Article

ONDOKUZUNCU YÜZYILDAN GÜNÜMÜZE ÖZGÜRLÜK BAĞLAMINDA SANAT NEYDİ, NE OLDU?

Authors:
To read the full-text of this research, you can request a copy directly from the author.

Abstract

The greatest goal for all beings, especially humans who are thinking beings, is “freedom”,which is an end and a necessity as well as a means. All the wars that have occurred in humanhistory and all endeavours of humans are efforts to gain this gift. Art, which is thought to haveoriginated with humans, and its creator the artist obtained the rights and freedoms they enjoytoday as a result of extensive struggles. They had to struggle against pressures on the theme ofthe art, the ideas and feelings advocated in the theme and the language. Particularly, prior to the19th century, there were times when the artist could not use his brush freely on the canvas andexpress his feelings and ideas clearly due to the strict rules laid down by the church, the palaceand the academic circles. In the 19th century, however, with the advent of the industrial age,which is acknowledged to have been a new stage in not only the western history but also humanhistory, they rid themselves of the confines of the rigid rules of the church, the palace andacademic circles and set sails towards “freer” trends brought along by “modernism” and “postmodernism”and so far have generated tens of different views of art.The purpose of this study is to determine the level that art has attained now in the contextof freedoms that art and the artist gained after the Industrial Revolution and the FrenchRevolution.

No full-text available

Request Full-text Paper PDF

To read the full-text of this research,
you can request a copy directly from the author.

