ArticlePDF Available

“Türkiye’de Yükseköğretimin ve Yükseköğretim Kurulu’nun Tarihi” Üzerine

Authors:

Abstract

This article provides a critical review of İlhan Tekeli's “The History of Higher Education and the Council of Higher Education in Turkey in Historical Context”.
47
Cilt/Volume 1, /Number 1, Nisan/April 2011; Sayfa/Pages 47-53
Yükseköğrem ve Bilim Dergisi/Journal of Higher Educaon and ScienceDOI: 10.5961/jhes.2011.007
“Türkiye’de Yükseköğretimin ve Yükseköğretim Kurulunun
Tarihi” Üzerine
On “the History of Higher Education and the Council of Higher Education
in Turkey”
Bekir S. GÜR
Bekir S. GÜR ()
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü, Ankara, Türkiye
Yıldırım Beyazıt University, Faculty of Engineering and Natural Sciences, Computer Engineering Department, Ankara, Turkey
gurbekir@gmail.com
Received : 31.01.2011
Accepted: 10.03.2011
ÖZ
Bu yazı, İlhan Tekeli tarafından yazılan “Tarihsel Bağlantı İçinde Türkiye’de Yükseköğretimin ve YÖK’ün Tarihi” başlıklı çalışmanın
eleştirel bir değerlendirmesini sunmaktadır.
Anahtar Sözcükler: Darülfünun, Üniversite, Yükseköğretim, Yükseköğretim Kurumu
ABSTCT
is article provides a critical review of İlhan Tekeli’s “e History of Higher Education and the Council of Higher Education in Turkey
in Historical Context”.
Keywords: Darülfünun, University, Higher education, Turkish Council of Higher Education
G
Tarih Vak Yurt Yayınları tarandan İlhan Tekeli’nin toplu eser-
lerinin 14. kitabı olarak yayınlanan Tarihsel Bağlamı İçinde
Türkiye’de Yükseköğremin ve YÖK’ün Tarihi adlı eser, Tekeli’nin
yükseköğrem tarihine dair farklı zamanlarda yazdığı ve muhte-
lif yerlerde yayınlanmış menlerinin bir araya gerilmesinden
oluşmaktadır (Tekeli, 2010). Kitap, söz konusu menleri toplu
bir şekilde sunarak, bu konular üzerine çalışan araşrmacılara
büyük bir kolaylık sağlamaktadır.
Kitaptaki menler iki kısma ayrılabilir. Al makaleden oluşan
birinci kısımda, klasik Osmanlı, Cumhuriyet öncesi ve Cumhuri-
yet döneminde eğimin ve yükseköğremin örgütlenmesinde-
ki değişimler ile 1933 üniversite reformu ve Orta Doğu Teknik
Üniversitesi (ODTÜ) yasası ele alınıyor. Bu menler içerisinde
yer alan “Cumhuriyet Öncesinde Üniversite Kavramının Ortaya
Çıkışı ve Gerçekleşmesinde Alınan Yol” başlıklı çalışma, daha
önce Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) tarandan yayınlanan
Türkiye’de Üniversite Anlayışının Gelişimi başlıklı çalışmanın bi-
rinci cildinde yer almış (Tekeli, 2007).
Kitabın ikinci kısmı, üniversitelerin Yükseköğrem Kurulu (YÖK)
sonrası gelişiminin ele alındığı Türkiye’de Üniversitelerin YÖK
Sonrasındaki Gelişme Öyküsü (1981–2007)” başlıklı oldukça
uzun ve kapsamlı bir makaledir (ss. 193-387). Bu makale, daha
önce, TÜBA’nın yukarda bahsedilen çalışmasının ikinci cildinde
yayınlanmış (Tekeli, 2009).
Söz konusu menlerin bir kısmı 1980 öncesi yazılmışr. Men-
lerden anlaşıldığı üzere, Tekeli, geçen 30 yıl boyunca yükseköğ-
rem üzerine yazmayı sürdürmüştür. Bunun nedenini kendisi
şöyle açıklar: “Ya üniversite içinde daha iyi bir öğremi gerçek-
leşrmek ya da üniversitelere yapılan siyasi müdahalelere karşı
mücadele edebilmek için çok sayıda yazı yazdım.” (s. 1). Hem
kendi alanı şehir ve bölge planlama eğiminin nasıl olması ge-
rekği, hem de yükseköğremin nasıl olması gerekği üzerine
eğilen Tekeli, bu konularda derinleşmek için yükseköğremin
tarihini de incelemiş ve bu konuya ilişkin menler bu kitapta
bir araya gerilmişr. Kitapta, 48 sayfalık kapsamlı bir önsöz de
bulunmaktadır. Tekeli bu mende, 1960’lı yıllardan ibaren öğ-
renci olayları, ODTÜ yönemine ilişkin tarşmalar, darbelerin
üniversitelere etkisi ve YÖK’ün kurulması gibi yükseköğrem
alanında yaşananları kendisinin tecrübelerini merkeze alarak
anlatmaktadır.
Tekeli’nin yükseköğreme dair yazılarını önemli kılan husus, bu
yazıların, tarihsel olayları aktarmaktan ziyade, yükseköğremin
 Book Review
48
Yükseköğrem ve Bilim Dergisi/Journal of Higher Educaon and Science
Cilt/Volume 1, /Number 1, Nisan/April 2011; Sayfa/Pages 47-53
ne olduğu, nasıl bir işlev gördüğü ve üniversite kavramının nasıl
gelişğine dair analizler içermesidir. Tekeli bunu yaparken, yük-
seköğremi toplumsal değişim ile ilişkili olarak ele almaktadır.
Dolayısıyla, eğim örgütlenmesindeki değişimler ile toplum ve
devlet yapısındaki dönüşümler arasındaki ilişkiler araşrılmak-
tadır. Tekeli menlerini farklı zamanlarda yazdığı için, men-
lerde bolca tekrar söz konusu olmasına rağmen, her mende
yükseköğreme ilişkin farklı bir soru merkeze alınmışr.
DARÜLFÜNUN ve
Tekeli, Fah dönemi dışında medreselerin bilimle uğraşmadığı-
nı ve bilimle uğraşanların baskı alnda kaldığını vurgular. Buna
göre, Osmanlı’da bilim alanında bir yenilenme ve sıçrama ola-
bilmesinin, ancak medrese sistemi “dışında” mümkün olabildi-
ğini belirr (Tekeli, 2010, s. 63). Dolayısıyla, medrese dışında
yeni ve laik eğim ve bilim kanallarının oluşabilmesi için ise
19. yüzyılı beklemek gerekmişr. Tekeli’ye göre, modern bilim
adına çaba gösterenler toplumun geleneksel kesiminin hışmı-
na uğramışr. Tekeli, Osmanlı’da kurulan ilk modern okulların
“mühendishane” olmasıyla ilgili de bazı tespitlerde bulunur:
Mühendis kavramı, Bada “engineer sözcüğü ile ifade
edilir. “Genie” kökünden gelir. Gerçekte Bada mühen-
disler, imalat yapan “arzanlar”ın buluş yapanları ara-
sından çıkğından bu “genie” kökünden türemişr. Oysa
bizde “hendese” yani “geometri” kökünden gelmekte-
dir. Bu bir rastlan değildir. Bu, bizdeki mühendisin
üremden kopuk gelişmesini göstermektedir. Gerçekte
burada, topçuluk vb. işler için gerekli matemak öğre-
lmişr. Ancak kelime neden “riyaziye” kökünden değil
“hendese”den türelmişr?
