ArticlePDF Available

YENİ KAMU YÖNETİMİ ANLAYIŞI BAĞLAMINDA YERİNDEN YÖNETİMİN VE YEREL YÖNETİMLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Authors:
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
101
GeliĢ Tarihi / Received: 26.01.2017 Sayfa / pp: 101-118
Kabul Tarihi / Accepted: 18.04.2017
YENĠ KAMU YÖNETĠMĠ ANLAYIġI BAĞLAMINDA YERĠNDEN YÖNETĠMĠN VE
YEREL YÖNETĠMLERĠN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ*
***
EVALUATION OF DECENTRALIZATION AND LOCAL GOVERNMENT IN THE
CONTEXT OF NEW PUBLIC ADMINISTRATION APPROACH
ArĢ. Gör. Dr. Aziz BELLĠ
KahramanmaraĢ Sütçü Ġmam Üniversitesi
ĠĠBF, Kamu Yönetimi Bölümü
azizdarende@hotmail.com
Öz
1970’li yıllarda petrol krizi sonrası refah devleti anlayışının çökmesi ile birlikte geleneksel kamu yönetimi
anlayışı sorgulanmaya başlanmış ve yerini esnek örgüt yapılı, adem-i merkeziyetçi, şeffaf, saydam, hesap
verilebilir, minimal devlet anlayışını öngören Yeni Kamu Yönetimi anlayışına bırakmıştır. Bu anlayış ilk olarak
İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher ve ABD Başkanı Ronald Reagan’ın çalışmaları ile başlamış daha sonra
dalgalar halinde diğer ülkeleri de etkilemiş ve reform çalışmaları ortaya çıkmıştır. Yeni kamu yönetimi anlayışı
kamu sektöründe köklü reformların gerçekleşmesine neden olmuştur. Bu reformlardan önemli derece etkilenen
birimlerin başında yerel yönetimler gelmektedir. Bu kapsamda araştırmanın amacı, yeni kamu yönetimi ve
yerinden yönetim ilişkisini yerel yönetimler bağlamında incelemektir. Bu çalışma literatür taramasından
hareketle yerli ve yabancı kaynaklardan elde edilen veriler ile hazırlanmıştır. Yeni kamu yönetimi ve yerel
yönetim ilişkisi incelenirken, iki yapının temel özellikleri incelerek karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır.
Araştırma sonucunda yeni kamu yönetimi ile yerel yönetimler arası ilişkinin paralel bir ilişki olduğu ortaya
çıkmıştır.
Anahtar Kelimeler: Yeni Kamu Yönetimi, Yerinden Yönetim, Yerel Yönetim.
Abstract
After the oil crisis in the 1970s with the collapse of the welfare state, the traditional concept of public
administration began to be questioned and left its place to the New Public Management which projects flexible
organizational structure, decentralized, transparent and accountable minimal state. This understanding first
began with the work of British Prime Minister Margaret Thatcher and US President Ronald Reagan, and later
influenced over other countries by waves and reform efforts. The new understanding of public administration
has led to radical reforms in the public sector. Local governments are at the forefront of these reforms. Within
this context, this study aims to analyze the high correlation between the New Public Management and
decentralisation in the perspective on local governments. This study, which the data obtained from domestic and
foreign sources with the movement of literature review were provided. Where new public administration and
local government relations are examined, a comparative analysis is made by examining the basic characteristics
of the two structures. As a result of the research, it is revealed that the relationship between the new public
administration and the local administrations is a parallel relation.
Keywords: New Public Administration, Decentralization, Local Government.
* 2016 yılında KahramanmaraĢ Sütçü Ġmam Üniversitesi SBE Kamu Yönetimi ABD’da hazırlanan “Türkiye’de
Kent Konseylerinin ĠĢlevselliği Önündeki Sorunlar ve Çözüm Önerileri: BüyükĢehir Belediyeleri Örneği” adlı
doktora tezinin bir bölümünün gözden geçirilmiĢ ve güncellenmiĢ halidir.
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
102
1. GĠRĠġ
KüreselleĢmenin etkisi ile Dünyada yaĢanan hızlı değiĢim ve dönüĢüm, devlet yönetimlerini,
toplumsal ve ekonomik örgütleri değiĢmeye zorlamaktadır (Sezik ve Ağır, 2016: 226). Bu değiĢim ve
dönüĢüm sonucu ortaya çıkan Yeni Kamu Yönetimi (YKY), kamu yönetimine yeni anlayıĢ ve
yaklaĢımlar getiren bir paradigma değiĢikliğidir. rokrasiden çok piyasalara öncelik vermek,
müĢteriye/vatandaĢa karĢı sorumluluk ve hesap verebilir mekanizmalar, süreçlerden çok sonuçlar
üzerinde yoğunlaĢmak, kaçınmaktan çok sorumluluk almak, kamu yönetiminden çok özel yönetim
üzerinde durmak, ekonomiklik, etkinlik ve verimlilik üzerinde yoğunlaĢmak kamu yönetimi için yeni
değerler olmuĢtur. Özel yönetimin çalıĢma prensipleri olan piyasa kültürü, yapıları, teknikleri,
yönetimsel bilgi ve becerileri kamu yönetiminin etkinlik ve verimliliği için yeni öncelikler haline
gelmiĢtir (ÖmürgönülĢen, 1997: 531). Kamu yönetiminde meydana gelen bu değiĢim ve dönüĢüm iki
noktada kendini gösterebilir: Yenilik, ya esasen devletin yeni iĢlevleriyle iliĢkili olmayan yeni tür
toplumsal-politik önceliklerde söz konusu olabilir; ya da kamusal eylem ve iĢlemlerin değiĢen çevresel
koĢullarıyla açıklanabilir (Eren, 2008: 55). Bu çevresel koĢullarda etkilenen kamu yönetiminde
merkezi yönetim ve yerel yönetim açısından değiĢim ve dönüĢüm süreci baĢlamıĢtır. Devletin yapısı
küçültülerek özelleĢtirme politikalarına gidilmiĢtir. Görev ve yetki paylaĢımında yerel yönetimleri
önceleyen ve yerel yönetimleri güçlendiren bir sisteme doğru geçilmiĢtir. Böylece yeni kamu yönetimi
açısından yerinden yönetim ve yerel yönetim kavramları önemli temel kavramlar haline gelmiĢtir.
Bu araĢtırmanın amacı yeni kamu yönetimi ve yerinden yönetim iliĢkisini yerel yönetimler
bağlamında incelemektir. Bu kapsamda araĢtırma beĢ bölümden oluĢmaktadır. Ġlk olarak yeni kamu
yönetimi anlayıĢı teorik temelleri, kökeni ve kuramsal çerçevesi ile ortaya konulmuĢtur. Ġkinci olarak
yerinden yönetim kavramının kavramsal çerçevesine yer verilmiĢtir. Dördüncü bölümde yeni kamu
yönetimi ve yerinden yönetim iliĢkisine yer verilmiĢtir. ÇalıĢma sonuç bölümü ile tamamlanmıĢtır.
AraĢtırmanın teorik çerçevesi yerli ve yabancı literatürden yararlanarak hazırlanmıĢtır.
2. YENĠ KAMU YÖNETĠMĠ ANLAYIġI
Devletin iĢlevindeki değiĢikliği temel alan yeni kamu yönetimi anlayıĢının kökeni, teorik
temelleri, temel özellikleri bu paradigma değiĢikliğinin daha iyi anlaĢılması için ayrı baĢlıklar altında
incelenmiĢtir.
2.1. Yeni Kamu Yönetimi AnlayıĢının Kökeni
20. yüzyıl’a kadar siyasal iktidarlar, sürekli olarak sorunların çözüm yerleri olarak düĢünülmüĢ
ve politika geliĢtirmeleri beklenmiĢtir, geleneksel kamu yönetimi yaklaĢımı da, bu süreçte geçerliğini
sürdürmüĢtür(Özer, 2005: 4). Ancak modern dünyanın insanlık için geliĢtirdiği düzenlemeler yeterli
olmayınca (Tunç, 2015: 338) ve 1970’lerin ortasından itibaren petrol krizinin etkisi ile hükümetler
ciddi mali krizlerle karĢı karĢıya kalmaya baĢlayınca, tüm dünyada devletin asıl hizmet alanlarına
dönmesi, etkinlik ve verimlilik esasına göre örgütlenmesi ve piyasa değerlerinin, tekniklerinin ve
pratiklerinin kullanılması gibi yeni sağ düĢünceye ait değerler gündeme gelmiĢtir. Bu Ģekilde piyasa
kökenli yönetim fonksiyonunun, klasik kamu yönetiminden ve bu yönetimin politika yapım ve
uygulama sürecinden daha önemli olduğu görülmüĢtür (Özer, 2005: 4).
1980’lerde yayılmaya baĢlayan bu yaklaĢımın dünya genelinde geçerlilik kazanması ve yoğun
olarak uygulamaya dökülmesi 1990’larda olmuĢtur (Aydın, 2012: 289). YaklaĢım bu dönemde bazı
kuramsal temellere dayandırılarak Yeni Kamu ĠĢletmeciliği olarak da anılmaya baĢlanmıĢtır
(Gruening, 2001: 2). Bu yaklaĢımın uygulanması 1970’lerin sonu ve 1980’lerin baĢları sayılacak bir
dönemde ekonomik durgunluk ve vergi ayaklanmalarının olduğu Anglo-Sakson toplumlarından
Ġngiltere BaĢbakanı Margaret Thatcher öncülüğünde olmuĢtur (Zengin, 2009: 8). Yine Margaret
Thatcher gibi yeni sağ düĢünceye sahip olan ve devleti küçültmek ve yeniden yapılandırmak
düĢüncesine sahip olan Ronald Reagan ABD’de yeni kamu yönetimi anlayıĢının
uygulayıcılarındandır. Daha sonra Yeni Zelanda ve Avustralya’da geliĢen bu anlayıĢ kapsamında
birçok ülkede reform niteliğinde değiĢimler olmuĢtur (Eryılmaz, 2012: 51).
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
103
Kamu yönetiminde meydana gelen değiĢim ve dönüĢümü ve bunun sonucunda yeni kamu
yönetimini ortaya çıkaran çeĢitli sebepler Ģöyle sıralanabilir (Genç, 2010: 147; Sözen, 2005: 38-53):
1970’lerde ortaya çıkan petrol krizleri ve bunların neden olduğu ekonomik büyüme ve yatırım
oranlarındaki düĢüĢ, artan iĢsizlik gibi önemli sorunlar ve ortaya çıkan bütçe açıklarından, 2. Dünya
SavaĢı sonrasında önemli bir Ģekilde geliĢme gösteren sosyal devlet, refah devleti, Keynesyen iktisat
ve büyük kamu ekonomilerinin sorumlu tutulması,
VatandaĢın her Ģeyi devletten bekleyecek bir anlayıĢa sahip olarak talep ve beklentilerini
yüksek tutması ve kamu yönetiminin bu talep ve beklentileri karĢılamada yetersiz kalması; kamu
kurumları tarafından sunulan hizmetinin etkinlik, kalite, hız ve ihtiyacı karĢılamaması konularında
Ģikayetlerin artıĢların gözlenmesi,
Yeni sağ düĢüncesinin dünyada yaygın hale gelmesi, özellikle ABD ve Ġngiltere ve ABD’de
bu ideolojik söylem ve eylem paralelinde Neo-liberal iktisatçıların devlet müdahalesinin ekonomik
büyüme ve özgürlük üzerinde sınırlandırıcı etkisi olduğu, bu nedenle daha az devlet daha çok piyasa
anlayıĢıyla devletin örgütsel yapı ve birimlerin azaltılması ve özelleĢtirme yolu ile kamunun piyasada
tekel oluĢturmasının önlenmesi, iĢletme benzeri yapıya kavuĢturularak verim ve etkinliğinin artırılması
amacıyla kamu harcamalarının kısılması v.b. uygulamaların yaygınlaĢması,
Kamu bürokrasinin hantal ve verimsiz olduğu, esnek bir yapıda olmadığı, katı, hiyerarĢik ve
karmaĢık kurallara dayalı bir sistem olduğu, yukarıdan aĢağıya iĢleyen bir karar verme sürecinin
varlığı nedeniyle vatandaĢların istek ve beklentilerine cevap vermekten uzak olduğuna iliĢkin
eleĢtirilen yaygınlaĢması,
OECD (Ekonomik Kalkınma ve ĠĢbirliği Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), WB (Dünya
Bankası) gibi uluslararası örgütlerin yeni sağ ideolojinin yaygınlaĢtırılması konusunda izledikleri aktif
siyaset,
Bilgi iletiĢim teknolojilerinin yaĢanan geliĢmeler kamu kesimindeki yönetsel reformları
mümkün kılacak araç ve yapıları sağlamıĢtır.
