Türkiye’de Sosyal Güvenlik Sistemi: Mevcut Durum, Sorunlar Ve Öneriler

Article (PDF Available) · August 2010with 14,495 Reads 
How we measure 'reads'
A 'read' is counted each time someone views a publication summary (such as the title, abstract, and list of authors), clicks on a figure, or views or downloads the full-text. Learn more
Cite this publication
Abstract
Türkiye’de 1990’lı yıllardan itibaren, sosyal güvenlik sisteminde gelir-gider dengesizliği ortaya çıkmıştır. Emeklilik sisteminde aktif pasif oranı, iki seviyesinin de altına düşmüştür. 2006 yılı esas alındığında bir sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı olmayan çalışanlar toplam istihdamın yaklaşık yarısını (%48,5’i) oluşturmaktadır. Dolayısıyla kayıt dışı istihdam sosyal güvenliğin finansman açığının ana sorunlarından birini teşkil etmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun açığı, GSYİH’nin %5’ine yaklaşmış durumdadır. Gelecekte bu oranın sabit olmayacağı da bilinmektedir. Ülkemizde yoksulluk oranı 2008 itibari ile %17 olarak saptanmıştır. Yoksullukla mücadelede sosyal güvenlik sistemi yeterince etkin işlememektedir. Emeklilik sisteminin prim hâsılatı, emeklilere yapılan harcamaların oldukça gerisindedir. Sistemin gelir kaynakları ile harcamaları arasında ciddi uyumsuzluk vardır. 2008 yılında çıkarılan 5510 sayılı kanun ile genel sağlık sigortası uygulamaya konulmuş, sağlık harcamalarında buna paralel olarak yüksek artış gözlenmiştir. 2000’li yıllarda önemli yasal düzenlemelerle, sosyal güvenlik sistemi yeniden yapılandırılma sürecine girmiştir. Bu çalışmada Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin mevcut durumu ve süregelen sorunlarına değinilmekte, çözüm için bazı önerilere yer verilmektedir.
Figures - uploaded by Erdal Gumus
Author content
All content in this area was uploaded by Erdal Gumus
Content may be subject to copyright.
No caption available
… 
seta
Analiz
.
S E T A | S i y a s e t , E k o n o m i v e T o p l u m A r a ş t ı r m a l a r ı V a k f ı | w w w . s e t a v . o r g | A ğ u s t o s 2 0 1 0
RKİYE’DE SOSYAL GÜVENK SİSTEMİ:
MEVCUT DURUM, SORUNLAR VE ÖNERİLER
ERDAL Ş
ERDAL GÜMÜŞ
Sayı: 24 | Ağustos 2010
S E T A
A N A L İ Z
RKİYE’DE SOSYAL GÜVENLİK
STEMİ: MEVCUT DURUM,
SORUNLAR VE ÖNERİLER
2 0 1 0 © Y a y ı n h a k l a r ı m a h f u z d u r
seta
Analiz
.
İÇİNDEKİLER
RİŞ | 4
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE SOSYAL GÜVENLİK VE SOSYAL GÜVENLİK
STEMLERİ: MEVCUT DURUM | 5
RKİYE’DE SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNİN SORUNLARI | 7
DEMOGRAFİK SORUNLAR | 11
NANSMAN SORUNLARI | 13
YÖNETSEL VE SİYASAL SORUNLAR | 17
SOSYAL GÜVENLİKTE REFORM SÜRECİNDE GERÇEKLEŞTİRİLENLER | 19
SONUÇ VE ÖNERİLER | 20
T Ü R K İ Y E ’ D E S O S Y A L
G Ü V E N L İ K S İ S T E M İ
3
ÖZET
Türkiyede 1990’lı yıllardan itibaren, sosyal güvenlik sisteminde gelir-gider dengesizliği ortaya
çıkmıştır. Emeklilik sisteminde aktif pasif oranı, iki seviyesinin de altına düşmüştür. 2006 yılı esas alın-
dığında bir sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı olmayan çalışanlar toplam istihdamın yaklaşık yarısını
(%48,5’i) oluşturmaktadır. Dolayısıyla kayıt dışı istihdam sosyal güvenliğin finansman açığının ana
sorunlarından birini teşkil etmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumunun açığı, GSYİH’nin %5’ine yaklaş-
mış durumdadır. Gelecekte bu oranın sabit olmayacağı da bilinmektedir. Ülkemizde yoksulluk oranı
2008 itibari ile %17 olarak saptanmıştır. Yoksullukla mücadelede sosyal güvenlik sistemi yeterince et-
kin işlememektedir. Emeklilik sisteminin prim hâsılatı, emeklilere yapılan harcamaların oldukça geri-
sindedir. Sistemin gelir kaynakları ile harcamaları arasında ciddi uyumsuzluk vardır. 2008 yılında çıka-
rılan 5510 sayılı kanun ile genel sağlık sigortası uygulamaya konulmuş, sağlık harcamalarında buna
paralel olarak yüksek artış gözlenmiştir. 2000’li yıllarda önemli yasal düzenlemelerle, sosyal güvenlik
sistemi yeniden yapılandırılma sürecine girmiştir. Bu çalışmada Türkiyede sosyal güvenlik sisteminin
mevcut durumu ve süregelen sorunlarına değinilmekte, çözüm için bazı önerilere yer verilmektedir.
S E T A
A N A L İ Z
4
GİRİŞ
Sosyal güvenlik, özünde, insanların yaşamlarında karşılaşacakları muhtemel ekono-
mik ve sosyal risklere karşı önceden gerekli önlemlerin alınarak kendilerine gelir sağ-
lamak üzere oluşturulmuş kamu harcama programlarıdır. Sosyal güvenlik yoksulluk,
işsizlik, gelecekle ilgili ekonomik belirsizlik, yaşlılık ve hastalık gibi sosyal tehlikelerin
ortaya çıkaracağı olumsuzlukları hafietmeyi ya da yok etmeyi sağlayan önlemleri
içerir. 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından temel insan hakkı olarak ilan edilen,
1
asgari çerçevesi Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmesi ile çizilmiş olan
2
ve Avru-
pa Sosyal Şar
3
ile standartları belirlenen sosyal güvenliğin kapsamında, kısa ve uzun
vadeli ekonomik ve sosyal risklere karşı sigorta oluşturulmakta ve belirlenen koşulları
sağlayan hak sahiplerine aylık bağlanmakta ya da diğer ödemeler yapılmaktadır.
Uzun vadeli sigorta kolları bir bütün olarak ele alınıp incelenmekte ve bu bütün, emek-
lilik sigortası sistemi olarak adlandırılmaktadır. Uzun vadeli sigorta kapsamına yaşlılık,
ölüm ve malullük sigortaları girmekte ve kamuoyunda tartışılan sosyal güvenlik sis-
teminin asıl unsurlarını bunlar teşkil etmektedir. Kısa vadeli sigorta kolları ise hasta-
lık, analık, kazaları, meslek hastalıkları, aile yardımları ve işsizlik gibi doğası gereği
daha çok sağlık ile ilgili sosyal güvenlik alanını içermektedir. Bunların dışında sosyal
hizmetler ve sosyal yardımlar da geniş anlamda sosyal güvenlik ya da sosyal koruma
sistemi içinde yer almaktadır. Sosyal hizmetler ve yardımların finansmanı, genel vergi
1. Bilgi için bakınız, 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi madde 22, http://www.un.org/en/
documents/udhr.
2. Bilgi için bakınız, 1952 yılında 35. Uluslararası Çalışma Konferansı’nda kabul edilen “Sosyal Güvenliğin
Asgari Normlarına İlişkin 102 sayılı sözleşme, http://www.ilo.org/public/english/protection/secsoc/areas/legal/
conv102.htm.
3. Bilgi için bakınız, Avrupa Sosyal Güvenlik Şartı, European Social Charter, http://conventions.coe.int/Treaty/
en/Treaties/Html/035.htm.
TÜRKİYE’DE SOSYAL GÜVENLİK
SİSTEMİ: MEVCUT DURUM,
SORUNLAR VE ÖNERİLER
T Ü R K İ Y E ’ D E S O S Y A L
G Ü V E N L İ K S İ S T E M İ
5
Sosyal güvenlik,
bireyin anne
karnında
oluşumundan
itibaren başlayan
ve ölümünden
sonra da belli
bir süre devam
eden süreçte,
bireyin asgari
hayat kalitesinde
yaşamını
sürdürebilmesini
sağlamak üzere
geliştirilmiş,
modern refah
programı olarak
nitelenebilir.
gelirleri ile karşılanmaktadır. Sosyal hizmetler daha ziyade bakıma muhtaç olanları ve
onların onurlu bir yaşam için gerekli görülen tüm ihtiyaçlarının karşılanmasını kap-
sarken, sosyal yardımlar yoksulluk ile mücadele amacı gütmektedir. Bir ülkenin sosyal
güvenlik sisteminin yeterliliği değerlendirilirken bazı göstergelere bakmak gerekir. Bu
göstergeleri şöyle sıralamak mümkündür:
• Sosyal güvenliğin kapsadığı nüfusun toplam nüfus içindeki oranının yüksekliği,
• Emeklilere ve diğer hak sahiplerine ödenen aylıkların yeterli seviyede olması,
• Sistemin gelir kaynakları ile giderleri arasında uygun bir dengenin tesis edilme-
si ve bu dengenin sürdürülebilirliğinin sağlanması,
• Sistemin yönetim açısından şeaf olması,
• Hak ve yükümlülüklerin herkes tarafından anlaşılabilir basitlikte olması,
• Prim oranlarının ödenebilir bir seviyede olması,
• Sağlık hizmetlerine erişimin kolay ve sağlanan hizmetlerin nitelikli olması,
• Sistemin kendi içinde geliri yeniden dağıtabilmesinin sağlaması,
• Yoksullukla mücadele edebilmesi.
Sosyal güvenlik, bireyin anne karnında oluşumundan itibaren başlayan ve ölümünden
sonra da belli bir süre devam eden süreçte, bireyin asgari hayat kalitesinde yaşamını
sürdürebilmesini sağlamak üzere geliştirilmiş, modern refah programı olarak nitele-
nebilir. Sosyal güvenlik kapsamında prim ya da vergiler ile finanse edilen ve çalışma
yaşamında ortaya çıkan pek çok riskleri sosyal sigorta anlayışı ile sigortalarken, sosyal
yardımlar ve sosyal hizmetler kapsamında prim ya da vergi ödenmeksizin toplumun
bir üyesi olunmasından dolayı insanların bazı temel hak ve hizmetlerden yararlanma-
ları sağlanmaktadır. Bunlar yoksullukla mücadele, kimsesiz, bakıma muhtaç, bedensel
ve zihinsel engelliler için devletin yürüttüğü faaliyetler demeti olup, sosyal refah dev-
leti olmanın bir gereği olarak görülmektedir.
