ArticlePDF Available

Abstract

Cinema which affects masses is an audio-visual art in the world. This study deals with the concept of arabesque culture, which emerged in the Turkish Cinema. Arabesque culture is formed by such as rural-urban migration, industrialization and rapid urbanization, slum housing. Arabesque culture has led to the formation of a new type of music in Turkey. Musicians like Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Ibrahim Tatlises ve Muslum Gurses has come to the fore in this period. Arabesque orgy movies which starting with Orhan Gencbay has changed the face of Turkish Cinema. In the 1980s, the arabesque films are watched by viewers of all ages from all walks. With the rise in income levels and culture of people, the period of the arabesque in Turkish Cinema has been punctuated. This study was prepared by the method of literature. In this study, arabesque which was the important period in Turkish Cinema was examined in a historical flow.
T.C
GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ
İLETİŞİM FAKÜLTESİ ELEKTRONİK DERGİSİ
© Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi
SAHİBİ:
Prof. Dr. İhsan GÜNAYDIN
EDİTÖR: Doç. Dr. Hasan GÜLLÜPUNAR
EDİTÖR YARDIMCILARI:
Arş. Gör. Emre Ş. ASLAN
Arş. Gör. Ersin DİKER
Arş. Gör. Neva BOYNUKALIN
YAYIN KURULU:
Prof. Dr. Celalettin VATANDAŞ
Doç. Dr. Hasan GÜLLÜPUNAR
Yrd. Doç. Dr. Hüseyin ÖZARSLAN
Yrd. Doç. Dr. M. Salih GÜRAN
DANIŞMA KURULU
Prof. Dr. Abdullah KOÇAK - Selçuk Ünv.
Prof. Dr. Ahmet Haluk YÜKSEL - Anadolu Ünv.
Prof. Dr. Ahmet KALENDER - Selçuk Ünv.
Prof. Dr. Asker KARTARI - Hacettepe Ünv.
Prof. Dr. Aydemir OKAY - İstanbul Ünv.
Prof. Dr. Aytekin CAN - Selçuk Ünv.
Prof. Dr. Başak SOLMAZ - Selçuk Ünv.
Prof. Dr. Birol AKGÜN – K. Necmettin Erbakan Ünv.
Prof. Dr. Cengiz ANIK - Marmara Ünv.
Prof. Dr. E. Nezih ORHON - Anadolu Ünv.
Prof. Dr. Filiz Balta PELTEKOĞLU -Marmara Ü.
Prof. Dr. Hamza ÇAKIR - Erciyes Ünv.
Prof. Dr. Hanife GÜZ - Gazi Ünv.
Prof. Dr. Halil İbrahim GÜRCAN - Anadolu Ünv.
Prof. Dr. Mehmet KÜÇÜKKURT – Kırgızistan-Türkiye
Manas Ünv.
Prof. Dr. Mete ÇAMDERELİ- İstanbul Ünv.
Prof. Dr. Metin IŞIK - Sakarya Ünv.
Prof. Dr. M. Bilal ARIK - Akdeniz Ünv.
Prof. Dr. M. Çağatay Okutan- KTÜ
Prof. Dr. Muhittin ACAR - Hacettepe Ünv.
Prof. Dr. Mustafa ŞEKER - Akdeniz Ünv.
Prof. Dr. Naci BOSTANCI
Prof. Dr. Nurdoğan RİGEL - İstanbul Ünv.
Prof. Dr. Nurettin GÜZ - Gazi Ünv.
Prof. Dr. Suat GEZGİN - İstanbul Ünv.
Prof. Dr. Yusuf DEVRAN - Marmara Ünv.
Doç. Dr. Bünyamin AYHAN Selçuk Ünv.
Doç. Dr. Caner ARABACI - Selçuk Ünv.
Doç. Dr. Enderhan KARAKOÇ- Selçuk Ünv.
Doç. Dr. Hüseyin ALTUNBAŞ - Selçuk Ünv.
Doç. Dr. Mehmet FİDAN - Selçuk Ünv.
Doç. Dr. Mustafa AKDAĞ - Erciyes Ünv.
Doç. Dr. Sema YILDIRIM BECERİKLİ -Ankara Ü.
Doç. Dr. Zülfikar DAMLAPINAR - Gazi Ünv.
Dr. Darren LILLEKER Bournemouth Ünv./England
TASARIM:
Emre Ş. ASLAN
Elektronik Dergi
egifder@gumushane.edu.tr
İletişim Adresi
Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler
ve Tanıtım Bölüm Başkanlığı
Bağlarbaşı Mahallesi 29100 / GÜMÜŞHANE
Tel: 0 456 233 75 97 Dâhili: 2520/2410/2014
Faks: 0 456 233 74 27
Yayın Türü: Yılda iki kez yayınlanan hakemli, süreli yayın
Yayım Tarihleri: Mart / Eylül
ISSN: 2146-3301
İÇİNDEKİLER
Emine SAYILGAN
Medya sektöründe bir uzmanlaşma olgusu olarak
tematik kanallar ve izleyici çeşitliliğinin tematik
kanal oluşumundaki rolü 1-15
Thematıc channels as a specialization phenomenon
in media sector and the role of viewers variety on
the thematic channel in formation
Zeynep Kaban KADIOĞLU
Uluslararası medya sermayesinin yayılmacılığı ve
Türk medyası 16-33
Expansion of international media capital and
Turkish media
Sevim KOÇER
Türkiye'de özel televizyon kuruluşlarında dış
kaynak kullanımı 34-61
Outsourcing of private television organizations in
Turkey
Burak YENİTUNA
Çağdaş Türk kadını imajı yaratma sürecinde
cumhuriyet gazetesinin rolü (1930-1935) 62-89
Image of contemporary turkish women in the
process of creating the role cumhuriyet newspapers
(1930-1935)
Ali Murat KIRIK
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
90-117
Birth and development of arabesque in Turkish
cinema
Birgül ALICI
Yeni İran Sineması’nda çocuk 118-151 Child in the new iranian cinema
Murat KOÇYİĞİT - M. Nejat ÖZÜPEK
Halkla ilişkiler uygulamalarının kurum imajına
etkisi: Vodafone örneği 152-177
Practice of public relations corporate image effects:
vodafone case
H. Nur GÖRKEMLİ- Leyla MATIR- Cuma ÇELİK- Özlem SEKİ
Kent imajı açısından olimpiyatlar-selçuk üniversitesi
öğrencilerine yönelik bir uygulama 178-196
Olympic games in terms of city image a study on
selcuk university students
Mikail BAT - Çağla TURAN YURTSEVEN
Sosyal medyada kurumsal kriz yönetimi: Onur Air
örneği 197-223
Corporate crisis in social media and managing
these crises: the case study of Onur Air
16.04.2017 GümüşhaneÜniversitesiİletişimFakültesiElektronikDergisi
http://egifder.gumushane.edu.tr/ 1/4
AÇIKDERGİ
SİSTEMLE
ADSKILAVUZ
YARDIM
KU LLANICI
E
posta
muratmilef@gmail.com
Şifre
••••••
Benihatırla
L D İRİM L ER
Görüntüle
Kayıtol
DIL
Türkçe
DERGİ
İÇE R İĞİ
ARA
Tümü
GÖZAT
Sayılara
göre
Başlığa
göre
Diğer
dergiler
Kategoriler
FON T
246.954171.590
 
 
GümüşhaneÜniversitesiİletişim
FakültesiElektronikDergisi
GümüşhaneÜniversitesiİletişimFakültesi
ElektronikDergisiMartveEylülaylarındaolmaküzereyıldaikikez
yayınlanmaktadır.Dergideöncedenyayınlanmış,yayınlanmaküzere
kabuledilmişveyayınlanmakiçindeğerlendirilmekteolanyazılar
kabuledilmemektedir.Yayınlananyazılarınsorumluluğuyazarına
aittir.Kaynakgöstermedenalıntıyapılamaz.Yazardandüzeltme
istenmesidurumundadüzeltmeninengeç1ayiçindeyapılması
gerekmektedir.GümüşhaneÜniversitesiİletişimFakültesiElektronik
Dergisi’ndeaşağıdabelirtilenözellikleritaşıyanyazılar
yayınlanmaktadır.
1.Derleme:Bellibirkonudayakınzamanakadaryapılmış
bilimselçalışmalarınkapsamlıderlemesi.
2.AraştırmaMakalesi:Özgünaraştırmalarıvesonuçlarınısunan
bilimselformattayazılmışmakale.
3.TeorikveKuramsalMakaleler:İlgilibilimdalınakatkıyapacak
teorikdüzlemdehazırlanmışmakale.
4.Kitaptanıtımı.
GümüşhaneÜniversitesiİletişimFakültesiElektronikDergisi(eGifder)
TRDİZİN(ULAKBİM),EBSCOhost,ASOSSosyalBilimlerİndeksi,
SOBİAD,ARASTIRMAXBilimselYayınİndeksiveAcarindextarafından
indekslenmektedir.
Duyurular
YAZARLARIMIZINDİKKATİNE
DergiParkTarafındankullanılmayabaşlananyenisistem
gereğidergimizegönderilecekolanMakaleler
http://dergipark.gov.tr/gumuscommlinki
üzerindenkabuledilmeyebaşlanmıştır.Eskisistem
makalegönderiminekapatılmıştır.
Yayıntarihi:20161202
ULAKBİM
GÜMÜŞHANEÜNİVERSİTESİİLETİŞİMFAKÜLTESİ
ELEKTRONİKDERGİSİ(eGifder)2016SAYILARI
İTİBARİYLEULAKBİMDETARANMAYABAŞLANMIŞTIR.
Yayıntarihi:20161202
Giriş
ANA SAYF A H AKKIN DA ÜY E RİŞ KAY I T
SON SAY I ARŞİ V D UY URULAR
AnaSayfa Cilt4,Sayı2(2016)
90
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
TÜRK SİNEMASI’NDA ARABESKİN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ
Ali Murat KIRIK
*
ÖZET
Sinema, dünya genelinde kitleleri etkileme gücüne sahip görsel ve iĢitsel bir sanattır. Bu çalıĢmada
Türk sinemasında ortaya çıkan arabesk kültür üzerinde durulmaktadır. Arabesk kültürün oluĢumunda köyden
kente göç, sanayileĢme ve çarpık kentleĢme, gecekondulaĢma gibi unsurlar yer almaktadır. Arabesk kültür,
Türkiye’de yeni bir müzik türünün oluĢumunu sağlamıĢtır. Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Ġbrahim Tatlıses ve
Müslüm Gürses gibi müzisyenler bu dönemde ön plana çıkmıĢtır. Orhan Gencebay ile baĢlayan arabesk filmler
furyası Türk Sineması’nın çehresini değiĢtirmiĢtir. 1980'li yıllarda ise arabesk filmler her yaĢtan her kesimden
izleyici tarafından ilgiyle seyredilmiĢtir. 1990’lara doğru halkın kültür ve gelir düzeyinin yükselmesi ile birlikte
Türk Sineması’ndaki arabesk dönem noktalanmıĢtır. ÇalıĢmada literatür taraması yöntemi kullanılmıĢ ve Türk
Sineması’nın bir dönemine damgasını vuran arabesk tarihsel bir akıĢ içerisinde irdelenmiĢtir.
Anahtar kelimeler: Arabesk kültür, Türk Sineması, köyden kente göç, gecekondulaşma, kentleşme
BIRTH AND DEVELOPMENT OF ARABESQUE IN TURKISH CINEMA
ABSTRACT
Cinema which affects masses is an audio-visual art in the world. This study deals with the concept of
arabesque culture, which emerged in the Turkish Cinema. Arabesque culture is formed by such as rural-urban
migration, industrialization and rapid urbanization, slum housing. Arabesque culture has led to the formation of a
new type of music in Turkey. Musicians like Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Ġbrahim Tatlıses ve Müslüm Gürses
has come to the fore in this period. Arabesque orgy movies which starting with Orhan Gencbay has changed the
face of Turkish Cinema. In the 1980s, the arabesque films are watched by viewers of all ages from all walks.
With the rise in income levels and culture of people, the period of the arabesque in Turkish Cinema has been
punctuated. This study was prepared by the method of literature. In this study, arabesque which was the important
period in Turkish Cinema was examined in a historical flow.