1980 sonrasında siyasal hayatta yaygınlık kazanan demokratikleĢme söylem ve çabaları,
katılım kavramı ile birlikte sivil toplum örgütlerine verilen önemin artması ve bunun bir sonucu olarak
yönetiĢim anlayıĢının geliĢmesi, adem-i merkeziyetçi devlet yapılanmasına geçilmesi ve genel olarak
küreselleĢme,
Özel yönetimin yöntem ve tekniklerini uygulamak üzere özel sektörden kamuya transfer
edilen yönetim danıĢmanlarının etkisinin bulunması.
2.2. Yeni Kamu Yönetimi AnlayıĢının Kuramsal Temelleri
Yeni kamu yönetimi anlayıĢının geliĢmesiyle birlikte yeni görüĢler ortaya çıkmıĢtır. Bu
bağlamda ortaya çıkan en dikkat çekici çalıĢmalardan biri H. George Frederickson’un “Yeni Bir Kamu
Yönetimine Doğru” isimli çalıĢmasıdır. Söz konusu çalıĢmada kamu yönetimi, halkın talep ve
beklentilerine daha fazla cevap verebilmeli, halkın sorunlarına daha fazla çözüm üretmeli, hizmet
sunumunda vatandaĢ müĢteri niteliğini kazanmalı yani müĢteri odaklı bir sistem olmalı, daha kuralcı
ve yine daha bilimsel esaslara göre gerçekleĢmelidir (Çevik, 2010: 19).
YKY anlayıĢı çeĢitli kaynaklardan beslenmiĢtir. Bu anlayıĢı ile ilgili görüĢler ele alındığında iki
temel yaklaĢımdan söz edilebilir. Birinci yaklaĢım; Hood’un da açıkladığı gibi Ġkinci Dünya SavaĢı
sonrasında oluĢan “kamu tercihi” (public choice), “iĢlem-maliyet kuramı” (transaction-cost theory) ve
“asil-vekil kuramı”na (principal-agent theory) dayanan yeni kuramsal ekonomi” (new institutional
economics) hareketidir. Ġkinci yaklaĢım ise iĢletmecilik (managerialism) anlayıĢıdır. Aucoin’da (1990)
Hood’a benzer nitelikte iki yaklaĢımdan söz etmiĢtir (Sözen, 2005: 54-55). Bu yaklaĢımlara iliĢkin
açıklayıcı bilgiler aĢağıda yer alacaktır.
A. Yeni Kuramsal Ekonomi Hareketi: Yeni kamu yönetimi anlayıĢı kapsamında üç farklı
teorinin bir araya gelmesi ile oluĢur. Bunlar; Kamu Tercihi Kuramı, ĠĢlem Maliyet Kuramı ve Asil-
Vekil Kuramıdır.
Kamu Tercihi Kuramına göre, kamu yönetimi, bürokrat, siyasiler ve seçmenler arasında,
devletin büyümesi ve kamu harcamalarının rasyonel olmayan bir biçimde artması ve kaynakların israf
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
104
edilmesine neden olan iliĢkiler üzerine yoğunlaĢmıĢtır. A. Niskanen, James M. Burchananve, Dennis
C. Mueller gibi kamu tercihi kuramcıları, kamu yönetiminin kamu yararı için çalıĢmadığı,
politikacıların seçimlerde kazanç elde etmek ve zafer kazanmak için kendi aralarında sanki bir yarıĢ
halindeymiĢ gibi devletin kaynak ve imkanlarını popülist amaçlarla kullandıkları ve bürokratların da
prestij, statü, maaĢ ve benzeri gibi haklar elde edebilmek için kurum bütçelerini büyütmekten yana bir
tutum içinde olduklarını vurgulamıĢlardır. Tüm bunların sonucunda bürokrasideki büyüme eğilimi ve
kaynak israfı ile bütçeler yetersiz kalarak açıkların oluĢmasına ve bunun sonucunda açıkları
kapatabilmek için gereksiz borçlanmalara yol açmıĢtır (Aksoy, 1995: 165-166’dan akt. Eryılmaz,
2012: 51).
Kamu tercihi kuramı yukarıda sözü edilen sorunlara çözüm olabilmesi için kamu kurumlarının
piyasa koĢullarında iĢleyen bir özel iĢletme gibi davranması ve bu nedenle özel sektör örgütlenmesi
gibi esnek yapılı bir örgütlenme modelini esas alması gerektiğini öngörmektedir. Bu doğrultuda kamu
yönetiminin özel yönetim niteliklerine sahip ve kamu hizmet ve mallarının sunu ve istemine dayanan
bir Ģekilde yeniden yapılandırılması amaçlamakta ve bürokrat ve politikacıların da piyasa koĢullarında
kamunun tercihiyle göreve getirilmesi önerilmektedir. Uygulamada da bürokratların ve politikacıların
popülist kararlarda kamu yararından çok kendi beklenti ve çıkarlarını düĢündüğü, bu sebeple kamu
yönetiminin piyasa koĢullarında çalıĢan özel bir iĢletme gibi hizmet sunmasının gerekli olduğu
vurgulanmaktadır (Tarhan ve Ezici, 2011: 16). Bu yolla piyasa mekanizması sadece ekonomide değil,
netim sisteminde de etkinlik ve verimliliği artıracaktır (Eren, 2008: 71).
ĠĢlem-Maliyet Kuramına göre; örgütler ürettikleri mal ya da hizmetlerin sunumu sırasında
ortaya çıkan maliyetleri minimum düzeyde tutmak isterler (Eren, 2008: 72). Bu maliyetler
zleĢmelerin hazırlanması, kontratların düzenlenmesi, anlaĢmalardaki sorun ve anlaĢmazlıkların
çözümlenmesi, ürünlerin denetim ve kontrolü ve diğer maliyetler olarak belirtilebilir. Kısaca mal ve
hizmetin sunumu sırasında oluĢan giderlerdir. Farklı bir ifadeyle, iĢletmelerin girdileri satın almaları,
bunları mal ve hizmete dönüĢtürmeleri ve bunların satıĢları sırasında birçok maliyetle karĢılaĢmakta
olup iĢlem maliyetleri bu harcama ve giderlerin toplamını ifade etmektedir (Coase,1992:713-717’den
akt. Çelik ve Bedük, 2013: 40). ĠĢlem-maliyet kuramı etkinlik ve verimliliği temel alarak, eylem ve
iĢlemlerin “örgüt (hiyerarĢi) içinde mi?” yoksa “piyasada mı?” daha etkin ve verimli gerçekleĢeceği
sorusuna cevap aramaktadır (Kalemci, 2013: 59). Bu kuram, özellikle bütçe açıkları, kaynak
yetersizlikleri ve oluĢan geniĢ borçlanma limitleri sebebiyle kamu yönetiminde geniĢ bir tartıĢma
ortamı bulmuĢtur. Kamu kaynaklarının temel vergilendirmeye dayanması ve vergilendirme yoluyla
kamu kaynaklarının artırılması zorlaĢtığından elde bulanan mevcut kaynakların en etkin ve verimli
Ģekilde kullanılması ve söz konusu giderlerin azaltılması gerekmektedir. Nitekim IMF, Dünya Bankası
gibi devletlere borçlanma imkanı sağlayan uluslararası finans örgütleri, verdikleri kredilerin geri
dönüĢünü garanti altına almak için ülkelerin sıkı bütçe politikaları uygulamasını istemektedirler (Eren,
2008: 72-73).
Asil-Vekâlet Kuramını kısaca açıklamak gerekirse; bir iĢletme sahibinin iĢletmenin
faaliyetlerini takip etmesi ve yürütmesi ve kendisi adına karar alması için bir vekil yani yönetici tayin
etmesidir. Asil-vekil iliĢkisinde, vekil asilin iĢlerini doğru ve asilin istediği Ģekilde yürüttüğü sürece
sorun yoktur. Asil yani iĢletme sahibi iĢletme giderlerinin en düĢük düzeyde tutulmsını istemektedir.
Ancak asil ve vekilin anlaĢamadığı ve çıkarlarının çatıĢtığı durumda vekil kendi çıkarlarını ön plana
alarak karar alabilmektedir. Bu kuram açısından iki önemli nokta bulunmaktadır. Bunlar; vekilin asil
adına faaliyette bulunması ve bu sırada bu faaliyetlerin en ekonomik Ģekilde gerçekleĢmesidir (Çelik
ve Bedük, 2013: 36).
Kamu yönetimi açısından Asil-Vekâlet Kuramı, Weingast ve diğer kuramcılar tarafından kamu
yönetimindeki tutum ve davranıĢları açıklayacak bir çerçeve olarak ele alınır. Siyasal yozlaĢma,
temsilcilerin kendi çıkarlarını temsil ettikleri halkın çıkarlarından üstün tuttuklarında ortaya çıkar. Bu
nedenle yönetim alanında ortaya çıkan çalıĢmalar temsilcilerin teĢvikiyle halkın çıkarlarını daha fazla
uyumlu hale getirmeye çalıĢır. Bu, temsilcilerin faaliyetlerinin Ģeffaf ve hesap verir olabilmesi ve
temsilcinin halkı zarara uğrattığı durumlarda cezalandırılmasını veya tersi durumda ise
ödüllendirilmesini kapsar. Temsil maliyetlerini ekonomik düzeylerde tutabilmek için yasal mevzuatın
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
105
bu sisteme uygun hale getirilmesi gerekmektedir (Fukuyama, 2005: 64-65’den akt. Karabacak, 2012:
405).
B. ĠĢletmecilik YaklaĢımı: YKY anlayıĢının oluĢumunda iĢletmecilik yaklaĢımının önemli bir
etkisi olmuĢtur. Ancak bilim insanları iĢletmecilik yaklaĢım ile ilgili ortak bir tanımlama
yapamamıĢlardır (Sözen, 2005: 57). Bu yaklaĢım kamu sektöründe “idare” (administration)
kavramının yerini yönetim” (management) kavramını almasını öngörmektedir (Eren, 2008: 73). Bu
nedenle özel yönetimi kamu yönetiminden daha üstün görmektedir (Sözen, 2005: 59). Hood’a göre bu
anlayıĢ, iĢletme yönetimi ilke ve esaslarının kamu yönetiminde egemen kılınması düĢüncesine
dayanmaktadır. Bazıları tarafından eleĢtirilen bazıları tarafından üstün özelliklere sahip olduğu
düĢünülen iĢletmecilik anlayıĢına göre, kamu yöneticileri kurumlarını yönetirken basit kurallar
koymak ve uygulamak yerine yönettikleri kurumları yeniliklere açık hale gelecek Ģekilde yönetmek ve
değiĢtirmek için inisiyatif alır ve sağduyularını kullanırlar ve sonuç odaklı olurlarsa kamu kurumları
daha etkin ve verimli hizmet sunarak bu hizmetlerin daha ucuza mal edilmesini sağlarlar. Bu
bağlamda kamu yöneticilerine belirli amaç ve hedeflere ulaĢması için doğrudan yetki ve sorumluluk
verilmesi gerekir (Karcı, 2008: 45-46).
2.3. Yeni Kamu Yönetimi AnlayıĢının Temel Ġlke ve Özellikleri
YKY anlayıĢı, geleneksel kamu yönetimi anlayıĢından farklı olarak, kamu örgütünün yönetimi,
organizasyonu ve iĢleyiĢinde, halk ve özel sektör ile olan iliĢkilerinde yeni bir yapılanma öngörür.
YKY’nin temel ilkeleri konusunda çeĢitli sınıflandırmalar yapılmıĢtır (Eryılmaz, 2012: 53). Bu
sınıflandırmalardan birini yapan Hood (1991: 4-5) YKY’nin yedi temel ilkesi olduğunu belirtmektedir.
Bunlar;
Kamu örgütlerinde profesyonel yönetime geçiĢ ve yöneticilere aĢırı özerklik verilmesi. Bu
yolla hesap verilebilir yönetime katkı sağlanmıĢ olur.
Açık performans ölçütleri ve standartlar, yani iyi belirlenmiĢ amaçlar ve performans hedefleri
(daha sonra performans göstergeleri olarak tanımlanır). Bu Ģekilde hesap verilebilirlik sağlanarak
verimlilik artırılır.
Sonuçlara prosedürlerden daha fazla önem verilmelidir. Çünkü prosedürler yerine önemli
sonuçlara ihtiyaç vardır.
Kamuda büyük yapılı birimler küçük birimlere ayrıĢtırmalıdır.
Kamu sektöründe rekabet artırılmalıdır.
Kamuda özel sektör yönetim teknikleri kullanılmalıdır. Askeri tip bürokrasiden
vazgeçilmelidir. Ücret ve ödüller daha esnek olmalıdır.
