Conference PaperPDF Available

Sait Faik Abasıyanık'ın Medarı Maişet Motoru Romanında Ütopya

Authors:
  • Aksaray University
Sait Faik Abasıyanık’ın Medarı Maişet Motoru Romanında Ütopya
Doç. Dr. Nazmi Özerol
Adıyaman Üniversitesi
Dr. Necla Dağ
Öz
Bu çalışmada Sait Faik’in Medarı Maişet Motoru adlı romanından hareketle ütopya konusu
üzerinde durulacaktır. Medarı Maişet Motoru’nda yazar, özellikle yoksul insanların yaşadıkları
karşısında yılmayıp umuda sarılmalarını, emeklerini, yeni bir dünya için yeniden çabalamalarını
işler. Toplumsal sınıfların birey hayatında yol açtığı problemleri, yoksul insanların hayatlarından
örneklerle irdeleyen yazar, kahramanları aracılığıyla insanların yaşama tutunma çabalarını,
hayallerini ve umutlarını dile getirir. Haksızlık ve dolandırıcılıktan, işsizlik ile dilencilikten
arınmış bir dünya isteyen Sait Faik’in özlem duyduğu dünya; eşit, adil, özgür bir dünyadır. Sait
Faik, Medarı Maişet Motoru’nda Hikmet, Fahrettin Asım ve Fahri isimli üç kahramanın ideal
bir dünyaya dair ütopik özlemlerine yer verir. Bu kahramanların insanlardan kaçma isteği
arttıkça ideal bir toplum kurmak için çabaladıkları görülür. Fahri, mütevazı bir çiftlik hayatı
kurarak ortak yaşam alanı yaratmaya çalışırken Fahrettin Asım, herkesin eşit kazanca sahip
olduğu adaletli bir dünya kurmak ister. Sait Faik’in alternatif bir dünya olarak sunduğu bu
toplum tasarıları, ideal toplum düşüne dair ayrıntıları içerir.
Anahtar Kelimeler: Sait Faik, Medarı Maişet Motoru, ütopya, ideal toplum.
Utopıa In The Novel Of Medarı Maişet Motoru By Sait Faik Abasıyanık
Abstract
In this study, the topic of utopia will be discussed from Sait Faik's novel called Medarı Maişet
Motoru. In Medarı Maişet Motoru, the author deals especially with that the poor people do not
despair in the face of what they have lived without losing their hope, their labor and their effort
for a new world again. The author examines the problems caused by the social classes in the
individual life with examples from the lives of poor people, and expresses the efforts, dreams
and hopes of people to hold on to life through heroes. Sait Faik who asking for a world free
from injustice and fraud, unemployment and begging, longs for an equal, fair and free world.
Sait Faik presents utopian aspirations of the three heroes named Hikmet, Fahrettin Asım and
Fahri for an ideal world ın Medarı Maişet Motoru. It seems that these heroes are struggling to
build an ideal society as the desire to escape from human increases. Fahri tries to create a
common living space by building an honest, modest farm life and Fahrettin Asım wants to
establish a fair world in which everyone has an equal earnings. Sait Faik's social designs,
presented as an alternative world, include details about the dream of an ideal society.
Key Words: Sait Faik, Medarı Maişet Motoru, utopia, ideal society.
Makale Metni
II. Uluslararası Sosyal Bilimler Sempozyumu 18-19-20 Mayıs 2017
Alanya
1
Medarı Maişet Motoru, 1940-1941 yılları arasında Yeni Mecmua’da tefrika edilir. Yazar,
romanını bastırmak ister; ancak kitabı bastıracak bir yayınevi bulamaz. Bunun üzerine
annesinin yardımıyla 1944’te Sait Faik, ilk romanı olarak Medarı Maişet Motoru’nu bastırır.
Roman, Ahmet İhsan Basımevi tarafından yayımlandıktan sonra hapishaneyi övdüğü yolundaki
bir ihbar üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla toplatılır (Kudret, 2009: 107). Sakıncalı bulunan
bazı yerleri çıkarılarak 1952’de Birtakım İnsanlar adıyla, 1970’ten sonra ise asıl ismiyle
yayımlanır. Romanın İş Bankası Yayınları’ndan çıkan baskısında, daha önce sansürlenerek
çıkarılan cümle ve paragrafları koyu şekilde yazılarak yayımlanır. “Romandan çıkarılan
(sansürlenen) cümle ve paragraflar incelendiğinde, bunların çoğunun sosyal adaletin
sağlanması, yoksulluğun azaltılması gibi eşitlikçi ve özgürlükçü düşünceler içeren cümleler
olduğu görülür” (Soyşekerci, 2015: parag. 5). Dört bölümden oluşan ve birbirine bağlanan
hikâyeler şeklinde oluşturulan roman, bazı edebiyat araştırmacıları tarafından dikkatsiz bir
üslubun ürünü olarak kabul edilir. Yazarın anlatımından kaynaklanan savrukluk ve romandaki
bazı hikâyelerin romanla hiçbir ilgisinin olmayışı Sait Faik’in eleştirilmesine neden olur.
