ArticlePDF Available

Current Discussions About Genetically Modified Organisms

Authors:
  • SZAOMICS Biotechnology Research and Development Co.

Abstract

Genetically modified organisms (GMO) are products which have acquired a feature without its own inherent by alterations in its genetic sequence or gene transfer. These products are also transgenic products, this technology is also called recombinant DNA technology. At first GMO technology applications started for increasing the profit margin in the agricultural sector by reducing costs and increasing the yield rather than a global strategy. But now this practice is also thought to bring long-term solution to the global food problem. However, the use of GMOs as a source of food brought about serious discussions. Unfortunately, due to a lot of information pollution, our public doesn’t have a healthy knowledge about the reliability of GMO foods. Physicians, particularly family physicians, who have one on one communication with the public play an important role in creating awareness on this issue. This post aims to inform family physicians about GMOs in light of current knowledge, and to make it easier to respond to questions that they may face frequently.
1
Cilt: 2 Sayý:1
Genetiði Deðiþtirilmiþ Gýdalar ile Ýlgili Güncel
Tartýþmalar
Current discussions about Genetically modified organisms
Msc. Mete Bora TÜZÜNER
Ýstanbul Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji Genetik ve Biyoteknoloji Enstitüsü, Ýstanbul
Özet
Genetiði deðiþtirilmiþ organizmalar (GDO),
organizmanýn gen diziliminin deðiþtirilmesi ya
da gen aktarýmý ile kendi doðasýnda bulunma
-
yan bir özellik kazandýrýlmasýyla oluþan ürün
-
lerdir. Bu ürünlere ayrýca transgenik ürünler, bu
teknolojiye rekombinant DNA teknolojisi de
denir. GDO teknolojisi uygulamalarý küresel bir
strateji olmaktan çok tarým sektöründe maliyet
-
leri düþürüp verimi artýrarak kâr marjýný yükselt
-
mek amacýyla baþlatýlmýþtýr. Ancak uzun vade
-
de bu uygulamalarýn küresel besin sorununa çö
-
züm getirebileceði de düþünülmektedir. Bunun
-
la birlikte GDO'larýn besin kaynaðý olarak kulla
-
nýlmasý ciddi tartýþmalarý da beraberinde getir
-
miþtir. Ne yazýk ki bilgi kirliliðinin çok olmasý
nedeniyle halkýmýzýn GDO'lu besinler ve bunla
-
rýn güvenilirliði hakkýnda saðlýklý bir bilgisi bu
-
lunmamaktadýr. Halk ile bire bir iletiþimde bulu
-
nan hekimlerin, özellikle aile hekimlerinin, bu
konuda farkýndalýk yaratmasý oldukça önemli
-
dir. Bu yazý ile, güncel bilgiler ýþýðýnda GDO
hakkýnda aile hekimlerini bilgilendirmek ve on
-
larýn sýklýkla karþýlaþabilecekleri sorulara yanýt
vermelerini kolaylaþtýrmak amaçlanmýþtýr.
Anahtar kelimeler: Genetiði deðiþtirilmiþ
organizmalar, GDO'lu gýdalar, biyogüvenlik,
yasal düzenleme.
Summary
Genetically modified organisms (GMO)
are products which have acquired a feature
without its own inherent by alterations in its
genetic sequence or gene transfer. These pro-
ducts are also transgenic products, this techno-
logy is also called recombinant DNA techno-
logy. At first GMO technology applications
started for increasing the profit margin in the
agricultural sector by reducing costs and incre-
asing the yield rather than a global strategy.
But now this practice is also thought to bring
long-term solution to the global food problem.
However, the use of GMOs as a source of fo-
od brought about serious discussions. Unfortu-
nately, due to a lot of information pollution,
our public doesn't have a healthy knowledge
about the reliability of GMO foods. Physici-
ans, particularly family physicians, who have
one on one communication with the public
play an important role in creating awareness
on this issue. This post aims to inform family
physicians about GMOs in light of current
knowledge, and to make it easier to respond to
questions that they may face frequently.
Key words: Genetically modified orga-
nisms, GMO foods, biosafety, legal regulati-
ons.
2Cilt: 1 Sayý:3
1) Genetiði deðiþtirilmiþ organizmalar (GDO)
ve gýdalar ne demektir?
Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü ya da türü
dýþýndaki bir türden gen/genler aktarýlarak ya da var
olan genleri çýkartýlarak belirli özellikleri deðiþtiri-
len bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara "Trans-
genik" ya da "Genetiði Deðiþtirilmiþ Organizma"
deniliyor ve bu ürünler kýsaca GDO (uluslararasý li-
teratürde kýsaltýlmýþ þekliyle "GM" veya "GMO"
olarak geçen"Genetically Modified Organism'in
Türkçe karþýlýðý) olarak adlandýrýlýyor1.
2) Dünyada ekimi en yaygýn genetiði deðiþtiril-
miþ bitkiler hangileridir?