Örneğin “Mehmet Ali Paşa”, Mısır’da bu işlevi görmek
için kurduğu okula “Ulumu Riyaziye mektepleri” adını
vermişr. Bizde “hendese” kelimesinden türelmesi,
skolasğin etkisini sürdürmesi olarak görülür. Bada
“hendese” skolask dönemde hakimdir. Rönesansla
“riyaziyeye” geçilmişr. Nitekim Ba bilimini doğrudan
alan Mehmet Ali Paşa, okullarına “riyaziye” kökünden
gelen isimler vermişr. Oysa geçiş halinde okullar ku-
ran Osmanlılar “hendese” kökünü kullanmışr. (Tekeli,
2010, s. 72)
Tekeli yükseköğremin ve bilimin gelişmesiyle toplumsal yapı
arasında ilişkiler kurmada mahir olduğu halde, yukarıdaki alın-
da görüldüğü üzere, yükseköğremin tarihine ilişkin analizleri,
zaman zaman, bütün toplumsal ve tarihsel bağlamı dışlar ve en
mükemmel örneklerini “skolâsk” medreselerde gördüğümüz
terimcilikle boğuşmaktan geri durmaz. Dahası, bu terimciliğin
doğru çıkarımlara yol açğı da söylenemez. Zira Osmanlıların
“geometri evi” anlamına gelen mühendishane tabirini seçme-
leri, basitçe, Ba dünyasındaki bilimin matemaksel karakteri-
nin farkında olmaları ve geçmişe gitmek yerine Ba’dan fayda-
lanma yolunu seçmeleriyle ilgilidir (Fazlıoğlu, 2008).
Tekeli’nin bu terimciliği, “mühendishane” örneğiyle sınırlı de-
ğildir; “darülfünun” terimi için de geçerlidir. 1869’da Saet
Paşa’nın Maarif Nazırlığı zamanında düzenlenen Maarif Nizam-
namesinde üniversite kavramı, ilim değil de fen kelimesinden
türelerek, darülfünun olarak karşılanmışr. Tekeli’ye göre,
böylece kurulmak istenen kurum, ilim evi değil, fen evidir;
bu kelimenin seçilmesi, “ilmiye sınının üniversiteye tepkisini
azaltmak için yapılmışr. İlim, medresenin tekelindedir. Üniver-
siteye bırakılan ise ancak toplumda ilme göre ikincil statüdeki
fen olmaktadır” (s. 80). Tekeli vardığı bu sonuç için herhangi
bir referans veya gerekçelendirme vermemektedir. Başka bir
sayfada aynı konu şöyle ifade edilmektedir: “Darülfünun söz-
cüğüyle ulemanın kendisinin alanı saydığı bir bilgi alanının -
şında kalan bir alan tanımlanarak onlardan gelebilecek tepkiler
önlenmek istemişr” (s. 102). Tekeli bu son tespi için Osman
Nuri Ergin’e referans vermektedir.1 Aslında bu referans tuhaır
çünkü Ergin (1977) Türk Maarif Tarihi adlı eserinde, beşeri bil-
gilere fen, ilahi bilgilere ilim denildiğinden hareketle ilk açılan
üniversiteye darulülûm denilmeyip darülfünun dendiğini orta-
ya atan Z. F. Fındıkoğlu’nu açıkça eleşrir ve “’le fen arasın-
da İslâm âleminde böyle bir fark gözeldiğini ilk defa bu profe-
sörden işiyoruz” (s. 549) diyerek tepki gösterir. Ergin (1977)
şöyle bir açıklama yapar:
Darülfünun tabirinden: Bütün ilimleri öğreten ve Arap-
ların camia veyahut külliye ve Garplıların da yine o
mânalara yakın olan Üniversitê mânasının çıkarılmak is-
tenilmesi bizde  ve fen tabirlerinin iyi anlaşılmamış,
hudutlarının doğru çizilmemiş olmasından ileri gelir. Bu-
nun bazı bilgilere gelişi güzel , bazılarına fen deyişi-
mizden anladığımız gibi açğımız mekteplerin bazısına
, , bazısına da Darülfünun demekli-
ğimiz gösterir. (s. 547)
Ergin (1977) darülfünun ile darülulûm terimleri arasında kesin
bir ayrım yapılamayacağını şu örneklerle anlar:
Meselâ memlekemizde en yüksek tahsil müesseselerine biz
Darülfünun demiş olduğumuz halde Mısır’da buna darülulûm
dediklerini görüyoruz. Haâ bizde de 1839’da Tıbhane ile Cer-
rahhane Galatasaray’da birleşrildiği sırada adına: 
 de-
nilmiş. Bununla beraber bizde mektebi fünuni nücum, mekte-
bi fünuni maliye, mektebi fünuni mülkiye adlar ile yüksek mes-
lek ve ihsas mektepleri de açılmışr. (s. 547)
Osmanlı’nın ilim kelimesinden ziyade fen kelimesini, kuracağı
kurumu tanımlamak için seçmesi, yeni kurumun “Ba kaynaklı
yeni bilimlerin eğiminin yapılacağı bir kurum şeklinde düşü-
nüldüğünü göstermektedir” (İhsanoğlu, 1993, s. 521). Dolayı-
sıyla, ulemadan gelebilecek tepkileri önlemek veya ilime göre
ikinci statü vermekten ziyade, yeni bilimlerin öğreleceği yeni
bir kurumu tanımlamak için “darülfünun” kelimesinin seçildiği
söylenebilir.
1Tekeli, Ergin referansını eksik vermektedir. Aa kitabın baskı yılı ve yayıncısı verilmemekte; sadece sayfa numarası verilmektedir (“454-457”). Af yapılan ilgili sayfalar, elimdeki kitaptaki
Dâr-ül Fünûni Osmani başlıklı ilgili bölümün sayfa numaralarıyla (Ergin, 1977, ss. 545-563) uyuşmamaktadır.
49
Cilt/Volume 1, /Number 1, Nisan/April 2011; Sayfa/Pages 47-53
Yükseköğrem ve Bilim Dergisi/Journal of Higher Educaon and Science
Tekeli’nin darülfünun ile ulemayı karşı karşıya konumlandırma-
sının en pik örneği, toplumsal yapı, yükseköğrenim düzeyinde
eğim yapacak böyle bir kuruma hazır olmadığı için, “biraz da
ilmiyenin baskısıyla” (s. 80) Darülfünun-u Osmanî’nin 1871’de
kapaldığını ifade etmesidir. Tekeli’nin bu tespitleri hayli sorun-
ludur. Çünkü bizahi darülfünun kri, 1845 yılında ulema, asker
ve bürokratların kaldığı yedi kişilik bir komisyon olan Meclis-i
Muvakkat’ın çalışmaları necesinde programa alınmışr. Da-
hası, Meclis-i Muvakkat’ın önerisiyle 1846’da kurulan Meclis-i
Maârif-i Umûmiyye, darülfünun kurulması yolunda ilk adımı at-
mış ve hevesli herkese “bütün ilim ve fenleri” okutacak bir yer
olarak tanımlanmışr (İhsanoğlu, 1993, s. 522). Dahası, darül-
fünunda dersler Fransız modeline göre kurulmuş olmasına r-
men Felsefe ve Edebiyat şubesinde Arapça, Farsça, Fransızca,
Yunanca ve Lance yer almış; Hukuk şubesinde İslam hukuku
yanında Fransız medenî hukuku, Roma hukuku ve milletlerara-
hukuk gibi dersler öngörülmüştür. Bütün bu dersler, “İslam
ve Ba’yı telif etme ve modern Osmanlı kültür sentezini oluş-
turma” gayretlerini gösterir (İhsanoğlu, 2010, s. 355). Dahası,
1869’da darülfünun yeniden açıldığında, Hoca Tahsin Efendi
gibi medreseden yeşmiş ve Paris’teki Osmanlı mektebinde
ders vermiş biri bu kuruma müdür olarak atanacakr ki kendi-
sinin gelenek ile çağdaş olan arasında uygun bir denge arayışı
bilinmektedir. Darülfünun-u Osmanî’de Tahsin Efendi’nin halef-
leri olan Kâzım ve Hilmi Efendiler de medreselidir. Ayrıca, 1900
senesinden ibaren bile Darülfünun’da ders veren medreseli
hocalar vardır (İhsanoğlu, 2010).
Tekeli’nin darülfünun ve ulemayı karşı karşıya koyması, yukarı-
da işaret edilen tarihsel verilerle karşılaşrıldığında oldukça so-
runludur. Merhum Mehmet Ali Gökaç’nın (2005) ifade eği
üzere, “Türkiye’de modernleşmenin tarihi beraberinde bizzat
kendisinin oluşturduğu efsanelerle birlikte yazıldı” (s. 9). Bu
efsanenin ileri sürdüğü tezlerden biri, modernleşme taraarı
olan ve nispeten sekülerleşmiş bürokrak kadrolar ile başını
medrese kökenli ulemanın çekği geleneksel sınıf arasındaki
mücadeledir. Bu görüşe göre, modernleşme bu bürokrak kad-
rolar tarandan yürütülmüş ve medrese kökenliler modern-
leşme önünde bir engel olmuşlardır. Tekeli de bu efsane ve
uzanlarını tekrarlamaktadır. Tekeli’nin ihmal eği nokta, mo-
dernleşmenin sadece bürokrak kadroların tekelinde olmayan,
bütün eğimli kesimleri içine alan genel bir süreç olduğudur
(Gökaç, 2005).