Kaynak kullanımında disiplinli ve tutumlu olunmalıdır. Bu ise, doğrudan maliyeti kesmek,
disiplinini yükseltmek, sendika taleplerine direnmek ve için uyum maliyetlerinin kısılması yoluyla
gerçekleĢir.
YKY anlayıĢı alanında önemli çalıĢmaları ve etkisi olan David Obsorne ve Teb Gaebler (1992)
“Kamu Yönetiminin Yeniden Ġcadı” adlı kitabıyla YKY anlayıĢını açıklamaya çalıĢmıĢlardır.
Yazarlara göre; kamu yönetimi hizmet sunumunda rekabeti artırmalı, hesap veren bir anlayıĢ ile
kamunun denetimi daha çok halk ve kamuoyu tarafından yapılmalı, performansa dayalı bir yönetim
sistemi geliĢtirilmeli, kamu örgütleri stratejik yönetim anlayıĢına sahip olmalı, amaç ve hedefler temel
belirleyici olmalı ve son olarak kamu örgütleri özel sektör gibi müĢteri/vatandaĢ odaklı hizmet
sunmalıdır (Çevik, 2010: 20).
YKY anlayıĢı alanında önemli çalıĢmaları olan bir diğer bilim insanı Gernod Gruening’e (1998)
göre ise yeni kamu yönetimi anlayıĢı, tartıĢmasız ve açık olarak sayabilecek temel karakteristikleri
yanında diğer karakteristikler olmak üzere iki tablo halinde açıklanabilir.
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
106
Tablo 1: Yeni Kamu Yönetiminin TartıĢmasız Temel Karakteristikleri
Bütçe Kesintileri
Yetkilendirme
Performans için
Hesap verilebilirlik
Performans Denetimi
ÖzelleĢtirme
MüĢteri
Konsepti(Tek
noktadan alıĢveriĢ,
Durum Yönetimi)
Yerinden yönetim
Stratejik
Planlama/Yönetim
Tedarik ve
Üretimin
ayrılması
Rekabet
Performans Ölçümü
DeğiĢen Yönetim Tarzı
Kullanıcı
Ücretlendirme
Yönetimde
Özgürlük(Esneklik)
GeliĢtirilmiĢ
Muhasebe
Personel
Yönetimi(TeĢvikler)
Kamu Hizmetinin
Kamu Kurumları
DıĢında
Yürütülmesi
Siyaset ve
Yönetimin
Ayrılması
GeliĢtirilmiĢ
Finansal Yönetim
Bilgi Teknolojilerinin
daha fazla Kullanımı
Kaynak: Gruening, 1998.
Tablo 2: Yeni Kamu Yönetiminin Diğer Karakteristikleri
Yasal Bütçe/harcama
Kısıtlamaları
Yetkilerin RasyonelleĢmesi
GeliĢtirilmiĢ Mevzuat
RasyonelleĢmiĢ/Yoluna
KonulmuĢ Ġdari Yapılar
Kaynak: Gruening, 1998.
YKY anlayıĢının ilk ortaya çıktığı günlerden itibaren önemli katkıları olan Christopher Pollitt,
YKY’nin temel ilke ve esaslarını Ģu Ģekilde sınıflandırmıĢtır (Politt, 2002: 474):
Kamu yönetimin girdi ve süreç odaklılıktan çıktı ve sonuç odaklılığa yönelmesi,
Performans ölçeklerine ve performans yönetimine önem verilmesi,
Büyük, çok amaçlı ve hiyerarĢik bürokrasilerden “yalın”, “yatay” ve “özerk” örgütsel
yapıların tercih edilmesi,
HiyerarĢik iliĢkilerin yerini, sözleĢme ve sözleĢme benzeri iliĢkilerin alınması,
Kamu hizmetlerinin sunumunda piyasa ve piyasa benzeri mekanizmaların daha fazla
kullanılması,
Kamu ve özel sektör arasındaki sınırların belirsizleĢmesi, kamu ve özel sektör ortaklıklarının
iç içe geçtiği melez örgütlerin geliĢimi,
Değer önceliklerinde evrensellik, eĢitlik, güvenlik ilkelerinden verimlilik ve bireycilik
ilkelerine yöneliĢ.
OECD tarafından ülkeler üzerinde yapılan bir araĢtırmada YKY anlayıĢına iliĢkin reformların
büyüklüğü ve çeĢitliliği her ülkeye göre farklı olsa da sekiz temel karakteristiği olduğu belirlenmiĢtir.
Bu ilkelere Tortop v.d.’lerinin (2010: 324-326) belirlemiĢ olduğu ilkeler eklenince yeni kamu
yönetimi anlayıĢının temel ilkeleri net olarak ortaya çıkmaktadır. Bunlar (OECD, 1995: 28’den Akt.
Kickert, 1997: 733);
Merkezin sevk ve idare etme fonksiyonlarının güçlendirilmesi ve özelleĢtirme,
Yetki devrinde esneklik sağlanması ve yerelleĢmek;
Performansın, denetimin ve hesap verilebilirliğin sağlanması,
Ġnsan Kaynakları yönetiminin iyileĢtirilmesi,
Bilgi teknolojilerinin yaygınlaĢtırılması,
GeliĢen rekabet, kalite ve devletin küçültülmesi,
Kural ve normların niteliğinin geliĢtirilmesi ve bürokrasiyi azaltmak,
Hizmet sunumunda duyarlılık ve giriĢimci yönetim mantığını kamu yönetimine aktarmaktır.
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
107
YKY ile ilgili görüĢler incelendiğinde dikkati çeken nokta her ülkede farklı Ģekilde
uygulamalara gidilse de teoride temel ilkelerin örtüĢmesidir. Bu da YKY anlayıĢının belli bir düzeyde
bütünlük gösterdiğine iĢaret etmektedir. Bu benzerliğin yanında YKY anlayıĢının temel niteliklerine
iliĢkin tam bir görüĢ birliğinin olduğunu söylemek güçtür. Nitekim bu anlayıĢ, bünyesinde tartıĢmalı
unsurları da barındırmaktadır. Bununla birlikte her alanda olduğu gibi YKY’nin de uygulanmasında
ülkeden ülkeye hatta ülke içinde farklı zamanlarda farklılıklar görülmektedir. Bu da YKY anlayıĢının
kendini yenileyerek dinamik bir yapıya sahip olduğu ve değiĢime açık olduğunu göstermektedir
(Sözen, 2005: 67).
2.4. Yeni Kamu Yönetiminin Dayandığı Temel Varsayımlar
YKY yaklaĢımına yön veren kuramsal, ideolojik ve pratik kaynaklardan beslenen temel ilke ve
esasların yanında, bu anlayıĢın bazı temel varsayımları da vardır. Bu varsayımları YKY’nin dayandığı
kuramsal temelleri ve uygulamadaki reformları dikkate alarak üç ana grupta toplayabiliriz. Bunlar;
minimal devlet anlayıĢı, piyasa mekanizmasının benimsenmesi ve son olarak iĢletme yönetim
tekniklerinin kamu yönetimine uygulanmasıdır (Sözen, 2005: 60). YKY anlayıĢının daha iyi
anlaĢılmasını sağlayabilmek için bu özellikler aĢağıda özetlenmiĢtir.
2.4.1. Minimal Devlet AnlayıĢı
Refah devleti anlayıĢı devletin müdahalesi ya da doğrudan devletin hizmet üretmesi ile pek çok
soruna çözüm bulunabileceği görüĢüne (Zafir, 2009: 70) sahiptir. Ancak 1960’larda zirve noktasında
olan refah devleti, 1970’lere gelindiğinde petrol krizine bir çözüm formülü olan neo-liberal ve neo-
keynesgil politikalar ile ekonomik krizi önlemeye ve toplumu refah devleti uygulamaları sonucunda
oluĢan atalet ve bağımlılık kültüründen kurtarmaya yönelik olarak “minimal devlet” anlayıĢıyla
ortadan kalkmıĢtır (Demirel, 2006: 109). Bununla birlikte 1970’lerde dünya ticaretinde oluĢan
daralma, 1970’lerin sonlarında faiz oranlarının artması ve 1980’lerin baĢlarında ticari ödünçlerin
azalması ile birleĢince uluslararası çevre, geliĢmekte olan ülkeleri yeni arayıĢlara yönelmeleri
noktasında zorlamaya baĢladı (Zafir, 2009: 70).
YKY anlayıĢı kamu yönetiminin gereğinden fazla büyüyerek sınırlı kaynakları tükettiğini ve
bunları etkin ve verimli kullanamadığını, kamu tarafından sunulan hizmetlerin alternatif olarak
piyasada da yerine getirilebileceği, devlet müdahalesinin aĢırı maliyet, artan enflasyon ve katı
bürokrasi ve kırtasiyeciliğe neden olduğunu ileri sürerek “minimal devlet” anlayıĢının benimsenmesini
öngörmüĢtür (Sözen, 2005: 60). Bu anlayıĢ “kamu örgütünün büyümesi” konusu ile ilgili sorunlara bir
çözüm niteliğindedir. Böylece kamunun faaliyet alanı daralmıĢ yönetim daha etkin ve verimli bir hale
gelmiĢ olacaktır (Aydın, 2011: 147). Minimal devlet anlayıĢı yeni bir görüĢ olmasına rağmen
günümüzde yerini giderek, devletin etkin ve verimli hale getirilmesi, yeni ihtiyaçlara cevap verecek
Ģekilde yeniden düzenlenmesi savlarından hareketle “giriĢimci-iĢletmeci devlet” anlayıĢına bırakmaya
baĢlamıĢtır (Eren, 2008: 74).
2.4.2. Piyasa Mekanizmasının Benimsenmesi
Piyasa mekanizmasının benimsenmesinde temel amaç, rekabetçi serbest piyasanın, kaynakların
kullanımında devlet müdahalesinden daha verimli olduğudur. Bu varsayımda devlet müdahalesinin
olabileceği en asgari düzeyde olması gerektiği anlayıĢı vardır (Sözen, 2005: 62). Geleneksel kamu
yönetimi anlayıĢı, kamu mal ve hizmetlerinin sunulmasında esas görevlinin devlet olduğu anlayıĢına
dayanırken, YKY anlayıĢı, devletin faaliyet alanının daraltılmasını, kamu mal ve hizmet sunumunda
piyasa mekanizmasından daha çok faydalanılması ve devletin piyasaya doğrudan müdahale etmeden
hakemlik rolünü geliĢtirmesini önerir (Eryılmaz, 2012: 54).
Piyasa mekanizmasının benimsendiği giriĢimci yönetimler sayesinde hizmet sunan birimler
arasında rekabet teĢvik edilmektedir. Toplumda vatandaĢlar bürokrasinin kontrolü dıĢına
yönlendirilerek güçlenmekte, kurumlar performans girdileri üzerinden değil çıktılar üzerinde
odaklanmakta, kamu örgütlerinin kurallar ve düzenlemelerle değil ortaya koyduğu misyonlar ve
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
108
hedeflerle ilerledikleri ve çalıĢtıkları kiĢilere efendi olmak yerine onları müĢteri olarak görerek onlara
tercih alternatifi sundukları bir sistem benimsenmektedir. Bu yöntemle sorunlar daha var olmadan
önce tespit edimekte ve önleyici politikalar üretilmektedir. Dolayısıyla klasik yönetim tarzının
öngördüğü bürokratik mekanizmalar yerine piyasa mekanizmaları tercih edilmektedir (Hughes, 1998:
2-3’den akt. Özer, 2005: 250).
2.4.3. ĠĢletme Yönetim Tekniklerinin Kamu Yönetiminde Uygulanması
Özel yönetimin, yönetim teknik, ilke ve kurallarının iĢletmecilik mantığı ile kamu yönetimine
aktarılması yeni kamu yönetimi anlayıĢının temel varsayımlarından bir diğeridir. Kamu yönetimi özel
sektör gibi davranmalıdır. Bunun için kamu yönetimi özel sektörde olduğu gibi çalıĢanları ödül sistemi
ile teĢvik etmeli, performansa dayalı ödeme ve daha esnek çalıĢma gibi mekanizmaları uygulamalıdır
(Falconer, 15.01.2016, www.fu.uni-lj.si). Bununla birlikte bu anlayıĢın arkasında özel sektörün kamu
sektörüne göre daha verimli, etkin ve kaynakları daha ekonomik kullandığı görüĢü vardır (Sözen,
2005: 629).
3. YERĠNDEN YÖNETĠM (DESANTRALĠZASYON)
Yerinden yönetim kavramı yaygın olarak iyi yönetiĢim ve kalkınmanın temel bileĢeni olarak
kabul edilmektedir (White, 2011: 1). Yerinden yönetim genellikle merkezi yönetimden yerel
yönetimlere doğru bir otorite kayması olarak görülür. Yerinden yönetimi tanımlamak için ortaya atılan
görüĢler öncelikle mali ve daha az ölçüde politika ve siyasi otoriteye odaklanmıĢtır (Rodden, 2004:
482).
