ArticlePDF Available

Byung-Chul Han’ın “Güzeli Kurtarmak” Adlı Kitabının Tanıtımı

Authors:
İçtimaiyat Sosyal Bilimler Dergisi 2019 Yıl 3, Sayı 2
http://dergipark.gov.tr/ictimaiyat
Sorumlu yazar/Corresponding author.
e-posta: akcakayanuh@gmail.com.
E-ISSN 2602-3377. © 2017-2018 TÜBİTAK ULAKBİM DergiPark ev sahipliğinde. Her hakkı saklıdır.
Kitap Değerlendirme● Book Launch
GÜZELİ KURTARMAK
Byung-Chul Han
İnsan Yayınları, İstanbul 2018, 96 sayfa
Arş. Gör. Nuh AKÇAKAYA
ORCİD: 0000-0002-1457-1379, Selçuk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü.
Makale Geçmişi: Article history:
Başvuru tarihi: 02 Ağustos 2019 Received 02 August 2019
Kabul tarihi: 30 Ekim 2019 Accepted 30 October 2019
Sosyolojinin araştırma alanı ve sınırlarına dair oldukça fazla literatür birikmiş durumdadır. Bu
literatür sadece sosyolojinin alanını ve sınırlarını çizmekle kalmamış, sosyoloğun araştırma nesnesine
nasıl bakması gerektiğine dair telkinleri de içerisinde barındırmıştır. Şimdiye kadar biriken literatür ister
muhafazakâr ister radikal, isterse de ılımlı olsun çeşitli ana akımların oluşmasına hizmet etmiş ve nihai
olarak birikimli, güçlü ve mukavemetli bir metodolojik bakış açısı belirmiştir. Bu metodolojik birikim
içerisinde sosyoloğun bakma imkânı ve yeteneğini işaret etmek için kullanılan “muhayyile” kavramı da
bir hayli önem kazanmaya başlamıştır. Bu açıdan bakıldığında literatür içerisinde önemli oranda
muhayyile vurgusu ve çağrısı söz konusudur. Ancak yine de literatürde mevcut muhayyile çağrılarının
içerisinde çeşitli eksiklikler vardır. Bunların en önemlileri, duygular, aşk ya da estetik olarak ele
alınabilecek unsurlardır. Bu noktada sosyolojinin metodolojik bir ürünü olarak gelişen muhayyile
söyleminin, aşk (eros) ve estetiğe dair gereken ilgiyi göstermediği görülmektedir.
Sosyolojide toplumsal hayatın nasıl organize edildiği ve bireyin eylemlilik hallerinin hangi saikler
üzerinden gerçekleştirildiği önemli bir sorun alanı olarak bilinmektedir. Fakat bu eylemlilik hallerinin
altındaki iyi-kötü yaklaşımları ciddiye alınırken, güzel-çirkin değerlendirmeleri yeterince ele
alınmamaktadır. Normatif alanın iyilikler ve kötülükler üzerinden kendine bir sınır çizmesi ve bireyleri
bu yaklaşım çerçevesinde edilgenleştirip dönüştürmesi çoğunlukla vurgulanmıştır. Ne var ki insanın
güzel olana duyduğu ilgi ve onun karşısındaki edilgenliği sosyolojinin gündemine pek nadir girmiştir.
Nitekim normatif alanda insan öznesi, kötü olandan ne kadar imtina etmek ile memur ise güzel olanın
himayesine girmeye de o kadar teşnedir. Güzel olan kötü olsa dahi insanın güzelin peşine gitmek gibi
bir fıtratı, potansiyeli ve istidadı vardır. Güzel olanın insan üzerindeki bu denli dönüştürücü etkisinin
sosyolojik literatürde gerektiği kadar vurgulanmamış olması gerçekten şaşırtıcıdır. Esasında birçok
düşünüre göre güzel olan şey, özneyi biçimlendirir ve onu dönüştürür. Hatta onu eksiltebilir ya da
artırabilir. Güzel olana muhatap olanların doğası değişir. Güzellik insana telkinde bulunur, onu evirip
çevirir ve son kertede insanı kendine çağırarak öznenin mevcut konumlanışının doğasını değiştirir.
