ArticlePDF Available
Zoroğlu ve ark. 197
_________________________________________________________________________________________________________________
Çocuk ve ergenlerde dissosiyatif bozukluk: 36 olgunun gözden
geçirilmesi
S. Salih Zoroğlu,1 Ümran Tüzün,2 Mücahit Öztürk,3 Vedat Şar4
__________________________________________________________________________________
ÖZET
Amaç: Bu çalışmanın amacı, 36 çocuk ve ergenden oluşan dissosiyatif bozukluk olgularının klinik görünüm ve
travmatik özgeçmişleriyle ilgili özellikleri ortaya koymak ve hastalığın çocukluk travmaları ile oluşan, kültürler
üstü bir bozukluk olduğunu gösterebilmektir. Yöntem: Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu (DKB) ve Başka Türlü
Adlandırılmayan Dissosiyatif Bozukluk (BTADB) tanısı konulan ve en az 3 görüşme yapılan 36 olgunun klinik
özellikleri, daha önce aldıkları tanılar ve çocukluk çağı travmaları gözden geçirilmiştir. Hastalara Çocuk
Dissosiyasyon Değerlendirme Ölçeği (ÇDDÖ) ve Ergen Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (E-DYÖ) uygulanmıştır.
Bulgular: Ergen hastalar çocuk hastalara göre ve DKB olguları da BTADB olgularına göre daha zengin klinik
belirtiler ortaya koymaktadır. En sık gözlenen belirtiler; dalgınlık, kafa içinden ses duyma, içindeki bir güç
tarafından yönetilme, kişilik değişikliği ve amnezi gibi dissosiyatif belirtilerdir. Bunun yanında diğer psikiyatrik
bozukluklara özgü belirtilere de sık olarak rastlanmıştır. En sık konulan yanlış tanılar epilepsi, psikoz,
depresyon ve konversiyon bozukluğu olmuştur. Hastalarımızın özgeçmişlerinde en sık gözlenen travma türünün
duygusal istismar olduğu ortaya çıkmaktadır. Tartışma: Dissosiyatif bozukluk, Batı toplumuna ve özelde Kuzey
Amerika’ya ait bir bozukluk olmadığı gibi, klinisyenlerin aşırı abarttığı bir durum da değildir. Tersine, çocuk
istismarı ve ihmalinin oluştuğu her durumda, coğrafya ve kültürden bağımsız olarak gelişebilen ve her yaş
grubunu etkileyen, kronik, ağır ve yıkıcı bir ruh sağlığı sorunudur. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 2000; 1(4):197-
206)
Anahtar sözcükler: Çocuk ve ergenlerde dissosiyatif bozukluk, çocuk istismarı, travma
Dissociative disorders in childhood and adolescents: review
of the 36 Turkish cases
SUMMARY
Objective: This study aims to bring out the characteristics of clinical presentations and histories of traumatic
experiences of 36 dissociative disorder cases consisted of both children and adolescents and to demonstrate that
as an overcultural disorder, it is resulted from traumas in childhood. Methods: Clinical features of 36 patients
interviewed at least for 3 times and diagnosed with DID and DDNOS, their previous diagnoses and childhood
traumas were examined and the CDC and ADES were performed. Results: Adolescents are much more
symptomatic than child patients, so are DID cases than DDNOS patients. Most frequent symptoms are
__________________________________________
1 Yrd.Doç.Dr., Gaziantep Ü.T.F. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bilim Dalı, Gaziantep.
2 Doç.Dr., İ.Ü. İstanbul T.F. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bilim Dalı, İatanbul.
3 Uzm.Dr., Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi, İstanbul.
4 Prof.Dr., İ.Ü. İstanbul Tıp Fak. Psikiyatri Anabilim Dalı, İstanbul.
Yrd.Doç.Dr. Salih Zoroğlu Gaziantep Üniv. Tıp Fak. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Kliniği, Gaziantep.
e-posta: zoroglus@hotmail.com
Anadolu Psikiyatri Dergisi 2000; 1(4):197-206
198 Çocuk ve ergenlerde dissosiyatif bozukluk...
_________________________________________________________________________________________________________________
dissociative ones such as hearing many simultaneous voices in their heads, translike behaviour, passive
interference experiences, passive alterations in identity and amnesia. Additionally, spesific symptoms of other
psychiatric disorders are often available. Many patients had been misdiagnosed with epilepsia, psychosis,
depression or conversion. This demonstrated that emotional abuse is the most often trauma kind in the histories
of our patients. Conclusion: Dissociative disorder is neither a case much exaggerated by the clinicians nor a
disorder belonging to the societies in the West, especially to the North America. On the contrary, it has been a
chronic, severe and destructive mental problem seemed in different age brackets and independently from the
culture and geography, come out where child abuse and neglect formed. (Anatolian Journal of Psychiatry,
2000; 1(4):197-206)
Key words: Dissociative disorder in children and adolescents, child abuse, trauma
___________________________________________________________________________
GİRİŞ
Çocuklar fiziksel, cinsel ya da psikolojik
saldırganlığa karşı kendilerini koruyamayacak
kadar güçsüzdürler. Bu ruhsal travmalar çoğu
zaman çocuğun yaşamını devam ettirdiği
ortamda oluşur ve en yakınları tarafından
yapılır. Bu nedenle de ne fiziksel olarak
kaçmak ve kurtulmak, ne savaşıp mücadele
etmek, ne de yaşanılanları kabul etmek olası-
dır. Bu şartlarda otomatik ve primitif psiko-
biyolojik bir savunma düzeneği olarak
dissosiyasyon, yaşanılan travmanın fiziksel ve
ruhsal etkilerinin -acı, öfke, korku, yas gibi-
uzaklaştırılmasını sağlar. Travma ile ilgili her
şey -travmatik duygu, düşünce, algı gibi- bir
kapsülle çevrilip bilinçten koparılır ve normal
şartlarda hatırlama yoluyla erişilemeyecek bir
derinliğe gömülür. Böylece dissosiyasyon
fiziksel ve ruhsal acıya karşı bir işlev görür.