Tekeli’nin eserinde kimi bilgi yanlışları da var. Tekeli,
Darülfünun-u Osmanî’nin, Cemalen-i Efgani’nin bir konfe-
ransında “nübüvvet bir sanar” demesi üzerine, 1871 yılı
ortalarında tamamen kapaldığını ifade eder (s. 106). Oysa
darülfünunda dersler 1970-1873 yılları arasında “kesinsiz”
devam etmişr (İhsanoğlu, 2010, s. 133). Bununla birlikte, her
ne kadar Efgani böyle bir söz söylememiş olsa da, konuşmasın-
dan böyle bir anlam çıkararak bazı kesimler, Efgani’yi sınır dışı
ermişlerdir (Ergin, 1977). Kaldı ki, Darülfünunun kapalma-
sını Efgani’nin konuşmasına bağlamak meseleyi basitleşrmek
olur; darülfünunun ne şekilde kapandığı henüz net bir şekilde
bilinmemektedir. Fakat yeterli öğrenci olmaması, yeterli hoca
olmaması ve mali imkânların yetersizliği gibi yapısal nedenlerin
önemi küçümsenemez (İhsanoğlu, 2010).
Tekeli çeşitli vesilelerle darülfünun krinin izini sürer. Tekeli,
bu krin ortaya çıkışından sonra geçen 55 yıllık süre içerisinde
başarısız üç deneme sonrasında ancak 1 Eylül 1900 tarihinde
açılan Darülfünun-ı Şahane ile sürekliliğe kavuşan bir kurum
olduğunu belirr. Tekeli’ye (2010) göre böyle bir gecikmenin
olmasının nedeni, “toplumsal çevrede yaralan tepkilerin et-
kisi olsa da asıl önemli neden ilk ve orta öğrem alt yapısının
bulunmayışıdır” (s. 107). Gerçekten de 1900’e gelindiğinde
darülfünun daha rahat öğrenci bulmaktadır çünkü o döneme
kadar ilk ve orta öğrem kurumları sayıca artmış ve devlen
ihyaçlarına cevap vermek üzere çeşitli alanlarda (mülkiye,
p, hukuk, sanayi) yüksek öğrem kurumları açılmışr. Dahası,
daha önceki zamanlara kıyasla, hoca ve ders kitapları gibi konu-
larda da önemli bir gelişme söz konusudur. Bununla birlikte, Te-
keli burada nansman gibi çok önemli başka yapısal faktörleri
göz ardı etmektedir. İlk iki darülfünun teşebbüsünde kurumun
mali kaynakları sağlam bir zemine oturtulmamışr; darülfünun
daha çok öğrenci harçları ile vakıarın ve devlen yardımlarına
bağımlı kılınmışr. Bu durum, darülfünunun kurumsallaşama-
masının, en önemli nedenlerindendir. Osmanlı’nın dış borçlarla
boğuştuğu bir dönemde, “Darülfünun gibi büyük ölçekli sivil bir
projenin gerçekleşrilmesi elbee zor olmuştur” (İhsanoğlu,
2010, s. 89).

Tekeli’ye göre, Osmanlı İmparatorluğu, klasik düzeni içerisin-
de yetersiz kaldığını hissedince, modern eğim kurumlarını
kurmuştur. 1773’te Mühendishane-i Bahri Hümayun, 1795’te
Mühendishane-i Berri Hümayun, 1826’da Tıbhane-i Amire ve
Cerrahhane-i Mamure ve 1834’te Mekteb-i Ulum-u Harbiye
gibi çok sayıda yüksekokul kurulmuştur. Tekeli’ye göre, bu okul-
ların gerisindeki mank araçsaldır ve gerisinde “ne bilgiye yeni
bir yaklaşım ne de imparatorluk tebaasının eğimi konusunda,
yeni bir anlayış ya da arayış vardır” (s. 131). Tekeli’ye göre, von
Humboldt üniversitesi modelini esas alırsak, üniversite, yüksek
okullardan farklı olarak, sadece öğremle ilgilenmez, aynı za-
manda araşrma ve bilgi üretme işlevini yüklenir; böyle bir ku-
rum, “skolaszmin tamamen karşıdır” (s. 139-140).2
Aslında Tekeli’nin bu şekildeki bir üniversite tanımı, ilk bakış-
ta cazip görünse de, Avrupa’daki ilk modern üniversiteleri ta-
nımlamaktan da uzakr. Öncelikle, Tekeli, hem Avrupa’da hem
de Amerika’da modern üniversitenin modern ulus-devlet ile
birlikte ortaya çıkğı gerçeğini göz ardı etmektedir. Öncelikle,
yeni bir siyasal örgütlenmeyi (ulus-devlet) ve ekonomik duru-
mu (sanayileşme) ortaya çıkaran süreçler ile üniversiteyi doğu-
ran süreçler aynıdır (Wirock, 1993). Üniversiteler, hem bilgi
üretmek hem de milli kültürü güçlendirmek amacındadırlar.
Schiller’den Humboldt’a Alman idealistleri, üniversite krini
2Tekeli’ye (2010) göre, Cumhuriyet dönemindeki bütün çabalara rağmen, ilginçr, bu dönemde de ezberciliğin, nakilciliğin ve inhalin üstesinden gelinmemişr (s. 162).
50
Yükseköğrem ve Bilim Dergisi/Journal of Higher Educaon and Science
Cilt/Volume 1, /Number 1, Nisan/April 2011; Sayfa/Pages 47-53
sal farklılaşmasını yansıtan, lisan eğiminde ayrıcalıklı özel ve
resmi kolejlerin ortaya çıkışı” (s. 171) gibi sonuçları ön plana çı-
karır. Buradaki tuhaık, tek par dönemini överken demokrak
dönemdeki gelişmeleri, adeta hep esee karşılamasıdır.
Söz konusu tuhaığın nedenleri, kitabın önsözü okununca daha
iyi anlaşılıyor. Önsözdeki biyograk tecrübelerden öğreniyoruz
ki, Tekeli’nin de içerisinde olduğu “ilerici” aydınlar, 1960’dan
ibaren toplumun yükseköğrem talebini ısrarla eksik oku-
muş görünmektedir. Örneğin, devlen toplumun yükseköğ-
rem talebini karşılamakta yetersiz kalması dolayısıyla ortaya
çıkan özel yüksek okullar, Tekeli’nin içinde olduğu TMMOB ve
Mimarlar Odası gibi grupların kampanyaları sayesinde kapal-
mışlardır. Yine öğreniyoruz ki, “özerklik”, her türlü özel girişimin
önünün kesilmesi için kullanılan anahtar bir kavram niteliğinde
olmuştur. 1970’de Anayasa Mahkemesi, Özel Okullar Yasasının
çok sayıda maddesini iptal etmişr. Gerekçeyi Tekeli’nin ifa-
delerinden dinleyelim: “Anayasa üniversite eğimini bir kamu
hizme görüyordu. Bu hizmen özel girişim tarandan yerine
gerilmesi halinde, bu hizmen özerk kurumlar tarandan ye-
rine gerilmesi ihlal edilmiş olacak, bu da kamu yararına ay-
kırıydı” (s. 8). Tekeli, bu tarşmalar sonucunda, yüksek okullar
konusundaki tarşmanın aslında salt eğimle ilgili bir mesele
olmadığını, sağ ve sol arasındaki siyasi bir mücadelenin parçası
olduğunu kavradığını da belirr.
Bir planlamacı olan Tekeli’ye göre, yükseköğremdeki büyüme,
“iç bütünlüğü olan bir örgütün planlı ve bilinçli büyümesi şek-
linde olmamışr” (s. 176). Tekeli, 1960 sonrası planlı ekonomi
dönemini, toplumsal baskı nedeniyle, yükseköğremdeki “en
plansız gelişme dönemlerinden biri” (s. 173) olarak niteler. Üni-
versite ve yüksek okulların, Ankara ve İstanbul dışında yaygın-
laşması ile özel yüksek okulların kurulması da yine bu toplum-
sal talep sonucu olmuştur. Daha önce de işaret edildiği üzere,
döneminin her “ilerici” aydını gibi Tekeli, özel yüksek okulları
her rsaa olumsuzlamaktan geri durmaz (s. 173) ve zaten
daha sonra Anayasa mahkemesi tarandan bu okullar 1971 yı-
lında kapalmışr.
