ArticlePDF Available

BİLİM VE DİN ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?

Authors:

Abstract

Hristiyan teolog William Lane Crag'a ait din ve bilim arasındaki ilişkiyi ele lan bir çeviri...
Kader
Cilt: 15, Sayı: 3, 2017, ss. 743-752
e-ISSN: 2602-2710
Volume: 15, Issue: 3, 2017, pp. 743-752
TERCÜME MAKALE / TRANSLATION:
BİLİM VE DİN ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?*
William Lane Craig**, What is the Relation between Science and
Religion?”, Erişim 1 Eylül 2017, https://www.reasonablefaith.org/
writings/popular-writings/science-theology/what-is-the-relation-
between-science-and-religion/
Çeviri:
Mehmet Malkoç
Dr., İzmir İl Vaizi
misafirmalkoc@hotmail.com
https://orcid.org/0000-0003-4910-6458
Atıf: Craig, William Lane. “Bilim Ve Din Arasındaki İlişki Nedir?”. çev. Mehmet Malkoç. Kader 15, sy. 3
(2017): 743-752.
1986 yılında Cornell Üniversitesi Rektörü Andrew Dickson White, Hristiyanlık
Dünyasında Bilimin Din ile Harp Tarihi adlı bir kitap yayınladı. White’ın etkisiyle
20. yüzyılın ilk yarısı boyunca Hristiyan inancı ile bilim arasındaki ilişkileri
tanımlamak için “savaş” metaforu çok yaygınlaştı. Batıdaki kültürel baskın görüş, -
Hristiyanlar arasında bile- Bilim ve Hristiyanlığın hakikati aramada müttefik değil,
hasım olmasıydı.
Örneğin, birkaç yıl önce Kanada’nın Vancouver kentindeki Simon Fraser
Üniversitesinde bir bilim filozofuyla “Bilim ve din birbirinden alakasız mı?”
sorusu üzerinde bir tartışmam vardı. Kampüse doğru ilerlerken “Bilime karşı
Hristiyanlık” başlıklı afiş ve posterler taşıyarak ilan edilmiş tartışmanın reklamını
yapan öğrencileri gördüm. Aslında öğrenciler, bu halleriyle Andrew Dickson
White’ın yüzyıl önce ilan ettiği aynı savaş zihniyetini devam ettiriyorlardı.
Bununla birlikte aynı yüzyılın ikinci yarısında olan şey, tarihçi ve bilim
filozoflarının bu sözde savaş tarihinin bir efsane olduğunu fark etmeye
başlamalarıdır. Thaxton ve Pearcey, son kitapları “Bilimin Ruhu”nda 1500’lerde
* Çevirideki numaralı dipnotlar yazara, diğer açıklama dipnotları çevirmene aittir.
Geliş Tarihi: 30.09.2017
Kabul Tarihi: 18.12.2017
Doi: 10.18317/kaderdergi.340876
BİLİM VE DİN ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?
744
modern bilimin ortaya çıkışı ile 1800’lerin sonuna doğru 300 yılı aşkın bir süre
boyunca bilim ve din arasındaki ilişkinin bir ittifak olarak tanımlanabileceğine
dikkat çekiyorlar. 19. Yüzyılın sonuna kadar, bilim ve inançları arasında bir
çatışma görmeyenler Kepler, Böyle, Maxwell, Faraday, Kelvin ve diğerleri gibi
tipik Hristiyan bilim adamlarıydı. Bilim ve din arasındaki savaş fikri, daha çok 19.
yüzyılının sonlarında, amacı Batıda’ki Hristiyanlığın kültürel hakimiyetini yıkarak
doğanın dışında hiçbir şeyin gerçek olmadığını, hakikati keşfetmenin tek yolunun
bilim olduğu fikrine sahip Natüralizm ile değiştirmek olan seküler düşünürlerce
özenle beslenen bir son icattır. Onların gündemlerini devam ettirmekte oldukça
başarılı oldular. Fakat 20. yüzyılın ikinci yarısında bilim felsefecileri, bilim ile din
arasındaki “savaş” fikrinin açıkça bayağılaştığının farkına varmışlardır. Artık
bugün White’nin kitabı kötü bir şaka, tek taraflı ve çarpıtılmış propaganda parçası
olarak kabul edilmektedir.