Yerinden yönetim ile ilgili olarak çeĢitli tanımlara ulaĢılabilir. Literatürde yer alan bazı
tanımlara bakılırsa, Kamu Yönetimi Sözlüğü (1998: 260) yerinden yönetimi Ģu Ģekilde
tanımlamaktadır: “Yönetsel kararların alınması ve görevlerin gerçekleĢtirilmesi yetki ve sorumluluğun
ya coğrafi ya da iĢlevsel ölçütlere bağlı olarak merkezî hükümet örgütü dıĢında, hizmet yerinde
bulunan organlarca üstlenilmesi durumudur.” Tortop ve diğerlerine (2010: 71) göre ise yerinden
yönetim; kamu hizmetlerinin yönetiminin, merkezden yönetimden ayrı özerk kamu hukuku tüzel
kiĢilerine verilmesidir. Eryılmaz’a (2012: 114) göre yerinden yönetim, siyasi ve idari yetkilerin
merkezi idarenin dıĢındaki otoritelere aktarılmasıdır. Rodden’in yukarıda belirtmiĢ olduğumuz
tanımlama sistemi ile Türkiye literatürü arasında Ģu fark göze çarpmaktadır: Yerele yetki ve otorite
devrinde öncelikli konu mali konulardır. Ancak mali konular kadar öncelikli olmasa da siyasi otorite
devri de önemlidir. Türkiye literatüründeki tanımlamalarda ise öncelik, mali konular yerine siyasi
otorite devrindedir.
Yukarıdaki tanımlardan da anlaĢılacağı üzere yerinden yönetim kavramının dört önemli varlık
koĢulu vardır. Bunlar (T.C. ĠçiĢleri Bakanlığı AREM, 14.01.2016, www.arem.gov.tr):
Devletten farklı hukuki kiĢiliğinin bulunması ve kendi görev ve yetkilerine sahip olması
biçiminde somutlaĢan kamu tüzel kiĢiliği gereklidir. Son döneminde kamu yönetimindeki meydana
gelen değiĢim trendinden olumlu yönde etkilenen yerinden yönetim kuruluĢlarının yetki ve
görevlerinin genel yetki ilkesine dayalı olarak düzenlenmesi kuĢkusuz bu kurumlarının yetkileri
açısından bir güvence oluĢturmaktadır.
Yerinden yönetim otoritelerinin kiĢisel bağımsızlığı söz konusu olmalıdır. Bu da ancak karar
ve yürütme organlarının seçimle belirlenmesi ve görevden uzaklaĢtırılmaları ve görevleri ile ilgili
suçlarda hukuk devleti ilkesine uygun hareket edilmelidir.
Yerinden yönetim birimlerinin görev ve sorumluluklarını yerine getirebilecek yeterli idari,
mali ve teknik araç ve gereçlere sahip olması gerekir.
Yerel özerkliği, yani idari ve mali alanda merkezi yönetimden bağımsız hareket edebilme
olanağı bulunmalıdır. Özerklik; yerel yönetim karar organlarının mahalli müĢterek ihtiyaçların
belirlenmesi ve bu konulardaki hizmetler üzerinde özgürce karar alma, eylem ve iĢlemde bulunma ve
hizmetler için merkezi yönetimin sağladığı mali imkanları kullanmak yerine belli konularda vergi
toplama gibi kendilerinin gelir elde etme yolları sağlanmalıdır. Böylece yerel yönetimler mali anlamda
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
109
merkezi yönetime bağımlılıktan kurtulmuĢ olur. Ġdari ve mali anlamda özerkliği olmayan yerinden
yönetim kuruluĢları merkezi yönetimin taĢradaki bir uzantısı gibi hareket etmekte ve yerinden yönetim
mantığının uygulanmasına imkan kalmamaktadır.
Bu tanımlamalar ve özelliklerden anlaĢılacağı gibi, güçlü bir yönetim Ģekli olan yerinden
yönetimde örgütler genellikle kararlarını kendileri alırlar ve merkezin emir ve hiyerarĢisi dıĢındadırlar.
Ancak merkezi yönetimin denetimi altındadırlar. Merkezden yönetimin yerinden yönetim birimleri
üzerindeki bu denetimi kısaca idari vesayet (vesayet denetimi) olarak adlandırılır (Aydın, 2012: 147).
Kuramsal açıdan, merkezden yönetim ile yerinden yönetimin birbirinin alternatifi olarak
düĢünülebilir. Ancak birimlerin birbirine karĢıt olmasından ziyade tamamlayıcı özellikler taĢıması
gerekmektedir. Nitekim yönetim uygulamalarında aslında farklı yönetim birimleri arasında bir tür
ortaklık olduğu ve aradaki iliĢkinin de karĢıtlığın tersine karĢılıklı bağımlılık oluĢturduğu açıktır.
Ancak tartıĢmalar merkezden yönetim ve yerinden yönetimin ortak yönetiminin geliĢtirilmesinden
çok, yönetim kademelerinin birbirinden soyutlanması çerçevesinde yapıldığından bu Ģekildeki
kuramsal değerlendirmeler temelsiz kalabilmektedir. Bu durum teori ile uygulamanın uyumsuzluğuna
ve kavramsal çerçevenin yüklendiği değerlerin kolaylıkla reddedilebilmesine yol açarak karmaĢayı
çoğaltmaktadır. Ortaya atılan bu karmaĢa ve belirsizliğin güncel kaynağı, 1980’li yıllarla birlikte kamu
yönetimini etkisi altına alan yeni kamu yönetimi anlayıĢının yerinden yönetimin farklı biçimlerine
yeni anlamlar yüklemesidir (Erençin, 2007: 100).
Yerinden yönetimin farklı algılanmasındaki temel sebep her ülke ve yönetim açısından farklı
algılanması ve ülkelerin siyasal, sosyal ve kültürel yapısındaki farklılıklardır. Bu farklılıkların sonucu
iki temel ayrım olmuĢtur. Bu kapsamda yerinden yönetim siyasal ve idari yerinden yönetim olmak
üzere iki farklı açından incelenmiĢ ve uygulanmıĢtır (Çınarlı, 2011: 300). Bu kavramlar aĢağıda geniĢ
olarak yer alacağı için burada herhangi bir tanımlamaya gidilmemiĢtir.
3.1. Siyasal Yerinden Yönetim
Siyasal anlamda yerinden yönetim, siyasal özerkliği olan ulus-altı ölçekteki birimlerin mahalli
müĢterek ihtiyaçlarının bu birimlerce karĢılanabilmesine iliĢkin siyasi, yönetsel ve mali imkanlarının
ve kapasitelerinin artırılmasını ifade etmektedir (Gül ve Özgür, 2004:168). Siyasal yerinden yönetim
daha çokfederal devletlerde görülen, ülkenin anayasa tarafından ulusal kimliği sahip olmayan yerel
kurumlara tanınmıĢ olan özerk ya da yarı özerk statüye dayanan bir yönetim biçimidir (KeleĢ, 2012:
113). Bu yönetim Ģekli sonucunda federal devletin temelleri atılmıĢtır. Böylece federalizm doğmuĢtur.
Federalizm, Fransızca fédéralisme sözcüğünden türemiĢ ve birçok devletin özel yasalara ve
bağımsızlığa sahip olarak tek bir devlet altında birleĢmeleri olarak ifade edilebilir (ġan, 2006). Bu
birimler ülkeden ülkeye farklı Ģekillerde isimlendirilmiĢlerdir. Nitekim federe devletler, eyalet, state,
canton, land, cumhuriyet, bölge vb. gibi farklı adlar almaktadır. Amerika BirleĢik Devletleri,
Almanya, Ġsviçre ve Rusya Federasyonu ile eski Sosyalist Federal Yugoslav Cumhuriyeti’ndeki durum
böyledir (KeleĢ, 2012:113).
Federalizm, üniter (tekçi) devlet sisteminden farklı ve onun zıddı bir siyasi sitemi ifade eder.
Üniter devlet sisteminde, vatandaĢ ile siyasi iktidar arasına giren ve siyasal egemenlik gücüne sahip
baĢka yönetim birimleri bulunmamaktadır. Bir baĢka anlatım ile üniter devlette tek bir parlamento
vardır ve bu parlamento dıĢında egemenlik gücünü kullanan bir birim bulunmamaktadır (Eryılmaz,
2012: 114).
Federal sistemde, yetki ve sorumluluk ulusal ve ulus-altı birimler arasında paylaĢtırılmıĢtır
(Öztürk, 1992: 66). Federal sistem, konfederasyon ve üniter devlet arasında bir sistemdir. Bu sistemde
yetkileri kendileri tarafından türetilmiĢ ve her biri farklı bir birimin iznine gerek durmadan vatandaĢlar
üzerinde etkili olabilen iki farklı hükümet bulunmaktadır. Her seviyedeki hükümetin yetkileri anayasa
tarafından korunmaktadır. Böylece federalizm ile merkezi hükümet ve coğrafi anlamda
bölümlendirilmiĢ alt seviyedeki hükümetler arasında yetki ve güç bölüĢümünü gerçekleĢtirmiĢ olur.
Federal sistemin geçerli olduğu ülkelerde vatandaĢların coğrafi ve merkezi olmak üzere çift
vatandaĢlığı da bulunmaktadır (Bowman ve Kearney, 2011: 26). Bu bağlamda siyasi yerinden
yönetim, egemenlik gücü, ulusal yönetim ile ulus-altı yönetimler arasında paylaĢımını ifade
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
110
etmektedir. Bu yönetim biçiminde ulus-altı birimlere yasama ve yürütme konularında kısmi
bağımsızlık verilmiĢtir (ġan, 2006).
3.2. Yönetsel Yerinden Yönetim
Ġdari yerinden yönetim olarak da adlandırılan bu yönetimde, yasama ve yargı erkleri merkezde
toplanmıĢ olup (KeleĢ, 2012: 25), yerel nitelikteki kamu hizmetleriyle iktisadi, ticari, kültürel ve
teknik bazı fonksiyonlar merkezî yönetimin hiyerarĢik yapısı dıĢında olan idari ve mali özerkliği olan
kamu tüzel kiĢilerce yürütülmektedir. Bu kamu tüzel kiĢileri, ya belli bir coğrafi bölgede yaĢayan yerel
halkı ya da eğitim, ticaret, sanayi ve kültür gibi belirli bazı teknik bilgi ve birim gereken hizmetleri
(fonksiyonları) temsil ederler. Bu birimlere federalizmde olduğu gibi egemenliğin gücünün
kullanılması ya da paylaĢtırılmasına iliĢkin anayasal yetkiler tanınmamıĢtır (Eryılmaz, 2012: 116).
Yönetsel yerinden yönetim, uygulamada kendilerine verilen yetkileri kullanan birimlerin
niteliklerine göre, hizmet yönünden yerinden yönetim ve yer yönünden yerinden yönetim olmak üzere
ikiye ayrılmaktadır (KeleĢ, 2012: 25; Toprak, 2013: 2). Ancak yönetsel yerinden yönetim sadece
merkezi yönetimin yetkilerini yer yerinden yönetim birimleri ya da hizmet yerinden yönetim
kuruluĢlarına devretmesi ile olmaz. Bunun yanında yetki geniĢliği ilkesi ile merkezde bulunan bazı
yönetsel yetki ve sorumlulukların, yine merkezin hiyerarĢisi ve denetimi içerisinde bulunan yerel
birimlere aktarması yolu ile de gerçekleĢebilir. Bu yolla kamu yönetiminin halka yaklaĢarak etkin ve
verimli hizmet sunması sağlanabilir. Bununla birlikte yerelleĢmenin son aĢaması olarak devletin
küçültülmesi için devlet kimi hizmetlerini özelleĢtirme yolu ile özel sektöre ya da sivil toplum
kuruluĢlarına devreder (Balcı, 2005: 34-39).
