ArticlePDF Available

BİR VAROLUŞ MÜCADELESİ OLARAK 'ATEŞTEN GÖMLEK' ROMANINA SÖYLEM ANALİZİ İLE YAKLAŞIM

Article

BİR VAROLUŞ MÜCADELESİ OLARAK 'ATEŞTEN GÖMLEK' ROMANINA SÖYLEM ANALİZİ İLE YAKLAŞIM

Abstract

This study examines the social-historical novel titled "The Shirt of Flame", which allows the reader interpret history from an unorthodox source of history. The backstage of the novel is woven with history and ideology that can be inferred from the title of the novel, and the novel itself is loaded with metaphors and symbols. Therefore, this study follows the discursive analysis as its approach. The characters of the novel, and their stories and life struggles reflect the survival-existential struggle of the society. The discursive analysis reveals that the author, Halide Edib, intended to associate the prewar and postwar personal life stories of the characters with the transition from the Empire to the nation-state of Turkey. This association symbolizes the birth fangs of nation-building during which people sacrificed their lives for, thus, the metaphor revolves around "the new life" and "the old life". With labeling the novel as "The Shirt of Flame", Halide Edib idealized the characters who supported the national cause while marginalizing those against it. This study aims to demonstrate how the narrative of the novel embodied the contrast between the "new" and "old" life through the characters and their actions.
BİR VAROLUŞ MÜCADELESİ OLARAK ‘ATEŞTEN GÖMLEK ROMANINA
SÖYLEM ANALİZİ İLE YAKLAŞIM
The Existential Struggle in “The Shirt of Flame”: A Discursive Analysis Approach
Emre TÜRKMEN*
Gazi Türkiyat, Güz 2017/21: 181-195
Öz: Bu çalışmada toplumsal tarihle iç içe olan ve tarihi farklı bir kaynaktan okuma imkânı veren
Ateşten Gömlek romanı incelenmiştir. Tarihsel ve ideolojik arka plana sahip olan ve romanın adında
da somutlaştığı gibi ideolojik göstergelerle yüklü bu eseri çöz ümlerken söylem analizi yöntemi
kullanılmıştır. Böylece romanda anlatılan kişiler, onların hikâye ve mücadeleleri üzerinden toplumun
varoluş mücadelesinin nasıl anlatıldığı ortaya konmuştur. Analiz sonucunda roman kahramanlarının
savaş öncesi ve sonrasındaki hayatları ile imparatorluktan ulus devlete geçiş süreci arasında bir
özdeşlik kurulduğu tespit edilmiştir. Eski hayat ve yeni hayat olarak tanımlanabilecek bu özdeşlikle
uğruna mücadele ve can verilen, kapısı aralanan ulus inşası saklıdır. Varoluş mücadelesinin adının
Ateşten Gömlek başlığıyla işaretlenerek mücadeleyi veren kişilerin idealize edilişi, bu mücadelenin
karşısında olan kişilerin ötekileştirilişi, yeni ve eski hayat arasındaki karşıtlığın kişi ve eylemler
üzerinden nasıl somutlaştırıldığı açıklanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Ateşten Gömlek, Söylem Analizi, Varoluş Mücadelesi
Abstract: This study examines the social-historical novel titled “The Shirt of Flame”, which allows
the reader interpret history from an unorthodox source of history. The backstage of the novel is woven
with history and ideology that can be inferred from the title of the novel, and the novel itself is loaded
with metaphors and symbols. Therefore, this study follows the discursive analysis as its approach. The
characters of the novel, and their stories and life struggles reflect the survival-existential struggle of
the society. The discursive analysis reveals that the author, Halide Edib, intended to associate the pre-
war and post-war personal life stories of the characters with the transition from the Empire to the
nation-state of Turkey. This association symbolizes the birth fangs of nation-building during which
people sacrificed their lives for, thus, the metaphor revolves around “the new life” and “the old life”.
With labeling the novel as “The Shirt of Flame”, Halide Edib idealized the characters who supported
the national cause while marginalizing those against it. This study aims to demonstrate how the
narrative of the novel embodied the contrast between the “new” and “old” life through the characters
and their actions.
Keywords: The Shirt of Flame, Discursive Analysis, The Existential Struggle
GİRİŞ
Ateşten Gömlek, 1922’de İkdam gazetesinde tefrika edilmiş, 1923’te kitap olarak
yayımlanmıştır
1
. Türk milletinin tarihte vermiş olduğu toplumsal ve siyasi alanda
yeniden var olma savaşını konu edinen roman, Halide Edib Adıvar tarafından kaleme
* Arş. Gör., Karadeniz Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı ABD, Trabzon/TÜRKİYE.
emreturkmen@ktu.edu.tr Gönderim Tarihi: 02.03.2017. Kabul Tarihi: 18.09.2017.
1
Çalışmada romandan yapılacak tüm alıntılar [AG] şeklinde kısaltılacaktır. Şu baskıdandır: Halide Edib
Adıvar (2012). Ateşten Gömlek (23. Basım). İstanbul: Can Yayınları.
182 | T ü r k m e n / Gaz i Türki ya t, Gü z 2017/21: 181-195
alınmıştır. Eserde önce İzmir, ardından İstanbul’un işgali üzerine gelişen Anadolu
hareketi Peyami, Ayşe ve İhsan üçgeninde aktarılır. Olaylar, savaş sırasında
yaralanarak hastaneye kaldırılan ve başındaki kurşunun çıkarılacağı ameliyatı
beklerken anıları gözlerinde canlanan dış işleri memuru Peyami’nin bakış açısından
aktarılır. Bu bakımdan bir anı romanıdır (Atalay 1991: 158).
Bu çalışma Kurtuluş Savaşı’nı varoluş mücadelesi temelinde ele alan Ateşten
Gömlek’in ideolojik göstergelere sahip olduğu iddiasındadır. Eserde imparatorluktan
ulus devlete geçiş süreci “eski hayat” “yeni hayat” karşıtlığı çerçevesinde ikna edici
kalıplarla sunulmaktadır. Kişilerin hangi niteliklerle idealize edildiği, ulus inşası ve
modernleşmeye kimlerin hangi söylemlerle öncü olduğu ve girişilen mücadelenin
nasıl meşrulaştırıldığı, meşrulaştırmalara kaynaklık eden söylemlerin
temellendirildiği açıklayıcı repertuvarların neler olduğunu incelemek çalışmanın ana
hedefleri arasındadır. Bu doğrultuda romanın tarihsel bağlamına mücadelenin
tarafları Avrupa ve Osman İmparatorluğu temelinde kısaca değinilerek incelenen
döneme ilişkin bir çerçeve çizilmeye çalışılacaktır. Nitekim Teun A. van Dijk, söylem
analizinde metnin üretildiği bağlamın anlaşılabilmesi için dönemin mevcut bilgi ve
ideolojilerinin dikkate alınması gerektiğine vurgu yapar (2009’dan aktaran Şah 2012:
210). Bu çerçevede Ateşten Gömlek’te Anadolu temelli Millî Mücadele recine nasıl
gelindiği, Avrupa’nın dönemin egemen gücü hâline nasıl dönüştüğü ve Osmanlı
İmparatorluğu’nun çöküşüne değinilerek bu özelliklerin romanda nasıl karşılık
bulduğu söylem analizi yöntemiyle ortaya konacaktır.