Keywords: Arabesque culture, Turkish Cinema, rural-urban migration, squattering, urbanization
*
Yardımcı Doçent Doktor, Marmara Üniversitesi ĠletiĢim Fakültesi, Radyo, Televizyon ve Sinema
Bölümü, murat.kirik@marmara.edu.tr
91
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
1. Giriş
Sanayi devriminin toplum yapısında hissedilmeye baĢlamasıyla birlikte
köyden kente göç olgusu meydana gelmiĢtir. ModernleĢmenin ivme kazanması,
kentlerde yaĢamaya baĢlayan köylü kesimin kendi dinamikleriyle farklı bir yapı
oluĢturmalarına neden olmuĢtur. Böylelikle arabesk kültür meydana gelmiĢtir. Müzik
aracılığıyla hayat bulan arabesk kültür; zamanla insanlar tarafından bir yaĢam biçimi
halini almıĢtır (IĢık ve Erol, 2002: 7-9). Türkiye’de arabesk kültürün ortaya çıkıĢında
birçok etken saymak mümkündür. Türkiye’de arabesk; 1930’ların ortalarından
baĢlayarak gösterime giren Mısır filmlerinde yer alan Ģarkıların Türkçe’ye
uyarlanması ile ortaya çıkmıĢtır. Mısır filmleri özellikle 1936-1948 yılları arasında
Türkiye genelinde yer alan köy ve kasabalarda haftalarca gösterilmiĢ ve bu filmler
yoğun ilgiye sahne olmuĢtur. Adından da anlaĢılacağı üzere Ģarkılarda hem
geleneksel Arap makamları hem de doğu çalgıları kullanılmıĢtır (Büyük Larousse,
1986: 729). Böylelikle arabesk müzik alanında hayat bulmaya baĢlamıĢtır.
Sinema ve müzik arasında kuvvetli bir iliĢki bulunmaktadır. Sinemada sesin
keĢfedilmesi ve müzikallerin ortaya çıkmasıyla beraber sinema ve müzik ayrılmaz
bir ikili olmuĢlardır (Monaco, 2006: 56). Özellikle; arabesk filmlerde senaryodan
çok oyuncuların söylediği Ģarkılar ön plana çıkmaktadır. Arabesk, köyde de kentte de
görülmeyen ve kentleĢme ile birlikte oluĢan yeni tür bir kent kültürü, olarak ifade
edilebilmektedir. Köyde kente göç ile birlikte ailelerin yaĢam tarzları değiĢikliğe
uğramıĢ; köydeki birincil tip dostluk ve akrabalık iliĢkilerinin yerini, kentte, yazılı
kurallarla düzenlenmiĢ ikincil tip iliĢkiler almıĢtır. Bu soruna çözüm arayan insanlar
kendine özgü değerler sistemi ve yepyeni bir kültür geliĢtirmiĢlerdir. Bununla
birlikte; umudunu kaybeden insanlar “bencil” ve benmerkezci bir tutum
benimsemiĢlerdir. Kırsal kültürden kopmuĢ ama kentlileĢememiĢ, “bencil” ve
benmerkezci bu yaĢam biçimi, “arabesk kültür” Ģeklinde ifade edilmektedir
(Kongar, 2004: 590). Tarih boyunca bireylerin davranıĢ ve inançlarını yönlendiren
kiĢiler Ģüphesiz ki liderler olmuĢtur (Güllüpunar, 2013: 30). Arabeskle uğraĢan
müzisyenler ise tabiri caizse o dönem için Türk toplumuna yön vermiĢlerdir. Bu
isimlerin baĢını ise Orhan Gencebay, Ġbrahim Tatlıses, Ferdi Tayfur ve Müslüm
Gürses gibi isimler çekmiĢtir.
92
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
Literatür taraması yöntemi kullanılarak hazırlanan bu çalıĢmada arabesk
kavramı derinlemesine irdelenerek, arabeskin tarihçesi üzerinde durulacak ve
Türkiye’de arabesk kültürün oluĢumunu sağlayan etmenler detaylı bir Ģekilde
tartıĢılacaktır. Köyden kente göç ve kentleĢmenin etkisiyle kapsama alanını
geniĢleten arabesk müziğin sinema ile olan iliĢkisi örnek filmler üzerinden
açıklanarak çalıĢma sonlandırılacaktır.
2. Arabeskin Kavramsal Analizi ve Tarihçesi
Arabesk, Fransızca kökenli bir sözcük olan arabesque kelimesinden
Türkçe’ye geçmiĢtir. Bu sözcük güzel sanatlarda “Arap usulü” anlamına gelmekte
olup; süslemede kullanılan çizilmiş veya oyma süs” ve “bazı çevre çizgilerini
birleştiren, resmedilmiş veya oyma bir düzenlemenin temel ritmini meydana getiren
ideal çizgi Ģeklinde de ifade edilebilmektedir. Sosyal bilimlerde ise arabesk;
“bozulmuş ve yozlaşmış” manasını taĢımaktadır (Meydan Larousse, 1992: 47).
Eski Yunan’da, Mısır’da, Ġran’da, Bizans’ta değiĢik biçimlerde var olan
arabesk, Ġslam sanatında daha özgün bir senteze dönüĢtürülmüĢtür. Daha sonra da bu
sentez geliĢtirilerek Ġslam dünyasında oldukça önemli bir kullanım alanı
oluĢturmuĢtur. Roger Garaudy’e göre arabesk; ritimli, hareketler halinde, filizlere
bağlı, ikiye ayrılan yaprak sürmelerinden meydana gelen özel şekiller ve yalnızca
İslam sanatına özgü bitki bezemesi biçimleri” olarak tanımlanabilmektedir (Güngör,
1993: 17). Arabeskin sadece müzik türü olmadığını dile getiren Belge bu sözcüğü; ev
eĢyası, çeĢitli süsler, resimli halılar, filmlerden… vb. oluĢan bir dünya, bir yaĢam
biçimi olarak nitelendirmektedir (Belge, 1983: 339). Türkiye’de arabesk müziğin
kurucusu olarak bilinen Orhan Gencebay; arabeski “Türk sanat müziği, Türk halk
müziği ve bunlara ek olarak da batı tekniğinin her türlü olanaklarına, özgür
sunumun eklenmesinden oluşan bir müzik” türü olarak tanımlamaktadır (Güngör,
1993: 21). AnlaĢılacağı üzere arabesk üzerine net bir tanımlama yapabilmek oldukça
güç olmakla birlikte bu kavram birçok alanda kullanılmaktadır.
Arabesk, müzikten ziyade söz unsurunun ön plana çıkmasıyla birlikte hayat
bulan bir kavram olmuĢtur. Duygulara seslenebilen ve kendine ait değer yargıları
93
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
bulunan arabesk Türk sanatının farklı kollarında sıklıkla kullanılmaktadır. Arabesk
üzerine önemli çalıĢmalar gerçekleĢtirmiĢ olan antropolog Chris Hann, bu kavramı;
“duygulardan etkilenmiş düşünce” Ģeklinde ifade etmektedir (Birkalan, 2003: 105).
Hann, duygusal bir temele sahip olan arabeskin bireylere doğrudan etki ettiğinin
altını çizmektedir.
Arabesk; birbirine sarılmıĢ ve iç içe geçmiĢ bitki örgeleriyle soyut eğrisel
örgelerin oluĢturduğu bir bezeme üslubu olarak meydana getirilmiĢtir. Arabesk üslup
Anadolu’daki Helenistik dönem el sanatçılarının yapıtlarından türemiĢtir. M.S. 1000
yıllarında Ġslam sanatçıları tarafından arabeske biçimci bir nitelik kazandırılmıĢtır.
Avrupa’da arabesk, Rönesans’tan 19.yüzyılın baĢlarına kadar özellikle el
yazmalarının, duvarların, mobilyaların, metal eĢyanın, çanak ve çömleğin
bezenmesinde kullanılmıĢtır. Arabesk taĢ iĢçiliği 15.yüzyılın sonu 16.yüzyılın
baĢlarında ortaya çıkmıĢtır. Kuzey Ġtalya ve daha sonra Ġspanya’da gümüĢ el
iĢlerinde de arabesk öğeler kullanılmıĢtır. Barok üslup ortaya çıktıktan sonra arabesk
bezeme üslubu ikinci plana atılmıĢ ve eski popülaritesini yitirmiĢtir. Arabesk üslup
18.yüzyılın ortalarında tekrar ön plana çıkmıĢtır (Ana Britannica, 1996: 416-417).
Görüldüğü gibi arabesk, 1900’lü yıllara kadar süsleme sanatında bir tarz olarak
kullanılmakla birlikte Türkiye’de daha çok bir müzik türü olarak bilinmekte ve bu
anlamına uygun bir Ģekilde kullanılmaktadır.
Gürbilek (2009: 25), 1970’li yıllarda var olan ve 1980’li yıllarda bir söylem
nesnesi haline gelen arabesk kavramının anlam çerçevesi ağıdaki Ģekilde
çizmektedir:
- Köyden kente göç eden bireylerin kendilerini kabul etme, seslerini
duyurma ve özel bir kültür oluĢturma isteği,
- Büyük kentlerin yerlilerinin yabancılar akınını (köyden kente göç
edenler) geri püskürtme çabalarının adı,
- Aydınların ayak takımı ve taĢra düĢmanı elitlere yönelik kamuoyunda
gerçekleĢtirmiĢ olduğu jestin adıdır.
94
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
3. Türkiye’de Arabesk Kültürün Oluşumu
Türkiye’de arabesk kültürün meydana gelmesinde çeĢitli sosyal etkenleri
saymak mümkündür. Bu etkenler arasında göç olgusu, gecekondulaĢma,
sanayileĢmeye dayalı kentleĢme ve kentlileĢme yer almaktadır.
3.1. Göç Olgusu
Göç; “insanların bir yerleşim yerinden bir başkasına ya da bir ülkeden
öbürüne temelli ya da geçici bir süre için taşınması” Ģeklinde ifade edilmektedir.
Göç eden insanlar ise “göçmen” olarak adlandırılmaktadır. Türkiye genelinde
Ġstanbul’un en fazla göç alan il olduğu görülmektedir. Göçün ekonomik ve toplumsal
boyutları bulunmaktadır. Ekonomik boyut; fiziksel çevrenin bir baĢka deyiĢle
özdeksel tabanın değiĢmesini, toplumsal boyut da toplumsal ve kültürel çevrenin,
yani manevi tabanın değiĢmesini ifade etmektedir. Türk toplumunda göç; “kırsal
kesimden kopma ve köyden uzaklaşma” anlamına gelmektedir. 1950-1960 yılları
arasında Türkiye’deki dört büyük kentin nüfusu yüzde 75 oranında artmıĢtır. Böylece
kentli nüfusu bu seneler içerisinde yüzde 19’dan yüzde 26’ya kadar yükselmiĢ,
merkez ile çevrenin kültürü karĢı karĢıya gelmiĢtir. Köyden kente göç ile baĢlayan
sosyolojik ve toplumsal değiĢmeler ülkenin de bütün dinamiklerinin tamamen
değiĢmesine neden olmuĢtur (Güngör, 1993: 82-83).
Büyük Ģehirlere yaĢanan göçlerin birden çok sebebi bulunmaktadır. Bu
sebeplerin baĢında ekonomik koĢullar gelmektedir. Kırsal kesimde yaĢayan
insanların daha iyi yaĢam standartlarına kavuĢmak istemeleri, yiyecek, içecek,
barınma gibi ihtiyaçlarını karĢılayabilme arzuları göç olgusunun temelinde yer
almaktadır. Makineli tarıma geçilmesi ve iĢçilere duyulan ihtiyacın azalması da kırsal
kesimi Ģehirlerde yaĢamaya itmiĢtir. SanayileĢmenin yaĢanmasıyla birlikte
Ģehirlerdeki fabrika sayılarında hızlı bir artıĢ yaĢanmıĢ, bunun üzerine gücü
ihtiyacı doğmuĢtur. ĠĢçi olmak amacıyla köyden kente göç edenlerin sayısı da
çoğunluktadır. Daha iyi yaĢam arzusu göç sayısının artmasına neden olmuĢtur
(Sağlam, 2006: 35-36). Aynı zamanda büyük Ģehirlerin çekiciliği, ihtiĢamı, eğitim
imkânları, kültür düzeyi, refah seviyesini yükseltebilme arzusu ve özellikle doğu
illerinde karĢılaĢılan kan davası da göç olgusunu tetiklemiĢtir.