GŞTEN GÜMÜZE SOSYAL GÜVENLİK VE SOSYAL
GÜVENLİKSTEMLE: MEVCUT DURUM
Sosyal güvenlik sistemi, sosyal güvenliğin finansman ve harcama esaslarını bir bütün
olarak ifade eder. Uzun ve kısa vadeli sosyal sigortalar, sosyal hizmetler, sosyal yar-
dımlar, bunların birbirleri ile olan ilişkileri, finansman şekilleri bir bütün olarak sosyal
güvenlik sistemini oluşturur. Genellikle bir sosyal güvenlik sisteminin niteliğini finans-
man yöntemi belirler. Bu yaklaşıma bağlı olarak dört sistemden söz edilebilir.
• 1880’li yıllarda geliştirilen ve prim esasına göre finansmanı sağlanan Bismarkçı
sosyal güvenlik sistemi,
• 1942 yılında geliştirilen ve vergi gelirleri ile finanse edilen Beveridge tipi sosyal
güvenlik sistemi,
• Prim ve vergilerle karma finansmanı öngören karma sosyal güvenlik sistemi,
• 1981 yılında Şili’de uygulanmaya başlanan, devletin gözetim ve denetiminde
finansmanı tamamen bireysel primlerle sağlanan özel zorunlu bireysel sigor-
tacılık sistemi.
S E T A
A N A L İ Z
6
Sanayi toplumu
ile kitlesel
üretim sürecine
geçilmesi ile
birlikte geleneksel
korunma
yöntemlerinin
ortaya çıkan
yeni risklere
karşı yetersizliği
nedeniyle yeni
korunma arayışları
başlamış ve bu
süreçte devletin
bu alanda görev
üstlenmesi
gerektiği ortaya
çıkmıştır.
Hiç bir sisteme bağlı olmaksızın ya da ön ödeme yapılmaksızın, bütün ekonomik risk-
lerin gerçekleşmesi halinde, bireyin doğrudan kendi bütçesinden harcama yapması
(bireysel finansman) da bir sistem olarak ifade edilebilir. Ancak bunun bir sistem olma-
sından ziyade, sistemsizlikten dolayı de facto yani ortaya çıkmış fiili durumu yansıttığı
açıktır.
Sosyal güvenlik sistemleri ya da sosyal güvenlik ile sağlanan sosyal koruma kurumları,
insanlık tarihi ile birlikte gelişim göstermiştir. Aile yapıları, üretim tarzları, çalışılan ku-
rum gibi çeşitli faktörlere bağlı olarak ortaya çıkan farklı sosyal risklere karşı, savunma
ya da korunma mekanizmaları sanayi toplumu öncesinde geleneksel yöntemlerle ge-
liştirilmiştir. Sanayi toplumu ile kitlesel üretim sürecine geçilmesi ile birlikte gelenek-
sel korunma yöntemlerinin ortaya çıkan yeni risklere karşı yetersizliği nedeniyle yeni
korunma arayışları başlamış ve bu süreçte devletin bu alanda görev üstlenmesi gerek-
tiği ortaya çıkmıştır. 19. yüzyılın sonlarına doğru başlayan ve 20. yüzyılda şekillenen
sosyal güvenlik sistemleri bir yönüyle iktisadi sistemlerden ve bir yönüyle de siyasal
gelişmelerden etkilenmiştir. Ekonomik ya da sosyal krizler sosyal güvenlik sistemleri-
nin oluşmasının gerekçeleri olmuşlardır. Bismarkçı sistemin gelişiminde 1848’de ya-
şanan ekonomik, sosyal ve siyasal içerikli krizlerin etkileri vardır. Bu dönem, Endüstri
Devriminin yaşandığı, tren raylarının geliştiği ve raylı sistemlerin ulaşımı kolaylaştırdı-
ğı, işçi hareketleri ve sosyal hareketlerin yoğunlaştığı, çeşitli savaşların patlak verdiği
bir dönemdir. Bismark, böyle bir iklimde prim ile finansmanı sağlanan sosyal sigorta
sistemi geliştirmiş, 1883 yılında hastalık sigortası kanununu, 1884 yılında iş kazası si-
gortası kanununu ve 1889 yılında yaşlılık ve malullük sigortası kanununu çıkarmıştır.
4
Takip eden dönemde vuku bulan I. Dünya Savaşı, 1929 Büyük Ekonomik Buhranı ve
nihayet II. Dünya Savaşı, Avrupada kitlelerin yok olmasına, geriye kalan yakınların ça-
lışma gücünü yitirmesine ve bunun sonucunda sosyal ve ekonomik sorunların artma-
sına yol açmıştır. 1941 yılında İngiliz Hükümeti, William Henry Beveridgee II. Dünya
Savaşı’ndan sonra İngilterenin yeniden inşası hususunda, bir rapor hazırlamasını talep
etmiştir. 1942 tarihli “Sosyal Sigorta ve İlgili Hizmetler adlı rapor ile herkesi kapsayan
zorunlu sosyal sigorta sisteminin temelleri atılmıştır.
5
Bu sistem refah devletinin olu-
şumuna da önemli katkı sağlamıştır. Sistemin finansmanının ise sabit bir oranla alınan
vergiden oluşması ve sosyal sigorta ile tüm vatandaşlara hitap etmesi öngörülmüştür.
Bu dönemde Osmanlı Devleti’ndeki sosyal güvenlik ile ilgili gelişmelere bakıldığında
sosyal güvenliğin esas itibariyle aile içi yardımlaşma, meslek örgütlerinin yardımları
ve diğer sosyal yardımlar çerçevesinde yürütüldüğü görülmektedir.
6
Aile içi yardım-
laşmada, ailenin tüm fertleri birbirlerini sosyal ve ekonomik risklere karşı korumakta,
hastalanan, iş kazası sonucu çalışma yeteneğini kaybeden ya da ölenin eş ve çocukla-
rına ailenin diğer fertleri bakmaktadır. Özellikle tarıma dayalı üretim tarzının egemen
olduğu toplum kesiminde bu tür yardımlaşma yoğun olarak işlemiştir. Bazen komşu
4. Tipton, Frank B. A History of Modern Germany Since 1815, University of California Press; 1st Edition, 2003.
5. Raporun özeti için bakınız: http://www.sochealth.co.uk/history/beveridge.htm.
6. Akbulak, Sevinç. ve Yavuz Akbulak Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken
Önlemler”, Ed. Sosyal Güvenlik Kurumlarının Kaynak Sorunları ve Çözüm Önerileri, Maliye Hesap Uzmanları Vakfı
Yayınları, Yayın No: 17, Ankara, 2004.
T Ü R K İ Y E ’ D E S O S Y A L
G Ü V E N L İ K S İ S T E M İ
7
1949 yılında
kurulmuş T.C.
Emekli Sandığı,
1945 yılında
kurulmuş Sosyal
Sigortalar Kurumu,
1971 yılında
kurulmuş Esnaf
ve Sanatkârlar ve
Diğer Bağımsız
Çalışanlar Sosyal
Sigortalar
Kurumu, 2006
yılında tek çatı
olarak da bilinen,
Sosyal Güvenlik
Kurumuna (SGK)
devredilmiştir.
ve diğer akrabalar da yardıma dâhil olmuşlardır. Aslında bu durum ülkemizde özellikle
de kırsal bölgelerde halen sürdürülmektedir. Osmanlı toplumunda el sanatları tarım
sektörü dışında önemli üretim alanlarından birini oluşturduğundan bu sektörde olu-
şan sosyal güvenlik tedbirleri daha farklı özellikler göstermiştir. Meslek mensuplarının
dayanışmaları için Ahilik ve Lonca teşkilatları oluşturulmuştur. Diğer yardımlar ise, dini
düşünce ekseninde zekât, fitre, kurban ve adak gibi vecibelerin yerine getirilmesinde
ihtiyaç sahiplerinin özellikle gözetilmesinden ve vakıar aracılığı ile yapılan yardımlar-
dan oluşmaktadır.
7
Osmanlı Devleti 1866 yılında askeri ve 1880’li yıllarda da mülki memurlar ve bunların
bağımlılarına mahsus olmak üzere tekaüd sandıkları adı ile resmi anlamda ilk sosyal
güvenlik kurumlarını kurmuştur. Daha sonra bu iki sandık, Askeri ve Mülki Memurlar
Sandığı adı ile birleştirilmiş ve prim alınarak finansmanı sağlanmıştır. 1930 yılından
sonra devlet bütçesi ile finansmanı sağlanmış ve 1934 yılında diğer kamu kurum ve
kuruluşlarında çalışanları da kapsayan dokuz sandık daha kurulmuştur. Emekli Sandı-
ğı bu sandıkların birleşmesiyle 1950 yılında faaliyetlerine başlamıştır.
8
Modern anlamda, Türk sosyal güvenlik sistemi II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturul-
muştur. Bu sistem ülkemizdeki en büyük kamu harcama programlarından birini oluş-
turmaktadır. Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü verileri dikkate
alındığında Sosyal Güvenlik Kuruluşlarının giderleri GSMH’nin %9’unu oluşturmak-
tadır.
9
Şüphesiz her ülkede olduğu gibi ülkemizde de bu sistemin şekillenmesi, kendi
ekonomik gelişmişlik düzeyine, üretim yapısına, siyasal faktörlere, finansman metot-
larına göre değişiklik göstermektedir.
Ülkemizde 2006 yılına kadar sosyal sigorta hizmetlerini sunan üç kurum vardı. Bun-
lar, 1949 yılında 5434 sayılı Kanun ile kurulmuş T.C. Emekli Sandığı, 1945 yılında 4792
sayılı Kanun ile kurulmuş Sosyal Sigortalar Kurumu, 1971 yılında 1479 sayılı Kanun ile
kurulmuş Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu
idi. Bu kurumlar kuruluşlarında çalışanların mesleki faaliyet esasına göre örgütlenmiş-
ti. Bu üç kurum 2006 yılında çıkarılan 5502 sayılı Kanun ile kurulan yeni bir kuruma,
tek çatı olarak da bilinen, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) devredilmiştir. 5510 sayılı
kanun 1.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.