Sait Faik, Burgazada’daki yaşamında tanık olduğu hayatları, balıkçıların yaşantılarını,
insanların umutlarını, adayı, denizi, kısacası sade yaşamları, romanında aktarır. Yazar, özellikle
yoksul insanların yaşadıkları karşısında yılmayıp umuda sarılmalarını, yorgunluklarını,
emeklerini, yeni bir dünya için yeniden kollarını sıvamalarını, büyük bir duyarlılıkla işler.
Yazar, düşlediği dünyaya ait ayrıntıları Havada Bulut adlı kitabında dile getirir. Sait Faik’in
dünyası haksızlıkların olmadığı, insanların hepsinin mesut olduğu ve herkesin bulduğu,
doyduğu bir dünyadır. Yazar, hırsızlıkların, başkalarının hakkına tecavüz etmelerin sokaklarda
sefillerin bulunmadığı bir dünya ister. Sait Faik, Havada Bulut adlı kitabında açıkladığı yeni
dünya düşüne ait eşit, adil ve özgür dünyanın izlerini Medarı Maişet Motoru romanında
Fahrettin Asım ve diğer kahramanların aydınlık dünyası olarak işler.
Burgazada’da Kir Dimitro’nun berber dükkânının tasviri ile başlayan olaylar, Dimitro
hakkında verilen bilgilerle devam eder. Dimitro, İstanbul’un yerli azınlıklarındandır.
Patrikhanede kâtiplik yapan babasını kaybedince, bir berberin yanında çırak olarak işe başlamış
daha sonra ise ünlü bir berber olmuştur. Yanlış evlilikler yapması nedeniyle sıkıntılı günler
yaşadıktan sonra Dimitro, kendisi hakkında söylenenlere dayanamayıp İstanbul’u terk eder.
Uzun zaman farklı yerlerde çalıştıktan sonra Burgazada’ya yerleşip bir dükkân açar. Adada
herkes tarafından tanınan Dimitro, adanın yerlisi olup çıkar. Ada’da “Kondos” lakabıyla bilinen
Ali Rıza; Melek, Hikmet isimli çocukları ile yaşamaktadır. Daha önceleri küçük bir kasabada
istasyon şefliği yapan Ali Rıza, geçirdiği bir rahatsızlık sonucunda işinden olur. Eşini de
kaybedince kızı Melek ve yolda bulup evlatlık olarak aldığı Hikmet ile birlikte Burgazada’ya
II. Uluslararası Sosyal Bilimler Sempozyumu 18-19-20 Mayıs 2017
Alanya
2
yerleşir. Çalışmayan, sarhoş ve serseri olan Ali Rıza, adadakiler tarafından hiç sevilmez.
Melek’i Kir Dimitro’nun yanına berber çırağı olarak verir. Ali Rıza ve çocukları çok zor
şartlarda yaşamaktadırlar. Yaşadıkları bodrum katı, rutubetli, karanlık, dağınıktır. Hikmet’in
Medarı Maişet adlı motorda muavin çalışıp kazandığı parayı da Ali Rıza elinden alarak içkiye
vermektedir.
Romanın ilk kısmından sonra bir başka hikâyeye geçen yazar, evin tek çocuğu olan
Fahri’nin hayatını anlatmaya başlar. İstanbul Maçka’da zengin ailesiyle birlikte oturan
üniversite öğrencisi Fahri, evin hizmetçisiyle aralarında bir gönül ilişkisi olması nedeniyle ailesi
tarafından İzmit’e amcasının yanına tatile gönderilir. İzmit’te su kenarında kitap okuyarak
günlerini geçiren Fahri, Fahrettin Asım ile tanışır. Fahrettin Asım ile yaz boyunca arkadaşlık
ederler. Bu arada Ali Rıza Melek’ten parasını alıp içkiye vermeye devam eder. Melek,
babasından saklayıp biriktirdiği paralarıyla bir berber dükkânı açar.
İkinci bölümde tifoya yakalanan Fahri, hava değişikliği için Ada’ya gönderilir. Melek’in
Fahri’yi dükkâna çekmek için onun yoluna çıkmasıyla ikisinin yakınlaşmaları başlar. Fahri,
hastalığı ilerleyince görünmez olur. Melek onu merak eder ve hasta olduğunu görünce bütün
gece onun yanında kalır. Bunun üzerine dedikodular çıkar ve Melek babasından dayak yer.