95
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
Göçün altında yatan siyasi nedenleri de irdelemek doğru olacaktır. Politik tek
seslilik, Demokrat Parti’nin ortaya çıkıĢıyla yok olmuĢtur. Cumhuriyet Halk Partisi
ve Demokrat Parti arasında yaĢanan siyasi çekiĢme halkın tercihini Demokrat
Parti’den yana kullanmasıyla sona ermiĢtir. Demokrat Parti döneminde yeni
sahaları oluĢturulmuĢ ve sanayi kuruluĢları hizmet vermeye baĢlamıĢtır. Yeni açılan
sanayi kuruluĢları iĢçilere ve gücüne ihtiyaç duymuĢtur. Topraksız köylüler yeni
açılan sanayi kuruluĢlarında çalıĢabilmek için yden kente göç etmiĢlerdir (IĢık ve
Erol, 2002: 74-76). 1950-1960’lı yıllar arasında yaygınlaĢan göç olgusu
1960’larda yerini dıĢ göç olgusuna bırakmıĢtır. Kırdan kopamamıĢ köylü kesimi daha
iyi hayat koĢullarında yaĢayabilmek için Avrupa’daki düĢük statülü ve az nitelik
gerektiren iĢleri kabul etmiĢlerdir. 30 Ekim 1961 tarihinde Batı Almanya ve Türkiye
arasında imzalanan Türk Alman ĠĢçi Mübadele AntlaĢması ile Almanya göçleri
baĢlamıĢtır. Hatta yaĢanan bu göçler Türk sinemasına da konu olmuĢtur. DönüĢ,
Otobüs, Almanya Acı Vatan gibi filmler dıĢ göç konusunu iĢlemiĢtir. Batı Almanya
baĢta olmak üzere Fransa, Belçika, Avusturya, Ġsveç gibi ülkeler de göç almaya
baĢlamıĢtır. Köylerdeki ekonomik elveriĢsizlik, büyük kentlerdeki iĢ sahalarının
dolması kırsal kesimde yaĢayan insanları dıĢ göçe itmiĢtir. Ġki gelenek arasında
kalmıĢ köylü kesim, göç ettiği ülkeye tam anlamıyla ayak uyduramamıĢtır (Esen,
2000, 121-125).
3.2. Gecekondulaşma
Kırsal kesimde ekilebilir alanların sınırına ulaĢması, büyük kentlerin
ekonomik kazanç açısından daha cazip duruma gelmesi göç olayını
hızlandırmıĢtır. Böylelikle kentlerde kendine özgü yerleĢim bölgeleri oluĢmuĢtur. Ġç
göçle birlikte gecekondulaĢmaya dayalı “arabesk kültür” oluĢmuĢtur. 1960’lı
yıllarda Türkiye’de 140 bin gece kondu bulunur iken 1980’li yıllarda bu sayı 900
bine çıkmıĢtır (Oktay, 1987: 84-85). Ġstatistiklerden de anlaĢılacağı üzere Türkiye’de
gecekondulaĢma süreci çok hızlı bir geliĢim süreci içerisinde gerçekleĢmiĢtir.
Türkiye’de gecekondulaĢma hızlı kentleĢmenin sonucu olarak meydana
gelmiĢtir. Kırdan kente göç eden gelir durumu düĢük olan köylü göçmenler kentlerde
maddi durumlarına uygun ev bulmakta zorluk çekmiĢlerdir. Kentte yaĢamak ylü
göçmenleri ekonomik bakımdan zorlamıĢ, böylelikle göç edenler yeni arayıĢlara
96
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
yönelmiĢtir. Bu kiĢiler, iĢ yerlerine yakın boĢ arazilere kendi emekleriyle küçük evler
yapmıĢlardır. Böylelikle gecekondulaĢma had safhaya ulaĢmıĢ; kimi hükümetler ise
bu kaçak yapılaĢmayı oy kazanma uğruna desteklemiĢlerdir (Esen, 2000: 104-106).
GecekondulaĢmayla birlikte kent yapısı da değiĢiklik göstermiĢtir. Kentte
yaĢayan insanlar “farklılaşmış, ihtisaslaşmış, tarımsal olmayan bir iş düzeni ile
işlerde çalışan gene kendi içinde farklılaşmış ve tabakalaşmış nüfus”a sahiptirler.
Gecekondularda yaĢayan insanlar da bu farklılaĢmadan payını almıĢlardır.
Gecekondu mahalleleri 1950’lerden baĢlayarak 1980’lere kadar hızlı bir Ģekilde
oluĢmaya baĢlamıĢtır. Gecekondularda yaĢayan nüfus daha çok seyyar satıcılık,
iĢportacılık, ayakkabı boyacılığı yapmaktadır (Kıray, 2007: 19). Hızlı sanayileĢen
ancak modernleĢmeye ayak uyduramayan sanayi kentlerinde büyük nüfus hareketleri
meydana gelmiĢ ve gecekondulaĢma kendini göstermiĢtir. YavaĢ yavaĢ meydana
getirilen ilk gecekondu mahallelerinde kırsal yaĢam tarzı ön plana çıkmıĢtır. Aynı
köyden gelen insanların oluĢturduğu gecekondu mahallelerinin tümü devlet arazisine
inĢa edilmiĢ olmakla birlikte, evlerin hiçbirinin tapusu bulunmamaktadır. Zamanla
gecekondular; kırsal alanın kentteki temsilcisi durumuna gelmiĢtir (IĢık ve Erol,
2002: 75). Fakat yden kente göç eden köylüler geleneklerini, örflerini, adetlerini
ve alıĢkanlıklarını bir anda terk edememiĢlerdir.
Gecekonduların oluĢmasının birçok nedeni bulunmaktadır. Köyden kente göç
eden insanlar kısa bir müddet baĢkalarının evlerinde kiracı olarak ikamet etmiĢlerdir.
Ancak belli bir müddet sonra ekonomik sorunlar nedeniyle kiralarını
ödeyememiĢlerdir. Kiralarını ödeyemeyen göçmenler gecekondulaĢmayı çözüm yolu
olarak bulmuĢlardır. ġu bir gerçektir ki; hayat standartları ile oturulan konutun
nitelikleri arasında doğrudan bir iliĢki bulunmaktadır. Çağımızdaki kentleĢme
olgusunda da gecekondular yer almaktadır. O dönem olduğu gibi günümüzde de
gecekondular alt gelir gruplarının barınaklarıdır. Kırdan kente göç eden insanlar
gecekondularının yapımında masraftan tasarruf etmektedirler. Gecekondular, dost ve
arkadaĢların yardımı ile yapılmaktadır (Kıray, 2007: 20-23). Böylece hünerli iĢçi
veya ustalara para ödenmemekte, aynı Ģekilde ekonomik bakımdan zora sokmayacak
kalitesiz malzemeler tercih edilmektedir. Gecekonducular tapusuz arazilere
kurulduğu için bu yapılar çoğu zaman devlet tarafından yıkılmıĢtır.
97
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
GecekondulaĢma neticesinde kültür farklılıkları ortaya çıkmıĢ ve halk
öncelikle temel ihtiyaçlarını karĢılama çabasına girmiĢtir. Gecekondular derme çatma
yapılar Ģeklinde kurulmaya baĢlamıĢtır. Altyapısı olmayan ve fiziki açıdan elveriĢsiz
olan bu yapılar fiziksel kirliliğe de yol açmıĢtır (ÇalıĢkan, 2006: 60).
Gecekondularını inĢa eden göçmenler buralara geçici bir hane gözüyle bakmıĢlar;
ancak daha sonra köye geri dönüĢ tamamen akıllardan çıkmıĢtır.
3.3. Sanayileşmeye Dayalı Kentleşme ve Kentlileşme
1950’li ve 1980’li yıllar arasında Türkiye’yi derinden etkileyen bir diğer
toplumsal olay sanayileĢmedir. Arabesk kültürün ortaya çıkıĢını sağlayan tüm
etmenler sanayileĢme süreci ile birlikte meydana gelmiĢ ve kentlerde hayat
bulmuĢtur. AnlaĢılacağı üzere arabesk kente ait bir kültürdür (Özbek, 2008: 26).
SanayileĢmeye bağlı kapitalizmin geliĢim sürecinde geleneksel üretim yapıları
bozulurken, bu yapıların aktörleri olan ylü ya da küçük üretici kesim de hızlı bir
değiĢime uğramıĢtır. Sermayenin büyümesine imkân verecek süreç ve değerler
yayılmaya baĢlamıĢtır.
Genel bir ifadeyle kentleĢme; sanayileĢme ve ekonomik geliĢmeye bağlı
olarak meydana gelen bir süreçtir. Tarımdan sanayiye geçiĢle birlikte kentler giderek
büyüme göstermiĢtir. Anormal biçimde meydana gelen büyüme insan davranıĢlarının
ve kültürel etkinliklerin değiĢmesine neden olmuĢ, iĢbirliği ve örgütlenme yerini
uzmanlaĢmaya bırakmıĢtır. KentleĢme, sanayi devriminin ürünü olarak
yorumlanmaktadır. 18.yüzyıla geçiĢ ile birlikte gerek dünyada, gerekse de
Türkiye’de geleneksel yaĢam giderek çehresini değiĢtirmiĢtir (Bağlı, 2004: 31).
Türkiye’de kentleĢme ve kentlileĢmenin zamanlı olmayıĢı bu iki kavramın farklı
bir Ģekilde geliĢmesine yol açmıĢtır. Çünkü kentleĢme sürecini kentlileĢme takip
etmiĢtir.
Kıray; kentleĢmenin, toplumdaki yapısal değiĢimin temelini oluĢturduğunu
ifade etmektedir. Çünkü kentleĢme; nüfusun büyük oranının tarımdan ve topraktan
kopup tarım dıĢı alanlarda, sanayide, karmaĢık örgütlerde ve dolayısı ile köyden
baĢka yerlerde, kentlerde hayatlarını kazanmaya ve yaĢamaya baĢlamaları olarak
tanımlanmaktadır. Toplum yapısı içinde geliĢen bu tip değiĢmeler insan iliĢkilerinin
98
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
de yeniden düzenlenmesini gerekli kılmaktadır. GeliĢmiĢ ülkelerde toplumsal
değiĢmelerin etkisi daha az yaĢanırken; Türkiye gibi geliĢmekte olan ülkeler ve az
geliĢmiĢ ülkelerde bu değiĢiklikler daha etkili bir biçimde hissedilmektedir. Nitekim
Türkiye’de kentleĢme olgusu ile birlikte toplumun temel dinamikleri tamamen
değiĢmiĢtir. Kentin ana nüfusunu uzmanlaĢmıĢ iĢçiler oluĢturmaktadır. SanayileĢme
hamlesi ile birlikte fabrikada çalıĢan iĢçilerin hepsinin bir uzmanlık sahası olmuĢ,
uzmanlaĢma ile birlikte iĢsizlik sorunu meydana gelmiĢtir (Kıray, 2007: 141-143).
GeliĢmekte olan sanayi toplumlarında kentle bütünleĢmeden söz edebilmek oldukça
güçtür. Bu toplumlar yeni sanayi hamleleri içerisinde bulundukları için toplum
yapıları bir o kadar karmaĢıktır. Kırdan kente göç eden insanlar bu karmaĢık yapının
ayrılmaz parçalarıdır.
Türkiye’de göç ve kentleĢme kavramı birbirleriyle eĢ zamanlı bir Ģekilde
geliĢim göstermiĢtir. Çünkü göç olgusu ile birlikte kentleĢme kavramı meydana
gelmiĢtir. KeleĢ, kentleĢmeyi; sanayileĢmenin etkisiyle bireylerin yden kente göç
ederek buralarda yaĢamıĢ oldukları uzmanlaĢma, iĢ bölümü ve örgütlenme sonucu
toplumsal iliĢkilerini oluĢturduğu bir nüfus birikim süreci olarak nitelendirmektedir
(Sağlam, 2006: 36-37). Avrupa’nın büyük Ģehirlerinde de kentleĢme süreci yaĢanmıĢ,
ancak bu süreç çok daha düzenli bir Ģekilde gerçekleĢtirilmiĢtir. Fakat Türkiye’de
meydana gelen kentleĢme ve kentlileĢme süreci çok düzensiz bir Ģekilde yürütülmüĢ,
devletin bu sürecin herhangi bir safhasına doğrudan müdahalesi olmamıĢtır.
Gecekondu sakinlerinin fabrikalarda, çeĢitli sahalarında çalıĢmaya
baĢlamasıyla birlikte gelir durumları yükselmiĢtir. Daimi iĢlerde çalıĢmaya baĢlayan
göçmenler küçük olan gecekondularını geniĢletmiĢlerdir. YaĢam biçimlerini yavaĢ
yavaĢ değiĢtiren göçmenler toplumsal statülerini de yükseltmek istemiĢlerdir.