Bugün bazıları bilim ve dinin birbirlerine düşman olarak görülmemesi gerektiğini
ancak birbirlerine dost olduklarının da kabul edilmemesini düşünmektedir. Bilim
ve din karşılıklı ilgisiz olup birbirleriyle örtüşmeyen etki alanlarına sahiptir. Bazen
“Bilim gerçeklerle ilgilenir, Din inançla ilgilenir” gibi sloganları duyarsınız. Fakat
bu, bilimin ve dinin kötü bir karikatürüdür. Çünkü bilim, alemi araştırırken
bilimsel olarak çözülemeyen fakat teolojik bir perspektif ile aydınlanabilecek felsefi
karakterde soru ve problemler ile karşılaşır. Aynı şekilde, dinin dünya hakkında
gerçekçi bir iddiada bulunmadığı da son derece yanlıştır. Dünya dinleri alemin ve
insanlığın kökeni ve doğası hakkında farklı ve çelişkili iddialarda bulunur ve hepsi
doğru olmayabilir. Bu yüzden bilim ve din, kesişen ve veya kısmî olarak çakışan
iki dairedir. Bu kesişme bölgesinde diyalog gerçekleşir.
Ve son çeyrek asırda bilim ve din arasındaki gelişen bir diyalog, Kuzey Amerika
ve Avrupa'da devam etmektedir. Termodinamiğin tarihi ve felsefesi konulu
konferanstan önceki konuşmasında önde gelen İngiliz Fizikçi P. T. Landsberg,
tartışmış olduğu bilimsel bir teorinin teolojik etkilerini birden keşfetmeye başladı.
O, şunu gözlemledi:
“Bilimin teolojik imaları hakkında bilimsel bir toplantıda konuşmak bir tabuyu
yıkmak gibi görünmektedir. Ancak böyle düşünenler tarihte kaldı. Son 15 yılda bu
tabu dama atıldı ve bilimin ve teolojinin etkileşimine dair konuşma da aslında
egemen olan görüşe uyuyorum<”
Avrupa Bilim ve Teoloji Araştırmaları Derneği, Bilim ve Din Forumu, Berkeley
Teoloji ve Doğa Bilimi Merkezi ve diğerleri gibi bu diyalogu destekleyen çok
sayıda topluluk ortaya çıkmıştır.
Berkeley Merkezi ve Vatikan Gözlemevi tarafından destekli süregelen
konferanslarda Stephen Hawking ve Paul Davies gibi tanınmış bilim adamlarının,
John Polkinghorne ve Wolfhart Pannenberg gibi seçkin teologlarla bilimin teolojiye
etkilerini araştırmaları özellikle önem taşımaktadır. Sadece bilim ve din arasındaki
diyaloğa vakfedilmiş Zygon ve Perspectives on Science and Christian Faith gibi
profesyonel dergiler değil, daha önemlisi Nature ve The British Journal for the
Philosophy of Science gibi seküler dergiler bilim ve din arasındaki karşılıklı
Mehmet MALKOÇ
745
etkileşimi konu edinen makalelere sahiptir. Templeton Vakfı bilim ve din
sahasındaki milyonlarca dolarlık Templeton Ödülü'nü bilim ve din konusundaki
çalışmalarından dolayı Paul Davies, John Polkinghorne ve George Ellis gibi seçkin
ve bütünleştirici düşünürlere verdi. Bilim ve teoloji arasındaki diyalog günümüzde
çok önemli bir yere geldiğinden Cambridge Üniversitesi ve Oxford Üniversitesi
bilim ve teoloji kürsüleri kurmuşlardır.
Bütün bu bilgileri bir noktayı örneklemek için paylaşıyorum. Bilim ve dinin
birbiriyle ilgisiz olduklarını düşünen insanların kedinin çantanın dışına çıktığını
anlamaları gerekir; ve onu geri çantaya katma imkanının kalmadığını açıkça
söylemeliyim. Bilim ve din, karşılıklı önemli ilgi alanlarına sahip olduklarını ve
birbirine önemli katkıda bulunduklarını keşfetti. Bundan haz etmeyen kimseler,
ikisi arasındaki iletişimi kesmemek ve onu anlamsız göstermemek şartıyla
diyaloğa katılmamayı seçebilir.
Öyleyse bilim ve dinin gerçeği araştırmada iki müttefik olarak görev yaptığı
yöntemleri birlikte keşfedelim. En genelden başlayarak özele doğru bilim ve dinin
birbirleriyle ilgili olduklarını gösteren altı başlığı önermeme izin verin.
1. Din, bilimin gelişebileceği kavramsal çerçeveyi sağlar.
Bilim insanlık için doğal bir hadise değildir. Çünkü Bilim yazarı Loren Eiseley'nin
vurguladığı gibi, bilim, gelişmek için "eşsiz bir toprak" isteyen "icat edilmiş bir
kültür kurumudur".
1
Bilimin ilk kıvılcımları eski Yunanlılarda ve Çinlilerde ortaya
çıkmasına rağmen modern bilim, Avrupa medeniyetinin çocuğudur. Bu niçin
böyledir? Bu, Hristiyan inancının Batı kültürüne olan eşsiz katkısındandır.