... Sanatçılar arasındaki benzerlikse, seyredilmek için bir sanat eseri ortaya çıkarmak istememeleridir. Onlar daha çok yapıtlarıyla kavramlar ve analizler önerip, seyirciyi bunları anlamaya, çözmeye ve kendi düşünceleriyle tamamlamaya teşvik ederler (Germaner, 1996;Elmas, 2006). ...
Article
Land Art konusunun seçildiği çalışmanın amacı Land Art akımını anlamak ve Isparta ilinin tarihi ve kültürel değerlerini yansıtan, bitkisel bir tasarım yaparak bir Land Art projesi örneği sunmaktır. Araştırmada önce Land Art akımının başlangıcına ve ortaya çıkış sürecine değinilmiştir. Sonrasında bu süreçten etkilenen sanatçıların yaptıkları çalışmalar üzerinden Land Art akımının eserler üzerinde olan etkisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışma sonucunda Isparta iklimine uyumlu ve Land Art tasarımı içerisinde kullanılabilecek bitkiler belirlenerek, uygun şartlar sağlayan bir alanda Land Art tasarımına uygun bir proje önerisi geliştirilmiştir. Yapılan tasarımda Isparta için önemli bir kültürel değer olan dokumacılık geleneğinde kullanılan motiflerden ve Isparta tarihinde kullanılan isimlerin anlamlarından esinlenerek, bitkisel formda ve toprak yüzeyinin şekillendirilmesi ile gerçekleştirilen doğal bir eserin ortaya konulması amaçlanmıştır.
Article
Full-text available
Değişen toplumlar, düşünceler alışkanlıklar, siyasi ve ekonomik koşullar karşısında nesnenin bağımsızlaşması geleneksel ve tarihsel biçimleri, kalıpları yıkmaya yönelen modern sanat; çeşitli sanat anlayışları ve kuramlarıyla yeni bir gerçeklik oluşturma, akımları, kuramları ve eğilimleri kendi içinde eritme ve entegre etme çabasını içermektedir. Sanat alanındaki izmler kendilerine has ifadelerini oluşturarak öznel deneyimlere ve yorumlamalara yönelmişlerdir. Bu da sanatta yeni ve modern anlayışların ortaya çıkışına önderlik etmiştir. Zaman içerisinde bilgi ve materyal kullanımının çeşitliliği sanatçının doğayı nesneleri ve kendini sorgulama, yorumlama ve algılama çabaları nesnelere ve sanat üretimine yaklaşımında farklılıklara yol açmış ve yeni sanat akımlarının doğmasına neden olmuştur. 19.yy. Avrupa’sında ortaya çıkmaya başlayan sanat akım ve teknikler modern sanatların çekirdeğini oluşturmuştur. Bu akım ve farklı dille ifadelerin bazıları arasında izlenimcilik, fovizm, kübizm, soyut resim, fütürizm, ekspresyonizm, konstrüktivizm, sürrealizm, toplumsal gerçekçilik, soyut dışavurumculuk, pop sanat, minimal sanat, kavramsal sanat sayılabilir. Her bir sanat akımı kendinden önceki ya da çağdaşı olan akım ile birlikte yoğrulmuştur. Bireyler sanat yoluyla ifade çeşitliliğiyle kalıcı izler bırakmak yenilikler ve değişimler yaratmak adına yola çıkmışlardır. Farklı üslupları ve ifade biçimleri olmasına karşın ortak noktaları, 20. yüzyıl alışkanlıkları ve değişen şartlarına karşı duyulan duygusal tepkiyi dile getirme isteğidir. 20. yy. sanatı devrim ve yeniden yapılanmanın tarihidir. Bu dönemde sanat, bilim ve teknoloji alanındaki ilerlemenin yanı sıra felsefeyle de ilişkili olarak atılımlarda bulunmuştur. Sanatın doğaya öykünmesi, hakikati arayışı öznel yaklaşımlarıyla yeni arayışlar içerisine girmesine neden olmuştur. İnsanın sanatla ilişki kurabilmesi için öncelikle algılaması gerekir. Bu algılama sonucunda üretime ve yorumlamaya geçecektir. Bu nedenler sanatı farklı izmleri takip etmeye yöneltmiştir. Bu araştırma da, literatür taramasına dayalı olarak sanata yön veren, geliştiren sanat akımları ve sanatçılar değerlendirilecektir
Article
Full-text available
Kurtuluş Savaşı’nın devam ettiği günlerde Batılı devletlere karşı Ankara Hükümeti ile Sovyet Rusya arasında kurulan yakın siyasi ilişkiler, Cumhuriyet’in 1923’teki ilanından II. Dünya Savaşı’nın 1945’te sona ermesine kadar devam etmiştir. Bahsedilen dönemde, iki ülke arasında gerçekleşen ve siyasi, askeri ve iktisadi yönleri ağır basan bu ilişkilerin bir boyutunu da sanat oluşturmuştur. Çarlık döneminden sanatsal açıdan önemli bir miras devralan ve sosyalist ideolojinin propagandasında sanata özel bir misyon yükleyen Sovyetler Birliği ile Batılı sanatların eğitimini yaygınlaştırmayı, sanatçıları desteklemeyi ve bunun sonucunda nitelikli sanat eserlerinin üretilmesini, bir “uygarlaşma” ölçüsü olarak gören ve Atatürk ilke ve inkılaplarını halka iletmekte sanatın propaganda gücünden faydalanmayı düşünen Türkiye Cumhuriyeti, özellikle 1930’lu yıllarda sanat alanında bir işbirliğinde bulunmuşlardır. Bu kapsamda, Türk hükümeti tarafından “Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Kutlamaları” çerçevesinde Türkiye’ye davet edilen Sovyet sinemacılar tarafından çekimi gerçekleştirilen “Türkiye’nin Kalbi: Ankara” filmi, özel bir anlam ifade etmektedir. Bu çalışma, Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye Cumhuriyeti ve Sovyetler Birliği arasında sanat alanında gerçekleşen işbirliği ve etkileşimi ele almakta ve bu ilişkinin boyutlarını kapsamlı olarak ortaya koymayı amaçlamaktadır. / During the Independence War, the close political relations established between the governments of Ankara and Soviet Russia against western countries, continued from the declaration of the Republic in 1923 to the end of the World War II in 1945. In that era, the art constituted another dimension of the relations established by these countries that mainly focused on political, military and economic aspects. Both the Soviet Russia, which acquired an important heritage from Czarism and attributed a special role to the art in order to make propaganda for the socialist ideology, and the Republic of Turkey, which considered developing an education system in terms of western arts, supporting artists and creation of the qualified artistic works as a measure of “civilization”, and which intended to benefit from the propaganda power of the art in conveying the Kemalist revolutions and doctrines to society, collaborated in the field of the art especially in 1930s. In this regard, the movie called “Ankara: The heart of Turkey”, which created by the Soviet film makers who were invited by the Turkish Government in terms of the “Celebration of the Tenth Anniversary of the Foundation of the Republic” had a special place. Hence, this study covers and attempts to highlight the dimensions of the collaboration and interaction between the Republic of Turkey and the Soviet Union in the field of art in the early years of the Republic.
Article
Woman, ensures the continuation of, affects and impacts society. Woman is part foundation of social structure. Woman status in society, some times takes the form of object, other times a subject. This objectifying of woman or subjectfying, has always been depandant on the societal change and development. The struggle between women and men, existed since the begining of time. Gender identity is not just a biological issue. It is coded by society into woman and man the minute they are born. And due to this societal coding, the worlds of woman and man, have always been carachterized differently. The embrace of such a notion by society, strongly, leans towards the thinking that, man is independantly strong, and relative to man’s strength, woman is weaker. The existence of such thinking, for hunderds of years, has made“Woman problem” to surface along with it. Over time, the woman problem, was handled as an official ideology and seen as a problem that needs to be solved. It is also observed that, Turkey, during the eghities, was impacted by the feminist movement named “second wave woman movement”, initiated and led by Simone De Beauvoir. Women, do not see woman’s ‘equality’ in the public sphere as sufficient, defending that woman must also be free, in subjective life as well. The discussion of the woman's existential problems of gender, being female, feminine issues, has entered a period in which the woman discussed. A period has been entered, where topics pretaining to social gender, where woman's existential problems, being a female, woman's issues and femininity are discussed.
ResearchGate has not been able to resolve any references for this publication.