Kentlere alıĢmaya baĢlayan insanlar popüler kültür ürünlerini tüketmeye
baĢlamıĢlardır. Özenti sonucunda ucuz fabrikasyon mobilya, borç harç alınmıĢ
televizyonlar, radyolar, buzdolapları, müzik teypleri, plastik çiçekler, tabaklar ile
gecekondu evlerini donatmıĢlardır (Oktay, 1987: 85). KentlileĢmeye özenen
gecekondu kesimi zenginleĢemeyince yoksul olduğunun farkına varmıĢtır. Yoksul
olduğunu anlayan halk içinde yaĢadığı topluma yabancı hale getirmiĢtir.
99
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
YabancılaĢma, arabesk kültürün doğmasına ve geliĢim göstermesine neden olmuĢtur.
Dolayısıyla arabesk; yabancılaĢmanın meydana getirdiği bir kültürdür.
4. Arabesk Müzik ve Sinema İlişkisi
Arabesk müzik çok farklı Ģekillerde tanımlanabilmektedir. Ancak
unutulmamalıdır ki arabesk bir müzik türü olmaktan ziyade baĢlı baĢına kültürdür.
Türkiye’de arabesk, bir müzik türü olarak ön plana çıkmıĢ ve Türk Sineması’nın bir
dönemine damga vurmuĢtur. Tam bu noktada arabeski bir müzik türü olarak
tanımlamak yerinde olacaktır.
4.1. Bir Müzik Türü Olarak Arabesk
Türk müziğine eserleriyle katkı sunan Timur Selçuk arabeski; Türk sanat
müziği ve Türk halk müziğinden etkilenen, batı tarzı yapay motif ve tavırlar da
katarak çağdaş bir müzikal, azgelişmişlik örneği olarak ülkemizin ekonomik ve
kültürel tablosunu büyük bir ustalıkla sergileyen ritmik yapısıyla dinamizmden uzak,
tekdüze bir müzik.” Ģeklinde ifade etmektedir. AraĢtırmacı Engin ErgönültaĢ’a göre
arabesk; “kentleşmeyle ortaya çıkan değerler karmaşasının bütün yansımalarını
içeren, halk müziğinden, klasik Türk müziğine, doğulu dinsel seslerden batının en
gelişmiş elektronik müzik aletleriyle elde edilebilen karmaşık seslerden oluşan ve
minibüs müziği olarak adlandırılan müziktir (Güngör, 1993: 22).
Arabesk müziğin kurucusu olarak bilinen Orhan Gencebay; arabesk müzik
kavramına itiraz etmektedir. Ona göre arabesk kelimesi Arapvari”, “Arap etkinliği”
anlamına gelmekte olup yapmıĢ olduğu müzik tarzını nitelememektedir (CoĢkun,
2001: 27). Gencebay, arabesk müzik kavramının basın tarafından ortaya atıldığına
vurgu yapmakta ve Türk müziğinden bağımsız çalıĢtığını ifade etmektedir.
Adorno’ya göre müzik, çağdaĢ toplumun ikilemlerini ve çeliĢkilerini
bünyesinde barındırmaktadır (Oskay, 1995: 69). Adorno’nun ifade ettiği gibi çağdaĢ
toplumun ikilem ve çeliĢkileri arabesk müzikte kendini göstermektedir. Arabesk
müzik, acının ve yoksulluğun bir ifadesidir. Acı ve yoksulluk ise toplumsal yapının
çeliĢkileridir. Aristoteles’in da belirttiği gibi müzik aracılığıyla “kahtarsis”
sağlamaktadır. Böylece insanlar dertlerinden, sorunlarından kısa bir zaman dilimi
için de olsa kurtulabilmektedirler. Özellikle arabesk müzik katharsis eĢliğinde
100
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
yabancılaĢmaya da hizmet etmektedir. Çünkü arabesk müzik dinleyen bireyler
yaĢanan dünyayla iliĢiklerini kesmektedirler. Adorno’ya göre yabancılaĢma
toplumsal değiĢimin hızlı yaĢandığı ülkelerde gerçekleĢmektedir (Oskay, 1995: 31).
Türkiye’de de 1950-1970’li yıllarda toplumsal değiĢim hızlı bir Ģekilde yaĢandığı
için yabancılaĢma olgusu kendini göstermiĢtir. YabancılaĢma; insanın kendi
çevresiyle, toplumuyla ve dünyasıyla çeliĢmesidir.
4.2. Arabesk Müzik ve Popüler Kültür İlişkisi
Arabesk müzik ve popüler kültür iliĢkisine değinmeden önce popüler
kültürün kavramsal olarak ne ifade ettiğinin bilinmesi gerekmektedir. Popüler kültür;
orta sınıfa ait bir kültür olup; halkın kültürü, değer yargıları, davranıĢları ve eğlence
biçimlerinin bütünüdür. Popüler kültürün ürünleri nüfusun büyük bir çoğunluğuna
seslenebilmektedir. Seçkin bir kitleye yönelik olmayan ve genel olarak kitle iletiĢim
araçlarıyla iletilen yaĢam öğeleridir (Alemdar ve Erdoğan, 1994: 151). Dolayısıyla
popüler kültürün öğelerinin tümü belli bir kitleye yönelik sunulmamaktadır.
Popüler kültür ve popüler kültürün ürünleriyle gündelik hayatta pek çok kez
karĢılaĢılmaktadır. Özellikle Türkiye’de popüler kültürün etkileri gayet açıktır. Bu
açıdan belirli bir kesim tarafından popüler kültür; gündelik yaĢamın kültürü olarak da
düĢünülmektedir. Popüler kültür aracılığıyla yeni yaĢam tarzları üretilmekte ve çeĢitli
ideolojiler yaygınlaĢtırılmaktadır. Popüler kültür ürünleri çoğu zaman aldatıcı bir
niteliğe sahiptir. Bu açıdan bireyleri çoğu zaman etkisi altına alabilmektedir
(Batmaz, 1981: 163). Arabesk filmlerde de bu aldatıcılığı görmek mümkündür.
Arabesk filmlerde seyircilere sürekli olarak hayali bir dünya sunulmaktadır. Bireyler
gerçek aĢkın olabileceğini düĢünmekte ve zengin-fakir aĢkına olumlu gözle
bakmaktadırlar. Çünkü popüler kültür sürekli olarak umudu canlı tutmaktadır.
Dünyayı ve var olan gerçekliği değiĢtirme arzusu popüler kültür içerisinde sürekli
bulunmaktadır.
Kırdan kente göç eden kesim, geleneklerini, göreneklerini, alıĢkanlıklarını da
beraberinde getirmiĢ ve Ģehir standartlarına bir anda alıĢamamıĢtır. Bu açıdan göç
ettiği dönem içerisinde köylü-kentli ikileminde kalmıĢtır. Kentli olmaya özenen ve
toplum tarafından kabullenmek istenen birey için taklit en temel yöntem olmuĢtur.
101
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
Kentli gibi tüketmek bir çıkıĢ noktası olarak düĢünülmüĢtür. Ancak, ekonomik
koĢulların elveriĢsizliği ve yetersiz imkânlar nedeniyle kırdan kente göç eden birey
maddi gücü dâhilinde harcamalarını gerçekleĢtirmiĢtir. Topluma adapte olamayan
birey büyük bir gerilim içerisine girmiĢ ve kendisini ifade edemeyeceğini
düĢünmüĢtür (Angı, 2013: 64). Hayatta pek fazla çıkar yolu kalmayan, sürekli
sorunlarla mücadele eden bireyin tek kurtuluĢ yolu arabesk müzik olmuĢtur. Böylece
arabesk müzik kendine özgü bir kültür oluĢturmuĢtur.
Arabesk kültürün ortaya çıkmasıyla birlikte müzik anlayıĢı da değiĢikliğe
uğramıĢtır. Özellikle 1960’lı yılların sonunda Orhan Gencebay ile birlikte geliĢim
gösteren arabesk müzik, Türkiye’nin o dönemki Ģartları göz önüne alındığında
karamsarlık, umutsuzluk, mutsuzluk ve acı gibi öğeleri yansıttığı için Türk halkı
tarafından büyük rağbet görmüĢtür. Birkaç yıl içerisinde Gencebay’ın yarattığı bu
tarz özellikle kırdan kente göç eden gecekondulu gençlerin yoğun ilgisini çekmiĢtir.
Orhan Gencebay; yaptığı müzikle kendinden sonra gelen arabeskçilere de örnek
olmuĢtur. Kısa bir süre sonra bu türde müzik yapan yeni besteci ve Ģarkıcılar
çıkmıĢtır. Bu isimler arasında baĢta Ġbrahim Tatlıses olmak üzere, Ferdi Tayfur ve
Müslüm Gürses’i saymak mümkündür. Zamanla arabesk müzik, popüler kültürün
vazgeçilmezi haline gelmiĢtir. Böylece arabesk müzik bünyesinde yer bulan çeĢitli
enstrümanlar pop müzikte de kullanılmaya baĢlamıĢtır. 1980’lerin ortalarında Türk
Sineması ile kapsama alanını geniĢleten arabesk müzik kolayca tanımlanamayan,
sınırları belirlenemeyen ve devamlı zenginleĢen bir müzik türü haline gelmiĢtir.
1950-1960’lı yıllarda baĢlayan toplumsal hareketler ve göç olgusu arabesk
müziğin geliĢimini desteklemiĢtir. Böylece ortak bir kültür oluĢmaya baĢlamıĢ ve
arabesk kültür popüler bir boyut kazanmıĢtır. Ancak arabesk müziğin homojen bir
yapıda olmadığını söylemek mümkündür. Çünkü arabesk Türkiye genelinde yer alan
folklorik öğelerin bileĢkesinden oluĢmaktadır. Arabesk müzik farklı beklentileri,
umitleri, korkuları ve isyanları aktaran bir müzik türü olarak toplumun karĢısına
çıkmıĢtır. Aynı zamanda arabesk müzik halkın beklentileri ve beğenilerine göre
kendisini Ģekillendirmeye çalıĢan bir tür olmuĢtur. Arabesk fakir halkın sığınağı ve
umudu konumuna gelmiĢtir. Bu nedenle arabeskçilere “baba” sıfatı atfedilmiĢtir.
102
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
“Orhan Baba”, “Ferdi Baba”, “Müslüm Baba” gibi isimler toplumun büyük
beğenisini kazanmıĢ ve aidiyet duygusu benimsenmiĢtir (Güngör, 1993: 91).
Arabesk müziğin tüketici kitleleri zamanla geniĢlemiĢ ve arabesk hem kırsal
hem de kentsel alanda sevilen bir müzik türü haline gelmiĢtir. Arabeskin birçok
toplumsal sınıf arasında yaygınlaĢmasının temel nedeni popüler kültürdür. 1968-
1979 yılları arasında özellikle gecekondularda baĢkaldırı olarak görülen arabeske
TRT hiçbir Ģekilde yer vermemiĢtir. Bu yüzden arabesk Türk halkına çekici
gelmiĢtir. Arabeski ticari bir meta olarak düĢünen yapımcılar hemen bu alana yatırım
yapmıĢ, böylece arabeske dayalı bir müzik endüstrisi ortaya çıkmıĢtır. Arabesk
türüne yönelen müzisyenlerin kasetleri, plakları… vb. popüler kültürün öğeleri
olmuĢtur (Özbek, 2008: 119-120). Bu öğeler hemen tüketilebilen, halkın geniĢ bir
kesimi tarafından anlaĢılan ve rağbet gören Ģarkılar olmuĢtur. Popüler kültürün
devreye girmesiyle birlikte arabesk müzik Türk halkı tarafından beğenilen bir
duruma gelmiĢtir.
Sosyolojik bir olgu olarak geliĢim gösteren arabesk müziğin var oluĢ sebebini
sadece gecekondulaĢma ve hızlı kentleĢme gibi nedenlere bağlamak pek doğru
değildir. Göçün arabesk kültürün oluĢumunda önemi yadsınamaz derecede büyük
olsa da Orta Doğu ve özellikle Mısır kökenli müzik anlayıĢı Türk toplumunu
derinden etkilemiĢtir. Cumhuriyet döneminden itibaren radyoda doğu müziklerine
yer verilmesi Türk Müziği’nin çehresinin değiĢmesine neden olmuĢ ve daha çok
Anadolu’da varlığını sürdüren arabesk müzik giderek büyük kentlere ve metropollere
yayılmıĢtır. Dönmez’in (2011: 236-237) de belirttiği gibi arabesk müzik ekonomik
sorunları, kötü hayat koĢullarını, sefaleti, yabancılaĢmayı, Ģehre ait olamamayı,
acıları, yoklukları ve aĢkı bünyesinde barındırmaktadır.