Eiseley’in söylediği gibi nihayetinde bizzat açık, anlaşılır biçimde bilimin deneysel
yönetimini ortaya çıkaran Hristiyan dünyasıdır.
2
Hristiyanlık, panteistik veya
animistik dinlerin aksine, dünyayı ilahi ya da ruhlarca ikamet edilen bir yer olarak
görmez. Aksine, onu tasarlayan ve varlığa getiren aşkın bir yaratıcının tabii
ürünüdür. Böylece dünya keşfetmeye ve buluş yapmaya uygun rasyonel bir
yerdir.
Dahası, bilimsel girişimler, bilimsel olarak ispat edilemeyen fakat Hristiyan dünya
görüşü tarafından kefil olunan belli varsayımlara dayanmaktadır. Örneğin, dış
dünyanın düzenli doğası, dünyayı tanımada bilişsel yetilerimizin güvenirliliği ve
bilimde kullanılan ahlaki değerlerin objektifliği yasaları bunlardan bazılarıdır.
Şunu vurgulamak isterim ki, bilim bu varsayımlar olmadan var olamaz. Fakat bu
varsayımlar bilimsel olarak da ispatlanamaz. İlginçtir ki bunlar, Hristiyan dünya
görüşünün bölümü ve parçası olan felsefi varsayımlardır. Dolayısıyla din, bilimin
var olabildiği kavramsal çerçeveyi sağladığından bilim ile ilişkilidir. Dahası
1
Loren Eiseley, “Francis Bacon,” in The Horizon Book of Makers of Modern Thought (New York:
American Heritage Publishing, 1972), 95-96.
2
Loren Eiseley, Darwin’s Century (Garden City, N. Y.: Doubleday, 1958), 62. Eiseley’in Nancy
Pearcy ve Charles Thaxton’a olan göndermelerine teşekkür borçluyum. The Soul of
Science (Wheaton, Ill.: Crossway Books, 1994).
BİLİM VE DİN ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?
746
tarihsel olarak Hristiyan dini, modern bilimin doğduğu ve beslendiği kavramsal
çerçeveyi sağladı.
2. Bilim, dinin iddialarını hem doğrulayabilir hem de
yanlışlayabilir.
Dinler, doğal dünyaya dair iddialarda bulunduğunda bilim alanında kesişirler ve
aslında bilimsel araştırmalar ile doğrulanabilen veya yalnışlanabilen tahminler
yapar. Her biri için örnekler verelim:
İlk olarak yanlışlama örnekleri. Bazı örnekler açıktır. Gökyüzünün Atlas’ın
omuzlarında dinlendiği veya dünyanın büyük bir kablumbağanın sırtında olduğu
fikrine sahip eski Yunan ve Hind dinlerinin görüşleri kolayca yanlışlanabilir. Fakat
daha ince örnekler de mevcuttur.
Adı kötüye çıkmış örneklerden biri, Orta Çağ Kilisesinin Galileo’nun güneşin değil
de dünyanın güneşin etrafında döndüğüne dair görüşünü kınamasıdır. Belli İncil
bölümlerinin yanlış yorumlanmasına dayanarak (Pasaj: 93.1.: “Tanrı, dünyayı
kurmuştur ve asla hareket etmeyecektir.”) Orta Çağ teologları dünyanın hareket
ettiğini inkâr ettiler. Bilimsel kanıt, nihayetinde bu hipotezi yanlışladı ve Kilise,
nihayetinde gecikmeli olarak hatasını kabul etti.
Bilimin dini bir görüşü yalanlamasına diğer ilginç örnek ise Taoizm ve
Hinduizm'in belli formları gibi Uzakdoğu dinlerinin çeşitli iddialarından,
dünyanın ilahi ve bu yüzden ebedi olmasıdır. Bu asırda evrenin genişlemesinin
keşfi, her madde ve enerjinin ebedi olmaktan uzak, fiziki uzayın ve zamanın
kendilerinin de hiçbir şeyin var olmadığı sonlu bir geçmişin bir noktasında var
olduğunu ortaya koymaktadır. Stephen Hawking’in 1996 yılında “Zaman ve Uzayın
Doğası adlı kitabında dediği gibi “Bugün artık herkes evren ve zamanın
kendisinin Big Bang’da bir başlangıcının olduğuna inanıyor.”
3
Ancak Evren Big
Bang’da var olduysa, o zaman evren, zaman bakımından sonlu ve geçici olup
sonludur. Bu yüzden Panteistik dinlerin iddia ettiği gibi ne ilahi ne de sonsuzdur.
Diğer taraftan yine bilim dini iddiaları doğrulayabilir. Örneğin, Yahudi ve
Hristiyan inancının temel prensiplerinden biri olan Tanrının evreni sonlu zaman
öncesinde yoktan var ettiğidir. İncil, “Tanrı, başlangıçta gökleri ve yeri yarattı.”