Tekeli’nin (2010) makalelerinde tekrarların yanında aynı konu-
da farklı bakış açıları da söz konusudur. Örneğin, 1933 darülfü-
nun tasyesi konusunda, 1980 yılında kaleme alınan “Cumhuri-
yeen Sonra Yükseköğremin Örgütlenmesindeki Gelişmeler
başlıklı yazıda, darülfünunun Cumhuriyet’in alımlarına yeş-
mekte zorluk çekğini ve yönecilerin darülfünun hakkındaki
hoşnutsuzluğunu ifade etmek için dönemin Maarif Vekili Reşit
Galip’in sözlerini tekrarlar. Oysa daha sonra 2008 yılında kale-
me alınan “Siyasen Diliyle Değil, Eğim Tarihinin Diliyle, 1933
Üniversite Reformu” başlıklı yazısında, Reşit Galip’in sözlerine
mesafeli durur; Reşit Galip’in ve Atatürk’ün darülfünun hakkın-
daki değerlendirmelerinin farklarına vurgu yapar. Bu yazıda,
Atatürk’ün Reşit Galip’i görevden almasına değinilir (ss. 153-
154).

Tekeli’nin ODTÜ yönem modelini ele alış biçimi, Türkiye’de
özerkliğin nasıl ele alındığını göstermesi açısından oldukça -
pikr. Buna göre, rektörlerin seçimle değil de bir mütevelli he-
ye tarandan belirlenmesi, özerkliğe aykırıdır. Tekeli, ODTÜ’de
kültür etranda örmüşlerdir. Humbolt’un üniversite krini kül-
tür etranda örmesi, üniversite kurumunu ulus-devlet ile doğ-
rudan ilişkilendirmişr (Readings, 1996). Böylece, ark modern
üniversite, bir ulustaki halka dair ortak bilgileri üreten ve bunla-
rı yeni nesillere aktaran bir kurum olarak anlaşılmışr.
Osmanlı’da da durum çok farklı değildir. Devlet yönemini mo-
dernize etmek için gereken yeni memurları yeşrecek kurum-
lar, II. Mahmud’la başlamış ve Tanzimat döneminde artmışr.
Devlen ihyaçlarını karşılamada medreseler yetersiz kaldığı
için, yeni ve modern eğim kurumları açılmışr. Zaten Tekeli
gibi, üniversite olmanın ölçütü olarak araşrma ve bilgi üretme-
yi esas alırsak, Tekeli’nin Osmanlı’da devlen insangücü ihyaç-
larını karşılamak ve ortak bir kültür aşılamak için açılan birçok
modern yükseköğrem kurumunu kategorik olarak üniversite
saymaması, sorunlu bir yaklaşımdır. Çünkü mühendishaneler
ve diğer birçok modern kurum, sadece eğimle ilgilenmekle
kalmayıp, kurumlarında yeni araşrmalar yapan bilim adam-
larını da bulundurmuştur. Örneğin, 1878’de Mühendishane-i
Berri Hümayun idareciliğine atanan Hüseyin Tevk Paşa, line-
er cebir üzerine İngilizce kaleme aldığı orijinal çalışmalar yap-
mışr. Dolayısıyla, darülfünun düşüncesini modern üniversite
krine yaklaşran en önemli husus, yeni araşrma yapmaktan
ve meslek erbabı yeşrmekten ziyade, “ikmâl-i kemâlât-ı insa-
niye” için her çeşit “ilim ve fennin” öğreleceği (Arslan, 2004, s.
32) bir yer olarak kurulmasıdır.
ve
Eğimdeki gelişmeleri anlamlandırmanın bir yolu, bu gelişme-
leri siyasal gelişmelerle ilişkilendirmekr. Örneğin, Türkiye’de
Cumhuriyetle birlikte tek par dönemine geçiş ile üniversite
üzerindeki “siyasal denem” artmışr (Tekeli, 2010, s. 168);
öte yandan, II. Dünya Savaşı sonrası Türkiye’nin çok parli bir
siyasal düzene geçmesiyle birlikte, 1946 yılında kabul edilen
“üniversite Kanunu” sayesinde “özerk” bir üniversite dönemine
geçilmişr (s. 169). Bununla birlikte, eğim tarihi yazarken, za-
man zaman siyasal tarihe mesafeli durmak da gerekiyor. Tekeli,
1933 darülfünun tasyesini bu çerçevede anlamaya çalışıyor.
1933 darülfünun tasyesine karşı eleşrel bir tutuma sahip olan
Tekeli, zaman zaman özellikle Cumhuriyet’in kuruluş dönemi-
ne ait ezberleri tekrar etmekten kurtulamamışr: “Türkiye’nin
daha çok içe dönük bir kalkınma polikası izlediği, dünya buh-
ranından, II. Dünya Savaşı sonrasına kadar süren bu dönem,
eğimde de önemli alım yılları olmuştur (s. 165). Köy Ens-
tüleri, Halkevleri ve çeviri faaliyetleri ile Milli Eğim Bakanlı-
ğının bu dönemdeki icraatları için Tekeli özetle şöyle der: “her
eğim planlayıcısının yararlanacağı önemli derslerle doludur
(s. 165). Tekeli, burada, eğim planlaması ile toplum mühen-
disliği arasında bir ayrıma gitmeyerek, çok parli yaşama ge-
çilmesiyle birlikte eğim sistemindeki dönüşümü şu ifadeler-
le özetler: “bir toplumsal dönüşümü yönlendirme amaçlarını
terk ediyor, toplumun isterlerini izleyici nitelik kazanıyordu” (s.
171). Demokrak sistemlerde zaten olması gereken bu “izleyici
rolü” kaygılı bir edayla izleyen Tekeli çok parli hayatla birlikte
eğim sistemindeki dönüşümü ele alırken, nicel iyileşmelerin
yanında, “imam hap okullarının ‘Tevhidi Tedrisat’ ilkesine ters
düşecek boyutlarda gelişmesi, orta öğremde toplumun sınıf-
51
Cilt/Volume 1, /Number 1, Nisan/April 2011; Sayfa/Pages 47-53
Yükseköğrem ve Bilim Dergisi/Journal of Higher Educaon and Science
7 Mart 1989’da iptal edilmişr. Tekeli bu konuda şöyle bir de-
ğerlendirmede bulunuyor: “Yüksek yargı kurumlarının kararla-
rına karşın, bazı siyasal kadrolar yasalarda yapılan değişiklikle
türbanı serbest bırakrma arayışından vazgeçmedi” (2010, s.
253). Tekeli, başörtüsü meselesini adeta “bazı siyasal kadrola-
rın arayışından” ibaret görüyor. Bir başka ifadeyle, yasağın ken-
disi ve meşruiye hiçbir zaman tarşma konusu olmamakta;
siyasetçilerin yargıya karşı uslu olmaları beklenmektedir.
25 Ekim 1990 tarihinde Yükseköğrem Kanunu’na ek mad-
de 17 eklenmişr. Bu maddeye göre, “Yürürlükteki kanunlara
aykırı olmamak kaydı ile, yükseköğrem kurumlarında kılık ve
kıyafet serbesr.” Tekeli bu maddeden hemen sonra Anayasa
Mahkemesinin bu kanunla ilgili kararını aktarır: “yürürlükteki
kanunlara aykırı olmayacak şekilde giyinme şar, bir kimsenin,
boynunu ve saçını başörtüsüyle kapatması eylemini bu özgür-
lük dışında bırakmaktadır”. Tekeli konuyla ilgili hiçbir yorum ve
değerlendirme yapmaz. Hukuki değerlendirmeler yapma ve
dava açma konusunda mahir bir kişi olan Tekeli’nin öncelikle
bilmesi gerekir ki, Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında
ek madde 17’yi iptal etmemişr. Sadece, kararın gerekçesinde
yukarıdaki sınırlılığı zikretmişr. Gerekçede zikredilen bir sınır-
lılığın ise kanun metni yerine konulması ve Mahkemenin ken-
dini kanun koyucu yerine koyması hukuken sorunludur (örn.
