ArticlePDF Available

Huzurevindeki Kadınlarda Üriner İ�nkontinans ve Yasam Kalitesine Etkisi

Authors:
Nurdan DEMRCİ
Nurdan DEMRCİ
Nurdan DEMRCİ
Huzurevindeki Kadınlarda Üriner
İnkontinans ve Yaşam Kalitesine Etkisi
Nurdan DEMİRCİ *, Fatma KARADAĞ BAŞAR **,
Filiz SÜZER***, Yılda Arzu ABA****, Hacer ATAMAN*****
Bu çalışma IV. Ulusal Ürojinekoloji Kongresi’nde (21-24 Ekim 2009, İstanbul) Poster
Bildiri olarak sunulmuştur.
ÖZET
Bu çalışma, Kütahya ve Bursa Huzurevinde yaşayan kadınlarda üriner inkontinansın
görülme sıklığını, risk faktörlerini ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek
amacıyla yapılmış tanımlayıcı kesitsel türde bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini;
Kütahya ili Kütahya Huzurevi ve Bursa ili Bursa Büyükşehir Belediyesi Huzurevi
olmak üzere iki ayrı huzurevinde yaşayan 120 kadın oluşturmaktadır. Araştırmanın
örneklemini; Kütahya Huzurevinde yaşayan araştırmayı kabul eden 15 kadının tamamı
ile Bursa Büyükşehir Belediyesi Huzurevinde yaşayan 105 kadından araştırmayı kabul
eden ve bilişsel fonksiyonları yerinde olan 35 kadın olmak üzere toplam 50 kişi
oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında anket formu ve Incontinence Quality of Life -
I-QOL (İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan
kadınların yaş ortalaması 74.5±5.56’dir. Yaşlıların %82’si evli, %44’ü okuryazar,
%52'sinin gelir durumu ortadır. Araştırmaya katılan kadınların üriner inkontinans
görülme sıklığı %88 olup, %86'sı da üriner inkonrtinans sebebiyle ped bez
kullanmaktadır. Doğum sayısı, epizyotomi açılma durumu, düşük yapma,kürtaj olma ile
üriner inkontinans görülme sıklığı arasında anlamlı ilişki saptanırken, ilk doğum yaşı,
son doğum yaşı, 4kg ve üzeri bebek doğurma, doğum süresi durumu ile üriner
inkontinans görülme sıklığı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır. IQOL
* Doç Dr., Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Doğum ve Kadın
Hastalıkları Hemşireliği ABD., İSTANBUL
** Öğr. Gör., Dumlupınar Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu, Doğum, Kadın Sağğı ve
Hastalıkları Hemşireliği ABD., KÜTAHYA.
*** Öğr. Gör., Düzce Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu., DÜZCE.
**** Öğr. Gör., Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu., UŞAK
***** Uzman Hem., Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağğı ve Sinir Hastalıkları
Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kalite Departmanı., İSTANBUL.
ARAŞTIRMA
86 Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi, Cilt:6, Sayı:18 (2011)
toplam puan ortalaması 65.9±23.09’dir. Ölçeğin cronbach's alpha değeri 0.90 dir.
Üriner inkontinans bulunan kadınlarda ölçeğin toplam puan ortalaması 59.97±17.45
iken, inkontinans bulunmayan kadınlarda 109.66±0.81olarak bulunmuştur. IQOL’nin
tüm alt alanlarında puan ortalamalarının üriner inkontinansı olan kadınlarda
olmayanlara göre daha düşük olduğu belirlenmiştir. Çalışmada, yaş kadınların
çoğunda (%88) üriner inkontinans olduğu ve doğurganlıkla ilgili bazı özelliklerin Üİ
gelişimini etkilediği belirlenmiştir. Üriner inkontinansın yaşbireyin yaşam kalitesini
önemli ölçüde azalttığı görülmüştür. Yaşlı kadınlarda Üİ bulguları ve risk faktörlerinin
değerlendirilmesi, korunma ve tedavi gibi konularda danışmanlık hizmetlerinin
verilmesinin önemli olduğu şünülmektedir. Üriner inkontinansın erken dönemde
saptanması ve bu konu da yeterli rehberlik sağlanarak sorunun ele alınması kadın
sağğının geliştirilmesine önemli katkı sağlayacaktır.
Anahtar Kelimeler: Üriner inkontinans, yaşam kalitesi, huzurevi, yaşlı.
Urinary Incontinence in Women in Nursing Homes and Its Effect
on Life Quality
ABSTRACT
This study is a descriptive cross-sectional research aiming to determine the incidence
frequency of urinary incontinence in women in nursing homes in the cities of Kütahya
and Bursa, risk factors and its effect on life quality. The population of the research was
composed of 120 women in two nursing homes: Kütahya Nursing Home in the city of
Kütahya and Nursing Home of Bursa Metropolitan Municipality in the city of Bursa.
The sampling of the research was composed of 50 women: 15 women in Kütahya
Nursing Home who accepted to participate in the research and 35 women with intact
cognitive functions who accepted to participate in the research from 105 women in
Nursing Home of Bursa Metropolitan Municipality. Data collection was carried out
through a questionnaire form and Incontinence Quality of Life - I-QOL (Incontinence
Life Quality Scale). The age average of the subjects was 74.5±5.56. 82% of the aged
were married and 44% were literate while income state of 52% was moderate. The
urinary incontinence incidence frequency of the subjects was 88% and 86% was using
diaper because of urinary incontinence. A significant relation was established between
birth number, episiotomy case miscarriage, abortion and urinary incontinence
incidence frequency while a significant relation wasn’t established between first birth
age, last birth age, delivering a baby of 4 kg and more, delivery duration and urinary
incontinence incidence frequency. IQOL total score average was 65.9±23.09.
Cronbach alpha value of the scale was 0.90. Total score average of the scale in women
with urinary incontinence was 59.97±17.45, while total score average of the scale in
women without urinary incontinence was 109.66±0.81. It was determined that score
Huzurevindeki Kadınlarda Üriner İnkontinans ve Yaşam Kalitesine Etkisi
87
averages in all the subfields of IQOL were lower in women with urinary incontinence
than those without urinary incontinence. It was also determined that most of the aged
(88%) had urinary incontinence and that some features about fertility affected UI
development. It was seen that urinary incontinence decreased life quality of the aged
significantly. It is considered important that UI findings in elderly women and risk
factors should be evaluated and consultation service should be provided in protection
and treatment. It will contribute a lot to improving women’s health if urinary
incontinence is determined in early stages and adequate consultation is provided in the
subject.
Key Words: Urinary incontinence, life quality, nursing home, the aged.
GİRİŞ
İstatistikî tahminlere göre, 2050 yılında, tüm dünya nüfusunun yaklaşık
%20'sini oluşturması beklenen geriatrik popülasyonun sık görülen ve gerek
bireysel, gerekse toplumsal açıdan bir çok sorunu da beraberinde getiren
önemli problemlerinden birisi de üriner inkontinanstır (Üİ). Üriner inkontinans;
uluslararası kontinans derneği (ICS) tarafından istemsiz idrar kaçırma durumu
olarak tanımlanmaktadır (Ateşkan ve ark., 2000; Çetinel, 2005).
Dünyada ve ülkemizde yaş popülasyon oranları her geçen yıl artış
göstermektedir. Ülkemizde halen 6 milyon (%8.6) yaşlı bulunmaktadır. 2030
yılı itibariyle bu oranın %15’lere çıkacağı öngörülmektedir. Bu oranlar bize
özellikle yaşlanma ile birlikte sıklığı artan pek çok hastalıkla daha çok
karşılaşacağımızı göstermektedir. Üriner inkontinans yaşlanma ile birlikte
sıklığı artan önemli geriatrik sendromlardan olup; genellikle hasta tarafından
belirtilmeyen bir sosyal problemdir. Yaşlılar sıklıkla şikayet olarak
belirtmediği için sağlık personeli tarafından da yeterince tanınmaz ve üzerinde
durulmaz. Bu nedenle koruyucu yaklaşımlarla önlenebilmesi mümkün olan ve
spesifik tedavilerle sıklığı azaltılabilen bir sendrom göz ardı edilmiş olur (Varlı
ve ark., 2008).