(Bölüm 1.1.) sözü ile başlar. İncil, evrenin bir başlangıcının olduğunu öğretir. Bu
öğreti, diyalektik materyalizm dahil hem eski Yunan felsefesi ve hem de modern
Ateizm tarafından reddedilmiştir. Sonra 1929’da evrenin genişlemesinin keşfi ile
bu öğreti ani ve belirgin şekilde kabul edildi. Fizikçiler John Barrow ve Frank
Tipler, evrenin başlangıcından bahsederken tam anlamıyla öncesinde hiçbir şey
var olmadığı bir tekillikten (singularity) uzay ve zaman meydana geldi. Eğer evren
3
Stephen Hawking and Roger Penrose, The Nature of Space and Time, The Isaac Newton Institute
Series of Lectures (Princeton, N. J.: Princeton University Press, 1996), 20.
Mehmet MALKOÇ
747
böylesine bir tekillikten ortaya çıktı ise, biz hakikaten yoktan (exnihilo) bir yaratılışa
sahibiz demektir."
4
Tüm beklentilerin tersine bilim, dinin bu verisini doğruladı.
NASA'nın Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsünün Başkanı olan Robert Jastrow
bunu şu şekilde ifade ediyor:
"Bilim adamı cehaletin dağlarına tırmandı. En yüksek zirveye ulaşmada son kayayı
fethederken orada asırladır oturmakta olan bir grup teolog tarafından karşılandı."
5
Bir dini inancın ikinci bir bilimsel doğrulaması ise, dünya akıllı bir tasarımın
ürünüdür diyen büyük tek tanrılı inançların iddiasıdır. Başlangıçta bilim adamları,
evrenin baştaki koşulları ne olursa olsun, nihayetinde evrenin bugün gördüğümüz
kompleks yaşam formlarına evrileceğini düşünüyorlardı. Ancak son kırk yıl
zarfında bilim adamları, kozmostaki akıllı yaşamın ortaya çıkışına ve evrimine izin
vermek için Big Bang'deki başlangıç koşullarının hassas dengesi ve karmaşıklığı
karşısında serseme dönmüşlerdir. Fizik ve astrofizik, klasik kozmoloji, kuantum
mekaniği ve biyokimyanın çeşitli alanlarındaki keşifler, akıllı yaşamın varlığının,
fiziksel sabitlerin ve niceliklerin hassas dengesine bağlı olduğunu tekrar tekrar
ortaya koymuştur. Bunlardan herhangi biri biraz değişirse, denge bozulurdu ve
hayat var olmazdı. Gerçekte evren, akıllı yaşamın üretimi için başladığı andan
itibaren anlaşılmaz bir şekilde ince ayarlanmış gibi görünüyor. Bugün biz, yaşamı
yasaklayan evrenlerin, bizimki gibi hayata izin veren herhangi bir evrenden çok
daha olası olduğunu biliyoruz. Bu ne kadar bir olasılıktır?
Cevap, anlaşılmaz ve hesaplanmaz bir şekilde evrenin yaşama izin verme şansının
son derece küçük olmasıdır. Örneğin Stephen Hawking,
Big Bang’den bir saniye sonra evrenin genişlemesi yüz bin milyon kere milyonda
daha küçük olsaydı, evren içine çöker ve ateş topuna dönüşürdü tahminini yapar.
6
P. C. W Davies, daha sonraki yıldız oluşumları (ki onlarsız gezegenler var
olmazdı) için uygun başlangıç koşullarının oluşmasına karşı ihtimalin en azından
milyar kere milyarda biri takip eden sıfır olduğunu hesaplamıştır.
7
Ayrıca o şunu
da tahmin etmektedir ki çekimin gücündeki bir değişimin veya bir kısmında 10
üzeri 100 değerinde zayıf güç değişimi olması, yaşama uygun bir evrenin
oluşumunu engelleyebilirdi.
8
Big Bang’de var olan böyle bir takım nicelikler ve
sabiteler vardır ki bunlar; evrenin hayata izin vermesi için bu şekilde ince
ayarlanmış olmalıdır. Böylece başımız anlaşılmaz sayıların içinde dönünceye
kadar imkânsızlık, imkânsızlık ile çarpılmaktadır.
Bu sabiteler ve niceliklerin, oldukları değere sahip olmaları için fiziksel bir sebep
yoktur. Eski agnostik, fizikçi Paul Davies, “Bilimsel çalışmalarım yoluyla evrenin
şaşıracak derecede beceri ile bir araya getirildiğine daha güçlü bir şekilde inanır
4
John Barrow and Frank Tipler, The Anthropic Cosmological Principle (Oxford: Clarendon Press,
1986), 442.
5
Robert Jastrow, God and the Astronomers (New York: W. W. Norton, 1978), 116.