Hakyemez, 2008). Her şeyden öte, buradaki mesele, basitçe
bir Anayasa hukuku tekniği değil, toplumun önemli bir kısmını
rahatsız eden gayrı meşru bir yasağın üniversitelerde sürdürül-
mesi konusundaki tutumdur. Tekeli’nin pozif hukukta yasakla-
rın ancak kanunlarda açıkça belirldiği zaman konulabileceğini
bilmemesi mümkün değildir. Yükseköğrem üzerine kafa yoran
bir kişiden beklenen, üniversite tarihi, felsefesi ve dünyadaki
uygulamalardan yola çıkarak, üniversitelerde böyle bir yasağın
olup olmayacağını ortaya koymasıdır.
Tekeli, 28 Şubat döneminde Kemal Gürüz başkanlığındaki
YÖK’ün üniversite giriş sisteminde uygulamaya koyduğu katsa
kararını da hiçbir analiz, değerlendirme ve eleşriye tabi tut-
maz. Tekeli (2010), meseleyi amacından sapmış ve “ikinci bir
eğim kanalı” (s. 313) olmuş imam haplere öğrenci akışını
durdurma parantezinde ele almakta ve böylece katsayı kararını
meşrulaşrmaya çalışmaktadır. Tekeli, modern bir eğim siste-
minde katsayı uygulamasının ne anlama geldiğini tarşmadığı
gibi, katsayının siyasal ve toplumsal maliyet ve sonuçlarına da
işaret etmemektedir. Oysa katsayı uygulaması, ortaöğrem sis-
temini ciddi anlamda zora soktuğu gibi, Türkiye’deki eğimin
geleneksel eşitlikçi ve meritokrak yani liyakate dayalı yapısı-
nı geri plana ip, sınıfsal ve ideolojik bir ayrımı öne çıkarmışr
(Gür, 2009).
Tekeli, Erdoğan Teziç başkanlığındaki YÖK’ün etkinliklerini de
ele almışr. Tekeli, bu dönemde YÖK üyeliği yapmışr. Tekeli
(2010) özetle şunu belirr: Hükümet, mali disiplin kurma adına
çıkardığı 5018 sayılı yasa ve döner sermaye fonlarındaki biri-
kimlere el konması ile üniversitelere kadro verilmemesi, üni-
versiteleri baskı alna almışr (s. 350-352); YÖK ise hükümet
baskılarına karşı direnmişr (s. 352). Ayrıca, bu süreçte hükü-
men yükseköğrem reformu, YÖK ve Cumhurbaşkanı Ahmet
Necdet Sezer tarandan engellenmişr. Okuyucu, bu konuda
Tekeli’nin analiz ve değerlendirmelerini merak etse de, Tekeli
1960 ve 1970’li yıllarda yaşananları, kendi tecrübesini ele ala-
rak, ayrınlı bir şekilde işler. Tekeli’ye göre, ODTÜ örneğinde
mütevelli heyenin siyasetçileri içermesi ve üniversite kamu-
oyuyla ters düşmesi, özerkliği daha da tarşmalı hale germiş-
r. Tekeli’nin ayrınlı bir biçimde konuyu ele almasına rağmen,
meseleyi basitçe siyasallaşmış bir mütevelli heyenin üniversi-
teyi kontrol alna almaya çalışması olarak görmesi ve sürecin
hiçbir eleşrisini yapmaması, Türkiye’yi askeri müdahale ve
darbelere götüren üniversite olaylarını da eleşrmesinin önü-
nü kamaktadır. Örneğin, Tekeli’nin anlasında üniversitelerde
derslerin hem öğrenciler hem de öğrem üyeleri tarandan
boykot edilmesi, ilerici öğrenci ve öğrem üyelerinin “çağdışı”
üniversite yaratmak isteyenlere bir direnişidir. Dahası, Tekeli,
özerkliğin dünyada nasıl anlaşıldığına dair bir tarşmaya hiçbir
zaman girmemektedir. Daha önemlisi, Türkiye’deki üniversite-
lerin özerklik adına toplumsal taleplere sırt çevirmelerinin bir
eleşrisine maalesef yer vermemektedir.

Tekeli kitaptaki en uzun yazı olan “Türkiye’de Üniversitelerin
YÖK Sonrasındaki Gelişme Öyküsü (1981-2007)” başlıklı ma-
kalesinde, hem YÖK başkanlarının açıklamaları ve yazılarını,
YÖK’ün çeşitli raporlarını, sayısal verilerini hem de bu dönem-
de basında YÖK hakkında çıkan yazıları değerlendirmektedir.
Analizden ziyade tarihsel anla ağırlıklı olan bu bölüm, YÖK
dönemindeki gelişmelerin önemli bir kısmına değinmişr. Yük-
seköğrem Kanunu, ilgili yönetmeliklerin çıkarılması, vakıf üni-
versitelerinin kurulması, çeşitli hükümetlerin YÖK konusundaki
taslakları, ikinci öğrem, açıköğrem, öğretmen yeşrme ve
üniversite giriş sisteminde yapılan düzenlemeler tarihsel bir
perspeke ele alınan konulardan bazılarıdır. Yükseköğremin
ne derece tarşmalı bir alan olduğu, sürekli değişikliklere gidil-
diği, uygulamalarda bir iskrarın oluşturulamadığı ve özellikle
yükseköğremin reform edilmesi gerekği söyleminin her -
nem varlığını ortaya koyması açısından makale okunmaya de-
ğerdir.
Tekeli’ye göre, 12 Eylül askeri müdahalesi sonrası yükseköğre-
m sistemi, ordudaki Türk-İslam sentezci (milli kültürcü) görüş-
ler doğrultusunda oluşturulmuştur (s. 205, 215). Böylece Te-
keli, 2547 sayılı Yükseköğrem Kanunu’ndaki yükseköğremin
amaçlarının sadece bir kısmına dikkat çekmekte, birinci madde
olarak amaçların en başında gelen “ATATÜRK İnkılapları ve il-
keleri doğrultusunda ATATÜRK milliyetçiliğine bağlı” öğrenci
yeşrmek hususuna ve böyle bir maddenin özgür düşünme-
nin mekanı olarak idealleşrilen üniversitelerle ilişkisine hiçbir
şekilde değinmemektedir.
Kitabında çeşitli mahkemeler için yazdığı hukuki mütalaalardan
örnekler geren Tekeli, Anayasa Mahkemesinin kararlarının
hukuki meşruiyeni hiçbir şekilde tarşmaya açmaz. Sözgelimi,
başörtüsü konusunda yaşanan sorunları aşmak için YÖK, Yük-
seköğrem Kurumları Disiplin Yönetmeliği’ne “dini inanç nede-
niyle boyun ve saçlar örtü ya da türban ile örtülebilir” madde-
sini eklemiş ve bu madde idari yargı tarandan iptal edilmişr.
Ardından, Özal hüküme, 10 Aralık 1988’de söz konusu madde-
yi kanun maddesi haline germişr. Bu kanun maddesi, Kenan
Evren’in başvurusu üzerine, Anayasa Mahkemesi tarandan
52
Yükseköğrem ve Bilim Dergisi/Journal of Higher Educaon and Science
Cilt/Volume 1, /Number 1, Nisan/April 2011; Sayfa/Pages 47-53
çizgisinin ortaya çıkmasına neden olduğu söylenebilir.
(s. 383-384).
Gürüz’ün 28 Şubat atmosferinde gerçekleşrdiği akademik tas-
yelere, on yıldan fazla bir süre sonra böylece destek çıkan Te-
keli, kendisinin ne derece anakronik ve değerlendirmelerinin ne
derece ideolojik göründüğünün farkında bile değildir. Tekeli’nin
analiz ve değerlendirme kısırlığı, Gürüz dönemiyle sınırlı de-
ğildir. Bologna Süreci söz konusu olduğunda Tekeli (2010), bu
konudaki bütün neo-liberal ezberleri haryen tekrar etmek-
tedir: Örneğin Avrupa’da farklı eğim gelenekleri ve süreçleri
dolayısıyla, yükseköğrem “hizmetlerinin serbest dolaşımı”nın
(s. 354) olmadığından bahseder. Tekeli, hiçbir analiz yapmadan
Bologna Süreci çerçevesinde Türkiye’nin faaliyetlerini aktarır.