Hizmet Yönünden Yerinden Yönetim, belirli kamu hizmet ve faaliyetlerinin, daha etkin,
verimli, katılımcı, zamanlı ve amaçlarına uygun biçimde üretilmesi için, belli bir alana bağlı
olmaksızın merkezi yönetimin dıĢında yer alan, yasalarca belirlenen birimlere bir hizmetin ya da
iĢlevin görülmesi için özerklik tanımasıdır. Eğitim hizmetini gören üniversiteler, piyasaların iĢleyiĢini
denetleyen değiĢik üst kurullar, radyo ve televizyon yayını yürüten TRT, ticaret ve sanayi odaları,
barolar vb. hep bir hizmeti ya da iĢlevi, teknik ihtiyaçtan dolayı oluĢturulmuĢ hizmet yönünden
yerinden yönetim birimleridir (Gül ve Özgür, 2004:166; Tortop vd., 2008: 99). Hizmet yönünden
yerinden yönetim kuruluĢlarına “kamu kurumları” da denmektedir. Esasında kamu kurumları deyimi
idare hukuku ve kamu yönetimi literatüründe iĢlevsel bir avantaj sağlamaktadır. Nitekim kamu
kurumları kavramıyla kamu idareleri ile kamu kurumları arasındaki fark ortaya çıkmaktadır. Merkezî
yönetim ve yerel yönetim kuruluĢlarının tersine, bu kurumlar genellikle anayasal güvenceye sahip
değildir. Nitekim 1982 Anayasası’nın 123. Maddesine göre, kamu tüzel kiĢiliği ancak kanunla veya
kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak oluĢturulmaktadır. Bu sebeple, kamu kurumları kanunla
veya kanunun verdiği yetkiye dayanarak bir idari iĢlemle kurulmaktadır. Dolayısıyla bunlar anayasal
bir güvenceye sahip değillerdir (Ökmen ve Parlak, 2010: 12-13).
Coğrafi (Yer Yönünden) Yerinden Yönetim, kuruluĢları hizmet yerinden yönetim kuruluĢları
gibi hizmetin değil, belirli bir alan ya da bölgede (Ökmen ve Parlak, 2010: 14) yaĢayanların ortak ve
yerel nitelikteki gereksinimlerini yeterince karĢılayabilmek için oluĢturulmuĢ özerk kuruluĢlardır
(KeleĢ, 2012: 25). Yer yönünden yerinden yönetim kuruluĢları yerel yönetimler olarak da
adlandırılmaktadır.
Nüfus artıĢı ve göç sonucu oluĢan hızlı kentleĢme ile kentli nüfusun artan hizmet taleplerinin
yanı ra teknolojik geliĢme ile ortaya çıkan nüfusun yeni hizmet talep ve beklentileri yerel
yönetimlerin önemini her geçen gün artırmakla birlikte bütün ülkeler açısından yerel yönetimler bir
gereklilik haline dönüĢmüĢtür. Yerel yönetimler; bir yandan yerel halkın günlük gereksinimlerini
karĢılamaya yönelik, temizlik, kanalizasyon, çöp toplama, ulaĢım gibi temel hizmetleri sunarlarken,
diğer taraftan ulusal ve yerel kalkınmada önemli bir yeri olan sağlık, eğitim ve altyapı gibi pek çok
önemli görevi de üstlenmektedirler (Ulusoy ve Akdemir, 2009: 260).
Son dönemde yerel yönetimlere verilen önem kavram olarak da geliĢmesine sebep olmuĢtur. Bu
bağlamda yerel yönetimler Ģöyle tanımlanabilir: Belirli bir coğrafi alanda yaĢayan yerel topluluğun
yerel ve ortak gereksinimlerini karĢılamak üzere kurulan, karar organları seçimle belirlenen, görev ve
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
111
yetkileri yasalarla güvence altına alınan, özel gelirleri ve bütçesi olan ve kendine özgü örgüt yapısı ve
personeli bulunan idari ve mali özerliğe sahip kamu tüzel kiĢileridir. Bu nitelikleriyle yerel yönetimler
demokratik yönetim yapısının olmazsa olmaz unsurlarından birisini oluĢturmaktadır (Urhan, 2008:
85). Nitekim günümüzde artık ulusal anlamda demokrasinin geliĢtirilebilmesi için yerel yönetimlere
ve yerel demokrasiye verilen önem artmıĢtır. Bunun nedeni, temsili demokrasinin ortaya çıkardığı
temsil krizinin önlenmesi ve bu modelin geliĢtirilmesi ve katılımcı bir demokrasi modeline
ulaĢılabilmenin yollarından olan, gerçek bir halk katılımı sağlamaya daha elveriĢli olması, yurttaĢ
katılımı, çoğunluk ilkesi ve temsilcilerin hem danıĢmaya önem vermeleri hem de seçmene karĢı hesap
verme sorumluluğu gibi demokrasinin temel unsurlarını daha kolay gerçekleĢtirmeye elveriĢli
kurumlar olmalarıdır (Yaylı ve Pustu, 2008:135). Yerel yönetimlere demokrasi ve benzeri sosyolojik
etkenlerin yanı sıra, özellikle yerel kamusal hizmetlerin sunumunda etkinliği artırmak amacıyla hemen
her toplumda yer verilmektedir (Urhan, 2008: 85).
Yerel yönetimlerin demokratikleĢmesi, özerklik kavramı ile paralel seyreden bir olgudur. Yerel
yönetimlerin demokratikleĢmesi yanında, kamu hizmet sunumunda etkinlik ve verimliğin
artırılmasında önemli bir kavram olan yerel özerklik, merkezden yönetimin sakıncalarını azaltmak için
kurumların, ulusal yararları doğrultusunda kendi hizmetlerini düzenleme yetkisine sahip olduğu bir
yönetim biçimidir (Aydemir, 2001).
Birçok uluslararası belgede yerel yönetimlerin özerkliği üzerinde durulmakla birlikte bunlardan
en önemlisi olan, Avrupa Konseyi Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik ġartına göre özerk yerel
yönetim kavramı: Yerel makamların, kanunlarla belirlenen sınırlar çerçevesinde, kamu iĢlerinin
önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme
ve yönetme hakkı ve imkânı anlamını taĢır. Bu hak, doğrudan, eĢit ve genel oya dayanan gizli seçim
sistemine göre serbestçe seçilmiĢ üyelerden oluĢan ve kendilerine karĢı sorumlu yürütme organlarına
sahip olabilen meclisler veya kurul toplantıları tarafından kullanılacaktır. Bu hüküm, mevzuatın
olanak verdiği durumlarda, vatandaĢlardan oluĢan meclislere, referandumlara veya vatandaĢların
doğrudan katılımına olanak veren öteki yöntemlere baĢvurulabilmesini hiçbir Ģekilde etkilemeyecektir
(AYYÖġ Md. 1. ve 2.).
AYYÖġ’ün birinci bölümünde özerk bir yerel yönetimde bulunması gereken ilkeler Ģöyle
sıralanmaktadır: SeçilmiĢ yöneticilerin çalıĢma koĢulları, yönetsel denetimin niteliği ve sınırı, yerel
yönetimlerin kaynak özerkliği, yerel yönetimler arası ve merkezî idareler ile yerel yönetimler arası
iĢbirliği ve dayanıĢmanın esasları ve yargısal denetimin sağlanması gibi konulardır. Yerel yönetimler
üzerindeki devlet denetiminin azaltılması ve kendilerine görevleri ile orantılı gelir kaynaklarının
sağlanması da Ģartın bu bölümünde yer almaktadır (Avrupa Birliği Bakanlığı, 2011: 1).
Yerel yönetimlerin özerkliği konusundaki tartıĢmalardan birisi de merkezî yönetimin vesayet
denetiminin hangi konu ve sınırlarda olacağıdır. Bu sınırların neler olması gerektiği yerel yönetimlerin
ülke için ne gibi sakıncalar ve faydalar sağladığı ile ilgilidir. Bu kapsamda aĢağıda her ülke için farklı
düzeylerde olsa da yerel yönetimlerin genel olarak fayda ve sakıncalarına yer verilmiĢtir. Yerel
yönetimlerin faydaları Ģunlardır (Balcı, 2005: 43; Ökmen ve Parlak, 2010: 15; Genç, 1998: 107):
Yerel halkın istek ve taleplerine en uygun hizmet yöntemi ve Ģekli yerel yönetimlerce daha iyi
belirlenebilir ve sunulabilir. Yerel yönetim organları seçimle iĢbaĢına geldiklerinden, baĢarısızlıklarını
halka açıklamak ve hesap vermek zorundadırlar.
Hizmet önceliklerinin belirlenmesi yerinden yönetimle daha fazla mümkün olabilir.
Yerinden yönetim anlayıĢı, halkın yönetime katılması ve demokrasinin tabana yayılmasına
uygun zemin hazırlayan bir sistemdir. Yerinden yönetim ilkesinin uygulama bulduğu yerel yönetimler
demokratik esasların hayat bulması için daha uygun ortamlardır.
Yerel hizmetlerin yerinde sunulması, hizmetlerde üretim maliyetlerini azaltır ve sınırlı kamu
kaynaklarının daha etkin ve verimli kullanılmasına yardımcı olur.
Yerinden yönetim, karar verme sürecini halka yakınlaĢtırarak kamu sektörünün etkinliğini ve
duyarlılığını geliĢtirir.
Yerel halka, kendi yerel birimlerinde ve yine kendi tercihlerine uygun hizmet bileĢimi
sunulacağından hizmetlerin maliyetine katlanma daha kolay sağlanabilir.
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
112
Yerel sorumlulukların direkt olarak artması, yerel ekonomik büyüme için uygun ortam
yaratabilir.
Yerinden yönetim uygulamaları yolsuzlukları ve israfı azaltabilir. Bunun yanında
kırtasiyecilik ve bürokrasi de azalır. Merkezin iĢ yükünü azaltacağından, merkezî yönetim daha büyük
projeler yapmak, planlamak, düĢünmek, karar vermek ve problem çözmek durumunda kalacaktır.
Dolayısıyla merkezî yönetimde daha etkin ve verimli çalıĢmıĢ olacaktır.
Yerinden yönetimler hizmetlerde yeniliklere ve yaratıcılığa daha açıktır.
Yerinden yönetim değiĢik grupların, özellikle marjinal grupların, yönetime katılımını artırarak
sosyal çatıĢma çıkma riskini azaltır.
Kamu görevlilerinin merkeze yaranma gayreti olmayacağından bölgeye faydaları artar.
Yerel yönetimler demokratik rejime iĢlerlik sağlama amacına hizmet ederler.
Yerel yönetimlerin yukarıda sayılan olası faydaları yanında sakıncaları olacağına dair
görüĢlerde bulunmaktadır. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi sonucunda doğabilecek sakıncalar ise
Ģunlardır (Balcı, 2005: 44; Ökmen ve Parlak, 2010: 15):
Güçlü yerel yönetimler devlet yönetiminde uyumu ve siyasal birliği bozabilir.
Yerinden yönetim makroekonomik istikrarsızlık riskini artırır.
Güçlü yerel yönetim, yetersiz ve düĢük kaliteli hizmet arzına neden olabilir.
Güçlü yerel yönetimler yolsuzlukların ortaya çıkmasına ve kontrolsüz harcamaların artmasına
neden olabilir.
Bazı yerel yönetimlerin yeterli mali kaynaklara sahip olmamaları ve teknik elemanın
yetersizliği hizmet kalitesi ve standartlarında olumsuzluklara sebep olabilir.
Bölgeler ve kentler arası geliĢmiĢlik düzey farkı güçlü yerel yönetimler tarafından giderilemez
ve bunun sonucunda bölgeler arası eĢitsizlik daha fazla olur.
Gelir ve servetin yeniden dağılımında merkezî yönetim daha etkin bir rol oynayabilir.
Yerel yönetim kuruluĢlarında nitelikli bürokrat ve teknik uzman yetersizliği dikkat
çekmektedir.
DıĢsallıkların yerel düzeyde içselleĢtirilmesi güçtür ve dıĢsallıklar yetersiz hizmet arzı ile
adaletsizliklere neden olabilir.
Ölçek ekonomilerinin varlığı, birçok hizmetin belediyeler gibi çok fonksiyonlu yerel yönetim
birimlerine aktarılması engeldir.
Yerinden yönetim kuruluĢlarının mali denetiminde güçlükler yaĢanabilir.
4. YENĠ KAMU YÖNETĠMĠ ANLAYIġI BAKIMINDAN YERĠNDEN YÖNETĠM
Liberal düĢüncenin geliĢimi içinde, Ġngiltere’de John Stuart Mill’den Toulmin Smith’e yerel
demokrasinin erken savunucuları, yerel yönetimlerin merkezi yönetime göre daha etkin ve verimli bir
hizmet sunumu gerçekleĢtirilebileceğini düĢünmektedirler. Ġktisat politikası çerçevesinde, piyasa okulu
iktisatçıları da yerel yönetimi piyasadan sonra ikinci en iyi olarak görerek piyasanın siyasi eĢdeğeri
olarak görmüĢlerdir. Nitekim yerel yönetim piyasa kadar etkin olmasa da, bir mal ve hizmet özel
sektör tarafından yerine getirilemiyorsa, yerel yönetim en iyi ikincidir, çünkü merkezi yönetim daima,
potansiyel olarak, bireysel hak ve özgürlükler üzerinde bir tehdittir. VatandaĢ, yerel yönetime
yakınlığın verdiği imkanları kullanarak müdahale eder, daha çok tatmin sağlar ve daha etkin bir karar
alma mekanizması kurulur (Erençin, 2002: 28). Bu ilkeler ıĢığında geliĢen yeni kamu yönetimi
anlayıĢında, yetki geniĢliğine dayalı merkezden yönetim sisteminden ziyade yerinden yönetim
geçerlidir (Aydın, 2012: 314). Bu anlayıĢ değiĢikliğini daha iyi anlayabilmek için merkeziyetçilik ile
yerinden yönetim arasındaki farkları incelemek gerekmektedir.