Çocuklar tekrarlayıcı bir şekilde travmatize
edildiklerinde, bu savunma düzeneği ya normal
olmayan şekillerde ya da normal ancak aşırı
ölçülerde kullanılır. Bunun sonucunda da
dissosiyatif bozukluklar ortaya çıkar. 1
Dissosiyatif bozukluklar (DB) %100 oranında
çocukluk döneminde başlamasına rağmen,
hastaların ancak % 3’üne 12 yaşın altında ve
ancak % 8’ine 12-19 yaşları arasında ergenlik
döneminde tanı konabilmektedir. 2 Oysa, erken
yaşta doğru tanının konulması, en az iki açıdan
hayati öneme sahiptir. Birincisi, bu bozukluk
çocukluk döneminde daha kolay tedavi edilir
ve sonuçlar oldukça başarılıdır. İkincisi, içinde
bulunulan travmatik ortamın farkedilmesine ve
çocuğun travmadan korunmasına olanak
sağlar.
Çocukluk ve ergenlikteki dissosiyatif bozuk-
Anadolu Psikiyatri dergisi 2000; 1(4):197-206
Çocukluk ve ergenlikteki dissosiyatif bozuk-
lukların tarihi, bu hastalığın erişkindeki
tarihine paraleldir. On dokuzuncu yüzyılda
çocuk ve ergen vakalar detaylı bir şekilde
tanımlanmışlar, fakat daha sonraki yüzyılda
unutulmuşlardır.3 İlk kez Fine, Despine’in
1840 yılında Fransa’da yayımladığı, hem
klinik özellikler hem de tedaviye cevap açısın-
dan klasik bir vaka olan 11 yaşındaki bir DB
olgusu “Estelle”in önemine dikkat çekmiştir.4
Bowman, 1829 yılında Dewar tarafından
yayımlanmış olan bir başka ergen dissosiyatif
kimlik bozukluğu hastasını tarihsel çalışmaları
sırasında ortaya çıkarmıştır.5 1970 yılı sonla-
rına kadar dissosiyasyonla dolaylı bir ilişki
kuran ilave bir kaç vaka dışında çocukluk çağı
dissosiyatif bozukluğu literatürde hiç yer
almamıştır. 3
1980’li yıllarda, tek ya da az sayıda vaka
içeren çocuk ve ergen DB serileri yayımlan-
mıştır. 1990’lı yıllarda dissosiyatif bozukluğu
olan 10 ya da daha çok çocuk veya ergenden
oluşan seriler ortaya çıkmıştır.6-9 Bu seriler
istatistiksel bir zemine dayanan klinik
profillerin elde edilmesine ve hastalığın etkeni
olarak travmanın belirgin bir şekilde ortaya
konmasına olanak sağlamıştır. Travma sıklığı
Hornstein ve Putnam’ın7 64 vakalı serisinde %
95.3 ve Coons’un8 25 vakalı serisinde % 92’dir.
Erişkinlerde dissosiyasyonun ölçümüyle ilgili
elde edilen başarı, çocuk ve ergenlerle ilgili
ölçeklerin de geliştirilmesini motive etmiştir.
Son olarak tanı koydurucu nitelikte yapılan-
dırılmış bir görüşme formu hazırlanmaktadır.10
Ülkemizde Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi alanın-
da DB ile ilgili çocuk vaka bildirimleri11,12,
çocuk vaka serisi13, ergen vaka bildirimleri14,15
ve ergen vaka serileri yayınlanmıştır.16,17 Ergen
Zoroğlu ve ark. 199
_________________________________________________________________________________________________________________
yaş grubunda dissosiyasyonun, travma ve
intihar davranışı ile ilişkisini inceleyen bir
toplum taraması yapılmıştır.18
Putnam19 tarafından geliştirilen ve patolojik
dissosiyasyonun çocuk yaş grubunda değerlen-
dirilmesini sağlayan “Çocuk Dissosiyasyon
Değerlendirme Ölçeği”nin, Türkçe versiyonu-
nun geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
tamamlanmıştır.20
AMAÇ
Ülkemizde çocuk ve ergen yaş grubunda
dissosiyatif bozuklukla ilgili en geniş olgu
serisi olan bu çalışmanın üç amacı vardır:
1. Çocuk ve ergen psikiyatrisi polikli-
niklerine hiç de seyrek olmayan bir sıklıkla
başvuran bu hastaların klinik görünümlerinin
ve konan yanlış tanılarının incelenmesi,
2. Hastalığın oluşumunda güçlü bir faktör
olan çocukluk dönemi psikolojik travmalarının
ortaya konması,
3. Erişkinlerde bir çok kez ortaya
konulduğu gibi, dissosiyatif bozukluğun
etiyoloji ve klinik görünüm açısından çok
önemli benzerlikler gösteren kültürler üstü bir
fenomen olduğu bulgusunun, çocuk ve ergen
yaş grubunda test edilmesidir. Böylece
bozukluğun bu yaş grubundaki yerel özellikleri
de ortaya konabilecektir.
YÖNTEM
Bu çalışmanın denek grubu, İstanbul
Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk ve
Ergen Psikiyatrisi Kliniği’nde, 1993-1998
yılları arasında, Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu
(DKB) ve Başka Türlü Adlandırılmayan
Dissosiyatif Bozukluk (BTADB) tanısı
konulan ve en az üç kez görüşme yapılan 36
olgudan oluşmuştur. Yaşları 5-17 arasında
değişen 36 hastanın ruhsal durum muayeneleri
yapılmış, psikiyatrik ve tıbbi öyküleri
alınmıştır. Daha sonra devam eden tedavi
görüşmeleri boyunca alınan bilgiler zenginleş-
tirilmiştir. Tüm hastalara EEG ve 18 hastaya
da nörolojik muayene uygulanmıştır. Hasta
yakınları, okul yetkilileri, öğretmenler,
arkadaşlar vb. gibi mümkün olan diğer üçüncü
kişilerden hasta ve psikiyatrik öykü ile ilgili
bilgi alınmıştır. Cinsel, fiziksel ve duygusal
istismar, ihmal, şiddet şahitliği ve diğer trav-
matik yaşantılarla ilgili detaylı bilgi toplan-
maya çalışılmıştır. Hastaların tümü için Çocuk
Dissosiyasyon Değerlendirme Ölçeği (ÇDDÖ);
12 ve daha büyük yaşta olanlara da Ergen
Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (EDYÖ) uygu-
lanmıştır.
BULGULAR
Demografik Veriler
Sekiz ergen DKB olgusunun, on bir ergen
BTADB olgusunun, beş DKB olgusunun ve on
iki çocuk BTADB olgusunun ortalama yaşları
ve cinsiyetleri Tablo 1’de gösterilmiştir.