Eros, estetik ve benzer temaların son zamanlarda yerli literatürün de gündemine girmeye
başladığı görülmektedir. Şüphesiz bu temaların çağlar boyunca tartışıldığı bilinmektedir. Ancak son
zamanları özel kılan şey, bu temaların artık interdisipliner bir anlayış ile sosyoloji literatürüne de dâhil
edilmeye başlanmasıdır. Her ne kadar da kitaplarının künyesinde salt bir sosyolog olarak anılmasa da
özellikle sosyal felsefe içerisinde kayda değer bir şöhret edinmiş olan Byung-Chul Han, son dönemlerde
önemli kitaplarıyla Türk sosyolojisi camiasının gündemine girmeye başlamış ve bu temaları
toplumbilimsel düşüncenin merkezine koymayı başarmıştır. Han’ın kitapları öncelikli olarak Metis ve
Açılımkitap’ın katkısıyla Türkçeye kazandırılmış olsa da başka yayınevlerinin de Han fenomenini
keşfettiği görülmektedir. Bu noktada onun İnsan (sanat) Yayınları’ndan çıkan son eseri, Kadir Filiz’in
ustalıklı çevirisi ile Güzeli Kurtarmak(Han, 2018) ismi altında tercüme edilmiştir. Han, her biri bir
Akçakaya, N. / İçtimaiyat Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl 3, Sayı 2 148
risaleyi andıran kitaplarında, kendi alanı içerisinde manifesto niteliğinde görüşler beyan etmektedir.
Han, sade ama oldukça da yoğun bir dil ile (sosyal) felsefenin gündemini kısa metinlerle sosyolojiye
tahvil etmeyi başarmaktadır.
Postmodern-postyapısalcı sosyologların ilgi alanlarına, üslubuna ve metodolojik eğilimlerine
bakıldığında Han, sosyal felsefenin ötesinde sosyoloji içinde de önemli bir figür olarak kabul edilebilir
ve hatta ona doğrudan bir sosyolog olarak bakılabilir. Nitekim postyapısalcı ve postmodern tezahürleri
ve kabullenişleri itibariyle de bu çizginin devamı niteliğinde fikirler serdetmektedir. Han, “Güzeli
Kurtarmak” adlı eserinde çağımızın eros ve güzellik algısına dair oldukça çarpıcı tespitleri ortaya
koymaktadır. Kitabının henüz ilk bölümünde, çağımızın güzellik varsayımına bir pürüzsüzlük algısının
hizmet ettiğini ifade etmektedir. Yani o, şimdiki zamanlarda pürüzsüz olanın güzel kabul edildiğini tespit
etmektedir. Pürüzsüz olanın pozitif olduğuna ve dolayısıyla bunun “pozitif toplum”
††††
prensibi ile
uyuştuğuna işaret ederek; pürüzsüzlüğün temel özellikleri arasına yaralamayan, direnç göstermeyen,
dokunma iştihasını kabartan, mükemmellik sıfatını taşıyan, insanı altüst etmeyen, beğenmeyi hak
eden, gözü yormayan ve pornografik olan gibi bir takım psiko-sosyal hususiyetleri sokar. Gerçekten de
modern -belki de postmodern- toplumların güzellik algısının büyük oranda pürüzsüzlük üzerinden
yükselişe geçtiği görülmektedir. Kusursuz bir ses, detone olmamayı; kusursuz bir yüz, sivilce, akne vs.
unsurlardan arınmış olmayı; kusursuz bir ağaç, çiçek, yaprak veya hayvan tüyü kaygan olmayı; kusursuz
bir heykel, dokunulduğunda elin akıp gitmesini; kusursuz bir bacak, tüysüz olmayı; kusursuz bir
mobilya, akıllı telefon, araba veya bilgisayar çizik olmamayı gerektirir algısı, pürüzsüzlük ve güzellik
arasındaki yakın ilişkiyi göstermektedir.