Dünyada en yaygýn olarak transgenik soya (72
milyon hektarýn %57.5'i), mýsýr (140 milyon hekta-
rýn %11'i), pamuk (34 milyon hektarýn %21'i) ve ka-
nola (25 milyon hektarýn %14'ü) ekilmektedir2. Ay-
rýca buðday, ayçiçeði, pirinç, domates, patates gibi
tarým ve endüstriyel anlamda önemli olan ürünlerin
de transgenik olarak üretildiði; muz, ahududu, çilek,
kiraz, ananas, kavun ve karpuz gibi meyvelerin de-
nemelerinin yapýldýðý bilinmektedir3.
3) Hangi ülkelerde GDO'lu bitki ekimi yapýyor?
GDO'lu bitki ekim alanlarýnda ABD 64 milyon
hektarla baþý çekerken, onu takip eden baþlýca ülke-
ler Brezilya (21,4 mil. hek.), Arjantin (21,3 mil.
hek.), Hindistan(8,4 mil. hek.), Kanada (8,2 mil.
hek.), Çin (3,7 mil. hek.), Paraguay (2,2 mil. hek.),
Güney Afrika (2,1 mil. hek.), Uruguay(0,8 mil.
hek.), Bolivya(0,8 mil. hek.), Filipinler (0,5 mil.
hek.), Avustralya (0,2 mil. hek.), Burkina Faso (0,1
mil. hek.), Ýspanya (0,1 mil. hek.) ve Meksika'dýr
(0,1 mil. hek.). ISAAA (International Service for the
Acquisition of Agri-Biotechnology Applications)
verilerine göre 2009 yýlý itibariyle GDO'lu bitki glo-
bal ekim alaný 2008 yýlýna göre 9 mil. hek. artarak
134 mil. hek.'a yükselmiþtir. Bu yükseliþte büyük
payýn geliþmekte olan ülkelere ait olmasý dikkat çek-
mektedir4.
4) Türkiye'de GDO'lu ürün var mý?
Ülkemizde GDO'larýn ekimi, dikimi, üretimi ve
ithalatý kanunen yasak olmasýna raðmen, 2009 yýlýna
kadar GDO'lu ürünlerin ithalatý hakkýnda yasal bir
düzenleme yoktu. Yani bu tarihten önce ithal edilen
bazý ürünlerin GDO'lu olma ihtimali bulunmaktadýr.
Örnek vermek gerekirse, 2003 yýlýnda ithal edilen
800 bin ton soyanýn %90'ý ve 1.8 milyon ton mýsýrýn
%80'i baþlýca GDO'lu ekim alanlarýna sahip olan
ABD ve Arjantin kaynaklýdýr. Bu durum göz önüne
alýndýðýnda, ithal edilen bu ürünlerin yüksek olasý-
lýkla GDO'lu ürünler olduðunu düþünmek þaþýrtýcý
olmaz3.
5) GDO'lu olma ihtimali taþýyan gýdalar nelerdir?
Özellikle yaygýn olarak üretilen GDO'lu ürünler
olan mýsýr ve soyadan üretilen gýdalar (yað, un, ni-
þasta, bisküvi, kraker, kaplamalý çerezler, pudingler,
bitkisel yaðlar, bebek mamalarý, þekerlemeler, çiko-
lata ve gofretler, hazýr çorbalar vb.) bu ihtimali bu-
lunduran gýdalarýn baþýnda geliyor. Sadece mýsýr ya
da soyadan üretilerek bazý gýdalarda katký maddesi
olarak kullanýlan yan ürün sayýsý neredeyse binleri
bulmaktadýr. Yani bu yan ürünleri içeriðinde kulla-
nan her bir iþlenmiþ ürünün GDO'lu olma ihtimali
bulunuyor. Ayrýca mýsýr ve soyayý yem olarak tüke-
Genetiði Deðiþtirilmiþ Gýdalar ile Ýlgili Güncel Tartýþmalar
3
Cilt: 1 Sayý:3
ten tavuk ve benzeri hayvansal gýdalar ile pamuk da
GDO'lu olma ihtimali taþýmaktadýr.
6) ABD'de GDO hakkýnda ne gibi yasal dü-
zenlemeler var?
ABD'de üretilen mýsýrýn %40'tan, pamuðun
%50'den ve soyanýn %45'ten fazlasý genetiði deðiþti-
rilmiþ (GD) ürünlerdir. Süpermarketlerdeki ürünle-
rin yaklaþýk %60'ýndan fazlasýnýn GD ürün içerdiði
biliniyor5. GDO'lu gýdalarýn üretiminde ve bunlarýn
uluslararasý ticaretinde diðer ülkelerden farklý yakla-
þýma sahip olan ABD'de, tarým bilimcileri GD ürün-
lerin kullanýmýný benimserken, Amerikan halký bu
konuda sessiz kalmayý tercih ediyor.
ABD'de biyoteknolojik ürünlerle ilgili mevzuat-
larýn düzenlenmesi Gýda ve Ýlaç Kuruluþu (FDA),
Tarým Bakanlýðý (USDA) ve Çevre Koruma Birliði
(EPA) arasýnda paylaþýlmýþtýr.