Tablo 1. Demografik veriler
___________________________________________________
Tanı Sayı Yaş Cinsiyet
___________________________________________________
Ergen DKB 8 15.6 ± 2.3 7K, 1E
Ergen BTADB 11 16.3 ± 2.1 7K, 4E
Çocuk DKB 5 9.8 ± 2.2 3K, 2E
Çocuk BTADB 12 9.3 ± 2.4 7K, 5E
__________________________________________________
(K: kız, E: erkek)
Dissosiyasyon belirtileri
Primer olarak dissosiyasyon kökeninde gelişen
belirtiler Tablo 2’de sıralanmıştır. Tüm gruplar
için en yaygın belirtiler kafa içinden duyulan
sesler, trans benzeri dalgınlık ve davranışlar,
kişilikte oluşan değişiklikler ve amnezidir.
Ergenlere göre daha az semptomatik olan
çocuklarda kafa içinden gelen sesler ve trans
benzeri dalgınlık ve davranışların özellikle
önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.
Diğer psikiyatrik ve davranışsal belirtiler
Psikolojik travma çok geniş bir yelpazede
psikiyatrik belirti ortaya çıkartır. Tablo 3’te bu
belirtilerin bazıları sıralanmıştır. Görüldüğü
gibi ergenler çocuk hastalara göre daha
semptomatiktir. Bu yaş grubunda depresyon,
Anadolu Psikiyatri Dergisi 2000; 1(4):197-206
200 Çocuk ve ergenlerde dissosiyatif bozukluk...
_________________________________________________________________________________________________________________
Tablo 2. Dissosiyatif belirtiler
_________________________________________________________________________________________________
Ergen DKB Ergen BTADB Çocuk DKB Çocuk BTADB
Belirtiler Sayı % Sayı % Sayı % Sayı %
Amnezi 8 100 9 82 3 60 5 40
Füg 3 38 2 18 0 0 0 0
Depersonalizasyon 5 75 5 63 3 60 6 50
Derealizasyon 5 63 4 36 1 20 2 16
Dalıp gitme 8 100 10 93 4 80 12 80
Trans benzeri davranış. 6 75 9 82 5 100 9 72
Ses 8 100 11 100 5 100 9 72
Kişilikte değişiklikler 8 100 9 82 5 100 7 56
Farkedilen kişilik 8 100 5 45 2 40 3 24
kendine zarar verme davranışı ve intihar
girişimi gibi emosyonel belirtiler daha sık ve
şiddetli olarak ortaya çıkmaktadır. En sık
görülen kendine zarar verme davranışı kol ve
bileklerini kesmedir, bunu saç çekme ya da
yolma davranışı ve kafa ya da vücudun diğer
bölümlerinin sert bir yere vurulması takip
etmektedir. Bir grup hastada (% 38), bu
davranışlar çok şiddetli ve uzun süreli devam
etmiş ve buna bağlı olarak kesilen ya da
zedelenen bölgelerde skatrisler oluşmuştur.
Çocukluk dönemi dissosiyatif bozukluğunda
görsel varsanının sık görülmesi dikkat
çekicidir. Görsel varsanı tutarlı ve sistematik
bir yapıya sahipse, içerik olarak uzun bir
zamandan beri aynı şekilde devam ediyorsa,
eşlik eden işitsel varsanı ile bütünlük oluşturu-
yorsa ve psikotizmin diğer çekirdek belirtileri
bulunmuyorsa DB akla gelen ilk tanılardan biri
olmalıdır. Dissosiyatif bozuklukta başağrısı
daha çok içsel kişilikler (ego durumları, alter
kişilikler) arasındaki ilişki ve etkileşimin bir
sonucudur. Kişilikler birbirine hakimiyeti
kaptırmama çabasındayken ya da bir kişilikten
diğerine geçiş aşamasında başağrısı ortaya
çıkar. Bizim hastalarımızın büyük çoğunluğun-
da (% 48-75) başağrısı bulunmaktadır.
Başağrısının, alterlerin belirginleştiği ve
güçlendiği ileri yaşlarda daha yüksek oranda
ortaya çıktığı görülmektedir.
Tablo 3. Diğer psikiyatrik belirtiler
__________________________________________________________________________________________________
Ergen DKB Ergen BTADB Çocuk DKB Çocuk BTADB
Belirtiler Sayı % Sayı % Sayı % Sayı %
_________________________________________________________________________________________________
Depresyon 7 88 6 54 2 40 3 24
İntihar girişimleri 6 75 6 54 2 40 4 32
Self mutilasyon 6 75 6 54 3 60 6 48
Başağrısı 6 75 6 54 3 60 7 56
Konversiyon 4 50 5 45 2 40 7 56
Somatizasyon 1 12 0 0 0 0 1 8
Görsel varsanı 4 50 8 72 4 80 8 64
Madde kullanımı 1 12 0 0 0 0 0 0
Alkol kullanımı 2 25 0 0 0 0 0 0
Yeme bozukluğu 2 25 0 0 0 0 0 0
Anadolu Psikiyatri Dergisi 2000; 1(4):197-206
Zoroğlu ve ark. 201
_________________________________________________________________________________________________________________
Dissosiyatif bozukluklar hemen her zaman bir
çok davranışsal problemle bir arada bulunur.
Çoğu zaman hastanın tedaviye getirilişinin
nedeni ses duyma, dalgınlıklar ve kişilik
değişimi gibi dissosiyatif belirtilerden çok
davranışsal belirtilerdir. Tablo 4’te sık görülen
davranışsal belirtiler sıralanmıştır. Görüldüğü
gibi özellikle çocuk yaş grubunda davranışsal
belirtiler daha yoğun olarak ortaya çıkmak-
tadır. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu
(DEHB) ve/veya davranım bozukluğu belirti-
leri görülebilmektedir. Nitekim DSM-IV’te,
DEHB’nun ayırıcı tanısı için dissosiyatif
bozukluklara da dikkat edilmesi gerektiği
belirtilmektedir. Öğrenme zorlukları ve ders
başarısızlıkları hastanın gelecek yaşamını
önemli ölçüde etkilemektedir. Bu iki belirtinin
bulunduğu hastalarda, eğer tedavi geç
başlamışsa, DB tedavisi tamamlansa bile, okul,
öğrenme ve ders başarısı ile ilgili problemler
ortadan kalkmamaktadır. Travmanın uzun
süreli etkilerinden sayılan ve saldırganla
özdeşim savunma düzeneğinin bir sonucu
olarak ortaya çıkan seksüel davranışlar ve
saldırganlık, özellikle ergenler için önemlidir.