1. ATEŞTEN GÖMLEK BAĞLAMINDA AVRUPA VE OSMANLI İMPARATORLUĞU
Orta Çağ’ın kapanmasının ardından Rönesans ve Reform ile düşüncede büyük
değişikliklere neden olarak aydınlanma devri adını alan akla ve tecrübeye dayalı yeni
bir model ve sistem ortaya çıktı (Eroğlu 1990: 30). 1789 Fransız İhtilali ile pek çok
uygulamanın sonucu olarak devlet hukukileşti, hâkimiyetin kaynağı sosyalleşti,
toplum (halk) milletleşti, toprak (coğrafya) vatanlaştı. Aklı ve maddeyi, gayenin
hizmetine koymak isteyen hareket milliyetçilik adını aldı. Milliyetçilik düşüncesini
farkı kılan şey Eski Çağ ve Rönesans savaşçılarının aksine daha çok toprak egemenliği
değil tikel bir toprak parçası üzerinde yaşayan özgül bir grubun egemenliğiydi
(Eagleton 2011: 74). Avrupa’nın bu dönüşümü karşısında Osmanlı
İmparatorluğu’ndaki mevcut sistem Avrupa’da beliren liberal-kapitalist sistemin tam
karşıtıydı:
Çağdaşlaşmaya yüklediğimiz anlam çerçevesinde Osmanlılara baktığımızda görünen
manzara şudur: Her şeyden evvel Osmanlı, ziraat ve hayvancılığa dayalı bir ekonominin
ve cemaat ruhunun hâkim olduğu Ortaçağ imparatorluğudur. Çağına göre kendi ilmî ve
teknolojisiyle coğrafyasına, kültürüne, moral dünyasına hâkimdir ve diğer medeniyetlerle
temasını sürdürmüştür. Yarattığı model veya sistem kendine has yani orijinaldir. Bu
sistemiyle XIV-XV. ve XVI. yüzyıllarda, hem toplumların istediği ve ihtiyacı olan
At eş te n G öm l ek ’ Romanı na S öy le m Anal iz i i le Ya kl aş ım | 183
güveni, emniyeti, huzuru hem de yiyeceğini-içeceğini, giyim-kuşamını temin edecek
imkânları sağlamıştır. Buna karşılık, başta tımar sistemi olmak üzere Osmanlı modeli,
fertlerde hiçbir zaman zengin olma hayal ve ümidini uyandırmamış; dolayısıyla ferdî
zenginliğe müsaade etmemiştir. Nitekim “azıcık aşım, ağrımaz başım”, “işten artmaz,
dişten artar”, “bu günümüze de şükür”, “bir lokma, bir hırka” gibi halk deyişleri bu
anlayışın ürünüdür. Bu ifadeler sistemin özünü yansıtmaktadır. Bu durum ise,
Avrupa’daki liberal-kapitalist sistemin tam karşıtı bir anlayıştır (Kodaman 2005: 150).
Dönemin mevcut modelleri, Fransız İhtilali’yle uygulama alanı bulan, XIX.
yüzyılda bütün dünyayı etkileyerek yeni bir dünya düzeni vaat eden, aklı esas alan,
Liberal model; 1917 Rus İhtilali ile uygulamaya konulan, liberal kapitalizme alternatif
olduğu düşünülen, yeni bir dünya düzeni vaat eden Komünist model ve Osmanlı
İmparatorluğu’nun çöküşüyle geçerliliğini kaybetmiş Osmanlı modelleridir.
2
Mevcut
sistemler analiz edilerek seçici bir yaklaşımla her birinden faydalı ve uygun yönler
alınıp farklı bir senteze ulaşarak kendi sistemini kurmak “yeni hayatın” dolayısıyla
yeni devletin temel prensibiydi. Kurtuluş stratejisinin bir parçası olan vatan ise
uğrunda en şiddetli mücadeleler verilen maddi değerinin üstünde manevi bir değer
yüklenerek kutsallaştırılan kavram olacaktı.
İzmir ve ardından İstanbul’un işgali üzerine gelişen Anadolu hareketini anlatan
Ateşten Gömlek, toplumsal tarihle iç içe bir özellik taşımaktadır. Yazarın bizzat
katıldığı ve bir konuşma yaptığı Sultanahmet Mitingi’nin de eserde yer alma bu
durumu destekler mahiyettedir. Çalışmada yazınsal bir tür olarak romanın
toplumların siyasal, kültürel ve ideolojik portresini en canlı kesitiyle yansıtan bir ayna
olduğu (Tekin 2006: 7) şüncesinden hareketle yukarıda sözü edilen ideolojik
felsefenin izlerini Ateşten Gömlek adlı romanda söylem analizi yoluyla tespit
edilebileceği varsayılmaktadır.
2. YÖNTEM ÜZERİNE
Bu çalışmada söylem analizi yöntemi kullanılmıştır. Söylem analizi sadece bir
yöntem olmayıp sosyal alana ilişkin birçok teorik varsayımı öneren bütünlüklü bir
bakış açısıdır. Elçin Elçi (2012: 125), söylem analizinin açıklayıcı repertuvarlar, özne
pozisyonları ve ideolojik ikilemler olmak üzere üç analitik ilgi odağı olduğunu belirtir.
Açıklayıcı repertuvar, insanların açıklamalarını inşa edebilecekleri kültürel olarak
ulaşılabilir dilsel araç stokuna dayanır” (Burr 2012: 201). Açıklayıcı repertuvarla genellikle
benzetmeler ya da canlı imajlar etrafında toplanan konuşma figürleri, açıklamaları,
ayırt edilebilir terim kümeleri kast edilmektedir (Potter ve Wetherell 1995’den aktaran
Burr 2012: 60). Özne pozisyonları, “kimliğine ve yaşantısına bir temel sağlamak üzere kişi
tarafından belirli bir söylem içinde zaptedilebilen ya da kaplanabilen konuma işaret eder” (Burr
2
http://bayramkodaman.com/index.php?option=com_content&view=article&id=87:mustafa-kemal-ve-
devletin-kuruluu&catid=34:mak&Itemid=59b(erişim 27.06.2016).
184 | T ü r k m e n / Gaz i Türki ya t, Gü z 2017/21: 181-195
2012: 204). Özne pozisyonları tespit edilirken belirli açıklayıcı repertuvarlardan
yararlanılmaktadır (Edley’den 2001’den aktaran Elçi 2012: 125). İdeolojik ikilem, “bir
nesneyi sağduyunun kararsız, çelişkili ve ikili yapısı itibariyle inşa eden konuşma yollarının
tespiti”dir (Billig ve ark. 1988’dan aktaran Elçi 2012: 125). Diğer bir ifadeyle bir duruma
ya da nesneye dair konuşmalarda farklı ve birbirine zıt gibi görülen açıklayıcı
repertuvarların inşa edilmesiyle ideolojik ikilem ortaya çıkmaktadır (2012: 125).
Ateşten Gömlek’te uygulanacak yöntemin basamakları; “eski hayat” ve “yeni
hayat” karşıtlığı içinde sunulan ideolojik ikilemi ortaya koymak ve hangi açıklayıcı
repertuvarlara başvurularak öznelerin ne şekilde konumlandırıldığını ıklamak
olacaktır. Bu noktada dil, ideolojinin maddi bir biçimi olup ideoloji tarafından
kuşatıldığı görüşünden hareketle eserin dili kanıt gösterme işlevinde ele alınacaktır
(Fairclough 2003’den aktaran Özer 2011: 17). Diğer bir ifadeyle, eserde yer alan
kişilerin nasıl adlandırıldığı, hangi eylem, söz ya da kararlar neticesinde ne şekilde
değerlendirildiğini incelemek için söylemin inşasında etkili olan şahıs zamirlerine,
sözcük seçimlerine, etken-edilgen mle yapılarına ve özne tasvirlerine dikkat
edilecektir. Öyle ki dilin kullanımı ve söylemin üretiminde başvurulan söz konusu
yapılar, üretilen söylemin ideolojik olup olmadığı noktasında yahut buz dağının
görünmeyen kısmına dair değerlendirme yapılmasında etkin rol oynamaktadır (Van
Dijk 2006: 121-122-125). Söylemdeki mesajın belli bir yönde kodlanmasını sağlayan
ideolojinin yarattığı etki (Sancar 2014: 132) olduğu düşünüldüğünde, üretilen
söylemlerin analiziyle dönemin ideolojisi açıklanacaktır.