Dünya genelinde toplum içinde yaşayan yaşlıları hedef alan çalışmalarda,
%8 ile %34 arasında değişen üriner inkontinans prevalans çalışmaları
bildirilmekte olup, bu oran yaş bakımevi sakinlerinde %70'lere kadar
ulaşmaktadır (Ateşkan ve ark., 2000; Miller, 2005; Yip ve Cardozo, 2007).
Üriner inkontinans tanımlamadaki güçlükler nedeniyle günümüze kadar
yapılan prevalans çalışmalarında elde edilen sonuçlar birbirinden oldukça
farklıdır. Hannestad ve ark.’ nın yaptıkları bir çalışmada, 60 yaş ve üzerindeki
kadınların %24’ünün hafif, %31’nin orta ve %44’ünün şiddetli derecede idrar
88 Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi, Cilt:6, Sayı:18 (2011)
kaçırdıkları saptanmıştır (Hannestad ve ark., 2000). ABD’de evlerinde yaşayan
yaşlıların %15-30’unda ve huzurevlerinde kalanların ise %50’sinde üriner
inkontinans problemi olduğu belirlenmiştir. (Adedokun ve Wilson, 2004;
Adelmann, 2004). Türkiye’de yaşlılarda Üİ ile ilgili yapılmış çok az çalışma
vardır. Ülkemizde huzurevinde yaşayanlar üzerine yapılan bir çalışmada,
kadınların %30’unda üriner inkontinansın olduğu gösterilmiştir (Arıkan ve ark.,
2002). Yine ülkemizde huzurevlerinde kalan yaşlılarda yapılan çaşmalarda,
kadınların %43, erkeklerin %20.9’unda üriner inkontinans olduğu ve bunun
yaşam kalitesini ciddi olarak etkilediği gösterilmiştir (Aslan ve ark., 2009; İnci
ve Ergen, 2009).
Kadınlarda erkeklere göre üriner inkontinans daha sık olarak
görülmektedir. Kadınlar/ erkekler arasında üriner inkontinansın görülme oranı,
60 yaşın altında olanlarda 1/4, 60 yaş üzerinde ise 1/2’dir. Kadınlarda üriner
inkontinansın erkeklere göre daha fazla görülmesinin nedeninin; cinsiyet,
yaşlanma, menopoz, doğumda yaşanan zedelenme ve yaralanmalar olduğu
belirtilmektedir (Locher ve Burgio, 1996).
Üriner inkontinansa neden olan pek çok risk faktörü olmakla birlikte,
kadınlarda en belirgin risk faktörünü, normal bir fizyolojik olay olarak kabul
edilen gebelik ve doğum eylemi esnasında yaşanan olaylardır. Bunlar; gebelik
öncesi beden kitle indeksi, gebelik sayısı, doğum sayısı, doğum şekli, doğum
komplikasyonları, epizyotomi, doğum eyleminin ikinci evresinin uzun olması,
hızlı doğum eylemi, 3. ve 4. derece perineal yırtıklar, bebeğin doğum kilosu,
uzun ve zor doğum eylemidir (Abrams ve ark., 2002; Bilgili ve ark., 2008).
Gebelik ve doğum eylemi nedeniyle çok sıklıkla meydana gelen üriner
inkontinans, kadınların hayatının kaybına neden olan bir hastalık değildir.
Ancak sürekli yaşattığı ıslaklık, kötü kokunun ve irritasyonun verdiği
rahatsızlık nedeniyle üriner inkontinanslı bireyleri sıkıntıya sokmakta, özgüven
eksikliği yaşatmakta ve depresyona kadar varabilen ruhsal sağlık sorunlarının
oluşmasına neden olabilmektedir. Hatta cinsel sorun yaşamalarına da neden
olabilmektedir. Aynı zamanda üriner inkontinans ve beraberinde var olan sık
idrara çıkma, ani idrar yapma hissi, gece idrara çıkma, ağrılı idrar yapma
kadınların yaşam kalitesini şürmektedir (Kök ve ark., 2006; Bilgili ve ark.,
2008). Wyman ve ark. üriner inkontinansın duygusal ve sosyal iyilik halini
olumsuz yönde etkilediğini; üriner inkontinans nedeniyle mental sağğın %75
ve sosyal aktivitilerin %52 oranında etkilendiğini belirlemişlerdir (Wyman ve
ark., 1998). Ayrıca literatürde yapılan çalışmalar sonucu üriner inkontinans
kadınların %15-30’unda seksüel yaşamı, fiziksel, mesleki, ailevi ve sosyal
yaşamlarını etkilemektedir (Dougherty ve Walters, 1993; Aslan, 2005).
Huzurevindeki Kadınlarda Üriner İnkontinans ve Yaşam Kalitesine Etkisi
89
Dünya nüfusu yaşlandıkça üriner inkontinansı olan kişilerin sayısı artış
göstermekte bu durum giderek artan medikal, sosyal ve ekonomik sorunlar
yaratmakta, ayrıca yaşam kalitesini de olumsuz olarak etkilemektedir (Akkoç
ve ark., 2009) Bu çalışma; yaşlılarda sosyal, psikolojik ve ekonomik kayıplara
yol açan inkontinansın görülme sıklığını, risk faktörlerini ve yaşam kalitesine
etkisini belirlemek, inkontinansı erken dönemde tanımlayarak koruyucu
önlemleri hakkında bilinçlendirmek ve erken dönemde olmayan bireylere ise
tedavi alternatifleri hakkında farkındalık sağlamak amacıyla planlanmıştır.
Ayrıca toplumdaki, özellikle yaşlı bireylerdeki Üİ sıklığı, risk faktörleri ve
yaşam kalitesi üzerine etkisinin bilinmesinin ve buna yönelik tanı ve tedavinin
sağlanmasının yaş sağğına ve dolaylı olarak toplum sağğı ve ekonomisine
olumlu etkisi olacağı düşünülmektedir.
Üriner inkontinansın bir tabu olarak görülmesi nedeniyle toplumda,
tanılanması ve değerlendirilmesinde hemşirelere önemli sorumluluklar
şmektedir. Bu kapsam da hemşirelerin inkontinansın gelişmesini önlemek ve
bu sorunu yaşayan kadınların tedavisinde aktif olarak rol almak temel
sorumlulukları arasın da yer almaktadır. Üriner inkontinansın önlenebilmesi
için öncelikle gelişiminde etkili olabilecek risk faktörlerinin bilinmesi
gerekmektedir. Hemşireler kadınların risk faktörlerine maruz kalması
önleyerek veya azaltarak inkontinanstan korunmayı sağlayabilirler.
Günümüzde yurt dışında yer alan kontinans merkezlerinde bu konuda eğitilmiş
hemşirelerin %93’ü kontinans danışmanı olarak çalışmakta ve ekibin
vazgeçilmez üyeleri arasında yer almaktadır. Ancak ülkemizde bu merkezlerin
ve bu konuda eğitilmiş hemşire sayısının yeterli olmadığı düşünülmektedir. Bu
nedenle ülkemizde hemşirelerin bu konuda farkındalığını artırmak daha da
önem kazanmaktadır (Karaçam, 2003).
