BookPDF Available

Düşüncelerin Kökenleri

Authors:

Abstract

Teknen usul usul gitse de; durup dinlemek gerek. Tut ki sakin sulardasın, boşverme, insan tetik gerek. Deniz kalkar, sular kabarır, dalgalar azgınlaşır. Bilmek yetmez bütün olanı, içinde duymak gerek. Tekneyi bilmek gerek; yetmez! denizi bilmek gerek. Yetmez; tekneyle denizde gitmeyi bilmek gerek. Dalgalar vurur, sular içine çeker, deniz şaşırtır. Bellemek ve pes etmemeyi yürekte duymak gerek.
Düşüncelerin
Kökenleri
H.B. Paksoy, D. Phil.
Florence:
Carrie/European University Institute
(2006)
Copyright © by H. B. Paksoy
Düşüncelerin Kökenleri
kitabinin butun yayin haklari,
Bern-Isvicre uluslararasi Copyright anlasmalari uyarinca,
H. B. Paksoy adina
ABD Kongre Kutuphanesi
Copyright kutugune kayitlidir.
Engin ve Faruk Paksoy’un
anilarina
yazarin saygilari ile.
2
indekiler
[Ilk yayinlandiklari yerler]
Önsöz
Noyan Turunç
KUTLUK VEREN BİLGİ VE 26 AĞUSTOS'A GİDEN YOL
[Ohio State Üniversitesinde, Türk Öğenci Birliğince düzenlenen
26-30 Ağustos 1922'yi anma toplantısına 26 Ağustos 2000
sunulmustur;
21 YÜZYILDA TÜRK DÜNYASI JEOPOLİTİĞİ Ümit ÖZDAĞ, Yaşar
KALAFAT, Mehmet Seyfettin EROL, Eds. (Ankara: Avrasya Stratejik
Arastirmalar Merkezi, 2003) Cilt 1]
"Alın Yazısı" mı, "Kişi seçimi" mi?
İnançlar ve Düşünce Özgürlüğü
[CENTRUM VOOR ISLAM IN EUROPA, U Gent, Belcika, 2001]
Toplum olarak varılmak istenen sonuç nedir?
[CENTRUM VOOR ISLAM IN EUROPA, U Gent, Belcika, 2001; Turkistan
Newsletter, Mon, 11 Mar 2002. Pp. 1-5 ]
Keloglan ve Kurgu Bilim
[Isik Binyili, Augustos 2004. Pp.1-2]
ALPAMIŞ
[Turk Oykuleri Sandigi, Texas Tech University, 2002]
Tarih’in Degil, Tarihcinin Son’u
[Turkistan Newsletter, 1 February 2006]
Derin Sirket Ortakliklari: Baskaldirmalar ve Bagliliklar
[Turkistan Newsletter 24 January 2006]
3
Önsöz
Noyan Turunç
Teknen usul usul gitse de; durup dinlemek gerek.
Tut ki sakin sulardasın, boşverme, insan tetik gerek.
Deniz kalkar, sular kabarır, dalgalar azgınlaşır.
Bilmek yetmez bütün olanı, içinde duymak gerek.
Tekneyi bilmek gerek; yetmez! denizi bilmek gerek.
Yetmez; tekneyle denizde gitmeyi bilmek gerek.
Dalgalar vurur, sular içine çeker, deniz şaşırtır.
Bellemek ve pes etmemeyi yürekte duymak gerek.
Uzun zamandır beraberiz; kuşku yok, tanıyoruz birbirimizi.
Tanışmamız yetmez; aklımızı kullanacak mıyız; soru budur.
Koruyabilirsek eğer aklımızı, akıllı işimizi, yani kendimizi,
sahiden herşeyimizle ileriye atılacak mıyız; amaç budur.
Diyorsan ki, ben varım, o var, biz varız; say cümlemizi;
en güzel sözü duymak isteyen bekliyordu bil cevap budur.
Demektir ki eleleysek birlikte, büyük bir sevinçtir saracak hepimizi;
yani seni, beni, onu, yani bizi, yani geleceğimizi; sonuç budur.
4
KUTLUK VEREN BİLGİ VE 26 AĞUSTOS'A
GİDEN YOL
H. B. Paksoy, D. Phil.
[Ohio State Üniversitesinde, Türk Öğenci Birliğince düzenlenen
26-30 Ağustos 1922'yi anma toplantısına 26 Ağustos 2000 de
sunulmuştur]
İçinde yaşadıkları olayları gelecek kuşaklara aktarmak isteği ile ilk
kayıt altına almaya baslayanlar, uğraşlarına "soru sormak" tanımını
verdiler. Bir yerde, kendi yaptıkları yanlışları ve sonuçlarını
çocuklarına anlatmak, gelecekte yaşayacakların bu yanlışlara yeniden
girmelerini önlemek istediler. Kısa süre sonra, bu soru sorma yöntemi
"doğru'yu aramak" isteği ve o yöndeki duzenleme düşünceleri ile
birleşti. Günümüzden en az ikibin beşyüz ile dört bin yıl önce yer alan
bu gelişmeler, günümüz olaylarını öncelikle etkilemeyi sürdürmektedir.
Onbirinci yüzyılda yaşayan düşünce işvereni Balasagunlu Yusuf,
Kutadgu Bilig başlıklı kitabında Türkler için ölüm-kalım niteliğindeki
önemli konulara parmak basar. Dünyada bilinen ilk "tuğ bağlama sav"
larindan biri olan Kutadgu Bilig kitabı, "soru sormak" yanında,
"doğru'yu aramak" yönünde de çok önemli adımlar atar.
Balasagunlu'nun dil'e getirdiği "kut" sözü, yalnız sevinç paylaşma
kapsamında kullanılmamıştır. Bir toplum'un yaşamını sürdürebilmesi
için ne tür adımlar atması gerektiğini konumuna yerleştirir. Toplumlar
sürekli olarak uluslararası yarışma içindedirler. Bu yarışma'nın tek
kuralı vardır: toplum olarak bağımsız ve varlıklı yaşam'ı sürdürebilmek.
Yaşam'ı sürdürebilmek de, büyük ölçüde bilgi birikimini gerektirir;
uygun soruların sorulması, doğru'yu arama yöntemlerini içerir.
Bir toplum'un, ve dünyanın iyiliğini öngören düşünce işverenleri,
olayları ve sonuçlarını yalnız kayıt etmek ile kalmazlar. Olayları
karşılaştırmak ve sonuçları üzerinde yeni görüşleri de en geniş düzeyde
toplum'a ve dünyaya dağıtmak da sorumlulukları içindedir. Düşünce
işverenlerinin bağımsız olarak kollarını sıvadıklarını ve düşüncelerini
ortaya koyduklarını unutmadan, 26 Ağustos'a giden yol'un ardındaki
olay, düşünce, ve girişimleri kısaca özetleyelim.
Bir olay ve girişim, ardinda bir düşünce olmadan yer alamaz. Kişiler ve
toplumlar, belirli bir sonuca ulaşmak icin atılım'a geçerler. Olay ya da
girişimlere başlayanlar'ın, kendilerini iten düşüncelerin kökenlerini, o
5
düşüncelerin neden ve nasıl üretildiklerini bilip-bilmediklerinin önemi
açıktır. Bir düşüncenin kökenini ve ortaya atılış amaçlarını anlamadan
o düşüncenin ardına düşenler, düşünce'yi yaratanların almak istedikleri
sonuçlara körü-körüne yordam vereceklerdir. Bu arada, başkalarının
düşüncelerini denetlemeden benimseyenler, öz çıkarlarını da
sakatlanmış olabilirler.
Bilinen yazılı kaynaklara göre, dünyanın ilk yönetim düzeni "Tek Kişilik
Yönetim"dir. Yönetimi ele geçiren bu kişinin dudaklarının arasından
çıkacak her türlü söz, bu kişi'ye bağlı toplum ya da toplumları toptan
başeğmeye iten yasalara dönüşür.
Yasaları kurumlaştırılmış inançlar (Musevilik, Hristiyanlık, İslam, vb)
ortaya çiktıktan, bu inançlar "kutsal el kitapları" (İncil, Kuran, vb)
içinde dondurulduktan sonra, kurumlaştırılmış inançların önderleri ile
Tek Kişilik yönetim'i elinde tutanlar arasında çok geniş kapsamlı bir
yarış başladı. Kıran-kırana süren bu yarış, günümüzde bile kesin bir
sonuca bağlanmış değildir. En son örnekleri, dünyanın çevresinde yer
alan değişik ülkelerindeki "yönetim düzeni" uygulamaları içinde
izlenebilir.
Diğer bütün bilinen yönetim düzenleri, Kurumlaştırılmış İnançlar ve
Tek Kişilik Yönetim arasında kalan geniş alan içinde gözlenebilir.
Dolayısı ile: Anayasal Tek Kişilik Yönetimi, Çoğulcu Yönetim, Güdümlü
Bağımlı her tür yönetim, Alış-Veriş'e dayalı türlü yönetimler bu
yukarıda belirlenen iki uç düşünce ve uygulama arasında kalır. Bu orta
kuşakta kalan yönetim düzenleri, içlerindeki toplumların nitelik ve
eğitim düzenleri uyarınca başarı ya da başarısızlığa uğrarlar. Örneğin:
Çoğulcu Yönetim düzeni, başarılı olabilmek için yüksek oranda
bağımsız bilgili yönetici, yasa koyucuları ve bağımsız düşünce
işverenlerinin yoğun çalışmasını gerektirir. Bir "yasa koyucu kurumun"
bir toplum içinde var olması, o yasa koyucu kurumun ne bağımsız
olduğunu ne de yasallığını gösterir. Ancak toplumun çoğunluğu
bağımsız eğitimli ise, yasa koyucu kurumun uygulamaları da toplumu
ve toplumun çıkarlarını yansıtacaktır.
Alış-veriş'e dayalı yönetimler ise, öncelikle kapalı olmak niteliğini
taşırlar. Ancak yönetim'i ellerinde tutan kişilerin çocukları, bu
yönetim'e katılmak üzere, ve özel eğitimden geçirilerek işbaşına
gelirler. Toplum'un diger kesimlerinden bu yönetici bölümüne geçiş
genellikle olanak dışıdır.
Bir toplum'un eğitim düzeni değişik nedenlerle düşebilir. Savaş
sırasında çok kişi ölmüş ya da öldürülmüştür; okullar kapatılmış,
6
öğretmenler sürülmüş olabilir. Daha da kötüsü, "öğrenim ve öğretim
düzeni" adı altında yürürlükte olan eğitim tam anlamı ile bağımsızlığını
yitirmiş, güdümlü duruma düşmüş olabilir. Bilgi yerine, okullarda
"yarı-bilgi, yarı-saplantılar" öğrencilerin kafalarına doldurulabilir.
Eğitim düzeni düşen toplumlar, er-geç iki uç yönetim düzeyinden birine
geri düşeceklerdir: ya Tek Kişilik yönetim, ya da Kurumsallaştırılmış
İnanç ile yönetileceklerdir. Her iki yönetim düzeni de tam tekelcidir,
diğer türlere yaşam ortamı vermez.
Julius Caesar (ölümü M.Ö. 44) Roma'yı (belirli ilkel çoğulculuktan) Tek
Kişilik yönetim'e çevirdi. Bunu, Roma'nın bir yasa koyucu kurumu
olmasına karşılık gerçekleştirebildi. Roma yönetimi altına Roma
alaylarının gücü ile alınmış olan bütün toplumlar, günü geldiğinde en
güçlü Roma alaylarını yenmesini öğrendiler. Her toplum bağımsızlık
kazandıkça, Roma öncesi öz inançlarına dönmeye de başladı.
Roma diğer toplumları yönetimi altına aldıkça, bu yeni toplumların
düşünce ve inançları da Roma'yı kökten etkilemeye başladı. Özet
olarak bu inançlar: Mısır'dan İsis; kuzey Hindistan ve güney İrandan
Mithraism ve Zoroastrianism; batı asya'dan Cybele; Filistin'den gelen
"Yeni Düzenlemiş Musevilik." (Ek olarak, Avrupa içinde çok sayıda
yerel küçük saplantı inançları da vardı). Romalıların kendilerine
seçtikleri çok tanrılı inançlar ile bu yeni gelen inançlar kıyasıya
yarışmaya girdiler. Ek olarak, Roma üst düzey yöneticileri kendilerine
yönetimde "doğru'yu aramak" yöntemleri de seçmişler idi. Bu
doğru'yu aramak yöntemleri de, genel olarak, Atinalı düşünce
işverenlerinin Roma üzerindeki etkisinin göstergesi idi.