Aktarmakla yenir ve “Türkiye yükseköğremi için Bologna Sü-
recinin ne anlam ifade eği ve şimdiye kadar ne tür sorunları
çözdüğü”ne dair tek bir değerlendirme sunmaz.
Tekeli, 4 yıl süren YÖK üyeliği sonucunda, hem YÖK’ün hem de
rektörlerin aşırı yetkilendirildiğini ve bu yetkilerin nasıl kötüye
kullanılabileceğini yakından gördüğünü ifade eder. Bu süreçte,
Türkiye’nin yükseköğremini yönlendirmek için kurulan YÖK’ün
bir strateji belgesi olması gerekliliğinin savunusunu yapar. Bi-
lindiği üzere, Türkiye’nin Yükseköğrem Stratejisi taslağı 2006
yılında kamuoyuna açıklanır ve genel olarak ikdar, muhalefet
ve yükseköğrem kamuoyunca olumlu karşılanır.

Zaman zaman tekrar yapmasına ve sorunlu analizler içerme-
sine rağmen, Türkiye’de yükseköğremin sorunlarını, tarihsel
bir perspeke ele almak isteyeceklerin ilgileneceği bir kitap
var karşımızda. Türkiye’de üniversite kavramının, ilerici bir ay-
dın tarandan nasıl anlaşıldığı ve –daha önemlisi– nasıl yanlış
anlaşıldığını öğrenmek açısından önemli ipuçları taşımaktadır
eser. Kitap, bütün sorunlarına rağmen, düşünce kışkırcıdır ve
yükseköğrem tarihiyle ilgili araşrma yapmak isteyen araşr-
macılara bir konu hris sunmaktadır.
KAYNAKLAR
Arslan, A. (2004). Kısır döngü: Türkiye’de üniversite ve siyaset
(1869-2004). İstanbul: Truva.
Ergin, O. (1977). Türk maarif tarihi. (Cilt 1-2). İstanbul: Eser
Matbaası.
Fazlıoğlu, İ. (2008). XVII I. yüz yıl Os man lı dü şün ce sin de bu na lım
ve ara yış-II fel se fe-bi lim. (Değerlendiren. E. Süzgün). Bilim ve
Sanat Vak Bülteni, 67, 78-81.
Gökaç, M.A. (2005). Türkiye’de din eğimi ve imam hapler.
İleşim, İstanbul.
Gür, B. S. (2009). Eğimde katsayıyla kastlaşma. Anlayış, 75, 36-37.
Hakyemez, Y.Ş. (2008). Üniversitelerde kılık kıyafe yasaklayan bir
kural var mı? Zaman.
İhsanoğlu, E. (1993). Darülfünun. Türkiye Diyanet Vak İslâm
Ansiklopedisi, VIII. Cilt, İstanbul. s. 521-525.
İhsanoğlu, E. (2010). Darülfünun: Osmanlı’da kültürel modernleş-
menin odağı. (iki cilt). İstanbul: IRCICA.
Readings, B. (1996). The university in ruins. Cambridge, Harvard
University Press.
meseleyi şöyle özetler: “Tüm çabalardan sonra ulaşılan sonuç
bir hiç olur. Hükümet konuyu buzdolabına kaldırır, statüko sü-
rer. Hükümetler bir kez daha YÖK’ü değişrememişr” (s. 350).
Tekeli’ye göre, hem Dünya Bankası hem YÖK hem de bazı kuru-
luşlar çalışmış, çabalamış ve yükseköğrem stratejileri hazırla-
mış; ama “ne yazık ki siyasen aktörleri, tüm bu zenginliğe kar-
şın, tarşmalarını başörtüsü ve imam hap liseleri mezunlarına
uygulanan katsayı tarşmasının ötesine taşıyamamışlardır” (s.
360). Tekeli, dönemin hükümenin yükseköğrem reformu
çabalarına neden YÖK tarandan karşı çıkıldığı ve Cumhurbaş-
kanlığı tarandan neden engellendiği sorularını sorma gereği
bile duymaz. Tekeli’yi okuyan kişiye tek seçenek kalmışr: hayal
kırıklığı yaşamak.
Söz konusu olan AK Par hükümenin eleşrisi olunca, Tekeli
nesnelliği ve serinkanlılığını elden tamamen bırakır ve bilgi yan-
lışlarıyla dolu değerlendirmeler yapar. Sözgelimi YÖK’ün siyasal
ikdara karşı otonomisini koruyamadığını şu ifadelerle belirr:
“İlk kez 2007 sonrasında hem cumhurbaşkanlığı hem de başba-
kanlık, aynı parden gelenlerin elinde bulunduğu bir döneme
girilmişr. Böyle bir dönemde YÖK’ün siyasal ikdara karşı oto-
nomisini koruması zor olacakr.(2010, s. 380). Yakın Türkiye
tarihi üzerine onca çalışması olan Tekeli’nin bilmesi gerekir ki,
sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile aynı dönemde Başba-
kanlık yapan Yıldırım Akbulut aynı par kökenlidir; aynı şekilde,
dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile o dönemde
Başbakanlık yapan Tansu Çiller aynı par kökenlidir.
Yukarıda bilgi eksikleri ve yanlış değerlendirmeler temelinde
Tekeli (2010), niyet okuyuculuğu yapmakta ve yanlış sonuçla-
ra varmaktadır: “Siyasetçiler YÖK’ü otonomisini koruyabildiği
dönemlerde değişrmek istemişlerdir. 2007 sonrasında olduğu
gibi YÖK’ü denetleyebildikleri dönemlerde değişrmek isteme-
yeceklerdir. Çünkü tepeden ikdarı uygulamak için YÖK güçlü
mekanizmalara sahipr” (s. 380). Buradaki değerlendirmenin
yanlış olduğunun kanı, Cumhurbaşkanı Özal döneminde Baş-
bakan Akbulut ikdarında bazı üniversitelere özgünlük ve daha
fazla özerklik tanıyan 3707 sayılı yasanın Türkiye Büyük Millet
Meclisi tarandan kabul edilmesidir. Adı geçen yasa, çok ilginç-
r ki, Erdal İnönü başkanlığındaki SHP tarandan Anayasa Mah-
kemesine götürülmüş ve iptal erilmişr.
Tekeli’nin (2010) YÖK’ün tarihini incelemesiyle vardığı sonuç
şöyledir:
Yükseköğrem sisteminin performansının bugünkü res-
minde Kemal Gürüz döneminin katkısının yüksek oldu-
ğu söylenebilir. Göstergeler yükseköğrem sisteminin
akademik performansının İhsan Doğramacı döneminde
büyük bir gelişme göstermediğini göstermektedir. Kur-
duğumuz öykü Mehmet Sağlam döneminde özellikle
yeni kurulan üniversitelerin yerel siyasen ve değişik
cemaatlerin etkisi alnda kaldığını gösteriyor. Kemal
Gürüz’ün yönem biçimi çok eleşrilmiş olmasına kar-
şın, onun döneminde çok kötü sonuçları olabilecek
kadrolaşma eğilimlerinin engellendiği ve liyakat esaslı,
akademik performansa dayalı yükseltme sistemlerinin
yerleşrilmeye çalışılması günümüzde gözlenen gelişme
53
Cilt/Volume 1, /Number 1, Nisan/April 2011; Sayfa/Pages 47-53
Yükseköğrem ve Bilim Dergisi/Journal of Higher Educaon and Science
Tekeli, İ. (2010). Tarihsel bağlamı içinde Türkiye’de yükseköğrem
ve YÖK’ün tarihi. Tarih Vak Yurt Yayınları, Ankara.
Wirock, B. (1993). The modern university: The three
transformaons. In Rothbla S., & Wirock B. (Eds.), The
European and American university since 1800 (pp. 303-362).
Cambridge.
Tekeli, İ. (2007). Cumhuriyet öncesinde üniversite kavramının
ortaya çıkışı ve gerekleşrilmesinde alınan yol. Aras N. K.,
Dölen E., & Bahadır O. (Ed.), Türkiye’de üniversite anlayışının
gelişimi (1861-1961) (ss. 19-51). Ankara: Türkiye Bilimler
Akademisi.