3. İNCELEME
3.1. Metin Başlığı: Ateşten Gömlek
Başlıklar metinde yer alan söylemin ne hakkında olduğunu ortaya koyar. Söylemin
taşıdığı en önemli alanı somutlaştırarak kolayca hatırlanmasını sağlar (van Dijk
2001’den aktaran Aygül 2012: 200). Bunun yanı sıra başlık, okuru yönlendirici nitelikte
olup metnin nasıl okunması gerektiği konusunda bilgi verir, zihni şekillendirir. Eserde
Ateşten Gömlek adlandırmasına ilk kez İhsan’ın sırtında tasvir edilirken yer verilir:
Kendi kendime, “İşte,” diyorum, “şu dik erkânı harp yakasının altında kızıl bir gömlek,
ateşîn bir gömlek var”. Bu zavallının teninden içine bu ateşin nasıl geçtiğini kendi
gömleğim gibi biliyordum. Bu kızıl gömleği Ayşe’nin gözleri tutuşturdu. Bu garip
mleği İhsan’dan başka acaba kaç kişi taşıyacak? İhsan’ın içindeki fırtınanın, ihtilâlin
soğumasına imkân vermeyen, insanı; keselerli (uyuşuklukları) ve taabı (yorgunluğu) ateş
sathında yakan “Gömlek!” (AG: 70-71).
İhsan’ın üzerindeki gömleğin ateşini Ayşe’nin tutuşturduğu vurgulanmaktadır.
Burada ateşten gömlek ile kurtuluş mücadelesi, İhsan ile bu mücadelenin bir neferi
işaretlenmektedir. İhsan’ın Ayşe’nin aşkıyla üzerine geçirdiği ateşten gömlekle benzer
At eş te n G öm l ek ’ Romanı na S öy le m Anal iz i i le Ya kl aş ım | 185
Dil
İdeoloji
şekilde millet de vatan aşkıyla onları yakan ama uzaklaşamadıkları bu ateşten
gömleğin içinde kalmaktadır.
Serpil Sancar (2014: 99), yan anlamın, ideolojik anlamlamanın temel çözümleme
araçlarından biri olduğundan söz etmektedir. Bu noktada başlığın taşıdığı ideolojik
gösterge kurtuluş mücadelesi ile milliyetçiliktir. Ateşten Gömlek başlığının bir tablosunu
çizmek mümkündür:
Tablo 1. Metin Başlığı
Gösteren
Ses imgesi
Gösterilen
Yazılı materyal
Ateşten Gömlek
Gösteren
Ateşten Gömlek
Gösterilen
Kurtuluş Mücadelesi
Milliyetçilik
3.2. Yeni Hayat-Eski Hayat
Tablo 2. Yeni Hayat-Eski Hayat
AÇIKLAYICI REPERTUVARLAR
Yeni Hayat
Eski Hayat
Uğruna mücadele edilmesi,
can verilmesi
Yeni hayatın neden
gerekli olduğunu göz
önüne serilmesi
Peyami3
Ayşe4
İhsan5
Cemal6
Kezban
Anadolu Ordusu
Peyami’nin annesi
Salime Hanım
Gayrimüslimler
İngilizler
Yunanlılar
Ermeniler
İstanbul Hükûmeti
Halife Kuvvetleri
3
Romanda anlatılan olayları, başındaki kurşunun çıkarılacağı ameliyatı beklerken anıları gözlerinde canlanan
dışişleri memuru Peyami’nin hatıra defterine yazdıklarından öğrenmekteyiz: Yazdığım hikâye benden ziyade
sevdiğim insanların hayatına aittir. Fakat ben de onların arasında yaşıyorum ve kendi hayatım onların hikâyesi ile
başlıyor.” (AG: 19). Peyami, Ayşe’ye olan aşkından kendini Millî Mücadele’nin içinde bulur, Anadolu’yu
tanıdıkça eski hayatından uzaklaşır: “Artık Ateşten Gömlek arkamda, ateşten kamçı Ayşe’nin elinde onun götürdüğü
yola gidiyordum.” (AG: 90).
4
Ayşe, Cemal’in kız kardeşidir. İzmir’in işgali sırasında eşi Mukbil Bey ve oğlu Hasan Yunanlılar tarafından
öldürülür. Bunun üzerine İstanbul’a gelir.
5
İhsan, Cemal ve Peyami’nin arkadaşıdır. O da Cemal gibi subaydır.
6
Cemal, Peyami’nin annesinin amcasının oğludur. Ayşe’nin ağabeyidir. Subaydır.
186 | T ü r k m e n / Gaz i Türki ya t, Gü z 2017/21: 181-195
Anadolu’yu kurtarmak
Köhne ve karanlık
şeyleri halkı sefil ve esir
eden şeyleri temizlemek,
yıkmak
Öldürmek
İngilizlerle birliği
yapmak
Ateşten Gömlek taşıyan
neferler
İzmir askerleri
Milletin asi çocukları
Zalimlere haykıran
mazlumlar
Anadolu’daki Paşa
Yunanlılar
Ermeniler
İngilizlerin Halifesi
(Padişah)
İngilizler
Anadolu Ordusu / İhtilal
Ordusu
Millî Mücadele
Mazlum
Müslüman
Ankara / Anadolu’nun
kâbesi
Milletin asi çocukları
Halife Kuvvetleri
Kan Sergüzeşti
Zalim
Hristiyan
İstanbul
İngilizlerin Halifesi
Millî Mücadele’ye Taraf
olma
Ulus devlet: Yeni Türkiye
Millî Mücadele’ye
Taraf Olmama
İmparatorluk: Osmanlı
İmparatorluğu
Öne çıkarılan kimlik Türk kimliğidir.
Türk milliyetçiliğiyle oluşturulan bütünün kalıcı olmasını
sağlamak, varoluş mücadelesini gözler önüne sermek.
3. 2. 1. Yeni Hayat
Ateşten Gömlek romanında Peyami üzerinden üretilen “yeni hayat” kavramı
vardır. Bizim gördüğümüz yeni hayat ile uğruna mücadele edilen, can verilen ve
idealize edilen hayat kastedilmektedir. Yeni hayat ilk olarak romanın anlatıcısı Peyami
üzerinden eski ve manasız hayat ile mukayese edilerek inşa edilir: “Yalnız hatırladığım
şey Cemal’i sevmiş olmamdır. Ve zannediyorum ki nim uyku, nim rüya gibi gelen eski manasız
hayatıma evvela beni, o veda ettirdi”. (AG: 24). Cemal ile eski hayatına veda ettiğini
düşünen Peyami, Cemal’den önceki kendi ifadesiyle silik ve cansız hayat hikâyesini
anlatılacak derecede önemli görmemektedir.