Melek’in babasına kendisine karışması durumunda bir daha para vermeyeceğini söylemesi
üzerine Ali Rıza’nın sesi çıkmaz. Kısa bir süre sonra Fahri ölür. Melek, dükkân ile artık
ilgilenecek durumda değildir. İşlerin bozulmasına ve kızının adının çıkmasına sinirlenen Ali
Rıza dükkânındaki her şeyi kırar. Bunun üzerine Melek, Ada’yı terk eder. Beyoğlu’na yerleşip
kendisine orada bulur. Burada da kendisini bulup para isteyen ve onu rahatsız eden Ali
Rıza’ya izini kaybettirmek için uğraşan Melek, evlenir bir çocuğu olur ve ortadan kaybolur.
Hikmet ise Melek’in gitmesiyle artık eve uğramaz. Kaşık Adası’na bekçi olunca Mustafa,
Recep, Hasan adlı arkadaşlarının yokluk içinde olmalarına acıyıp onları yanına alır. Ancak onlar
adadaki köşkleri soyunca Hikmet de onlarla beraber suçlu bulunarak hapse atılır. Hikmet,
hapishanede Ali Rıza ile karşılaşır. Ali Rıza içki içip camları kırdığı için içeri atılmıştır. Ona
göre bedava ekmek bir tek hapishanede vardır. Baba oğul esrarlı sigara içip hayallere dalar.
Hikmet Medarı Maişet motorunun battığını görür ve böylece roman biter.
Yazar, Medarı Maişet Motoru’nda üç kahramanın ütopik özlemine yer verir. Kavaz’a
göre (1990: 136), Sait Faik’in son dönem eserlerinde kahramanların birlikte yaşadıkları
insanlardan kaçma arzuları baskındır. “Bu kaçış kendinden kurtulma şeklinde değil, hayat
tarzlarına intibak edemediği insanlardan uzaklaşıp idealindeki toplumda yaşama biçimini
almıştır.” Yeni bir yaşam kurma, bulunduğu ortamdan kaçıp bir adaya sığınma hayalini kuran
Hikmet ve ortak bir yaşam, herkesin eşit kazanca sahip olduğu adaletli bir dünya kurmak
II. Uluslararası Sosyal Bilimler Sempozyumu 18-19-20 Mayıs 2017
Alanya
3
isteyen Fahrettin Asım’ın ütopyası, Sait Faik’in adaletsiz dünyaya çözüm olarak sunduğu
alternatif dünyalardır.
Hikmet, daha önce Kaşık Adası’nda kurmayı planladığı yaşam için arkadaşları ile yer
seçtiklerini hatırlar. Bu adaya yerleşmeyi ve Robenson Crusoe gibi tek başına bir yaşam
kurmayı hedeflemektedir. Adada çalışanların çoğu 14-15 yaşlarında işe başlayan çocuklardır.
Hikmet, Melek ve diğer çocuklar genellikle zor şartlarda çalışırlar ve çocukluklarını
yaşayamadan hayatın zorluklarıyla mücadele etmek zorunda kalırlar. Hikmet’in çocukluğundan
beri tek düşüncesi, Robenson gibi ıssız bir adada kulübesini yaparak birkaç kişilik komün
kurmak ve yoksulluktan kurtulmaktır.
“Buraya geçiyorduk. Hepimizin içinde bir Robenson havası esiyordu: Gemi batmıştı.
Bir sal parçasının üstünde idik. Hali bir adaya çıkacaktık. Bir kulübe yapacaktık, keçiler
yetiştirecektik…”(MMM, 44)
Hikmet’in kurduğu ıssız bir adada Robenson tarzında bir yaşam kurmak diğer
arkadaşlarının da hayalidir. Ancak adaya gittiklerinde bu büyülü hayalin bozulmaması için
kimse diğeri ile tasarısını paylaşmaz. Herkes kendi kulübesini yapacağı yerin hayalini kurmaya
devam eder. Hikmet’e göre yedi kişinin hepsi de Robenson olmanın ve yeni bir yaşam kurmanın
peşindedir.
