ArticlePDF Available

Sürdürülebilir toprak yönetimi ve gıda güvenliği

Authors:
  • Ministry of Agriculture and Forestry of Turkey General Directorate of Agricultural Research and Policies

Abstract

Dünya nüfusunun 1990-2030 yılları arasında 3,7 milyar artabileceği ve bu artışın yüzde 90'ının gelişmekte olan ülkelerde meydana geleceği tahmin edilmektedir. Her ne kadar gelecek 30 yılda kişi başına gelirin nasıl değişeceğini tahmin etmek zor olsa da, artan nüfusun daha yüksek bir yaşam standardına ulaşmak istemesi doğal kaynakların daha hızlı ve yoğun bir şekilde kullanımına yol açacaktır.
MAKALE
82 I I MAYIS 2016
D
ünya nüfusunun 1990-2030 yılları arasında 3,7 milyar
artabileceği ve bu artışın yüzde 90’ının gelişmekte
olan ülkelerde meydana geleceği tahmin edilmektedir.
Her ne kadar gelecek 30 yılda kişi başına gelirin nasıl
değişeceğini tahmin etmek zor olsa da, artan nüfusun daha yük-
sek bir yaşam standardına ulaşmak istemesi doğal kaynakların
daha hızlı ve yoğun bir şekilde kullanımına yol açacaktır.
İlave 80 milyon kişinin bir yıllık beslenmesi için 26 milyon ton
ilave tahılın temin edilmesi gerektiği bilinmektedir. Toprak bitki
gelişimi için gerekli olan su, hava ve besin maddelerinin tutulma-
sı, bitki besin maddesi değişim yüzeylerinden serbest bırakılması
işlevlerini yerine getirmesi, bitki kök gelişimi için fiziksel ortam
sağlaması açısından doğrudan gıda güvenliği ile ilgili ekosistem
hizmetlerini yerine getirmektedir. Artan nüfusun gıda ihtiyacını
karşılamak başta olmak üzere, çeşitli tarım dışı taleplerin haliha-
zırdaki toprak varlığı üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırması
beklenmektedir. Artan talebi karşılamak için toprak ve arazi
kaynakları üzerindeki tarım içi ve tarım dışı baskıların artaca-
ğı; özellikle mutlak tarım
arazilerine olan yüksek
üretim amaçlı baskıların,
Toprak Ekosistem Hizmet-
lerini (TEH) önemli oranda
etkileyeceği açıktır. Bunun
sonucu olarak, tarım top-
raklarında besin maddesi
dengesizliği oluşacak ve or-
ganik madde içeriği önemli
ölçüde etkilenecektir.
Toprağın üretkenliği
azalıyor
Yenilenemez bir kaynak
olan topraklara ilişkin
Sürdürülebilir toprak
yönetimi ve gıda güvenliği
Toprak, ekosistem faaliyetleri ve gıda güvenliği bakımından
insanların ve diğer canlıların beslenmesindeki en temel kaynak.
Ancak bu kaynağın yenilenebilir olmadığı çoğu zaman göz ardı
ediliyor. Yeryüzündeki yaşamın devamlılığı için toprağın da
sürdürülebilir kullanımı şart.
Bitkisel üretimle doğru-
dan ilişkili olan toprak
fonksiyonları üzerindeki
en önemli tehditler ara-
sında; asitleşme, tuzluluk,
toprak erozyonu, toprak
biyoçeşitliliğin azalması,
kirlilik, sıkışma, geçirim-
sizlik, bitki besin maddesi
dengesinin bozulması ve
toprakta organik karbon
kaybı yer almaktadır.
olarak, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafın-
dan gerçekleştirilen tahminlere göre dünyadaki ekilebilir tarım
arazisi miktarı 2005 yılında 2 milyon 756 bin hektar iken, 2035
yılında görece azalması ve 2050 yılında ise 2 milyon 503 bin
hektar olması öngörülmektedir. Yine FAO tarafından, dünyadaki
toprakların korunması ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması
amacıyla yürütülen Küresel Toprak Paydaşlığı girişiminin yayın-
ladığı Dünya Toprak Kaynakları Raporu’nda (FAO, 2015) bitkisel
üretimle doğrudan ilişkili olan toprak fonksiyonları üzerindeki en
önemli tehditler arasında; asitleşme, tuzluluk, toprak erozyonu,
toprak biyoçeşitliliğin azalması, kirlilik, sıkışma, geçirimsizlik,
bitki besin maddesi dengesinin bozulması ve toprakta organik
karbon kaybı yer almaktadır. Bununla birlikte, günümüzde toprak
bozunumu dünyadaki toprakların yüzde 40’ından fazlası için
bir tehdit oluşturmakta olup, iklim değişikliği arazi bozunum
oranını da arttırmaktadır. Arazi bozunumunun en büyük etkileri
ise çoğunlukla gıda güvenliği ve küçük ölçekli üreticiler üzerinde
görülmektedir.