Han, günümüz toplumlarının bu pürüzsüzlük vurgusunun pozitiflik patolojisi ile alakalı olduğunu
ima eder ve söz konusu pürüzsüzlüğün gerçek güzellikle alakalı olmadığını söyler. Ona göre günümüz
toplumları pornografik toplumlardır ve pürüzsüzlük de pornografik bir vasıftır. Yani erotizmden
‡‡‡‡
(aşktan) yoksundur. Pornografinin dokunma, yeme ve yalama iştihası tertip etmesi gibi pürüzsüzlük de
aynı arzuyu tetikler. Çikolata, araba ve şampuan reklamlarında bu durum sıklıkla görülür. Han
pürüzsüzün sanatı, pozitif ve mükemmel gösterilse de o iğrençtir vurgusunu yapar. Ona göre
pürüzsüzlük; tüketimin dilidir ve güzelin koyduğu gizem, mesafe ve negatiflikten yoksundur. Hâlbuki
güzel yeri geldiğinde erotizmdir (aşk), kirliliktir, matlıktır. Yani hayatın doğal olarak içinde var olan ve
bizatihi spontaneliği içerisinde özneyi kendisine ram eyleyendir. Han, bu modern güzelliğin tesis
edilebilmesi için kameraların daima pürüzsüze odaklandığını ama pürüzsüzlük vurgusunun detayları
altüst ettiğini, kameranın bunu yaparak karşısındaki şeyin ruhunu, detaylarını ve içselliğini yok ettiğini
ifade eder.
Yazar “yalnızca modern zamanların estetiğinin “güzeli” ve “yüceyi” birbirinden ayırdığını” söyler.
Çünkü yüce, belirli oranda negatifliğe sahiptir ve modern öznenin negatifliğe tahammülü yoktur. Yüce
olanın gücü özneyi ezebilir. Bundan dolayıdır ki yüce, doğrudan güzelin karşıtı olarak algılanmaya
başlamıştır. Hâlbuki normal şartlarda güzel de hazzın ötesindedir, acı verir, direnç gösterir ve negatiflik
içerir. Yani yüce ile içedir. Ancak modern zamanların estetiği pürüzsüzün yükselişe geçmesidir ve
pozitifliğin, şeffaflığın, dokunmanın, mesafesizliğin ve yalamanın yegâne olarak hüküm sürebildiği bir
alanı işaret etmektedir. Han, modern güzelin (pürüzsüz güzellik algısı) direnç göstermediğini belirtir.
Yazar Burke’ye iktibasla; Sevgi, hoşnutluk, narinlik ve naiflik uyandıran modern bedeni, “ağız biraz açık,
nefes yavaş, tüm beden dinlenmede, eller umursamadan aşağı doğru sarkmış” şeklinde ortaya koyar.
Bu beden pürüzsüzdür, modern olarak güzeldir, pozitif haz verir, negatiflikten yoksundur ve aynı
zamanda pornografiktir. Görselliğin en üst katmanda vurgulandığı İnstagram pozları bu durumu ortaya
††††
Yazar pozitif toplum kavramsallaştırmasını “Şeffaflık Toplumu” (Han, 2017) adlı eserinde de ifade etmektedir.
Ancak kavram burada olumluluk toplumu şeklinde geçmektedir.
‡‡‡‡
Yazarın erotik veya erotizm kavramsallaştırması salt cinsel yakınlaşmaları-birliktelikleri [sex] formülüze eden
bir kavramsallaştırma değildir. Yazar eser boyunca erotik-erotizm kavramı ile aşk-sal alanı ima etmektedir. Yani
erotik olan şey eşya veya nesne de olabilir.