GEREÇ ve YÖNTEM
Araştırma 10.04.2009-30.06.2009 tarihleri arasında yapılmış olup,
tanımlayıcı kesitsel türde bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini; Kütahya ili
Kütahya Huzurevi ve Bursa ili Bursa Büyükşehir Belediyesi Huzurevi olmak
üzere iki ayrı huzurevinde yaşayan toplam 120 kadın oluşturmaktadır.
Araştırmanın örneklemini; Kütahya Huzurevinde yaşayan araştırmayı kabul
eden 15 kadının tamamı ile Bursa Büyükşehir Belediyesi Huzurevinde yaşayan
105 kadından araştırmayı kabul eden ve bilişsel fonksiyonları yerinde olan 35
kadın olmak üzere toplam 50 kişi oluşturmaktadır.
90 Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi, Cilt:6, Sayı:18 (2011)
Kütahya Huzurevi, 1977 yılında kurulmuş olup; 15’i kadın, 50’si erkek
olmak 65 kişilik kapasiteye sahiptir. Bursa Büyükşehir Belediyesi Huzurevi,
1974 yılında açılmış olup;105’i kadın, 200’ü erkek olmak üzere 305 kişilik
kapasiteye sahiptir.
Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından literatür bilgileri
doğrultusunda geliştirilen anket formu ve Incontinence Quality of Life - I-QOL
(İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği) kullanılmıştır. Anket formunda;
kadınların yaş, eğitim durumu, medeni durumu gibi sosyo-demografik
özelliklerini ve doğum yaşı, doğum sayısı gibi doğurganlık özelliklerini
belirlemeye yönelik sorular yöneltilmiştir. İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçegi
(I-QOL): Wagner ve arkadaşları tarafından 1996 yılında Üİ’li hastaların yaşam
kalitesini belirlemek amacıyla Amerika’da geliştirilmiştir (Wagner ve ark.,
1996). Aynı form Patrick ve ark. tarafından 1999 yılında tekrar gözden
geçirilerek soru sayısı 22’ye şürülmüş ve ölçeğin geneline ait Cronbach Alfa
katsayısı 0,95 olarak bulunmuştur(Patrick ve ark., 1999). Ülkemizde,
İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçegi (I-QOL) geçerlilik ve güvenirliği
Özerdoğan tarafından 2003 yılında yapılmış ve ölçeğin geneline ait Cronbach
Alfa katsayısı 0,96 olarak bulunmuştur (Özerdoğan ve Kızılkaya, 2003).
I-QOL (İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği), 22 sorudan oluşmaktadır. I-
QOL’in puanlamasında, her soruda, “çok fazla etkiler seçeneğine” 1 puan, “hiç
etkilemez” seçeneğine 5 puan verilen, 5 seçenek bulunmaktadır. I-QOL ’den
toplam en az 22, en çok 110 puan alınabilmektedir. Skorun 110’dan aşağı
şmesi yaşam kalitesinin kötüleşmesini göstermektedir. I-QOL üç alt alan
ölçeğinden oluşmaktadır. Bunlar; davranışların sınırlandırılması, psikososyal
etkilenme ve sosyal izolasyondur. Davranışların sınırlandırılması alt boyutu
için 8-40 (min-max) puan, psikososyal etkilenme alt boyutu için 9-45 (min-
max) puan, sosyal izolasyon alt boyutu için 5-25 (min-max) puan
alınabilmektedir.
Çalışmaya başlamadan önce Kütahya Huzurevi’nden ve Bursa Büyükşehir
Belediyesi Huzurevi’nden gerekli izinler alınmıştır. Ayrıca araştırmaya katılan
bireylerin hepsine araştırmanın amacı açıklanmış ve sözel onamları alınmıştır.
Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 11.0 paket programından
yararlanılarak, tanımlayıcı veriler için aritmetik ortalama, standart sapma
gösterimi kullanılmış, verilerin tüm dağılımını göstermek amaçlı ise yüzdelik
hesaplaması yapılmıştır. İnkontinansa etkisi olabileceği şünülen tüm
değişkenler pearson ki-kare (χ2) analiziyle değerlendirilmiştir. Üriner
Huzurevindeki Kadınlarda Üriner İnkontinans ve Yaşam Kalitesine Etkisi
91
inkontinansı olan ve olmayan kadınlarda yaşam kalitesi düzeyleri arasındaki
farkları saptamak için Student T Testi kullanılmıştır.
BULGULAR
Yaşlıların sosyo-demografik özellikleri incelendiğinde;%20’si 65-69 yaş
grubunda;%44’ü okuryazar ;%72’si ev hanımı;%82’si evli; % 48’inin sosyal
güvencesi Emekli Sandığı , %52’sinin gelir durumu orta düzeydedir (Tablo 1).
Tablo 1. Yaşlıların Sosyodemografik Özelliklerine Yönelik Bulgular (n=50).
Sayı %
Yaş Grubu
65–69 10 20
70-74 16 32
75-79 15 30
80 ve üzeri 9 18
Öğrenim Durumu
Okur Yazar Değil 17 34
Okur Yazar 22 44
İlkokul 10 20
Ortaokul 1 2
Meslek
Ev Hanımı 36 72
Memur 1 2
İşçi 13 26
Evlilik Durumu
Evli 41 82
Bekar 6 12
Dul 3 6
Sosyal Güvence
Emekli Sandığı 24 48
Bağkur 15 30
Yeşil Kart 11 22
Gelir Durumu
İyi 8 16
Orta 26 52
Kötü 16 32
Toplam 50 100
92 Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi, Cilt:6, Sayı:18 (2011)
Yaşlıların üriner inkontinans ve ilgili bazı özellikleri incelendiğinde;
%88’inin üriner inkontinansı olduğu; 86.4’ünün üriner inkontinans nedeniyle
ped bez kullandığı; %36.4’ünin bu şikayet nedeniyle doktora gittiği
belirlenmiştir (Tablo 2).
Tablo 2. Yaşlıların Üriner İnkontinans ve İlgili Bazı Özelliklerin Dağılımı.
Sayı %
Üriner inkontinans n=50
Var 44 88
Yok 6 12
Ped bez kullanma n=44
Evet 38 86.4
Hayır 6 13.6
Ped bez kullanma sıklığı n=44
Günde 30 68.2
Haftada 4 9.1
Ayda 10 22.7
İnkontinans nedeniyle doktora
gitme durumu n=44
Evet 16 36.4
Hayır 28 63.6
Üriner inkontinansın doğurganlık özellikleri ile ilişkisi incelendiğinde;
doğum sayısı, epizyotomi açılma durumu şük yapma, kürtaj olma ile üriner
inkontinas görülme sıklığı arasında anlamlı ilişki saptanırken, ( p<0.05), ilk
doğum yaşı, son doğum yaşı, 4 kg ve üzeri bebek doğurma, doğum süresi ile
üriner inkontinas görülme sıklığı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı
saptanmıştır (p>0.005) (Tablo 3).
Huzurevindeki Kadınlarda Üriner İnkontinans ve Yaşam Kalitesine Etkisi
93
Tablo 3. Yaşlılarda Üriner İnkontinans Görülme Durumu ve Risk Faktörleri.