Çocuklardaki saldırganlık çevre tarafından
belli oranda hoşgörü ile karşılanırken, ergen-
lerde bu eğilim çok şiddetli olduğu ve çoğu
zaman suça yatkınlık oluşturduğu için, hem
tedavi hem de hastanın sosyal yaşantısıısın-
dan ciddi bir risk oluşturmaktadır. Kızlarda
fuhuş sektöründe çalışma ya da hamilelik,
erkeklerde ise cinsel saldırganlık suçları işleme
gibi çok ağır sosyal ve hukuksal sorunlar
ortaya çıkabilmektedir. Yine ergenlerde alkol
ve madde kötüye kullanımı, bir tür self-
medikasyon davranışı olarak ortaya çıkar, fakat
hem tedaviyi engelleyici bir etki oluşturur,
hem diğer psikopatolojilere yol açar, hem de
hastanın riskli gruplara ve ortamlara girmesini
kolaylaştırarak yeni travmaların oluşmasına
neden olur. Türkiye’de alkol ve madde kullanı-
mı alt yapısının henüz tam olarak gelişmemesi
nedeniyle hastalarımızdaki oran oldukça
şüktür.
Tablo 4. Davranışsal belirtiler
Ergen DKB Ergen BTADB Çocuk DKB Çocuk BTADB
Belirtiler Sayı % Sayı % Sayı % Sayı %
Yıkıcı davranışlar 5 63 6 54 3 60 7 56
Agresif davranışlar 6 75 6 54 5 100 9 72
Kaçma 4 50 5 45 3 60 5 40
Yalan söyleme 4 50 6 54 5 100 5 40
Çalma 2 25 3 27 2 40 5 40
Öğrenme zorlukları 5 63 5 45 4 80 9 72
Okulu asma 2 25 4 36 2 40 5 40
Ders başarısızlığı 5 63 7 63 4 80 7 56
Regresif davranışlar 4 50 4 36 5 100 8 64
Seksüel davranışlar 3 38 4 36 2 40 5 40
Çocukluk dönemi istismar ve travmaları
Dissosiyatif bozukluklar ciddi çocukluk trav-
malarına bağlı olarak ortaya çıkar. Bizim
hastalarımızın özgeçmişleri incelendiğinde,
şimdiye kadarki bulguları destekleyen verilerle
karşılaşılmıştır. En yüksek travma oranı ergen
DKB olgularında ortaya çıkmaktadır. Bu grup-
ta çocukluk travması olguların % 75’inde (6
hasta) saptanmıştır. Nispeten daha kısa süreli
izlenen iki DKB olgusu travma belirtmemişler,
fakat travma yaşamadıklarını da ifade etme-
mişlerdir. En sık olarak duygusal istismar
belirtilmiştir. Cinsel taciz hastaların % 63’ünde
(5 hasta) dile getirilmiştir. Bu olgularda cinsel
travmanın ikinci bir kaynak tarafından doğru-
lanma oranı % 40’tır (2 hasta). Cinsel, fiziksel,
Anadolu Psikiyatri Dergisi 2000; 1(4):197-206
202 Çocuk ve ergenlerde dissosiyatif bozukluk...
_________________________________________________________________________________________________________________
duygusal istismar, ihmal ve şiddet şahitliği gibi
5 travma türü göz önüne alındığında, travma
dile getiren hastalarda (6 hasta) ortalama trav-
ma türü sayısı 3.4 olmaktadır. İstismar davranı-
şı oldukça erken yaşta başlamaktadır. Sözgeli-
mi cinsel istismar için ortalama başlangıç yaşı
5.6 ve ortalama devam süresi 3.1 yıldır. Diğer
gruplara ait veriler Tablo 5’de gösterilmiştir.
Tablo 5. Travmatik yaşantı öyküleri
Ergen DKB Ergen BTADB Çocuk DKB Çocuk BTADB
Travma türü Sayı % Sayı % Sayı % Sayı %
Cinsel istismar 5 63 6 54 2 40 3 24
Fiziksel istismar 4 50 4 36 3 60 5 40
Duygusal istismar 6 75 6 54 3 60 5 40
İhmal 5 63 6 54 2 40 3 24
Şiddet şahitliği 5 63 3 27 3 60 4 32
Ort. travma türü sayısı 3.4 2.5 3.2 1.7
Önceden konulan yanlış ve eksik tanılar
Tablo 6’da görüldüğü gibi hastalık ne kadar
uzun sürdüyse konulan yanlış tanılar da o
oranda artmaktadır. En sık konulan yanlış
tanılar epilepsi, psikoz, depresyon ve konversi-
yon bozukluğu olmaktadır. Çocuklarda organik
nedenler daha ağırlıklışünülmüş ve epilepsi
ilk akla gelen ön tanılardan birisi olmuştur.
Tüm hastalarımıza İstanbul Tıp Fakültesi
Nöroloji Kliniği’nde elektroensefalografi
(EEG) yapılmış, buna ek olarak daha önce
epilepsi tanısı alan ya da EEG’lerinde bozuk-
luk bulunan 18 olguya da nörolojik muayene
uygulanmıştır. Sonuçta hiç bir hastaya epilepsi
tanısı konmamıştır. Yine, son derece nadir
görülen bir bozukluk olmasına rağmen, hasta-
larımızın önemli bir kısmına çocukluk çağı
şizofrenisi tanısı konulmuştur. DB olguları sık
olarak yıkıcı davranışlar gösterdikleri halde,
dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı
sadece bir hasta için düşünülmüştür. Tipik bir
DB olgusu tabloda sıralanan belirtilerin
tümünü gösterir ve bu nedenle birçok klinik
tablo ile karışabilir. Aslında bu dikkatli bir
klinisyen için aydınlatıcı bir nokta da olabilir.
Çünkü bir hastada bir arada bulunması beklen-
meyecek klinik bulgular aynı anda gözleniyor-
sa, bu hastanın DB olabileceğinin önemli bir
işaretidir.