ABD'deki tüm gýda geliþtiricileri ve üreticileri,
ürünlerinin kalitesini ve güvenliðini FDA'ya garanti
etmelidir. Yasaya göre üretici öncelikle GDO'lu gý-
danýn belirgin düzeylerde önceden bilinen toksik
maddeleri, yeni zararlý olabilecek maddeleri veya
geleneksel olarak üretilmiþ benzerlerinden farklý dü-
zeylerde besin maddesini içermediðini ispat etmek
zorundadýr.
Diðer bir yükümlülük, deðiþime uðramýþ ürüne
bilinen veya potansiyel olan yeni alerjenlerin geçip
geçmediðinin üretici tarafýndan belirtilmesidir. Eðer
ki böyle bir durum söz konusu ise, ilgili ürün yasa-
larýn gerektirdiði þekilde etiketlenir. Ürünün, bek-
lenmedik alerjenik proteinler içerme olasýlýðýndan
kaçýnmak için bu etiketleme tedbir olarak tüm ürün-
lere yapýlýr.
Ayrýca, þu anda zorunlu olmasa da, genetik mü-
hendisliði ile üretim yapan gýda geliþtiricileri, ürü-
nün ticari tanýtýmýndan önce FDA'ya danýþýr.
7) AB ülkelerinde GDO hakkýnda ne gibi ya-
sal düzenlemeler var?
Bazý AB ülkelerinin kendi biyogüvenlik yasalarý-
ný kurmasýna ve birliðin kontrol mekanizmalarýna ek
olarak kendi ülkelerindeki bilim merkezlerinde yeni
güvenlik araþtýrmalarý yapmasýna raðmen asýl olarak
GDO'lu ürünler için ruhsatlandýrmayý Avrupa Birli-
ði Gýda Güvenliði Kurumu (EFSA) yapmaktadýr6.
AB üyesi ülkelerden 0,1 mil. hek. transgenik mý-
sýr üretim alanýyla Ýspanya baþý çekmektedir. Porte-
kiz, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Slovakya ve Ro-
manya ise son derecede kontrollü koþullarda ve 100
bin hektarýn altýnda olmak kaydýyla transgenik mýsýr
ekimine izin verilen diðer AB ülkeleridir. Kalan Av-
rupa ülkeleri, topraklarýnda GDO ekimine izin ver-
miyor. Ancak 2004 yýlýnda ABD'nin Dünya Ticaret
Örgütü aracýlýðýyla yaptýðý etki sonucu olarak, Avru-
pa Birliði'nde, son derecede katý kontroller altýnda,
yalnýzca birkaç çeþit GDO'lu ürünün yem amaçlý dý-
þalýmýna, iþlenmesine ve ekimine oyçokluðu ile izin
verildi. AB'de gýdalarýn GDO içerdiðine dair etiket-
lenmesinde istenilen "Eþik Deðer" oraný %0,9 ola-
rak düzenlenmiþtir. Diðer bir deyiþle GDO miktarý
gýda içeriðinin %1'inden fazla deðil ise bu durumda
ürünlerde etiketleme gerekmiyor. Yüzde 0.9 oraný-
nýn aþýldýðý durumlarda ise spesifik bir etiketleme
yöntemi uygulanýyor7.
8) Gýdalarýn etiketlenmesi ne anlama geliyor?
Etiketleme, ürünün içinde GDO olup olmadýðý-
Genetiði Deðiþtirilmiþ Gýdalar ile Ýlgili Güncel Tartýþmalar
nýn o ürün üzerinde belirtilmesidir. GDO'lu gýdalarýn
etiketlenmesinin amacý aslýnda tüketiciye seçme
þansý verilmesi ve konu hakkýnda bilinçlendirilmesi-
dir. Amerika'da "gönüllü" olan bu uygulama, AB
üyesi ülkeler de ise zorunludur. AB'nin aksine
ABD'de GD gýdalarýn etiketlenmesine sýcak bakýl-
mamasýnýn baþlýca sebebi bu durumun genetik mo-
difiye ürünlerin ayrý üretilip iþlenmesini gerektirme-
si ve bunun da sonuçta ekonomik yük getirmesidir.
Etiketleme basit bir uygulama gibi gözükse de, han-
gi ürünlerin etiketlenmesi gerektiði, etiketleme süre-
ci gibi önemli detaylarý içinde bulundurmaktadýr.
9) Türkiye'de bu yasal düzenlemeler ne durumda?