Üzerinde yaşadığımız topraklar Mezopotamya uygarlıkların-
dan günümüze dek binlerce yıldır insanları beslemektedir. Bu
süreçte birçok medeniyet, tarım topluluğu ve kültür gelip geçmiş
ve zamanla toprakların doğal üretkenlikleri azalmıştır. Üretkenlik-
lerinin devamı için toprakların sürdürülebilir bir şekilde kullanıl-
masını sağlamak, Toprak Ekosistem Hizmetleri (TEH) ve bağın-
tılarını anlamak, korumak ve geliştirmek sürdürülebilir beslenme
ve temel yaşamsal döngülerin devamlılığı açısından zorunludur.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde nüfus artışı dikkate
alındığında, gıda tüketimi önemli bir bileşeni oluşturmaktadır.
Günümüzde orta ve orta üstü sınıfın hızla geliştiği ülkemizde,
buna paralel olarak, gıda talebinin de giderek arttığı, gelecekte
daha da yüksek olacağı yapılan araştırmalar ile ortaya konulmuş-
tur. Nüfus ve talep yapısındaki bu tür hızlı değişimler gıda temini
için toprak kaynakları üzerinde ciddi baskılar oluşturabilecektir.
Bu süreçte, korunmaması ve sürdürülebilir kullanılmaması duru-
PROF. DR. GÜNAY ERPUL DR. SEVİNÇ MADENOĞLU PINAR TOPÇU
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü
MAYIS 2016 I I 83
munda gıdanın başladığı yer olan toprak geri dönüşümsüz olarak
üretkenliğini kaybedecektir.
Sürdürülebilir kullanım gerekli
Tarımsal üretimi tehdit eden ve günümüzde etkileri giderek
daha şiddetli bir şekilde hissedilen iklim değişikliğinin etkilerini
azaltmak ve tarımsal gıda üretiminin çevresel sürdürülebilirliğini
güvence altına almak için küresel ve ulusal düzeylerde çeşitli
çalışmalar yürütülmektedir (UNFCCC). İklim değişikliği sosyal ve
ekonomik sorunlara neden olarak tarım üzerinde baskı oluştu-
rabilmekte, bunun sonucunda toprak ve su rejimleri değişime
uğramakta, tarımsal üretim azalmakta ve gıda güvenliği tehli-
keye girmektedir. İklim değişikliğinin uzun dönemde su ve diğer
kaynaklar üzerinde stres oluşturması, toprakları verimsizleştir-
mesi, tarım arazilerinin durumlarını kötüleştirmesi, geniş çapta
çölleşmelere neden olması, tarım mahsullerinde zararlı ve hasta-
lıkların çoğalmasına sebep olması ve deniz seviyesini yükselterek
kıyı ekosistemlerini tahrip etmesi beklenmektedir (Akalın, 2014).
Toprak verimliliği; ormanların, bitkisel örtünün ve toprak biyoçe-
şitliliğinin korunmasını kapsayan sağlıklı ekosistemlerdeki doğal
süreçlerin bir sonucudur. Kaliteli toprak, başarılı tarım sistemle-
rinin ve gıda güvenliğinin temelini oluşturmakta olup, taşkın ve
kuraklık gibi doğa olaylarına karşı da dirençlidir. Toprakta karbon
depolanması ise iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasında
önemli rol oynamaktadır. Buna karşın, toprağın yenilenemez
bir kaynak olduğu çoğunlukla göz ardı edilmektedir. Dünyada
açlığın sonlandırılmasına yönelik çalışmaların sürdürüldüğü
düşünüldüğünde, artış eğilimi gösteren nüfusun beslenebilmesi
için toprakların sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi zorunlu
olmaktadır.
