcohol dependence in Europe were substantial, the treatment costs for a single alcohol-dependent patient lying within the range €1591-€7702 per hospitalization and the annual total direct costs accounting for 0.04-0.31% of an individual country's gross domestic product (GDP). These costs were driven primarily by hospitalization; in contrast, the annual drug costs for alcohol dependence were low. The indirect costs were more substantial than the direct costs, accounting for up to 0.64% of GDP per country annually. Alcohol dependence may be more costly in terms of health costs per patient than alcohol abuse. Conclusions: This review confirms that alcohol dependence represents a significant burden for European healthcare systems and society. Difficulties in comparing across cost-of-illness studies in this disease area, however, prevent specific estimation of the economic burden.
Article
Full-text available
Substance abuse and mental disorders commonly occur together and place an incalculable burden on individuals, families, and society at large. Left untreated, co-occurring psychiatric and substance use disorders may result in troubled and unproductive lives, as this comorbidity is associated with underachievement or failure at work and school, poor health, problems fulfilling family responsibilities, abuse, violence, and legal difficulties. Co-occurring disorders frequently have a complex and bidirectional relationship and may require longitudinal, repeated assessments to establish correct diagnosis. A number of reliable instruments have been developed to improve screening and assessment in both primary care and mental health settings, but controversy persists regarding the best approach to treatment. A fundamental issue, for example, is whether to treat a mood or an anxiety disorder in the presence of ongoing alcohol or drug abuse. Although recent recommendations suggest that concurrent substance abuse should not impede treatment of psychiatric symptoms, more evidence is required to facilitate decision making during acute treatment. Further, relapse and recurrence are common among individuals with co-occurring disorders, and the issue of long-term treatment typically needs to be addressed. Optimal patient management requires a collaborative effort by mental health care professionals, addiction specialists, and primary care physicians. Therefore, it is important that physicians who care for this patient population weigh the most recent evidence on effective and integrated treatment of individuals with co-occurring mood, anxiety, and alcohol use disorders.
Article
Background: The influence of gender on bipolar disorder is controversial and it is unclear if inpatient care differs between men and women. Here, we investigate for gender differences in the inpatient length of stay for Swedes admitted for bipolar disorder and explore other factors that could explain any observed association. Methods: Admission data were extracted from the Swedish National Patient Register and included all patients first admitted to a psychiatric inpatient unit with a bipolar disorder diagnosis, circa 2005-2014. Patients were then retrospectively followed for subsequent hospitalizations. Diagnostic subtypes were categorized by ICD-10 clusters: depressive, depressive with psychotic features, manic, manic with psychotic features, mixed, and other. Psychotropic therapies preceding the corresponding admissions were attained from the Prescribed Drug Register. Mixed-effects zero-truncated negative binomial regressions were employed to model the length of stay per admission. Results: Analysis included 39,653 admissions by 16,271 inpatients (60.0% women). Overall, when compared to men, women spent 7.5% (95% CI: 4.2-11.0%, p < 0.001) extra days hospitalized per admission. However, upon adjusting for candidate confounders, including the bipolar subtype, and selected comorbidities and psychotropics, the association weakened wherein women then spent 3.7% (95% CI: 0.1-6.9%, p = 0.028) extra days hospitalized per admission. Limitations: The integrity of register data can be variable and the adherence to outpatient dispensed psychotropics could not be validated. Conclusion: Although the influence of gender on the bipolar disorder inpatient length of stay is evident, other factors attenuate and better explain this crude observation.
Article
Background: Hospitalization accounts for significant health care resource utilization for treatment-resistant Bipolar Disorder (BD), especially among frequent users of acute inpatient psychiatric units. Appraisal of the clinical features and predictive role of selected variables is therefore crucial in such population, representing the aim of the present research. Methods: A hundred and nineteen BD inpatients with an established history of pharmacological treatment resistance for either mania or bipolar depression were classified as long hospitalization cases (LOS+) and their controls and compared against each other for a number of demographic, clinical, and psychopathological features. Results: Overall, female sex, current second-generation atypical antipsychotic (SGA)/mood stabilizer other than lithium as well as antidepressant treatment at the admission occurred statistically more frequently among LOS+ cases, concordant with higher scores at the Hamilton scales for depression and anxiety. Lithium utilization at the time of hospitalization did not differ between cases and controls (LOS-, n = 81/119), as predominant affective temperament and other psychopathological rating did not. Overall, the time of admission, use of SGA, anticonvulsant (other than lithium), antidepressant, lifetime alcohol dependence, and BD Type (-I or -II), but not current mood polarity at the time of hospitalization, correctly predicted LOS+ grouping 68.2% of the times: Exp(B) = 3.151, p042. Limitations: Post-hoc, cross-sectional study, relatively small sample size, recall and selection bias on some diagnoses. Conclusions: Overall, LOS+ treatment-resistant BD inpatients characterize for higher severity and greater pharmaco-utilization use, which warrants replication studies to include additional predictors to shed further light on the matter.