Tekeli, İ. (2009). Türkiye’de üniversitelerin YÖK sonrasındaki
gelişme öyküsü (1981-2007). Çelik T., & Tekeli İ. (Ed.),
Türkiye’de üniversite anlayışının gelişimi II (1961-2007) (ss. 55-
225). Ankara:Türkiye Bilimler Akademisi.
... Previously, the program was run by Higher Education General Directorate under MoNE. However, this directorate was removed from the body of MoNE due to the establishment of Higher Education Council (Gür, 2011;Tekeli, 2009). As a consequence of not updating the law according to today"s condition and changes in responsible authority to implement the program, the scholars experience some inconveniences and problems during their education and find themselves in a double bind particularly about their subject area and future position (GümüĢ & Gökbel, 2012). ...
Thesis
Full-text available
This study aimed to assess MoNE-YLSY scholarship program relying on the opinions of scholars, and determine the changes in scholars’ cultural political, economic and educational perceptions and the reasons that lie behind the changes. Mixed design was used to examine the stated purpose. Qualitative data were collected from 18 participants studying in the UK to obtain information on the program. A self-developed questionnaire was delivered to 156 participants studying in the UK to obtain information on the changes in scholars’ perceptions and the reasons. SPSS Statistics 20 was utilized for the explanatory factor analysis, descriptive statistics and regression analysis. According to the results, the aims and objectives of MoNE-YLSY scholarship program were student mobility, training future academics, gaining overseas experiences, strengthening new-opened universities, contributing to scientific developments in Turkey, gaining language skills, and international networking. The program did not accomplish its aims and objectives regarding sending determined number of students due to lack of advertising, and unsystematic structure. MoNEYLSY scholars complained about the amount of stipend, lack of employee rights, academic advisory, miscommunication with MoNE and consultants at universities in Turkey, bureaucratic procedures and the duration of compulsory service. MoNE-YLSY scholars underwent some changes such as becoming more open to different ideas, being more respectful to individual differences, decreasing their prejudice against different nations, religions, and ethnicity. The reasons of these changes are the cultural, political, economic and educational characteristics of the host society. The changes in scholars’ perceptions were only related with cultural, political and educational reasons.
... "Türk olmanın şeref ve mutluluğunu duyan") ön plana çıkarmıştır (Küçükcan ve Gür, 2009). Yükseköğretim Kanunu'nda bu denli bariz şekilde ifadesini bulan Kemalizm'i görmezden gelerek kanunu Türk-İslam sentezi ürünü kabul etmek, ancak kısmen doğru olabilir (Gür, 2011). Özetle Türkiye' de üniversite camiası, yükseköğretim meselelerini yeterince tartışmamakta ve bazı kalıp yargıları sorgulamaksızın tekrar etmektedir. ...
Book
Full-text available
Amerikan üniversiteleri, hem ABD'nin süper güç hâline gelişinde belirgin bir rol oynamış hem de bu süper gücün ortaya çıkışı sonucunda yeni işlevler üstlenmiştir. Dünden bugüne ABD üniversitelerinin yükseköğretimde, inovasyonda ve bilime ilişkin hemen her uluslararası göstergede liderliğini koruduğu ve bu itibarla pek çok ülkenin yükseköğretim sistemi için taşıdığı emsal niteliğini gitgide pekiştirdiği de apaçık ortadadır. Eğitim gündeminin sıcaklığını daima koruyan meselesi konumundaki yükseköğretime dair farklı analizleri ve önemli tespitleri içeren bu kitap, Amerikan yükseköğretimini dünyada egemen ve kendisine imrenilen bir sistem kılan unsurları genel hatlarıyla incelemekte, ABD'de yükseköğretimin yönetimi, koordinasyonu ve planlaması gibi hususları kapsamlı bir şekilde tartışmakta, nüfus açısından Amerika'nın en büyük dört eyaleti olan Kaliforniya, Texas, New York ve Florida'nın yükseköğretim sistemlerini nispeten daha detaylı şekilde ele almakta, ABD yükseköğretiminden çıkardığı derslerle Türkiye yükseköğretim sisteminin reformuna yönelik bazı politika önerileri geliştirmektedir.
Article
Academic freedom has a special significance for universities within the context of higher education. However, it is fair to say that the concept of academic freedom within the Turkish literature is not well developed either conceptually or methodologically. The purpose of this study is to map the existing research and scholarship on academic freedom in Turkey so as to shed light on what is implied and discussed, and what gaps there are. Sixty-one studies were reviewed by following systematic review steps. Content analysis was used as the research design in the current study. The research reveals that academic freedom was discussed as a global, local, and institutional idea, but that in the main these were conceptual debates rather than debates that were empirically grounded. The paper argues that more empirical studies are needed of academic freedom particularly in the Turkish context.
Article
Full-text available
İlhan Tekeli, yaklaşık 50 yıllık süreçte yükseköğretim meselelerine yönelik birçok makale ve kitap yazmış, konuşmalar yapmıştır. Bu çalışma, İlhan Tekeli’nin Türkiye yükseköğretim tarihi, sorunları ve yükseköğretimdeki dönüşümler ile yükseköğretimde özerklik, büyüme ve kalite konularını nasıl tartıştığına odaklanmıştır. Tekeli’ye göre ideal üniversite, rektörünün öğretim üyeleri tarafından seçildiği Humboldt tarzı üniversitedir. Ona göre İkinci Dünya Savaşından sonra üniversite dönüşmeye başlamış ve özerkliğini kaybetmiştir. Türkiye’de ise üniversitelerin 1946 yılında elde ettiği 1961 Anayasası ile kurumsallaştırdığı özerklik, YÖK’ün kurulmasıyla sona ermiştir. YÖK oldukça geniş yetkilere ve aşırı merkeziyetçi bir yapıya sahip olarak üniversiteler üzerinde denetimi iyice artmıştır. Ayrıca, Tekeli idari özerkliği üniversiteye içkin temel özellik olarak tanımlamıştır. Tekeli’ye göre aşırı güçlü ve yetkili rektörlerin varlığı öğretim üyelerinin akademik özgürlüğü ve katılımcı yönetim için en önemli sorunlardan biridir. Tekeli, üniversite özerkliğini sağlayacak, üniversiteleri daha demokratik kılacak bir reform ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Tekeli, yükseköğretim sisteminin büyümeye gereksinimi olduğunu ancak sistemin büyümesi için nitelikli doktoralı öğretim elemanlarının yetiştirilmesine öncelik verilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Book
Full-text available
AKADEMİDE OLUMSUZ DAVRANIŞLAR M. Hamdi Mücevher Seyhan Özdemir GİRİŞ Kişisel özellikler, çalışma şartları, örgüt kültürü, işin gerekleri gibi birçok etkenin sonucu olarak bireyler, çalışma hayatında çeşitli iş davranışları sergiler. Bu davranışların bir bölümü doğrudan doğruya çalışanların görevleri ile ilgili iken bazıları görev tanımlarında yer almayan rol ötesi iş davranışlarıdır.1,2 Bazıları zorunlu iken bazıları ise gönüllü olan davranışlardır. Görev tanımlarında yer alan ve zorunlu olan iş davranışları, çalışanların, örgütteki rollerinin bir gereği olarak yapmaları gereken davranışlar olup görevin ifası ya da görev başarımı olarak tanımlanır. Bu tür davranışlarla çalışanlar, örgütlerinin performansına, verimliliğine ve karlılığına katkıda bulunmuş olur. Rol ötesi olan iş davranışları ise, çalışanın görev tanımlarında belirtilmeyen görevleri ifade eder ve örgüte olan etkilerinin olumlu ya da olumsuz olması bakımından ikiye ayrılır. Örgütsel performansı ve verimliği artıran ve gönüllü olan iş davranışlarına, örgütsel vatandaşlık davranışları denirken; örgüte ya da çalışanlara zarar veren davranışlara ise, olumsuz iş davranışları (üretkenlik karşıtı iş davranışları) denilmektedir.