Türkiye bu konudaki ilk adýmýný 17 Haziran
2003'te BM Biyolojik Çeþitlilik Sözleþmesi'ne ek
olarak hazýrlanan Cartagena Biyogüvenlik Protoko-
lü'nü imzalayarak attý8. Bu protokol GDO'larý riskli
ürünler olarak deðerlendiriyor ve ülkelere bu ürün-
lerin ithalatý esnasýnda her türlü tedbir alma hak ve
yükümlülüðü veriyordu. Son olarak, 26 Ekim
2009'da resmi gazetede yayýnlanarak yürürlüðe gi-
ren "Gýda ve Yem Amaçlý Genetik Yapýsý Deðiþtiril-
miþ Organizmalar Ve Ürünlerinin Ýthalatý, Ýþlenme-
si, Ýhracatý, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik"
ile konuyla ilgili düzenleme getirildi. Etiketleme ko-
nusunda ise Avrupa standartlarýna uyulmuþ durum-
da. Ancak uzun bekleyiþin ardýndan bu düzenleme-
nin beklentileri karþýlayýp karþýlamadýðý halen tartýþ-
ma konusu.
10) GDO'lu gýdalarýn insan saðlýðýný etkileyen
potansiyel riskleri nasýl belirlenir?
ABD ve AB ülkelerinde GDO'lu gýdalarýn biyo-
güvenlik deðerlendirmelerinde genellikle þunlar in-
celenmektedir1: (a) insan saðlýðýna direkt etkisi (tok-
sisite); (b) alerjik reaksiyonlara neden olma eðilimi
(alerjeniklik); (c) besinsel ya da toksik özellikleri ol-
duðu düþünülen spesifik bileþenler; (d) transfer edi-
len genin kararlýlýðý; (e) genetik deðiþiklik sonucu
etkilenen besinsel deðerler; ve (f) gen transferi sonu-
cu oluþabilecek istenmeyen her türlü etki.
11) GDO'larý savunanlar neden savunuyor?
ABD baþta olmak üzere, GDO'lu tarýmýn yaygýn-
laþmasýný destekleyen ülkeler ve GDO'lu tohum üre-
timi yapan uluslararasý þirketler; genetik mühendis-
liði teknolojisinin son yýllarda çok kolaylaþtýrýldýðý-
ný ve bu teknolojiyle, dünya populasyonunun gide-
rek büyümesi sonucu gerekli olan gýda ve ilacýn bü-
yük boyutta üretilebileceðini savunuyorlar. Ýlave
olarak bu teknolojinin; hýzlý büyüyen, virüslerden
kaynaklý hastalýklara, kötü hava koþullarýna ve bö-
ceklere dirençli, herbisitlere dayanýklý bitkisel ürün-
lerin yaný sýra daha lezzetli, daha güvenli, daha ve-
rimli, daha besleyici, uzun ömürlü ve saðlýk açýsýn-
dan daha faydalý bitkisel ve hayvansal ürünlerin, en-
düstriyel ve farmakolojik üretimine katký saðlayacak
organizmalarýn elde edilmesi gibi potansiyel fayda-
lara sahip olacaðýný düþünüyorlar. GDO savunucula-
rý, GDO nun insan saðýlýðýna yaptýðý olumsuz etkile-
ri kabul etmiyorlar ve konu hakkýnda yeterli bilim-
sel veri olmadýðýna dikkat çekiyorlar ancak, kesin-
likle zararsýzdýr gibi net bir ifade kullanmaktan da
kaçýnýyorlar.
12) GDO'lara karþý çýkanlar neden karþý çýkýyor?
Çoðu çevrebilimci, üçüncü dünya ülkelerindeki
4
Genetiði Deðiþtirilmiþ Gýdalar ile Ýlgili Güncel Tartýþmalar
Cilt: 1 Sayý:3
açlýk sorununun, üretim potansiyelindeki eksiklik-
lerden deðil, üretimin daðýtýmýnýn adil olmayýþýndan
kaynaklandýðýný vurguluyor. GDO'ya karþý dünya
çapýnda örgütlenen sivil toplum kuruluþlarý da,
GDO'nun açlýða çözüm olmadýðý, aksine doðal yaþa-
mýn çok uluslu þirketlerce patent altýna alýnarak, gü-
ney ülkelerinin ve tarým nüfusunun sömürüye açýk
hale getirildiðini savunuyor.
Bir diðer konu ise saðlýk. GDO karþýtlarý, GDO
nun insan saðlýðýný tehdit ettiðine dair üç temel hipo-
tez ortaya koyuyor:
Bunlarýn baþýnda, GDO'larýn üretimi sýrasýnda
belirteç gen olarak kullanýlan antibiyotik direnç gen-
lerinin yaratabileceði iddia edilen tehlike yer alýyor.