Bu gelişmelere paralel olarak, BM’nin Sürdürülebilir Kalkın-
ma için 2030 Gündemi adlı belgesinde “karasal ekosistemleri
korumak, yenilemek ve sürdürülebilir kullanımını teşvik etmek,
ormanları sürdürülebilir yönetmek, çölleşmeyle mücadele etmek
ve arazinin bozulmasını durdurmak ve tersine çevirmek ve
biyolojik çeşitlilik kaybını durdurmak” temel hedeflerden birkaçı
olarak yer almıştır. Söz konusu hedef kapsamında, 2020 yılına
kadar, çölleşmeyle mücadele edilmesi, çölleşmeden, kuraklıktan
ve sellerden etkilenen yerleri de içermek üzere bozulmuş kara
ve toprakların yenilenmesi ve arazi kaybından kurtulmuş bir
dünyaya ulaşmak için çaba gösterilmesi öngörülmüştür. Sürdü-
rülebilir Toprak Yönetimi (STY) özellikle Sürdürülebilir Kalkınma
Hedeflerinden ikinci hedef “açlığın sonlandırılması, gıda güvenli-
ğinin sağlanması ve beslenmenin iyileştirilmesi ve sürdürülebilir
tarımın teşvik edilmesi” ve on beşinci hedefin “karasal ekosis-
temlerin korunması, restorasyonu ve sürdürülebilir kullanımı,
ormanların sürdürülebilir yönetimi, çölleşmeyle mücadele ve
arazi bozunumunun durdurulması ve iyileştirilmesi ve biyoçeşit-
lilik kayıplarının durdurulmasının” başarılabilmesi ile yakından
ilgilidir.
Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre 2015 yılında 78
milyon olan Türkiye nüfusunun 2035 yılında 90 milyon olması
öngörülmektedir. Tarım sektörünün iklim değişikliğinden doğru-
dan etkilenen bir sektör olmasından dolayı, Türkiye’de artan bu
nüfusun gıda ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli bir zor-
lukla karşı karşıya kalınması muhtemeldir. Türkiye’nin tarım
Üzerinde yaşadığımız topraklar
Mezopotamya uygarlıklarından
günümüze dek binlerce yıldır
insanları beslemektedir.
84 I I MAYIS 2016
arazileri varlığı incelendiğinde, TÜİK verilerine göre 2000
yılında 26,4 milyon hektar olan toplam tarım arazisi varlığı
2015 yılında 23,9 milyon hektara gerilmiştir. Bu durum, toprak
kaynaklarının, toprağın kabiliyetleri doğrultusunda ve arazi kulla-
nımının planlanması temelinde değerlendirilmesi gerekliliğini bir
kez daha ön plana çıkarmaktadır.
Toprağı korumak için çalışmalar sürüyor
Gelecek nesillerin ihtiyaçlarını temin edebilme imkanından ödün
vermeden tüm insanların talep ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek
bir kalkınma modeli olarak tanımlanan “sürdürülebilir kalkınma”,
uluslararası platformda gündeme geldiği 1980’lerden günümüze
kadar Türkiye tarafından da benimsenen bir yaklaşım olmuştur.
Bu kapsamda, toprak varlığı başta olmak üzere doğal kaynak-
ların korunması ve sürdürülebilir kullanımına yönelik muhtelif
kurum ve kuruluşlarca projeler ve/veya
faaliyetler yürütülmüştür. Ayrıca, 8.
Taraflar Konferansı’nın bir çıktısı olarak
2008-2018 dönemini içeren Birleşmiş
Milletler Çölleşme ile Mücadele 10
Yıllık Stratejik Plan’ın bir gereği olarak,
Orman ve Su İşleri Bakanlığı koordinas-
yonunda ilgili Bakanlıklar, üniversiteler
ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği
içerisinde Çölleşme ile Mücadele Ulusal
Stratejisi (2015-2023) hazırlanmıştır.
İlgili Bakanlık ve kuruluşların ortak
çalışmaları ile halihazırda Sürdürülebilir Toprak Yönetimi (STY)
ve Sürdürülebilir Arazi Yönetimi (SAY) konularında uluslararası
gelişmelere paralel olarak ulusal ölçekte etkin politikalar oluştu-
rabilme çabaları sürmektedir. Arazi Bozulmasının Dengelenmesi
(LDN, Ankara İnisiyatifi) (UNCCD COP12, 2015), Türkiye Pilot
Çalışması, Sürdürülebilir Arazi Yönetimi (SAY) uygulamalarının
yaygınlaştırılması projesi ve diğer kurak bölge toprak ve arazi
kaynakları projeleri bu konuda yürütülmekte olan başlıca çalış-
malar arasında yer almaktadır. Buna ek olarak, Türkiye Erozyon
Haritası ve Toprak Organik Madde Haritası oluşturulmuştur. Me-
todolojik erozyon yaklaşımı, niceliksel ve konumsal olarak toprak
üretkenliğinin ve toprak organik madde kapsamının değişimlerini
vermekte ve arazi bozunumunun dengelenmesi açısından toprak
organik maddesi ve üretkenliğinin sürdürülebilmesi için toprak
yönetim araçlarına sahip bulunmaktadır.