149 Akçakaya, N. / İçtimaiyat Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl 3, Sayı 2
koyar niteliktedir. Ünlü modellerin veya ünlü olmayan fakat beğeni toplamak isteyen gençlerin
pornografik pozları tam olarak Burke’nin ifade ettiği beden pozunu temsil etmektedir.
Yazar güzeldeki keyfi pozitif olarak görürken yücedeki keyfi negatif görür ve bunların her ikisinde
de bir haz olduğunu kabullenir. Fakat modern güzelin yüceden müstakil olarak kavranmasını psiko-
patolojik bir durum olarak kavrar ve bu ayrıma son vermenin güzeli kurtarmanın bir yolu olarak
görülmesi gerektiğini ima eder. Çünkü normal şartlar altında güzel ve yücenin birbirinden
ayrılamayacağını savunur. Öte yandan doğal güzelin dijital güzelin (ki bu da modern güzeldir) zıttı
olduğuna inanan yazar; dijital güzelin pürüzsüz olduğunu, hiçbir çatlağı içermediğini, haz ve beğeni
[like] olduğunu söyler. Ona göre güzel olan örtülüdür, gizlidir, büyülüdür, görünmekten tereddüt eder,
kendini empatiye açmaz, geç gelendir ve özneyi oyalar; nazlıdır. Örtü kaldırıldığında büyü bozulur, güzel
doğasını kaybeder. Örtüsü olmayan şeyler, izlenir ve izlenen şeyler izlendiğini bildiğinden ötürü doğal
yapısını koruyamaz. Örtme, metinleri de erotize eder; güzel metinler örtük olduğu için onları okumak
erotik bir mecraya dönüşür.
Esasında Han, “Günümüz pozitif toplumları yaralanmanın negatifliğini her zaman azaltır. Bu,
sevgi için de geçerlidir. Yaralanmaya sevk edebilecek yüksek bağlılıktan sakınılır” şeklinde ifadeler
kullanarak meseleyi büyük oranda özetler. İlaveten, kişi ‘yaralanmadan başkasını göremez’ diye veciz
bir teşhis ekler pasajına. Yaralanmanın estetiğine dair ortaya koyduğu bu görüş, kitabın baştan aşağı
anahtar cümlelerinden birisi olur ve modern öznenin güzellik ölçütlerinin gerekçesini ortaya koyar.
Evet, gerçekten de modern özne yaralanmamak için güzellik algısını değiştirdi. Ancak yaralanmak
erosun asli bir parçasıdır Han’a göre. Hatta yaralanmanın yanında felaket bile, asli güzellik
göstergelerindendir ona göre. Han felaketi mutluluğun bir formülü olarak görmenin yanında, felaketin
estetiğini hazzın estetiğine karşı koymaktadır. Felaket bir hadise olduğundan dolayı “felaketin estetiği
hadiselerin estetiğidir”. Yani o bir yerde güzelliği bir felaket olarak görür. Han, gerçek güzelin çirkini
reddetmeyeceğini ifade ederek, güzelin kendisini çirkin üzerinden inşa etme zorunluluğu olduğunu
belirtir. Yani güzel, düşmanına (çirkine) ihtiyaç duyar. Modern güzel ise negatiflik dolayısıyla kırabilme
iradesinden kurtarılmıştır. Hâlbuki “kırılmışlık güzelin kalbidir” ve kırılmışlıktan arındırmak demek,
güzeli pürüzsüzleştirmek demektir. Pürüzsüzlük ise sağlıklı olmak demektir. Gerçek güzel sağlıklı
olamaz. Nitekim “zayıflık, kırılganlık ve kırılmışlık güzelin asli unsurlarıdır”. Yani ona göre “güzellik
hastalıktır”.