Bu iddianýn dayanaðý GDO içeren gýdayý tüketen
canlýnýn sindirim sisteminde bulunan bakterilerin
GDO'nun yapýsýnda bulunan antibiyotik direnç geni-
ni almasýnýn kuramsal olarak mümkün olmasý. Uni-
on of Concerned Scientists (UCS) antibiyotik direnç
geni içeren besinlerin enfeksiyon hastalýklarýnda
kullanýlan antibiyotiklerin etkinliðini azaltabileceði
konusunda uyarmaktadýr. British Royal Society ise
Eylül 1998'de GDO'larda antibiyotik direnç genleri-
nin kullanýlmasýna son verilmesi çaðrýsýnda bulunan
bir rapor yayýnlamýþtýr. FAO ve WHO düzenledikle-
ri uzman panellerinde gen transferlerinde mümkün
olduðunca antibiyotik direnci genlerinin kullanýlma-
masýný tavsiye ediyor. Ayrýca 2000'li yýllarýn baþla-
rýnda yapýlan çalýþmalarda GDO'lu soya ve mýsýr ile
beslenen ineklerin sütünde ve akyuvarlarýnda, tavuk-
larýn ve farelerin dokularýnda bu bitkilerden gelen
DNA parçacýklarý tespit edilmiþtir9-12. Bu parçacýkla-
rýn konak hücredeki kromozomla olasý rekombinas-
yonu sonucu ne tip sorunlar çýkabileceði ise halen
bir araþtýrma konusudur.
Diðer bir hipotez de farklý organizmalarýn genle-
rinin birbirine aktarýldýðý süreçte, alerjik etkiler de
ortaya çýkabilmesi. Mart 1996'da ABD'deki Nebras-
ka Üniversitesi'nden araþtýrmacýlar Brezilya fýndý-
ðýnda bulunan bir allerjenin soyaya aktarýlmýþ oldu-
ðunu doðruladýlar. Bir uluslararasý tohum firmasý,
hayvan yemi olarak kullanýlan soyanýn protein içeri-
ðini artýrmak için Brezilya fýndýðýnda bir tohum pro-
teinini kodlayan geni soya bitkisine aktarmýþlardý. In
vitro testlerde ve deri testlerinde, GD soya türünün
Brezilya fýndýðýna allerjisi olan kiþilerde bulunan
IgE ile reaksiyon verdiði belirlenmiþtir13.
Ýddiasý geçen son konu ise böceðe dirençli ürün-
lerin bir toprak bakterisi olan Bacillus thuringien-
sis'ten elde edilen deðiþtirilmiþ bir gen içermesi ve
bu genin ürettiði Bt toksinin insan saðlýðý açýsýndan
tehdit oluþturabileceðini düþünülmesidir. Ancak
Bt'nin farelerde oluþturduðu reaksiyonlarla ilgili ka-
nýtlara karþýn ABD Çevre Koruma Dairesi (EPA) gi-
bi yetkili kuruluþlar Bt toksininin ince barsaklara
ulaþacak kadar uzun ömürlü olamayacaðýný öne sür-
mekte, ayrýca bu toksinin potansiyel alerjenik etki
gösterebileceði ve ekolojik denge üzerindeki olum-
suz etkileri olduðu da savunulmaktadýr14.
13) Bebek mamalarý ve sütlerde durum nedir?
Bebek mamalarý içeriðinde sýklýkla bulunan vita-
minler, katký maddeleri, bitkisel ve hayvansal yað-
lar, süt, peynir altý suyu ya da soya proteinleri, mal-
todekstrin gibi maddelerin gen teknolojisi yoluyla
elde edilmiþ olmalarý mümkün olabilir. Ancak hangi
ürünün özellikle bu þekilde üretildiðini kesinlikle
belirtmek oldukça zordur.
5
Genetiði Deðiþtirilmiþ Gýdalar ile Ýlgili Güncel Tartýþmalar
Cilt: 1 Sayý:3
Saðlýk Bakanlýðý Ýlaç ve Eczacýlýk Genel Müdür-
lüðü'nün konuya iliþkin duyurusunda, 26.3.2010 ta-
rihli ve 27533 sayýlý Resmi Gazete`de yayýnlanarak
yürürlüðe giren 5977 sayýlý Biyogüvenlik Kanu-
nu'nun 5. maddesinin (d) bendinde, "GDO ve ürün-
lerinin bebek mamalarý ve formülleri, devam mama-
larý ve formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besin-
lerinde kullanýlmasýnýn yasaklandýðý" hatýrlatýldý.
Bu baðlamda, söz konusu kanun hükümleri doð-
rultusunda, Saðlýk Bakanlýðý tarafýndan ithal izin iþ-
lemleri yürütülen enteral beslenme ürünleri, özel
týbbi amaçlý diyet gýdalar ve týbbi amaçlý bebek ma-
malarýnýn, ithal izin baþvuru ve yenileme baþvuru
dosyalarýnda 29 Mart tarihinden itibaren "GDO ve
ürünlerinin kullanýlmadýðýna dair üretici firma taah-
hütnamesi" isteneceði bildirildi.
Ayrýca Türk Pediatri Kurumu (TPK) 20-21 Ocak
2010 tarihlerinde gerçekleþtirdiði sempozyumda,
özellikle bebek ve çocuk saðlýðý hakkýnda da çok
yorum yapýlan Genetiði Deðiþtirilmiþ Organizmalar
(GDO) içeren gýdalar konusunda bir oturum düzen-
lendi ve yapýlan tartýþmalar sonucunda GDO'lu
ürünlerin insan saðlýðýný tehdit edebileceði açýklan-
dý. Avrupa Birliði'nin (AB) bebek mamalarý konu-
sundaki kurallarý çok net ve kesin olduðunu belirten
TPK, üye ülkelerde üretilerek ülkemize ithal edilen
bebek mamalarýnýn hiçbir þekilde GDO içermediði-
ni öngördüklerini bildirmiþlerdir.