*p<0.05
ÜRİNER İNKONTİNANS
Var Yok
Sayı % Sayı %
İstatiksel
Analiz
Sonucu
χ2 ve p
Değeri
İlk Doğum Yaşı
20 yaş altı 27 61.4 3 50
20 yaş ve üzeri 17 38.6 3 50
χ2:0.284
p: .672
Son Doğum Yaşı
20-29 36 81.8 5 83.3
30 ve üzeri 8 18.2 1 16.7
χ2:0.008
p: 1.000
Doğum Sayısı
1–2 5 11.4 3 50
3–4 39 88.6 3 50
χ2: 5.864
p:.044*
şük Yapma
Evet 5 11.4
3
50
Hayır 39 88.6 3 50
χ2: 5.864
p:.044*
Kürtaj olma
Evet 5 11.4 3 50
Hayır 39 88.6 3 50
χ2:5.864
p:.044*
Epizyotomi açılma
durumu
Evet 4 9.1 3 50
Hayır 40 90.9 3 50
χ2:7.339
p:.029*
Uzun ve zor doğum
eylemi
Evet 2 4.5 0 0
Hayır 42 95.5 6 100
χ2:0.284
p: 1.000
4kğ ve üzeri bebek
doğurma
Evet 8 18.2 0 0
Hayır 36 81.8 6 100
χ2:1.299
p:.572
94 Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi, Cilt:6, Sayı:18 (2011)
Üriner inkontinansı olan ve olmayan kadınların IQOL ölçeğinden aldıkları
puan ortalamalarının dağılımları incelendiğinde IQOL toplam puan ortalaması
65.9±23.09’dir. Üriner inkontinans bulunan kadınlarda ölçeğin toplam puan
ortalaması 59.97±17.45 iken, inkontinans bulunmayan kadınlarda
109.66±0.81olarak bulunmuştur. IQOL’nin tüm alt alanlarında puan
ortalamalarının üriner inkontinansı olan kadınlarda olmayanlara göre daha
şük olduğu belirlenmiştir (Tablo 4).
Tablo 4.Üriner İnkontinans Olan ve Olmayan Yaşlılarda IQOL Puan
Ortalamalarının Dağılımı (n=50).
IQOL Ölçeğinin Alt
Alanları
Üriner
İnkontinansı
Olan
n= 44
X±SS
Üriner
İnkontinansı
Olmayan
n= 6
X±SS
İstatiksel
Analiz
Sonucu
t ve p
Değeri
Davranışların
Sınırlandırılması
20.06±6.24 39.83±0.40 t= -20.674
p<0.05
Psikososyal Etkilenme
24.86±6.60 44.83±0.40 t= -19.784
p<0.05
Sosyal İzolasyon
15.04±7.66 25.00±0.00 t= -8.619
p<0.05
Toplam 59.97±17.45 109,66±0.81 t= 18.731
p<0.05
TARTIŞMA
Üriner inkontinans kadının fiziksel, psikolojik, sosyal ve ekonomik
yönlerden iyiliğini etkileyen önemli bir semptomdur ve kadınlarda prevelansı
%15–52 arasında değişmektedir. Dünya genelinde yaşlıları hedef alan
çalışmalarda %8 ile 34 arasında değişmektedir (Ateşkan ve ark., 2000). Üİ
Huzurevindeki Kadınlarda Üriner İnkontinans ve Yaşam Kalitesine Etkisi
95
tanımlamadaki güçlükler nedeniyle günümüze kadar yapılan prevelans
çalışmalarında elde edilen sonuçlar birbirinden oldukça farklıdır.
Hunskaar ve ark. (2004) çalışmasında, yaşları 65-69 arasında olan
yaşlılarda üriner inkontinans sıklığı Fransız, Alman, İspanyol, ve Amerikan
kadınlarda sırasıyla %52, %58, %34, ve %52 olarak bulunmuştur (Hunskaar ve
ark., 2004). Aslan ve ark.’nın İstanbul’daki resmi kurumlara bağ
huzurevlerinde yaptıkları prevalans çalışmasında, kadınlarda üriner inkontinans
şikayeti %43.4 olarak saptanmıştır (Aslan ve ark., 2004). Aslan’ın 2005
yılında huzurevinde yaşayan kadınlar üzerinde yaptığı çalışmada belirttiği gibi;
bir toplum çalışmasında 65 yaş üzerinde prevalans %6 ve 85 yaş üzerinde %15
olarak bulunmuştur (Aslan, 2005). Yine Aslan’ın 2005 yılında huzurevinde
yaşayan kadınlar üzerinde yaptığı çalışmada belirttiği gibi; Hellstrom ve ark.,
bakımevleri ve hastanelerde yaşlılar üzerinde yaptıkları çalışmalarda üriner
inkontinans prevelansını % 84 olarak bulmuşlardır (Aslan, 2005). Aslan’ın
2005 yılında huzurevinde yaşayan kadınlar üzerinde yaptığı çalışmada vaka
grubundaki kadınların %88’inde, kontrol grubundaki kadınların %96’sında
düzenli idrar kaçırma şikayeti olduğu saptanmıştır (Aslan, 2005).
Bu çalışmada Üİ prevelansı %88 olarak bulunmuş olup; Üİ’in tanımındaki
standardizasyon problemlerinden kaynaklanan prevalans oranları arasındaki
farklılık; sonuçlarda etkili olmuş olabilir. Ayrıca birebir görüşme şeklinde
verilerin toplanılmasının da elde edilen yüksek orana katkıda bulunduğu
şünülmektedir.
Kadınların yaklaşık dörtte üçü istemsiz idrar kaçırmayla baş etmede
zorlanmasına rağmen, pek çoğu tedavi almak için başvurmamaktadır. Kadınlar
utanma, semptomları hafif olarak algılama, yaşlılığın normal bir parçası olarak
şünme, tedavi maliyetini fazla bulma ve tedaviden korkma gibi nedenlerle
tedavi arayışına girmemektedir. Çalışmada kadınların sadece %36.3’ü Üİ
sorunu nedeni ile doktora başvurmaktadır. Yapılan çalışmalarda kadınların
doktora başvurma oranları sırasıyla %41.4 ve %31 olarak belirlenmiştir.
Sonuçlardan kadınların Üİ’i bir sorun, bir hastalık olarak görmedikleri ve göz
ardı ettikleri açıkça görülmektedir (O’Donnell, ve ark., 2005; Bilgili ve ark.,
2008).
Kadınların doğurganlıkla ilgili bazı özelliklerinin Üİ’ye neden olan
faktörler arasında yer aldığı bilinmektedir. Çalışmada doğum sayısı ile Üİ
arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Yapılan araştırmalarda da
pariteyle üriner inkontinans arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir
96 Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi, Cilt:6, Sayı:18 (2011)
(Özerdoğan ve ark., 2004; Eftekhar ve ark., 2006). Scarpa ve ark. (2006)
yaptıkları çalışmada paritenin Üİ riskini arttırdığı saptanmıştır (Scarpa ve ark.,
2006). Milsom ve ark.’nın çalışmasında ise üç ve üzerinde yapılan doğumun
üriner inkontinans riskini artırdığı savunulmaktadır (Milsom ve ark., 1993).
Maral ve ark.’nın yaptıkları çalışmada, hiç doğum yapmayan kadınların
%8.5’inde, bir kez doğum yapanların %14.9’unda, iki kez doğum yapanların
%22.2’sinde ve beş ve üzerinde doğum yapanların %35’inde stres üriner
inkontinans olduğu saptanmıştır (Maral ve ark., 2001). Menopoz döneminde
yapılan bir çalışmada da parite sayısı 3 ve üzerinde olanlarda; üriner
inkontinans görülme riski 1.586 kat daha yüksek saptanmıştır (Şentürk ve Kara,
2010). Çalışmada bulunan sonuç; literatürle benzerlik göstermekte olup, bu
durum doğum sırasında pelvik kasların sinirlerinin zarar görmesi ile kaslarda
atrofi oluşmasına ve zamanla prolapsus gelişmesine bağlanabilir.