Article
Full-text available
This paper is prepared to list the required competencies of academics who work in the field of social sciences in the light of literature and in the direction expert opinion and propose a competency dictionary for this area of the profession. With this kind of competency dictionary, it will be possible to develop competency based human resource processes such as recruitment, career planning, training and development, performance evaluation, and compensation. Although we notice that there are some competency classifications for different occupational groups in literature and practice, we could not meet any study for academicianship in the context of Turkey. In this direction, we listed the competencies that academics -who work in the social sciences field- should have in the light of the literature of competencies, competency based human resources, and academicianship and in the direction of expert opinions. In this competency dictionary we list 32 competencies. These competencies are listed in the light of an extensive review, and examined in three competency clusters as personal competencies, academic competencies and workplace competencies. In addition to this, definitions of the competencies are presented to reach the aim of competency dictionary and behavioral indicators of each comptencies are explained.
Article
Full-text available
In this study, sociological analysis of public profiles of Democrat Party deputies who served years between 1950 and 1960 as a ruling party deputy by using elite theory has been planned. Before sociological analysis of deputies clarifying the complex structure of first event is needed. To achieve this firstly some basic concepts explained by using general fictions. We will set our work foundation over basic ideas of political sociology on Politics, democracy, powers, the political elite and the intellectual foundation concepts. After creating the conceptual and fictional background of the subject the historical background of the period before Adnan Menderes and his Democrat Party's ruling time has been analyzed.As a sample Group Democratic Party Deputies have been selected who served years between 1950 and1960 under Grand National Assembly umbrella from research universe consist of Turkish political elite. A set of data has been created by using "Spatial Analysis Technique" on the basis of background of the political elite has been used. Parliament's institutional records, publications and websites, especially by examining the parliament albums, since 1950, the year he took over the ruling period have been evaluated and used. These data sets were analyzed by using SPSS. Analysis of 1323 deputies have been planned from the perspective of social indicators like education level, age, foreign language they know, gender and place of birth under the light of generated data in the period of three course term.When the political elite as a result of the study evaluated the required properties for the Democratic Party deputies to be born in Istanbul, he should be more educated university graduates. In other sociological characteristics, to be young and middle-aged, gender and family status in the context of male, married, with three children to outweigh. If the analyzed period, as Turkey that lack of a college education is considered the country's first university graduate of Istanbul University attorneys are frequent. Law graduate to be, people who manage to know at least one foreign language and civilian bureaucrats seem to be dominant in parliament as in the DP. ÖzetBu çalışmada, Demokrat Partinin iktidar yılları olan 1950-1960 yılları arasında görev yapmış Demokrat Parti milletvekillerinin, toplumsal profillerinin elit teorisi üzerinden sosyolojik analizinin yapılması hedeflenmiştir. Milletvekillerinin sosyolojik analizinden önce incelediğimiz olayın ilk başta karmaşık yapısını belirginleştirmek gerekmektedir. Bu doğrultuda ilk başta genel bir kurgulama yapılarak bazı temel kavramlar açıklanmıştır. Siyaset, demokrasi, erk, parti, elit, siyasi elit kavramları üzerinden siyaset sosyolojisinin fikri temelleri üzerine çalışma oturtulmuştur. Konunun kavramsal ve kurgusal alt yapısı oluşturulduktan sonra dönemin tarihsel arka planı da göz önüne alınarak Adnan Menderes ve Demokrat Parti iktidar yılları, öncesi ve dönemi ile birlikte ele alınmıştır.Türk siyasi elitlerinin oluşturduğu araştırma evreninden, örneklem kümesi olarak 1950–1960 yılları arasında, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında görev yapmış Demokrat Parti milletvekilleri seçilmiştir. “Konumsal Analiz Tekniği” kullanılarak, TBMM’nin kurumsal kayıtları, yayınları ve web sitesi özellikle de TBMM albümleri incelenerek, Demokrat Parti’nin iktidarı devraldığı yıl olan 1950’den itibaren Demokrat Parti milletvekilliği yapmış siyasi elitlerin toplumsal özgeçmişleri temelinde bir veri seti oluşturulmuştur. Bu veri setleri SPSS kullanılarak analiz edildi. Oluşturulan veri seti ışığında, üç dönemlik bir süreçte toplam 1323 Demokrat Partili milletvekilinin mesleki dağılımları, eğitim durumları, yaş, bildikleri yabancı dil, cinsiyet ve doğum yeri gibi sosyal indikatörler açısından incelemesi planlanmıştır.Yapılan çalışma neticesinde bir siyasal elit olarak Demokrat Parti milletvekilli için aranan özellikler değerlendirildiğinde İstanbul doğumlu olmak, eğitimli dahası üniversite mezunu olmak gerekmektedir. Aranan diğer nitelikler: genç-orta yaşlı, cinsiyet ve aile durumu bağlamında erkek, evli, üç çocuklu olmak ağır basmaktadır. İncelenen dönemler itibariyle Türkiye’de üniversite eğitimi veren kurumların azlığı göz önünde bulundurulursa ülkenin ilk üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi mezunu vekiller yoğunluktadır. Hukuk bölümü mezunu olmak, en az bir yabancı dil bilmek ve sivil-bürokrat yönetici olan kişiler DP sıralarında parlamentoda baskın olarak gözükmektedir.
Article
Full-text available
The South African Higher Education Funding Framework uses funding as a lever to achieve equitable student access, quality teaching and research, and, improved student retention and success. Maximizing the institution's subsidy from the national Department of Education via teaching input and output grants necessitates innovative strategies pre- and post student admission. This paper describes a post-admission "academic development and student support (ADSS)" project in the Faculty of Health Sciences, showing how teaching interventions in the form of recurriculation to student-centered, diversity sensitive curricula in tandem with delivery using non-didactic pedagogies, and, learning interventions in the form of comprehensive and holistic student support by the implementation of a student monitoring system with referral to academic and/or student counseling and services personnel improved student retention and success, thereby translating equity of access to equity of outcome.
Chapter
Universities are said to be the 'powerhouses' of modern society. They educate leaders and advance our basic knowledge of nature and society. Yet historically they have been vulnerable when meeting the challenges of dynamic industrial democracies or indeed of modern totalitarian states. Today universities are at the centre of society's attention and must therefore balance a great number of contradictory demands and pressures. Can this be done within the structure and ethos of an historic institution called a 'university', or are such institutions now passé and merely part of a bureaucratically managed higher education 'system'? These essays discuss the ways in which universities have coped with complexity since 1800, while retaining their basic 'idea'. Special attention is accorded to the role of the State and the autonomous professions in defining the mission of universities and in their struggle for individuality in the face of mounting pluralistic and bureaucratic pressures.
Article
Incl. bibliographical notes and references, index
Kısır döngü: Türkiye'de üniversite ve siyaset (1869-2004)
  • A Arslan
Arslan, A. (2004). Kısır döngü: Türkiye'de üniversite ve siyaset (1869-2004). İstanbul: Truva.
Türk maarif tarihi. (Cilt 1-2)
  • O Ergin
Ergin, O. (1977). Türk maarif tarihi. (Cilt 1-2). İstanbul: Eser Matbaası.
XVII I. yüz yıl Os man lı dü şün ce sin de bu na lım ve ara yış-II fel se fe-bi lim
  • İ Fazlıoğlu
Fazlıoğlu, İ. (2008). XVII I. yüz yıl Os man lı dü şün ce sin de bu na lım ve ara yış-II fel se fe-bi lim. (Değerlendiren. E. Süzgün). Bilim ve Sanat Vakfı Bülteni, 67, 78-81.
Türkiye'de din eğitimi ve imam hatipler
  • M A Gökaçtı
Gökaçtı, M.A. (2005). Türkiye'de din eğitimi ve imam hatipler. İletişim, İstanbul.
Eğitimde katsayıyla kastlaşma
  • B S Gür
Gür, B. S. (2009). Eğitimde katsayıyla kastlaşma. Anlayış, 75, 36-37.
Üniversitelerde kılık kıyafeti yasaklayan bir kural var mı?
  • Y Ş Hakyemez
Hakyemez, Y.Ş. (2008). Üniversitelerde kılık kıyafeti yasaklayan bir kural var mı? Zaman.
Darülfünun. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, VIII. Cilt, İstanbul. s
  • E İhsanoğlu
İhsanoğlu, E. (1993). Darülfünun. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, VIII. Cilt, İstanbul. s. 521-525.
Darülfünun: Osmanlı'da kültürel modernleşmenin odağı. (iki cilt)
  • E İhsanoğlu
İhsanoğlu, E. (2010). Darülfünun: Osmanlı'da kültürel modernleşmenin odağı. (iki cilt). İstanbul: IRCICA.