Kent yaĢamında istediklerini bir türlü bulamayan, iyi koĢullar altında
yaĢamayan, iĢsizlik sorunuyla karĢı karĢıya kalan ve sürekli maddi sıkıntı çeken köy
kökenli göçmenler toplumsal hayatın dıĢında kalmayı tercih etmiĢlerdir. Daha çok
kendi aralarında etkileĢime giren bu kesim arabeske adeta can simidi gibi sarılmıĢtır
(IĢık ve Erol, 2002: 96). Bununla birlikte; Orhan Gencebay “katı kurallara uymaya
çalışmayan her şey arabesktir” sözüyle bu türün daha serbest bir yapıda geliĢtiğini
ifade etmektedir. Gencebay’a göre arabesk öğeler ancak özgür bir ortamda
103
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
oluĢabilmektedir. Gencebay’ın Ģarkı sözleri incelendiğinde (Batsın Bu Dünya,
Hatasız Kul Olmaz, Dil Yarası) arabeskin özgür ve isyankâr yapısının varlığı
görülmektedir (Meriç, 1994: 32-34). Arabesk müzik türünde acı teması kendini
göstermektedir. Orhan Gencebay’ın sözlerinden yola çıkıldığında bu acı insanların
tamamen özgürlüğe kavuĢmasıyla son bulacaktır.
Kahraman, popüler kültür üzerine yapılan tartıĢmaları detaylı bir Ģekilde
incelemiĢ ve çıkarımlara ulaĢmıĢtır. Ona göre popüler kültür sadece bir sonuç
olmakla birlikte sosyolojinin içerisinde üremektedir. Yani toplumsal bir olgudur,
topluma mal olmuĢ bir niteliğe sahiptir. ModernleĢme ve zamanla kentleĢmenin baĢ
göstermesi toplumun ikilemde kalmasına neden olmuĢ ve zorluklar meydana
gelmiĢtir. Kahraman, arabeskin tam bu noktada geliĢtiğini ifade etmekte ve halkın
yaĢadığı zorlukların bir yansıması olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle Türk
toplumunda arabesk olgusu yerel bir nitelik arz etmektedir. Irene Markoff, arabesk
müzik türünün 1968 yılında Orhan Gencebay ile hayat bulduğunu iddia etmektedir.
Markoff o dönem için arabeskin devlet tarafından ikinci plana atıldığını ifade etmiĢ
fakat ilerleyen yıllarda arabeskin her yaĢtan her kesim tarafından ilgi duyulan bir
müzik türü olduğunu sözlerine eklemiĢtir (Küçükcan, 2011: 38).
Acı, sefalet ve yoksulluk çerçevesinde ilerleyen arabesk müzik devletin
büyük tepkisini çekmiĢ ve arabesk müziğin engellenmesine yönelik çalıĢmalar
gerçekleĢtirilmiĢtir. Bunun neticesinde TRT, 1980’li yılların ilk periyodunda arabesk
müziği yasaklamıĢtır. Ancak bu yasak sadece TRT bünyesinde gerçekleĢmiĢ, arabesk
müzik halkın gözünde popülaritesini arttırarak devam ettirmiĢtir. TRT, acısız olarak
tabir edilen arabesk müzik türünü yaygınlaĢtırmaya çalıĢsa da halk tarafından hiçbir
Ģekilde ilgi görmemiĢtir. Özellikle Hakkı Bulut, acısız arabeske yönelik denemeler
gerçekleĢtirmiĢ, fakat bu tarzın kısa bir süre sonra tutmayacağı anlaĢılmıĢtır (Stokes,
2009:163). Çünkü halk acısız arabesk müzikle özdeĢleĢememiĢtir.
4.3. Türk Sineması’nda Arabeske Giden Yol
Sinema; toplumsal hayatın ve sorunların yansıtıldığı en önemli kitle iletiĢim
aracıdır. AraĢtırma, propaganda, eğitim ve öğretim gibi vasıfları da bulunan sinema
tüm sanatları bünyesinde barındırmaktadır (Özön, 1985: 12). 7.sanat olarak ifade
104
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
edilen sinemada da toplumsal hayattaki değiĢim derin bir Ģekilde hissedilmektedir.
Sanatı toplumsal hayattan ayrı bir Ģekilde değerlendirmek olanaksızdır. Özellikle
sinema; yaĢadığı toplum düzenini adeta bir ayna gibi yansıtmaktadır. Arabesk
kültürün oluĢması ve arabesk müziğin yoğun ilgi görmesiyle birlikte Türk
Sineması’nda “Arabesk Filmler Dönemi” baĢlamıĢtır.
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Mısır filmleri halkın büyük bir kesimi
tarafından ilgiyle izlenmiĢtir. Anadolu insanı, Mısır filmlerine ailece gitmeye
baĢlamıĢ ve bu filmlerden etkilenmiĢtir. Mısır filmlerinde dramatik öğeler ve
özellikle de müzik ön plana çıkmıĢtır. Filmlerdeki göz yaĢartıcı öyküler acı ve keder
yüklü Ģarkılarla birleĢtirilmiĢtir. Bu filmler arasında “Leyla ve Mecnun”, “Şark
Yıldızı”, “Aşkın Gözyaşları” ve “Avare”yi saymak mümkündür (Güngör, 1993: 68).
Türk izleyicilerin bu filmlere ve özellikle de filmlerdeki Ģarkılara yoğun ilgi
göstermesi bestecileri ve sinemacıları yeni arayıĢlara yöneltmiĢtir.
1950 yılından itibaren Türk Sineması’nda köklü değiĢimler yaĢanmaya
baĢlamıĢtır. Sinema bu yıllarda siyasal hayattan etkilenmiĢtir. Türkiye’nin tek partili
dönemden çok partili döneme geçtiği bu dönemde sinema ekonomik sarsıntılardan
etkilenmiĢtir. 1960’lı yıllarda ekonomik bakımdan güçlenmeye baĢlayan Türkiye’de
çekilen filmlerin sayısında hızlı bir artıĢ yaĢanmıĢtır. Sinema sanatı en önemli
eserlerini bu dönemde vermeye baĢlamıĢ ve YeĢilçam oluĢmuĢtur. 1968 yılında
Türkiye arabeskle tanıĢmaya baĢlamıĢ ve Orhan Gencebay “Bir Teselli Ver” adlı
45’lik plağını çıkartmıĢtır. Bir Teselli Ver ile birlikte Orhan Gencebay’in oluĢturmuĢ
olduğu bu tarza arabesk adı verilmiĢ ve arabesk büyük kentlerin çevresinde yaĢayan
özellikle gecekondu kesimlerinin ilgi gösterdiği dolmuĢ, minibüs müziği halini
almıĢtır. Orhan Gencebay’ın bestelemiĢ olduğu “Batsın Bu Dünya”, “Hatasız Kul
Olmaz”, “Yarabbim”, “Feryada Gücüm Yok” gibi Ģarkılar aynı zamanda Türk
Sineması’nda da kendisine yer bulmuĢ ve YeĢilçam’da arabesk furyası baĢlamıĢtır.
Arabeskin Orhan Gencebay ile hayat bulduğu yıllarda televizyon
yayıncılığında köklü değiĢimler yaĢanmaya baĢlamıĢtır. 1968 yılında TRT
bünyesinde baĢlayan televizyon yayınları Türk Sineması’nın olumsuz bir Ģekilde
etkilenmesine neden olmuĢtur. 1961 Anayasası ile TRT’ye verilen özerk yapı, 1971
muhtırasının ardından yerini tarafsızlığa bırakmıĢtır. Her gelen iktidar öncelikle
105
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
TRT’nin genel müdürünü değiĢtirmiĢ ve sürekli olarak yayınları kontrol etme arzusu
içerisinde olmuĢtur. Arabeskin televizyon yayınlarında yer bulamaması ve sinemanın
televizyona oranla daha özgür bir ortam oluĢturması arabeskin sinemada hayat
bulmasını sağlamıĢtır. 24 Aralık 1978 yılına kadar bu anlayıĢ değiĢmemiĢtir. Fakat
TV Dairesi BaĢkanı Yılmaz Dağdeviren’in yapmıĢ olduğu giriĢimlerle birlikte Orhan
Gencebay ilk defa televizyona çıkarak kendi parçalarını seslendirmiĢtir. Böylece
arabeske yönelik meydana gelen büyük bir tabu yıkılmıĢtır (Serim, 2007: 101).
Arabesk furyasının baĢladığı 1960-1970’li yıllarda Türk toplumunda da
sosyolojik açıdan önemli değiĢimler yaĢanmaya baĢlamıĢ, kültürel değerler yeniden
oluĢum evresine geçmiĢtir. SanayileĢme, yük kentlere göç, iĢçi sınıfının etkisinin
hissedilmesi ve kötü hayat standartları bireylerin farklı alternatiflere yönelmesine
neden olmuĢtur. SendikalaĢma, grev hakkı, yaĢam koĢullarının düzeltilmesine
yönelik gerçekleĢtirilen faaliyetler kültür-sanat alanında yer bulmuĢ; görsel-iĢitsel
medya da yaĢanan bu değiĢimden önemli ölçüde etkilenmiĢtir (Kasım ve Atayeter,
2012: 27).
O dönem mutsuzluk ve acıyı aĢıladığı düĢünülen ve gecekondu kültürü
olduğu varsayılan arabeski sadece Orhan Gencebay değil, Emel Sayın ve Zeki Müren
de kullanmıĢtır. Gerek Emel Sayın ve gerekse de Zeki Müren Türk müzik tarihinin
en önemli sanatçılarındandır. Ancak bu iki sanatçı da popüler filmlerinde arabesk
müzikten yararlanmıĢlardır. Sayın ile Müren’in tarzında sadece acı, çile, hüzün değil
aynı zamanda neĢe, zevk, aĢk, mutluluk ve sevgiye dair öğeler de bulunmaktadır
(Öztürk, 2005: 429). Bununla birlikte arabesk müzik icra eden birçok Ģarkıcı ve
besteci ortaya çıkmıĢ, fakat ses getirememiĢlerdir.
1970’li yıllarda arabeskin yanı sıra toplumsal gerçekçi filmler de çekilmeye
baĢlamıĢtır. Yılmaz Güney’in “Umut” isimli filmi ile birlikte toplumsal mesaj
kaygısı taĢıyan yapıtlar çekilmeye baĢlamıĢtır (Esen, 2002: 104). 1970’li yıllarda
televizyonun yayın hayatına baĢlamasıyla birlikte YeĢilçam’a olan ilgi azalmaya
baĢlamıĢ ve izleyiciler tek kanal olan TRT’ye yoğun Ģekilde ilgi göstermiĢlerdir.
Aynı zamanda siyasal çatıĢmaların meydana getirdiği gergin hava nedeniyle toplum
sinemalara gitmek yerinde evinde televizyon izlemeyi tercih etmiĢtir (Esen, 2000:
145). Bütün bu olaylar üzerine yıllardır sinemayla uğraĢan yapımcı ve yönetmenler
106
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
tabiri caizse izleyiciye küsüp sinema sanatı ile ilgilenmeyi tamamen bırakmıĢlardır.
Sinemayla uğraĢmaya yeni yeni baĢlayan bir kesim ise sinemanın kurtuluĢu için
çareler aramıĢlardır. Sinema seyircisinin salonlardan tamamen kopmaması için
birçok yol denenmiĢ, neticesinde yapımcılar fantastik ve özellikle de erotik filmler
çekmeye yönelmiĢlerdir (Scognamillo, 1991: 121).
1970’li yıllar Türk Sineması’nın altın çağları olarak nitelendirilmektedir.
Yıllık film üretimi hızlı bir ivme kazanmıĢ ve yılda yaklaĢık 300 film üretilmiĢtir.
Hatta dağıtım ağı güçlenmiĢ ve filmler Anadolu’nun ücra y ve kasabalarına da
ulaĢabilmiĢtir. Ancak bu dönem çok kısa sürmüĢ ve Türk Sineması kendini çok
büyük bir krizin tam ortasında bulmuĢtur. Toplumsal dönüĢümün yaĢanması Türk
Sineması’nda katı bir sansürün uygulanmasına neden olmuĢtur. Bu nedenle
yapımcılar, yönetmenler ve senaristler oto sansür uygulamak zorunda kalmıĢlardır.