Sultanahmet Mitingi yeni hayatın dolayısıyla onun meşru adı Türkiye’nin âdeta
manifestosudur. Türkiye adına ilk kez Sultanahmet Mitingi’nin yer aldığı bölümde
rastlanır. Bu yönüyle Sultanahmet Mitingi yeni hayatın önemli bir parçası olmaktadır:
Yeni Türkiye’yi doğuran esrarlı ve ilahi ruh mu bu merasimi bu millete öğretti? Yoksa
At eş te n G öm l ek ’ Romanı na S öy le m Anal iz i i le Ya kl aş ım | 187
İzmir’in zümrüt yamaçları, altın meyveleri, bal akan bağları üzerinden geçen kan ve ıstırap
kasırgası mı burada tekerrür ediyor?” (AG: 50-51).
İstanbul’un işgali üzerine 23 Mayıs 1919’da tertiplenen mitingde konuşmacıların
biri de Ateşten Gömlek’in yazarı Halide Edib idi:
Bir gün gelecektir ki, daha büyük bir mahkeme, milletleri tabii haklarından mahrum
bırakanları mahkûm edecektir. O mahkeme bugün bizim aleyhimizde olan devletlerin
fertlerinden teşekkül edecektir. Çünkü, her ferdin içinde ezeli bir hak duygusu vardır ve
milletleri meydana getiren de fertlerdir…
Hükûmetler düşmanımız, milletler dostumuz ve kalbimizdeki haklı isyan kuvvetimizdir.
Bütün milletlerin haklarını kazanacağı gün, çok uzak değildir. O gün geldiği zaman,
bayraklarınızı alınız, bu maksat için canlarını veren kardeşlerimizi ziyaret ediniz. Şimdi
yemin edin ve benimle beraber tekrarlayın:
Yüreğimizdeki mukaddes heyecan, milletlerin hakları ilan edilinceye kadar devam
edecektir (Çalışlar 2010: 173).
Konuşma metninde geçen Hükûmetler düşmanımız, milletler dostumuz ve
kalbimizdeki haklı isyan kuvvetimizdir.” söyleminin izlerini Ateşten Gömlek’te görmek
mümkündür. Aynı söylem Sultanahmet Mitingi’nin okura aktarıldığı bölümde
Peyami aracılığıyla yeniden üretilmektedir: “‘Milletler dostumuz, hükûmetler
düşmanımız’ olmuştu.” (AG: 52). Dolayısıyla Halide Edib’in Sultanahmet Mitingi’ni bir
seyirci gözüyle çok canlı, gerçeğe uygun, heyecanlı bir biçimde anlattığı söylenebilir
(Atalay 1991: 162).
Sultanahmet Mitingi’nin eyleme dahil olan bireylerin birbirinden farklı statülere
sahip olmalarına karşın hamal, aydın, işçi, kadın toplumun her katmanını kapsayacak
biçimde kitleler hâlinde icra edildiği görülmektedir Türkiye’yi meydana getiren asıl
unsurların eylemi olan Sultanahmet Mitingi, yeni rejimin habercisidir:
İstanbul’un somurtkan, sessiz görünmez ihtiyarları. Arkalarında hangi zamana ait
olduğu bilinmeyen garip setreler, redingotlar içinden hafif, buruşuk boyunları
yükseliyor, gözlükleri altından yaşlar beyaz sakallarına alenen akarak ağlıyorlar. İpekli
bol çarşafları içinde buruşuk yanaklarına yaşlar akarak nineler geliyor. Sarı kırmızılı
basma entarisinin yeni çarşafından fırlamış, yemenilerin oyaları görünen küme küme
gözleri, gözleri kırmızı, yüzleri Fransız İhtilali’nde Versailles’a hücum eden kadınlar
alayının tablosu gibi o kadar çok kadın var ki… Hiçbiri ne önünü ne arkasını görüyordu.
Hamal ile genç münevverin, Karagümrüklü işçi, İstanbullu kadınla yüksek ökçeli süs
kadının, omuz omuza yüz yüze geldiği gündü. (AG: 48)
Hepsi itina ile giyinmiş, tıraş olmuş, hepsi dinî bir âyine gider gibi sessiz ve başları
önünde idi. Derin bir tek bir sadası bütün insan denizinin sathını titretti. (AG: 49)
Yeni hayat kişiler açısından ele alındığında değinilecek önemli aktörlerden biri
Ayşe’dir. Ayşe, uğruna mücadele edilen, can verilen ve idealize edilen yeni hayatın
sembol kişisidir. İzmir’in işgali sonucunda eşi ve çocuğunu kaybeder. İstanbul’a
gelmesiyle İhsan ve Peyami’nin sırtındaki ateşten gömleği tutuştur. Diğer bir ifadeyle
188 | T ü r k m e n / Gaz i Türki ya t, Gü z 2017/21: 181-195
varoluş mücadelesinin fitilini ateşler. Berhan Uygun Aytemiz, Ayşe’ ye ilişkin şu
sözlere yer verir:
Ayşe, Peyami’nin uğrunda Anadolu’ya geçtiği, kendisi için değişmek istediği kadın
kahramandır. Cemal’in hemen boyun eğdiği, iradesini teslim ettiği kız kardeşidir.
İhsan’ın uğruna ölümü göze aldığı, tek bir sözüyle, hizmet ettiği milli davadan bile
vazgeçebileceği yaratıktır. Anadolu’nun bağımsızlığı için çarpışan askerlerin anası,
bacısı, hemşiresidir (2001: 33).
İzmir’in işgali ardından Ayşe’nin İstanbul’a gelişi Peyami tarafından İzmir
geliyor” (AG: 45) şeklinde yorumlanır. Aytemiz’e göre bu ifade “milliyetçi eril söylem
üretilerek kadını kurtarılacak vatanla edilgin, erkeği ise kurtaracak milletle etkin
unsur olarak özdeşleştirilmesidir” (2001: 35). Ayşe’nin kurtarılması gereken İzmir ile
edilgin gösterilmesine karşın “cephede hemşirelik yapan Türk kadın tipi”ne örnek
teşkil etmektedir (Altınkaynak 2004: 49). Bu noktada Ayşe kurtarılmayı bekleyen
edilgin rolle sınırlı kalmaz: Pembe yemenili dilber köylü; beyaz gömlekli hemşire aramızdan
giderse, hakikaten yalnızın, demirin, ateşin adamı olup kalacağız, dedi.” (AG: 109). Anadolu
ile özdeşleştirilen romanın bir diğer kadın karakteri Kezban’dır. Ayşe ile ortak yönleri,
yakınlarını Batı kökenli kuvvetler tarafından yapılan işgallerle kaybetmeleri ve İhsan’a
olan ilgileridir. Her ikisi de cadele vermek için azimlidir ve Anadolu ile
özdeşleştirilmektedir: “İlk defa olarak Ayşe ile onun yüzündeki müşabeheti (benzerliği)
gördüm, aynı yeşil gözler ve kat’i çene… Bu, Anadolu’nun gözleridir” (AG: 135).
Ateşten Gömlek’te yer yer Mustafa Kemal Atatürk’e gönderimler vardır. Ayşe’nin
Peyami’ye yazdığı mektupta yer alan Anadolu’daki Paşa ifadesiyle kurtarıcı olarak
işaretlenir: O gece Zeyneb’le sabaha kadar oturduk. Bî-çare kadın hep Anadolu’daki Paşa’nın
gelip İstanbul’u kurtaracağını söylüyordu. Kim bilir belki…” (AG: 82). Yine Sakarya Günleri
adlı onuncu bölümde Zihni Efendi
7
ile Peyami arasında geçen diyaloglarda Paşa’nın
liderliği, feraseti ve azminden bahsedilir:
-Önünde küçük bir masa durur. Üstünde harita yayılıdır. Başı daima onun üstündedir,
elinde bir altın kalem, hep ölçer, çizer ve başını geriye çeker, gözlerini kısar bakar.