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
113
Tablo 3: Yeni Yönetim AnlayıĢı Bakımından Âdem-i Merkeziyetçilik(Yerinden Yönetim) ve
Merkeziyetçilik Arasındaki Farklar
Âdem-i Merkeziyetçilik
(Yerinden YönetimleĢtirme)
Merkeziyetçilik
Yönelimler
MüĢteri odaklı
Örgüt odaklı
Görev BölüĢümü
Görev ayrılığı
Görev birliği
Yönetim
Motivasyona dayanma
Kurallara dayanma
Sorumluluk
Her kurum kendisi sorumlu
BaĢka birimlerde
Yönetim/Denetim
Çıktıya dayalı
Girdiye dayalı
Yapı
Âdem-i merkeziyetçi
Merkeziyetçi
Kaynak: Schedler/Proeller, 2000: 76’den akt. Eren, 2001:143.
Yukarıdaki tablo incelendiği zaman yerinden yönetim için yapılan tanımlamaların yeni kamu
yönetiminin dayandığı temel ilkeleri ile örtüĢtüğü ve onları destekler nitelikte olduğu görülür.
Dolayısıyla bu tablo bize yerinden yönetimin yeni kamu yönetimi anlayıĢı için bir gereklilik olduğunu
gösterir.
Yeni Kamu yönetimi anlayıĢı, yerinden yönetimin önemli uygulama alanları olan yerel
yönetimler üzerinde önemli etkileri olmuĢtur. Yeni kamu yönetimi anlayıĢı ile yerinden yönetim
kavramının kapsamı geniĢlemiĢtir. Önceleri sadece coğrafi ve hizmet yönünden yerinden yönetim
kuruluĢları ve meslek örgütleri yerinden yönetim kavramı içine girerken; bu anlayıĢ ile birlikte sivil
toplum örgütleri, gönüllü giriĢimler, yurttaĢ hareketleri, platformları ve topluluk benzeri yapılanmaları
da yerinden yönetim kavramı kapsamı içine alınmıĢtır. Yeni kamu yönetimi anlayıĢı ile birlikte yerel
hizmet kavramının kapsamı da geniĢlemiĢtir. Kavramsal değiĢikliğin yanında yerelleĢmenin de
geliĢmesi sağlanarak yerel halkın, yerel yönetimlerin ve kentlerin önemi artırılmıĢtır (Bozloğan, 2008:
16-19).
Yeni kamu yönetimi, bir ihtiyaç vesilesi ile ortaya çıkmıĢtır. Türkiye’de de kaçınılmaz olarak
etkileri görülen bu anlayıĢ ile özelleĢtirme çalıĢmaları hız kazanmıĢ, sivil topluma verilen önem artmıĢ
ve yerel yönetimlere iliĢkin önemli reformlar gerçekleĢmiĢtir (Aydın, 2011: 147). Yeni kamu yönetimi
anlayıĢı ile birlikte siyasal ve yönetsel katılımın önemi artarken katılımın gerçekleĢtiği önemli alanlar
olan kentlere verilen önem de artmıĢtır (Bozloğan, 2008: 20).
Yerel yönetimler üzerinde olumlu etkileri olan yeni kamu yönetimi anlayıĢı ile kimi ülkelerde
yerel yönetim sayısı azaltılırken kimi ülkelerde merkezi yönetim karĢısında güçlendirilmiĢtir. Örneğin;
Ġsveç, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde yerel yönetimler güçlendirilmiĢtir. Ġngiltere, Almanya,
Avusturya ve Ġspanya’da birçok yerel yönetim birimi birleĢtirilerek yerel yönetim sayısı azaltılmıĢtır.
Ġspanya, Fransa, Belçika ve Portekiz gibi ülkelerde bölge yönetimi kurulmuĢtur (Bozloğan, 2008: 20).
Türkiye’de ise yerel yönetimlerin güçlendirilmesi çabaları AB uyum sürecinin de etkileri ile
2004-2005 yılında gerçekleĢtirilen 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5302 sayılı Ġl Özel Ġdaresi Kanunu ve
5216 sayılı BüyükĢehir Belediyesi Kanunu ile gerçekleĢmiĢtir. Bu kanunlar ile yerel yönetimlerin
görev ve yetkileri artırılarak merkezi yönetimin vesayet yetkisi sınırlandırılmıĢtır. 2012 yılında
yayımlanan 6360 sayılı On üç ilde BüyükĢehir Belediyesi ve Yirmi Yedi Ġlçe Kurulması ile Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğiĢiklik Yapılmasına Dair Kanun ile büyükĢehir
belediye sınırlarındaki belde belediyesi ve köylerin tüzel kiĢiliği kaldırılarak mahalleye
dönüĢtürülmüĢtür. Böylece hizmet sunumunda sorun yaĢayan belde belediyeleri ve köylerin daha iyi
hizmet alması sağlanarak hizmetin etkin ve verimi sunulması yoluna gidilmiĢtir. Söz konusu yasa ile
büyükĢehir belediye sınırları il mülki sınırları olarak belirlenmiĢ ve yerel yönetim sisteminde reform
niteliğinde değiĢiklik olmuĢtur. BüyükĢehir sınırlarının geniĢlemesi ile görev ve yetki anlamında
artıĢlar olmuĢ ve büyükĢehirler güçlendirilmiĢtir. Ayrıca yasal düzenleme ile belediye ve il özel
idarelerine ayrılan paylar tekrar düzenlenmiĢ ve büyükĢehirler lehine bir dağıtım yapılmıĢtır.
Yeni kamu yönetimi anlayıĢı ile birlikte ülkeler yerinden yönetime doğru bir geçiĢ
gerçekleĢtirmiĢlerdir. Bazı ülkeler ideolojik, siyasal, iĢlevsel ve küresel nedenlerden dolayı, geniĢ mali
ve idari yetkilerle donatılmıĢ özerk yerel yönetim sistemini benimsedikleri halde, bazıları güçlü
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
114
yerinden yönetim sistemini tercih etmekte, bir kısmı da karma bir sistem uygulamaktadırlar. Bu
nedenle hiçbir ülkede bütünüyle salt bir merkeziyet ya da bütünüyle salt bir yerinden yönetim
anlayıĢına dayalı bir yönetim modeli bulunmamaktadır (Türkoğlu, 2009: 8). Ülkeler her iki yönetim
tarzını birlikte yaĢamalarına rağmen son yıllarda yerinden yönetime geçiĢlerin arttığı söylenebilir. Bu
kapsamda yerinden yönetime geçiĢ nedenlerini saymak gerekirse, Ģu baĢlıklar altında sıralanabilir
(Bongwa, 2004’den akt. ÖzmüĢ,2005: 2; Yılmaz ve Ökmen, 2004: 147):
Ġdeolojik Nedenler:
Merkezi yönetime duyulan güvensizlik,
Bireysel ve yerel sorumluluklara ve özerkliğe önem verilmesi,
GeliĢen ülkelerde ve geçiĢ ekonomilerinde merkezi bürokrasinin ortaya çıkardığı hizmet
aksaklıkları ve olumsuzluklardır.
Siyasi Nedenler:
Siyasal katılımın yerel alanda daha rahat uygulama alanı bulması ve son dönemde oraya çıkan
demokratikleĢme çabaları,
Ġdari ve Mali Özerklik Açısından Yerel Yönetimlerin Tekrar Değerlendirilmesi,
Temsili Demokrasinin Ortaya Çıkardığı Kriz ve Yeni Katılım Yol ve Yönetmlerinin
Aranmasıdır.
ĠĢlevsel Nedenler:
Merkezi yönetim tarafından sunulan bir takım hizmetlerin maliyetlerinin yüksek olması ve
yerelde sunulması ile kamu hizmetleri ve harcamalarının etkinlik ve verimliliğinin artırılması,
Siyasi iktidarın, eylem ve iĢlemlerinin daha genel siyasi faaliyetlerle sınırlandırılması ve
enerjisini rutin iĢler yerine siyasi faaliyetlere ayırması,
Yerel kamu hizmetlerinin ve altyapı çalıĢmalarının etkili ve verimli bir Ģekilde yerine
getirilmesinin sağlanması,
Hizmet sunumunda yerel halkın talep ve beklentilerinin alınarak doğru yatırımlar ve kararların
alınması,
Kamu hizmetinin sunumunda “rekabetin” (hükümet birimleri arasında ve kamu sektörü ile
özel sektör arasında) arttırılması,
Hizmetlerin ulaĢılmasında hiyerarĢinin optimal hale getirilmesi,
EĢitliğin ve adaletin sağlanması ve sürdürülebilir kılınması,
Merkezi yönetim dıĢındaki diğer kamu kurumlarınında kendi kararlarını alma fırsatının
tanınması,
Yerel önceliklerin ve gereksinimlerin sağlanabilmesi için mali ve örgütsel kaynak ve yetki
temin edilmesi,
Liberal bir anlayıĢın gereği olarak ekonomide merkezi yönetimin müdahalesi ve hâkimiyetini
kırmaktır.
KüreselleĢme:
Yerel ve bölgesel kalkınmaya iliĢkin küresel gereksinimlerin değiĢmesine yol açan “gerçeklik
kontrolü” (genellikle bazı yanlıĢ kanunların düzeltilmesi yolu ile gerçeklerin anlaĢılmasını sağlayan
unsur),
Yerel faktörlerin önemi kapsamında yatırımları bölgeye çeken ve besleyen bölgesel özelikler
ve zenginliklerdir.
Yerinden yönetimin ilkesinin dünya ölçeğinde hayat bulması çeĢitli nedenlere dayanmaktadır.
Ancak bu nedenlere baktığımız zaman ekonomik nedenlerin ağırlıkta olduğunu görmekteyiz.
Ülkelerin yerinden yönetime geçiĢ nedenlerini anlayabilmek için Shah ve Thompson’un (2002)
hazırlamıĢ olduğu tabloyu incelemek faydalı olacaktır.
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
115
Tablo 4: Ülkelerin Yerinden Yönetime GeçiĢ Nedenleri
Yerinden Yönetim Nedeni/Gerekçesi
Ülkeler ve Ülke Grupları
Siyasi ve ekonomik dönüĢüm
Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri, Rusya
Etnik çatıĢmaların yarattığı siyasal krizler
Bosna-Hersek, Etiyopya, Nijerya, Sri Lanka,
Filipinler
Bölgesel çatıĢmaların yarattığı siyasal
krizler
Endonezya, Madagaskar, Mali, Senegal,
Uganda, Meksika
Katılımı artırma
Arjantin, Brezilya, Bolivya, Hindistan,
Pakistan, Filipinler
Avrupa Birliğine tam üyelik süreci
Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan,
Polonya
Siyasi manevra
Peru, Pakistan
Mali kriz
Rusya, Endonezya, Pakistan
Hizmet kalitesini yükseltme
ġili, Uganda, FildiĢi Sahili
MerkezileĢme
Çin, Avrupa Birliği, Türkiye
Bütçe açıklarının yükünü alt birimlere atma
Orta ve Doğu Avrupa, Rusya
Sevimsiz yeni uygulamaların
sorumluluğunu (merkezin) üstünden
atma/savma
Afrika
Otokrasiye dönüĢe engel olma
Latin Amerika
Komünist düzeni koruma
Çin
KüreselleĢme ve bilgi çağı devrimi
Birçok Ülke
Kaynak: Shahve Thompson 2002’den akt. Gül ve Özgür, 2004:177.
5. SONUÇ
1970 sonrası refah devleti anlayıĢının krize girmesi ve bunun bir sonucu olarak yeni sağ
düĢüncesinin geliĢmesiyle birlikte her alanda olduğu gibi kamu yönetimi alanında değiĢim ve
dönüĢüm yaĢanmıĢtır. Birçok ülkede kamu yönetimi sistemi yeniden yapılandırılmıĢ ve devletin
küçültülmesi yoluna gidilmiĢtir. Bu süreçte kamu yönetimi açısından temel reçete, yeni kamu yönetimi
olarak belirlenmiĢtir. Yeni kamu yönetimi anlayıĢı kapsamında, piyasa öncelikli bir sistem
geliĢtirilmiĢtir. Kamunun da özel sektör gibi hareket edebileceği esnek örgüt yapılı, hesap veren,
Ģeffaf, saydam bir yapıda olması temel ilke olarak belirlenmiĢtir. Bu ilkelerden birisi de hizmette halka
yakınlıktır. Hizmette halka yakınlığın en iyi uygulama alanı bulduğu birimler ise, yerel yönetimlerdir.