Bütün bu dengesiz ve eğitimsiz Roma içi kargaşalığına, Roma'ya karşı
dışarından gelen Alman (Goth) ve Hun alayları var güçleri ile de
katılınca, Roma yönetim toplumu ortadan kalktı. Yeni Düzenlenmiş
Musevilik bu arada yön ve kapsam eklenmeleri ile Hristiyanlik oldu;
Roma'nın Tek Kişilik yönetimi yerine, öz Kurumlaşmış İnanç düzenini
geniş oranda Avrupa'ya yerleştirmeye başladı.
M.S. 800 yılında, Charlemagne'in Papa ile yaptığı söylenen anlaşma
sonucunda, "Kutsal Roma" kurulmus oldu. Bu anlaşma uyarınca,
Kutsal Roma Tek Kişilik yönetici düzenine girdi. Kutsal Roma Tek
Yöneticisi, Papayı kılıcı ve orduları ile koruyacaktı. Buna karşılık, Papa
da, Kutsal Roma Tek Yöneticisinin "Tanrının Buyruğu ile Tek Yönetici
olduğunu" yardımcıları yolu ile bütün toplumlara duyuracak, bu
görüşün yerleşmesine yordam verecek idi. Bu anlaşmadan sonra,
7
Kurumlaşmış İnanç düzeni Avrupanın en önde gelen yönetim düzeni
olmayı en az bin yıl sürdürdü.
Bu Tek Kişilik yönetim düzen'in yönetim'i elinde tutması, diğer ve ters
düşüncelerin üretilmediği anlamına gelmiyordu. Onbeşinci yüzyıldan
başlayarak, Avrupanın belirli düşünce ağırlıklı konumlarında, İnanç ile
Düşüce yöntemlerinin birbirleri ile bağımlı olmadığını belirten kişiler
görüşlerini ortaya koymaya başladılar. Bu gelişmelere göe, İnanç ve
Yönetim toplumların seçeneğine de kalabiliyordu. Bu düşünceler
toplumlar içinde kök salmaya başlar iken, öbür yandan da toplumlar
inançları dışında kişilikleri de olduğunu da yeniden anlamaya
başladılar.
Genellikle, kişisel çıkarların toplamı olarak görülen toplumsal çıkarların
öncelikle gözetlenmesinin önemli bir göstergesi olan Amerikan Devrimi
de bu düşüncelerin olgunlaşması sonucunda 1776 da yer aldı.
Özellikle toplumu içinde düşünceleri kavrayarak uygulamaya koyabilen
düşünce işverenlerinin varlığı bu devrim'in gerçekleşmesine önayak
oldu. Ardından, 1798 da gelen Fransız devrimi, Avrupalı düşünce
işverenlerinin de bu yönde düşünce birliğine vardıklarını gösterdi.
Kaldı ki, bugün bilindiği gibi, 1789 Fransız devrimi, 1776 Amerikan
devriminden büyük ölçüde etkilenmiş idi. Amerikan devriminin
gerçekleşmesine katılan en önemli kişiler sonra Fransa'da da görev
yapmişlardı.
Osmanlı devleti içinde Yeniden Düzenleme'nin (Tanzimat, 1839-1876)
yer alması bu çerçeve içinde en açık düzende görülebilir.
Osmanlı devleti Yeniden Düzenleme sürecine, Tek Kişilik Yönetim ve
Kurumlaşmış İnanç düzeni karması bir anlayış ile gelmiş idi. Ancak,
Avrupa'lı düşünce işverenlerince geliştirilen türde uygulamalar yüzyıllar
önce Asya'da tuğ bağlayan diğer Türk toplumları içinde yer almış
olmasına karşılık, Osmalılar arasında fazla bir sessizlik var idi. Koçi
Bey Risalesi bile göz ardı edilmiş idi. Enderun'da kullanıldığı var
sayılan Kutadgu Bilig ile olan bağlar da koparılmaktaydı. Kurumlaşmış
İnanç düzeni herşeyin üzerinde tutulur olmuştu. Bunun nedeni olarak
ta, eğitim düzeninin, ve buna bağlı olarak da, Enderun'un eğitiminin
günün koşullarına uyacak eğitimi öngörmemesi idi.
Avrupa içinde ise, kişilerin ve toplumların çıkarlarını da koruyacak
yönetim düzeni üretme çalışmaları, ortaya eskiden de bilinen ancak
yeniden ivedilik kazanan bir tutumu belirliyordu: "Nasıl Yönetilecek;
Giderlerini Kim Ödeyecek?
8
Soru'yu bu düzende sormanın öneminin açık olduğu da ilk bakışta
göz'e çarpar: yönetim'in adı ya da uygulaması ilk adımda çok önemli
değildir. Önemli olan, yönetimin giderlerini kimin ve ne yolda
ödeyeceğidir. Eğer bu ödeme çok aşırı düzey'e varacak olursa,
yönetim düzeyinde yeni görüşler getirmek olağandır. Günümüzde
Avrupa toplumlarının en az yarısının adlarında "Tek Kişilik yönetim"
deyimi olmasına karşılık, çoğunluğunun toplumları "ödeme" türlerini ve
düzeylerini yeniden elden geçirme yeteneğindedirler.
Fransız Devrimi sonrası, Avrupa içinde yeni bir yarış başladı.
Avrupa'nın ileri gelen Toplumları Avrupa'yı gene Roma süreci altında
olduğu gibi bir yönetim altında birleştirmeyi öngörüyorlardı. Bu
toplumların her biri, diğerlerini yönetimi altına almak, "Yeni Roma"
olmak isteğinde idi. Fransa çoğulculuk denemesi yaparken diğerleri
"Tek Kişilik" yönetim düzeni içinde idiler. Bu da, Fransız Devrimi
sonrası yer alan Çoğulculuk ve Tek Kişilik yönetim arasındaki yarışın
birinci bölümü idi.
Yarışmanın uzantısı ise, alıveriş konumunda yer aliyordu. Eğer bir
toplum diğerlerini yönetim'ine alacak ise, bu ancak ordu gücü ile
olacaktı. Ordu ise, çok gider gerektiriyordu. Bu giderler de toplum
olarak çok satıp, az almak ile gerçekleşebilirdi ki, alım varlığı ancak bu
yönde arttırılabilirdi.
Ne var ki, yarışma gereği Avrupa içinde bu tür birikim yapmak
güçleşmişti; bütün Avrupalı toplumlar bu sonuca varmak için ellerinden
geleni ardlarına koymuyorlardı. Üstelik, kendi aralarında ikili, üçlü
anlaşma ve ortaklıklara da girerek bir güç dengesi oluşturmayı
başarmışlardı. Bu güç dengesi o kertede ince idi ki, eğer bir anlaşma
birliği diğerine saldıracak olursa, diğer anlaşma birliği kendini yeterince
koruyabilecekti.
Bu yüzden, yarışma dünyanın diğer bölgelerine de kaymaya başladı.
İsa'nın doğumundan çok önce Roma toplumu ile Çin arasında büyük
oranda alış-veriş yapılıyordu. Ancak, ödemeler dengesi, kesinlikle
Çin'in yararına idi. Romalı soylu hanımlar Çin'den satın alınan ipeklileri
giyiyorlar, Roma da karşılığını som gümüş olarak Çin'e gönderiyordu.
Bu da, Roma'nın gelirlerinin tam anlamı ile Çin'e sorgusuz olarak
aktarılması idi. Bu ödemeler dengesi aktarması, Roma'nın çökmesini
büyük ölçüde etkilemişti.
Bu olayları unutmayan Avrupalı toplumlar onyedinci yüzyıldan
başlayarak "üretim devrimi" sürecine de girmiş olduklarından,
ürettiklerini Asya ve Afrika'da satıp birikim elde etmek çözümüne
giriştiler. Gene yarışmanın doğal kurallarınca, bir toplum bu çözüm'e
9
giriştiğinde, diğer toplumlar da kendi çıkarlarını kollamaya başladılar.
Kipling'in taktığı ad ile, Asya'daki Büyük Oyun böylece 1828
Türkmençay anlaşması sonucu bütün ağırlığı ile başladı. "Oyuncular"
İngiltere, Rusya ve Almanya idi. Daha önce, onaltıncı yüzyıldan
başlayarak, Portekiz, İspanya, Hollanda, Fransa bu oyunun ilk
basamaklarını deniz yolu ile açmışlardı. Ama, Türkmençay sonrası,
oyunun kuralları ve kapsamı da değişmişti. Amaç şimdi yalnız gelir
birikimi de değildi. Bu birikimi diğer toplumların elinden almak ve
diğer toplumları küçük tutmak da vardı. Böylelikle Avrupalı toplumlar
Asya ve Afrika'da sömürgeler kurmaya da giriştiler.
Osmanlı devleti ise, bu toplumların, özellikle Fransa, İngiltere,
Almanya ve Rusya arasındaki (tam anlamı ile) yarışmaları arasında
kalıyordu. Hem Avrupa, hem de Asya'daki toprakları dolayısı ile,
Avrupalı yarısmacıların her atılımı Osmanlıları da bu işlere
karıştırıyordu. Avrupalı her bir yarışmacı, Osmanlılardan gelecek her
türlü çıkar'ı yalnız kendi toplumları yararına yönlendirme çabasında
idiler. Bu yüzden, Osmanlıların dağılmasını istemiyorlardı. Eğer
Osmanlı toplumu dağılacak olursa, bir bölüm Avrupalı toplum
diğerleriden daha seçme bölgeleri eline geçirecek, diğerlerinden daha
çok gelir elde edebilecekti.
Osmanlı toplumu kendine özgü yönetim yöntemleri de uyguluyordu.
Bu yöntemler, yerine göre, Avrupalı yarışmacıların gelirlerini
kısıtlayabiliyordu. Bu yüzden, Avrupalı yarışmacılar Osmanlı
toplumunun Avrupa kurumlarını benimsemesini öngördüler. Böylelikle,
kurumlaşmalar arasında uyum sağlandığında, Osmanlı Toplumu Avrupa
üretim çevrelerinden daha çok alımlarda da bulunmak isteyecekti.
Avrupa kurumlarının Osmanlı toplumuna aktarılabilmesi de, Osmanlı
eğitim düzeninin belirli bir yere kadar Avrupa düzeyine getirilmesi
gerekli idi. İş'e Osmanlı ordusu ile başlandı. Türlü okullar kurulması
sağlanarak, Osmanlı subaylarının Avrupa yöntemlerini öğrenmeleri
öngörüldü. Ne var ki, bilim bir bütündür. Diğer örneklerinde de
görülebileceği gibi, bilim akmaya başlayınca, durdurulması güç olur.
Osmanlı ordusu bünyesinde kurulan sağlık, topçu, gemi ve savunma
görev ve kuruluş öğrenimi okullarındaki öğrenciler kendilerine
okutulanların dışında görüşler ve bilimlerle de tanıştılar, ilgilenmeye
başladılar. Avrupalıların kullandiğı türden Kutluk Veren Bilgi de
bunların başında geliyordu. Böylece, alışageldikleri yönetim ve inanç
türlerinden dışındaki uygulamaların nitelikleri üzerinde görüş alış-
verişine de başladılar. Bu subayların bir bölümü, "çağdaş" olarak
gördükleri bu uygulamaları Osmanlı toplumuna da en iyi düşüncelerle
10
aktarmak istiyorlardı. Osmanlı toplumu, atalarından gelen, atalarının
yarattiğı yazılı ve sözlü öz "Kutluk Veren Bilgi" türünü, değişik etkilerin
altında kalarak, unutmuşlardı.
Ordu bünyesindeki okullarda okuyanların bir bölümü, Osmanlı düzenini
değiştirerek, Avrupa tür'ü düzen'e geçmeyi öngörüyorlardı. Bunun için
gizli örgütler de kurmaya başlamışlardı. Bu subaylar arasında ordudan
ayrılarak (ya da, bu yöndeki girişimleri nedeni ile ayırtılarak) bir
yurttaş niteliğinde çalışmaya koyulanlar oldu. Anca, bu noktada büyük
birkaç sorun ortaya çıktı. Avrupa düzenleri genellikle tek bir soy'dan
gelen bir toplumun yararına görev yapmak için oluşturulmuştu.