TÜRKİYE’DE SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNİN SORUNLARI
Modern anlamda ülkemiz sosyal güvenlik sisteminin başlangıcını 1945 olarak kabul
edersek, sistemin 65 yıllık bir geçmişi söz konusu olmaktadır. Dolayısıyla, nispeten
genç ve yeni sayılan bu sistemin sorunlarının da yüzeysel ve geçici, esasa ilişkin olma-
yan türden olması beklenirdi. Özellikle Emekli Sandığı için 1950-1970, SSK için 1965-
1980 ve Bağ-Kur için de 1971-1980 döneminde sisteme yapılan prim ödemeleri ile
sistemin giderleri arasında sistem gelirleri lehine sürecin işlemesi nedeniyle sistemin
7. Akbulak ve Akbulak, a.g.e., s. 2-6.
8. Akbulak ve Akbulak, a.g.e., s. 27.
9. 2009 yılında bu kurumların giderleri 103 Milyar TL olmuştur.
S E T A
A N A L İ Z
8
Sağlıklı kurgulanan
bir sistemin, en
az üç kuşağa
sorunsuz bir
şekilde hizmet
sunması
beklenirken,
Türkiyedeki sistem
henüz 50 yaşına
varmadan ciddi ve
esasa ilişkin yapısal
sorunlar yaşamaya
başlamıştır.
en azından finansman sorunları ile kısa sürede karşılaşmaması gerekirdi. Çünkü bu
dönemde emekli olanların sayısı az, dolayısıyla giderleri çok küçük bir yekûn tutuyor-
du. Tablo 1’de yer alan bilgiler 1950 yılından 2005 yılına kadar olan dönemde her üç
kurum bazında ve isteğe bağlı olan sigortalar hariç olmak üzere aylık alanlar ile prim
ödeyenlerin sayısını göstermektedir. 1950 yılında prim ödeyenler 200 bin kişi, emekli
sayısı ise sadece 9 bin kişi görünmektedir. 1975 yılında toplam prim ödeyenler 3.732
bin kişi olup aylık alanların sayısı 635 bin kişi olmuştur. 2005 yılında 11.472 bin prim
ödeyenler ve 7.504 bin aylık alanlar vardır. Aylık alanların sayısındaki hızlı artış sonucu
sistem 1990’lı yıllarda ciddi finansman açığı ile karşı karşıya kalmıştır.
Tablo 1. 1950-2005 Yılları Aktif Sigortalı-Aylık Alanların Sayıları (bin)
Yıl Aktif Sigortalılar Aylık Alanlar
Aktif
Sigortalılar
Aylık
Alanlar
SSK ES Bağ-Kur SSK ES Bağ-Kur Toplam Toplam
1950 - 200 - - 9 - 200 9
1955 - 281 - - 34 - 281 34
1960 - 359 - - 62 - 359 62
1965 896 548 - 55 96 - 1.444 151
1970 1.314 824 - 145 181 - 2.138 326
1975 1.823 1.092 817 290 341 4 3.732 635
1980 2.205 1.325 1.101 636 454 138 4.631 1.228
1985 2.608 1.400 1.682 1.071 597 294 5.690 1.962
1990 3.287 1.560 1.967 1.597 706 596 6.814 2.899
1995 4.209 1.880 1.791 2.338 952 881 7.880 4.171
2000 5.283 2.156 2.182 3.339 1.297 1.277 9.621 5.913
2005 6.966 2.402 2.104 4.308 1.596 1.600 11.472 7.504
Kaynak: DPT Ekonomik ve Sosyal Göstergeler ( 1950-2006) Tablo 8.10’dan derlenmiştir.
Sağlıklı kurgulanan bir sistemin, en az üç kuşağa sorunsuz bir şekilde hizmet sunması
beklenirken, Türkiyedeki sistem henüz 50 yaşına varmadan ciddi ve esasa ilişkin yapı-
sal sorunlar yaşamaya başlamıştır. Ekonomik, finansal, yönetsel, politik ve demografik
sorunların etkileri vardır.
10
Bu nedenle, oldukça genç yaşına rağmen, ülkemizin sosyal
güvenlik sistemi ciddi bir yeniden yapılanma süreci yaşamaktadır. Bu süreç, 1990’lı
yılların ilk yarısından başlamış olup günümüze kadar sürmüş bulunmaktadır. Sistemin
yeniden yapılandırılması sürecinin gelecek yıllarda da devam etmesi beklenmektedir.
Çünkü sistemin yapısal sorunlarının yasalarla formüle edilmesi yeterli olmayıp, uygu-
lamada bazı direnç ve aksaklıklarla karşılaşılacağı, bunlarla mücadele çerçevesinde
yeni düzenlemelerin ise kaçınılmaz olacağı düşünüldüğünde, bu sürecin zaman ala-
cağı öngörülmektedir. Buna ek olarak, finansman sorunlarının kısa vadede çözülmesi
için sosyal taraarın görüşlerinin de alınarak gerekli görülen düzenlemelerin yapılma-
10. Çalışmanın ilerleyen kısmında bu sorunların bazıları ele alınıp incelenmektedir. Çalışmanın ilerleyen kısmında bu sorunların bazıları ele alınıp incelenmektedir.
T Ü R K İ Y E ’ D E S O S Y A L
G Ü V E N L İ K S İ S T E M İ
9
Kayıt dışı çalışan
sayısının fazlalığı,
hem sosyal
güvenlik sisteminin
potansiyel
prim gelirlerini
azaltmakta hem
de hükümetleri
farklı gerekçelerle
prim aı ve hizmet
borçlanması gibi
bazı ayrıcalıkları
sağlamaya
itmektedir.
sı, hem çok kolay değildir ve hem de zaman almaktadır. İşgücü piyasasının yapısal
sorunları bu konuda en büyük engeli oluşturmaktadır. Bir başka ifadeyle, mevcut
piyasasında, kayıtlı çalışanların gelirleri prime tabi olurken ve bu açıdan işveren için
de ciddi bir yük ortaya çıkarırken, kayıt dışında faaliyet gösterenlerin görece fazla ol-
ması prim gelirlerini çok ciddi bir şekilde erozyona uğratmaktadır. Bu piyasa bir yönü
ile sorunların esas kaynağını ve bir yönü ile de çözümü bünyesinde barındırmaktadır.
Tablo 2 ülkemizdeki kayıt dışı istihdam hakkında 1990–2006 yıllarına ait özet bilgiler
sağlamaktadır. 1990 yılında tarım dışı toplam istihdamın %56’bir sosyal güvenlik
kurumuna kayıtlı değilken bu oran tarım sektöründe %25 olarak ifade edilmektedir.
2006 yılında bu oranlar sırası ile %49 ve %33 olarak hesaplanmıştır.
11
Bu veriler bile
tek başına değerlendirildiğinde, başka herhangi bir veriyi dikkate almadan, sosyal gü-
venlik sistemini finanse edenlerin yüklerinin neden yıllar yılı giderek ağırlaştığını da
ortaya koymaktadır.
Tablo 2. Kayıt Dışı İstihdam
Yıllar
Toplam İstihdam Tarım Dışı İstihdam
Toplam İstihdam Bir sosyal güvenlik
kurumuna kayıtlı
olmayanlar
Tarım Dışı
İstihdam
Bir sosyal güvenlik
kurumuna kayıtlı
olmayanlar
Kişi (bin) Kişi (bin) % Kişi (bin) Kişi (bin) %
1990 18.538 10.314 55,6 9.848 2.465 25,0
1993 18.047 8.784 48,6 10.638 2.656 25,0
1995 19.892 10.134 50,9 11.506 3.040 26,4
1997 20.360 10.946 53,7 12.367 3.060 24,7
1999 21.413 11.494 53,6 13.193 3.580 27,1
2000 20.579 10.925 53,0 13.812 4.038 29,2
2005 21.928 10.863 49,5 16.008 5.655 35,3
2006 22.330 10.430 48,5 16.360 5.354 32,7
Kaynak: Candan (2007).
Kayıt dışı çalışanların sosyal güvenlik bakımından önemi, bir yönü ile sistemin po-
tansiyel prim gelirlerini azaltmaları diğer yönü ile de hükümetlerin farklı gerekçelerle
bunlara daha sonra prim aı, hizmet borçlanması ya da sistemin diğer bazı haklarını
sağlayarak sistemin giderlerini artırmalarına yol açmasıdır. Ayrıca, sosyal güvenlik sis-
teminin amaçlarından biri tüm toplum kesimlerini kapsaması, sadece bir bölümünü
ele alarak onlara hizmet sunmak ile sınırlı olmamasıdır. Kayıt dışı çalışanların pek ço-
ğunun yoksulluk sınırında olması ve eğitim durumlarının da kendi geleceklerini güven
altına alamamasından ötürü sosyal güvenliklerinin temininin sosyal adalet açısından
da gerekliliği ortadadır.
11. Candan, Mehmet. “Kayıt Dışı İstihdam, Yabancı Kaçak İşçi İstihdamı ve Toplumumuz Üzerindeki Sosyo- Candan, Mehmet. “Kayıt Dışı İstihdam, Yabancı Kaçak İşçi İstihdamı ve Toplumumuz Üzerindeki Sosyo-
Ekonomik Etkileri”,Uzmanlık Tezi, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü, 2007.
S E T A
A N A L İ Z
10
Yukarıda ileri sürülen kayıt dışılık ile yoksulluk arasındaki ilişkiyi Tablo 3’te yer alan
veriler desteklemektedir. Ülkemizde sigortalı nüfus oranı 1960 yılında toplam nüfusun
%5,7’sini oluştururken hızla bu oran yükselmiş, 1965 yılında %20, 1980 yılında %47
ve 2005 yılında %92’ye ulaşmıştır.
12
Bu durum prim ödeme konusunda aynı paralelde
ne yazık ki gelişmemiştir. Daha açık bir ifade ile prim ödemeleri hiçbir zaman yeterli
düzeye ulaşamamıştır. Sıklıkla çıkarılan prim aarı, prim borçlarının yeniden yapılandı-
rılması, aynı prim borcunun birkaç kez daha düşük faiz oranları ile yapılandırılmasının
etkisi söz konusu olmuş ve finansman sorunu mevcudiyetini hep devam ettirmiştir.
Tablo 3. Sosyal sigorta programlarının kapsadığı nüfus
Yıl Sigortalı nüfus oranı (%) Sağlık hizmeti kapsamındaki nüfus oranı (%)
1950 3,9 4,0
1955 5,0 5,1
1960 5,7 5,8
1965 20,0 20,3
1970 26,7 27,1
1975 41,0 33,8
1980 46,9 38,7
1985 55,2 42,4
1990 67,2 55,0
1995 79,4 65,0
2000 82,2 80,9
2005 92,0 91,7
2006 83,0
2007 82,0
Kaynak: TÜİK (2008).
Kayıt dışı istihdam, sosyal güvenlik ve yoksulluk arasında da bir ilişki ileri sürülebilir.
Tablo 4’te Türkiyede hane halkı büyüklüğüne göre yoksulluk oranları yer almaktadır.