“Bu güzel hayalleri bozmamak; herkes, kendi Robensonluğunu diğerleriyle
paylaşmamak için konuşmuyorduk. Çünkü yedi kişinin yedisi de Robenson’du.” (MMM, 45)
Sait Faik, Hikmet’in adadaki hayali dünyasının çok fazla ayrıntısını vermeden bir düş
halinde arzuladığı yaşama değinerek bir başka hayatı yazmak için kalemine sarılır. Yazar, alt
sınıfa mensup insanların isteklerinin gerçekleştiği ve insana yaraşır bir hayat için sefalet ve
yoksulluğun ortadan kaldırıldığı bir düzen gerektiğinden bahseder. Kahramanların insanca bir
yaşam sürmek için özel mülkiyetin kaldırılması ya da egemen sınıfın sahip olduklarına sahip
olma isteğinde oldukları görülür. Özel mülkiyete bir çözüm olarak Sait Faik kahramanlarını
kimsenin mülkiyetinde olmayan denizlere yönlendirir. Deniz, sadece özel mülkiyet olmayan bir
alan olduğu için değil, aynı zamanda özgürlüğü de temsil ettiği için kahramanlar yeni
yaşamlarını orada kurmak ister. Hikmet, ıssız bir adada kuracağı yeni yaşamında keçilerini
besleyip kendisinin belirlediği şekilde bir yaşam sürecek, kimseye hesap vermeyecek, geçim
derdine düşmeden huzurlu bir yaşam kuracaktır. Kahramanların denizi tercih etmesinin sebebi,
denizin kimsenin özel mülkü olmaması ve özgürlüğün mekânı olması nedeniyle yeni bir yaşam
kurmak için en uygun yer olmasıdır.
II. Uluslararası Sosyal Bilimler Sempozyumu 18-19-20 Mayıs 2017
Alanya
4
“İşte niyetim o vergili, kırağılı, tohumu çürüklü topraktan çok denizle uğraşmak. Ne
tohumu var ne kırağısı. (…) Ne de sınır “benim malım” demek kaygısı…”(MMM, 81)
Sait Faik, her kahramanın hayatından parça parça yeni yaşam hayalleri aktararak
kurduğu yeni dünya düzenini tanıtır. Fahri’nin düşlediği mütevazı ama ideal yaşamı kız
arkadaşına gönderdiği mektup ile ortaya koyar. Denizde özgürce, kimseye hesap vermeden
kendilerine yetecek kadar küçük bir dünya isteyen Hikmet ve Ragıp’ın aksine Fahri toprakla
haşir neşir olacağı, küçük bir çiftlik kurarak çocuklarını ve başka insanları yetiştireceği bir hayat
arzular. Yeni çiftlikte kimsenin hakkına girmeden, kimsenin toprağına el koymadan arazileri
sahipsiz ya da devlete ait olan ama herkesin eşit olarak faydalanabileceği toprakların ekilmesini
planlar. Bütün toplumun faydalanabileceği koyun ve hayvanların bu topraklarda beslenmesi ile
kurulacak yeni düzende kimsenin kötülük yapmayacağına inanır. Fahri’ye göre böyle bir düzen
kurulur, zenginler başkalarının hakkını elinden almazsa, yeni doğacak çocukları ağalık
sistemine karşı bir anlayışla yetiştirilirlerse dünyanın en güzel köşesini kurulmuş olur. İlk
ütopyaların birçoğunda işlenen önceleri adil, eşit bir dünyanın var olduğu ancak zamanla toprak
zenginlerinin, ağaların toprak hâkimiyetine dayalı güçleri sayesinde insanı köleleştirdikleri,
özgürlüklerini ellerinden aldıkları şeklindeki düşünce, Fahri’nin kurmak istediği yeni dünyada
da eleştirdiği durumdur. Fahri’ye göre önceleri insanın ihtiyacını karşılayacak kadar toprağı
vardır ve insanoğlu mutludur. Dünya üzerindeki anlaşmazlıkların, yoksullukların ve
adaletsizliğin kökeni kuvvetlinin zayıftan toprağını almasına kadar dayanmaktadır.
Fahri, kız arkadaşına yazdığı mektupta daha önce beraber düşledikleri yaşamı
uygulamaya geçirebilirlerse geçim kaynaklarının neler olacağını açıklar. En ideal ve en basit
geçim kaynağının toprak olacağına karar verir. Kız arkadaşından mektubuna olumlu cevap
gelirse babasından kendisi için iki yüz dönüm arazi almasını isteyecek bu topraklar üzerine bir
çiftlik kurmak için uğraşacaktır. Kuracağı çiftlik için bütün memleketin etrafını dolaşarak en
uygun alanı belirlemeye çalışan Fahri, duvarı kireçle sıvanmış toprak odalar, yeşermiş arpa
tarlaları, kiraz ve vişne ağaçları ile rengârenk görünen tarlalar, bu tarlalarda çalışan mahalle
kızlarının patates toplamalarına kadar her durumu hayal eder. Herkesin dost olduğu,
yardımlaştığı, eşit olduğu küçük, sessiz ama tertemiz bir dünya hayali kurar. Bu yeni dünyada
kimsenin kimseye bir üstünlüğü yoktur; çünkü herkes eşit imkânlara sahip olacaktır. O ise
herkesle dost geçinen, çalışanların hakkını fazlasıyla veren sessiz, iyi bir insan olacaktır.