Örneğin, Fransız devrimi (soy köken'i olarak Alman Frank'lardan
gelen), Fransızları daha çok Fransız yapmıştı. Almanlar, üçyüz'ü bulan
küçük Alman şehir toplumunu "tamga vergilerini birleştirmek," başka
bir deyimle "ortak pazar kurmak" yolu ile büyük Alman toplum'una
dönüştürmüşlerdi. İngilizler, genel toplumlarının bünyelerinde İskoç,
İrlanda ve Gal'liler (Welsh-Cymru) olmalarına karşılık, bütün bu
bağımlı ve güdümlü toplulukları "Büyük Britanya Krallığı" için
çalıştırabiliyorlardı. Buna karşılık, Osmanlı toplumu ise, çok uluslu idi.
Osmanlı bünyesi içine kılıç gücü ile (Roma toplumu örneği) yüzyıllar
önce alınmış çok sayıdaki küçük topluluk (gene Roma örneğinde
olduğu gibi) bağımsızlık aramakta idi. Dolayısı ile, ortaya bir kimlik
sorunu çıkmıştı. Ordu bünyesinden ayrılanların karşılaştıkları ilk büyük
sorun olan bu kimlik sorusuna, iki yönde ve kümede çözüm getirilmesi
önerildi: 1) Osmanlı kimliği; 2) Türk kimliği.
Osmanlı kimliği: inanç, soy, maya ve görüş ayırımı gözetmeden
Osmanlı toplumu içinde yaşamakta olan bütün bireylerin eşit yurttaş
olduğunu savunuyordu. Türk kimliği ise, Osmanlı toplumunun
kuruluşununa önayak olan Türklerin kimliği üzerine Avrupadan
getirilecek yeni kurumların kurulmasını öngörüyordu.
Ancak, ortada önemli bir sorun daha vardı: yüzyıllar boyunca çok
uluslu bir toplum durumuna gelen Osmanlı, kurucularının, Türklerin
kimliğini büyük ölçüde unutmuştu. Bu kimliği ve Türk mayasını
işlememiş arıtmamış, kayıtlarda ve yönetimin üst düzeylerinde günlük
yaşam içinde tutmamıştı. Böyle bir ortamda, Avrupa topluluklarınca
Osmanlı'ya "Yeniden Düzenleme" baskısı yapılması Avrupa için çok
daha kolaydı.
Özellikle ondokuzuncu yüzyıl içinde (bu akım, yirminci yüzyılda da
sürdürülmüştür), Rus ve Avrupa topluluklarının yüksek öğretim okul ve
özel kurulmuş araştırma birimlerinde görev yapan bilim adamları,
Türklerin kökenleri üzerine yaptıkları çalışmaların sonuçlarını
11
yayınlamaya başladılar. Ek olarak, Osmanlı içindeki kişisel girişimli
bireyler de (bu yayınlardan da etkilenerek) kökenlerine duydukları
saygı ve sevgi sonucu bu konulara eğildiler. Türklük araştırmaları
filizlenmeye başladı. Rus toplumundan kaçarak İstanbul'a yerleşen,
Orta Asya Türk kökenli aydınlar da bu akımlara büyük destek verdiler.
Bu ilişkiler en az onaltıncı yüzyıldan başlayarak Kazan-İstanbul-Baku-
Taşkent çerçevesindeki bilim adamlarınca da sürdürükmekte idi.
Bu uyanış sonucunda elde edilmeye başlanan bilgileri yaymak için
Osmanlı Türk toplumu bünyesinde değişik ocaklar ve dernekler
oluşturuldu, kitaplar yayınlanmaya başladı. Bu yayınlar, daha önce
Kazan ve Baku'dan İstanbul'a gelen kitaplar, dergiler, gazeteler ve
diğer yayınlar dizisine eklendiler. Bu yöndeki ilgi, doğal olarak yönetim
yöntemlerini de kapsamına almakta idi. Yurt dışına çıkarak yeni
yönetim çözümleri arayanlar da, Osmanlı içindeki topluluklarla
işbirliğine giriştiler.
İttihat ve Terakki Cemiyeti, bu tarla'ya atılan tohumlardan yeşermeye
başladı. Özellikle, 1905-1908 arasında dünya çevresinde oldukça
belirli bir bağımsızlık akımı gözlenir. Kuruluşunda gizli bir dernek olan
İttihat ve Terakki, 1909 sonrası açığa çıkarak Osmanlı topluluğunun
yönetimini kesin olarak eline aldı. İttihat ve Terakki'nin üyelerinin
büyük bir bölümü, Osmanlı ordusunda görevli subaylar idi. Subay
olmayanların çoğunluğu da Osmanlı toplum yönetiminde görev
yapmakta idiler. 1909 da İstanbul'da yer alan ikinci İrtica hortlaması
sonucu, İttihat ve Terakki'li subayların önayak olması ile kurulan
Hareket Ordusu yalnız İrtica'yı söndürmekle kalmadı, Padişah'ı da
değiştirdi. Bu olayı, "praetorian guard" adı ile bilinen eski Roma Tek
Yöneticisini koruma birliklerinin girişimlerine (ve Arap Halifeler
devrindeki, özelllikle Memlükler içindeki Hassa Alaylarının
uygulamalarına) eşit tutabiliriz.
1914 öncesi, Avrupa içinde yeni bir patlamanın yer alacağı, bütün
gözlemcilerce görülebiliyordu. Bu yüzden, İngiltere ve Rusya
toplumları, 1905 ile 1908 arasında çok gizli bir anlaşma ile Asya'da
1828 den beri sürdürdükleri Büyük Oyun'u durdurmakta anlaştılar.
Her iki toplum da Almanlardan çekinmekte idi. Onsekizinci yüzyılın
sonlarından beri gittikçe güçlenmekte olan Alman topluluğu, her
bakımdan kabına sığamayacak duruma gelmişti. Ek olarak, Avrupa'nın
diğer toplumları içinde de yönetimlere karşı bir direnme görülüyordu.
Kark Marx'ın, Engels katkısı ile yazdığı "komunist gündemi" de Avrupa
içinde ve dışında etki göstermeye başlamıştı. İngiltere ve Rus
12
toplulukları, bu yeni komunist akımının nereye gideceğini pek iyi
kestiremiyorlar, bu akım'a yalnızca "oyun bozan" gözü ile bakıyorlardı.
Ayrıca, "öc almak" isteği, daha önceki savaşlarda kaybedilen toprakları
geri alma düşüncesi de, yeni savaşlara girme olasılığını arttırıyordu.
Japonların 1905 de Rusları Asyanın doğusunda yenmiş olmaları,
Asyada sömürge olarak yaşamakta olan toplumları da canlandırmıştı.
Avrupanın doğusunda Osmanlı toplumu, özellikle 18ci yüzyıldan beri
durmadan toprak kaybetmekte idi. Doğu Avrupa'da, Osmanlı'dan
koparılarak kurulan yeni toplumların her birinin arkasında diğer bir
Avrupa toplumu vardı. Bulgarlar Rusya'ya dayanıyorlardı. İngilizler
olmadan Yunanlıları düşünmek çok güç idi. Avusturya-Macaristan ise,
Osmanlı gibi çok uluslu bir toplum olduğundan, ve bünyesindeki
toplumlar (Çek, Slovak, Slovene, Bohem, Rumen, vb) da bağımsızlık
istediklerinden, Alman toplumu olmadan Avusturya-Macaristan'ın dik
durması kolay değildi.
Osmanlı ordusu, Yeniçeriden ondokuzuncu yüzyılda Nizam-ı Cedid ve
Asakir'i Mansure-i Muhammediyye'ye; Kırım savaşı sonrası Fransız
eğitimine; İttihat ve Terakki ile de Alman-Prusya eğitim düşünce ve
düzenine geçti. Alman Genelkurmayı Osmanlı ordusuna gelecekteki
savaş için çok önem veriyordu. Çünkü, Alman düşüncesine göre,
Rusya'daki Almanlar Anadolu'ya göç ettirilerek orada bir Alman uydu
toplumu kurulacak idi. Ama bu, beklenen savas bittikten sonra
gerçekleştirilecek idi. Önce, Almanların gelecek savaş'ı kazanması
gerekli idi.
Birinci dünya savaş'ı daha başlamadan önce, Alman genelkurmay'ı
ayrıntılı girişimler başlatmış idi. En çok korktukları, Almanya'nın hen
dogu ve hem de batıda bir anda çarpışmalara girmesi idi. Ordularını
iki'ye böleceği gibi, iki'ye bir, iki ayrı topluluk ile birden döğüşmesi
gerekecekti. Savaş başladıktan sonra, Alman genelkurmayının
korktuğu başına geldi. İngiltere ve Rusya, batı ve doğudan
Almanya'ya karşı döğüş'e başladılar.
Alman genelkurmayı, karşılık olarak iki girişim hazırlamıştı: 1) Ruslara
karşı Osmanlı ordusunu döğüştürmek; 2) İngilizlerin en değerli
gördükleri yerlerde (Hindistan-İran doğrusunda) İslam ayaklanması
çıkartmak. Osmanlılar Ruslara karşı Kafkaslarda çarpışmalara girecek
olursa, Ruslar Alman'lara karşı çarpışan ordularına yedek, patlayıcı, vb
göndermekte güçlük çekecekler, ya da Almanlarla döğüşen ordularının
bir bölümünü geri almak durumunda kalacaklar, dolayısı ile, Almanlar
soluk alabilecekti. İngilizler de, Hindistan-İran doğrusunda Almanların
13
çıkaracağı İslam ayaklanması sonucu, ordularının bir bölümünü
Avrupadan çekip, Asya'ya göndermek durumunda kalacaklardı.
Alman genelkurmayının birinci isteğini yerine getirmesi güç olmadı.
Enver, Osmanlı'nın Kafkaslarda Ruslara yüklenmesini bizzat emretti.
Bu sırada, İngiliz akdeniz donanmasınca kovalanmakta olan iki Alman
zırhlısı boğazlardan geçerek İstanbul'a demir attı. Uluslararası
anlaşmalara göre, bu iki Alman gemisinin 24 saat içinde limandan
ayrılması gerekiyordu. Alman büyükelçisi bu iki geminin Osmanlılara
satıldığını duyurarak, uluslararası gerekleri yerine getirdi. Ancak, bu
iki geminin komutası Alman amiralinin elinde kalmıştı. Amiral, birkaç
Osmanlı gemisini de yanın katarak, Kırım sahillerini Osmanlı bayrağı
altında top'a tuttu. Artik, Osmanlı Birinci dünya savaş'ına girmekten
kaçınamayacaktı. Birinci dünya savaşı bitmeden önce, 1917de Rus
orduları Erzincan'a kadar girmiş, daha ileri gitmek için yığınak
yapmakta idiler. Rusları ancak 1917 Rus İhtilali durduracak idi.
Osmanlı ordusunu Ruslara karşı başarı ile savaş'a sokan Alman
genelkurmayının Hindistan-İran'da İslam ayaklanması çıkarmak atılımı
İngiliz gizli servislerine yenildi. İngilizler, böyle bir ayaklanmanın
çıkarılmasını değişik düzenlerle önlediler.
İngiliz, Fransız ve İtalyan'lar, Almanlara karşı döğüşmekte olan Ruslara
Karadenizden yardım yollamak istiyorlardı. Bunun için, donanmalarının
Çanakkale ve İstanbul boğazlarından geçmesi gerekli idi. Osmanlı
birlikleri (Alman genelkurmayının da istediği gibi) saldırgan
donanmaları 1915 de Çanakkalede durdurdu.
Almanlar bütün çabalarına karşılık, savaşı kazanamıyorlardı. Alman
genelkurmayı, Lenin'i gizlice Rusya'ya sokmayı başardı. Biliniyordu ki,
Lenin Rus Çarlığını devirecek ayaklanmaları başlatacaktı. 1917 de Rus
orduları içindeki bireyler, ve pek çok ordu birliği, Bolşeviklerin
yaydıkları düşünceler sonucu savaştan çekildiler. Çarlık ordusu çöktü.
Alman genelkurmayı, bir aşamayı daha kazanmıştı. Ancak, Amerikan
birliklerinin İngiltere ve yandaşlarına katılıp savaş'a girmesi denge'yi
değiştirdi. Alman birlikleri püskürtüldü; Almanya yanında, yandaşı
olan Avusturya-Macaristan ve Osmanlılar da yenik düşmüş sayıldılar.