Yoksulluk oranı 2002 yılında %22,45 iken, 2008 yılı itibari ile %13,52’ye gerilemiştir. Bu
gelişme sevindirici olmakla birlikte, hane halkı büyüklüğü arttıkça yoksulluk oranının
da artığı görülmektedir. Hane halkı sayısı 2 olduğunda yoksulluk oranı 2002 yılında
%16,51 iken 2008 yılında bu oran %9,85’e gerilemiştir. Ancak, hane halkı sayısı 5 ol-
duğunda söz konusu oranlar 2002 yılında %29,03 olup 2008 yılında %21,14 olarak
yüksek seviyesini korumaktadır.
13
Dolayısıyla yoksulluk sınırında çalışanların sosyal
güvenlik açısından kayıtlı olup olmadıkları önemli bir konu olarak düşünülmelidir.
12. TÜİK, TÜİK, İstatistik Göstergeler, 1923-2008. Ankara: TÜİK, 2008.
13. TÜİK, “Yoksulluk Çalışması Sonuçları”, 2008. TÜİK, “Yoksulluk Çalışması Sonuçları”, 2008.
Ülkemizde sigortalı
nüfus oranı 1960
yılında toplam
nüfusun %5,7’sini
oluştururken hızla
bu oran yükselmiş,
1965 yılında %20,
1980 yılında %47
ve 2005 yılında
%92’ye ulaşmıştır.
T Ü R K İ Y E ’ D E S O S Y A L
G Ü V E N L İ K S İ S T E M İ
11
Tablo 4. Hane halkı büyüklüğüne göre yoksulluk oranları, TÜRKİYE
Hane halkı
büyüklüğü
Yoksul hane halkı oranı (%) Yoksul fert oranı (%)
2002 2004 2006 2008 2002 2004 2006 2008
TÜRKİYE 22,45 20,67 13,98 13,52 26,96 25,60 17,81 17,11
1-2 16,51 14,49 10,95 9,85 16,48 13,96 10,66 9,57
3-4 16,37 13,71 8,27 8,23 16,68 13,84 8,49 8,48
5-6 29,03 27,40 17,54 21,14 29,47 27,74 17,76 21,54
7+ 45,95 51,06 41,83 37,68 47,38 51,97 42,98 38,20
Kaynak: TÜİK (2008).
Tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de mevcut sosyal güvenlik sistemi, çok karmaşık
ve ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Bu sorunların en önemlileri demogra-
fik, finansal, yönetsel ve siyasal sorunlardır.
Demografik Sorunlar
Ülkemizin sosyal güvenlik sisteminin temel finansman sorunu, sistemin gelirlerinin,
giderlerine kıyasla oldukça yetersiz olması ve gelir-gider yönetiminden kaynaklanan
yönetimsel sorunlardır. Bir yandan kayıt dışı ekonominin mevcudiyeti ile sosyal gü-
venlik sistemi dışında kalan çalışanlar sistemi gelir kaybına uğratırken, diğer yandan
da sistemin sağladığı hak ve hizmetlerden yararlanmanın koşulları farklı siyasal ge-
rekçelerle kolaylaştırılarak sistemin giderleri artmakta, böylelikle ilave finansman ihti-
yacı ortaya çıkmaktadır. Öte yandan genç bir nüfus yapısına sahip olan ülkemizin bu
nüfusu hızla yaşlanma sürecine girecek, bugün %8 olan yaşlı bağımlılık oranı
14
2050
yılında %29’a ulaşacaktır.
15
2035 yılında 60 yaş ve üstü vatandaşların sayısı 16.756 bine
ya da nüfusun %18’ine ulaşacaktır. Küresel gelişmeler de dikkate alınarak dünyası-
nın talep edeceği niteliklere sahip işgücünün yetiştirilmesi ve işgücü maliyetlerinin
azaltılması önem arz etmektedir. Nüfusun hızla yaşlanma sürecine girmesi bir yandan
sosyal güvenlik harcamalarını artıracak ve öte yandan da sistemi finanse edenlerin
sayısını azaltarak çok daha şiddetli finansman krizlerine neden olacaktır. Sosyal gü-
venliğin geleceği açısından gerek politikacıların ve gerekse sosyal güvenlik politika-
larını oluşturanların bu konuyu şimdiden düşünmelerinde yüksek yararlar olduğunu
söylemek mümkündür.
Ülkemiz sosyal güvenlik sisteminin sorunları emek piyasası ile çok yakından ilişkilidir.
Yıllar itibari ile üç kurumun aktif-pasif oranlarına bakarak sistemin temel sorununun
nerede olduğu görülebilir. Dağıtım esasına dayalı bir sosyal güvenlik sisteminde aktif
14. 65 ve daha yaşlı nüfusun 15-64 yaşındaki nüfusa oranı. 65 ve daha yaşlı nüfusun 15-64 yaşındaki nüfusa oranı.
15. Bu veriler Birleşmiş Milletlerin Internet sayfasından Panel 2’de ayrıntılı veriler kısmından “medium variant” Bu veriler Birleşmiş Milletlerin Internet sayfasından Panel 2’de ayrıntılı veriler kısmından “medium variant”
varsayımı ile Türkiye için 2005 ve 2050 yılları için elde edilmiştir. Bakınız: Population Division of the Department
of Economic and Social Aairs of the United Nations Secretariat, World Population Prospects: The 2008 Revision,
http://esa.un.org/unpp, Erişim: Monday,May03,2010; 3:49:47PM.
Nüfusun hızla
yaşlanma sürecine
girmesi bir yandan
sosyal güvenlik
harcamalarını
artıracak ve öte
yandan da sistemi
nanse edenlerin
sayısını azaltarak
çok daha şiddetli
nansman
krizlerine neden
olacaktır.
S E T A
A N A L İ Z
12
1991 seçimleri
sonrasında iktidara
gelen Demirel-
İnönü hükümetinin
3774 sayılı
kanun ile asgari
emeklilik yaşını
kaldırması genç
emekliler yığınları
oluşturarak
sistemin nansman
dengesindeki
bozulmanın en
temel nedeni
olmuştur.
sigortalıların sayısının sistemden aylık alanların sayılarına oranının ideal olarak kabul
edilen yedi
16
ya da sistemin aktüeryal dengesi için en az dört olmasıdır. Başka bir ifade
ile dört çalışandan tahsil edilen sigorta primleri ile bir emeklinin aylığı finanse edilebil-
melidir. Ülkemizde ise bu oran, 1950-2005 yılları dikkate alındığında zaman içerisinde
hızla azalan bir gelişim göstermiştir. Grafik 1’de bu durum açıkça görülmektedir. Bir
emeklinin maaşı ortalama iki çalışanın ödediği primler ile ancak karşılanmakta, yükün
dengeli ve adaletli dağılımından uzaklaşıldığı için çalışanların prim yükü ağırlaştır-
makta olup kayıt dışılığı özendiren bir etki meydana getirmektedir.
Sistemin aktif-pasif dengesi tamamen bozulmuştur. Bu durumun düzelmesi zaman
alacaktır. Zira emeklilik aylığına hak kazanmak için gerekli olan asgari yaş seviyesi de-
ğişikliğe uğradıkça sistemin yeni parametreler eşliğinde dengesini bulması çok kolay
olmamaktadır. Ülkemizde sadece 1954-1999 yılları arasında emeklilik yaşını değiştiren
kanun sayısı dokuzdur.
17
Emeklilik yaşının değiştirilmesi ve emekliliğe hak kazanma
şartlarının hafietilmesi konusunda genellikle genel seçimler öncesi düzenlemeler
yapılmış ve Demirel hükümetleri bu konuda hep öncü olmuştur. Özellikle 1991 seçim-
leri sonrasında iktidara gelen Demirel-İnönü hükümetinin 3774 sayılı kanun ile asgari
emeklilik yaşını kaldırması genç emekliler yığınları oluşturarak sistemin finansman
dengesindeki bozulmanın en temel nedeni olmuştur.
Kaynak: DPT.
18
16. Tuncay, C. Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, İstanbul, 1994 s. 136. Tuncay, C. Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, İstanbul, 1994 s. 136.
17. Banger, Gürol, “Sosyal Güvenlikte Yeniden Yapılanma Sürecinde SSKnın Temel Sorunları ve Uygulama Banger, Gürol, “Sosyal Güvenlikte Yeniden Yapılanma Sürecinde SSK’nın Temel Sorunları ve Uygulama
Reformları”, TİSK-İşveren Dergisi, Mayıs 2003.
18. DPT (1950-2006) DPT (1950-2006) Ekonomik ve Sosyal Göstergeler, Tablo 8.10.
Grafik 1. Aktif Pasif Oranları, 1950-2005
T Ü R K İ Y E ’ D E S O S Y A L
G Ü V E N L İ K S İ S T E M İ
13
Finansman Sorunları
Sosyal güvenlik sistemi bir bütün olarak ele alındığında, sistemin toplam gelirleri ile
toplam giderleri arasında bir dengenin olmadığı ve sistemin açıklarının 1990’lardan
beri süregeldiğini ifade etmek mümkündür. Sistemin finansman açıkları ülkemizin
kalkınma sürecinde karşılaştığı en önemli problemlerden birini oluşturmaktadır. Her
yıl genel bütçeden sosyal güvenlik sistemine yapılan transferlerin artış oranı ekonomi-
nin büyüme oranından daha yüksek seviyelerde gerçekleşmektedir.
Grafik 2 ile SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’un, plasman gelir ve giderleri hariç olmak
üzere, gelirleri, giderleri ve açık ve fazlaları görülmektedir.
19
1985 yılına kadar siste-
min gelir fazlası söz konusu iken, daha sonra giderleri lehine artışlar kaydedilmektedir.
Öyle ki, her yıl devlet bütçesinin en büyük harcama kalemlerinden biri bu kurumların
açıkları için ayrılan transferler olmaktadır.
Kaynak: TÜİK İstatistik Göstergeler (1923-2008).
Sosyal güvenlik sisteminin gelirleri yeterli olmadığından hazineden her yıl transfer ya-
pılmaktadır. 1997-2006 yıllarına ait devlet bütçesinden sosyal güvenlik kurumlarına
yapılan transferler ve bunların GSMH içindeki payları Tablo 5’de görülmektedir. 1997
yılında üç kuruma yapılan toplam transfer miktarı GSMH’nın sadece %1,82’sini oluş-
tururken bu transferden en düşük payı %0,42 ile Bağ-Kur almış, en yüksek transferi
%0,95 ile SSK almıştır. 1999 yılından itibaren Emekli Sandığı’nın bütçeden aldığı trans-
fer GSMH’nın %1,32 sini teşkil etmekte ve oran giderek artmaktadır. Yıllar itibari ile ba-
19. TÜİK, TÜİK, İstatistik Göstergeler, 1923-2008.
Grafik 2. SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’un Gelir-Gider ve Açıkları 1975-2006
Sosyal güvenlik
sistemi bir
bütün olarak
ele alındığında,
sistemin toplam
gelirleri ile toplam
giderleri arasında
bir dengenin
olmadığı ve
sistemin açıklarının
1990’lardan beri
süregeldiğini
ifade etmek
mümkündür.