Türkçe bilmez bir Boşnak kadın, çınara bağlanmış onu görünce kişneyen bir at,
filiz vermiş patates, dalgalanan arpa tarlası, vişne, kiraz ağaçları… Beride bir çit,
ağzına kadar dolu öküz arabaları… O herkesle dost, iyi, sessiz bir üç yüz dönüm
sahibi adamdır.” (MMM, 105)
II. Uluslararası Sosyal Bilimler Sempozyumu 18-19-20 Mayıs 2017
Alanya
5
Kız arkadaşına evlilik teklifinde bulunan Fahri, onun için kurmayı düşündüğü yeni
dünyada beraber toprağı kalkındırarak tüm güzellikleri elde etmeyi teklif eder. Kız arkadaşı
üniversitedeki tahsil hayatını sonlandırarak kendisiyle birlikte bu küçük köye yerleşmeyi kabul
ederse daha önce hayal ettikleri türlü türlü mesleklerin hepsini bir kenara iterek hem toprakla
hem de hayvanlarla içe olacakları bir hayata başlayacaklardır. Fahri’ye göre en basit ve en
temiz yaşama yolu toprakla iç içe olmaktır.
İnsanoğlunun en basit, en temiz geçinme yolu, en büyük, en şerefli işi toprak
kalmış. Kendi emeğiyle toprağı ekip biçerek yahut kendinden başka türlü
görmediği insanlarla ekip biçerek yaşama tarzı en namuskâr bir çalışma tarzı
olduğu bence muhakkak. (MMM, 103)
Fahri, kuracağı çiftlik hayatında zenginliğe, sınıf ayrımına yol açacak ağalık, çiftlik
sahibi gibi imtiyaz belirten unvanlara yer olmayacağını açıklar. Fahri; toprağı, hayvanları,
insanları seven kız arkadaşına ideal bir olarak çobanlığı önerir. Bereketli topraklarda
yetiştirecekleri hayvanlar sayesinde sadece kendilerine değil başkalarına da kazanç yolu
sağlamış olacaklardır. Besledikleri sürü ortak olacak, bütün çevre köylerden insanlar bu sürüden
faydalanacaktır. Zengin olmadan, kimseden bir şey çalmadan kuracakları bu hayatta hem
Allah’a karşı hem de insanlığa karşı hiçbir suç işlememiş olacakları günün hayalini kurar.
Ben sana ideal bir çobanlık teklif edeceğim. Burada küçük, miri tepeler var. Otları,
yoncaları dizlerime çıkıyor. Evet, sürü bizim ama etraf köyler de bizim sürüden
istifade edebilecek vaziyette. Hiçbir şey çalmış olmayacağız. Allah’a karşı değil,
insanlara karşı en az günah işleyen biz olacağız, bu muhakkak! (MMM, 104)
Giyim kuşam konusuna açıklık getiren Fahri, diğer insanlarla eşit olduğunu göstermek
için çuhadan elbiseler giyeceğini, herkesin çalıştığının hakkını tam olarak alacağını belirtir. Kız
arkadaşından olumlu bir cevap gelmezse evlenip çocuk sahibi olacağı bir Boşnak kadını
hayalini kurar. Çiftlikte kendisiyle beraber her işe koşan, sahip olacağı iki çocuğunun annesi
olan bu kadını babası ölmüş, annesi ile yalnız kalmış biri olarak hayal eder. Ancak bu hayalde
melankolik bir taraf olduğunun kendisi de farkındadır. Kurduğu hayalin gerçekleşme ihtimalinin
zayıf olduğunu bilmektedir.
Bu kadın, burada yaşamaya karar verdiği, ötekinden hiçbir haber çıkmadığı zaman,
babası yeni ölmüş, dul anasının yanında kara zleri, tombul vücudu, pamuk
elleriyle, “Sana alıverelim onu!” dedikleri bir kızdır. Bu çocuklar kendi
çocuklarıdır. (MMM, 105)
II. Uluslararası Sosyal Bilimler Sempozyumu 18-19-20 Mayıs 2017
Alanya
6
Fahri’nin beklediği cevap bir türlü gelmez ve o artık kız arkadaşıyla daha önce kurduğu
bu hayalin samimiyetinden şüphe eder. Kız arkadaşına istediği bu hayatı sunduğu halde, cevap
alamayan Fahri, sevdiğinin düşlerini şairlerin yalnızca bir arzudan ibaret olan düşlerine benzetir.