Bu kapsamda yerel yönetimlerin geliĢtirilmesi yeni kamu yönetimi anlayıĢı açısından hayatidir.
Nitekim yeni kamu yönetiminin temel özelliklerinin en iyi uygulanacağı alan yerel yönetimlerdir.
Yerel yönetimlerin, yeni kamu yönetimini uygulamada karĢılaĢtığı önemli sorunların baĢında
merkezi yönetimin vesayet yetkisi gelmektedir. Bazı ülkelerde merkezi yönetim vesayet yetkisini çok
sıkı kullanarak yerel yönetimlere yaĢam alanı bırakmamaktadır. Yeni kamu yönetimi anlayıĢı idarenin
bütünlüğü ilkesi dıĢına çıkılmaması ve merkezin görev ve yetkilerini yetki geniĢliği ve yetki devri ile
yereldeki birimlere doğru kaydırması gerektiği düĢüncesine dayanmaktadır. Böylece kamu hizmeti
halka en yakın birimler tarafından sunulmuĢ olacaktır.
Yeni kamu yönetimi anlayıĢını ortaya çıkaran en önemli nedenlerden birisi hizmet sunumunda
karĢılaĢılan sorunlardır. Hizmetin etkin, verimli ve zamanında sunulması bu anlayıĢlın temel
amaçlarından biridir. Bununla birlikte hizmet sunumu sırasında hizmet alanların talep ve
beklentilerinin doğru bir Ģekilde karĢılanması ve karar alma sürecine doğrudan veya dolaylı olarak
katılımlarının sağlanması önemli bir husustur. Yeni kamu yönetiminin ortaya çıkmasını sağlayan bu
gerekçeler ile yerel yönetimlere olan ihtiyaç birbiri ile özdeĢtir. Bu kapsamda Yeni kamu yönetimi
anlayıĢının geliĢmesi ile birlikte birçok ülke yasal düzenlemelerinde yerel yönetimlerin yetkilerini
artırmakta ve merkezi yönetim karĢısındaki konumunu tekrar düzenlemektedir. Türkiye’de ise yeni
kamu yönetiminin yerel yönetimler üzerindeki etkisi 2002 yılı sonrasındaki yasal düzenlemelerde
bariz bir Ģekilde görülmektedir. Nitekim 2004 ve 2006 yılları arasındaki yerel yönetim yasaları yerel
yönetimlerin güçlendirilmesi ve hizmet aksaklıklarını ortadan kaldırmaya yöneliktir. Özellikle merkezi
yönetimin idari vesayet yetkisi üzerinde değiĢimler yaĢanmıĢtır. Yine 2012 yılında büyükĢehir
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
116
belediyeleri üzerinde önemli değiĢiklikler getiren 6360 sayılı Yasa genel gerekçesinde hizmette
etkinlik ve verimliliği temel almıĢtır.
KAYNAKÇA
AVRUPA BĠRLĠĞĠ BAKANLIĞI,
http://www.abgs.gov.tr/files/haberler/2011/yerel_yonetimler_ozerklik_sarti.pdf. (21.12.2016).
AVRUPA YEREL YÖNETĠMLER ÖZERKLĠK ġARTI,
AYDEMĠR S.R. (2001). “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik ġartının IĢığı Altında Türk Yerel
Yönetimleri”, Mevzuat Dergisi, (45).
AYDIN, A. H. (2011). Yönetim Bilimi, Seçkin Yayıncılık, Ankara.
AYDIN, A. H., (2012). Kamu Yönetimine GiriĢ, Seçkin Yayıncılık, Ankara.
BALCI, A. (2005). Kamu Hizmetleri ve Yerinden Yönetim -Sağlık Hizmetleri Sunumunun Yeniden
Yapılandırılması, Atlas Yayın Dağıtım, Ġstanbul.
BOWMAN, A. ve KEARNEY, R. (2011). State and Local Government, Wadsworth, Cengage
Learning, USA.
BOZLAĞAN R. (2008). “Geleneksel Kamu Yönetimi, Yeni Kamu Yönetimi YaklaĢımı ve Yerel
Yönetimlere Etkileri”, (Ed.) BOZLAĞAN, R. ve DEMĠRKAYA, Y., Türkiye’de Yerel
Yönetimler, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, s. 1-28.
ÇELĠK, N. ve BEDÜK, A. (2013). “Vekalet Teorisi YaklaĢımı Ġle ĠĢlem Maliyeti Arasındaki ĠliĢki”,
Sakarya Ġktisat Dergisi, 3(1): 32-45.
ÇEVĠK H.H. (2010). Kamu Yönetimi, Seçkin Yayıncılık, Ankara.
ÇINARLI, S. (2011). “ABD’ de Yerel Yönetimin Ana Hatları”, C.Ü. Ġktisadi ve Ġdari Bilimler
Dergisi, 12 (1): 265-280.
DEMĠREL, D. (2006). “Küresel Eksende Devletin Yeni Kimliği: “Etkin Devlet””, SayıĢtay Dergisi,
(60): 105-128.
EREN, V. (2001). Yeni Kamu Yönetimi anlayıĢı (BüyükĢehir ve Ġl Belediyeleri Üzerine Bir
AraĢtırma), Doktora Tezi, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sakarya.
EREN, V. (2008). “Devletin Yapısında ve ĠĢlevlerinde DeğiĢim-Yönetsel ve Siyasal Liberalizasyon”,
(Ed.) ÖZEL M. ve EREN, V., Devletin DönüĢümü ve Yeni Kamu Yönetimi, Çizgi Kitabevi,
Konya, s. 37-87.
ERENÇĠN, A. (2002). “Yerel Yönetimler ve Yeni Kamu Yönetimi AnlayıĢı”, ÇağdaĢ Yerel
Yönetimler, 11 (4): 25-40.
ERENÇĠN, A. (2007). “Yerinden Yönetim ve Türkiye’de Reform Süreci”, Mülkiye Dergisi, 31(254).
ERYILMAZ, B. (2012). Kamu Yönetimi, Umuttepe Yayınları, Kocaeli.
FALCONER, P.K. “Public Administration and the New Public Management: Lessons from the UK
Experience”, http://www2.fu.uni-lj.si/personal/english/falpor97.pdf, (15.01.2016).
GENÇ, N. F. (2010). “Yeni Kamu Hizmeti YaklaĢımı”, Türk Ġdare Dergisi, (466): 145-159.
GENÇ, T. (1998). Kamu Yönetimi, BaĢkent KliĢe Matbacılık, Ankara.
GRUENING, G. (1998). “Origin and theoretical basis of the New Public Management (NPM)”, Draft
for the IPMN conference in Salem/Oregon, June 1998.
GRUENING, G. (2001). “Origin and theoretical basis of New Public Management”, International
Public Management Journal, (4): 125.
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
117
GÜL, H. ve ÖZGÜR, H. (2004). “Ademi Merkeziyetçilik ve Merkezi Yönetim- Yerel Yönetim
ĠliĢkisi”, (Ed.) ACAR, M. ve ÖZGÜR H., ÇağdaĢ Kamu Yönetimi II, Nobel Yayın Dağıtım,
Ankara.
HOOD, C. (1991). “A Public Management For All Seasons?”, Public Administration Review, (69): 3-
19.
KALEMCĠ, R. A. (2013). “ĠĢlem Maliyeti Kuramının DavranıĢsal Varsayımlarında Güvenin Yeri
TartıĢması”, ĠĢ Ahlakı Dergisi, 6(2): 55-83.
KAMU YÖNETĠMĠ SÖZLÜĞÜ (1998). Kamu Yönetimi Sözlüğü, (Ed.) BOZKURT, Ö., ERGUN, T.
ve SEZEN, S., TODAĠE Yayınları, No. 283, Ankara.
KARABACAK, B.N. (2012). “Mali YerelleĢme Alanında Ortaya Çıkan Yeni YaklaĢımlar: KuĢaklar
Arası ÇatıĢma mı?”, Maliye Dergisi, (163): 389-415.
KARCI, ġ. M. (2008). Yeni Kamu ĠĢletmeciliği YaklaĢımının Temel Değerleri Üzerine Bir
Ġnceleme”, Akdeniz Üniversitesi ĠĠBF Dergisi, (16): 40-64.
KELEġ, R. (2012). Yerinden Yönetim ve Siyaset, Cem Yayınevi, Ġstanbul.
KICKERT, W. J. M. (1997). “Public Governance in the Netherlands: An Alternative to Anglo –
American Managerialism”, Public Administration, (75): 731-752.
ÖKMEN, M. ve PARLAK, B. (2010). Kuramdan Uygulamaya Yerel Yönetimler- Ġlkeler, YaklaĢımlar
ve Mevzuat, Alfa- Aktüel Yayınları, Bursa.
ÖMÜRGÖNÜLġEN U. (1997). “The New Public Management”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi,
(52): 517-566.
ÖZER, M. A. (2005). Yeni Kamu Yönetimi Teoriden Uygulamaya, Platin Yayınları, Ankara.
ÖZMÜġ, L. (2005). “Desantralizasyon(YerelleĢme) ve Yeni Kamu Yönetimi AnlayıĢı”, TMMOB
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası 10. Türkiye Harita Bilimsel ve Teknik Kurultayı 28
Mart - 1 Nisan 2005, Ankara.
ÖZTÜRK, N.K. (1992). “Federalizm ve Türkiye”, Amme Ġdaresi Dergisi, 24 (4): 65-76.
POLĠTT C. (2002). “Clarifying Convergence Striking Similarities And Durable Differences in Public
Management Reform”, Public Management Review, 4 (1): 471492.
RODDEN J. (2004). “Comparative Federalism and Decentralization on Meaning and Measurement”,
Comparative Politics, Haziran: 481-500,
SEZĠK M. VE AĞIR O. (2016). “Türkiye'nin Kamu Yönetimini DeğiĢtiren Faktörler: BatılılaĢma Ve
KüreselleĢme”, The Journal of Academic Social Science Studies, (49): 225-240.
SÖZEN S. (2005). Teori ve Uygulamada Yeni Kamu Yönetimi, Seçkin Yayıncılık, Ankara.
ġAN G. (2006). “Türkiye’de Kamu Yönetimi’nin Örgütlenmesi: Merkezden Yönetim Yerinden
Yönetim Ayrımı”, Yerel Siyaset Dergisi, (8).
T.C. ĠÇĠġLERĠ BAKANLIĞI ARAġTIRMA VE ETÜTLER MERKEZĠ,
http://www.arem.gov.tr/Arem/defaultarem.aspx?icerik=121, (14.01.2016).
TARHAN, B. A. ve EZĠCĠ E. (2011). “Kamu Hizmetlerinin Üretiminde Yeni Kamu Yönetimi
AnlayıĢı ve Toplam Kalite Yönetimi”, Sosyal ve BeĢeri Bilimler Dergisi, 3 (2): 13-21.
TOPRAK, Z. (2013). “Güncel Sorunlar IĢığında, Türkiye’de Yerel Yönetimler”, Yerel Yönetimler
Sempozyumu, 21-22 ġubat 2013, Ankara.
TORTOP, N., AYKAÇ, B., YAYMAN, H. ve ÖZER, A. (2008). Mahalli Ġdareler, Nobel Yayın,
Ankara.
TORTOP, N.; AYKAÇ, B.; ĠSBĠR, G. E.; ÖZER, M. A. ve YAYMAN, H. (2010). Yönetim Bilimi,
Nobel Yayın Dağıtım, Ankara.
Akademik AraĢtırmalar ve ÇalıĢmalar Dergisi
Cilt: 9, Sayı: 16, Yıl: 2017
Journal of Academic Researches and Studies
Vol: 9, No: 16, Year: 2017
118
TUNÇ A. (2015). “Postmodern DüĢünceye GeçiĢ”, (Ed.) KUTLU Ö. ve YERDELEN K., B., Siyasi
DüĢünceler Tarihi, Lisans Yayıncılık, Ġstanbul, s.337-351.
TÜRKOĞLU, Ġ. (2009). “Yerel Yönetimlerde Mali Reform ArayıĢları: Türkiye’de Belediyelerde Mali
Özerklik ve Belediye BaĢkanlarının Mali Özerkliği Algılamaları” T.C.
Maliye Bakanlığı Strateji
GeliĢtirme BaĢkanlığı
Yayın No:2009/389.