Sonuç olarak, bugün gıda sistemleri yeterli, güvenilir, çeşitli ve
besleyici bakımdan zengin gıdayı sunmakta zorluk çekmektedir.
Topraklar yenilenebilir kaynaklar değildir, bu yüzden toprakların
korunması gıda güvenliği ve sürdürülebilir gelecek için büyük
önem taşımaktadır. Uzmanlar sadece 60 yıl kullanacak kadar üst
toprak tabakasının kaldığını belirtmektedir. Sürdürülebilir Toprak
Yönetimi (STY) ile yüzde 58 daha fazla gıda üretimi yapılabil-
mektedir (BM, 2015). Toprakları sürdürülebilir olarak yönetmek
için çaba harcamazsak, bugün yaşanan toprak bozulumunun
hızı, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılayacak kapasiteyi tehdit
etmeye devam edecektir.
Türkiye’nin artan nüfus eğilimi ve buna karşılık bu nüfusu bes-
leyecek tarım arazilerinin azalan varlığı göz önüne alındığında,
toprak varlığının doğal veya yapay yollarla kaybını ve niteliklerini
yitirmesini engelleyerek korunmasını, geliştirilmesini ve çevre
öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak, planlı
arazi kullanımını sağlayacak tedbirlerin bir an evvel uygulamaya
geçirilmesi önemli görülmektedir.
26
milyon ton
İlave 80 milyon kişinin
bir yıllık beslenmesi
için 26 milyon ton ilave
tahılın temin edilmesi
gerektiği bilinmektedir.
Yararlanılan Kaynaklar
Akalın, M. 2014. İklim Değişikliğinin Tarım Üzerindeki Etkileri: Bu Etkileri Gidermeye Yönelik Uyum ve Azaltım Stratejileri. Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Dergisi - Yıl 7, Sayı 2, 351-377.
FAO, 2011. Looking Ahead In World Food and Agriculture: Perspectives to 2050.
FAO, 2015. Status of the World’s Soil Resources, Main Report, 2015.
BM, 2015. Birleşmiş Milletler 2015 Uluslararası Toprak Yılı (www.fao.org/soils-2015).
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). Web sitesi: www.tuik.gov.tr. (Erişim tarihi: 25.03.2016)
United Nations (UN). Sustainable Development Goals. Web sitesi: www.un.org/sustainabledevelopment/sustainable-development-goals (Erişim tarihi:
25.03.2016)
UNFCCC. United Nations Framework Convention on Climate Change (newsroom.unfccc.int)
UNCCD COP 12, 2015. United Nations Convention to Combat Desertification, Conference of Parties, Ankara, Turkey.
... Soil, which is a living being today, is in danger of extinction due to many natural and human factors such as improper land use, excessive fertilizer and drug use, urbanization, concretion, erosion. The world in order to ensure conservation and sustainable use of soils of the World Soil Resources report published in 2015 by United Nations Food and Agriculture Organization (FAO) says that among the most important threats to soil functions which are directly related to crop production; acidification, salinity, soil erosion, loss of soil biodiversity, contamination, compaction, permeability, loss of soil organic carbon and plant nutrient balance is located (Ref: Erpul, Madenoğlu, & Topçu, 2016). ...
... Major producer of Sri Lankan tea is small holders, who represent 70 percent of total tea community [2] . Tea is grown in variety of soils but, the best is light, friable loam with porous sub-soil, which is mostly located in hilly areas [3] . In Sri Lanka, tea is majorly grown on Ultisols, which occurs in higher rainfall areas with high level of soil erodibility [4] . ...