S E T A
A N A L İ Z
14
kıldığında Emekli Sandığı’nın SSK ve Bağ-Kur’a kıyasla hazineden en yüksek transferi
aldığı görülmektedir.
20
Tablo 5. Genel Bütçeden Sosyalvenlik Kurumlarına Yapılan Transferler (1997-2006)
(Milyon YTL) 1997 1999 2001 2002 2003 2004 2005 2006
SSK 280 1.105 1.221 2.386 4.809 5.757 7.507 6.700
Bağ-Kur 123 796 1.750 2.622 4.930 5.273 6.926 6.750
Emekli Sandığı 133 1.035 2.625 4.676 6.145 7.800 8.947 9.835
Toplam 536 2.936 5.596 9.684 15.884 18.830 23.380 23.285
GSMH yüzdesi
SSK 0,95 1,41 0,69 0,87 1,35 1,34 1,54 1,19
Bağ-Kur 0,42 1,02 0,99 0,95 1,38 1,23 1,42 1,20
Emekli Sandığı 0,45 1,32 1,49 1,70 1,72 1,82 1,84 1,75
Toplam 1,82 3,75 3,17 3,52 4,45 4,39 4,81 4,14
Kaynak: Gümüş (2008).
Emeklilik sisteminin prim oranları ile elde edilen hâsılat OECD ülkeleri ile birlikte de-
ğerlendirildiğinde, ülkemizin prim tahsilâtındaki sorunlar daha iyi anlaşılabilir. Tab-
lo 6’da yer alan bilgiler OECD ülkelerinde emeklilik için gerekli prim oranı ile oluşan
hâsılatı ve bu hâsılatın toplam vergi hâsılatı içindeki oranını vermektedir. Bu verilere
göre, Yunanistan ile ülkemizin emeklilik prim oranı aynı olup, 2006 yılı için prim hâsı-
latı Yunanistan’da GSYİH’nın %7,5’ini oluştururken, bu oran ülkemizde sadece 2,2 ol-
maktadır. OECD ortalaması aynı veri için %5 olarak görülmektedir. Ayrıca Almanyanın
prim oranı 19,5 olmasına rağmen topladığı prim hâsılatı GSYİHnın %5,8’ine tekabül
etmektedir.
21
Dolayısıyla ülkemizde prim tahsilâtında ve çalışanların sisteme dâhil
edilmesinde bu sorunları giderici politikalar geliştirilmelidir.
20. Gümüş, Erdal Türk Sosyal Güvenlik Sisteminin Değerlendirilmesi ve Sosyal Güvenlik Kurumlarının Finansal
Geleceği”, Finans Politik & Ekonomik Yorumlar Dergisi, 45 (517), 29, 2008.
21. OECD. OECD. Pensions at a Glance 2009: Retirement-Income Systems in OECD Countries. Paris: OECD, 2009.
Ülkemizde
emeklilik
sisteminin prim
oranları ile elde
edilen hâsılat,
OECD ülkeleri
ortalamasınıa
kıyasla çok
düşüktür.
T Ü R K İ Y E ’ D E S O S Y A L
G Ü V E N L İ K S İ S T E M İ
15
Tablo 6. Kamu Emeklilik Prim Oranları ve Elde Edilen Hasılat
Emekli Prim Oranı
(brüt kazancın
yüzdesi olarak)
Emekli Prim Hasılatı, 2006 (GSYİH yüzdesi)
1994 2004 2007 Çalışan İşveren Toplam Toplam vergi hasılatı
içindeki yüzdesi
Avusturya 22,8 22,8 22,8 3,5 3,7 7,9 18,9
Belçika 16,4 16,4 16,4 2,2 2 4,6 10,4
Kanada 5,2 9,9 9,9 1,3 1,3 2,7 8,1
Almanya 19,2 19,5 19,5 2,6 2,7 5,8 16,4
Yunanistan 20 20 20 2,9 3,5 7,5 23,9
İtalya 28,3 32,7 32,7 2,2 7,3 9,4 22,4
Japonya 16,5 13,9 14,6 2,9 2,9 5,9 21
Kore 6 9 9 1,6 1 2,6 9,8
Lüksemburg 16 16 16 2,5 2,2 4,8 13,3
İspanya 29,3 28,3 28,3 1,3 6,6 8,5 23,3
İsveç 19,1 18,9 18,9 2,5 3,6 6,2 12,7
İsviçre 9,8 9,8 10,1 2,8 2,7 6 20,4
Türkiye 20 20 20 1,1 1,1 2,2 8,8
A.B.D. 12,4 12,4 12,4 2,3 2,3 4,6 17,2
OECD 20 20,2 21 1,8 2,9 5 14,1
Kaynak: OECD (2009).
Emeklilik sisteminin harcamalarına da OECD verileri eşliğinde bakılabilir. Tablo 7’de
1990, 1995 ve 2005 yıllarına ait emeklilere yapılan harcamaların GSYİH içindeki oranları
ve 1990-2005 yılları arası değişim bilgileri görülmektedir. Yapılan harcamaların GSYİH
içindeki oranı %10’un altında olan ülkelerde bu harcamalarda artışlar görülmektedir.
22
Ülkemizde ortaya çıkan artış %146 olarak gerçekleşmiştir. 15 yıl içinde %100’ün üze-
rinde artış gerçekleştiren diğer ülkeler Kore, Meksika, Polonya ve Portekizdir. OECD
ortalaması ise %16,7 olarak görülmektedir. Bu nedenle, ülkemiz emeklilik sisteminin
gelirleri OECD ortalamasının gerisinde, harcamaları ise ilerisinde yer almaktadır.
22. Belçika, Kanada, Lüksemburg ve A.B.D.de azalış söz konusudur. Belçika, Kanada, Lüksemburg ve A.B.D.de azalış söz konusudur.
Ülkemiz emeklilik
sisteminin
gelirleri OECD
ortalamasının
gerisinde,
harcamaları ise
ilerisinde yer
almaktadır.
S E T A
A N A L İ Z
16
Tablo 7. Emeklilere Yapılan (Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları) Harcamalar
GSYİH (%) Değişim
1990 1995 2005 1990-2005
Avusturya 11,7 12,6 12,6 7,80%
Belçika 9,1 9,3 9 -0,90%
Kanada 4,2 4,7 4,1 -2,90%
Almanya 10 10,5 11,4 14,00%
Yunanistan 9,9 9,6 11,5 16,60%
İtalya 10,1 11,4 14 37,90%
Japonya 4,9 6,2 8,7 75,50%
Kore 0,8 1,2 1,6 108,50%
Lüksemburg 8,2 8,8 7,2 -11,20%
Meksika 0,5 0,8 1,3 161,60%
Polonya 5,1 9,4 11,4 121,60%
Portekiz 5 7,4 10,2 102,10%
İspanya 7,9 9 8,1 1,90%
İsviçre 5,6 6,6 6,8 21,60%
Türkiye 3,2 3,7 7,8 146,10%
A.B.D. 6,1 6,3 6 -0,70%
OECD 6,2 6,8 7,2 16,70%
Kaynak: OECD (2009).
1990’lı yıllardan itibaren ülkemiz emeklilik sisteminin gerçek bir finansman krizine gir-
mesinin sebeplerini şöyle özetlemek mümkündür:
• Emekliliğe hak kazanma yaşının siyasal kazanımlar için sıklıkla değiştirilmesi,
• Emeklilik hak kazanma yaşının nispeten düşük tutulması,
• Prim tahsilât sorunlarına çözüm bulunamaması,
• Prim aı uygulamalarına devam edilmesinin vatandaşları bu yönde beklenti içi-
ne koyması, dolayısıyla prim tahsilâtını olumsuz etkilemesi,
• Emeklilik yaşı değişikliğinin erken emeklilik uygulamaları ile sonuçlanması,
• Sigorta primlerinin hesaplanmasına esas teşkil eden matrahın çeşitli indirim ve
istisnalar ile oldukça düşük seviyede belirlenmesi,
• Prim ödeyenlerin veya iştirakçilerin sayısının kayıt dışı yapısal sorunlardan do-
layı oldukça sınırlı olması,
• Sosyal güvenlik sistemine ilişkin tutarlı devlet politikasının oluşturulamaması,
• Yıllar itibariyle emekli sayısının yükselmesi,
• 1990 öncesi dönemde toplanan prim gelirlerinin siyasi amaçlar doğrultusunda
ya da sosyal güvenlik ile ilgisi olmayan diğer kamu hizmetleri için kullanılması,
• Sıklıkla çıkarılan borçlanma kanunları ve hizmet borçlanması,
• Prim karşılığı olmayan ödemelerin kurum kaynaklarından karşılanması,
• Ödenen emekli aylıkları ile primler arasındaki ilişkinin çok zayıf tutulması,
• Kurumsal ve yönetsel sorunlar.
T Ü R K İ Y E ’ D E S O S Y A L
G Ü V E N L İ K S İ S T E M İ
17
2006 öncesi
dönemde, üçlü
kurumsal yapı,
norm ve standart
farklılığı, fark
mesleki faaliyetler,
farklı sağlık
kurumlarından
hizmet alma,
farklı yasal
düzenlemeler ile
oldukça karmaşık,
merkeziyetçi
bir sistem
oluşturmuştu.
Emeklilik sistemine iştirakçi olarak katılmadan, yani kendilerinden emeklilik kesene-
ği ya da prim alınmadan, değişik gerekçelerle emeklilik sisteminin bazı nimetlerin-
den yararlandırılmak üzere pek çok kanun çıkarılmıştır. Kamuoyunda bilinen adıyla,
milletvekilleri için, süper emeklilik hakkının tesis edilip emekli sandığı ile ilişkilendi-
rilmesi bu konuya örnek olarak verilebilir. Bu tür düzenlemeler de sistemin mali yü-
kümlülüklerinin artmasına neden olmuştur.