6
Stephen W. Hawking, A Brief History of Time (New York: Bantam Books, 1988), 123.
7
P. C. W. Davies, Other Worlds (London: Dent, 1980), 160-61, 168-69.
8
P. C. W. Davies, “The Anthropic Principle,” in Particle and Nuclear Physics 10 (1983): 28.
BİLİM VE DİN ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?
748
oldum ki bunun sadece kaba bir gerçeklik olmasını kabul edemem.”
9
der. Aynı
şekilde Fred Hoyle, gerçeklerin sağduyulu bir yorumu, süper bir aklın fizikle
oynadığını ortaya koyar.
10
Akıllı yaşam için büyük patlamadaki ince ayarı keşfetmemiz, birisinin Gobi
Çölün’de zorlukla yürürken bir kum tepesinin yuvarlanması ve aniden Empire
State Binası büyüklüğünde bir gökdelen ile karşı karşıya kalması gibidir. Bu olayın
şans eseri meydana gelmiş olması önerisine çılgınca reddederdik. Aynı şekilde bu
fikri anlamsız bulurduk. Orada kum taneciklerinin herhangi bir düzene girmesi
imkansızdır ve açıklama imkânı da yoktur.
Bunun sebebi nedir? Çünkü gökdelen, kum taneciklerinin rastgele düzeninden -bir
araya gelmesinden- uzak bir karmaşıklık sergiler. Ancak gökdelenin karmaşıklığı
neden bizde özel bir etki bırakmalı? John Leslie, çünkü karmaşık gökdelenin açık
bir izahı kum taneciklerinin rastgele dizilişiyle değil akıllı dizayn iledir der.
11
John
Leslie evrendeki yaşam için başlangıç koşullarının ince ayarının akıllı dizaynın
açık tanımına işaret ettiği sonucunu çıkarır.
Dolayısıyle bilim, dinin iddialarını hem doğrulayabilir hem de yanlışlayabilir.
3. Bilim, dinin çözmeye yardımcı olabileceği metafizik
problemlerle karşılaşır.
Bilim açıklamak için kanmak bilmez bir susuzluğa sahiptir. Fakat nihayetinde
bilim, açıklama kabiliyetinin sınırlarına ulaşır. Örneğin bilim, niçin evrende çeşitli
varlıkların olduğunu açıklarken en sonunda evrenin kendisinin niçin var olduğu
sorusuyla yüzleşiyor. Burada everenin zamansal başlangıcı hakkında bir soruya
ihtiyaç olmadığına dikkat edin! Uzay- zaman başlangıçsız ve sonsuz olsa bile biz,
uzay zamanının niçin var olduğunu sorabiliriz. Fizikçi David Park, “Uzay
zamanının niçin var olduğuna gelince, bu mükemmel iyi bilimsel bir soru gibi
görünüyor, ama kimse ona nasıl cevap vereceğini bilmiyor.” diye düşünür.
12
Burada teoloji yardım edebilir. Geleneksel teistler, uzay ve zamanın mümkün
evrenin yaratıcısı olan Tanrı’yı, var olmaması imkânsız zorunlu varlık olarak
tasavvur ederler. Böylece Tanrı’ya inanan kimse, bilimin nihai açıklama için
suzuzluğunu giderecek kaynaklara sahiptir. Bu akıl yürütmeyi basit bir argüman
formunda sunabiliriz:
a. Var olan herşey varlığının bir açıklamasına sahiptir. (Ya kendi doğasının
zorunlu kılması ya da harici bir sebep).
b. Evren kendi varlığının bir açıklamasına sahip ise, bu açıklama Tanrı’dır.
c. Evren vardır.
9
Paul Davies, The Mind of God (New York: Simon & Schuster: 1992), 16.
10
Fred Hoyle, “The Universe: Past and Present Reflections,” Engineering and Science (November,
1981), 12.
11
John Leslie, Universes (London: Routledge, 1989), 10, 121.
12
David Park, The Image of Eternity (Amherst: University of Massachusetts Press, 1980), 84.
Mehmet MALKOÇ
749
d. Bu yüzden evrenin varlığının açıklaması Tanrı’dır.
4. Din, bilimsel teoriler arasında hüküm vermeye yardımcı
olabilir.
Ünlü bilim felsefecisi Lawrence Sklar şöyle der: “Bir bilimsel teorinin diğer bilimsel
bir teori yerine benimsenmesi, bazen çok önemli durumlarda, zor (bilimsel)
verilere dayandığı kadar felsefi kabullere de dayanır<”
13
Özellikle zıt iki teorinin
deneysel olarak eşdeğer olduğu durumlarda bir kimse, kanıt temelinde ikisi
arasında karar veremez ve dini ilgiler dahil olmak üzere metafizik ilgiler devreye
girer.