Mektuplarına cevap alamayan Fahri, okulu tamamen bırakır ve memlekete kesin olarak
yerleşmeye karar verir. Herkesten uzakta su kıyısında eline ne geçerse okumakla zaman geçirir.
Fahri, akarsu kenarında garip bir adam olan Fahrettin Asım’la karşılaşır. Aralarında
kitaplar, insanlar, toplum hakkında çeşitli konuşmalar geçer. Fahrettin Asım’la olan dostlukları
ilerleyince Fahrettin Asım, aslında bir köyde öğretmen olduğunu, yazları akarsuyun kenarına
gelerek burada özgürce yaşadığını anlatır. Fahrettin Asım toplumdaki eşitsizlikten,
aksaklıklardan, sömürüden rahatsızdır. Bu nedenle birçok durumu sorgulayan, toplumdaki
aksaklıklarının giderilmesini isteyen bu adam, diğer insanlardan farklı düşüncelere sahiptir.
Fahrettin Asım’ın adalet, eşitlik, eşit kazanç, güzel bir dünya ile ilgili düşünceleri Fahri’nin
hoşuna gider. Medarı Maişet Motoru’nun yasaklanarak toplatılmasına neden olan cümleler de
Fahrettin Asım’a aittir. Fahrettin Asım, ekonomik gelirin sadece belli bir kesimin elinde
toplanmasına karşıdır. Çünkü bütün toplumu doyuracak kadar ürünün tek bir elde toplanması,
toplumun diğer üyelerinin hak ettiği kazancı elde edememesine neden olmaktadır.
Kendi kendine dersin ki: “Yarabbim! Bir insana, bir senede şu verdiğin buğday,
mısır, patatesi, yirmi beş köylü bir kasabaya versen o kasaba da köyleri de doyar!
(…) Akşamları yarım lirasını almış giden, boynum kalınlığında bilekli çocukların
feragati beni kıvrandırır, kahvelerinde oturur, önüme gelenle kavga ederim. Bana
toprak sahibi olmaktan bahsetme arkadaş! (MMM, 107)
Fahrettin Asım her cümlesinde haksızlığa karşı direndiğini, toprak sahibi olmakla
insanlığını kaybedenlere karşı isyanda olduğunu anlatır. Ona göre toprağın asıl sahibi toprakla
dövüşendir. Arabayla, kırbaçla, yağız atla mağrur bir şekilde gezinip harman savrulurken
seyreden, sigara yakan, çalışan kadınlara daha da gayretli olmaları konusunda sürekli uyarıda
bulunan adamın bir değeri yoktur. Fahrettin Asım kullanmadığı, boş kalan arazide yetişen
sazlıkları, gölü, hatta kurumuş gereksiz dalları bile insanlardan saklayan böylesine adamların
daima zararda olduğuna inanır. Çünkü onun gibileri toprak sahibi olsalar da ihtiyaç sahibi
olanlarla hiçbir şeylerini paylaşmazlar. Eşitsizliğin yarattığı bu durum insanı çalmaya, zarar
vermeye yöneltir. Bu durumda insan, kendisinden üstün olan her ne varsa hepsini alaşağı edecek
işlere girişmeye başlar. Böylece bireyler kendisine üstün olan güçle aynı imkânlara sahip olmak
ya da o güce sahip olanların kendi seviyelerine düşmesini dilerler.
Ormandan çingeneler her sene dünya kadar ağaç devirirler. Ne yapsınlar? Hâlbuki
çingenelere sepet örmek için, beş on dal lazımdır. Hem de en deli, en işe yaramaz
II. Uluslararası Sosyal Bilimler Sempozyumu 18-19-20 Mayıs 2017
Alanya
7
dallar. Vermez beyim! Bedava vermez, parayla da… Onlar da bilerek, zulüm olsun
diye, gider, koca ağacı devirirler. Yakın köyün halkı, bu tembel adama diş biler.
Koyunlarını çalarlar. (MMM, 108)
Toprak sahiplerinden daha zengin olduğuna inanan Fahrettin Asım’ın dünyasında her
şey herkese aittir. Su, balıklar, kuşlar yani dünyadaki bütün varlıklar insanın hizmetindedir.
Karnını doyurup huzurlu uyuyabildiği su kıyısı onun bütün dünyasını oluşturmaktadır.