Doğum eylemi sırasında açılan epizyotomi; perineal hasarı, özellikle
üriner ve anal inkontinansı, pelvik kas relaksasyonunu, yenidoğanda
intrakranial hemorajiyi ve intrapartum asfiksiyi önlemek amacıyla
yapılmaktadır (Sartore ve ark., 2004). Çalışmada doğumda epizyotomi
açılmasının Üİ gelişmesinde etkili olduğu saptanmıştır (p<0.05). Yapılan
çalışmalarda epizyotominin Üİ üzerinde etkisi tartışmalıdır. Epizyotominin,
pelvik taban fonksiyon bozukluğuna neden olduğundan dolayı stres üriner
inkontinans gelişim riskini artırdığını savunan görüşler vardır (Rogers ve
Leeman, 2007). Skoner ve ark.’ nın yaptığı çalışmada, epizyotominin üriner
inkontinans gelişim riskini üç kattan daha fazla artırdığı belirtilmektedir
(Skonner ve ark., 1994). Ancak epizyotominin üriner inkontinans gelişiminde
hiçbir etkisi olmadığını gösteren çalışmalara da rastlanmaktadır (Sartore ve
ark., 2004; Karaçam, 2001).
Üİ prevelansını etkileyen bir diğer faktör uzun ve zor doğum eylemidir.
Uzun ve zor doğum eylemi sırasında yaşanan olayların doğum sonrası
dönemde pudental sinir hasarı oluşturduğu ve bunun bazı durumlarda geri
dönüşsüz olduğu bildirilmektedir. Çalışmada uzun doğum eyleminin Üİ
gelişimi ile ilişkili olmadığı saptanmıştır (p>0.005). Çalışmada elde edilen
sonuçlar, literatür sonuçlarıyla paralellik göstermektedir. Yaş faktörü nedeni ile
kadınların doğum sürelerini tam olarak hatırlayamamalarının sonuçlarda etkili
olduğu söylenebilir (Van Kessel ve ark., 2001).
Literatüre göre iri bebek , üriner inkontinansın gelişmesinde etkili olan
risk faktörlerinden birisidir. Özellikle iri bebeklerin doğumunda, doğum
eyleminin ikinci evresi uzamakta ve pudental sinirde zedelenme meydana
Huzurevindeki Kadınlarda Üriner İnkontinans ve Yaşam Kalitesine Etkisi
97
gelmektedir (Peeker, ve Peeker, 2003). Çalışmada 4kğ ve üzerinde bebek
doğurmanın Üİ gelişmesini etkilemediği bulunmuştur (p>0.005). Literatürde iri
bebek doğurma ve Üİ arasında ilişkinin incelendiği çalışma sonuçlarının
çelişkili olduğu dikkat çekmektedir. Özerdoğan ve ark.’ nın yaptığı çalışmada
iri bebek doğumuyla üriner inkontinans arasında istatistiksel olarak anlamlı bir
fark olduğu saptanırken ; Bilgili ve ark. çalışmasında da anlamlı sonuç
bulunamamıştır. Bu çalışmada iri bebek doğuranların sayıca az olmasının da
sonuçlarda etkili olduğu söylenebilir. (Özerdoğan ve ark., 2004; Bilgili ve ark.,
2008).
Üİ etkileyen diğer bir faktörde ilk ve son doğum yaşlarıdır. Bu çalışmada;
ilk ve son doğum yaşları ile Üİ arasında anlamlı biri ilişki saptanmamıştır
(p>0.005). Foldspang ve ark. ve Bilgili ve ark. yaptıkları çalışma sonuçları da
bu çalışma sonuçları ile benzerlik göstermekte olup; ilk ve son doğum yaşı ile
Üİ arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır ( Foldspang ve ark., 1992; Bilgili
ve ark., 2008). Persson ve ark. son doğum yaşı ve Üİ arasında bir ilişki
olmadığını, fakat ilk doğum yaşı ile stres inkontinans arasında pozitif bir ilişki
olduğunu belirtmişlerdir (Persson ve ark., 2000). Bu bulgu hiç doğum
yapmamış ve yaşı genç olan kadınlarda pelvik taban kaslarının daha hassas
olduğu ve daha fazla etkilenebileceği şeklinde yorumlanabilir.
Çalışmada Üİ bulguları olan kadınların olmayanlara göre inkontinans
yaşam kalitesi ölçeğinden aldıkları puanlar anlamlı olarak düşük bulunmuştur.
Literatürde üriner inkontinansın yaşam kalitesini olumsuz etkilediği yönünde
benzer çalışmalar bulunmaktadır. Araki ve arkadaşları, Patrick ve arkadaşları,
Üİ olanların olmayanlara göre yaşam kalitelerinin daha şük düzeyde
olduğunu bulmuşlardır (Patrick ve ark., 1999; Özerdoğan ve ark., 2004; Araki
ve ark., 2006; İlçe ve Ayhan, 2011). Çalışmadaki sonuç literatür bulgularıyla
paralellik göstermektedir.
Sonuç olarak; bu çalışmada yaş kadınlarda üriner inkontinans görülme
sıklığının çok yüksek olduğu ve doğurganlıkla ilgili bazı özelliklerin üriner
inkontinans gelişimini etkilediği bulunmuştur. Ayrıca üriner inkontinansın yaş
bireyin yaşam kalitesini önemli ölçüde azalttığı saptanmıştır. Bu sonuçlar
doğrultusunda; özellikle halkımızın, yaşlılığın bir hastalık olmadığı, istem dışı
idrar kaçırmanın salt yaşlılığa bağlanamayacağı ve bu problemin tedavisi
konusunda birçok alternatifin söz konusu olduğu konusunda bilinçlendirilerek,
bu nedenle sağlık kuruluşlarına başvurması sağlanmalıdır. Bunun yanı sıra
sağlık personelinin de konuya ilgisi çekilerek, bu konuda bilgi ve becerinin
arttırılması yolunda gerekli tedbirler alınmalıdır.
98 Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi, Cilt:6, Sayı:18 (2011)
Ayrıca üriner inkontinansın önlenmesi için; gebelik ve doğum sonrası
gebe polikliniklerine ve sağlık ocaklarına doğum öncesi hizmeti almaya gelen
tüm kadınlara pelvik taban kas egzersizlerinin öğretilmesi ve düzenli uygulayıp
uygulamadıklarının kontrol edilmesine yönelik program geliştirilmelidir.
Ülkelerin kendi populasyonlarına ait Üİ sıklığını, risk faktörlerini ve yaşam
kalitesine etkisini bilmesi toplum sağğı ve ekonomileri için yararlı olacaktır.
Ülkemizde buna benzer daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
KAYNAKLAR
Abrams, P., Cardoza, L. Fall, M. Griffiths, D. Rosier, P. Ulmsten, U. Kerrebroeck,
Victor, A. ve Wein, A. (2002). ‘‘The Standardisation of Terminology of Lower
Urinary Tract Function: Report from the Standardisation Sub-committee of the
International Continence Society’’, Neurourology and Urodynamics, 21: 167-178.
Adedokun, A.O., Wilson, M.M. (2004). ‘‘Urinary incontinence: Historical, Global, and
Epidemiologic Perspectives’’, Clin Geriatr Med, 20: 399-407.
Adelmann, P.K. (2004). ‘‘Prevalence and Detection of Urinary Incontinence Among
Older Medicaid Recipients, J Health Care Poor Underserved, 15:99-112.
Akkoç, Y., Irdesel, J. Şenel, K.(2009). ‘‘Yaşlılara Özgü Sorunlar: Üriner İnkontinans,
Ağrı, İmmobilizasyon’’, Türk Fiz Tıp Rehab Derg, 55 Özel Sayı 2: 62-6.
Arakı, I., Beppu, M. Kajıwara, M. Mıkamı, Y. Zakojı, H. Fukasawa, M. ve Takeda, M.
(2006). ‘‘Prevalence And Impact On Generıc Qualıty Of Lıfe Of Urınary Incontınence
In Japanese Workıng Women: Assessment By Icı Questıonnaıre And Sf-36 Health
Survey’’, Urology , 66: 88-93.