Özel İzafiyet Teorisi buna en güzel örnektir. Özel izafiyetin matematiksel özünü
açıklamak için iki yol vardır. Einstein’ın değerlendirmesinde, hareket halindeki
farklı gözlemcilerin durumlarıyla ilgili olan şimdiden öte, dünyada mutlak bir
“şimdi” yoktur. Eğer siz ve ben karşılıklı hareket edersek, benim için şimdi olan
şey, senin için şimdi değildir. Fakat H.A. Lorentz'in* yorumuna gelince dünyada
mutlak bir şimdi vardır. Ancak şu anda dünyada hangi olayların gerçekleştiğinden
emin olamıyoruz; çünkü hareket, ölçüm araçlarımızı etkiliyor. Hareketli saatler
yavaş çalışıyor, hareketli ölçüm cihazları kasılıyor. Einstein ve Lorentzian’ın
yorumları deneysel olarak olarak eşdeğerdir. Aralarında karar verebileceğin bir
test imkânı da yoktur.
14
Ancak eğer Tanrı varsa Lorentz’in haklılığını savunmak
isterim. İşte benim savunmam:
a. Eğer Tanrı var ise, o zaman Tanrı zamanın içindedir.
Bu doğrudur, çünkü sonuca sebep olarak Tanrı, hakikaten dünya ile ilgilidir.
Ancak zamansal bir sonucun nedeni ya öncesinde ya da aynı zamanda var
olmalıdır. Öyleyse Tanrı zamanın içindedir.
b. Eğer Tanrı zamanda ise, o halde bir gözlemci vardır.
Tanrı zamansal olarak dünyaya aşkın ve dünyada var olan her şeyin nedeni
olduğundan, O’nun dünya üzerindeki perspektifi gerçek bir perspektiftir.
c. Eğer imtiyazlı bir gözlemci var ise, öyleyse mutlak bir şimdi vardır.
Tanrı imtiyazlı bir gözlemci olduğundan O’nun şimdisi imtiyazlıdır. Bu yüzden
Lorantz’ın iddia ettiği gibi mutlak bir şimdi vardır.
13
Lawrence Sklar, Space, Time, and Spacetime (Berkeley: University of California Press, 1976), 417.
* Hollandalı fizikçi. (1853-1923) Ülkesinde çeşitli üniversitelerde profesör ve araştırmacı olarak
calıştı. Maddenin elektron kuramını ilk olarak ortaya attı ve elektronun, elektriğin kaynağı
olduğunu açıkladı. Ayrıca, hareket durumundaki bütün cisimlerin, hız doğrultusunda büzülerek
kısaldığını öne sürdü ve bu büzülmenin değerini veren formülü kurdu. 1902 Nobel Fizik
Ödülü'nü Pieter Zeeman ile paylaştı. "Lorentz formülleri", Einstein'a görelilik kuramını bulma
olanağını sağladı.
14
Aslında, bu cümle özellik taşımaktadır; Bell teoremine göre kuantum mekaniğinin tahminlerini
doğrulayan Aspect deneylerinin bir sonucu olarak şimdi biz, Lorentzian yorumunu haklı çıkaran
uzak olaylar arasındaki mutlak eşzamanlılık ilişkilerini doğrulamak için önemli ampirik
gerekçelere sahibiz. Bundan dolatı Lorentzian yorumunu haklı çıkarıyor.
BİLİM VE DİN ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?
750
Bu gerçekten şaşırtıcı bir çıkarımdır. Kesin olarak inanıyorum ki eğer Tanrı varsa,
Einstein’ın torisinden ziyade Lorentz’in relilik teorisi doğrudur. Dinin bir
teorinin doğru, diğer bir teorinin yanlış olduğunu göstermek için bundan fazla
bilim ile gerçek bir ilişki kurabileceğine hayal etmek zordur.
5. Din, bilimin açıklayıcı gücünü arttırabilir.
Dünyanın çağdaş bilimsel görüşünün temel şartlarından biri, biyolojik
karmaşıklığın daha ilkel yaşam biçimlerinden evrimleşmesidir. Maalesef, bugünkü
Yeni Darvinci sentez, biyolojik karmaşıklığın tedrici yükselişinin açıklamasında
yetersiz bir açıklama olarak gözüküyor. İlk aşamada, Yeni Darvinci doğal
seleksiyon ve tesadüfi mutasyon mekanizması tek başına duyarlı yaşam yaratmak
için çok yavaş işlemektedir. Antropik Kozmoloji Prensibinde (Anthropic
Cosmological Principle) Barrow ve Tipler, DNA temelli genetik kodun gelişmesi,
mitokondri ve fotosentezin kaynağı, oksijene ihtiyaç duyan solunumun gelişmesi
gibi diğer aşamalar dahil insan ırkının -homo sapiens- evrimleşmesinde on adım
sayar. Bunlardan her biri öyle imkansızdır ki gerçekleşmeleri öncesinde ana sıra
yıldızı olarak güneş dururdu ve dünyayı yakardı.