Süt ürünlerindeyse, bazý süt üreticilerinin daha
yüksek verimde süt üretebilmek için ineklere verdi-
ði rekombinant büyüme hormonu (rbGH) büyük bir
çeliþkiye yol açmaktadýr. Bu yolla üretilmiþ sütü tü-
keten insanlarda IGF-I seviyelerinin yükseldiði sap-
tanmýþtýr. Her ne kadar rbGH ve IGF-1'e maruz ka-
lan insanlarda tam olarak nasýl bir etki görüleceði bi-
linmese de, yenidoðan grubunun büyük risk altýnda
olduðu düþünülmektedir. Yapýlan çalýþmalar vücuda
geçen miktarýn efektif bir þekilde kanser hücreleri-
nin proliferasyonunu uyardýðýný göstermiþtir15.
14) WHO ve FAO'nun GDO'lar hakkýndaki
görüþleri neler?
Dünya Saðlýk Örgütü (WHO) ve Gýda ve Tarým
Örgütü'ne göre, tüm GDO'lu gýdalarla ilgili genel bir
yorum yapmak mümkün deðil. Çünkü hepsinde kul
-
lanýlan genler ve bunlarýn gýdaya eklenme biçimi
farklý. Ancak uluslarasý piyasaya sunulan GDO'lu gý
-
dalarýn tamamýnýn gerekli testlerden geçtiðinin vur
-
gulayan WHO ayrýca bunlarýn onaylandýðý ülkelerde
GDO gýdalarý tüketen insanlarda da herhangi bir
problem görülmediðini belirtiyor. Ancak ürünlerle il
-
gili uzun süreli araþtýrmalarýn yapýlmasý gerektiði ha
-
týrlatýlýyor. FAO özellikle dünyanýn açlýk sorununa
dikkat çekerek geleneksel ve modern biyoteknolojik
tekniklerin gerekli olduðunu ve onlar olmadan dünya
nüfusunun ihtiyaçlarýnýn karþýlanmasýnýn mümkün
olamayacaðýný belirtiyor. Bilhassa daha yeni olan bi
-
yoteknolojik tekniklerin, üretim miktarý ve gýda kali
-
tesinde hýzla artan iyileþmelere yol açtýðýný ve bu tek
-
niklerin kullanýmýnýn, insanlar ve çevre açýsýndan ge
-
leneksel yöntemlerle üretilenlerden daha az güvenli
gýda üretimi anlamýna gelmediðini belirtiyor16.
6
Genetiði Deðiþtirilmiþ Gýdalar ile Ýlgili Güncel Tartýþmalar
Cilt: 1 Sayý:3
7
Genetiði Deðiþtirilmiþ Gýdalar ile Ýlgili Güncel Tartýþmalar
Cilt: 1 Sayý:3
1.
World Health Organisation. Food Safety Department. 20 Questions on gene-
tically modified (GM) foods 2007 http://www.who.int/foodsafety/publicati-
ons/biotech/en/ 20questions en.pdf adresinden 05/02/2008 tarihinde eriþilmiþtir.
2. Kefi S. GDO ve etkileri. 6.Teknik Kongre. Tarým ve Mühendislik TMMOB
Ziraat Mühendisleri Yayýn Organý 2005;72:24.
3. Ölçü. TMMOB Yayýn Organý, 2005 Nisan;112-119.
4. Clive J. International Service for the Acquisition of Agri-biotech Applicati-
ons. Global Status of Commercialized Biotech/www.isaaa.org/resources/pub-
lications/ briefs/ 41/ executivesummary/default.asp.html adresinden
26/05/2010 tarihinde eriþilmiþtir.
5. Ahmed F.E. Detection of genetically modified organisms in foods. Trends in
Biotechnology 2002;20(5):215-223.
6. FAO/WHO: Evaluation of allergenicity of genetically modified foods. Re-
port of a Joint FAO/WHO Expert Consultation on Foods Derived from Bio-
technology, 22-15 January 2001, Rome Italy. http:// www.fao.org /es/esn/ al-
lergygm.pdf. adresinden 17/11/2009 tarihinde eriþilmiþtir.
7. Regulation (EC) No 1829/2003 of the European Parliament and of the Co-
uncil of 22 September 2003 on genetically modified food and feed; http://euro-
pa.eu.int/eur-lex/pri/en/oj/dat/2003/l_268/l_26820031018en00010023.pdf ad-
resinden 17/11/2009 tarihinde eriþilmiþtir.
8. Yanaz, S. Genetik olarak deðiþtirilmiþ organizmalar (GDO) konusu ve Car-
tagena biyogüvenlik protokolü. T.C. Baþbakanlýk Dýþ Ticaret Müsteþarlýðý
Dergisi 2003; http://www.dtm.gov.tr/ead /DTDERGI/nisan2003/genetik.htm.