YeĢilçam’ın en kaliteli filmlerinin üretildiği bu dönemde dıĢa açılım yeteri kadar
sağlanamamıĢ ve çekilen filmler Türkiye sınırlarını aĢamamıĢtır. Bazı Ortadoğu
ülkelerine ihraç edilen filmler olsa da yaĢanan petrol krizi ve Kıbrıs SavaĢı film
endüstrisini olumsuz bir Ģekilde etkilemiĢ (Söğüt, 2009: 39-40), böylelikle Türk
Sineması zor bir periyodun içerisine girmeye baĢlamıĢtır.
4.4. Arabesk Film Furyası ve Filmlerin Yapısı
Arabesk film furyası Türk Sineması’nın belirli bir dönemine damgasını
vurmuĢ ve izleyiciler çekilen filmlere yoğun ilgi göstermiĢlerdir. Bu ilginin altında
yatan en önemli etkenler ise Türk toplumunun sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel
yapısıdır. Filmlerin baĢrol oyuncularıyla özdeĢleĢme ve onlarla aynı sorunları
yaĢama özellikle köyden kente göç eden kitlenin arabesk filmlere olan ilgisini
arttırmıĢtır. Bu nedenle arabesk filmleri dönemlere göre incelemek yerinde olacaktır.
4.4.1. 1970’li Yıllar
1970’li yıllarda fantastik ve erotik filmlerin çekilmeye baĢlamasıyla birlikte
Türk Sineması geçici bir süre için de olsa nefes almaya baĢlamıĢ, bununla birlikte
müzik alanında yaĢanan hareketlenmeye duyarsız kalamamıĢtır. YeĢilçam
gecekondularda yaĢayan insanların benimsediği arabesk müzikten yararlanmayı
bilmiĢtir. 1970’lerin sonlarına doğru Orhan Gencebay ve Ferdi Tayfur’un filmleriyle
107
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
baĢlayan arabesk furyası 1980’lere gelindiğinde farklı bir boyut kazanmıĢtır. 1979
yılında Türk Sineması’nda çekilen 195 filme bakıldığı vakit bunlardan sadece
19’unun (% 9,7) arabesk temelli olduğu görülmektedir (Esen, 2000: 146). Ancak;
çekilen bu filmler 80’lerde yaygınlaĢacak arabesk temelli filmlere örnek teĢkil
etmiĢtir.
1970’li yıllarda geliĢim gösteren arabesk müzik, Türk Sineması’nda da
kendisini göstermeye baĢlamıĢ, böylece yapımcılar arabeskçilerin baĢrolde yer aldığı
filmlere yönelmiĢtir. Arabesk müzik, Türk Sineması’nın biçimsel ve içeriksel açıdan
değiĢmesine neden olmuĢ ve toplumun sorunları sinemada yer bulmuĢtur. 1970’li
yılların son dönemleri toplumsal hayat açısından zorluklarla geçmiĢtir. 70’lerin
sonlarında yaĢanan terör olayları, sağ-sol çatıĢmaları, kardeĢlerin birbirlerini hiç
acımadan öldürmesi değiĢen toplum yapısını tamamen yozlaĢtırmıĢtır. Toplumsal
hayattan sinemanın etkilenmesi olanaksızdır. Artan terör olayları sinemayı durma
noktasına getirmiĢ ve izleyici sinema salonlarından kopmuĢtur (Scognamillo, 1991:
122).
4.4.2. 1980’li Yıllar
1980 yılından itibaren arabesk filmlerde büyük bir patlama yaĢanmıĢtır. Bu
patlamanın meydana gelmesine 12 Eylül 1980 tarihindeki askeri darbenin etkisi
büyüktür. Askeri darbe ile birlikte toplumsal dinamikleri köklü bir değiĢime
uğramıĢtır. Toplumsal koĢulların değiĢmesi, sinema sanatına da etki etmiĢtir. O güne
değin sinemada kurtarıcı olarak görülen Ģiddet ve erotizm içerikli filmler
yasaklanmıĢtır. Bu filmlerin seyirci kitlesinin kaybolması yapımcıları çeĢitli yollara
sevk etmiĢtir. Askeri darbenin ardından sıkıyönetim dönemi baĢlamıĢ ve toplumsal
eleĢtiri yapan filmler de tamamen yasaklanmıĢtır. Böylelikle; baĢta arabesk içerikli
filmler olmak üzere, bireysel bunalımlar ve kadın sorunları Türk Sineması’nda yer
bulmuĢtur (Esen, 2002: 104).
1980-1990’lı yıllar arabeskin çehresinin değiĢime uğradığı bir dönem olarak
ön plana çıkmaktadır. Bu dönem arabesk müzik dinleyici kitlesini geniĢletmiĢ,
böylelikle toplumun farklı kesimleri bu türle tanıĢmıĢtır. Arabeskin geliĢim
göstermesinin temelinde siyasal hayatta yaĢanan değiĢimler yatmaktadır. 1983
108
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
yılında Turgut Özal’ın kurmuĢ olduğu Anavatan Partisi’nin iktidara gelmesiyle
birlikte TRT’nin yasakladığı arabesk müzik tekrardan radyo ve televizyonda
kendisine yer bulmaya baĢlamıĢtır. Özellikle bu yıllar içerisinde arabesk müzikle
uğraĢan sanatçılar TRT ekranlarında seyircilerle buluĢmuĢtur. Arabeskin
televizyonda kendisine yer bulması ile birlikte arabesk müzik toplumun geniĢ bir
kesimi tarafından tanınmıĢ ve ön yargılar kırılmaya baĢlamıĢtır (Küçükkaplan, 2012:
161).
GecekondulaĢma ile birlikte ivme kazanan arabesk, giderek egemen kültüre
dönüĢmeye baĢlamıĢtır. “Minibüsçülük” ve “gecekondulaĢma” bu filmlerin
merkezinde yer almıĢtır. Filmlerde ana kahraman genellikle gecekondu mahallesinde
yaĢamaktadır. Bunun yanında zengin kız fakir erkek teması arabesk filmlerin
çoğunda kendisini göstermektedir. BaĢrollerini Ġbrahim Tatlıses ve Hülya AvĢar’ın
paylaĢtığı 1985 yapımı Mavi Mavi isimli film de bu tema üzerine kuruludur.
Gecekondularda ortaya çıkan ve Ģehirlere yayılan arabesk müzik toplumsal hayatın
merkezinde yer almaya baĢlamıĢtır. Ġsyankâr ve çığırtkan bir üsluba sahip olan
arabesk kimi zaman nefret dolu duyguları da empoze edebilmektedir (Öztürk, 2004:
14-15).
1981 yılından çekilen 72 filmin 33 tanesi (% 45,8) arabesk kategorisinde yer
almaktadır (Esen, 2000: 146). Bu döneme Orhan Gencebay’ın, Ferdi Tayfur’un,
Müslüm Gürses’in, Ġbrahim Tatlıses’in ve Gökhan Güney’in filmleri damga
vurmuĢtur. Bu tip filmlerin konuları birbirine çok benzemektedir. Filmlerde acı
teması derin bir Ģekilde hissedilmektedir. Fakat bu acı eski YeĢilçam
melodramlarından farklıdır. Bu acının ortaya çıkıĢını hüzün, karasevda, çile, hor
görülme, dıĢlanma, kahrolma, yoksulluk, kötü yazgı, yakınma, umutsuzluk,
karamsarlık, kadercilik ve kan davası gibi olgular oluĢturmaktadır. Arabesk filmlerde
mutluluk ve sevince kısa sürelidir, yani aldatmacadır (Evren, 1997: 116).
Arabesk filmfuryasında konudan ziyade söylenen Ģarkılar büyük önem arz
etmektedir. Filmlerin hemen hemen hepsinde arabeskçiler çıkarmıĢ oldukları
plaklardaki/kasetlerdeki Ģarkıları seslendirmekte ve bu sahneler adeta bir video klip
tarzında çekilmektedir. Filmlerde yer alan sahnelerin genel özellikleri ise Ģu
Ģekildedir (ErĢanlı: 2012: 121):
109
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
- Sahnelerde Ģarkıların sözleri ön plana çıkmaktadır.
- Sahnelerde, gösteriĢten uzak görsel unsurlar yer almaktadır.
- Sahnelerde sözler ön plana çıkabilmekte ve gösteriĢten uzak görsel
unsurlara eĢ zamanlı bir Ģekilde baĢvurulabilmektedir.
- Soyut görüntüler ve hayallerle kurulu bir içeriğe sahip
olabilmektedirler.
Genelde birçok film zengin kız ile fakir erkek arasındaki aĢk üzerine
kurulmuĢtur. Fakat bu aĢk olanaksız veya platoniktir. Fakir erkek rollerinde arabesk
türünde Ģarkı söyleyen müzisyenler görülmektedir. Filmlerdeki zengin kız rolünde
ise genellikle Necla Nazır, Perihan SavaĢ, Oya Aydoğan, Serpil Çakmaklı
görülmektedir. Olanaksız aĢk ve olanaksız sevgi kahramanların tüm hayatını
etkilemektedir. Filmlerdeki kızların babası çoğunlukla ağadır. Ağa; taĢ kalpli ve hak
yiyicidir. Gözünde kestirdiği zengin damat adayıyla kızını evlendirmek istemektedir.
Bu açıdan filmlerdeki erkek karakter olan arabesk müzik Ģarkıcıları köyden kente
göç etme ve zengin olma amacını taĢımaktadırlar. Ġçlerinde hep ağadan intikam alma
arzusu yatmaktadır. Gecekondularda yaĢayanlar da köyden kente göç ettikleri için
filmlerdeki ana karakterle özdeĢleĢmekte ve kendilerini onun yerine koymaktadırlar.
Dürüst delikanlı kente gelmekte ve gazinolarda müzik dünyasının aranan bir Ģarkıcısı
olmaktadır. Para ve Ģöhret sahibi olan genç köye geri dönerek sevdiği kıza kavuĢmak
istemektedir. Ancak filmin sonunda sevenler birbirine kavuĢamamaktadır (Evren,
1997: 117). Ġzleyiciler bu filmleri izleyerek rahatlamıĢ ve umutlarını canlı
tutmuĢlardır. Mutlu olabilme ümidi filmler aracılığıyla izleyicilere yansıtılmaktadır.
Arabesk film furyasında melodram anlayıĢı hâkim bir durumdadır. Filmin
baĢrol oyuncuları çoğu zaman kırdan kente göç etmiĢ, ekonomik açıdan hiçbir
imkânı olmayan, y-kent ikileminde kalmıĢ fakir ama onurlu gençlerdir. Arabesk
film furyasının o dönemki koĢulları göz önüne alındığında “kadercilik” yaklaĢımının
köyden kente göç eden bireyler için uygun olduğu açık bir Ģekilde görülmektedir.
Fakat kötü yola düĢen kadınlar, namus cinayetleri, sonu olmayan aĢklar, mahkum
110
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
olma, suç iĢleme bu türün spesifik özellikleri arasında yer almaktadır (Önk, 2011:
3872). Müzik hemen hemen her sahnede izleyicinin karĢısına çıkmakta ve derin bir
etkileme gücü oluĢturmaktadır. Filmlerdeki mutsuzluğa ve acıya rağmen izleyiciler
hikâyede kendilerinden bir Ģeyler bulmakta ve acı çeken baĢrol oyuncusuyla ister
istemez özdeĢleĢmektedir.
Mutsuzluk ve acıyla örülmüĢ bir yapıya sahip olan arabesk filmlerde
Ġstanbul’un bütünlüğünü görebilmek neredeyse imkânsızdır. Mekân olgusu sürekli
değiĢmektedir. Kır ve kent arasında mekik dokuyan ana karakterin hayatı iki alanda
geçmektedir. Filmlerde ata-erkillik olgusu sıkça karĢılaĢılan bir durumdur.. Zengin
ve fakir gencin aĢkını sadece arabesk filmlerde değil; arabesk filmlerden önceki
YeĢilçam melodramlarında da görmek mümkündür. Bu açıdan arabesk filmler Türk
Sineması’nda popüler bir hale gelmiĢ ve geniĢ kitleler tarafından izlenmiĢtir (Öztürk,
2005: 432).