Birinci dünya savaşının sonucunda her biri öncelikle Tek Kişilik Yönetim
düzeninde olan dört topluluk dağıldı. Almanya, Avusturya-Macaristan,
Rus çarlığı ve Osmanlılar. Ancak, bu çöküşler, yönetim düzeyindeki
dalgalanmaların daha başlangıcı idi. Tek Kisilik Yönetim'in yerini ne tür
bir düzen alacak idi? Bu daha açikça belirlenmemişti. Örneğin, Birinci
dünya savaşından yenik dönen Alman ordusu, kendilerine Spartakist
14
adını veren, Alman Marxist'lerince geliştirilen, Moskova'daki
Bolşeviklerce desteklenen bir düşünce akımı ile karşılaştı. Moskova,
Marx'ın daha önce özlediği gibi Almanya'da bir ayaklanma ve devrim
olmasını istiyordu. Ama, Birinci dünya savaşından 1918 de yenik
olarak dönen Alman subay, asker ve birlikleri, on yıl önce, 1909 da,
Trakya'dan İstanbul'a yürüyen Hareket Ordusu gibi, kendilerini yeniden
düzenleyerek bu Spartakist akımını (ve kanlı olarak) boğdular.
Spartakistler, Almanyadaki Birinci dünya savaşı öncesi yaşanan
toplumsal sıkıntılara ve güçlüklere karşı bir çözüm arayanlarca
başlatılmış idi. Bu güçlük ve sıkıntılar, toplum'un yaşam düzey'i ile
doğrudan ilişkili idi. Avrupadaki "Üretim Devrimi" sonucu, toplumların
büyük kesimlerinin yaşamları alt-üst olmuştu. İngiltere başta olmak
üzere, yönetimi ele almaya başlayan "Alış-Veriş Yönetim Düzeni"
bireylerin toplum içinde durumlarını çok güçleştirmişti. Bireylerin
toplumsal ilerlemeleri dondurulmuştu. Yeterince yiyecek, konut, söz
özgürlüğü özlüyorlardı. Ondokuzuncu yüzyıl içinde gelişen bu
sıkıntıların bir patlamaya yol açmaması için başbakan Bismark bir dizi
toplumsal uygulamaya girişmiş, toplumsal güvenlik için yeni çalışma
yasaları ile, çoğulcu yönetim'e katılım birimlerinin kurulmasına önayak
olmuştu. Ama, Bismark'ın görevden alınması sonucu, yasalar ilk
düzenlendiği gibi uygulanmıyordu.
İrlanda'lılar, Büyük Britanya çerçevesinde yaşamakta idiler ise de,
bağımsızlığı ve güdümsüz öz yönetim'i özlüyorlardı. Bunun için de
Birinci dünya savaşına istek ile katılmışlardı. Amaçları, kendi ordularını
kurabilmek için subay ve bireylerini yetiştirmek, deneylenmelerini
sağlamaktı.
Osmanlı içindeki durum da, düşünce ve bekleyiş olarak, Almanya ve
İrlanda'dan çok ayrıcalıklı değildi. Çoğulcu yönetim'e geçis isteği
Yeniden Düzenlemeden beri Osmanlı toplumları içinde filizlenmişti.
Birinci dünya savaşı sonrası, Almanya ve İrlanda gibi, Osmanlı toplumu
da savaş'ı kazanmış ordularca yönetim altına alındı. Bu da, o gün'e
dek değişik küme ve kanatlara ayrılmış olan Osmanlı düşünce
işverenlerinin kesin seçim yapmalarına yardımcı oldu. Düşünce
işverenleri, birşeyler yapılmasında düşünce birliğinde idiler. Ancak, ne
tür düşünce kökeni temel olarak kullanılacak, hangi çözüm yoluna
girilecek idi? İleri sürülen çözümler, üç ana başlık altında
toplanıyordu: 1) Bolşeviklik yolu ile bağımsızlığa kavuşmak; 2)
Amerikan Mandası altına girmek; 3) Bağımsız yeni bir Türk tuğ'u
bağlamak.
15
Her üç önerinin yandaşları, var güçleri ile amaçlarına ulaşmak için
çalışmaya başladılar. Moskova'daki Bolşevikler, Rusya içinde
Bolşevikliği yerleştirmek için iç savaş'a girmiş olmalarına karşılık, yeni
kurulacak olan Türk toplumunun da Bolşevik olmasını istediklerinden,
gerekli gördükleri her türlü yordam'a başvuruyorlardı.
Bağımsız yeni Türk tuğ'u bağlamak isteyenler, ilk adımda, Osmanlı
ordusunun başarılı subayları idi. Kazım Karabekir, Mustafa Kemal, Ali
Fuat ve sonradan onlara katılanlar, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, ve
diğerleri, birbirlerinin ne yaptıklarını yakından biliyorlardı. Kısa sürede
bu bilgileşme, işbirliğine döndü. Kimse onlara yazılı yönledirme
vermemişti.
En güçsüz durumda olanlar, Amerikan Mandası yandaşları idi. Çünkü,
Amerika kendisine 1919-1920 Paris barış toplantısında önerilen bu
manda'yı alıp-almamak konusunda bir adım atıp-atmamayı kendi
içinde tartışmakta idi. Bu tartışma'nın altında iki iç düşünce önde
geliyordu: 1) ABD nin ilk başkanı George Washington, Avrupadaki
"yandaşlıklar" düzenlerini gözönünde tutarak Amerika'nın herhangi bir
yandaşlık anlaşmasına girmesine karşı olduğunu söylemiş idi. ABD
senatosu da bu sav'ın etkisi ile "yandaşsızlık" akımı içinde olan
Amerikan toplumunun isteklerini kolaylıkla göz ardı etmek istemiyordu.
2) Osmanlı toplumu içinden ABD'ye göç etmiş Türk olmayan kişilerin
kurdukları etki dernekleri, ABD dış ilişkileri yetkilileri üzerine baskı
yapmakta idiler. Bu etki dernekleri, Osmanlı toprakları üzerinde---
özellikle ön Asya üzerinde Türklerin dışındaki toplumların tuğ
bağlamasını istiyorlardı.
Birinci dünya savaşı sonrası girişilen Sevr anlaşması da daha
yürürlükte idi. Bu anlaşmaya göre, ön asya bile parçalanacak, içinde
Türkler dışında değişik toplumlara evlekler verilecek idi. ABD de
kurulmuş olan etki dernekleri, Sevr anlaşmasının yürürlüğe girebilmesi
için yordam veriyorladı. Ama, bu uğraşların tüm'ü, ABD toplumunun
yandaşlıklara girmeden kendi içine çekilme isteği karşısında atılım'a
geçmeme düşüncesine toslamakta idi.
Bağımsız yeni Türk tuğ'u bağlamak isteyenler, kendi aralarındaki
düzenlemeye gene düşüncesel yönlerden giriştiler. Yeni toplum, Türk
olacak idi. Ama, önce Türklüğün kapsam ve kavramının niteliklerinin
tartışılması gerekiyordu. Çünkü, yeni Türk tuğ'unun halifeli mi,
halifesiz mi olması gerektiği, padişahlı mı, padışahsız mı yönetileceği
üzerinde bile düşünce birliğine varılamamıştı. Bu ayrıntıların
tartışmasını bile önlerindeki güçlüklere bakarak ister-istemez erteleyen
16
önderler, önce Avrupalı toplumların eline geçmiş Türk toprakları
kurtarmayı uygun buldular.
Bağımsız yeni Türk tuğ'u bağlamak isteyenler arasında, yukarıdaki
türlerde değişik yönlerde düşünenler bulunduğunu çok iyi kavrayan
Avrupa toplumlarının subayları, bu ayrıcalıkları kızıştırmak için
önlemlere giriştiler. Anzavur ve Çerkes Ethem birlikleri önceleri
Ankara'nın öngördüğü yönlendirmelerle küçük çarpışmalara girdiler.
İlk başarıları sonucu, Anzavur ve Çerkes Ethem birlikleri İstanbul'u ele
geçirmiş olan Avrupa toplumları subaylarının gündemine geldiler. Ön
Asya Türk toplumları içindeki ayrıcalıkları körüklemek için İstanbul'u
ele geçirmiş olan Avrupalı toplum subayları Çerkes Ethem ve Anzavur
birliklerini değişik yöntemlerle donatarak TBMM'ye karşı kullanmaya
giriştiler. TBMM'ye bağlı düzenli birlikler oldukça uğraşlı girişimler
sonucu bu iki çete'yi ortadan kaldırmayı başardı.
Bağımsız yeni Türk tuğ'u bağlamak isteyenler'in başağrıları burada da
bitmiyordu. İttihat ve Terakki örgüt'ü gene yönetimi ele almayı
istiyordu. Birinci dünya savaşı öncesi yönetimi elde tutan ve
Osmanlı'yı savaş'a sokan üçlü (Talat, Enver, Cemal), uzaktaki ülkelerin
başkentlerinden İttihat ve Terakki'yi yönlendirme çabalarına
girişmişlerdi. Bunun için, bir de Karakol Cemiyeti adlı gizli örgüt
kurulmuş ve çalışmalarına başlamıştı. İttihat ve Terakki, daha önce
Teşkilat-ı Mahsusa adı ile gizli bir örgüt kurmuş, bu örgüt eli ile
Enver'in Orta Asya'da gerçekleştirmek istediği Pan-Türkist atılımları da
yüklenmiş idi. Bu örgütün üyeleri korkusuz ülkücü subaylar idi. Ama
Yönlendiricileri ve yöneticileri, dışarıdan gelmekte olan düşünce
akımlarının etkisi altında idiler. Bu Orta Asya atılımları da Alman
Doğubilimleri uzmanlarınca Enver'e (Enver'in bile tam bilgisi olmadan,
Enver'e evlerini açan profesörlerce) sununulmuş idi.
Deneyli bireylerden oluşan Teşkilat-ı Mahsusa, Birinci dünya savaşı
sonrası, önderlerinin kişisel düşünceleri gereğince Karakol Cemiyetine
dönüştürülmüştü. Bağımsız yeni Türk tuğ'u bağlamak isteyen
Ankaradaki TBMM ise, gizli örgütlemeye dayanmak yerine, tam olarak
temelden Türk toplumuna dayalı, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri
çerçevesinde dünyaya açik bir kurtuluş savaşı vermek dileğinde idi.
Bunun için, özellikle Enver ve diğer İttihatçıların bu Kurtuluş Savaşı'na
gizli olarak katılmasını istemiyorlardı. Ancak, İstanbuldaki
gelişmelerden de doğrudan bilgi almak ve olayları TBMM yönünde
etkilemek için de bir gizli örgüt'e gerek olduğunu biliyorlardı. Bu
doğruda, Karakol Cemiyetinin Ankaradaki Genelkurmaya doğrdudan
bağlı M.M. gurubuna bağlanması öngörüldü. Bu M.M. (ve A.P.), çok
değerli ve güç görevlerin altından başarı ile kalktılar.
17
Ön Asya'ya giren Avrupa toplumu birlikleri ile açik savaşlara girmeden
önce, TBMM önderleri öncelikle iki girişimde bulundular: 1) Bu
kurtuluş savaşının yasal düzenlenmesi için Anadolu ve Rumeli
Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri kurdular. Bu derneklerin bir bölümü daha
önce ev ve çevrelerini baskıdan korumak için yerel kişilerce
oluşturulmuş idi. TBMM, bunları büyük ve yurt çapında bir toplum
akımı düzenine getirdi. 2) Yunan ordu birlikleri, İngilterenin desteği ile
1919 15 Mayıs günü İzmir'e çıktılar. Büyük Düşünce (megali idea)
gereği, İsa'dan önceki eski Yunan toplumunu kurmak amacında idiler.
Bu düşünce de Yunanlıların gündemine İngiliz bilim adamlarının yaptığı
araştırmalar sonucu getirilmişti. İzmir ve Aydın çevresindeki Türk
toplumları kendilerini korumak için çatışmalar başlattılar. Bunların
arasında Ödemiş ve Aydın efeleri vardı. TBMM, bu koruyuculara
danışman subaylar da yolladı, aralarında bilgileşmelerini ve birlik
olmalarını sağladı.
Doğu'da Kazım Karabekir Misak-ı Milli sınırlarını sağlam olarak,
Moskova ile de, örneğin Gümrü ve Kars anlaşmaları gibi antlaşmalarla
da, çizdikten sonra bütün Türk güçleri batı'ya, ön Asya'ya girmiş olan
Yunan ordusuna karşı yönetildi. Sakarya savaşından sonra 26
Ağustos'a gelindi.