Adresinden 17/11/2009 tarihinde eriþilmiþtir.
9. Beever D.E, Kemp F. Safety issues associated with the DNA in animal fe-
ed derived from genetically modified crops: A review of scientific and regula-
tory procedures. Nutr Abst Revs 2000;70:197-204.
10. Einspanier et. al. The fate of forage plant DNA in farm animals, a collabo-
rative case-study investigating cattle and chicken fed recombinant plant mate-
rial. Eur. Food Res. Technol 2001;212:129-134.
11. Hohlweg U, Doerfler W. On the fate of plant or other foreign genes upon
the uptake in food or after intramuscular injection in mice. Mol Genet Geno-
mics 2001;265:225-233.
12. Phipps R.H, Beever D.E. Detection of transgenic DNA in bovine milk: Pre-
liminary results for cows receiving a TMR containing Yieldguard TM
MON810. Proc Int Anim Agr Food Sci Conf July 2001, Indianapolis,
2001:476.
13. Nordlee J.A, Taylor S.L, Townsend J.A, Thomas L.A, Bush R.K. Identifi-
cation of a Brazil nut allergen in transgenic soybeans. N Engl J Med.
1996;334:688-692.
14. Cellini F, et al. Unintended effects and their detection in genetically modi-
fied crops. Food and Chemical Toxicology 2004; 42:1089-1125.
15. Artemis D, Ioannis S. Arvanitoyannis. Health risks of genetically modifi-
ed foods. Critical Reviews in Food Science and Nutrition 2009;49:164-175.
16.
Safety aspects of genetically modified foods of plant origin. Report of
a Joint FAO/WHO Expert Consultation on Foods Derived from Biotechno-
logy. World Health Organization, Headquarters Geneva, Switzerland 29
May-2 June 2000.
Kaynaklar
ResearchGate has not been able to resolve any citations for this publication.
Article
Full-text available
 The fate of ingested recombinant plant DNA in farm animals (cattle and chicken) being fed a diet containing conventional maize or recombinant Bacillus thuringiensis toxin-maize (Bt-maize) is described. The probability of the detection by polymerase chain reaction of chloroplast-specific gene fragments of different lengths (199 bp and 532 bp) and a Bt-maize-specific fragment [truncated version of CryIA(b)] is shown. First data indicated that only short DNA fragments (<200 bp) derived from plant chloroplasts could be detected in the blood lymphocytes of cows. In all other cattle organs investigated (muscle, liver, spleen, kidney) plant DNAs were not found, except for faint signals in milk. Furthermore, Bt-gene fragments possibly recording the uptake of recombinant maize, were not detected in any sample from cattle. However, in all chicken tissues (muscle, liver, spleen, kidney) the short maize chloroplast gene fragment was amplified. In contrast to this, no foreign plant DNA fragments were found in eggs. Bt-gene specific constructs originating from recombinant Bt-maize were not detectable in any of these poultry samples either.
Article
Full-text available
The nutritional quality of soybeans (Glycine max) is compromised by a relative deficiency of methionine in the protein fraction of the seeds. To improve the nutritional quality, methionine-rich 2S albumin from the Brazil nut (Betholletia excelsa) has been introduced into transgenic soybeans. Since the Brazil nut is a known allergenic food, we assessed the allergenicity of the 2S albumin. The ability of proteins in transgenic and non-transgenic soybeans, Brazil nuts, and purified 2S albumin to bind to IgE in serum from subjects allergic to Brazil nuts was determined by radioallergosorbent tests (4 subjects) and sodium dodecyl sulfate-polyacrylamide-gel electrophoresis (9 subjects) with immunoblotting and autoradiography. Three subjects also underwent skin-prick testing with extracts of soybean, transgenic soybean, and Brazil nut. On radioallergosorbent testing of pooled serum from four subjects allergic to Brazil nuts, protein extracts of transgenic soybean inhibited binding of IgE to Brazil-nut proteins. On immunoblotting, serum IgE from eight of nine subjects bound to purified 2S albumin from the Brazil nut and the transgenic soybean. On skin-prick testing, three subjects had positive reactions to extracts of Brazil nut and transgenic soybean and negative reactions to soybean extract. The 2S albumin is probably a major Brazil-nut allergen, and the transgenic soybeans analyzed in this study contain this protein. Our study show that an allergen from a food known to be allergenic can be transferred into another food by genetic engineering.