Arabesk filmlerde “öteki” kavramı merkezde yer almaktadır. Ailelerin yıkımı,
Ģehre yabancı kalma, -kumar ikilemi gibi temalar filmlerin birçoğunda
görülmektedir. Senaryolarda ise çeliĢen öğeler bulunmakla birlikte seyirci var olan
durumu kendine özgü yöntemlerle analiz edebilmektedir. Dramatik olay örgüsü
sürekli müzikle desteklenmekte ve filmlerin adı genelde Ģarkıcıların söylediği
parçalar olmaktadır. Filmin baĢrol oyuncuları sıkıntıların baĢ gösterdiği ortamlarda
acılarını, bahtsızlıklarını, sorunlarını söylediği hüzünlü Ģarkılarla dıĢa vurmaktadır.
Filmlerin olay örgüleri arabesk Ģarkılarla desteklenmekte ve dıĢ müzikler genelde
batı kaynaklı olmaktadır. Oyuncular filmlerde ortalama üç-dört parça
seslendirmektedir. Dinleyiciler tarafından en beğenilen parçalar filmin en dramatik
anında çalınmaktadır (Stokes, 2009: 202). Böylece duygu yoğunluğu yaĢanmakta ve
coĢkular doruk noktasına ulaĢmaktadır.
Arabesk dünyasına Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses ve
Ġbrahim Tatlıses’ten sonra çocuk yıldızlar da adım atmaya baĢlamıĢtır. 80’li yılların
ikinci yarısında yaĢı 12- 16 arasında değiĢen küçük arabeskçiler ortaya çıkmıĢtır. Acı
dolu sözleri çocukların söylemesi çok daha etkili olmuĢ ve kitleler etkilenmiĢtir.
Çocuk arabeskçilerin en bilinenleri Küçük Emrah ve çük Ceylan’dır. Bu iki isim
günümüzde de müzik yaĢantılarına devam etmektedir. Daha sonra bu isimler de
111
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
arabesk film furyasına dahil olmuĢ ve bu türde filmler çekmiĢlerdir. Emrah’ın
oynamıĢ olduğu “Acıların Çocuğu” filmi yediden yetmiĢe tüm Türk halkını derinden
etkilemiĢtir. Filmlerinde Emrah ve Ceylan ya öksüz ya da yetimdir. Çocuk
arabeskçiler de filmlerinde fakirdirler. Ancak her Ģeye rağmen hayattan
soğumamıĢlardır (Güngör, 1993: 68). Prodüktörler onlara hem albümler yapmıĢ hem
de birçok filmde oynatmıĢlardır. Fakat bu çocuklar daha sonra psikolojik bakımdan
çökmüĢ ve davranıĢ bozuklukları göstermiĢlerdir.
Arabesk furyası sinema salonlarında varlığını sürdürürken video film
teknolojisi Türkiye’de yaygınlaĢmaya baĢlamıĢtır. Video oynatıcıların yaygınlaĢması
ile birlikte çeĢitli Türk filmleri telesine cihazı aracılığıyla videobantlara aktarılmıĢtır.
Bu Ģekilde yeni bir ticari alan doğmuĢtur. Ancak video teknolojisi sinemanın bir
sanat olarak geliĢmesini olumsuz yönde etkilemiĢtir (Scognamillo, 1996: 94). Video
filmler çok düĢük maliyetlerle, yoğun çaba sarf edilmeden çekilmiĢ ve arabesk
dünyasının önde gelen sanatçıları zamanla video film sanayinin vazgeçilmezi
durumuna gelmiĢlerdir. Bu filmlerin senaryo yapısı basit bir o kadar da birbirine
benzerdir. 1990’lı yıllara gelinene dek arabesk filmler gerek videokasetlerde gerekse
de sinema salonlarında halk tarafından ilgiyle izlenmiĢtir. Filmlerin çekimleri çok
kısa sürede tamamlanmıĢtır. Yönetmenliğini Ertem Eğilmez’in yaptığı 1988 yapımı
“Arabesk” filmi o dönemde var olan arabesk furyasını hicvetmiĢtir. 1990 yılında ise
Türkiye’de büyük bir ekonomik kriz meydana gelmiĢ ve sinema sektörü bu krizden
yoğun bir Ģekilde etkilenmiĢtir.
4.4.3. 1990’ Yıllar
1990’lı yıllarda çekilen arabesk filmler birbirini tekrar eder nitelikte olup,
özgün konulara sahip değillerdir. Abisel (2005: 121) izleyicilerin kısa süre içerisinde
çekimleri tamamlanan video filmlere ilgi göstermediğini ifade etmektedir. O
dönemde çekilen filmlerin birçoğunun senaryosunun benzer nitelikte olduğunu
belirten Abisel, ekonomik krizin yanında filmlerin kalitesiz oluĢunun da arabesk
furyasının noktalanmasından önemli bir paya sahip olduğunu ifade etmiĢtir.
Toplumsal değiĢim ve özel televizyon kanallarının yayın hayatına baĢlaması üzerine
arabesk filmler dönemi tamamen sona ermiĢtir.
112
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
5. Sonuç
Kitle iletiĢim araçları içerisinde sinema ayrı bir öneme sahiptir. Bir sanat ve
öykü anlatma aracı olan sinema görsel ve iĢitsel yönü nedeniyle içinde yaĢanılan
gerçekliğe ayna tutmaktadır. Her yaĢtan ve her gruptan izleyiciye ulaĢabilen sinema
kimi zaman da toplumsal yapıyı değiĢtirebilecek iĢlevler üstlenebilmektedir. Zaman
ve mekân kavramının farklı bir boyut kazandığı sinema sanatı ülkeden ülkeye, hatta
yönetmenden yönetmene değiĢiklik göstermektedir.
1950 yılından itibaren Türkiye’nin toplumsal hayatında köklü değiĢimler
yaĢanmaya baĢlamıĢtır. Sanayi devrimi ile birlikte büyük kentlerdeki hayat
standartları gittikçe yükselmiĢ ve endüstri alanında önemli geliĢmeler kat edilmiĢtir.
Ancak, Türkiye’de yden kente göç; sanayileĢmeyi aĢan bir hızla gerçekleĢmiĢ ve
kırsal kesimlerde yaĢayan insanlar büyük kentlere yönelmiĢtir. Bu nedenle kentlerde
düzenli istihdam ve iskân sağlanamamıĢ ve gecekondulaĢma meydana gelmiĢtir.
Kent merkezlerinde ev bulamayan ya da evlerinin kiralarını ödeyemeyen göçmen
kesim Ģehir merkezlerinin dıĢındaki gecekondulara yerleĢmiĢ ve buralarda
gecekondu mahalleleri oluĢturmuĢlardır.
1960’lı yıllar siyasetin yanında müzik alanında da büyük değiĢimlere sahne
olmuĢtur. Türkiye’de Orhan Gencebay o ana kadar yapılmamıĢ özgün bir müzik
türünü ortaya çıkarmıĢ ve bu re “arabesk” adı verilmiĢtir. Arabesk tarzının
oluĢmasında 1930’larda Türkiye’de gösterime giren Mısır filmlerinin etkisi çok
büyüktür. Arabesk; Türk sanat müziği ve Türk halk müziğinin sentezinden oluĢmakla
birlikte acı ve keder bu türün temel dayanak noktasında yer almaktadır. Akrabaları ve
sevdikleri köylerde kalmıĢ göçmen kesim kentte zor hayat koĢullarıyla baĢ baĢa
kalmıĢ, kente alıĢamamıĢ ve yabancılaĢmıĢtır. Arabesk müzikle gecekondu kesimi
adeta bütünleĢmiĢ ve katharsis meydana gelmiĢtir. Orhan Gencebay’ın ardından
Ferdi Tayfur, Ġbrahim Tatlıses ve Müslüm Gürses müzik dünyasında ön plana
çıkmaya baĢlamıĢtır.
1970’li yıllarda televizyonun yaygınlaĢma baĢlamasıyla birlikte sinema
etkisini yitirmeye baĢlamıĢ; yapımcılar fantastik ve erotik içerikli filmlere
yönelmiĢlerdir. Özellikle Orhan Gencebay’ın filmleri ile birlikte o dönem sadece
113
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
gecekondularda dinlenen ve “minibüs müziği” olarak nitelendirilen arabesk Ģarkılar
orta kültür düzeyine ait kesim tarafından da dinlenir duruma gelmiĢtir. 1980 yılından
itibaren siyasal dönüĢümün etkisiyle birlikte erotik filmler yerini tamamen arabeske
bırakmıĢtır. Arabesk filmlerin kahramanlarıyla kendini özdeĢleĢtiren genç kuĢak
böylelikle toplumda alıĢılagelen kültür anlayıĢının değiĢmesini de sağlamıĢtır.
BaĢlangıçta küçümsenen ve alt sınıfa ait olarak görülen arabesk, 80’lerin ortalarında
her yaĢtan her kesime ulaĢmaya baĢlamıĢtır.
Arabesk içerikli filmler toplumsal yapıda meydana gelen değiĢikliği
beyazperdeye aktarmıĢ ve birçok müzisyen zamanla bu alana yönelmiĢtir. Bu
dönüĢümün temelini popüler kültürün toplum içerisinde yaygınlaĢması
oluĢturmuĢtur. Çünkü çekilen bu filmler “afyon etkisi” yaratmıĢ ve bireyler gündelik
yaĢamın vermiĢ olduğu sıkıntı ve sorunlardan bir nebze de olsa uzaklaĢabilmiĢlerdir.
Gerek sinema salonlarında gerekse de videolar aracılığıyla evlerde arabesk filmler
yoğun ilgiyle izlenmiĢtir. Bunun üzerine yapımcılar çocuk arabeskçileri müzik
piyasasına çıkarmıĢlardır. Küçük Emrah ve Küçük Ceylan üzerinden para kazanan
yapımcılar onların baĢrolde oynadığı filmlerde acı, hüzün keder ve ayrılık temalarını
iĢlemiĢlerdir.
Arabesk furyası 1980’lerin sonlarına doğru popülaritesini yitirmeye baĢlamıĢ
ve 1988 yapımı Ertem Eğilmez imzalı “Arabesk” filmi ile bu dönem hicvedilmiĢtir.
Konusunu arabesk tarzındaki yapımların karıĢımından alan filmde zengin kız ile
dürüst fakir erkeğin aĢkı konu edilmektedir. Arabesk furyasındaki acı öğesi bu
filmde yerini komediye bırakmıĢtır. Film; halkın tüm kesimi tarafından beğeniyle
izlenmiĢtir. Arabesk filminin ardından bu furyanın da sonu gelmiĢtir. Arabesk
furyasının noktalanmasında gecekondu kesiminin sosyal bakımdan sınıf atlamasının
rolü büyüktür. Kırdan kente göç eden kesimin gelirini arttırması ve kent
merkezlerine yerleĢmesi de arabesk furyasının bitmesine neden olan bir diğer
özelliktir.
Görüldüğü gibi arabesk Türk Sineması’nın bir dönemine damgasını vurmuĢ
ve izleyici bu filmlerde adeta kendisini bulmuĢtur. Filmlerde popüler kültür alt
metinlerle izleyicilere aĢılanmıĢtır. Popüler kültür; içinde yaĢanılan toplumsal
gerçekliği değiĢtirip yeni bir hayat kurma isteğini canlı tutmuĢ ve topluma umut
114
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
aĢılamıĢtır. Bu sayede bireyler düĢlerini, tasarılarını canlı tutabilmiĢ ve ümitlerini
yitirmemiĢlerdir. Arabesk filmlerde popüler kültürün sunduğu umut öğesini her
zaman görebilmek mümkündür. Dürüst delikanlı fakir de olsa sevdiği zengin kıza
kavuĢma umudunu her zaman taĢımaktadır. Yine dürüst delikanlı er ya da geç zengin
olup düĢmanlarından intikam almayı amaçlamaktadır. Her dönem kendi koĢulları göz
önüne alarak değerlendirilmelidir. Türkiye’nin o dönemki koĢulları irdelendiği vakit
arabesk filmlerin kendine has seyirci kitlesini oluĢturduğu ve amacına ulaĢtığı açıkça
görülmektedir.
KAYNAKÇA
ABĠSEL, Nilgün (2005). Türk Sineması Üzerine Yazılar, Ankara: Phoenix Yayınevi.
ALEMDAR, Korkmaz ve ERDOĞAN, Ġrfan (1994). Popüler Kültür ve ĠletiĢim,
Ankara: Ümit Yayınları.
ANA BRĠTANNĠCA (1992). Cilt: 2, Ġstanbul: Hürriyet Gazetesi Yayınları.
ANGI, Çiğdem Eda (2013). “Müzik Kavramı Ve Türkiye’de Dinlenen Bazı Müzik
Türleri”, Ġdil Sanat ve Dil Dergisi, Cilt:2, Sayı: 10.