Fahrettin Asım’ın ütopik dünyasında çalışma ilişkileri de bir düzene bağlanmıştır. O, hiçbir
insanı köle ya da uşak gibi çalıştırmayacak bir sistemin varlığını onaylar. İnsanların bütününün
yaratılışında özgürlük ve sevgi olduğunu belirten Fahrettin Asım’a göre eğer toprağa bağlı bir
düzen kurulacaksa da bölüyapılmalı, bütün insanlar aynı işte sıra ile çalışmalıdır.
Köylülerle harman yapılacaksa bütün insanlar hatta toprak sahibi de sıra ile aynı işte
çalışmalıdır.
Bir insanı yanında uşak gibi kullandıracak her işten sakın! İnsanoğlu birbirinin
uşağı değildir, olamıyor. Hem bizim yaratılışımızdaki insanlar birbirine sevgi için
doğmuştur. Harmanını köylülerle beraber yap. Bir gün o harmanda çalışırsın, ertesi
gün, öteki köylünün harmanına gidersin.” (MMM, 109)
Fahrettin Asım kendisinin bile tahmin edemeyeceği bir şekilde dünyanın düzeleceğine
ve insanların daha mutlu olacaklarına inanır. Ona göre o gün geldiğinde sömürü düzeni son
bulacak, kimsenin kimseye uşaklık etmediği bir dünya düzeni kurulacaktır. Bu düzenin
sürekliliği için Fahrettin Asım, üstüne düşen görevi layıkıyla yerine getireceğini ifade eder.
Asım, Fahri’ye kendisinin asla uşak olamayacağını, tüccar da olamayacağını anlatır. Çünkü
ticarette dürüst bir şekilde mal alıp vermenin mümkün olmayacağına inanır.
Fahrettin Asım, kurduğu dünyada mutludur; ancak insanın var olanla yetinmeme,
eriştiği hayalin daha ötesine gitme arzusu onda da görülür. “Daha iyi bir dünyanın kurulması ne
kadar mümkündür” sorusuna cevap arayan ve kendisini filozof olarak ren bu adamın
dünyasının oldukça ilginç kuralları vardır. Onun deyimiyle “onun dünyasında hiç kimse şaraplar
içip etli yemekler, meyveler yedikten sonra kimsenin yüzüne ağız kokusunu üfleyemez”.
Onlarla aynı kıyafetleri giyip evine diğerlerinden daha fazla yiyecek yığarak refah içinde
yaşayamaz. Hangi yemek yenilecekse o dünyadaki bütün insanlar bu yemekten yiyecektir. Birisi
refah içinde çeşitli lezzetleri tadarken diğeri açlıktan kıvranmayacaktır. Ayrıca her şehir
birbirinin aynısı olmalıdır. Hiçbir şehir bir başka özelliği için özlenmemelidir. Onun şehrinin
sokaklarda serseriler değil şairler gezer. Her şehirde deniz vardır, deniz seyretmeye gidilir.
Çalışma saatlerinin uzun olmadığı bu yeni dünyada her şey hesaplıdır. Ekilmeyen tarla, boş
ormanlar, kullanılmayan göller yoktur.
II. Uluslararası Sosyal Bilimler Sempozyumu 18-19-20 Mayıs 2017
Alanya
8
“Yozgat’a deniz, İstanbul’a Yozgat gündüzleri karışmıştır. Memleketler şu veya bu
avantajından dolayı özlenilmez. Deniz seyretmeye gidilebilir. Çalışmak hesaplıdır.” (MMM,
112)
Sait Faik, romanında belli bir düzen ve disiplin olmasa da farklı kişilerin dünyalarından
yola çıkarak kurmaya çalıştığı ütopyanın esaslarını ortaya koymaktadır. “O, toplumun yansıması
olarak bireyi seçer. Yani Sait'in kafasında, bir toplum imajı vardır ve imajı bireye yansıtarak
eserine sokar” (Tanyeri, 2016: 90). Sait Faik bireyden yola çıkarak hayal ettiği topluma
ulaşmanın yollarını arar. Ekonomik eşitsizliklerin birey hayatında yarattığı olumsuzluklardan
duyduğu rahatsızlığa bir çözüm olarak görüşlerini dile getirip kurulması muhtemel olan yeni
toplumda insanca, her imkândan faydalanılan bir yaşam düşler. Ütopyanın yapısında bulunan
“insanın adil bir toplumsal düzende yaşamaya layık olduğu inancı” (Sevinç: 2004: 34), Sait
Faik’in ütopyasında da mevcuttur. Hikmet’in adalarda kurmayı düşlediği ada yaşamı,
hayatındaki yoksulluğu ve sefillikleri temizleyecek, kendisine ve topluma adil bir yeni yaşam
alanı yaratacaktır. Aynı şekilde Fahri’nin kız arkadaşıyla beraber kurmayı tasarladığı dünyada
eşitlik, sosyal adalet ve eşit kazanç fikri öne çıkmaktadır. Fahrettin Asım’ın ütopyasında ise
kıyafeti, yiyeceği, evleri, gelirleri ile herkes birbirine eşit olduğu için kimsenin kimseye uşaklık
etmediği, geçim sıkıntısı çekmediği bir dünya tasarımı mevcuttur. Bütün bu tasarılar,
toplumdaki aksaklıkları eleştirmekle kalmaz aynı zamanda soruna çözüm olarak alternatif bir
yaşam ve toplum projesi önermektedir. Bu toplum projelerinde deniz, l, orman, ağaçlar,
balıklar, evler yani kısacası yeryüzündeki her şey insanlar içindir. Bütün insanlar bunlardan
yararlanma hakkına sahiptir. Sınıf farklarının ve gelir uçurumun olmadığı bir toplum, roman
kahramanlarının olduğu kadar Sait Faik’in de arzuladığı bir düştür.