Estetik görünün tüketimsel değil de derin düşünceye ait olduğunu söyleyen Han, modern güzellik
fikrinin hiçbir karakteristiğinin olmadığını ifade eder. Çünkü karakteri olan şeylerin sabit, dayanıklı ve
devamlı olabilme gibi bir özelliği vardır (mesela su karaktersizdir) ve şimdiki güzellik anlayışı sürekli yeni
formlarla üretilip pazarlanmaktadır. Bunun yanında Han’a göre, insanın karaktersizi de ideal güzellik
müşterileridir. Karaktersiz insanlar her şeyi alabilir ve her güzellik formunu kabul edebilirler.
“Karaktersizlik gelişi güzel tüketimi mümkün kılar”. Han “güzelin karşısında özne ile nesne ayrımı yok
oldu” diyerek, öznenin güzel karşısında biçim değiştirmesine -belki de edilgenleşmesine- değinir. Öte
yandan güzelin özgür alanın bir ürüolduğunu ifade eden Han, zorunluluğun güzellik eyleminden
yoksun olduğunu söyler. Zorunluluklarla kuşatıldığımız bu zamanda güzel diye tanımlanan şey olsa olsa
modern güzeldir yani pürüzsüz olandır; o da zaten güzel değildir, pornografiktir. Dolayısıyla
zorunlulukların kalkmadığı bir toplumda güzelin politikası da mümkün değildir.
Günümüz tiyatrosu (hem Goffman’cı anlamda dramatürjik bir benlik sunumu hem de gerçek
tiyatro) pornografiktir, mesafeden ve gizlemekten yoksundur. Dolayısıyla erotik bir tarzdan
bahsedilemediği için güzel ile de uyuşmaz. Güzel onun kendisinde durup kalmayı gerektirir;
bakakalmayı, baktıkça bakmayı gerektirir. Alelade geçip gitmez. Ancak günümüz sanatı geçip gidiyor ve
dolayısıyla gerçek anlamda güzeli yansıtmıyor. Hâlbuki sanatın amacı güzeli kurtarmaktadır, onu
erotize etmektedir, pornografinin ve tüketimin tasallutundan kurtarmaktır. Ancak sanat da tüketimin
kölesi olmuştur. Normal şartlarda güzel sanat, hatta güzel olan her şey hatırlanır ve “uzun sürme yavaş
olma güzelin yürüyüş tarzıdır”. Oysa tüketim denilen şey bu durumla taban tabana zıttır. Güzel olan
Akçakaya, N. / İçtimaiyat Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl 3, Sayı 2 150
yavaş yavaş işler, hatırlanır ve yeri geldiğinde bizi tamamen ele geçirir, gözümüzü yaşartır, yüreğimizi
özlemle doldurur
Yukarıda Han’ın ana hatları ile güzele dair perspektifi sunuldu. Yazar gerçekten de modern
güzellik algısının büyük oranda ortaya koyma iradesini göstermiş, ‘modern güzelin’ kitabını yazmıştır.