Prusya Alman Savaş okulu komutanlığı yapmış olan Clausewitz'in
gözlemini de burada anmakta yarar olacaktır: "savaş, konuşma ile elde
edilemeyen sonuçlara ulaşmak için yapılır; Konuşmaların bir
uzantısıdır."
Kişiler ölür, düşünceler ve saplantılar ise ölümsüzdür. Kişileri olaylara
ve girişimlere başlatmaya iten de düşüncelerdir. Bir düşüncenin her
gün dillerde dolaşmaması, o düşüncenin unutulduğu anlamına gelmez.
Çok uzun süre sessiz kalmış düşüncelerin birden filizlenip çiçek açtığı,
kişileri atılıma geçirdiği çok görülmüştür. Örneğin: çoğulcu yönetim
düşüncesi; ırkçılık; alış-veriş yönetimi bunların en önemlileri
arasındadır. Bu düşünceler'ın doğurduğu atılımlar, ilk başta başarısız
olmuş olabilir. Buna karşılık, dünya olaylarının gidiş'ini iyi ya da kötü
olarak temelden etkileyebilirler. Amaç bu iyi-kötü ayırımını baştan
yapabilmektir; aralıksız sürdürebilmektir. Kutluk Veren Bilgi de, kötü
sonuçlara varacak düşünceleri önceden kestirebilmek, önlerini
alabilmek uğraşıdır. Kutluk Veren Bilgi edinilmez, kullanılmaz ise,
toplum ve toplumlar düşüncesizliğin ve yandaşı olan öngörüşsüzlüğün
acısını çekeceklerdir.
18
Günümüzdeki Türk-Avrupa ve Türk-dünya ilişkileri belirli yerlerde
Roma toplumunu (Tek Kişilik Yönetim ya da Kurumlaştırılmış İnanç
Düzeni ayırımları yapmadan, bu tartışmaları bir yerde erteleyerek)
yeniden diriltmek isteyenlerin düşüncelerinden de etkilenmektedir. Bu
düşünceler hiç bir süreç içinde etkilerini yitirmemişlerdir. Ara-sıra
uzun süreli uykuya yatmış olmalarına karşılık, ortam uygun oldukça
ayaklanmışlardır. Bunun gibi, Tek Kişilik Yönetim ve Yasaları
Kurumlaştırılmış İnançlar da olasılık bulduça geri gelme çabalarını
sürdürüyorlar. Bütün bunlar, Kutluk Veren Bilgi'ye verilmesi gerekli
önemi bir kez daha vurgular.
Burada sunulduğu gibi, TBMM'yi kuran ve Kurtuluş Savaşını başarı ile
yürütüp Yeni Türk Tuğ'unun bağlanmasına önderlik edenler de, sıcak
savaştan önce "ince eleyip-sık dokuyarak" düşünceler savaşına
girmişlerdi. Kendilerine dışarıdan önerilen sömürge, manda,
Bolşevizm, vb gibi düşünceler yerine, Türk toplumuna dayalı, Türk
düşünce ve gelenekleri uyarınca yeni bir akım geliştirdiler. 26 Ağustos
1922'ye giden en önemli adım, belki de bu Türk düşünceleridir; bu
düşüncelerin başarısıdır. Kutluk Veren Bilgi, düşünce işverenleri
tekelinde değildir. Toplumunun uluslararası yaşam yarışında ayakta
kalmasını isteyen her kişinin görevidir.
_________________________________
KAYNAKLAR:
Bu yazı için kullanılan birkaçyüz'ü bulan kaynak kitap ve bildirileri, çok
yer tutacakları için buraya almıyorum. Bu kaynaklar, aşağıdaki iki
kitapta bulunabilir:
Türk Tarihi, Toplumların Mayası, Uygarlık (İzmir: Mazhar Zorlu
Holding, 1997)
Essays on Central Asia (Lawrence, KS: Carrie, 1999)
Adı geçen kitaplar, dünya bilgisayar ağlarından tarayıcılar yolu ile de
bulunup karşılıksız okunabilmektedir.
19
"Alın Yazısı" mı, "Kişi seçimi" mi?
İnançlar ve Düşünce Özgürlüğü
H. B. PAKSOY, D.Phil.
[Ilk olarak CENTRUM VOOR ISLAM IN EUROPA (U Gent, Belcika) da
yayinlanmistir]
Önce, bir denklemi ele alarak tanımlara yaklaşalım: E=MC2. Bu
denklemin varlığını nereden biliyoruz? Gökten zembil ile mi inmiştir?
Yoksa, kişinin (ya da kişilerin) egemen düşüncesi sonucu olarak mı
ortaya konulmuşur? Denklemin var olduğu nasıl saptanır? Doğruluğu
"Tanrı vergisi" midir, yoksa belirli yöntemlerle yinelenerek gösterilebilir
mi?
Bu soruyu bir basamak daha ileri götürebiliriz: Bu denklemin varlığı
alın yazısı mıdır? Yoksa, kişi usu ile mi bu yasanın varlığını ortaya
koymuştur?
Alın yazısını kim yazar? Tanrı bu denklemin var olduğunu daha
önceden biliyor muydu? Yoksa, bir kişinin bu gizi kendi başına
bulmasını mı bekliyordu?
Egemen atılımın bir tanımı: Bir kişi, kendi seçimindeki bir anda,
herhangi bir atılıma girişmek yeteneğindedir. Eş anlamda, bu tanımın
tersi olarak, herhangi bir atılımdan da kaçınabilir.[1] 15ci yüzyılda,
dünyaya insancıl açıdan bakmakla ün yapmış olan Erasmus (1466?-
1536), Hıristiyan Askerlerinin Kılavuzu başlıklı kitabında yazar: "'Bir
Hıristiyan askeri, her an için tetik durmalıdır. Bu nedenle, görevini
yerine getirebilmek için, silahlara gerek duyacaktır. Ne gibi silahlar
gereklidir? Iki silah kaçınılmaz: dua etmek ve bilim.' Erasmus bu
görüşlerini sürdürür iken, dua üzerine bir, bilim üzerine ise on sayfa
yazar."[2]
Bu konu, eş yaşlarda olan Erasmus ve Martin Luther arasında da büyük
yazılı tartışmaya yol açmıştı.[3] Tartışma, 17ci yüzyılda, Thomas
Hobbes (1588-1679) ve Derry Piskoposu John Bramhall arasında
süregelmiş.[4] Daha önce, Martin Luther'in (1483-1546) devrimciliğine
önayak olan ilk düşünceleri ileri süren John Wycliff (c.1330-1384)
tarafından da kaleme alınmış.[5] John Locke (1632-1704)[6], John
Stuart Mill (1806-1873)[7] gibi düşünürlerce de olduğu gibi,
günümüzde de, Mortimer Adler ve Isaiah Berlin gibi kişilerce tartışma
yaşatılmaktadır.[8]
20
Leibnitz'in (1646-1716) 'nedenler' ve 'seçimleri' arasındaki ilişkiler
üzerine görüşü, tanımların açıklık kazanmasına yardımcı olabilir:
"Herhangi bir seçim yapmadan önce, bu seçimi yapmayı sağlayacak
olan veriler, seçim yapacak kişiyi başlangıçta kendi yönünde
etkilemeye yeterli olmalı. Ya da, tam ters seçimi yapacak olursa, sonuç
ne olursa olsun, bu sonuç alın yazısı olmamalı."[9]
Bu arayış, arayanları düşüncelerin varlığı kökenleri üzerine yazılmış
verilerle karşı karşıya getirir. Gerekircilik:[10] Herhangi bir değişikliğin
yer alabilmesi için, yalnızca geçmişteki olay karmaşımlarının zaman
içinde ve doğa yasalarına uygun olarak düzenli düşüncesel gerekler
gereği yer almasına bağlıdır.
Ek olarak Düşünce ve Atılım Özgürlüğü üzerine bir tanımı da ele
alabiliriz:
(i) özgürlük ve alın yazısının eşit olmadığını savunur
(ii) alın yazısının doğru olmadığını savunur.[11]
İslamiyet içinde de bu tür tartışmalar da eksik değildir. 10cu yüzyılda
yaşamış olan Farabi (ca. 870-950) düzenli düşünceyi savunur, bu
yoldan en düzenli seçimlerle en uygun sonuçlara varılacağını
önerir.[12] Özellikle, "Bey" lerin "doğruyu arama bilimine" ("felsefe"nin
ilk bilinen tanımı) önem vermelerini, bu bilim içinde derin eğitim
görmüş olmalarını öngörür. Farabi'ye göre, Türkçe'de "inanç" olarak
bilinen "din" kavramı, bu "doğruyu arayış bilimi" olan felsefe'nin,
toplumlar için "kolaylaştırılmış" bir yüz'ünden başka bir şey değildir.
Buna karşılık, 11-12ci yüzyıl arasında yaşayıp, özellikle Farabi'ye
çatmayı kendine görev sayan Al-Gazali (1058-1111), yalnızca
"duyguların" geçerli olduğunu, "inanmanın" da tek yol olduğunu
vurgular.[13] Farabi ve Gazali, konu üzerine daha önce (örneğin, M.Ö.
5ci yy da) yazılmış (ve Arapça'ya çevrilmiş) düşüncelerle de tanışık
idiler. M.S. 4 ve 5ci yüzyılda yaşayan St. Jerome, St. Augustine (354-
430) ve diğerleri, M.Ö. beşinci yüzyılda yaşamış olan Eflatun'un (M.Ö
427-347) yaklaşımı ile, Hıristiyanlığın öğretileri arasındaki ayrıcalıkları
uzlaştırmak için M.S. 4-5ci yüzyıl sürecinde çabalanıyorlardı. Farabi, bu
uzlaştırmayı söyle ele almıştı: bir bey, doğruyu arama bilimini
kökünden, başlangıcından öğrenmeli ve bütün yaptığı işlerde, özellikle
yönettiği toplum yararına kullanmalı. Toplumun her bir bireyi bu yönde
eğitilemeyeceği için, bu düşünce düzenini kolaylaştırmak gerekir.
Farabi'ye göre, Din, bu kolaylaştırmanın bir yönteminden başka birşey
degildir.
Roma'lı Cicero'nun (M.Ö 106-43) günümüzden yirmibir yüzyıl önce
dediği gibi "Tarih, doğruluğun ışığıdır."[14] Bu gözlem üzerine, İtalyan
21
Veronalı Guarino bir yorumda bulunur: "Doğru'yu söylemek, tarihçinin
başının kesilmesine neden olur."[15] Diğerleri gibi, bu yorum ve
görüşleri sınamak ve denemek gerekebilir.
Farabi yerine Gazali'nin soruna yaklaşımının önde tutulması sonucu,
İslamiyet içinde "içtihat kapılarının kapanması"öngörülmüştür.
Böylelikle "inanç," geçmişin belirli kalıpları içinde dondurulup kalmıştır.
Günün gereklerini bünyesine alamadığı gibi, eğitimini bile kişilerin
izleyebilmelerini olanak dışı bırakacak bir düzeye getirmiştir. Bu katılık
da medreselerin bile içlerine dönmelerine neden olmuş, Uluğ
Bey[16]döneminde en yüksek ve başarılı düzeyine varmış olan eğitim
düzenlerinin en sonunda üç tek kitabın ezberlenmesine kadar inmiştir.
Ayrıntılı örneklerini 19cu yüzyıl sonlarında ve 20ci yüzyıl başlarında
Gaspıralı İsmail Bey[17] ve Şevket Süreyya Aydemir'in[18] yazılarında
görebiliyoruz.
Orantılı ve karşılaştırmalı olarak düşünüldüğünde görüleceği gibi,
Katolik kilisesi bile Vatikan Kurultaylarını (özellikle 1961 yılında)
toplayarak, inançlarını ---o güne dek süregelen toplumsal ve kurumsal
bütün tutuculukları aşmayı başararak--- gelişen dünyanın gereklerine
uydurabilmeyi başarmıştır.
Diğer düşünürler, dikey olarak birbirlerinin düşünceleri üzerine konuyu
derinleştirirlerken, 11ci yüzyılda yaşamış Balasagunlu Yusuf'un soruna
yaklaşımı ise genellikle çok daha özgündür.[19] Önce, kişinin düşünce
yetenekli bir varlık olduğundan söz ile yola çıkar. Bu özelliğin, diğer
yaratıklardan ayıran en büyük ayrıcalık olduğunu savunur. Sonra da,
kişinin bu yeteneğini ne gibi yöntemlerle kullanabileceğini ve
kulanmakta olduğunu örnekleri ile ele alır. Nedenlerini vurgular.