BAĞLI, Mazhar (2004). “Batman Ġntiharları Bağlamında Özgürlüğün ve Geleneksel
Toplumsal Yapının Kentsel Kurgusu”, Kriz Dergisi, No:12. 1.
BATMAZ, Veysel (1981). “Popüler Kültür Üzerine DeğiĢik Kuramsal YaklaĢımlar”,
Ankara ĠletiĢim Dergisi, Sayı: 1.
BELGE, Murat (1983). Tarihten Güncelliğe, Ġstanbul: Alan Yayınları.
BĠRKALAN, Hande (2003). Arabesk’te Politika ve Poetika, Folklor / Edebiyat
Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 36
BÜYÜK LAROUSSE (1986). Cilt: 2, Ġstanbul: Milliyet Gazetesi Yayınları.
COġKUN, Ahmet Hakan (2001). Orhan Gencebay - Ne Olur Sev Beni, Ġstanbul:
Birey Yayıncılık.
ÇALIġKAN, Zekeriya (2006). “Türkiye’de ġehirleĢme ve GecekondulaĢma”, Fırat
Üniversitesi Doğu Anadolu Bölgesi AraĢtırmaları Dergisi.
115
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
DÖNMEZ, Banu Mestan (2011). “Katharsis Fenomeninin Arabesk Özelindeki
Görünümü”, Uluslararası Ġnsan Bilimleri Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 2.
ERġANLI, Banu (2012). “Bir Alt Kültür Yansıması Olarak Arabesk Video Müzik
Klipleri Dilinin Ġncelenmesi”, Batman University Journal Of Life Sciences,
Cilt: 1, Sayı: 1.
ESEN, ġükran (2000). 80’ler Türkiyesi’nde Sinema, Ġstanbul: Beta Yayınları.
ESEN, ġükran Kuyucak (2002). Türk Sinemasının Kilometre TaĢları, Ġstanbul: Naos
Yayınları.
EVREN, Burçak (1997). DeğiĢimin Dönemecinde Türk Sineması, Ġstanbul: Leya
Yayıncılık.
GÜLLÜPUNAR, Hasan (2013). “Belediye BaĢkanlığı Aday Ġmajı Algısı:
GümüĢhane Örneği”, ĠletiĢim Kuram ve AraĢtırma Dergisi, Sayı:36.
GÜNGÖR, Nazife (1993). Arabesk: Sosyokültürel Açıdan Arabesk Müzik, Ankara:
Bilgi Yayınevi.
GÜRBĠLEK, Nurdan (2009). Vitrinde YaĢamak, Ġstanbul: Metis Yayıncılık.
IġIK, Caner ve EROL, Nuran (2002). Arabeskin Anlam Dünyası, Ġstanbul: Bağlam
Yayınları.
KASIM, Metin ve ATAYETER, H. Deniz. (2012). “1960’lı Yıllarda Türk
Sinemasında Toplumsal Gerçekçilik”, GümüĢhane Üniversitesi ĠletiĢim
Fakültesi Elektronik Dergisi, Sayı: 4.
KIRAY, Mübeccel B. (2007). KentleĢme Yazıları, Ġstanbul: Bağlam Yayınları.
KÜÇÜKCAN, Talip (2011). Toplumun, Kültür Politikaları Ve Medyanın Kültürel
Süreçlere Etki Algısı AraĢtırması, Ankara: SETA
KÜÇÜKKAPLAN, Uğur (2012). 1930'lardan Bugüne Türkiye'de Arabesk Müziğin
Kültürel Zemini ve Toplumsal Müzikal Analizi, Ġstanbul: Mimar Sinan Güzel
Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, BasılmamıĢ Yüksek Lisans
Tezi.
116
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
KONGAR, Emre (2004). 21. Yüzyılda Türkiye: 2000'li Yıllarda Türkiye'nin
Toplumsal Yapısı, Ġstanbul: Remzi Kitabevi.
MERĠÇ, Ümit (1994). Sosyoloji KonuĢmaları 1993-1994, Ġstanbul: Genç
Sosyologlar Derneği Yayınları.
MEYDAN LAROUSSE (1992). Cilt:2, Ġstanbul: Sabah Gazetesi Yayınları.
MONACO, James (2006). Bir Film Nasıl Okunur ? – Sinema Dili, Tarihi ve Kuramı,
Ġstanbul: Oğlak Yayıncılık.
OKTAY, Ahmet (1987). Toplumsal DeğiĢme ve Basın, Ġstanbul: Bilim-Sanat-Felsefe
Yayınları.
OSKAY, Ünsal (1995). Müzik ve YabancılaĢma, Ġstanbul: Der Yayınları.
ÖNK, Ürün Yıldıran (2011). “Türk Sineması’nda Türler Üzerine Bir Ġnceleme
(1970-1980), Journal Of Yasar University, Cilt: 23, Sayı: 6.
ÖZBEK, Meral (2008). Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski, Ġstanbul:
ĠletiĢim Yayınları.
ÖZÖN, Nijat (1985). Sinema Uygulayımı-Sanatı-Tarihi, Ġstanbul: Hil Yayınları.
ÖZTÜRK, Mehmet (2004). “Türk Sinemasında Gece Kondular”, European Journal
of Turkish Studies, Sayı: 1.
ÖZTÜRK, Mehmet (2005). Sine-Masal Kentler, Ġstanbul: Don KiĢot Yayınları.
SAĞLAM, Serdar (2006). “Türkiye’de Ġç Göç Olgusu ve KentleĢme”, Hacettepe
Üniversitesi Türkiyat AraĢtırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı: 5.
SCOGNAMĠLLO, Giovanni (1991). Cadde-i Kebir’de Sinema, Ġstanbul: Metis
Yayınları.
SCOGNAMĠLLO, Giovanni (1996). YeĢilçam’dan Önce YeĢilçam’dan Sonra,
Ġstanbul: Leya Yayıncılık.
SERĠM, Ömer (2007). Türk Televizyon Tarihi 1952-2006, Ġstanbul: Epsilon
Yayınevi.
117
Türk Sineması’nda arabeskin doğuşu ve gelişimi
SÖĞÜT, Fatih (2009). Melodram Türünün Kaynağı Olarak Arabesk Filmler,
Kayseri: Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, BasılmamıĢ Yüksek
Lisans Tezi.
STOKES, Martin (2009). Türkiye’de Arabesk Olayı, Ġstanbul: ĠletiĢim Yayınları.
... Mimarlık terimi olarak arabesk girişik bezeme anlamına gelmektedir. Arabesk kavramı 1950'li yıllardan önce Avrupa, Bizans ve İslam coğrafyasında mimari ve süsleme ile ilgili olarak kullanılırken göç olgusuyla birlikte müzik anlamında kullanılmaya başlanmıştır (Güngör, 1993;Kırık, 2014). Müzik olarak arabesk, Türk sanat müziği, Türk halk müziği, Arap müziği ve Batı enstrümanlarıyla çalınabilen esnek bir müzik türüdür. ...
Article
Full-text available
The globalization that emerged with the technology developed on the basis of the industrial revolution has inevitably caused a conflict of cultures. Hybridization from conflicting cultures has revealed cultural factors that do not conform to dual definitions and are understood negatively for this nation-state understanding. Because these cultural structures are outside the cultural norms drawn by the nation-state. In this study, the existential aspect of arabesque, a hybrid culture, was examined and its relationship with identity was discussed, and then it was found that arabesque culture was related to the liminal area. And this was the reason for arabesque exclusion. In this study, it was not understood that arabesque culture evolved with the change of society, and as a result of this evolution, music types with lighter words emerged by changing in intermediate music such as taverns. Another result of the study was examined from one point of view, contrary to the assumption that the arabesque culture relationship in liminal space would be completely eliminated by improving the condition of humans. It was concluded that this is an identity and existential phenomenon, and cannot be easily erased from the memory of society. Keywords: Arabesque Culture, Arabesque Music, Liminal Space, identity
Article
Full-text available
This article is about the Turkish film Minik Serçe (Little Sparrow, 1978), starring Sezen Aksu, one of Turkey’s most legendary female singer-songwriters. The film belongs to the category of musical “singer films” of Turkish cinema, which were popular between the 1940s and late 1980s. It is also a remake of A Star is Born (1976). The article examines the similarities and differences between the original film and the Turkish remake and compares it with another singer film from the same era Yansın Bu Dünya (1977), which falls into the category of an Arabesk singer film. Both films have similar plotlines but very different portrayals of female characters. The focus of the article is on what makes Minik Serçe stand out from the other films of its time. In doing so, it also examines the role of its auteur director Atıf Yılmaz, and the cliches of Turkish cinema from the Yeşilçam era.
Article
Full-text available
Sinema ile toplumun karşılıklı bir etkileşim içinde olduğu genel kabul görmüş ve üzerine pek çok araştırma yapılan bir olgudur. Sinema gerek ortaya çıktığı yerin ve zamanın tanımlanması bakımından, gerekse toplumsal yapıyı oluşturan siyaset, ekonomi, tarih ve özellikle kültürü aktarması bakımından toplumu anlama çabalarında iyi bir yol göstericidir. Bu bağlamda filmleri tek tek değerlendirmek yerine tür bazında ortak özelliklerinin belirlenmesine dayanan tür çalışmaları, onları bir bütün olarak görebilme açısından son derece yararlıdır. Bu çalışmada amaç, 1970 ile 1980 yılları arasında çekilen Türk filmlerini tür bazında inceleyerek sınıflandırmak ve bu bulguların dönemin siyasi, ekonomik ve toplumsal olaylarıyla etkileşimini ortaya koymaktır. The relationship between cinema and society has long been accepted and searched for various academicians. Cinema describes the place and time that it was made in, at least it carries the political, economic, historical and cultural elements composing the social structure. So it can assist people with their effort to understand society. From this perspective genres studies based on identifying the similarities of the films, enable academicians to see them as a whole instead of evaluating them one by one. The aim of this study is to classify Turkish films produced between 1970-1980 according to their genre, and to analyze the findings of the classification in order to discover their interactions with the political, economic, and social issues of the era.
Article
This research deals with the cinematographic presentation of the shanty towns in Turkey. Those representations show the crisis of urbanization in Turkey. In addition, they point out the major permanent problems in Turkey like the social inequality, under development, ‘East Anatolian problem’, the contradiction between the modern and traditional life style, etc… In fact, those shanty towns are turned in to a thema and a scenery for the popular Turkish cinema.
Cilt: 2, Ġstanbul: Hürriyet Gazetesi Yayınları
  • Ana Brġtannġca
ANA BRĠTANNĠCA (1992). Cilt: 2, Ġstanbul: Hürriyet Gazetesi Yayınları.
Müzik Kavramı Ve Türkiye'de Dinlenen Bazı Müzik Türleri
  • Çiğdem Angi
  • Eda
ANGI, Çiğdem Eda (2013). "Müzik Kavramı Ve Türkiye'de Dinlenen Bazı Müzik Türleri", Ġdil Sanat ve Dil Dergisi, Cilt:2, Sayı: 10.
Popüler Kültür Üzerine DeğiĢik Kuramsal YaklaĢımlar
  • Veysel Batmaz
BATMAZ, Veysel (1981). "Popüler Kültür Üzerine DeğiĢik Kuramsal YaklaĢımlar", Ankara ĠletiĢim Dergisi, Sayı: 1.
Arabesk'te Politika ve Poetika, Folklor / Edebiyat Dergisi
  • Hande Bġrkalan
BĠRKALAN, Hande (2003). Arabesk'te Politika ve Poetika, Folklor / Edebiyat Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 36
Orhan Gencebay -Ne Olur Sev Beni
  • Ahmet Coġkun
  • Hakan
COġKUN, Ahmet Hakan (2001). Orhan Gencebay -Ne Olur Sev Beni, Ġstanbul: Birey Yayıncılık.
Türkiye'de ġehirleĢme ve GecekondulaĢma
  • Zekeriya Çaliġkan
ÇALIġKAN, Zekeriya (2006). "Türkiye'de ġehirleĢme ve GecekondulaĢma", Fırat Üniversitesi Doğu Anadolu Bölgesi AraĢtırmaları Dergisi.
Katharsis Fenomeninin Arabesk Özelindeki Görünümü
  • Banu Dönmez
  • Mestan
DÖNMEZ, Banu Mestan (2011). "Katharsis Fenomeninin Arabesk Özelindeki Görünümü", Uluslararası Ġnsan Bilimleri Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 2.