Kahramanların çoğu, yalnız olacakları ya da küçük bir dünyaya sığacak kadar insanın
olduğu bir yaşam istemektedir. “Bu yalnızlık onu “yapma cennetlere” yöneltecek, kendi
cennetini kimi zaman kendisi yaratacak, kimi zaman tabiatın insanlardan uzak bir yerinde,
insani zaafların olmadığı, kavgasız, rültüsüz, hırssız bir dünyada bulacaktır. Bu dünyada
deniz vardır. Balıklar, balıkçılar, ağaçlar, kuşlar, böcekler vardır” (Aslan, 2012: 158).
Romanda Hikmet’in düş adasıyla başlayan özlem bir deniz ütopyasıdır. Ada şartlarını
yaşanabilecek seviyeye getirmek ve denizden olabildiğince faydalanarak kimseye muhtaç
olmadan geçinmek, onun için yaşanabilecek en güzel yaşamdır. Fahrettin Asım ve Fahri’nin
dünyası ise daha çok toprağa bağlı bir ütopyaya işaret eder. Ancak onların da özellikle ifade
ettiği husus, kimseye ait olmayan toprak, deniz ve orman gibi alanlardan eşit şekilde
faydalanmayı sağlayacak bir sistemin kurulmasının gerekliliğidir. Dünyadaki yapay cennetlerin
peşine düşen her insan gibi Sait Faik ve kahramanlarının çabaları da sonuçsuz kalır. Hikmet,
arkadaşlarının hırsızlık yapması sonucunda işbirlikçi olarak suçlanarak hapse düşecek, Fahri,
II. Uluslararası Sosyal Bilimler Sempozyumu 18-19-20 Mayıs 2017
Alanya
9
yağmurlu günlerin başlaması üzerine su kıyısındaki arkadaşının çoktan öğretmenlik yaptığı
köye doğru habersizce çıkıp gittiğini öğrenecektir. Tamamen yalnız kalan Fahri, kurduğu düşü
gerçekleştiremeden hastalığına yenik düşecek ve hayatını kaybedecektir. Böylece kurmak
istedikleri kavgasız, kinsiz, hırssız dünya sadece bir düş olarak kalır.
Kaynakça
Abasıyanık, S. F. (2016). Medarı maişet motoru. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.
Aslan, B. (2012). Günebakan yeni Türk edebiyatı değerlendirmeleri. İstanbul: Kesit
Yayınları.
Kavaz, İ. (1990). Sait Faik Abasıyanık yazar ve eser. Doktora Tezi, Fırat Üniversitesi,
Elazığ.
Kudret, C. (2009). Türk edebiyatında hikâye ve roman III. İstanbul: İnkılap Yayınları.
Sevinç, A. (2004b). Ütopya: hayali ahali projesi. İstanbul: Okuyanus Yayınları.
Soyşekerci, H. (2015). “Sait Faik’in yasaklı romanı “Medarı Maişet Motoru”. Erişim
tarihi:10 Aralık 2015. k24 Bağımsız İnternet Gazetesi: http://www.
t24.com.tr/k24/yazi/sait-faikin-yasakli-romani-medari-maiset-motoru485.
Tanyeri, K. (2016). Toplumcu gerçekliğin kararsız ismi: Sait Faik. Kasaba’dan Esinti
Dergisi, (9), 88-90.
II. Uluslararası Sosyal Bilimler Sempozyumu 18-19-20 Mayıs 2017
Alanya
10
ResearchGate has not been able to resolve any citations for this publication.
ResearchGate has not been able to resolve any references for this publication.