-Sana ne dedi?
-İlk götürdüğüm gün, beni ilk gördüğü için mi bilmem, yüzüme sert sert baktı. “Ne
haberi iyi mi, fena mı?” dedi. Şaşırdım: “….’inci grubun raporu,” dedim. “Anlatma, iyi
mi, fena mı söyle,” dedi. “İyi efendim,” dedim. “Getiriniz!” dedi. Kaşları çatık okudu,
hayli sert, “İyi değil, anlamamışsınız,” dedi. İkinci gittiğim zaman yüzümü tanıdı, yine:
“İyi mi, fena mı?” “Pek iyi değil Efendim,” dedim. “Veriniz,” dedi. Dikkatle okudu, bu
defa hakikî bir tekdir sesiyle, “Bu iyidir Efendi,” dedi. “Okuduğunuzu anlamıyorsunuz.”
Sonra müthiş bir vuzuhla, birkaç cümle neden iyi olduğunu anlattı. O akşam başka bir
kâğıt daha götürdüm. Girdiğim zaman titriyordum.
-Yine sordu mu?
7
Mustafa Kemal’e ilişkin izlenimler Zihni Efendi adında bir teğmen ile aktarılmaktadır.
At eş te n G öm l ek ’ Romanı na S öy le m Anal iz i i le Ya kl aş ım | 189
-Aynı şeyi, “Evvelâ fena gibi, sonra iyileşiyor,” dedim, aldı okudu, sonra yanında gözleri
harita üzerinde çalışan İsmet Paşa ile konuştu, konuştu.
Gözü bir aralık bana ilişince kaşları çatıldı ve getirdiğim kâğıdı imzaladı. Muhakkak beni
çok tekdir edecek sandım, fakat birdenbire ta gözlerimin içine doğru tatlı bir tebessüm
etti, “Al, çocuğum,” dedi, ben galiba en iyi haberi en son götürmüş olacağım. Onun
alelâde raporlardan bizim hatırımıza gelmeyen bir şeyler çıkarışı var ki…(AG: 186-187).
Ayşe’nin İngiliz gazeteci Mister Cook’a verdiği “İngilizler aflarını talep edenlere
versinler Mösyö, affı zalimler değil, mazlumlar verir”(AG: 60) cevabı Atalay (1991: 164 )
tarafından Mustafa Kemal’in de sesi olarak değerlendirilir. Çünkü Mustafa Kemal’e
göre “Adalet dilenmekle ve başkalarını kendine acındırmakla ulus işleri, devlet işleri görülmez,
ulusun ve devletin onuru ve bağımsızlığı güven altına alınamaz. Adalet dilenmek ve
acındırmak gibi bir ilke yoktur. Türk ulusu Türkiye’nin yarınki çocukları, bunu bir an
uslarından çıkarmamalıdır” (Söylev’den aktaran 1991: 164).
Anadolu ordusu, yeni hayatın etkin unsurlarındandır. Gücünü halktan alan bir
ihtilal ordusu şeklinde nitelendirilir: “Hakikat, kozadan çıkan kurdun kelebek olduğunu
görür gibi ihtilâl ordusunun daha çalak ve halkçı eski Türk Ordusu’nun simasıyla ihtilâl
sahnesine geldiğini görüyorum.” (AG: 136). Anadolu ordusu ve onu meydana getiren
Anadolu halkı meşe odunu metaforu üzerinden tanımlanarak yüceltilir. Meşe
dayanıklı, sıkı dokulu, uzun ömürlü ve oldukça sert ağaçlardandır. Anadolu ordusu
sertliği, dayanıklılığı ve eğilmez özellikleri yönünden meşe odununa benzetilir: “Bilir
misin Peyami, İstanbul’da Anadolulu hizmetçilere, bilhassa askerlere hiddet edince “meşe
odunu” dersiniz. Bu istifha için söylenen lakırdının onların rasanetini yalnız vücutlarının
değil, ruhlarının ve sinirlerinin rasanetini en iyi ifade ettiğini sıtma arasında hastabakıcılık
hayatımı yaşayan muhayyilem buldu. Bana Anadolu ordusu muazzam ve muzlim, eğilmez bir
meşe ormanı gibi geliyor” (AG: 169).
Anadolu ordusuna biçilen rol yalnızca İzmir’in kurtarılmasıyla sınırlı değildir.
Yazar, İhsan ile Peyami arasında geçen diyalogda zeytinyağı-su benzetmesiyle halk ve
aydın arasındaki kopukluğa vurgu yapar. Birbirinden kopuk olduğu belirtilen halk ve
aydın kesimin bütünleşmeden yalnızca Anadolu’ya gelen düşmanı yenmekle
kurtuluşun mümkün olamayacağı belirtilir. İki kesimi bütünleştirme misyonu biz
gönderimi ile orduya yüklenir: Anadolu’nun ta ortasına gelenleri yenmek ile
memleketimizi muhafaza kabil olmayacağını düşünüyorum. Onlar, düşmanlarımız, kendi
memleketlerine sahip oldukları gibi biz de sahip olmalıyız. Şimdiye kadar zeytinyağıyla su gibi
duran bu halkla biz kaynaşmalıyız. Göreceksin Peyami, bu halkı kendi memleketine sahip edecek
yine bizim yaratacağımız ordu olacak. (AG: 138-139). Peyami ile İhsan arasında geçen bir
diğer diyalogdan hem imparatorluktan ulus-devlete uzanan sürece hem de Millî
Mücadele’nin niteliğine ilişkin son derece önemli ipuçları çıkarmak mümkündür:
Anadolu ordusu İzmir’den sonra öyle bir harb açacak ki… Köhne şeyleri, karanlık şeyleri,
halkı sefil ve esir eden şeyleri hep temizleyecek ve yıkacak… Biz Yunan’ı çıkardıktan sonra biz,
evet ordu, Anadolu’yu baştan başa mamur ve mesut edeceğiz. Artık İstanbul’a hiç
190 | T ü r k m e n / Gaz i Türki ya t, Gü z 2017/21: 181-195
dönmeyeceğiz.” (AG: 139). Ordu, vatanı kurtarma vazifesinin yanı sıra modernleşme ve
ulus inşasında öncü olacaktır. Halkı geride bırakan her şeyi temizleyecek,
Anadolu’nun Kâbe’si olarak adlandırılan Ankara merkezli yeni hayatın tanzim edicisi
olacaktır: “Bir de Anadolu’nun kâbesi olan Ankara’yı bir defa görmek lâzım değil mi?” (AG:
203-204).
Ordu ile inşa edilen söylemlerle Mustafa Kemal’in hedefleri arasında bir ortaklık
söz konusudur çünkü Mustafa Kemal’in kurtuluş stratejisi, Türk milleti ve devletine
sınırları Misak-ı Millî ile çizilen bir vatan kazandırmaktı. Bu da ancak milletin
kendisiyle gerçekleştirilecekti:
Mustafa Kemal’in hedefi tamamen yeni ve millî bir devlet kurmaktı. Bu hedefe, eski
imparatorluk müesseseleriyle, Osmanlı mentalitesiyle ve teokratik bir anlayışla
varamayacağını gayet iyi biliyordu. Gerçekten de yeni ve millî devleti imparatorluk
sistemi ve rejimi üzerine inşa etmesi mümkün değildi. O halde millî devletin inşa
edileceği zeminin üzerindeki millî, modern ve rasyonel olmayan siyasi, idari, hukuki
kültürel ve iktisadi yapıların kaldırılması şarttı. Başka bir ifade ile zemin üzerinde
temizlik (purification) gerekiyordu. Bu temizlik, ancak devrimci bir politika ile
mümkündü.