Tablo 6. Daha önce konulan tanılar
Ergen DKB Ergen BTADB Çocuk DKB Çocuk BTADB
Tanılar Sayı % Sayı % Sayı % Sayı %
Depresyon 1 13 2 18 1 20 1 8
Bipolar bozukluk 0 0 1 9 0 0 0 0
Psikoz (şizofreni) 3 38 4 36 1 40 3 24
DEHB 0 0 0 0 0 0 1 8
Davranım bozukluğu 1 13 1 9 0 0 0 0
Konversiyon 2 25 3 27 0 0 0 0
Somatizasyon 0 0 0 0 0 0 0 0
Epilepsi 2 25 3 27 2 40 3 24
Ensefalit/menenjit 1 12 0 0 1 20 0 0
Anadolu Psikiyatri Dergisi 2000; 1(4):197-206
Zoroğlu ve ark. 203
_________________________________________________________________________________________________________________
Dissosiyasyon ölçüm araçları
Çocuk Dissosiyasyon Değerlendirme Ölçeği
(ÇDDÖ) ve Ergen Dissosiyatif Yaşantılar
Ölçeği (EDYÖ) skorları Tablo 7’de verilmiştir.
ÇDDÖ puanının 12 ya da üzerinde ve EDYÖ
puanının da 3.7 ya da üzerinde olduğu durum-
larda disosiyatif psikopatolojinin bulunabile-
ceği belirtilmektedir. Görüldüğü gibi her iki
ölçek açısından da hastalar patoloji sınırının
hayli üzerinde skorlar elde etmişlerdir.
Tablo 7. Dissosiyasyon ölçekleri skorları
Ölçekler Ergen DKB Ergen BTADB Çocuk DKB Çocuk BTADB
ÇDDÖ 24.8 17.5 22.4 16.8
EDYÖ 6.4 5.1
TARTIŞMA
Şimdiye kadar yayınlanan, 10’un üzerinde olgu
içeren geniş seriler Kuzey Amerika ve Kanada
kökenlidir. Bildirimi yapılan en geniş seri
Hornstein ve Putnam’ın 64 olguluk serisidir.6
Bunun dışında Coons7 25, Lewis8 23 ve Dell ve
Eisenhower9 11 hastadan oluşan çocuk ve veya
ergen DB serileri yayımlamışlardır.
Bizim çalışmamızda ergen hastaların çocuklara
göre ve DKB olgularının da BTADB olguları-
na göre daha semptomatik olduğu görülmekte-
dir. Bu, yukarıda bahsedilen çalışmalar ile
uyumlu bir bulgudur. Ergen hastalar her zaman
daha dikkat çeken belirtiler ortaya koyarlar.
Buna karşılık çocuk hastalar özel bir dikkat
gerektirir, çünkü belirtiler daha hafif şiddet-
lidir, nonspesifik özelliktedir ve uyumu daha
az bozar. Bunun tipik bir örneği ergen DKB
grubundan 16 yaşındaki bir hastamızdır. Bu
hasta çocuk psikiyatrisi kliniğine 9 yaşınday-
ken başvurmuş, “nevrotik çocuk” ve “uyum
bozukluğu” gibi tanılarla 4 yıl boyunca oyun
ve bireysel psikoterapiyle izlenmiştir. Bu süre
boyunca, dissosiyatif ya da posttravmatik
belirtiler ile ilgili hiç araştırılmamış ve yakın
bir akraba tarafından yapılan cinsel taciz tedavi
süresince devam etmiştir. Bu hastanın terapisti,
annenin aşırı koruyuculuğu, çok müdahaleci
oluşu, anne-baba arasındaki geçimsizlikler,
öğretmenin bir kez aşırı kızması ya da hafifçe
dövmesi gibi minör travmalar üzerinde fazlaca
durmasına rağmen, hasta ya da ailesine cinsel
istismar yaşantıları ile ilgili hiç bir soru
sormamıştır. Hastaya doğru tanı ancak 13
yaşında konabilmiştir.
Bozukluk için en tipik olan ve çok sık gözle-
nen belirtiler, birincil olarak dissosiyasyon
savunma düzeneğine bağlı olarak gelişir ve
disosiyatif belirtiler olarak adlandırılır. Bunlar-
dan kafa içinden gelen sesler, trans davranışları
/dalgınlıkları, içindeki bir güç tarafından
yönetilme yaşantıları ve amnezi, bu çalışmada
en yaygın olarak bulunan (% 100) belirtilerdir.
Trans davranışları özellikle çocuklar için
spesifiktir. Kişilik değiştirme ve farkedilen
ikinci kişilik direkt olarak tanı koyduran iki
belirtidir ve DKB olgularında % 100, BTADB
olgularında % 56-82 oranlarında gözlenmiştir.
Bu iki belirtinin DKB olgularında BTADB
olgularına göre daha sık gözlenmesi beklene-
bilecek bir durumdur. Çünkü, tam olarak
kontrolü ele alan ikinci bir kişiliğin varlığı
DKB tanısı için şarttır. BTADB olgularında ise
diğer ego durumlarının (ikinci kişilik ya da
alter kişilik) varlığı gereklidir, ama bunlar tam
ve bağımsız bir kişilik halinde değildirler. Bu
nedenle tümüyle kontrolü ele alamazlar, esas
kişiliğe bağlı olduklarını ve onun bir parçası
olarak yaşadıklarını belirtirler. Sıralamada bu
belirtilerin hemen ardından, depersonalizas-
yon, derealizasyon ve füg gibi disosiyatif
semptomlar gelmektedir. Bunlar daha çok
ergenlerde görülmüştür. Çocukların, kendileri
ve çevreleriyle ilgili yaşantıları tanımlama ve
idrak edebilme yetenekleri tam olarak
gelişmediği için, depersonalizasyon ve
derealizasyon gibi bulgular daha seyrektir.
Anadolu Psikiyatri Dergisi 2000; 1(4):197-206
204 Çocuk ve ergenlerde dissosiyatif bozukluk...
_________________________________________________________________________________________________________________
Disosiyatif belirtilerin sıklığı ile ilgili bizim
çalışmamızdaki bu sıralama, yukarıda belirti-
len çalışmalara oldukça benzemektedir.
Dissosiyatif belirtiler dışındaki diğer psiki-
yatrik belirtilerin de -küçük farklar dışında-
Kuzey Amerika kökenli çalışmaların sonuçla-
rına uyduğu görülmektedir. Depresif belirtiler
bizim serimizde % 24-88 oranında saptanmış-
tır. Ergenler, çocuklara göre depresif belirtileri
daha fazla ortaya koymaktadırlar. Bu oran Dell
ve Eisenhower’in ergen serisinde9 % 82,
Hornstein ve Putnam’ın6 çocuk ve ergen
serisinde % 82-88 ve Coons’un çocuk ve ergen
serisinde7 % 64-88 olarak bulunmuştur.