Balasagunlunun örnekleri, dünyada kişilerin karşılaştıkları sorunlara
getirilebilecek çözümler üzerine kurulmuştur. Bununla birlikte, belirli
bir kişisel ve toplumsal davranış yönteminin varlığını da ortaya koyar.
Bu davranış yönteminin ilkeleri nedir? Bir Türk atasözü, bu yaklaşımı
anlamamıza yardımcı olabileceği gibi, özetlememizi de sağlayabilir:
"iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır." Kişi, başkalarını
ilgilendirecek bir girişime kalkarken, sözü edilen girişim kendi başına
gelse idi, ne denli sevinir idi?
Ancak, bu düşünce yaklaşımı da bir yerde yetersiz kalır. Çünkü, her
kişi bu düşünce yaklaşımı ile girişimlere başlamaz. Örneğin, yalnızca
kişisel çikarlarını düşünerek atılıma başlayan bir toplumu ele alalım.
Geçmişte örneği çok olan bu toplum, elinde olmayan varlıkları vuruş ve
çarpma yolu ile elde etmek isteyebilir. Yağmalanmaktan kurtulmak
22
için, baskına uğramak üzere olan diğer toplum da kendini savunmak
isteyebilir. Balasagunlu, bu durumda "beylerin ellerini kılıçlarına
dayamaları gerektiği" ni savunur. Bu görüş, Balasagunlu'dan beş yüz
yıl sonra yaşayan Erasmus'un yazılarında da yer alır; 20ci yüzyılda
da"savaş gereği" (haklı savaş) olarak Birinci ve İkinci Dünya
Savaşlarında Batı uygarlıklarının baş dayanağı olur.
Mustafa Kemal Atatürk'ün "Egemenlik Ulusundur" (ya da, ilk söylediği
gibi "hakimiyet, kayıtsız şartsız Milletindir") seslenişi ile yalnızca yurdu
dört koldan saran dış yağılara karşı ileri sürülmüş bir yön gösteriş
değildir. Öncelikle, toplumun düşüncelerinde düzenli ve yöntemli
olmaları gereğini vurgulamaktadır. Diyebiliriz ki, Atatürk, toplumun
egemen olarak yaşayabilmesi için "alın yazısı-kişi egemenliği"
yaklaşımları arasında seçim yapması gerektiğini ileri sürüyordu.
-------------------------------------------------------------------------------
-
KAYNAKLAR:
1. R. Kane, Free Will and Values (SUNY, 1985). Pp. 20-21. D1
(Freedom of the Will): A rational agent (person or self) S is (was) free
at a time t with respect to a choice or decision J, if and only if, S has
(had) the power at t to make J at t and S has (had) the power at t to
do otherwise at t (i.e to refrain from making J and or to make some
choice or decision other than J at t).
Free will, so defined, is a dual power; the power to choose (or,
"efficacy" as we shall call it) and to do otherwise (or, "avoidability").
The latter, as indicated, may involve either refraining or making a a
contrary or contradictory choice or decision.
2. Erasmus Rotterdamus, Enchiridion militis christiani (Handbook of a
Christian Soldier) (St. Omer/Louvain, 1503).
3. Discourse on Free Will: Erasmus vs Luther (New York, 1961).
23
4. John Bramhall, The Works of John Bramhall (Oxford: John Henry
Parker, 1844); Thomas Hobbes,The English Works of Thomas Hobbes,
W. Molesworth, Ed. (Scientia Aalen, 1962). P. 39: "I acknowledge this
liberty, that I can do if I will: but to say I can will if I will. I take to be
an absurd speech."
5. John Wyclif, On Universals (Tractatus de Universalibus) Anthony
Kenny, Tr. (Oxford, 1985); John de Wycliffe, D.D. Tracts and Treatises
Robert Vaughan, Tr. (London, 1845).
6. "I leave it to be considered whether [these claims] may not help to
put an end to the long agitated, and I think, unreasonable, because
unintelligible question, viz. whether man's will be free or no... the
question itself is altogether improper. For.. when anyone well
considers it, I think he will as plainly perceive that liberty, which is but
a power, belong only to agents, and cannot be an attribute or
modification of the will, which is also but a power." John Locke, An
Essay Concerning Human Understanding A. C. Fraser, Ed. (New York:
Dover, 1959). Pp. 319-320.
7. John Stuart Mill, On Liberty (New York, 1956).
8. Mortimer Jerome Adler,The Idea of Freedom: A Dialectical
Examination of the Conception of Freedom (New York: Doubleday,
1958); Isaiah Berlin,Four Essays on Liberty (Oxford, 1969).
9. G. W. F. Leibniz, Selections P. Weiner, Ed. (New York: Scribners,
1951). Thesis of Leibniz: In the relation between reasons and choice,
the reasons which the agent has prior to choice must in some sense
incline the agent toward the choice, or the doing otherwise, whichever
occurs, without necessitating what actually occurs, i.e. without
determining what occurs in the sense of determinism (See Kane D2 P.
30).
10. D2 Determinism: The occurrence of a state or change E at a time t
is determined if and only if there is some combination of past
circumstances relative to t, or past circumstances relative to t and
laws of nature, whose joint existence is a logically sufficient condition
for the occurrence of E at t (where "X is a logically suficient condition
for Y" means "it is logically necessary that if X then Y"). See, Kane, P.
30.
Libertarian view of Freedom: (i) denies that freedom and determinism
are compatible (ii) (as a consequence of ascribing an incompatibilist
24
freedom to humans, if for no other reason) denies that determinsm is
true.
11. (Libertarian view of Freedom) Bernard Berofsky,Free Will and
Determinism (New York, 1966).
12. Alfarabi's Philosophy of Plato and Aristotle, (ca. 870-950) Muhsin
Mahdi, Tr. (Free Press/Macmillan, 1962).
13. The Faith and Practice of AL GHAZALI, W. Montgomery Watt, Ed.
(London, 1953).
14. "History is the Light of Truth." Cicero,De Oratore II.9.36.
15."Telling the truth will cost the historian his head." Guarino de
Verona, Epistolario R. Sabbadini, Ed. (Venice, 1915-1919) 3 vols.
16. Kevin Krisciunas, "The Legacy of Ulugh Beg",CENTRAL ASIAN
MONUMENTS (H. B. Paksoy, Editor) (Istanbul: Isis Press, 1992).
17. Kirimli Cafer Seydiahmet,Gaspirali İsmail Bey (Istanbul, n.d
[1934]); H. B. Paksoy, Chora Batir: A Tatar Admonition to Future
Generations.Studies in Comparative Communism, VOL. XIX Nos. 3 and
4; Autumn/Winter 1986. Pp. 253-265.
18. Makedonya'dan Orta Asyaya Enver Paşa (3 Vols.) (Istanbul, 1970-
1972) [several printings were made], utilizing Enver's
autobiography;Tek Adam [Mustafa Kemal]. (3 Vols.) (Istanbul, 1963-
1965); and Ikinci Adam [Ismet Inönü] (3 Vols.) (Istanbul, 1966-
1969).
19. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig Çeviri: R.R. Arat. (Ankara: TTK,
1974).
25
Toplum olarak varılmak istenen sonuç nedir?
H. B. PAKSOY, D. Phil.
[Ilk olarak CENTRUM VOOR ISLAM IN EUROPA (U Gent, Belcika) da
yayinlanmistir]
Bu soruya ayrıntılı karşılık verilmeden yola çıkmak, nereye gidileceğini
bilmemeye eşittir. Nereye gidileceğini bilmemek, en kısa yoldan "yok"
olmaktır. Çıkılması öngörülen yolculuğun birinci aşamada öncelikle
düşüncesel açıdan olması, sorunun daha da büyük önem kazanmasına
neden olur. Çünkü, düşüncesel yolculuk sonsuz olduğu gibi, sonuçları
da sürekli ve ileriye açık olacaktır. Türk Atasözü:
At ölür, meydan kalır;
Yiğit ölür, anısı kalır.
Günümüzde kişinin yiğitliğini evrene duyuracak belge alması, olumlu,
yaşayıcı ve kalıcı düşünceleri geliştirmesine doğrudan bağlıdır. Bu tür
başarılı kalıcılığa ulaşan bireyleri yetiştiremeyen ve onların başını
çektikleri atılımları gerçekleştiremeyen toplulukların adlarını ileride
anacak kişiler bile kalamayacaktır.
Konu "varılmak istenen sonuç nedir?" Eğer soruya uygulanan düşünce
düzeninin sağlıklı olduğu öngörülecek ise, bu sorunun tek ve kesin bir
karşılığı vardır: "Toplumun ve toplumu oluşturan bireylerin yaşamları
sağlıklı, güdümsüz, varlıklı ve mutluluk içinde sürdürmeleridir." Sağlık,
güdümsüzlük ve mutluluğun tanımları nelerdir? "Sağlık"ı, yalnızca
"hastalıksız" olarak düşünmek yetersizdir. Eğer toplum ve bireyleri,
"Maya"larını sağlıklı olarak gelecek kuşaklara aktaramayacak bir
duruma düşmüş, ya da düşürülmüş iseler, "sağlıklı" olamazlar. Bu
"Maya" nedir? Ne gibi niteliklerden oluşur? Bu soruların en temel
karşılığı: "toplumun sağlıklı gelişmesini sürdürecek ana değerler"
olacaktır. Toplum, bu ana değerlerin ne olacağını da ancak
karşılaştırmalı ve denetlemeli bilgi yolu ile elde edecektir. Birikmiş
bilgilerin toplumca açıkça tartışılması ve bu yoldan denetlenerek
süzgeçten geçirilmesi bu ana değerlerin ne olacağını da ortaya
çıkaracaktır. "Maya" yı oluşturan değerlerin niteliklerinin bilinmemesi
de, "maya" nın arılıktan uzaklaşmaya başladığının göstergesi olabilir.
26
Geçmişte kayıt altına alınmış bütün olaylar, toplumların bu kısaca
özetlenen sonuçlara ulaşabilmek için giriştikleri yarışmaların özetidir.
Söz konusu yarışmalar, toplumların öz yaşamlarını sürdürmek için
giriştikleri atılımlardır. Yaşamlarını sürdürmeyi kendilerine ilke seçmiş
olan toplumlar, ellerindeki verileri en verimli oranda değerlendirmek ve
kullanmakla yükümlüdürler. Dolayısı ile, bu tür değerlendirmeler
yapılırken, gelecek kuşakları düşünce ardı etmeden işe koyulmak
kaçınılmaz. İncelenmek üzere ele alınacak konular, bu amaçlara nasıl
varılacağını saptamakla sıralanır.
Üretilen başarılı ve kalıcı düşünce ve atılımların dünya toplumları için
de yararlı olması gerekir. Bir toplumca üretilen her düşüncenin, o
toplum için "başarılı" olsa da, uygulamaya konulduğunda, sonuçlarının
bütün dünya toplumları için olumlu olamayacağını unutmamak gerekir.
Günümüzde, dünya üzerinde büyük ölçüde atılıma geçmeye başlayan
pekçok toplum ve bu toplumların içinde özel kuruluşlar bulunuyor. Bu
örgütlerin bir bölümünün varmak istediği sonuçlar dünyadaki diğer
toplumların hiçbir bakımdan yararına değildir. Bu bakımdan "bırakın,
istediklerini yapsınlar" düşüncesi, yaşamak isteğinde olan hiçbir toplum
için geçerli olamaz. Bu yeni bir gelişme değildir. Dünya toplumlarının
birbirleri ile, karşılıklı alışveriş ve mayasal açılardan, çok daha yakın
ilişkilerde bulunmaları dolayısı ile, artık hiçbir toplumun bu yararsız
gelişmelere göz yumması kolay değildir.
Günümüzde (ve geçmişte) eyleme geçen bu tür örgütler arasında
saplantılı inanç kökenli olanlar olduğu gibi, "dünyanın düzenini"
herhangi bir neden ile değiştirmek isteyenler de bulunur. Amaçları ne
olursa olsun, bu örgütlerin çalışma alanlarının yöntemleri, bir orta
oyunu gibi, açıktır. Amaçları çok küçük sayıdaki kişilerin çıkarlarını
olabildiğince artırmak; buna karşı da, büyük toplumlara büyük ölçüde
zarar verdirmek olduğu anlaşılan anılan örgütlerin çalışmaları yalnız
eylemsel değildir. Önce düşüncesel kökenlere ve amaçlara
dayandırılmışlardır. Bu düşüncelerin kökenlerini bulabilmek, oldukça
büyük açılımlı bilgi dağarcığını, bu dağarcığı kullanabilecek deneyimli
araştırmacıları gerektirir. Bu tür araştırmacıların yalnızca tek türde,
örneğin yüksekokullar gibi, kuruluş bünyesinde çalışmaları gerekmez.