Article
Full-text available
Uptake and persistence of the DNA of bacteriophage M13 and the cloned gene for the green fluorescent protein (GFP) as test genes for food-ingested DNA have previously been traced from the intestinal contents, via the gut wall, Peyer's patches and peripheral white blood cells to spleen and liver, and via the placenta to fetuses and newborn animals. We have now chosen a natural scenario and fed soybean leaves to mice. The distribution of the plant-specific, nucleus-encoded ribulose-1,5-bisphosphate carboxylase (Rubisco) gene has been studied in the mouse. The Rubisco gene or fragments of it can be recovered in the intestine from 2 h up to 49 h after feeding, and in the cecum up to 121 h after ingestion. Thus, plant-associated, naturally fed DNA is more stable in the intestinal tract than naked DNA. Rubisco gene-specific PCR products have also been amplified from spleen and liver DNA. There is no evidence for the expression of orally administered genes, as assessed by the RT-PCR method. Moreover, mice have been continuously fed daily with GFP DNA for 8 generations and have been examined for the transgenic state by assaying DNA isolated from tail tips, occasionally from internal organs of the animals, by PCR. The results have been uniformly negative and argue against the germline transfer of orally administered DNA. Upon the intramuscular injection of GFP DNA, authentic GFP DNA fragments have been amplified by PCR from DNA from muscle for up to 17 months post-injection, and from DNA from organs remote from the site of injection up to 24 h post injection. GFP fragments can also be retrieved from the intestinal contents up to 6 h post injection. The organism apparently eliminates injected foreign DNA via the liver-bile-intestinal route.
Article
This chapter summarizes diagnostic test methods for the identification of genetically modified (GM) organisms (GMOs) and their potential and limitations. Assessing the risk that a GM food poses to human health is based on comparing its chemical composition to that of an unmodified food-if the composition is similar, it is considered safe for human consumption. This concept of substantial equivalence is based on relatively easy and inexpensive tests. The commonly used methods for diagnosing GMOs are Western blot, ELISA, lateral flow strip, quality PCR, DNA microarrays, and DNA sensors. A tiered approach is employed using qualitative PCR for GMO detection to respond to global regulations requiring food labeling. If no GMO is detected using a validated qualitative method, the product is evaluated for the presence of protein. If no protein is detected, the product is presumed not detectable. If the qualitative PCR shows a positive result, the product is considered ''non-approved GMO," and a validated real-time PCR is used to detect the level of GMO. If the level is above an established threshold, the product is considered a non-approved GMO and is not labeled if it is below the threshold. The high sensitivity and specificity of PCR methods and their ability to be applied to different food matrices make them suitable for diagnosing GMOs at low thresholds in various foods.
Article
As genetically modified (GM) foods are starting to intrude in our diet concerns have been expressed regarding GM food safety. These concerns as well as the limitations of the procedures followed in the evaluation of their safety are presented. Animal toxicity studies with certain GM foods have shown that they may toxically affect several organs and systems. The review of these studies should not be conducted separately for each GM food, but according to the effects exerted on certain organs it may help us create a better picture of the possible health effects on human beings. The results of most studies with GM foods indicate that they may cause some common toxic effects such as hepatic, pancreatic, renal, or reproductive effects and may alter the hematological, biochemical, and immunologic parameters. However, many years of research with animals and clinical trials are required for this assessment. The use of recombinant GH or its expression in animals should be re-examined since it has been shown that it increases IGF-1 which may promote cancer.
Article
Legislation enacted worldwide to regulate the presence of genetically modified organisms (GMOs) in crops, foods and ingredients, necessitated the development of reliable and sensitive methods for GMO detection. In this article, protein- and DNA-based methods employing western blots, enzyme-linked immunosorbant assay, lateral flow strips, Southern blots, qualitative-, quantitative-, real-time- and limiting dilution-PCR methods, are discussed. Where information on modified gene sequences is not available, new approaches, such as near-infrared spectrometry, might tackle the problem of detection of non-approved genetically modified (GM) foods. The efficiency of screening, identification and confirmation strategies should be examined with respect to false-positive rates, disappearance of marker genes, increased use of specific regulator sequences and the increasing number of GM foods.
Article
The commercialisation of GM crops in Europe is practically non-existent at the present time. The European Commission has instigated changes to the regulatory process to address the concerns of consumers and member states and to pave the way for removing the current moratorium. With regard to the safety of GM crops and products, the current risk assessment process pays particular attention to potential adverse effects on human and animal health and the environment. This document deals with the concept of unintended effects in GM crops and products, i.e. effects that go beyond that of the original modification and that might impact primarily on health. The document first deals with the potential for unintended effects caused by the processes of transgene insertion (DNA rearrangements) and makes comparisons with genetic recombination events and DNA rearrangements in traditional breeding. The document then focuses on the potential value of evolving "profiling" or "omics" technologies as non-targeted, unbiased approaches, to detect unintended effects. These technologies include metabolomics (parallel analysis of a range of primary and secondary metabolites), proteomics (analysis of polypeptide complement) and transcriptomics (parallel analysis of gene expression). The technologies are described, together with their current limitations. Importantly, the significance of unintended effects on consumer health are discussed and conclusions and recommendations presented on the various approaches outlined.
  • S Kefi
  • Gdo Ve Etkileri
Kefi S. GDO ve etkileri. 6.Teknik Kongre. Tarým ve Mühendislik TMMOB Ziraat Mühendisleri Yayýn Organý 2005;72:24.