Arıkan, E., Özcan, E. Bardak, A. Ketenci, A.(2002). ‘‘Huzurevinde Yaşayan Bir Grup
Kadında Üriner İnkontinans’’, Turkish Journal of Geriatrics , 5: 7-10.
Aslan, E., Kızılkaya Beji, N. Ayyıldız Erkan, H. ve Yalçın, Ö. (2004). ‘‘Incontinence
and Its Effects on Quality of Life of Older People Living in Residential and Nursing
Homes’’, Abstracts, International Continence Society, 34 nd Annual Meeting,
Abs.:428, Paris.
Aslan, E. (2005). “Huzurevinde Yasayan Üriner Sikayetleri Olan Kadınlarda Mesane
Egitimi ve Kegel Egzersizlerinin Etkinligi”, Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi
Sağlık Bilimleri Enstitüsü, İstanbul.
Huzurevindeki Kadınlarda Üriner İnkontinans ve Yaşam Kalitesine Etkisi
99
Aslan, E., Beji, N.K. Erkan, H.A. Yalçın, O. Güngör, F. (2009). ‘‘Urinary Incontinence
and Quality of Life of the Elderly Residing in Residential Homes in Turkey’’, Arch
Gerontol Geriatr, 49: 304-310.
Ateşkan, Ü., Mas, M.R. Doruk, H. ve Kutlu, M. (2000). ‘‘Türk Populasyonunda Üriner
İnkontinans: Görülme Sıklığı, Muhtemel Klinik Tipleri ve Birey Açısından Öneminin
Değerlendirilmesi’’, Geriatri, 3(2): 45-50.
Bilgili, N., Akın, B. Ege, E. ve Ayaz, S. (2008). ‘‘Kadınlarda Üriner İnkontinans
Sıklığı ve Etkileyen Faktörleri’’, Turkiye Klinikleri J Med Sci, 28: 487-493.
Çetinel., B. (2005). ‘‘İdrar Kaçırma (Üriner İnkontinans): Tanımlama, Sınıflandırma,
Değerlendirme ve Tipleri’’, Türk Üroloji Dergisi, 1(2): 246- 252.
Doughtery, M.C., Walters, M.D. (1993). ‘‘ Genuine Stress Incontinence: Nonsurgical
Treatment’’, Ed: Walters M.D., Karram M.M., Clinical Urogynecology, s: 163-179,
Mosby Year Book, London.
Eftekhar, T., Hajibaratali, B. Ramezanzadeh, F. ve Shariat, M. (2006). ‘‘Postpartum
Evaluation of Stress Urinary Incontinence among Primiparas’’, International Journal
of Gynecology and Obstetrics, 94: 114-118.
Foldspang, A., Mommsen, S. Lam, G.W. ve Elvings, L. (1992). ‘‘ Parity as a Correlate
of Adult Female Urinary Incontinence Prevalence’’, Journal of Epidemiology and
Community Health, 46 (6): 595-600.
Hannestad, Y.S., Rortveit, G. Sandvik, H. ve Hunskaar, S. (2000). ‘‘A Community-
Based Epidemiological Survey of Female Urinary Incontinence: The Norwegian
EPINCONT Study’’, Journal of Clinical Epidemiology, 53: 1150-1157.
Hunskaar, S., Lose, G. Sykes, D. ve Voss, S. (2004). ‘‘The Prevalence of Urinary
Incontinence in Women in Four European Countries’’ BJU Internatıonal, 93:324-330.
İlçe, A., ve Ayhan, F. (2011). ‘‘Yaşlılarda Üriner ve Fekal İnkontinansın Belirlenmesi;
Yaşam Kalitesine Etkisi:Bilgilendirme ve Eğitim’’, Anatol J Clin Investig, 5(1): 15-
23.
İnci, K. ve Ergen, A. (2009). ‘‘Yaşlılarda Üriner İnkontinans ve Farmakolojik
Tedavisi’’, Turkish Journal of Geriatrics, 13 (1): 59-66
Karaçam, Z. (2001). ‘‘Doğum Eyleminde Yapılan Epizyotominin Anne Sağğına
Etkisi’’, Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Ankara.
Karaçam, Z. (2003). ‘‘Kadınlarda Üriner İnkontinans: Üriner İnkontinans Gelisimini
Önlemede ve Davranışsal Tedavi Yöntemlerinin Kullanımında Ebe ve Hemşirenin
Rolü’’, Sendrom, 15: 112-117.
100 Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi, Cilt:6, Sayı:18 (2011)
Kök, G., Şenel, N. ve Akyüz, A. (2006). ‘‘GATA Jinekoloji Polikliniğine Başvuran 20
Yaş Üstü Kadınların Üriner İnkontinans Açısından Farkındalık Durumlarının
Değerlendirilmesi’’ Gülhane Tıp Dergisi, 48: 132-136.
Locher, J.L. ve Burgio, K.L. (1996). ‘‘Epidemiology of Incontinence’’, İçinde:D.R.
Ostergard. ve A.E. Bent. (Ed.). Urogynecology and Urodynamics Theory and Practice.
(4.bs), London: Williams & Wilkins. 67-73.
Maral, I., Özkardeş, H. Peskircioğlu, L. ve Bumin, M.A. (2001). ‘‘Prevalence of Stress
Urinary Incontinence in Both Sexes at or After Age 15 Years: A Cross-Sectional
Study’’, Journal of Urology, 165: 408-412.
Miller, KL. (2005). ‘‘Stres Urinary Incontinance in Women’’: Rewiew and Update on
Neurological Control, Womens Health, 14 :595-608.
Milsom, I., Ekelund, P. Molander, U. Ardvidson, L. ve Areskoug, B. (1993). ‘The
Influence of Age, Parity, Oral Contraception, Hysterectomy and Menopause on the
Prevalence of Urinary Incontinence in Women’’, The Journal of Urology, 149 (6):
1459- 1462.
O’Donnell, M., Lose, G. Sykes, D. Voss, S. ve Hunskaar, S.(2005). ‘‘Helping-Seeking
Behavior and Associated Factors among Women with Urinary Incontinence in France,
Germany, Spain and the United Kingdom’’, European Urology, 47: 385-392.
Özerdoğan, N., Kızılkaya, N.B. (2003). ‘‘Eskişehir, Bilecik, Afyon, Kütahya İllerinde
20 Yaş ve Üstü Kadınlarda Üriner İnkontinansın Prevelansı Risk Faktörleri, Yaşam
Kalitesine Etkisi’’, Hemşirelik Dergisi, 13(51): 37-50
Özerdoğan, N., Kızılkaya Beji, N. ve Yalçın, Ö. (2004). ‘‘Urinary Incontinence: Its
Prevalence, Risk Factors and Effects on the Quality of Life of Women Living in a
Region of Turkey’’, Gynecologic and Obstetric Investigation, 58:145-150.
Patrick, D.L., Martin, M.L. ve Bushnell, M. (1999). ‘‘Quality of Life of Women with
Urinary Incontinence: Further Development of the Incontinence Quality of Life
Instrument (I-QOL)2’’, Urology, 53: 71-76
Patrick, DL., Martin, M.L. ve Bushnell D.M. (1999). ‘‘Cultural adaptation of Quality
of Life Measure for Urinary İncontinence’’, Eur Urol, 36(5): 427-435.
Peeker, I. ve Peeker, R. (2003). ‘‘ Early Diagnosis and Treatment of Genuine Stress
Urinary Incontinence in Women, After Pregnancy: Midwives as Detectives’’, Journal
of Midwives and Women’s Health, 48(1): 60-66.
Persson, J., Hansen, P.W. ve Rydhstroem, H. (2000). ‘‘Obstetric Risk Factors for
Urinary Incontinence: A Population Based Study’’, Obstetrics and Gynecology,
96(3): 440-445.