Önemli olan, yeterli sayıda ve dünya düzeyindeki yetenekte Düşünce
İşverenlerinin yetiştirilmesidir.
Bilerek ya da bilmeyerek, bütün düşüncesel kuruluşlar da birbirleri ile
yarışma içindedirler. Bu yönden de, içinden çıktıkları toplumlarını
andırırlar. Ürettikleri düşünce ve görüşleri, diğer toplumların özel
kuruluşlarına yansıtmak, "kaleyi içten fethetmek icin" çaba gösterirler.
Dolayısı ile, Düşünce İşverenlerinin olaylara "tepki" göstermek yerine
27
önceden "etki" düzeninde çalışması kaçınılmaz. Olayları, güncel
darboğazlara ulaşmadan önce görmek ve önünü almak gerektir.
Sonuç olarak: bütün bu işlemlerin ve yapılması gerekli lerin
dökümünü yapmak yerine, her atılım için hergün "varılmak istenen
sonuç nedir" sorusunu her an göz önünde bulundurmak yeğdir. Her
atılımın gül bahçesi olacağını düşünmek çocukluktur. Gönüllü kişiler
karşılık beklemeden çalışır---belki. Hiç olmaz ise, gönüllüler
uğraşlarının çiçeklenmesini görmek isteyeceklerdir.
Bu, çok dikenli ve çileli bir yoldur. Bu yola çıkan her düşünce
işvereninin istediğine, ya da özlediğine kavuşamadan göçüp-
gidebileceğini unutmamak gerekir. Bu durumda, düşünce işvereninin
yapabileceklerinin başında gelen, ilerde kendi yerini alacak ve daha iyi
düşünce işverenliği yapacak olanları yetiştirmek, toplumun mayasını
koruyup-geliştirmek, "toplum için varılmak istenen sonuç nedir"
sorusunun sürekli sorulmasını sağlamaktır.
28
Keloglan ve Kurgu Bilim
H.B. PAKSOY, D. Phil.
Bu yazi, H. B. PAKSOY'un 25 Nisan 2004 tarihinde, saat 2:00'de, Türk
Evi'nde, (821 United Nations Plaza New York, NY 10017) 23 Nisan
Çocuk Bayrami nedeniyle yaptigi konusmanin ozetidir.
1. "Genclikte Sac, Yaslilikta Sakal Yakisir" bir Turk Atasozudur. Bu
deyis'in isiginda, neden alp'in adi'nin Keloglan olduguna kisaca goz
atmak uygundur. Kel bir oglan, en kisa surede goz'e batacaktir.
Boylece, daha bastan, bu oglan'in yapacaklarinin onemli oldugu ve
olacagi aciktir. Toplum, dusunce ve inanislarini Keloglan kisiligi icinde
dil'e getirir; yaptiklarini anlatip boburlenebilecegi bir kavram'a
donusturur. Disaridan bakildiginda, bu islem bir yerde Toplum'un
Kurgu Bilim'e katkisi olarak algilanabilir.
2. Kurgu Bilim iki donem'e ayrilir: M.O; M..S. Bu iki donem arasinda,
hicbir ayricalik yoktur. Ne icerik bakimindan, ne de yontemler
acisindan. Tum'u ile birbirlerine estirler. Bu yonde tuketilen butun
yaratici guc, toplumlari bir duzeyde inaclara zorlamak amacina
donuktur. Kurgu Bilim ile yaratilmis olay ya da kisiliklerin yardimi ile,
az gider kullanarak yuksek verim alinmasina calisilir. Bu zorlama, toplu
yonetim duzenince de yapabilecegi gibi, tek kisice ele alinmis bir atilim
olarak da ortaya cikabilir. Amac, bir 'yonetim' bolumunun cikarlarini
korumaktir, giderleri dusurmektir. Ancak, bu ugras sonucunda, kimin
daha cok gelir elde edecegi sorusunun Toplumca sorulmasi kacinilmaz.
3. Ne var ki, ara-sira Toplum da bu tur eylemleri kokunden anlayip,
kesinlikle karsilik verir. Bu karsiliklari da, Toplum kendi icinden
cikardigi kisiliklerin agzindan anlatir; yaraticiligini, keskin dusuncesini
uygulamaya koyar. Bu kisiliklerin ardinda, altinda, gecmiste yasamis
biri vardir. Soyledikleri ve yaptiklarindan dolayi Toplumca sozcu secilen
29
bu kisilikler bir maya olustururlar. Sonradan yapilan ve soylenenler de,
ornek alinan kisinin imis gibi gorulur. Bir ana varlik, bir alp, bir balbal
olusur.
4. Bu yarisma da tam anlami ile, kimin ne kadar pay alacagi
uzerinedir: inancsal kurumlar mi, yoksa, 'soylular' (gercek ya da
yakistirmaci) kumeleri mi? Cunku, sonucunda, is yalnizca kimin kimleri
yonetecegi ve giderini kimlerin odeyecegi sorulari uzerine
oturtulmustur. Dogal olarak, bu islerin sonucundan yararlanacak kisi
ya da toplumlar, amaclarini acikca gostermek istemeyeceklerdir.
Cunku, inac ve soylu bascilari kendi aralarinda cok yonlu
cekismektedirler. Bu yarismaya baskalarini almak, katilmalarina goz
yummak, kendi paylarini azaltacaktir. Ne var ki, insanoglundan baska
iki ayak uzerinde durabilen pek bulunmaz. Dogadaki varliklarin buyuk
cogunlugu dik durabilmek icin en azindan uc ayaga gerek duyar.
Konumuz bakimindan, ucuncu ayak Toplumdur. Toplumca yaratilan
Kisilikler ya (az da olsa) bilinen bir kisiligin cercevesi genisletilerek
olusturulur, ya da tam anlami ile Kurgusaldir. Iki nedeni vardir:
Kuramsal kavramlari somut olaylara donusturmek, Yaratilan kisiligin
agzindan, unutulmaz bicimde Toplumun bellegine veriler, kuramlar
yerlestirmek.
5. Bu karsiliklarin en gorkemli olarak bulundugu toplumlarin arasinda
Turkler gelir. Nasreddin Hoca uzerine pekcok yazi ve kitap yazilmistir.
Nasreddin'in "Kedi ve Kiyma" oykusunde ozetlenen kuramlari,
dunyanin degisik yerlerindeki bilimadamlari yuzyillar sonra ancak
kitaplar yazarak anlatabilmislerdir. Ancak, bu Turk kisilikleri Nasreddin
ile baslamadigi gibi, onunla da son bulmaz. Her biri birer inci
niteliginde, pekcok maya'lik etmis ornekler vardir. Keloglan bunlardan
yalnizca biridir. Yazilmayacak, anlatilmayacak ve dunya kaynaklarina
gecirilmeyecek olurlarsa, bu mayalar da yok olacaktir. Bu yokolus,
Toplumun oz gecmisine yapabilecegi en buyuk kabaliktir, saygisizliktir.
Ustelik, bu yokolustan sonra, yokolan oyku ilk olarak baska bir
toplumun sozcusunce dile getirilmis gibi yeniden surume girebilecek,
diger toplumlarin ilerlemelerine katkida bulunabilecektir.
6. Toplum bu yontem ile yalnizca kendine inanc somuruculeri ve
soylular ikilisince sunulan kurgubilim urunu olay ve kisiliklere karsilik
vermekle kalmaz. Yaratilan balbal kisilikleri ile gelecek kusaklarin ve
Toplumun mayasini korumayi saglar. Yakin yuzyillara kadar, alpler
arasinda tek-e tek dogus yapilir, sonucunda ulkeler alinip verilebilir idi.
Gunumuzde bu tek-e tek dogus kilic-kalkan yerine Kurgu Bilim
yaraticiligi ile yurutulmektedir. Kimin Kurgu Bilim yaratiklari evrende
daha iyi yayilir, bilinir ise, o ulke ya da toplum yarismayi kazanmis
30
olmaktadir. Bir yerde, bu tur giz oyunlarini ogrenmek ve belgelemek
kacinilmaz.
7. Toplumlarin Kurgu Bilim yolu ile kendilerine sunulanlara gene Kurgu
Bilim yontemi ile karsilik vermeleri bir bas kaldirma olarak da
gorulebilir. Atilan yanlis adimlari dogruya yoneltmek, ileride
yapilabilecek yanlislarin onune gecmek icin kayda alinmis atilimlardir.
Bu oyle bir baskaldirmadir ki, sessiz baslar; once dusuncelerdedir.
Toplumun bireylerinin birlesen sesleri ile gittikce yukselir. Butun
gelecek kusaklari etkiler, mayalar, egitir. Keloglan, bu yontemin en oz,
en etkili orneklerinden biridir. Kut Veren Bilgi ile ugrasanlarin ve
okuyucularinin en once ogrenmeleri gerekli olan: toplumlar arasi
iliskilerde ve toplum ile yoneticileri arasindaki alis-verislerde hicbirsey
gorundugu gibi degildir. Kayda gecmis-gecmemis olaylarin ardindaki
nedenler, etkenler genellikle tum olarak bilinmez.
Unutulmamalidir ki, hicbirsey (olay, bilgi, kisilikler, iliskiler, vb) gizli
kalamaz. Ancak bulunmalari ve anlasilmalari geciktirilir. Bu cok
onemlidir. "At'i alan Uskudar'i gecer" atasozunun kapsamina girer.
Sonradan ogrenilmeleri yararlarini buyuk olcude dusurur. Dolayisi ile:
Olaylari baslangicindan gorup belgelemek kacinilmazdir. Sonra da, bu
belgeler yordami ile atilima gecmek boyun borcudur.
8. Iceriklerini dusunmeye basladigimizda, Keloglan oykulerinin bu
yonde yaratildiklari sonucuna varabiliriz. Anlasilan, Turk Atalari bu tur
iletisimin onemini cok once kavramis ve geregince uygun dusunceleri
Kurgu Bilim alp'ini yaratarak agzindan gelecege dogru aktarmistir.
Bunlarin arasinda, Egemenligin korunmasi olabilecegini de
dusuncelerden uzak tutmamak uygun gorulebilir.
_ . _
http://www.ku.edu/carrie/texts/carrie_books/paksoy-8/
31
ALPAMIŞ
A. A. Divay daha önce bozkırda bulduğu ALPAMIŞ ı 1901 yılında
basım yolu ile dünyaya bağışlamış idi. Aşağıda ayrıntıları verilen
kitapta
[ A L P A M Y S H Central Asian Identity under Russian Rule (1989) ]
bu Divay yayınının tıpkıbasımı ve ilk Ingilizce çevirisi yayınlanmıştır.
Bu kitaba 1989 yılında yüksek üretim gideri nedeni ile alınamayan
Latin harfli ALPAMIŞ, şimdi okuyuculara sunulmaktadır. (Adi gecen
kitabin bütün yayın hakları ***Copyright © **** H.B.
Paksoy’undur)
Konu ve destan üzerine değişik yorumlar ve kaynakları, basılmış kitap
içinde yer alıyor.
A L P A M Y S H Central Asian Identity under Russian Rule
(1989)
http://www.ku.edu/carrie/texts/carrie_books/paksoy-1/
bulunumundan bilgisayar yolu ile de okunabilir.
32
H. B. PAKSOY
A L P A M Y S H Central Asian Identity under Russian Rule
Association for the Advancement of Central Asian Research
Monograph Series
Hartford, Connecticut
First AACAR Edition, 1989
ALPAMYSH: Central Asian Identity under Russian Rule
COPYRIGHT 1979, 1989 by H. B. PAKSOY All Rights Reserved
Library of Congress Cataloging-in-Publication Data
Paksoy, H. B., 1948- ALPAMYSH: central Asian identity
under Russian rule. (Associatıon for the Advancement of
Central Asian Research monograph series) Includes
bibliographical references (p. ) Includes index. 1. Soviet
Central Asia--History--Sources. 2. Alpamışh. 3. Epic
Literature, Turkic. 4. Soviet Central Asia--Politics and
Government. I. Title. II. Series. DK847.P35 1989 958.4
89-81416 ISBN: 0-9621379-9-5 ISBN: 0-9621379-0-1
(pbk.)