Görüldüğü gibi, DB olguları farklı iki kültürde
de yüksek oranda depresif belirti ortaya
koymaktadırlar. Sırasıyla Dell ve Eisenhower9;
Hornstein ve Putnam6 ve son olarak Coons’un7
serilerindeki oranlar, self mutilasyon için %
27, % 40 ve % 45; öğrenme güçlükleri için, %
45, % 82 ve % 45; yıkıcı davranışlar için % 54,
% 86 ve % 55; agresyon için % 38, % 82 ve %
55, seksüel davranışlar için % 15, % 45 ve %
45, regresif davranışlar için % 36, % 100 ve %
44’tür. Dell ve Eisenhower’in9 serilerinde alkol
kötüye kullanımı % 36, Coons’un serisinde7 %
56’dır. Bu oran bizim çalışmamızda % 0-
25’tir. Ülkemizde alkol kötüye kullanımının
daha düşük oluşu bunda etkili olmuş olabilir.
Karşılaştırılan bu üç serideki travma saptanmış
olan hastaların oranları % 73, % 92 ve %
95’tir. Bizim çalışmamızdaki oran daha
şüktür (% 65). Bu durum, Türkiye’de non-
travmatik DB oranının yüksekliğini değil,
travmanın ortaya çıkarılmasını sağlayan
psikiyatrik tedaviyle ilgili ve/veya psikiyatrik
tedavi dışı altyapı olanaklarının zayıflığını
gösterir. Sözgelimi, birçok hasta daha 10.
görüşmeye ulaşamadan tedaviyi bırakmaktadır.
Oysa travmalar tedavinin ortalarına doğru
çıkar. Birçok hasta için bu süre 6 ay ile bir yıl
arasındadır. Uzun izlenen DKB olgularında
travma oranının daha yüksek oluşu bunu
desteklemektedir. Çocuk ya da ergenin hasta
olmasına yol açan travmatik ortamın ve bu
ortamın aktörlerinin, aynı zamanda tedaviyi
desteklemesi olanaksızdır. Hatta bu aktörler
sonunda suçlanmaktan korktukları için bilerek
tedaviyi engellerler. Sonuçta hasta tedavi
olmak bir yana, daha travmalarınııklayama-
Anadolu Psikiyatri Dergisi 2000; 1(4):197-206
dan tedaviyi bırakır. Bazı hastalar da travma-
larınııkladıklarında sonucun kendileri için
olumlu olmayacağını, çoğu zaman psikiyatrik
destek dışında saldırgana karşı hiç bir yardım
alamayacaklarını ve yalnız bırakılacaklarını
bilirler. Kısacası, hastayı travmatik ortamdan
uzaklaştırıp hukuksal, maddi ve ruhsal ihtiyaç-
larını ve korunmasını sağlayacak olanakların
bulunmaması travma oranlarının düşük olma-
sında etkili olmuş olabilir. Nispeten daha kolay
ifade edilen duygusal istismar bizim çalışma-
mızda % 40-75 ile en sık travma türü olurken,
Dell ve Eisenhower’in9 serisinde de (% 82) en
sık travma türüdür.
Yanlış tanı oranı diğer üç çalışmada sırasıyla
% 75, % 70 ve % 68’dir. Bizim çalışmamızda
yanlış tanı koyma oranı daha düşüktür (% 53).
Bu durum, çalışmadaki birçok hasta için ilk
başvuru yeri olmamızın ve DB ile ilgili olarak
kliniğimizdeki birikmiş deneyimin bir sonucu
olabilir. En yüksek oranda konulan üç yanlış
tanı psikoz (% 31), epilepsi (% 28) ve
depresyondur (% 19). Çocukluk şizofrenisi çok
nadir görülen bir bozukluk olmasına rağmen,
bazı hastalarda ilk akla gelen tanı olmuştur.
Oysa şizofreni için tanımlanmış olan “birinci
sıra Scheneider belirtileri”nin DKB için çok
daha spesifik olduğu gösterilmiştir.21 Benzer
olarak travma sonrası stres bozukluğu olgula-
rında, görsel, işitsel varsanılar ve düşünce
bozuklukları gibi psikotik belirtilerin hiç
azımsanmayacak ölçüde bulunabileceği belir-
tilmektedir.22 Epilepsi tanısı konulan olguların
bir çoğunda bu bir ön tanı olarak konulmuş ve
antiepileptik tedavi başlanmamıştır. DB’daki
dissosiyatif belirtilerin kronik limbik
epilepsinin bir belirtisi veya temporal lob
epilepsisinin interiktal fenomeni olabileceği
bazı araştırmacılar tarafından belirtilmek-
tedir.23 Bizim hastalarımızın hiçbirisinde
epileptik bir bozukluk saptanmamıştır. DB
olgularında komorbid olarak çok sık
bulunduğu için depresyon, yanlış değil fakat
eksik bir tanıdır. Yıkıcı davranış bozukluğu
yurtdışında sık konulan yanlış tanılardan biri
olmasına rağmen, bizde sadece 3 hastaya bu
tanı konmuştur. Özellikle farklı gruptan
belirtilerin bir araya geldiği durumlarda,
dissosiyatif bozukluk ilk akla gelen tanılardan
biri olmalıdır. Sözgelimi, depresyon, işitsel/
Zoroğlu ve ark. 205
_________________________________________________________________________________________________________________
görsel varsanılar, antisosyal davranışlar,
seksüel davranışlar, konversiyon belirtileri ve
posttravmatik belirtiler gibi klasik bir
dissosiyatif bozukluk tablosunun, başka bir
psikiyatrik bozukluk nedeniyle oluşabilmesi
olasılığı çok düşüktür.
Dissosiyasyonu ölçen araçlara verilen yanıtlar
ısından büyük bir benzerlik söz konusudur.
Hornstein ve Putnam’ın19 çalışmasında ÇDDÖ
puanı DKB için 25.2, BTADB için 16.8;
Coons’un8 çalışmasında BTADB için 23’dür.
Bizim çalışmamızda sırasıyla ergen ve çocuk
olgularda DKB için 24.8 - 22.4 ve BTADB
için 17.5 - 16.8’dir. EDYÖ, karşılaştırılan üç
çalışmada da kullanılmamıştır. Buna karşın
Putnam19 DB olgularında ortalama skorun 4.9
olduğunu belirtmektedir. Görüldüğü gibi
ölçekler aracılığıyla elde edilen veriler
ısından da önemli bir benzerlik söz
konusudur.