Fakat postmodern düşünürlerin birçoğunda olan karamsarlık, Han için de söz konusudur. Bu
karamsarlığın radikal boyutlarda keskin kategorizasyonlara neden olduğu görülmektedir. Bir kere her
şeyden önce Kant’ın estetik yargıları için söylediği “idraksizlik durumudur” tanımlaması yersiz bir
tanımlama değildir ve estetik yargıların net olarak tanımlanamama gibi bir durumu söz konusudur. Öte
yandan bu yargılar tanımlanmış olsalar dahi, güzel ve çirkin arası bir fenomenin olmadığını iddia etmek
çok güç görünmektedir. Yani yazarın kavramsallaştırması ile şeyler “pornografinin” ve “erotizmin”
özelliklerini aynı anda taşıyabilirler. Yazara yapılacak temel eleştirilerden bir diğeri de Han, çileci bir
güzellik algısına sahiptir. Bu çilecilik, güzelle ilişkiye girmenin insana huzursuzluk olarak dönüt yapması
gerektiği noktasındaki ısrarcı vurgusundan kaynaklanmaktadır. Güzel madem insanı mutlak ve
mukadder bir şekilde yoracak, onu ezecek ve ona büyük oranda mutsuzluk formları tevdi edecek, o
zaman insanın güzele olan bakışı neden müspet olsun? Tabiatı itibariyle güzel, insanı birtakım
zorluklarla karşı karşıya bırakacaktır. Ancak bu zorlukların yanında insanın hazza olan istidadı da
ortadadır. İnsanoğlunun haz ile arasındaki söz konusu ilişki, modern zamanların öznesine
hasredilemeyecek kadar kadim bir ilişkidir ve insanoğlu bu ilişkiyi dönemsel olarak farklı formlarda icra
etmiş olabilir. Ancak antik zamanlarda güzele duyulan hazzın sürekli olarak çileci bir biçim ile
gerçekleştiğini iddia etmek elimizdeki veriler ışığında imkânsız görünmektedir. Han’a yapılabilecek
diğer bir eleştiri ise o, aşkın ve ilahi [transcendental] olanı görememiştir. Doğrusu yazarın içinde
bulunduğu toplumsal gerçeklik, ilahi ögelerle kuşatılmamıştır ve gündelik hayatın organizasyonu bu
ilahi estetikten yoksundur. Fakat irfan ve hikmet temelli organizasyonları gerçekleştirebilen birtakım
toplumlar, hayatı ilahi güzelin çeperinde inşa etmektedirler. Yani teolojik güzel, birçok toplum için
halen mühim bir hadise olarak görülebilir.
Görüldüğü üzere Han, modern zamanların öznesinin tüketim alışkanlıklarına ve davranış
biçimlerine dair önemli tespitler ortaya koymaktadır. Bu durum modern öznenin gündelik hayat
içerisindeki tutumlarına, tarzlarına ve pozlarına dair önemli ve incelikli ayrıntıları ortaya koymaktadır.
Han’ın bakış açısı postmodern bir toplum eleştirisinin farklı bir boyutu olarak değerlendirilebilir. Bu
eleştiriyle 1980’lerden sonra sosyoloji literatüründe oldukça önemli bir yer işgal eden tüketim
meselesinin, estetiğe bakan yönü ortaya koyulmaktadır. Estetik ve tüketim arasındaki ilişkinin ortaya
konması güzelin, aşkın (eros) ve belki de sevginin aslında ne kadar insani ve ondan önemlisi de ne kadar
sosyolojik bir yönünün olduğunu ortaya koymaktadır. Bu noktada sosyolojik muhayyile içerisinde aşka
dair nasıl bir konum kazandırılabileceğinin çok özel ve istisnai örneklerinden birisini Han ortaya
koymuştur. Başta da ima edildiği gibi Han’ın perspektifi muhayyile ve hassaten sosyolojik muhayyile
için doktriner bir önem arz etmektedir. Onun eseri bütün karamsarlığına ve radikalliğine rağmen
literatürde çok ciddi bir ses getirecek niteliktedir. Çünkü Han, modern insanın yüzleşemediği birçok
hadiseyi ve pozisyonu, en radikal terkiplerle onun zihnine zerk edecek entelektüel retoriğe sahiptir.
Belki de onun retoriği ve radikalliği ilerleyen zamanların seçkin bir figürü olmasındaki en önemli
gerekçeler olacaktır.
Kaynakça
Han, B.C. (2017). Şeffaflık Toplumu. (çev. Haluk Barışcan) İstanbul: Metis Yayınları.
Han, B.C. (2018). Güzeli Kurtarmak. (çev. Kadir Filiz) İstanbul: İnsan Yayınları.
ResearchGate has not been able to resolve any citations for this publication.
Şeffaflık Toplumu. (çev. Haluk Barışcan) İstanbul: Metis Yayınları
  • B C Han