15
Onlar, homo sapiensin bilgi
işleme yeteneğiyle karşılaştırabilecek akıllı yaşamın görünen evrendeki bir başka
gezegende evrilmesi ihtimalinin imkânsız derecede düşük olduğuna nelik
evrimcilerin arasında genel bir konsensüsü rapor ettiler.
16
Fakat durum böyleyse,
biri yardım edemez fakat merak eder: doğalcılığı benimsemekten başka niçin bu
gezegende tesadüfen geliştiğine inanmalıyız? İkincisi gelişigüzel mutasyon ve
doğal seleksiyon, indirgenemez karmaşık sistemlerin kökeni için problem
oluşturmaktadır. Darwin'in Kara Kutu adlı son kitabında mikrobiyolog Michael
Behe, silia veya protein taşıma sistemi gibi bazı hücresel sistemlerin tüm parçalar
hazır ve işler olmadıkça inanılmaz derecede karmaşık mikroskobik makinalar
olduğunu açıklıyor.
17
Neo-Darwinci sentez içinde böyle indirgenemez karmaşık
sistemin gelişigüzel mutasyon ve doğal seleksiyon ile nasıl evrimleşeceğine dair
bir anlayış yoktur. Onlara göre mevcut evrim teorisinin açıklayıcı gücü sıfırdır.
Fakat Beye’ye göre diğer bir bağlamda tereddütsüz istihdam ettiğimiz
indirgenemez karmaşıklığı açıklamak için bir “akıllı tasarım” izahı vardır. O,
dünya üzerindeki en temel sevideki yaşamın temel bileşenlerinin akıllı bir
aktivitenin ürünü olduğu sonucuna varıyor.
18
Biyolojik karmaşıklığın tedrici
evrimi, sürecin yalnız kör bir işleyişten ziyade ardında akıllı bir neden varsa daha
iyi açıklanabilir. Neticede Teist, doğa bilimcinin yoksun olduğu hazır açıklayıcı
kaynaklara sahiptir.
15
Barrow and Tipler, Anthropic Cosmological Principle, 561-65.
16
a.g.e., 133.
17
Michael J. Behe, Darwin’s Black Box (New York: Free Press, 1996).
18
a.g.e., 193.
Mehmet MALKOÇ
751
6. Bilim, sonucu dini öneme haiz bir argümanda bir öncül tesis
edebilir.
Orta çağ Teoloğu Thomas Aquinas, Tanrı’nın varlığı adına girdiği tüm
argümanlarında evrenin ezeli olmadığını varsayardı. Çünkü evrenin var olmaya
başladığını düşünmek teistler için işleri kolaylaştırdı. O, “Dünya ve hareket bir ilk
başlangıca sahipse, bazı sebepler bu nya ve hareketin başlangıcında açıkça
yerini almalıdır.” der. (Summa contra gentiles 1. 13. 30). Dahası Orta Çağ boyunca
evrenin geçmişteki sonluluğunu kanıtlamak için açıkça bir deneysel yol yoktu.
Fakat bu yüzyılda Genel İzafiyet Teorisi’nin kozmolojiye uygulanması ve evrenin
genişlediğinin keşfi, Tanrı’nın varlığı adına başarılı bir savunmada kaybedilmekte
olan varsayımı felsefi teoloğun tam kucağına düşürmüş gibi gözükmektedir.
a. Var olmaya başlayan her şey bir nedene sahiptir.
b. Evren var olmaya başladı.
c. Bu yüzden evren, bir nedene sahiptir.
İkinci varsayım, astronomi ve astrofiziğe dair hemen hemen her metinde
bulunabilen dini açıdan tarafsız bir cümledir. Ancak bu ateisti çok zor bir
durumda bırakır. Oxford Üniversitesinden Anthony Kenny’nin ileri sürdüğü fikre
göre, Big Bang teorisinin savunucusu eğer Ateist ise, en azından evrenin hiçbir şey
ile ve hiçbir şeyden meydana geldiğine inanmalıdır.
19
Fakat, elbette bu metafizik olarak imkansızdır. Hiçbir şeyden hiçbir şey gelir.
Öyleyse evren neden yok değil de vardır? Evreni varlığa getiren bir neden olması
gerektiği makuldür. Konunun doğası gereği mantıklı olan, uzay ve zamanın bu
nedeni, nedensiz, değişmez, zamansız ve evreni yaratan, hayal edilemeyecek
derecede güçlü, madde ötesi bir varlık olmalıdır. Dahası onun aynı zamanda bir
zât olması gerektiğini savunurdum. Çünkü evren gibi zamansal bir sonuca
zamansız bir neden başka nasıl olabilirdi? Neden, kişisel olmayan zorunlu ve
yeterli koşulların bir dizisi ise, o zaman sonuç bir etki olmadan asla var olamazdı.