Huzurevindeki Kadınlarda Üriner İnkontinans ve Yaşam Kalitesine Etkisi
101
Rogers, R.G. ve Leeman, L.L. (2007). ‘‘ Postpartum Genitourinary Changes’’,
Urologic Clinics of North of America, 34: 13-21
Sartore, A., De Seta, F. Maso, G. ve Pregazzi, R. (2004). ‘‘The Effect of Mediolateral
Episiotomy on Pelvic Floor Function After Vaginal Delivery’’, Obstetric and
Gynecology, 103: 669-673.
Scarpa, K.P., Herrmann, V. Palma, P.C.R. Riccetto, C.L.Z. ve Morais, S.S. (2006).
‘‘Prevalence and Correlates of Stress Urinary Incontinence During Pregnancy’’: A
Survey at UNICAMP Medical School, Brazil. International Urogynecology Journal,
17: 219-223.
Skonner, M.M., Thompson, W.D. ve Caren, V.A. (1994). ‘‘Factors Associated With
Risk of Stress Urinary Incontinence in Women’’, Nursing Research, 43(5): 30-306.
Şentürk, Ş., ve Kara M. (2010). ‘‘Menopoz Dönemindeki Kadınlarda Üriner
İnkontinans Prevalansı ve Risk Faktörleri’’, Van Tıp Dergisi, 17 (1): 7-11.
Van Kessel, K., Reed, S. Newton, K. Meier, A. ve Lentz, G.L. (2001). ‘‘ The Second
Stage of Labor and Stress Urinary Incontinence’’, American Journal of Obstetrics
and Gynecology, 184: 1571-1575.
Varlı, M., Aras, S.D. ve Atlı, T. (2009). ‘‘Yaşlılarda Üriner İnkontinans ve Tedavisi’’,
Akad Geriatri, 1: 45-58
Yip, SK. ve Cardozo, L.(2007). ‘‘Psychological Morbidity and Female Urinary
Incontinance’’, Best Pract Res Clin Obstet Gynaecol , 21: 321-329
Wagner, T.H., Patrick, D.L. Bavendam, T.G. Martin, M.L. ve Buesching D.P. (1996).
‘‘Quality of Life of Persons with Urinary Incontinence: Development of a New
Measure’’, Urology, 47: 67-72.
Wyman, J.F., Fantl, J.A. McClish, D.K. ve Bump, R.C. (1998). ‘‘Comperative
Efficacy of Behavioral Interventions in the Management of Female Urinary
Incontinence’’, Am J Obstet Gynecol, 179(4): 999-1007.
... 14) Despite being a very important and common problem, research on UI in nursing home residents, especially in Turkey, has mainly focused on its prevalence, correlations with mobility, and impact on quality of life. [6][7][8][24][25][26] To our knowledge, no study has investigated UI knowledge among nursing home residents. Therefore, this study assessed the level of knowledge regarding UI among nursing home residents. ...
... This finding corresponds with those of Jung et al. 35) , who reported that only 20% of older Alzheimer's patients used diapers/pads. Göral Türkçü and Kukulu 25) and Demirci et al. 24) reported significantly higher percentages of participants in nursing homes using diaper/pads as a coping method for UI (71.6% and 86.4%, respectively). This discordance may be due to different UI severities in the investigated samples. ...
Article
Full-text available
Background: A common problem in nursing home residents, urinary incontinence (UI) can lead to hygiene and skin problems, sleep disturbance, and decreased quality of life. This study evaluated the level of knowledge regarding UI among nursing home residents in Muğla, Turkey. Methods: This study included 64 (19 females, 45 males) nursing home resident volunteers. Their physical and sociodemographic characteristics; daily living activities (Barthel Index); and the presence, frequency, severity, and type of UI as well as its impact on daily living were evaluated (International Consultation on Incontinence Questionnaire-Short Form) and history of treatment was queried. An Incontinence Quiz was used to assess the residents' knowledge of incontinence. Results: The participants were living in nursing homes for 34.48±33.16 months. Their educational level was low and most were single. The mean Barthel Index score was 89.75±13.00. Twenty-five participants had UI (18.8% urge, 4.7% stress, 15.6% mixed/other type), and the mean International Consultation on Incontinence Questionnaire-Short Form score was 8.08±4.24. Forty-four percent of the participants had no treatment and none had physiotherapy for incontinence. The mean Incontinence Quiz score was 4.88±1.96, indicating a low level of knowledge. The items with the highest ratio of incorrect responses (second and 14th) were related to the causes of incontinence and care seeking. Conclusion: These findings underscore the necessity of increasing knowledge among nursing home residents about the reasons and health care options for UI. Further studies on appropriate strategies to improve UI knowledge in this population will be of great value.
... Üriner inkontinans (Üİ), Uluslararası Kontinans Derneği'nin (International Continans Society-ICS) terminoloji raporunda "her türlü idrar tutamama ya da istem dışı idrar kaçırma" şeklinde tanımlanmakta ve kadınlarda görülme sıklığı Türk kadınlarında %36.7 ile %86 oranlarında değişmektedir (Ateşkan, Mas, Doruk, & Kutlu 2000;Abrams vd., 2002;Filiz, Uludağ, Çınar, Gorpelioğlu, & Topsever, 2006;Demirci, Başar, Süzer, Aba, & Ataman, 2011;Öztürk, Toprak, & Basa, 2012;Cankurtaran, Soyuer & Akın 2015). En yaygın görülen Üİ tipleri ise stres, sıkışma ve karışık tiptir. ...
Article
Full-text available
Özet Stres üriner inkontinans kadınlarda inkontinans tipleri arasında en sık görülen, karın içi basıncını arttıran aktiviteler esnasında ve genel olarak üretra fonksiyonu yetersizliği sonucu ortaya çıkan istemsiz idrar kaybı olarak tanımlanmaktadır. Pelvik organ prolapsusu pelvik organlara destek sağlayan, sinir, kas ve fasya kombinasyonun zayıflaması sonucu oluşan, anatomik olarak pelvik organların vajene doğru sarkması ya da vajenden dışarı çıkması şeklinde görülmektedir. Klinikte sıklıkla pelvik organ prolapsusları ile birlikte görülen stres üriner inkontinansının, bu olguda literatürle uyumlu olarak menopozal dönemde olma, çok ve sık doğum yapma, 4 kg üzerinde bebek doğurma, kronik hastalık, müdahaleli doğum yapma ve obezite gibi risk faktörleri ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Bu olgu sunumunun amacı, stres üriner inkontinansı ve sistosel tanısı alan hastanın mevcut durumunu, risk faktörlerini ve nedenlerini açıklayıcı bir şekilde sunmaktır. Anahtar Kelimeler: Üriner inkontinans, pelvik organ prolapsusu, prolapsus, hemşirelik. Abstract Stress urinary incontinence is defined as the most frequent type of incontinence in women andas involuntary loss of urine during activities that increase the intraabdominal pressure being generally as a result of urethral insufficiency. Pelvic organ prolapse is a weakening of the combination of nerve, muscle and fascia that provides support to the pelvic organs and anatomically appears as the prolapse of the pelvic organs towards the vagina or vaginal discharge. Stress urinary incontinence, often associated with pelvic organ prolapse in the clinic, has been found to be associated with risk factors such as menopausal status, multiparity, frequent birth, fetal macrosomia, chronic disease, intervention delivery and obesity in this case consistent with the literature. The aim of this case report is to present the current condition, risk factors and causes in the patient diagnosed with the stress urinary incontinence and cystocele. Keywords: Urinary incontinence, pelvic organ prolapse, prolapse, nursing.