Article
Objective: It is aimed to evaluate the bonding and personality traits which are thought to affect the level of depressive symptoms in alcohol and substance abusers. Methods: The study sample consists of 289 patients diagnosed with alcohol and substance dependence, that have been followed up at inpatient or outpatient units of Ege University, The Institute on Drug Abuse, Toxicology and Pharmaceutical Science and Ege University, Department of Psychiatry Alcohol/Drug Dependency Unit. In the study, sociodemographic data form, Beck Depression Inventory (BDI), the Temperament and Character Inventory (TCI), Experiences in Close Relationships Inventory (ECRI) were applied by means of face to face interviews. Results: The mean age of the patients in the study was 32.5±11.0 years. It was found that 76.8% of the patients had high levels of depressive symptoms (BDI > 17). It was determined that there was a significant difference between the level of avoidant attachment scores and depressive symptoms scores of the patients. In the evaluation of TCI scores according to BDI cut-offscores, it was found that depressive patients (BDI > 17) have significant differences on the harm avoidance, cooperate and self-transcendence scores than those non-depressive patients (BDI < 17). Conclusion: Our study showed that certain personality and bonding characteristics of the patient affected the depressive symptoms levels.
Article
Most published studies have examined co-occurring disorders among mental health patients. Our objective was to compare the length of stay and hospital charges between hospitalized patients with alcohol- or substance-related disorders with and without co-occurring disorders. We analyzed nationally representative hospital discharge data (Nationwide Inpatient Sample, 2003-2007) and examined factors associated with length of stay and hospital charges. Forty-four percent of patients who were hospitalized with alcohol- or substance-related disorders were diagnosed with co-occurring mental disorders, representing 979,421 such disorders nationwide between 2003 and 2007. Females, those of White race, those who paid with insurance, and those who stayed in large, rural, nonteaching, and Midwest region hospitals had a high prevalence of co-occurring disorders. Co-occurring disorders were associated with longer hospital stays, but there were mixed results with hospital charges per discharge. An increase in co-occurring disorders among hospitalized patients with substance-related disorder may be due to the improvement in diagnosis and clinical attention.
Article
A comprehensive review of cost drivers associated with alcohol abuse, heavy drinking, and alcohol dependence for high-income countries was conducted. The data from 14 identified cost studies were tabulated according to the potential direct and indirect cost drivers. The costs associated with alcohol abuse, alcohol dependence, and heavy drinking were calculated. The weighted average of the total societal cost due to alcohol abuse as percent gross domestic product (GDP)--purchasing power parity (PPP)--was 1.58%. The cost due to heavy drinking and/or alcohol dependence as percent GDP (PPP) was estimated to be 0.96%. On average, the alcohol-attributable indirect cost due to loss of productivity is more than the alcohol-attributable direct cost. Most of the countries seem to incur 1% or more of their GDP (PPP) as alcohol-attributable costs, which is a high toll for a single factor and an enormous burden on public health. The majority of alcohol-attributable costs incurred as a consequence of heavy drinking and/or alcohol dependence. Effective prevention and treatment measures should be implemented to reduce these costs.
Article
Lengths of stay (LOS) have been markedly reduced since the institution of diagnosis-related groups (DRGs). To determine whether such reductions represent increased efficiency or undertreatment, however, requires that LOS be examined in relation to (1) severity of patient's impairment and (2) treatment outcome. Accordingly, a retrospective analysis was conducted using a data set in which initial severity assessments and 6-month outcome results were available for 126 male veterans treated for alcohol dependence. Greater improvement was found in patients with less severe impairment, and in such patients longer periods of treatment resulted in better outcomes than shorter periods of the same treatment.