8
Özetle yeni hayat kavramına ilk olarak Peyami’nin söyleminde rastlanılmaktadır.
Sultanahmet Mitingi’ndeki Yeni Türkiye adlandırma yeni hayatla bütünlük
göstermektedir. İzmir, ardından İstanbul’un işgali ve Ayşe’nin varlığı, yeni hayatı ve
yeni hayatın uğruna verilecek mücadeleyi kaçınılmaz kılmaktadır. Bu doğrultuda yeni
hayatın dünya tasavvuru ilk olarak İstanbul’da belirirken yeni hayata giden yolun
mücadelesi Anadolu’da, Anadolu ordusu öncülüğünde yapılacaktır.
3. 2. 2. Eski Hayat
Ateşten Gömlek romanında “eski hayat” bir bakıma varoluş cadelesinin
meşrulaştırılmasıdır. Eski hayat aracılığıyla yeni hayatın neden gerekli olduğu
gösterilir. Biz-onlar karşıtlığıyla zalim-mazlum, iyi-kötü, Millî Mücadele’ye taraf olan-
olmayan, Müslüman-Hristiyan, Halife kuvvetleri-Anadolu ordusu vb. ikiliklerden
yararlanılarak varoluş mücadelesinin öteki repertuvarı şekillendirilir. Peyami’nin
annesi, Salime Hanım, Gayrimüslimler [İngiliz-Yunan-Ermeni], İstanbul Hükûmeti ile
Halife Kuvvetleri eski hayatın özne pozisyonlarını oluşturur.
Yunanlılar, İngilizler ve Ermeniler çeşitli açıklayıcı repertuvarlardan
yararlanılarak öldürme eyleminin icracısı olarak ötekileştirilir. Türk milleti ve onun
fertleri ise eyleme maruz kalıp öldürülen kesim olarak işaretlenir: “Peyami, dedi, Mukbil
Bey’i Yunanlılar parçalamış, oğlu Hasan’a bir kurşun isabet etmiş, ölmüş. Ayşe Hanım yaralı
imiş, çiftlikten, İzmir’de bir İtalyan aileye iltica etmiş.” (AG: 42);Ve her zaman Letafet
8
http://bayramkodaman.com/index.php?option=com_content&view=article&id=81:tuerk-ve-slam-
duenyasinda-atatuerkuen-ve-tuerkiye-cumhuriyetinin-yeri-&catid=34:mak&Itemid=59(erişim 27.06.2016).
At eş te n G öm l ek ’ Romanı na S öy le m Anal iz i i le Ya kl aş ım | 191
Apartmanı’nda İngilizlerin öldürdüğü bir çavuşun kızı olan öksüz Kezban hakkında bize
malumat verir.” (AG: 103); Ahmed Ağa güya beni yoklamak için geldiği gün ne kadar
sevindim. Onun ne kadar gâvur düşmanı, nasıl Erzurum’da Ruslarla gelen Ermenilerin bütün
Erzurum’da kendi çocuklarını, karısını öldürdükten sonra rk’ün ocaklarını söndüren
Ermenileri mazlum bir millet diye gösteren Avrupa’ya gayzını bilirdim.” (AG: 79). Öldürme
eyleminin icracısı dışında gayrimüslim tebaa, şapkalılar, gâvurlar ve Beyoğlu
adlandırmalarına başvurularak işaretlenir: Çünkü bütün şapkalılar Cemal ve İhsan’a
garip garip bakıyor; yüzlerinin şekli bozulmaksızın acı ve muzaffer içlerinden gülüyorlardı.
(AG: 28); Bu gâvurların arasında gülerek sabah kadar dolaşmak isterdim.” (AG: 28); Zi-
kudret ve müsellâh Beyoğlu’nun ‘Türkler geliyor!’ diye geçirdiği ‘panik’in aksülameli ile o gün
sokakları tahliye etmişlerdi.” (AG: 52).
Eski hayatın özne pozisyonlarından birini oluşturan Peyami’nin annesi, İzmirli
zengin bir ailenin İstanbul’da yümüş kızı olarak tanıtılır. Hayat standartları
yüksektir. Peyami’nin deyimiyle yaşlı, alafranga, zeki bir Şişli hanımı”dır. (AG: 21).
Ayşe’ye ve Ayşe’nin öncü olacağı kan sergüzeştine karşıdır. Ona göre bu mücadele bir
maceradan başka bir şey değildir: “…bir daha kan sergüzeştine milleti atacak hiçbir şeye
taraf olmadığını, ihtiyarlığında evi ve şahsı etrafında velvele istemediğini söylüyordu.” (AG:
64); “Orada esmer, ince yüzlü, saçları gergin, bir türlü ihtiyar olmayan bir anam var. O da
beni bu sergüzeşte atılırken reddetti.” (AG: 20). Millî Mücadele’ye taraf olmama düşüncesi
üzerinden romanın öteki tarafında konumlandırılır. Ayşe’nin Peyami’ye yazdığı
mektupta bu durumu görmek mümkündür: “Halam, darılma ama, bizim Padişah’a
benziyor. İngiliz’e uşak olmayan herkesten vazgeçmiştir.” (AG: 84). Mezkûr mlede
ideolojik bir kutuplaştırmaya başvurulmuştur. Peyami’nin annesi milliyetçiliğe
dolayısıyla bağımsızlığa karşı olması sebebiyle ötekileştirilir. Yazar bu yönüyle onu
Ayşe’nin ağzından padişaha benzeterek diğer tarafta konumlandırır.
Eski hayatın bir diğer özne pozisyonunu Salime Hanım oluşturmaktadır. Osman
Gündüz (2007: 143), Salime Hanım gibi kişilerin kendilerini toplumun
sağduyusundan soyutlayarak ulusal değerlerden kopuk, işgal güçlerinin yanında yer
alan, çıkar peşinde koşan kişiler olduklarını ifade etmektedir. Öyle ki eserde alafranga,
ittihatçı düşmanı olarak tasvir edilen Salime Hanım, kurtuluş reçetesinin medeni
devletlerin merhametinde saklı olduğuna inanmaktadır: “Evvelâ sizi rencide etmek
istemedim, fakat memleketi bu hâle sizin beyleriniz, paşalarınız getirdi. Bugün felâketten
kurtulmak için medenî memleketlerin teveccühünü, merhametini celb etmek lâzım” (AG: 56).
Bu yönüyle Salime Hanım romanın öteki repertuvarında yer almaktadır.
İstanbul Hükûmeti, eski hayatın özne pozisyonlarındadır. İngiliz yanlısı olarak
sunulmaktadır. Bu hâliyle İstanbul hükûmeti varoluş cadelesinde öteki olan bir
diğer taraftır. Ötekileştirilmesinin temelinde İngilizlerle yaptığı iş birliği yatmaktadır:
Ayşe Hanım, dedi. Sizin ürküttüğünüz Mister Cook’a Hükûmet iki bin lira vermiş, bu sırf
bizim aleyhimizde yazmaması için hakkısükût.” (AG: 65). İstanbul Hükûmeti’nin yanında
Halifelik makamının da İngilizlerin güdümünde hareket ettiği bilgisi verilir vecünü
192 | T ü r k m e n / Gaz i Türki ya t, Gü z 2017/21: 181-195
İngilizlerden alan Halifelik makamı ile gücünü milletten alan kuvvetler
kutuplaştırılmaktadır: “Anadolu’dan isyan haberleri geliyor, İngilizlerin Halifesi ile milletin
asi çocuklarının dövüştükleri söyleniyordu.” (AG: 91).