Article
Full-text available
zet Amaç: Hemşirelik model ve sınıflama sistemleri, birey/aile ve toplumun farklı gereksinimlerine çözüm olmasının yanı sıra, nitelikli, bütüncül bakım vermeye, bakımın bireyselleşmesine, meslekteki yasal ve etik durumları yazılı hale getirmekte, hemşirelerin otonomisini ve bilgisini arttırmakta, uygulamalarını geliştirmektedir. Bu derleme, Üriner inkontinans, tıbbi tanısı almış yaşlı bireye, hemşirelik süreci çerçevesinde, NANDA-I, NOC ve NIC (NNN) bağlantılarının nasıl kullanılacağı örneği ile hemşirelik sınıflama sistemlerinin önemini tartışmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bakım planı örneği oluşturulurken (NNN) sınıflama sistemleri rehber olarak alınmıştır. Örnek vakada, inkontinansa özgü sorun NANDA-I ile saptanmış, sorunun ciddiyeti NOC ile değerlendirilmiş, sorunun çözümü için NIC ile hemşirelik girişimleri uygulanmıştır. Girişimin etkinliğini değerlendirmek için tekrar NOC ile sorun değerlendirilmiştir. Bulgular: NNN bağlantıları ile uygulanan bu bakım planı 12 hafta boyunca huzurevindeki hemşireler ve araştırmacı tarafından uygulandıktan sonra vakanın inkontinansa özgü sorunun da iyileşmeler gözlenmiştir ve NIC girişimlerinin etkili olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bu bağlamda, NNN ile uygulanan bakım planı ile hemşirelik sürecinin her aşaması (verilerin yeterli toplanıp toplanmadığı, tanının doğruluğu, seçilen uygulamaların etkinliği) metodolojik bir yaklaşımla, objektif ve kapsamlı izlenebilmekte ve değerlendirilebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik bakım planı, sınıflama sistemleri, NANDA-I, NIC, NOC
Article
URINARY INCONTINENCE IN WOMEN LIVING IN A REST HOME ABSTRACT- This study aimed to investigate the frequency of urinary incontinence(UI), its presenting features and the relationship with daily living activities and psychosocial functions in women living in a rest home. The Mini Mental State Examination(MMSE) was administered to 500 ambulant subjects by physiatrist in order to select mentally intact people. Among 260 subjects with scores of≥ 23 and consi-dered mentally intact , 100 residents were randomly selected, of whom 87 were women. The study and control groups were comp-rised of 26(%30) and 61women(%70) with or without UI, respec-tively. The study and control groups were evaluated with respect to the presence of UI, demografic features and factors associated with /or affecting UI. In the UI group freqency and types of the incontinence, the amount of the urineleakage, its effect on the daily living activities and its severity (by visual analog scale: VAS) were asked. The effect of UI on the psychosocial functions was evaluated by the Incontinence Impact Questionnaire (IIQ). The two groups were compared with respect to all variables. Of 26 women with UI , stress incontinence was found in %72(n=18) , urge incontinence in %8(n=2), and mixt type incontinence in %20(n=6). The number of pelvic operations, respiratory system diseases, frequency of urination (daytime/night), painfull urination, dysuria, fullness sensation following urination were found significantly higher in the UI group. Since UI has significant frequency in the elderly, with negative effects on the quality of life. and because conservative and surgical methods can result in succesfull outcome . UI merits considerable atttention with regard to appropriate approach to the patient and its management. Key Words: Urinary incontinence, types of urinary incontinence , elderly , women , daily living activities .
Article
Objectives: The aim was to assess the prevalence of any urinary leakage in an unselected female population in Norway, and to estimate the prevalence of significant incontinence. Methods: The EPINCONT Study is part of a large survey (HUNT 2) performed in a county in Norway during 1995-97. Everyone aged 20 years or more was invited. 27,936 (80%) of 34,755 community-dwelling women answered a questionnaire. A validated severity index was used to assess severity. Results: Twenty-five percent of the participating women had urinary leakage. Nearly 7% had significant incontinence, defined as moderate or severe incontinence that was experienced as bothersome. The prevalence of incontinence increased with increasing age. Half of the incontinence was of stress type, 11% had urge and 36% mixed incontinence. Conclusions: Urinary leakage is highly prevalent. Seven percent have significant incontinence and should be regarded as potential patients.
Article
Genuine stress incontinence is often a hidden problem in that many women suffering from genuine stress incontinence after delivery do not seek medical advice. This article reviews signs and symptoms of genuine stress incontinence that, when identified, may enable midwives to initiate or suggest treatment as needed. A comprehensive literature search was performed in relevant medical databases. The following adverse risk factors for the development of genuine stress incontinence are vaginal delivery, multiparity, and obesity, with an increased risk for women who did not actively exert pelvic floor training. Prolonged second stage of labor and heavier babies were two factors associated with an increase in the risk of damage to the pelvic floor innervation as well as genuine stress incontinence. Several conservative treatment options, such as special instructions for pelvic floor training, the use of weight cones, and electrical stimulation, are reported to alleviate genuine stress incontinence symptoms.
Article
The objective of this study was to evaluate urinary incontinence (UI) and its effect on the quality of life (QoL) of older people dwelling in residential homes in Turkey. A cross-sectional study was applied in residential homes. A total of 1110 people older than 60 years residing in five selected residential homes were studied. An interview was conducted with the residents who had sufficient cognitive function and agreed to participate. The QoL and the mental and the functional state of the residents were analyzed using the King's Health Questionnaire (KHQ), Mini Mental State Examination (MMSE), and the Rankin Scale, respectively: Of the total pool, 694 residents were included in the study of which 56.48% (n=392) were female and 43.52% (n=302) were male. UI was present in 170 women and 63 men. Pad usage was more common in women (88%) than that in men (29.1%). The QoL subdimensions showed that women had higher scores than men. Urge UI (UUI) had more impact on the QoL than that on functional, mixed or stress incontinence. We concluded that UI negatively affects the QoL of older people living in residential homes. In particular, women and patients suffering from UUI are more severely affected.
Article
The aim was to investigate the possible association between parity, as indicated by the number of childbirths, and prevalence of urinary incontinence in an adult female population sample. A sample of 3114 women aged 30-59 years was selected at random from the population of Aarhus, Denmark, and mailed a self administered questionnaire on urinary incontinence and, among other things, parity. A total of 2631 questionnaires was returned (85%) with a slight but significant decrease in respondency by age. The 1987 urinary incontinence period prevalence was 17%. Seventy eight percent were parous, and 24% had had three or more childbirths. In women aged 30-44 years, the prevalence of urinary incontinence was found to be associated with parity and, in women aged 45 years and more, with three or more childbirths. In parous women 30-44 years of age, the prevalence of urinary incontinence increased with age at least childbirth and, in women aged 45 years and over, it increased with increasing parity but decreased with increasing age at first childbirth. In parous women, no association was found with time since last childbirth. Among clinical types of urinary incontinence, stress incontinence consistently showed the strongest associations with indicators of parity. In women aged 30-44 years, nearly two thirds of the 1987 prevalence of stress incontinence could be attributed to parity. These findings support the hypothesis that pregnancy and childbirth are potent causes of female urinary incontinence, so that they exert considerable impact on the level of population urinary incontinence prevalence. In the individual woman, the effect seems to be cumulative and long lasting but fades with age.
Article
The purpose of this study was to investigate risk factors for stress urinary incontinence. Using a case-control method, 140 women with and without stress urinary incontinence were recruited from three private physician practices and interviewed by telephone. The final sample included 94 cases and 46 controls, with a mean age of 51.5 and 54.3 years, respectively. Having any vaginal birth versus having only cesarean sections was associated with a substantial increase in risk for stress urinary incontinence. Episiotomy or tear during delivery was associated with a 3.78-fold increase in risk, but high parity (four or greater) was not a strong predictor. Having a mother with stress urinary incontinence was associated with a substantial increase in risk. Statistically significant associations were also found for multiple urinary tract infections.