Neden, ebedi olarak mevcut ise, o zaman aynı şekilde sonuç da ebedi olarak
mevcut olurdu. Nedenin zamansız olması ve sonucun zamanda başlamasının tek
yolu, önceden belirleyici şartlar olmaksızın zamanında bir etki yaratmayı özgürce
seçen zâti bir fâil (personel agent) olmasıdır. Böylece biz sadece evrenin aşkın
nedenini değil, onun özel yaratıcısını da ortaya koymuş oluyoruz.
Bütün bu anlatılanlar “Bilim Tanrı’nın var olduğunu ispatlıyor.” gibi bazı saf ve
basit bir yargıda bulunmak için değildir. Şunu söylemek gerekir ki bilim, sonucu
dini öneme sahip bir argümanın öncülünün hakikat olduğunu tesis edebilir.
Özetle, bilim ile dinin karşılıklı ilgili oldukları altı farklı yolu görmüş olduk.
Bunlar:
1. Din, bilimin gelişebileceği kavramsal çerçeveyi sağlar.
19
Anthony Kenny, The Five Ways: St. Thomas Aquinas Proofs of God’s Existence (New York: Schocken
Books, 1969), 66.
BİLİM VE DİN ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?
752
2. Bilim, dinin iddialarını hem doğrulayabilir hem de yanlışlayabilir.
3. Bilim, dinin çözmeye yardımcı olabileceği metafizik problemlerle karşılaşır.
4. Din, bilimsel teoriler arasında hüküm vermeye yardımcı olabilir.
5. Din, bilimin açıklayıcı gücünü arttırabilir.
6. Bilim, sonucu dini öneme sahip bir argümanın öncülünün hakikat olduğunu
tesis edebilir.
Neticede bilim ve din, düşmanlar olarak veya karşılıklı ilgisiz şeklinde
düşünülmemesi gerektiğini görmüş olduk. Dahası verimli bir şekilde etkileşim
kurabilecekleri çeşitli yollar gördük. Sonuçta tüm bunlardan dolayı bu iki disiplin
arasında bu şekilde gelişen bir diyalog vardır ve halen devam etmektedir.
Article
Full-text available
Din-bilim ilişkisi tarihsel süreçte olduğu gibi günümüzde de tartışılmaya devam etmektedir. Hristiyan Avrupa’sında ortaya çıkan tartışmaların İslam dünyasını da etkilediği bir vakıadır. İslam kelamcıları, İslam dini ile bilim arasında bir çatışmanın olmadığı genel kabulüyle hareket ederler. Özellikle bu noktada kelamın vesâil alanı, metafiziğin desteklendiği alan olarak kabul görmektedir. Modern dönemde vesâil alanında önemli bilimsel çalışmaların olduğu görülmektedir bunlardan biri de Nöroteolojidir. Nöroteoloji, davranışı nöral (sinirsel) temelde inceleyip açıklamaya çalışan bilim dalıdır. Bu noktada özellikle dindarlığın nörolojik temelleri ve evrimsel işlevi hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Bu çalışmada kelamın en önemli tartışma konularından biri olan kesb nazariyesi, Nöroteolojik açıdan Benjamin libet deneyiyle değerlendirilmektedir. Deney sonuçları yayınlandığında o güne kadar felsefe ve bilim dünyasında tartışılagelen insanın irade özgürlüğü meselesine yeni bir tartışma zemini hazırlamıştır. Özellikle Eş’ârî’nin kesb anlayışının da ciddi tartışmalara sebebiyet verdiği bilinmektedir. Allah’ın mutlaklığı açısından ele alınan bu düşünce, insan özgürlüğü ve sorumluluğunu ortadan kaldırır düşüncesiyle eleştirilmiştir. Ancak Benjamin libet deneyinin, Eş’ârî’nin kesb anlayışına uygun veriler içermesi dikkat çeken bir husus olarak göze çarpmaktadır.
sonucu dini öneme haiz bir argümanda bir öncül tesis edebilir
  • Bilim
Bilim, sonucu dini öneme haiz bir argümanda bir öncül tesis edebilir.
Bilim Tanrı'nın var olduğunu ispatlıyor
  • Bütün
Bütün bu anlatılanlar "Bilim Tanrı'nın var olduğunu ispatlıyor." gibi bazı saf ve basit bir yargıda bulunmak için değildir. Şunu söylemek gerekir ki bilim, sonucu dini öneme sahip bir argümanın öncülünün hakikat olduğunu tesis edebilir.