Özetle, çalışmanın bu bölümüne adı veren ve Peyami’nin sözlerinden
tanıkladığımız eski hayat kavramı ile işaretlenen işgal altındaki İstanbul’dur. Eski
hayat, bir bakıma yeni hayatın ikna edici kalıplarla inşa edildiği, dayanak gösterildiği
bölümdür. Bu doğrultuda Millî Mücadele’ye taraf olmama düşüncesi üzerinden
Peyami’nin annesi, kurtuluş reçetesini medeni devletlerin merhametine bağlayan
Salime Hanım, öldürme eyleminin icracısı olarak Gayrimüslimler [İngiliz-Yunan-
Ermeni], İngilizlerle işbirliği içinde olması bakımından İstanbul Hükümeti ile Halife
Kuvvetleri ötekileştirilerek eski hayatın özne pozisyonları içerisinde yer alır.
Böylelikle varoluş mücadelesinin meşruiyeti pekiştirilirken yeni hayatın neden gerekli
olduğu gösterilir.
3. 3. Biz ve Onlar
Söylem çalışmalarında Biz ve Onlar karşıtlığına odaklanmak, iki grubun
birbirlerini ve kendilerini nasıl gördükleri ve neyle ilişkilendirdiklerini, eylemlerini ne
üzerinden meşru ya da gayrimeşru olarak nitelendirdiklerini ortaya koymak
bakımından yararlıdır. Biz-onlar kutupluluğu, sorunların ele alınışı bakımından Millî
Mücadele konulu romanların ortak özelliğidir (Gündüz 2007: 154). Ateşten Gömlek
adlı eserde kişiler eski hayat-yeni hayat karşıtlığı içerisinde biz-onlar şeklinde
kutuplaştırılır. Biz-onlar karşıtlığıyla zalim-mazlum, iyi-kötü, milli mücadeleye taraf
olan-olmayan, Müslüman-Hristiyan, Halife kuvvetleri-Anadolu ordusu vb.
ikiliklerden yararlanılarak varoluş mücadelesinin öteki repertuvarı şekillendirilir.
Varoluş mücadelesinin merkezine Ayşe, Anadolu imgesiyle yerleştirilir: “Hepsi, be-
tahsîs Ayşe’nin, Yunanlıların kırdığı sol elini öptüler. Kurtuluş Harbi’nin alemi olan bu el
hepsinin kalbinde Kerbelâ ihtirası, şehadet humması uyandırmıştı. (AG: 66). Başkişi
Ayşe’ye karşı tutum ve düşünceler, kişilerin hangi konumda olacağının temel
belirleyicisidir çünkü mücadelenin ne uğruna, kime karşı, hangi hissiyatla
yapılacağını ortaya koyan işaretlemeler doğrudan Ayşe ile ilgilidir. Öteki repertuvarı
ile temelde “Ayşe’ye karşı olan” ve “Ayşe’yi tehlikeli bulan” kesim işaretlenmektedir.
Diğer bir deyişle Ayşe ile biz repertuvarı; ona karşı dolayısıyla milli mücadeleye karşı
olanlarla öteki repertuvarı oluşturularak özne pozisyonları belirginleştirilir.
Tablo3: Biz ve Onlar
BİZ
ONLAR
Ayşe
Peyami
İhsan
Cemal
Kezban
Anadolu Ordusu
Peyami’nin annesi
Salime Hanım
İstanbul Hükûmeti
İngilizlerin Halifesi (Padişah)
Halife Kuvvetleri
İngilizler
At eş te n G öm l ek ’ Romanı na S öy le m Anal iz i i le Ya kl aş ım | 193
Milletin asi çocukları
İzmir askerleri
Yunanlılar
Ermeniler
BİZİM GÖZÜMÜZDEN BİZ
ONLARIN GÖZÜNDEN BİZ
…zalimlere haykıran mazlumlar (AG: 44)
…Ermeni kitalini yapan ve medeniyyet düşmanı
Almanlarla teşriki mesai eden medeniyet
düşmanları (AG: 35)
Bütün Hıristiyan dünyasının zulmettiği,
katlettiği bir Müslüman ve Türk milleti (AG:
118).
Zalim barbar ve insaniyetin ortadan kaldırması
lazım gelen insanlar (AG: 35)
...ezeli şeyler için bayrak için namus için
parçalanan (AG: 33)
İngiliz esirlerine fena muamele eden, Ermenileri
kesen, İngilizlerin parasını, kanını, zamanını
israf eden (AG: 59)
Tabloya bakıldığında sözcük seçimlerinin ideolojik yapılanma açısından oldukça
önemli olduğu görülmektedir. Diğerleri gözündenrk milletinin soykırım yapan
ancak biz bakış açısından zulme uğrayan bir millet olarak işaretlenmesi biz-öteki
karşıtlığının tabii bir sonucudur.
SONUÇ
Kurtuluş mücadelesi ve onun neferlerinin çetin hikâyesini konu edinen Ateşten
Gömlek, arka planında Türk toplumunun ulus olma bilincini aktarmaktadır. Anlatıcısı
Peyami’nin söyleminden tanıklanan eski hayat ve yeni hayat adlandırmaları, kişilerin
savaş öncesi ve sonrası hayatları ile imparatorluktan ulus devlete geçiş süreci
özdeşliğini yansıtmaktadır.
Açıklayıcı repertuvarlar temelinde eski hayat ve yeni hayata ilişkin eylemlerin ve
icracıların farklılık gösterdiği görülmektedir. Bu farklılığın temelinde öne çıkarılan
milliyetçilik ideolojisi yatmaktadır.
Kişi ya da gruplar milliyetçilik söylemi zemininde Millî Mücadele’ye taraf olup
olmama noktasında konumlandırılır. Öyle ki Peyami’nin annesi, Salime Hanım, Halife
Kuvvetleri ve İstanbul Hükûmeti’nin eski hayatın özne pozisyonları olarak
konumlandırılışı bu düşünce sistematiğinden hareketle yapılmaktadır.
Sultanahmet Mitingi’nde üretilen “Yeni Türkiye”, “Milletler dostumuz,
hükûmetler düşmanımız” söylemleri tarihsel bir gerçekliğe yaslanmakla birlikte
ulusal kimliği vurgulayarak Türk milliyetçiliğinin üretimine katkıda bulunmaktadır.
Ateşten Gömlek, cumhuriyet felsefesinin izlerinin yanı sıra Mustafa Kemal’in
fikirlerini de yansıtmaktadır. Varoluş mücadelesinin verileceği Anadolu ordusu ile
modernleşme ve ulus inşasının gerçekleştirileceği, halk ve aydın kesim arasındaki
kopukluğun sona erdirileceği vurgulanmaktadır. Ayşe’nin İngiliz gazeteciye verdiği
194 | T ü r k m e n / Gaz i Türki ya t, Gü z 2017/21: 181-195
İngilizler aflarını talep edenlere versinler Mösyö, affı zalimler değil, mazlumlar verircevabı
bir bakıma Mustafa Kemal’in de sesi şeklinde nitelendirilmektedir.
Neticede Ateşten Gömlek adlı romanın dili kanıt gösterme işlevinde ele
alındığında, çeşitli açıklayıcı repertuvar ve üretilen söylemlerden yararlanarak metnin
gerisinde saklı tarihsel ve ideolojik arka plan ortaya konabilmektedir.