ULUSOY, A. ve AKDEMĠR, T. (2009). “Yerel Yönetimler Ve Mali Özerklik: Türkiye Ve OECD
Ülkelerinin KarĢılaĢtırmalı Analizi”, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,
12 (21): 259-287.
URHAN, F.V. (2008). “Türkiye’de Yerel Yönetimlerin Yeniden Yapılandırılması”, SayıĢtay Dergisi,
(70): 85-102.
WHITE, S. (2011). Government Decentralization in the 21st Century A Literature Review, Center For
Strategic and International Studies, Washington DC.
YAYLI, H. ve PUSTU, Y. (2008). “Yerel Demokrasinin Ġlkeleri” Karadeniz AraĢtırmaları,(16): 133-
153.
YILMAZ, A. ve ÖKMEN, M. (2004). Kamu Yönetimi, Gazi Kitabevi, Ankara.
ZAFĠR, C.Z. (2009). “Neoliberalizmin Minimal Devlet YaklaĢımına Bir EleĢtiri”, Yönetim Bilimleri
Dergisi 7 (2): 65-82.
ZENGĠN, O. (2009). “Günümüzde Kamu Yönetiminde Ön Plana Çıkan YaklaĢımlar”, (Ed.) ÖVGÜN
B., Kamu Yönetimi: Yapı ĠĢleyiĢ Reform, Ankara Üniversitesi SBF Yayını, s. 1-42.
... Bürokraside oluşan vesayet, bürokratik oligarşi olarak adlandırılmaktadır. Bu durum merkez ve yerel yönetimlerde değişik boyutlarda yaşanmaktadır (Belli, 2017: 108-109, Sezik ve Ağır, 2016. İlk kez Robert Michels tarafından kullanılan "bürokratik oligarşi" kavramsal olarak yönetim araçlarının bir örgüt içinde belirli kişilerin elinde toplanması anlamına gelmektedir (Övgün, 2010: 2). ...
Article
Full-text available
Paralel Devlet Yapılanması (PDY), yapısı, işleyişi ve eylemleri ile Türkiye Cumhuriyeti tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir terör örgütü olarak karşımıza çıkmıştır. Örgüt oluşumuna başladığı yıllarda kendisine “dini” değerler üzerinden toplumsal bir zemin hazırlamış ve kendisini eğitim hareketi olarak topluma lanse etmiştir. Toplumun sosyo-psikolojik travmalarına ve devletin yapısal sorunlarına pragmatist bir şekilde yaklaşmış ve ezoterik bir yapıya sahip olması sayesinde asıl amacını fark ettirmeden toplumsal bir kabul görmüştür. Hiçbir zaman aktif siyasete dahil olmayan örgüt, stratejik kamu kurumlarında kadrolaşarak oluşturduğu bürokratik oligarşi sayesinde ülke yönetimini ele geçirmeye çalışarak topluma yön vermeyi amaçlamıştır. Bu çalışma PDY’nin gücünü bürokratik oligarşiden aldığını iddia etmekle birlikte gerçek amacının ortaya çıktığı 15 Temmuz Darbe girişimine kadar toplumsal kabul görmesinin sosyolojik nedenlere bağlı olduğunu savunmaktadır
Article
Public administration ethics by itself constitutes an area that is frequently discussed within the scope of public administration disciplines. With the globalization movements, the issue of public administration ethics in the innovations made to public administration since the 1980s has been met with great interest by countries. The issue of ethics, which has an important place in our country, has developed qualitatively in the context of the new public administration approach. In order to ensure good management in public administration, ethical rules are needed at the point of capturing efficiency and productivity. In the study, it is predicted that countries that integrate ethical principles and rules and the principles of the new public administration understanding into public administration will encounter unethical behaviors and corruption less or will get better results in preventing these negative behaviors. In the study, the concept of ethics, which is one of the factors that are effective in increasing the trust of the citizens in the state, meeting the expectation of quality service and ensuring the efficient functioning of the public administration, has become a subject that constitutes the corporate culture. In this context, the structural and functional activities of the The Ethics Committee of Public Officials, which has become institutional, have been evaluated and the positive and deficient aspects of the new public administration approach have been analyzed.
Article
Full-text available
Paradigma değişimi, bir alanda yer alan yazılı ya da yazılı olmayan uygulamaların çağın gereklerine göre köklü olarak düzenlenmesini ifade eder. Bu anlamda Yeni Kamu Yönetimi (YKY) anlayışı, ortaya çıktığı dönemde geleneksel kamu yönetimi ve bürokrasinin yerini almaya çalışan; kamu sektörü ve özel sektörün ilişkilerinde değişimi gerekli kılan bir paradigma değişimidir. Geleneksel kamu yönetimi uygulamalarının eleştirileri üzerine şekillenen YKY anlayışı; hesap verilebilirlik, etkinlik, müşteri odaklılık gibi ilkeleri benimser. Çalışmanın amacı, YKY’nin bir paradigma değişimi olarak temel ilkeleri bakımından incelenmesidir. Nitel araştırma yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilen bu çalışmada literatür taraması yapılarak kaynaklar elde edilmiştir. Elde edilen veriler doküman analizi ile ilgili konu etrafında analiz edilmiştir. YKY anlayışın ortaya çıkışı ve özellikleri ele alınırken aynı zamanda çıkmazları karşısında ortaya atılan Neo Weberyan Devlet, Kamu Değeri Yönetimi, Yeni Kamu Yönetişimi ve Dijital Çağ Yönetişimi yaklaşımlarına değinerek YKY’nin eleştirilen yönleri açıklanmıştır. Bu bağlamda YKY’nin yeni bir paradigma olarak ortaya çıktığı görülmüştür. Ancak zamanla yaşanan değişimlerle YKY dinamik yapısını kaybetmiş, eleştiriler karşısında alternatif arayışlar tartışılmaya başlanmıştır.
Conference Paper
Full-text available
After the economic crisis in 1929, Keynesian economic view claiming interventions of states into economic life had become dominant. The traditional public administration refers to the form of public administration, which was effective from the second half of the 19th century until the end of the 20th century. In this administration approach, public services were being planned and provided by the central government. Therefore, there was an extremely centralized administrative and fiscal application. This over-centralization in public administration had increased the responsibilities of central government, caused the bureaucracy to become a problem and resulted in cumbersome administration model. After the collapse of the “welfare state” view, which lived its golden age between 1945 and 1975, towards the end of the 1970s, the traditional concept of public administration had been shaken during the 1980s. As the changes in the political, economic and social spheres gained momentum towards the end of the 20th century, the debates on the concept of the government and the government approaches had increased and this made the change inevitable. In this context, social events, economic crises and developments in business, economy and technology all over the world have led to change the systems of the public administration of countries. Accordingly, traditional public administration has been replaced by the “New Public Administration” approach, that is more decentralized instead of centralized, has more flexible organizational structure, is more transparent and accountable. According to the basic philosophy of the public service concept, re-shaped by the new public administration, is that while providing public services efficiency and effectiveness are essential if a public activity is necessarily carried out by the public sector. Considering the globalization and localization phenomena which are complementary to each other, both politically and economically important concept of fiscal decentralization emerges within the scope of this new public administration approach. Fiscal decentralization essentially means to give more responsibility and authority to sub-national government units in spending and revenue generation. Although the concept of fiscal decentralization had taken attention firstly within the borders of the United States as fiscal federalism, it has been applied in many countries recently. The most important reason why fiscal decentralization has started to be accepted in the world is the fact that the local government units know the local preferences and needs better than the central government and thus increase the efficiency of the public sector and this contributes to the economic development of the region and prepare the ground for a better macroeconomic performance of the whole country. In this study, first of all, the concepts of traditional public administration and new public administration will be examined, then the concept of fiscal decentralization and the economic contribution of fiscal decentralization to the region and to the country will be discussed. Keywords: Traditional Public Administration, New Public Administration, Fiscal Decentralization.
Article
Full-text available
şli
Article
New public management is a privatization vision of what is public, the origen of which is found in neo-classical economic thought from the Austrian School. Two of this schools' prime promoters are Ludwig von Mises and Friedrich Hayek. To this line of thought must be added the Public Choice School from the Virginia School represented by distinguished northamericans of the caliber of James Buchanan. It carries the label of the management voice, but management is not its strong point, instead it focuses on the mercantile enterprise. Herein lie the proposals in favor of establishing interstate markets and orienting government towards the consumer, as well as introducing the mercatile spirit in government, and the development of the principles of conpetition in the procurement of public goods and services. In the end, even though the word "public" is used, the purposes and results lead toward the privatization of the state. In sum, new public government includes as its vital, central principle, the renouncing of political government, and its orientation towards economic management.
Article
Both academics and practitioners have disagreed among themselves about whether and to what extent the developed world is witnessing a convergence in the forms of public management. Some of this disagreement may be attributed to the formidable empirical problems facing those who wish to make global or near-global generalizations. To a considerable extent, however, the divergences of view may be attributed to a more subtle cause – an inadequate conceptualization of the notion of ‘convergence’ itself. This article sets out to remedy that deficiency by discussing ‘convergence’ and proposing a multi-layered definition of the concept. This approach carries with it the implication that different aspects of convergence require substantially different research strategies. It also holds out the probability that convergence and enduring difference can co-exist in one jurisdiction at one time – depending on the level at which the analysis is being conducted. The article concludes with a preliminary examination of the substantive question of actual convergence, comparing the adequacy of different theoretical approaches.
Article
The article describes the characteristics of New Public Management (NPM) and gives a cursory overview of the development of the behavioral-administrative sciences and their relation to NPM. A descriptive model of the behavioral-administrative sciences is developed that pits three internally consistent scientific worldviews that are incommensurable to each other. From this, the theoretical origins of NPM can be traced to a variety of theoretical perspectives. Although the special mix of characteristics of NPM is new, it does not represent a paradigm change. Indeed, it is improbable that there will ever be one paradigm for the behavioral-administrative sciences; and without an accepted paradigm, a paradigm change is not really possible.
Article
This article reviews and redirects the cross-country empirical literature on the causes and consequences of decentralization and federalism. A "first generation" of studies viewed decentralization as a simple zero-sum transfer of authority from the center to subnational governments, drew upon the assumptions of welfare economics and public choice theory, and employed blunt measures of expenditure decentralization and federalism. By defining several alternative forms of federalism and fiscal, policy, and political decentralization, then measuring them and exploring inter-relationships across countries and over time, this paper paints more detailed pictures of decentralization and federalism that help explain the growing disjuncture between theory and cross-national evidence, pointing the way toward a "second generation" of more nuanced empirical work that takes politics and institutions seriously.
Article
In many Western public administrations, particularly the American and Anglo-Saxon ones, a remarkable trend is taking place - the ‘new public management’ (Hood 1991). Many Western governments and public services are adopting a more ‘managerial’ approach to administration. Under conditions of heavy public demands but a severely constrained public budget, the only feasible alternative to cutting public services or raising taxes, seems to be to reduce costs, increase effectiveness and efficiency, and deliver ‘more value for the money’. This budgetary consolidation forces the public sector to become more businesslike, ‘work better and cost less’, and become more client-oriented.In this article, this trend of ‘public managerialism’ will be critically examined. From a theoretical viewpoint the adequacy for the public sector of a businesslike concept of ‘management’ can seriously be criticized. From an empirical viewpoint it is also inadequate as a description of administrative practice. Without denying the budgetary circumstances and the need for ‘effectiveness and efficiency’, the one-sidedness of ‘managerialism’ is ill-suited to the public sector. Other politico-administrative responses to these circumstances may be possible and more appropriate. In this article one such possible alternative is theoretically examined and practically illustrated. Although not as elaborate and well developed as the multitude of available ‘managerial’ models, methods and techniques, the alternative ‘public governance’ not only possesses theoretical and analytical cogency but also reflects the practice of administrative developments. The idea and practical impacts are illustrated in case studies of administrative reforms in the Netherlands.
Article
This article discusses: the doctrinal content of the group of ideas known as ‘new public management’(NPM); the intellectual provenance of those ideas; explanations for their apparent persuasiveness in the 1980 s; and criticisms which have been made of the new doctrines. Particular attention is paid to the claim that NPM offers an all-purpose key to better provision of public services. This article argues that NFM has been most commonly criticized in terms of a claimed contradiction between ‘equity’ and ‘efficiency’ values, but that any critique which is to survive NPM's claim to ‘infinite reprogrammability’ must be couched in terms of possible conflicts between administrative values. The conclusion is that the ESRC'S Management in Government’ research initiative has been more valuable in helping to identify rather than to definitively answer, the key conceptual questions raised by NPM.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik ġartının IĢığı Altında Türk Yerel Yönetimleri
  • S R Aydemġr
AYDEMĠR S.R. (2001). "Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik ġartının IĢığı Altında Türk Yerel Yönetimleri", Mevzuat Dergisi, (45).