Article
Full-text available
Escalation of production cost is a crucial factor, which drastically affects the production of tea smallholding sector in Sri Lanka. Therefore, it is important to suggest sustainable land management and soil conservation as an effective mechanism for long-term trade-off of the production cost. Therefore, this study was conducted as an attempt to identify the perspective (awareness and adoption) of local tea landowners on the concept. Liker scale survey questionnaire based structured interviews were carried-out as the technique for primary data collection. A sample of 100 tea small holders was selected through purposive sampling technique. Awareness and adoption indices used to analyze the perception of farmers on land management principles and, they were found to be in moderate level. Moreover, their awareness was an induction for adoption (r: 0.681, p≤ 0.01).Pearson coefficient was computed to identify the socio-demographical factors behind their perspective on the concept. Results indicated that their awareness was vastly depending on age(r: 0.32, p≤0.001), income (r: 0.23, p≤0.02), and property size (r: 0.22, p≤0.03). Moreover, income (r: 0.27, p≤0.007) and property size (r: 0.27, p≤0.007) were significant factors for their adoption. In addition, farmers' knowledge on land degradation and the extent of encountered problems of land degradation were significant for both awareness and adoption. To make a better inference, cost of soil erosion in tea lands was computed by considering the fertility depletion under replacement cost approach. Increased cost for additional fertilizer considered as the major indicator of land degradation. Estimated cost of erosion in large (>0.81 ha/2 ac) and small (<0.81 ha/2 ac) scale tea lands were LKR62, 892 and 60,418 ha/annum respectively. The study revealed that tea farmers have positive perspective to contribute to sustainable land management and soil conservation. Hence, study suggested it as a good agricultural practice to trade-off of the additional production cost in tea lands.
Conference Paper
Full-text available
Agricultural lands, pasture and forest are undergoing destruction for the reasons such as climate, soil, topography and geomorphology, land cover and land use, water, socio-economics and management; eventually significant decreases are experienced in the land resources. The quantity and quality of these land resources should be assessed within the framework of “Land Degradation Neutrality (LDN)” concept to remain unchanged or increased in a specific temporal and spatial scale. It is an important step to determine the goals of the countries particularly experiencing the intensive land degradation to reach LDN that is the sub-target (15.3) of Sustainable Development Goal (SDG) 15: “Life on Land”. Therefore, presenting the current situation and progress will be determined for each country by means of land cover, land productivity and soil organic carbon indicators of ATD. The countries, which are parties to the UNCCD, have set a number of voluntary targets and been involved in the process on the basis of this approach. Turkey has launched Ankara Initiative (2016-2019) for the first time during the presidency of UNCCD COP 12 for attaining this globally accepted goal. However, some national protective and balancing targets have been given in “the Land Degradation Neutrality National Report (2016-2030)” prepared under the coordination of the Ministry of Forestry and Water Affairs. Among these targets until 2030, share of the forest area into the total area of Turkey will be increased from 28.5 percent to 30 percent; human-induced forest fires numbers will be reduced from the percentage of 88 to 85; the land consolidation will be completed; irrigated land will be uplifted from 6.3 million hectares to 8.5 million hectares. Based on this information, mainly international conventions on the subject, development plans, sectoral policies, strategies and other policy documents and studies towards achieving the goal of ATD in Turkey were examined and policy recommendations have been taken within this study.
Chapter
Full-text available
World population is expected to increase from the current 6.7 billion to more than 10 billion people by the year 2050. This 45 % increase in the current world population will create demand for increased food and other raw materials. At present the supply of fossil fuel, fertilizers, water and chemicals such as insecticides, pesticides and fungicides are at their peak; but this situation will not remain linear in the future. Modern agriculture is essentially based on varieties bred for high performance under high-input systems which generally do not perform well under low-input conditions. Excessive uses of these inputs are posing serious threats to ecology, environment, soil health and ground water. Furthermore, the amount of arable land for crop cultivation is limited and decreasing due to urbanization, salinization, desertification and environmental degradation. With respect to global warming, yields of important food, feed and fiber crops will decline. In addition to these environmental factors, abiotic and biotic stresses also cause losses to crop production. Thus, the challenge before agriculture scientists is to improve the genetic architecture of agricultural crops to perform well against threats and stresses; this will require diverse approaches to enhance the sustainability of agriculture farms. This proposed shift in plant breeding goals, from high energy input and high performance of agriculture, entails an improved rationalization between yield and energy coupled with high quality food as global resources. Sustainable crop production is a way of growing food in an ecologically and ethically responsible manner that does not harm the environment and sustains communities.
ResearchGate has not been able to resolve any references for this publication.