SONUÇ
Ülkemizde çocuk ve ergen yaş grubunda en
geniş olgu serisi olan bu çalışmanın bulguları,
klinik özellikler, travmatik yaşantılar, konulan
yanlış tanılar ve standardize ölçeklere verilen
yanıtlar açısından, Kuzey Amerika’da yayım-
lanmış çocuk ve ergen serilerine oldukça
benzemektedir. Dolayısıyla, DB Batı toplumu-
na ve özelde Kuzey Amerika’ya ait bir
bozukluk olmadığı gibi, klinisyenlerin aşırı
abarttığı bir durum da değildir. Tersine, çocuk
istismarı ve ihmalinin oluştuğu her durumda,
coğrafya ve kültürden bağımsız olarak gelişe-
bilen kronik, ağır ve yıkıcı bir ruh sağlığı
sorunudur.
KAYNAKLAR
1. Lewis DO, Yeager CA: Abuse, dissociative
phenomena, and childhood multiple person-
ality disorder. Child Adolesc Psychiatr Clin
North Am 1994; 3:729-743.
2. Kluft RP: Treatment of multiple personality:
a study of 33 cases. Psychiatr Clin North Am
1984; 7:9-29.
3. Putnam FW: A brief history of multiple per-
sonality disorder. Child Adolesc Psychiatr
Clin North Am 1996; 5(2):263-272.
4. Fine CG: The work of Antoine Despine: The
first scientific report on diagnosis and
treatment of a child with multiple person-
ality disorder. Am J Clin Hypn 1988; 31:33-
39.
5. Bowman ES: Adolescent multiple person-
ality disorder in the nineteenth and early
twentieth century. Dissociation 1990; 3:179-
187.
6. Homstein NL, Putnam FW: Clinical phe-
nomenology of child and adolescent disso-
ciative disorders. J Am Acad Child Adolesc
Psychiatry 1992; 31: 1077-1085.
7. Lewis DO: Diagnostic evaluation of the
child with dissociative identity disorder.
Child and Adolesc Psychiatr Clin North Am
1996; 5(2):303-332.
8. Coons PM: Confirmation of childhood
abuse in child and adoloscent cases of
multiple personality disorder and disso-
ciative disorder not otherwise specified. J
Nerv Ment Dis 1994; 182: 461-464.
9. Dell PF, Eisenhower JW: Adolescent
multiple personality disorder: a preliminary
study of eleven cases. J Am Acad Child
Adolesc Psychiatry 1990; 29:359-366.
10. Lewis DO: Diagnostic evaluation of the
child with dissociative identity disorder/-
multiple personality disorder. Child Adolesc
Psychiatr Clin North Am 1996; 5:303-332.
11. Zoroğlu S, Tutkun H, Tüzün Ü, Şar V: Çocuk
yaşta çoğul kişilik bozukluğu: bir olgu sunu-
mu. Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi
1996; 3:98-113.
12. Miral S, Alkın T, Sonsuz C: Bir disosiyatif
amnezi olgusu. Çocuk Ruh Sağlığı Dergisi
1996; 3(1):33-36.
13. Zoroğlu S, Yargıç Lİ, Tutkun H, Öztürk M,
Şar V: Dissociative identity disorder in
childhood: five Turkish cases. Dissociation
1996; 9(4):253-260.
Anadolu Psikiyatri Dergisi 2000; 1(4):197-206
206 Çocuk ve ergenlerde dissosiyatif bozukluk
_________________________________________________________________________________________________________________
14. Tutkun H, Yargıç Lİ, Şar V: Adölesans
döneminde bir çoğul kişilik bozukluğu
vakası. Psikiyatri Psikoloji Psikofarmakoloji
Dergisi 1994; 2:261-266.
15. Zoroğlu S, Şar V, Yargıç İ: Ergen dönemde
iki disosiyatif kimlik bozukluğu olgusu.
Psikiyatri Psikoloji Psikofarmakoloji
Dergisi 1997; 5(1):43-53.
16. Zoroğlu S, Yargıç İ, Tutkun H, Tüzün Ü, Şar
V: Adölesan yaşta 17 disosiyatif kimlik
bozukluğu olgusunun sosyodemografik,
klinik özellikleri ve travmatik yaşantı
öyküleri. Düşünen Adam 1996; 9(2):9-16.
17. Yargıç Lİ, Tutkun H, Şar V, Zoroğlu S:
Comparison of dissociative identity disorder
between adolescents and adults. O Van der
Hart, S Boon, N Draijer (eds): Proceedings
of the 5th Spring Conference of the
International Society for the Study of
Dissociation'da. 18-21 Ekim 1995;
Amsterdam, Hollanda.
18. Zoroğlu S, Tüzün Ü, Şar V, Öztürk M,
Erocal M ve ark: Childhood abuse, self-
İnjury, and dissociative experiences among
high school students. 13th International Fall
Conference of the International Society for
the Study of Dissociation. 7-10 Kasım 1996;
San Francisco/CA/USA.
19. Putnam FW, Helmers K, Trickett PK:
Development, reliability, and validity of a
child dissociation scale. Child Abuse Negl
1993; 17:731-741.
20. Zoroğlu S, Tüzün Ü, Öztürk M, Şar V:
Reliability and validity of the Turkish
version of the Child Dissociative Check-
list. 15th International Fall Conference of
the International Society for the Study of
Dissociation. 14-17 Kasım 1998;
Seattle/WA/USA.
21. Kluft RP: First rank symptoms as a diag-
nostic clue to multiple personality disorder.
Am. J Psychiatry 1987; 144:293-298.
22. Kaufman J, Birmaher B, Clayton S, Retano
A, Wongchaowart B: Case study: trauma-
related hallucinations. J Am Acad Child
Adolesc Psychiatry 1997; 36(11):1602-
1605.
23. Mesulam MM: Dissociative states with
abnormal temporal lobe EEG: multiple
personality and illusion of possession. Arch
Neurol 1981; 38:176-181.
Anadolu Psikiyatri Dergisi 2000; 1(4):197-206
ANADOLU PSİKİYATRİ DERGİSİ
Mart, Haziran, Eylül, Aralık aylarında yayımlanır.
2001 YILI ABONELİK ÜCRETİ 10 MİLYON TL.DİR.
TOPLU ABONELİKLERDE % 20 İNDİRİM YAPILIR.