23
1990’lı yıllarda 3284, 3430, 3671, 3855
ve 4049 sayılı kanunlarla düzenlemeler yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından
her defasında iptal edilmiştir. Çıkarılan bu kanunların Anayasa Mahkemesi tarafından
iptal edilmesi sonucunda 2001 yılında 4720 sayılı kanun ile Anayasanın 86. maddesi-
nin değiştirilmesi yoluyla yasama mensuplarına emeklilik hakAnayasal güvenceye
kavuşturulmuştur. Parlamentonun mevcut ve eski üyelerine emeklilik sistemi ile ilişki-
lendirilmeksizin genel vergi gelirlerinden usulüne uygun bazı ödemeler yapılması ayrı
bir konu olmakla birlikte, bunlara prim ödemeden emeklilik sistemi ile ilişkilendirilip
yüksek emekli aylığı bağlanması, Anayasa kuralı ile sağlansa bile sosyal sigorta an-
layışına aykırı olarak değerlendirilmektedir. Çünkü maliyetin sadece toplumun prim
ödeyen kesimine yükletilmesi suretiyle sistemin finansmanını sağlayanların sayısının
da nispeten az olduğu düşünüldüğünde bunların daha ağır prim yükümlüğü altına
girmeleri ve böylelikle de gelir eşitsizliğinin daha da artması söz konusu olmaktadır.
Bu yöntemle elde edilen emekli aylıklarının hakbir gerekçesinin olduğunu ileri sür-
mek, en azından mali açıdan, güç olmaktadır.
Sosyal güvenlik prim oranlarının yüksek oluşu da aslında önemli bir sorun olarak varlı-
ğını sürdürmektedir. Prim oranlarının yüksekliği, bunların ödenebilirliğini ve sürdürü-
lebilirliğini önemli ölçüde etkilemektedir. Finansman ihtiyacı nedeni ile primlerin artı-
şından ziyade tabanın artırılmasının hâsılata etkisinin daha fazla olacağı göz önünde
bulundurulması gerekir.
Gelir kaybının önlenmesi ve primlerin tam ve süresinde ödenebilmesi için klıkla
edilen denetim faaliyetlerinin etkinliği artırılabilmelidir. Genel olarak denetimin etkin-
leştirilmesi önerilmekle beraber denetim elemanlarının görev, yetki ve sorumlulukla-
rının da belli standartlara kavuşturulması ve diğer bakanlıkların denetim birimleri ile
karşılıklı etkileşim sağlanabilmelidir. Ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumunu oluşturan üç
kurumun birleşiminden dolabunların denetim birimlerinin sorunlada giderilmelidir.
Yönetsel ve Siyasal Sorunlar
Yönetimsel sorunlar olarak sistemin kurumsal yapısı ve yönetim şeklini dikkate almak
gerekir. 2006 öncesi döneme bakıldığında üç farkkurum, iki farkbakanlığa bağlı
olarak hizmet vermekte idi. Emekli Sandığı Maliye Bakanlığı’na bağlı olup idari özerk-
likten yoksun bir birim olarak kamu personeline hizmet sunmaktaydı. Bağ-Kur ve Sos-
yal Sigortalar Kurumu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı olarak hizmet
vermekteydi. Dolayısıyla, üçlü kurumsal yapı, norm ve standart farklılığı, farklı mesleki
faaliyetler, farklı sağlık kurumlarından hizmet alma, farklı yasal düzenlemeler ile olduk-
ça karmaşık, merkeziyetçi bir sistem oluşmuştu. Böyle bir yapı içinde sağlıklı yönetim,
sağlıklı karar verme, verimli hizmet sunma, yüksek hizmet standartlarına ulaşma, mali
23. Bakırcı, Fahri, “Meclis Üyelerinin Emeklilik ve Diğer Sosyal Hakları”, Bakırcı, Fahri, “Meclis Üyelerinin Emeklilik ve Diğer Sosyal Hakları”, Yasama Dergisi, Sayı 5, Nisan-Haziran,
150-184, 2007.
S E T A
A N A L İ Z
18
yönden sürdürülebilir olma gibi hususların gerçekleşmesi oldukça güçve bunlar
büyük ölçüde başarılamadı. Üç kurumun birleştirilerek Sosyal Güvenlik Kurumu’nun
oluşturulması ile sözü edilen sorunların çözümü için en azından yeni bir süreç başla-
mıştır. Zaman içerisinde çözüme kavuşması muhtemel görünmektedir.
Sorunun bir başka yönü de sosyal güvenlik sisteminin oluşan gelir fazlalarının de-
ğerlendirilmesinde yönetimin göstereceği performanstır. 1980’li yıllarla birlikte fon-
ların özel sektör fon yönetimlerince değerlendirilmesi mi yoksa kamusal yönetimin
mi daha yüksek getiri sağlayacağı konusunda iki farkeğilim oluşmuştur. Kamusal
yönetim anlayışında gerek bürokratların mevzuat açısından kısıtlı hareket imkânları-
na sahip olmaları ve gerekse onları motive edici müşevviklerin yeterli olmaması gibi
gerekçelerle oluşan fon fazlalarının iyi değerlendirilemediği ileri sürülmektedir. Buna
alternatif olarak özel sektör fon yöneticilerinin yeterli müşevviklere sahip oldukları,
daha bağımsız hareket edebildikleri ve politik baskılardan uzak oldukları, bu nedenle
de daha yüksek getiri sağlayacak alanlarda fon fazlalarını değerlendirebilecekleri ileri
sürülmektedir. Tablo 8’de sunulan veriler bu iddiayı desteklemektedir. Bazı ülkelerde-
ki emeklilik fonlarının getirileri Dünya Bankası tarafından hesaplanmıştır. Sözü edilen
fonların yönetimi kamu tarafından gerçekleştirilenlerin getirileri negatif olurken özel
fon yönetimi tarafından değerlendirilen fonların getirileri pozitiftir. 1984-1988 yılları
arasında Türk sosyal güvenlik sistemi ile elde edilmiş fonların finansal yatırım yolu ile
değerlendirilmesi sonucunda ortalama %23,8 kayba uğradığı görülmektedir.
24
Bu ka-
yıpta yönetim sorunlarının da etkili olduğu söylenebilir.
Tablo 8. Seçilen Bazı Ülke Emeklilik Fonları Yatırımının Ortalama Yıllık Getirileri
Ülke Yıllar Fon Yönetimi Getiri (%)
Peru 1981-88 Kamu -37,4
Türkiye 1984-88 Kamu -23,8
Zambiya 1980-88 Kamu -23,4
Venezuela 1980-89 Kamu -15,3
Mısır 1981-89 Kamu -11,7
Ekvator 1980-86 Kamu -10,0
Kenya 1980-90 Kamu -3,8
Hindistan 1980-90 Kamu 0,3
Singapur 1980-90 Kamu 3,0
Malezya 1980-90 Kamu 4,6
A.B.D. (Zorunlu) 1980-90 Kamu 4,8
Hollanda 1980-90 Özel 6,7
A.B.D. (Mesleğe Bağlı Özel Emeklilik Fonları) 1980-90 Özel 8,0
B.K. ( Mesleğe Bağlı Özel Emeklilik Fonları) 1980-90 Özel 8,8
Şili 1981-90 Özel 9,2
Kaynak: World Bank (1994).
24. 1984-1988 yıllarında ülkemizde SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı olarak üç kurum vardı. Emeklilik fon 1984-1988 yıllarında ülkemizde SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı olarak üç kurum vardı. Emeklilik fon
fazlasının hangi kuruma ait olduğu belirtilmemiş olup negatif getiriye yer verilmiştir.
1980’li yıllarla
birlikte fonların
özel sektör fon
yönetimlerince
değerlendirilmesi
mi yoksa kamusal
yönetimin mi
daha yüksek
getiri sağlayacağı
konusunda iki
farklı eğilim
oluşmuştur.
T Ü R K İ Y E ’ D E S O S Y A L
G Ü V E N L İ K S İ S T E M İ
19
2006 yılında
çıkarılan 5502
sayılı kanun ile
tek çatı olarak
ifade edilen Sosyal
Güvenlik Kurumu
ile Emekli Sandığı,
Sosyal Sigortalar
Kurumu ve Bağ-Kur
birleştirilmiştir.
SOSYAL GÜVENKTE REFORM SÜRENDE
GERÇEKLEŞTİLENLER
1990’lı yıllardan başlamak üzere sosyal güvenlik sisteminin sorunlarının ağırlığı kar-
şısında hükümetler harekete geçirmiştir. Bir yandan küreselleşme ile liberal ekonomi
politikalarına olan yönelim, bir yandan da diğer pek çok ülkede sosyal güvenlik sis-
temlerinin yeniden ele alınması, zorunlu tek basamaklı sistemlerden çok basamaklı ve
ihtiyari ya da tamamlayıcı niteliklere sahip bireysel emeklilik sistemlerinin gelişimine
sebebiyet vermiştir. Bu dönemde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ile gerçekleştirilen
projelerin sonuçları da dikkate alınarak kademeli olarak sistemde yeniden yapılanma
süreci başlatılmıştır. 4447 sayılı kanun ile ilk defa işsizlik sigortası fonu oluşturularak
işsizlik sigortası işlemeye başlamıştır. Bu kanun ile ayrıca, prime esas ücret tavanı oluş-
turulmuş, bunlar asgari ücret ile ilişkilendirilerek prime esas teşkil eden matrahlar di-
sipline edilmiştir. Emekli aylıklarının hesaplanmasında ödenen primlerin etkisi artırıla-
rak çok prim ödeyenin nispeten yüksek emekli aylığı almasının yolu açılmıştır. Ayrıca
yasa ile kademeli olarak emeklilik yaşı yükseltilmiştir. Emeklilik aylıkları enasyona
endeksli reel alım gücünün korunduğu bir ödeme haline dönüştürülmüştür.
Yapılan önemli yeniliklerden biri de Sosyal Güvenlik Kurumu’nun kurulmasıdır. 2006
yılında çıkarılan 5502 sayılı kanun ile tek çatı olarak ifade edilen Sosyal Güvenlik Kuru-
mu ile Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur birleştirilmiştir. Bu birleş-
tirme aslında kısmen şeklen gerçekleştirilmiştir. Zira bu eski kurumlara tabi olanların
emekli olması, daha sonra ölümleri halinde hak sahiplerine aylık bağlanması ve son
olarak hak sahiplerinin de vefatı sonunda bu kurumlar gerçek anlamda işlevlerini yi-
tirmiş olacaklardır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası reformun en önemli bileşeni
olarak nitelendirilebilir. Sağlıkta dönüşümü de kapsayan bu kanun ile ülkemizde he-
kim yüzü görmeyen vatandaşın kalmayacağı tahmin edilmektedir. Sosyal güvencesi
olmayan ve daha çok yoksulluk sınırında ve onun altında bir gelir seviyesi ile yaşayan
vatandaşlar için sağlık harcamasını karşılamak son derece güç bir konuydu. Anılan ka-
nun ile bu kesimin sağlık giderleri karşılanabilir hale getirilmiştir. Bu kapsamda sağlık
tesislerinin herkese hizmet sunması, ilaç alımında eczane serbestîsinin sağlanması,
sağlık karnelerinin yerine sadece kimlik numarasının ibrazı ile hizmetten yararlanma-
nın sağlanması, aile hekimliği uygulamaları reform sürecinde yapılan iyi uygulamalar
olarak ileri sürülebilir.