KAYNAKÇA
ADIVAR, Halide Edib (2012), Ateşten Gömlek (23. Basım, Haz. Mehmet Kalpaklı ve Gülbün
Türkgeldi), İstanbul: Can Sanat Yayınları.
ALTINKAYNAK, Yasemin (2004), Millî Mücadele Romanında Kadın Tipleri, Yayımlanmamış Yüksek
Lisans Tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
ATALAY, Ayşe (1991), Kurtuluş Savaşı Siyasal Akımları İçinde Halide Edib’in Yeri, Yayımlanmamış
Doktora Tezi, İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
AYGÜL, Zeynep (2012), “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinin Eleştirel Söylem Analizi ile
İncelenmesi”, Söylem Çalışmaları (Ed. Sibel Arkonaç), Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık, s.
193-207.
AYTEMİZ, Berhan Uygun (2001), Halide Edib-Adıvar ve Feminist Yazın, Yayımlanmamış Yüksek
Lisans Tezi, Ankara: Bilkent Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü.
BURR, Vivien (2012), Sosyal İnşacılık (2. Basım) (Çev. Sibel Arkonaç), İstanbul: Nobel Akademi
Yayıncılık.
ÇALIŞLAR, İpek (2010), Halide Edib Biyografisine Sığmayan Kadın, İstanbul: Everest Yayınları.
EAGLETON, Terry (2011), Kültür Yorumları (2. Basım) (Çev. Özge Çelik), İstanbul: Ayrıntı
Yayınları.
ELÇİ, Elçin (2012), “Kadın Olmanın Türkiye’de Yaşayan Kadınların Söylemlerindeki İnşası”,
Söylem Çalışmaları (Ed. Sibel Arkonaç), Ankara: Nobel Akademi Yayıncılık, s. 121-149.
EROĞLU, Hamza (1990), Türk İnkilâp Tarihi, Ankara: Savaş Yayınları.
GÜNDÜZ, Osman (2007), Yakın Dönem Tarihsel Romanlarda Çatışma Alanları ve Tarihsel
Romanların “Ulusal Kimlik” Edinmedeki Rolü, A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi,
S. 35, s. 135-156.
KODAMAN, Bayram (2005), Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Çağdaşlaşma Sorunları, Selçuk
Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi. S. 18, s. 149-158.
ÖZER, Ömer (2011), Haber Söylem İdeoloji Eleştirel Haber Çözümlemeleri, Konya: Literatürk.
SANCAR, Serpil (2014), İdeolojinin Serüveni Yanlış Bilinç ve Hegemonyadan Söyleme (3. Baskı),
Ankara: İmge Kitabevi.
ŞAH, Umut (2012), “Eşcinsellik Hastalıktır [Ve Dahası] Sapkınlıktır: Bir Eleştirel Söylem Analizi
Denemesi”. Söylem Çalışmaları (Ed. Sibel Arkonaç), Ankara: Nobel Akademi Yayıncılık, s. 209-
218.
TEKİN, Mehmet (2006), Roman Sanatı I, İstanbul: Ötüken Neşriyat.
VAN DIJK, A. Teun (2006), “Ideology and Discourse Analysis”, Journal of Political Ideologies, 11 (2),
London: Routledge, pp. 115-140.
At eş te n G öm l ek ’ Romanı na S öy le m Anal iz i i le Ya kl aş ım | 195
İnternet Kaynakları
KODAMAN, Bayram, “Mustafa Kemal ve Devletin Kuruluşu”,
http://bayramkodaman.com/index.php?option=com_content&view=article&id=87:mustafa-
kemal-ve-devletin-kuruluu&catid=34:mak&Itemid=59b, (27.06.2016).
KODAMAN, Bayram, “Türk ve İslam Dünyasında Atatürk’ün ve Türkiye Cumhuriyetinin Yeri”,
http://bayramkodaman.com/index.php?option=com_content&view=article&id=81:tuerk-ve-
slam-duenyasinda-atatuerkuen-ve-tuerkiye-cumhuriyetinin-yeri-
&catid=34:mak&Itemid=59, (27.06.2016)
ResearchGate has not been able to resolve any citations for this publication.
Article
Contrary to most traditional approaches, ideologies are defined here within a multidisciplinary framework that combines a social, cognitive and discursive component. As ‘systems of ideas’, ideologies are sociocognitively defined as shared representations of social groups, and more specifically as the ‘axiomatic’ principles of such representations. As the basis of a social group's self-image, ideologies organize its identity, actions, aims, norms and values, and resources as well as its relations to other social groups. Ideologies are distinct from the sociocognitive basis of broader cultural communities, within which different ideological groups share fundamental beliefs such as their cultural knowledge. Ideologies are expressed and generally reproduced in the social practices of their members, and more particularly acquired, confirmed, changed and perpetuated through discourse. Although general properties of language and discourse are not, as such, ideologically marked, systematic discourse analysis offers powerful methods to study the structures and functions of ‘underlying’ ideologies. The ideological polarization between ingroups and outgroups— a prominent feature of the structure of ideologies—may also be systematically studied at all levels of text and talk, e.g. by analysing how members of ingroups typically emphasize their own good deeds and properties and the bad ones of the outgroup, and mitigate or deny their own bad ones and the good ones of the outgroup.
Kurtuluş Savaşı Siyasal Akımları İçinde Halide Edib'in Yeri
  • Ayşe Atalay
ATALAY, Ayşe (1991), Kurtuluş Savaşı Siyasal Akımları İçinde Halide Edib'in Yeri, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Kültür Yorumları (2. Basım) (Çev. Özge Çelik)
  • Terry Eagleton
EAGLETON, Terry (2011), Kültür Yorumları (2. Basım) (Çev. Özge Çelik), İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesinin Eleştirel Söylem Analizi ile İncelenmesi
  • Zeynep Aygül
AYGÜL, Zeynep (2012), "Atatürk'ün Gençliğe Hitabesinin Eleştirel Söylem Analizi ile İncelenmesi", Söylem Çalışmaları (Ed. Sibel Arkonaç), Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık, s. 193-207.
Kadın Olmanın Türkiye'de Yaşayan Kadınların Söylemlerindeki İnşası
  • Elçin Elçi
ELÇİ, Elçin (2012), "Kadın Olmanın Türkiye'de Yaşayan Kadınların Söylemlerindeki İnşası", Söylem Çalışmaları (Ed. Sibel Arkonaç), Ankara: Nobel Akademi Yayıncılık, s. 121-149.
  • Bayram Kodaman
KODAMAN, Bayram (2005), Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Çağdaşlaşma Sorunları, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi. S. 18, s. 149-158.
Eşcinsellik Hastalıktır
  • Umut Şah
ŞAH, Umut (2012), "Eşcinsellik Hastalıktır [Ve Dahası] Sapkınlıktır: Bir Eleştirel Söylem Analizi Denemesi". Söylem Çalışmaları (Ed. Sibel Arkonaç), Ankara: Nobel Akademi Yayıncılık, s. 209-218.
Türk ve İslam Dünyasında Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin Yeri
  • Bayram Kodaman
KODAMAN, Bayram, "Türk ve İslam Dünyasında Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyetinin Yeri", http://bayramkodaman.com/index.php?option=com_content&view=article&id=81:tuerk-veslam-duenyasinda-atatuerkuen-ve-tuerkiye-cumhuriyetinin-yeri-&catid=34:mak&Itemid=59, (27.06.2016)