Yazı gönderme adresi:
Prof.Dr. Orhan DOĞAN
C.Ü.T.F. Psikiyatri ABD 58140 SİVAS
e-posta: odogan@cumhuriyet.edu.tr
Abonelik için posta çeki hesabı no: 1440053
... We assume that dissociative disorders of adolescents with a history of childhood abuse and/or neglect extend into adulthood more often than those disorders of adolescents without such a history of abuse or neglect. However, child and adolescent case series published previously have also reported elevated rates of traumatization (Coons, 1996;Dell & Eisenhower, 1990;Hornstein & Putnam, 1992;Kluft, 1985;Silberg, 1998;Zoroglu, Tüzün, Öztürk, & Sar, 2001;Zoroglu, Yargıç, Tutkun, Öztürk, & Sar, 1996). Patients with the most severe trauma and dissociation seem to be overrepresented in adolescent clinical case series, which are not based on systematic screening of all admissions. ...
Article
Full-text available
ABSTRACT The aim of this study was to determine the prevalence of dissociative identity disorder (DID) and other dissociative disorders among adolescent psychiatric outpatients. Hundred-sixteen consecutive outpatients between 11 and 17 years of age who were admitted to the child and adolescent psychiatry clinic of a university hospital for the first time were evaluated using Adolescent Dissociative Experiences Scale, Adolescent Version of the Child Symptom Inventory-4, Childhood Trauma Questionnaire, and McMaster Family Assessment Device. All patients were invited for an interview with Structured Clinical Interview for DSM-IV Dissociative Disorders (SCID-D) administered by two senior psychiatrists in a blind fashion. There was excellent inter-rater reliability between two clinicians on SCID-D diagnoses and scores. Among 73 participants, thirty-three (45.2 %) had a dissociative disorder, twelve (16.4%) having DID and 21 (28.8%) dissociative disorder not otherwise specified. There was no difference on gender distribution, childhood trauma, and family dysfunction scores between dissociative and non-dissociative groups. Childhood emotional abuse and family dysfunction correlated with self-reported dissociation. Of dissociative adolescents, 93.9% had an additional psychiatric disorder. Among them, only separation anxiety disorder was significantly more prevalent than controls. While SCID-D is promising for diagnosing dissociative disorders in adolescents, its modest congruence with self-rating dissociation, and lack of relationship between diagnosis ande childhood trauma and family dysfunction suggest that the prevalence rates obtained with this instrument originally designed for adults require to be replicated. Introduction of diagnostic criteria for adolescent DID in revised versions of DSM-5 would refine the assessment of dissociative disorders in this age group.
Article
Full-text available
In this paper, the diagnostic processes, previous diagnoses, clinical symptomatology, life events, traumatic experiences, family histories, and treatment of five children (three girls and two boys between five and eleven years of age) with DID are presented. Clinical findings were headaches, aggressive behavior and outbursts, trance-like expe- riences, amnesias, inconsistent school performance, lying, sleep dis- turbances, and depressive symptoms. One of the patients had been treated previously under different diagnoses. The number of alter personalities ranged from two to eleven. One of the patients, a ten- year-old girl, had two distinct personality systems. All of the cases presented at least four Schneiderian first-rank symptoms except an eleven-year-old boy who had only one. All of the cases had amnesia between at least two alters during interviews initially, except for a five-year-old case who did not. A ten-year-old girl was treated suc- cessfully and her alter personalities integrated. The others discon- tinued the therapy.
Article
Full-text available
The diagnostic features and treatment histories of 11 adolescents with multiple personality disorder (MPD) are presented. Clinical evaluation revealed that the majority of these adolescents manifested extremely variable school performance, disruptive behavior, trances, amnesias, mood swings, sharp changes in personality, apparent lying, voices heard in the head, and depression. All had a history of childhood trauma: Sexual abuse (73%), physical abuse (73%), and emotional abuse (82%). Seventy-three percent had a parent with a diagnosable dissociative disorder; 36% of the mothers had MPD. These adolescents had a mean number of 24.1 alter personalities and appear to have become multiple at a mean age of 3 years, 1 month. All patients had angry protector alters, depressed alters, scared alters, and child alters. Fifty-four percent of these cases have integrated during treatment or are progressing toward integration. The remaining cases dropped out of therapy.
Article
Reviews the diagnoses with which dissociative identity disorder/multiple personality disorder (DID/MPD) is often confused, including attention-deficit hyperactivity disorder, schizophrenia, mood disorders, seizure disorders and narcolepsy, borderline states, and conduct disorder/antisocial personality and suggests techniques for tapping dissociative symptoms in children. Figures are provided to illustrate the way writing samples and drawings produced prior to evaluations can be used to confirm the diagnosis of DID/MPD. It is concluded that the clinician must look beneath the mishmash of different signs, symptoms, and behaviors to uncover the 3 basic underlying psychological phenomena from which the rest of the symptomatology of DID/MPD derives: trance states, amnesias, and the tendency to switch from one identity or awareness state to another. (PsycINFO Database Record (c) 2012 APA, all rights reserved)
Article
Papers describing the signs and symptoms of multiple personality disorder (MPD) are increasing in the contemporary scientific literature where, ironically, the clinical researchers of today are rediscovering phenomena already documented in nineteenth century medical texts. Indeed, 150 years ago, there were already psychiatric monographs discussing the diagnosis and treatment of MPD. One of these monographs was written by Antoine Despine, a French physician who, in 1840, described the diagnosis and treatment of a child MPD. Despine is presented in his historical context as are the symptoms pathognomonic of MPD that Despine relates in his index patient, Estelle. His diagnosis and treatment are reviewed and compared to the treatments endorsed by today's MPD specialists.
Article
Thirty patients with multiple personality disorder had one or more of Schneider's 11 first-rank symptoms at initial assessment (mean = 3.6; range = 1-8). The author describes these symptom categories, eight of which were noted in the patients he interviewed, and illustrates them from the patients' case material. He suggests that inquiry about first-rank symptom phenomena may be a valuable diagnostic clue to the presence of multiple personality disorder.
Article
This article describes treatment results in 33 patients with multiple personality disorder with respect to the major identifying characteristic of the condition: the presence of separate personalities within a single individual. The author discusses responsiveness to treatment, apparent and stable fusion, follow-up, and reassessment.
Article
Twelve patients with clinical and EEG manifestations reminiscent of temporal lobe epilepsy reported symptoms of dissociative states. In seven of these patients, the clinical picture was consistent with multiple personality, whereas the other five had the illusion of supernatural possession. These cases suggest that in selected instances dissociative states may constitute complex behavioral manifestations of chronic limbic epilepsy.