4447 sayılı kanun ile emeklilik yaşı bayanlar için 58 erkekler için 60 olup 5510 sayılı ka-
nun ile de 2035’ten itibaren kademeli artış ile birlikte 2048 yılında hem kadın ve hem
de erkeklerin 65 yaşında emekli olacağı düzenlenmiş olmasına rağmen hali hazırda
ortalama emekli olma yaşı yaklaşık 50-52’dir
25
. Dolayısıyla, sistemin giderleri gelecek
15-20 yıl içinde oldukça yüksek seviyelerde olmaya devam edecektir.
25. Yaşlılık aylığı bağlanan sigortalıların ortalama yaşı 2000 yılında SSK’da 49, Bağ-Kur’da 54 ve Emekli Yaşlılık aylığı bağlanan sigortalıların ortalama yaşı 2000 yılında SSK’da 49, Bağ-Kur’da 54 ve Emekli
Sandığı’na tabi olanlarda 52 olarak gerçekleşmiş olup 2005 yılı için söz konusu ortalamalar SSK da 50, Bağ-Kurda
53 ve Emekli Sandığı’na tabi olanlarda 50 olmuştur. Daha fazla bilgi için bakınız: DPT (1950–2006) Ekonomik ve
Sosyal Göstergeler, Tablo 8.11.
S E T A
A N A L İ Z
20
Sosyal güvenlik
prim gelirlerinin
sürekli, düzenli
ve yeterli olması
için istihdam
hacminin artması,
çalışanların sisteme
kayıtsız şartsız
katılmaları, kayıt
dışılığı önlemek
üzere ciddi
teşvik ve piyasayı
düzenleyici
politikaların
geliştirilmesi
gerekmektedir.
Sosyal güvenlik sisteminde gerçekleştirilen tek çatı uygulaması ve 5510 sayılı kanun
ile 1 Ekim 2008 tarihinde uygulanmaya başlayan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Si-
gortası beklenen uzun dönemli finansal açıdan sürdürülebilir bir sosyal güvenlik siste-
mini oluşturmada yetersizdir. Sistemin açıkları oluştuğunda primleri yükselterek gelir
artışı ve harcamaların koşullarını ağırlaştırarak ya da aylık bağlama oranları düşürüle-
rek giderleri azaltma yoluyla yüzeysel çözümler aktüeryal dengeyi tesis edemez. Sos-
yal Yardımlar ve Primsiz Ödemeler Kanunu tasarısı sistemin önemli ve eksik kalan kıs-
mını oluşturmaktadır. Bu tasarı henüz kanunlaşmış değildir. Her ne kadar bu “tasarı” ile
sosyal yardımların ve sosyal hizmetlerin mevcut koşullarında yenilik getirmemesine
rağmen farklı kurum ve kuruluşlarca yürütülen hizmetleri birleştirerek sosyal güvenlik
sistemi ile ilişkilendirmesi önemli bir adım olarak görülmektedir. Yeşil kart uygulama-
sının genel sağlık sigortası kapsamına alınması 2012 yılına tehir edilmiş olup
26
sosyal
güvenlik sisteminin parçalı uygulamasının sürdürülmektedir.
Sosyal güvenlik sisteminin önemli değişikliklerden biri şüphesiz Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile öngörülen düzenlemelerdir. Ancak, bu kanun ile ge-
tirilen düzenlemelerin uygulanabilirliği konusunda hakbazı endişeler vardır. Örne-
ğin yoksulların genel sağlık sigortası priminin devlet tarafından ödeneceğinin uygu-
lanmasında güçlükler olacaktır. Bu kapsamda yer alanların durumlarını belgelemeleri,
hak ve sorumluluklarını takip etmelerinde bürokratik işlemlerin çokluğu göze çarp-
maktadır. Kurum ile şahısların gerekçeleri, hesaplamaları farklı olabilir. Bu konunun
basitleştirilmesi önem arz etmektedir. Ayrıca sağlıkta dönüşüm programı kapsamında
genel sağlık sigortasının sadece temel teminat paketinde yer alan sağlık hizmetlerinin
bedelini karşılaması ve katılım payı uygulaması ödeme gücü yetersiz olanları dışlayıcı,
sosyal sigortacılık anlayışı ile bağdaşması mümkün olmayan bir niteliğe sahiptir. Belki
tedavi ve ilaç harcamalarını disiplin altına alması bakımından savunulması mümkün,
ancak tedavinin eksik ya da yeterli düzeyde tedaviye erişimi de engelleyici bir uygula-
ma olduğu düşünülmektedir.
SON VE ÖNERİLER
Ülkemiz sosyal güvenlik sisteminin temel sorunu mali içeriklidir. Bunun da kaynağı
esas itibariyle emek piyasasının ortaya çıkardığı yapısal sorunlardır. OECD hesaplama-
larına göre 2040’lı yıllara kadar sistemin açıkları sürecektir.
27
Bu nedenle sosyal güven-
lik sisteminin temel finansman kaynağı olan prim gelirlerinin sürekli, düzenli ve yeterli
olması için istihdam hacminin artması, çalışanların sisteme kayıtsız şartsız katılmaları,
kayıt dışılığı önlemek üzere ciddi teşvik ve piyasadüzenleyici politikaların geliştiril-
mesi gerekmektedir. Bu bağlamda bazı öneriler şöyle sıralanabilir:
26. 16.6.2010 tarihli ve 5997 sayılı Kanunun 7 nci maddesi ile yeşil kart uygulamasının SSGSS kapsamına 16.6.2010 tarihli ve 5997 sayılı Kanunun 7 nci maddesi ile yeşil kart uygulamasının SSGSS kapsamına
alınması 1.1.2012 tarihine ertelenmiştir.
27. ILO “Republic of Turkey Social Security and Health Insurance Reform Project: Social Security Final Report”, ILO “Republic of Turkey Social Security and Health Insurance Reform Project: Social Security Final Report”,
Geneva, 1996.
T Ü R K İ Y E ’ D E S O S Y A L
G Ü V E N L İ K S İ S T E M İ
21
• Prim oranlarının makul bir düzeye çekilerek hem işverenlerin ve hem de çalı-
şanların primlerinin ödenebilir hale gelmesini sağlanmalıdır.
• Sistemin gelirleri giderlerini karşılayamadığından bu dengeyi sağlamak için ge-
lir artırıcı ve gider azaltıcı politikaları belirlerken matrahtaki büyümeyi sağlayıcı
önlemler alınmalıdır.
• Matrahın büyümesinin sağlanması oranların azalması ile daha kolay gerçekleş-
tirilebilir. Sosyal güvenlik kapsamında yükümlülüklerin ve hakların tüm vatan-
daşlara aynı koşullar ile yani norm ve standart birliği tesis edilerek sunulması ve
bunun değişmemesi için gerekli önlemlerin de alınması sağlanmalıdır.
• Hükümetlerin değişimi ile sosyal güvenlik politika ve uygulamalarının değişti-
rilmemesi gerekir. Bunun sağlanması için sistemin temel parametrelerinin Ana-
yasa ile düzenlenmesi düşünülmelidir.
• Kayıt dışı istihdam problemi çözüme kavuşturmalıdır.
• Yeni açılan işyerlerinin sosyal güvenlik kurumu ile ilişkilendirilmesinde belli
süre prim alınmaması, teşvik sağlanması ve sürdürülmesi yönünde politika ge-
liştirilmelidir.
28
• Devletin sosyal güvenlik sisteminin finansmanına prim bazında katılması sağ-
lanmalıdır.
• Sistemin bir bütün olarak ve fonksiyonel denetime tabi tutulması gerekir. Dene-
tim hizmetlerinin yaygınlaştırılması, etkinleştirilmesi, sürekliliğinin sağlanması
ve denetim raporları doğrultusunda gerekli işlemlerin yapıldığının kamuoyu ile
paylaşılması sağlanmalıdır.
• Sosyal güvenlik sisteminin sağladığı hizmetleri, sosyal sigortaları, sosyal hiz-
metler ve diğer ilgili hizmetlerin yaygın ve sürekli olarak tanıtımının yapılması
sağlanmalıdır. Özellikle kırsal kesim, yoksullar ve sosyal risk grubunda olanlara
tanıtılarak onların yararlanmaları sağlanmalıdır. Çünkü sistemin esası yoksullu-
ğu da önlemeyi içermektedir. Bu konuda risk gruplarına gerçek anlamda ulaş-
mak, bilgilendirmek, onların haklarını ifade etmek için yeni yöntemler gelişti-
rilmelidir.
28. Yeni açılan bir işyerinin önce üretim yapması, gelir elde etmesi sonra primini öder hale gelmesi Yeni açılan bir işyerinin önce üretim yapması, gelir elde etmesi sonra primini öder hale gelmesi
düşünülmelidir. İşe başlar başlamaz prim talep edileceğini düşünen girişimci kayıt dışı kalmayı göze almaktan
çekinmez. Kuruluş aşamasında aslında diğer pek çok kamusal yükümlülüklerin de tehiri bu kayıt dışılıkla
mücadelede dikkate alınmalıdır.
S E T A
A N A L İ Z
22
Türkiye’de 1990’lı llardan itibaren, sosyal güvenlik sisteminde gelir-gider denge-
sizliği ortaya çıkmıştır. Emeklilik sisteminde aktif pasif oranı, iki seviyesinin de altına
düşmüştür. 2006 yılı esas alındığında bir sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı olmayan
çalışanlar toplam istihdamın yaklaşık yarısını (%48,5’i) oluşturmaktadır. Dolayısıyla
kayıt dışı istihdam sosyal güvenliğin finansman açığının ana sorunlarından birini
teşkil etmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun açığı, GSYİH’nin %5’ine yaklaşmış
durumdadır. Gelecekte bu oranın sabit olmayacağı da bilinmektedir. Ülkemizde
yoksulluk oranı 2008 itibari ile %17 olarak saptanmıştır. Yoksullukla mücadelede
sosyal güvenlik sistemi yeterince etkin işlememektedir. Emeklilik sisteminin prim
hâsılatı, emeklilere yapılan harcamaların oldukça gerisindedir. Sistemin gelir kay-
nakları ile harcamaları arasında ciddi uyumsuzluk vardır. 2008 yılında çıkarılan
5510 sayılı kanun ile genel sağlık sigortası uygulamaya konulmuş, sağlık harcama-
larında buna paralel olarak ksek artış gözlenmiştir. 2000’li yıllarda önemli yasal
düzenlemelerle, sosyal güvenlik sistemi yeniden yapılandırılma sürecine girmiştir.
Bu çalışmada Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin mevcut durumu ve süregelen
sorunlarına değinilmekte, çözüm için bazı önerilere yer verilmektedir.
S E T A | S İ Y A S E T , E K O N O M İ V E T O P L U M A R A Ş T I R M A L A R I V A K F I
R e ş i t G a l i p C d . H e r e k e S o k a k N o : 1 0
G O P Ç a n k a y a 0 6 7 0 0 A n k a r a T Ü R K İ Y E
T e l : + 9 0 3 1 2 . 4 0 5 6 1 5 1 | F a k s : + 9 0 3 1 2 . 4 0 5 6 9 0 3
w w w . s e t a v . o r g | i n f o @ s e t a v . o r g
S E T A | W a s h i n g t o n D . C . O f f i c e
1 0 2 5 C o n n e c t i c u t A v e n u e , N . W . , S u i t e 1 1 0 6
W a s h i n g t o n , D . C . , 2 0 0 3 6
T e l : 2 0 2 - 2 2 3 - 9 8 8 5 | F a k s : 2 0 2 - 2 2 3 - 6 0 9 9
w w w . s e t a d c . o r g | i n f o @ s e t a d c . o r g
Erdal GÜMÜŞ
Hacettepe Üniversitesi Maliye Bölümünde lisans derecesini, Murray State Üniversitesinde
ekonomi alanında yüksek lisans derecesini aldı. Doktora derecesini ise Oklahoma State
Üniversitesi Ekonomi Bölümünde tamamladı. Sosyal güvenlik, suç ve ekonomi, vergileme
ve gelir dağılımı başlıca araştırma alanlarını oluşturmaktadır. Halen Eskişehir Osmangazi
Üniversitesi Maliye Bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
  • ... Rehabilitasyon amaçlı sağlık hizmetleri ise yaşadığı ciddi bir hastalık ya da deprem, yangın gibi doğal afet, trafik veya iş kazası gibi beklenmedik zamanda ortaya çıkan olaylar sonrasında bedeni ya da ruhi yönden sakat kalmış olan bireylerin, fiziki ve sosyal açıdan tekrar sosyo-ekonomik hayata dönmelerini, bu şekilde moral depolamalarını sağlamaya çalışan hizmet çeşididir (Özkara, 2006: 78). Literatürde sağlık hizmetlerinin sunumu ve finansmanı açısından hukuki, mali ve iktisadi yönden konuyu inceleyen pek çok çalışma vardır (Doetinchem, Scramn ve Schmidt, 2006;Erençin ve Yolcu, 2008;Ağartan, 2007;Akdere, 2009;Başara ve Şahin, 2008;Bulut, 2007;Carrin ve James, 2005;Ener ve Demircan, 2008;Gümüş, 2010;Güneş ve Yakar, 2004;Gürsoy ve Aksu, 2007;World Bank, 2003;World Health Organization, 2009). Bu çalışmalar incelendiğinde hastanelerdeki aşırı yoğunluğun ve yetersiz hizmet sunumunun ülkemiz sağlık sisteminin en önemli problemleri arasında yer aldığı görülmektedir. ...
    Article
    Full-text available
    The efficiency of Turkish health system, which was restructured by the health transformation framework, depends on the mutual compliance of both health service providers and demanders. The future and success of the new health system may be determined by solving problems that were generated from old system and by providing qualified, easily accessible, widespread health services. This study analitically evaluates the new health system structured by the transformation of health during years of 2000’s. In this study, by empolying a sampling method, a questionare was used to ask and get opinion of citizens about the health system. Data were analized using ANOVA technique. The study reaches the conclusion that “citizens generally find the new health system favorable”.
  • Thesis
    Full-text available
    Perception management is a management technique started to be used in public administration in recent years next to the business science. It is a set of public services provided to citizens and ensure that the work is apprehended as desired. To increase the efficiency of the public services and to be able to perform the accessible desired services, they should be percieved right by the citizents in addition to they are presented well.By covering the public services for the needs and their right preception by the citizens, the trustworthy and the sense of belonging of the citizens will increase. As one of the most requriements of the modern social states, today, the states allocate significant resources to the social helps. The perception of the citizen is extremely important while presenting the social assistances which bear on most of the society.Therefore, to measure and to learn the perceptions of citizens in social welfare work and to set the right perception, the necessary works whould be made. In this study, the perception of citizens in social welfare services was assessed through the example of Diyarbakir province. Information has been given about perception and perception management and perception management in the provision of public services and welfare have been described. Also in the provision of public serives and social welfare, perception management has been addressed. After that, a survey has been conducted with the help of the citizens of the Social Assistance and Solidarity Foundation take place in the Center of Diyarbakır by face to face. Hypotheses were tested by analizing the data obtained. Results have been interpreted and recommendations have been introduced.
  • Article
    Full-text available
    Bireylerin ekonomik hayattaki risklere karşı korunmalarını sağlayan sosyal güvenlik sistemleri, günümüzde toplumsal refahın sağlanması ve devamı açısından temel bir gereklilik olarak kabul edilmektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde sosyal güvenlik sistemlerinin sürdürülebilirliği bu ülkelerde büyüme ve kalkınmanın devamına doğrudan etkide bulunmaktadır. Bu çalışmada Türkiye için sosyal güvenlik kurumu bütçelerinin sürdürülebilirliği araştırılmıştır. Çalışmada kullanılan veriler 2009:01 ile 2018:12 arasındaki aylık gözlemleri içermektedir. Seriler arasında eşbütünleşme ilişkisinin varlığı, Bayer ve Hanck (2012) tarafından geliştirilen eşbütünleşme testi ile test edilmiş, uzun dönem katsayıları ise Dynamic Ordinary Least Squares (DOLS) ve Fully Modified Ordiinary Least Squares (FMOLS ) yöntemleri ile tahmin edilmiştir. Sonuçlar, sosyal güvenlik kurumunun bütçe sürdürülebilirliğinin zayıf olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Güvenlik, Bütçe, Sürdürülebilirlik, Eşbütünleşme
  • Article
    Full-text available
    Evrensel ve insani bir hak olan sosyal güvenlik yıllardır dünyanın her yerinde farklı şekillerde uygulana gelmiş bir politikalar bütünüdür. Uygulanan ülkelerde sosyal koruma ve refahın temel belirleyicisi konumunda olan sosyal güvenlik sistemi, uzun yıllardır farklı kaynaklı sorunlarla karşı karşıyadır. Bu noktada sosyal sigortanın finansmanı bahsedilen sorunların en önemlileri arasında yer almaktadır. Sosyal sigorta kurumunun toplamış olduğu primlerle beraber hizmetlerdeki devamlılığın sağlanabilmesi adına sigortalılara sağlamış olduğu risk faktörlerine göre finansman yöntemlerinin kullanılıyor olması gereklidir. Sosyal sigortanın finansman yöntemlerini saymak gerekirse; fon biriktirme yaklaşımına dayandırılan “Kapitalizasyon” yöntemi ve katkı yarar yaklaşımına göre “Dağıtım” yöntemidir. Türkiye’de sosyal güvenlik kurumları üç farklı biçimde bulunmakta ve ayrıca da farklı risk faktörlerine karşı sosyal güvenlik hizmetleri vermektedir. Gerçekleştirilen çalışmada sosyal güvenlik sisteminin finansmanına ilişkin Türkiye ve dünyada genel bir değerlendirme yapılmış ve ülkemizdeki sistemin finansman özellikleri ve kurumun finansman durumu incelenerek genel bir değerlendirme ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında SGK’nın finansman açığının sürekli arttığı görülmüş ve sosyal güvenlik sistemine ilişkin güncel erken emeklilik tartışmalarının bu açığı daha da arttıracağı kanısına ulaşılmıştır.
  • Article
    Full-text available
    One of the prerequisites of social welfare is physical, mental, and social well-being, as stated in the definition of health. To this end, countries have to provide their available health services with the desired quality at minimum cost. Hence, the primary objective of health services will have been achieved and health care expenditures as one of the criteria for economic and social development will have been controlled. This study aims to analyze health care spending of social welfare states and to explore their health status. The findings of the study have indicated that in 2010, the United States was the country with the highest proportion of total health expenditure to GDP (17.6%) to be followed by the Netherlands (12%), while the United States, Norway, and Switzerland had the highest per capita expenditure on health. According to the 2010 data, in Turkey, healthcare expenditure as a share of GDP was 11.4%. In 2008, total health expenditure per capita was$913. Nevertheless, Turkey is still far below the OECD average ($3268).
  • Article
    One of the prerequisites of social welfare is physical, mental, and social well-being, as stated in the definition of health. To this end, countries have to provide their available health services with the desired quality at minimum cost. Hence, the primary objective of health services will have been achieved and health care expenditures as one of the criteria for economic and social development will have been controlled. This study aims to analyze health care spending of social welfare states and to explore their health status. The findings of the study have indicated that in 2010, the United States was the country with the highest proportion of total health expenditure to GDP (17.6%) to be followed by the Netherlands (12%), while the United States, Norway, and Switzerland had the highest per capita expenditure on health. According to the 2010 data, in Turkey, healthcare expenditure as a share of GDP was 11.4%. In 2008, total health expenditure per capita was$913. Nevertheless, Turkey is still far below the OECD average ($3268).
  • Article
    Full-text available
    This study provides information on how to identify a toxic workplace; identifies the types of toxic worker behavior, including abusive supervision and workplace mobbing; discusses how toxic workplaces affect employees at all levels; and describes how toxic workplaces can become hostile work environments. For achieving knowledge about how such kind of behaviors and attitudes are perceived by the employees in the selected organizations, a qualitative study was designed. Following the qualitative research, a research study has been designed as a descriptive cross-sectional study which involved the questionnaire survey for primary data collection and analysis. As a result of both qualitative and quantitative studies, it was observed that types of toxic behaviors included tearing others down, passive aggressive leadership, destructive gossip, devious politics, a lot of negativity, abusive supervision, unfair policies, and aggression. The findings reported that there were two categories of toxic workplace environment named as "Behavioral Toxics" and "Contextual Toxics" which consisted four variables of "toxic behaviors of coworkers", "toxic behaviors of managers", "toxic social-structural factors" and "toxic climate".
ResearchGate has not been able to resolve any references for this publication.