ALPAMIŞ (Bütün yayın hakları ***Copyright © **** H.B.
Paksoy’undur)
1. Burungu ötken zamanda, Cidalı Baysun deygan yerda,
2. ötken Alpamış Batırının tarifi hikayatı abyatıdır.
3. Burungu ötken zamanda, Cidalı Baysun elinde Baybörü, Baysarı
4. iki tenkalmen Bay idi. Dört tulgu may idi. Baylığın munı yok
5. bir ferzandnıng derdinan. (Baybörü:) Eşiktan tözgö karar günü yok,
Baysarı Bay.
33
6. Bay birbiriga aytadı: Ey Baybörü, bol dünyadan bi ferzend öter
bolduk.
7. Hakdan bolsa inayet, peygamberden şafaat, pirlardan bolsa
keramet. Yalgız
8. zürriyet deyib hakdan tilek edelik. Bol söz bir birina makul geldi.
Evliya
9. koymay tünadi , Hakdan tilek etti. Yığlab yürügenide, iki Bay vade
10. etdi. Alla Taala bizlarga ferzand verse, birimize oğul birimize kız
verse,
11. san mening kızımgı alarmıdıng, arı al dedim dedi. Mening oğlum
bolsa,
12. sening kızıng bolsa men sana kızımdı verür idim deyib akladı,
vade
13. kıldı. Kızı bolmay turganında iki Bay kuda boldu.
14. Alla Taala rahim edib, tileğin kabul etdi. Şol vakitlar bolganında,
15. aradan köp gün ötdü. Ellerine kaytu talabın etdi. Selamet
16. ellerine geldi. Baybörü Baynıng alganına Can Talas Baybiçedir
17. idi. Baysarı Baydıng alganına Altun saç Baybiçe idi.
18. alganlarına yakınlık etdi. Göz yaşı kabul boldu. Boyna hamile
bütdü.
19. Tokuz ay on bir gün köterdi. Kabir tapsa kan Bayda, boyurgansa
20. tün fayda. Kende ki tuman orlasa gözü yeride görmede. Eid günü
34
21. manıng boldu Baybörü Baydıng alganı bir oğul bir kız doğurdu.
Baysarı
22. Baynıng algani bir kız toğurdu. Katta Bayram toy birdi.
Toksannan be
23. soydurub, dört koldan ocak kazdırdı. Altin kabak attırdı. Dan
24. biröv caylab çaptırdı, pehlivan ceket tutturdu. Otuz gün oyun
25. kırk gün toyun etdi. Uyun içinde altun beşik salub, iki Bay
26. ferzandların alub geldi. Hoca mollanıng aldılarına alub gelib
koydu.
27. Allahın yahşı bendesi sizlar ferzandlarımıng adın koyung, fatıha
bering.
28. Köp Baylar inam birdi. Sarfaylar şol vakitlarında birov o bolsun,
29. bir o bol bolsun dedi. Baylarnıng gönlüne makul gelmedi.
30. Kıbla tarafina karasa, başında kulahınıng neyinde ceğde üstünde
31. melle hoca mollalar gördü. Özları bir yahşı bende, yedi kalender
peyda
32. boldu. Hoca mollalar aytadı: Ey Baybörü Bay, göz yaşın kabul
33. bolgan iken, gaibden bahtlı kalender geldi. Şular ferzandleringing
34. adın koysun. Şular ne dese, hem bizlar amin deyib kul köter eli
dedi.
35. Toy hanadan, toy ulusun birdi. Yedi kalenderler ortağa çağırıb,
35
36. alub gaibden gelgen bende, sizler şol ferzandlerning adın koyung
dedi.
37. Kalendarlar yahşı dedi. Baybörü Baydıng yalgaz oğlunun adına
38. merd Alpamışs bolsun dedi. Kıznıng adına Karlıgaç (Kırlangıç)
bolsun, Baysarı
39. Baynıng kızınıng adına Gülbarçın bolsun dedi. Gülbarçın
Alpamışga
40. çift bolsun dedi. Alpamışnı yeti kalender aldıga alıb özünün
41. arkasına pençe urub, yalnız oğlum sen dedi. Yedi piring men
dedi.
42. Tar yolda taykak kişide, başınyga iş tüşgan yerde, yedi kamil
pirim
43. deyib yad etseng, Alla Taala yardım birsa, kollamak bizga şart
diygan.
44. Gaib eren kırk çilten iken gözden gaib boldu. Katta
bayram toy
45. tarkab gitti. Aradan yedi yıl ötdü. Birgünü oturub iki Bay kengeş
46. etdi. Oğul der ki oğul birdi, kız der ki kız birdi, ikimiz kuda
47. bolduk. Karılık karşı gelganında, yiğitlik yelip ötganıda, elde katta
48. Bayram toylar bar. Karakasga at binseng, at kuyruğun sart
tüysan,
49. kartayganda kök börü oğlakğa düsen kalay bolar iken düştü.
36
50. Bedevining saylab binib kök börü oğlakga tüsdü. Baysarı Bay
51. oglakkı aldi da kaçdı. Baybörü Bay izinan kovub yetdi. Oğlaknıng
52. sırağınan üstab cıbırdı. Baysarı Bay cibermedi. Yekevu şu yerde
53. zıtlaşıp, itişib birbirine kamçi salub, kuralaman icinde Baybörü
54. Bay uruğundan köp idi. Baysarı Bayın uruğu az idi.
55. Kökbörü oğlakna talaşıb şeytan iyesi boldu. Baysarı Bay
56. togan kudası Bayböridan köp körülük, köp zorluk gördü *
57. Kalsa çıksa can * diygan kudasıynan gönglü kaldı. Mening bi
58. ferzand ayganlığımı başıma geltürdü. Kim koyunluk sebebinan
Baysarı
59. şaşıp merekeden uyuna kaytdı. Bağrının suyuga çerke berib yeti
60. gün yeti tün dalağa çıkmayı hafa bulub yatdı. Yatıb oyalanıb
61. mening kıyamatlıg kudam idi, Baybörü mening korluğun,
zorluğun
62. görüb yürgenca yana bir yurtlarıga başımnı alub keteyim. Er
63. yiğit kudasınıng korluğuna cıdamay bir yurtlarga gitayın.
Baybörü Bayga
64. kızımdı birmayın. Bir salum tuzumdu hem birmayın. Bol yalgancı
dünyada
65. Baybörü Baydının serem yüzün görmeyim deyib, altıaycılık kırk
günçilik
37
66. yolga, Tayşa Hanıng iline, toksan narga can artub, Tayşa
Kalmakdıng
67. iline göçdü. Ak Bulak deygan bolakdıng başına çıkdı. Tuni manan
68. yolda sehering fayz vaktinda toksan narga kaytadan can artdı.
69. Gül Barçın cannı altun kebeceğe salub kara nardıng üstünde,
70. Altun Saç adlı alganı bir söz dedi: * Hava cavsun, aydın
71. günlar sel bolsun * yıldan yılga bol devletinin mal bolsun *
72. seher vaktinde toksan narga yük artıb * Gül Barçınıng atası,
73. sizga yol bolsun * ayıl tartdık dan bedeving beline * kulak
74. saldık men Moğolunung tiline * seher vaktda toksan narga yük
salub *
75. men baraman kanday şahınıng iline. Cuvab Baysarı Bay: mang
yığlayıngda
76. kılgandı kalem kaş * korluk menan ötmey diygen içgen aş *
77. korgan korlugumnu beyan eyleyim * (Baysarı:) Kemlik tartıb
yığla birma
78. Altun Saç * on törtünde bülend toğan ay idin * bu dünyada
79. dört tulukga say idin * azdan devran sürgan baytak elimde *
80. bol yurtlarda iki tengles Bay idik * ontörtünde bülend togan
81. ay boldu * bol dünyada dört tulugum say boldu * azdan daveran
82. sürgan baytak ilimde * at çabdırgan günda bayram toy boldu *
38
83. deli gönlüm taşgan men * bedevge kamçı baskan men * esirde
algın
84. dalada * ulağni alıb kaçgan men * maksadga kimler yetgendi *
bir
85. zürriyet kadiri bizga ötgandi * kıyametlik kudam idi Bayborı *
86. kiynimden kovub tiykandi * kıyamatlık kudeman * başıma kamşı
87. tiggendi * aldımda ağam yoğ ikan, kıynımda inim yoku ikan * bir
88. ferzanding kemiynan * kiyamatlik kudamdan basima kamsi
tiggendi *
89. tartdım ayıl nardınng beline * alti ayçılık kırk günçılık yol
90. yurub * men barurman Tayşa Kalmak iline * at kuyruğun
tüyerim *
91. armansız davran sürerim * yalguz kızım Barçınnı * din bilmagan
Kalmakka *
92. saylab yürub beririm. * Cevab Altun Saç: Men yığlaymın gözde
yaşım *
93. göl bolub * artım yabkan kara saçım gül bolub * olday görkan
94. yalgız kızım Gülbarçın * azdım devran süralmadı kız bolub *
doksan
95. kirme bağının gülü Şolmayma * arlı yiğit namus belan ölmeyme
*
39
96. ağayın men kim uruşmas talaşmas * abiruy varda elge kaytsak
bolmayma *
97. salmas kadir mevlam başka yarlıknı * kalar din bilmesler fiili
tarlıkını *
98. ağayın min kim uruşmas talaşmas * kayt kıl rahmat imdi abruy
99. barlıkda * naz bedavnıng minnatıdendur tirliği * zayi bolur
ömrümün
100. şirliği * kel kaytalık emdi ebruy barlıkda * yaman bolur din
101. bilmesinin korlugu * Imdi şol kitgannan göçüb gitdi. Altı
102. aycılık kırk günçülük yol yürüyüp, sağı selamet Tayşa Hanıng
103. iline barıb tüşdü. (Tayşa) Kenkine konuş birdi. Çarvağa çay
birdi. Tayşa
104. Kalmakdın ilinde fıkara bolub, zekatın berib, yüre birdi. Kiması
105. şul boldu. Kurumsak atandı. Alkıssa aradan yedi yıl ötdü. Munda
106. ketkanda Gülbarçın yedi yaşında idi. Yedi yıl ötdü, yaşı ondörde
107. yetdi * Ol ayındakı haberdi kimnen işitdin * Tayşa Kalmakdan
108. işitting * Yurt eğesi Tayşa Hannıng kulağına yetdi. Altmış iki
109. alemdarlar, otuz iki mühurdarlar hemesi işitdi. Barçinin tarifini
110. Tayşa Hanga aytd. Aynalayın kayınayım. Bayağı kelgen Baysarı
diygan
111. fıkaraning diygen bir kızı bar iken, sizga layık ikan didi. Padişah
(Tayşa) makul
40
112. gördü. Şol Bay bizga kızın birmas migan, bizdi kuyov dimas
mikan?
113. Onda aytadı: Sizden artuk kimga biredi? Taksir dedi. Bar onday
114. bolsa aytırıb geling dedi. Şol vakitlerinde Karacan deygan
Kalmak,
115. özü bahadur, özü pehlivan bol hem bir kalanıng hakimi idi. *
116. (Karacan:) Hanınıng işi el menan * Padişah zorluk kılman, ne işi
bar kız menan *
117. Nasib bolsa Barçın Can * devran sürer biz manan * Karacan
aytadı:
118. Men alamın; Tayşa Han aytdı: Men alamın.
119. Şol vakitlarda vazir-i azamlar menan kengeşde köpde Hızır,
mingde veli bar.
120. (kengeşteki vezirler:) Padişaga aytadı: Ey Taksir, aytıb irişip
turganca, siz Padişasiz. Yübering tokuz
121. yavşu, Karacan yübersün tokuz yavşu, kaysınızga birse ikbaliniz
dedi. Bol
122. söz Padişaga makul geldi. Aman sözdüng kızıgı yakın geldi.
Padişah sayladı
123. tokuz yavşunu, Karacan sayladı tokuz yavşunu. Padişam teklif
etdi on
41
124. sekiz yavşuga: Baysarı Bayding kızng Padişam dise manga
bersin; Batır dise
125. Karacanga bersin. Ihtiyarı Baysarıda. Padişamda zorluk
bolmaydı,
126. ne etse özü bilsin. Onsekiz Kalmak bedevge bindi. Baysarı
Baydın
127. ordasına yürüş kıldı. Padişanıng yahşi veziri tokuz yavşının
128. başı idi. Kökaman Kaska dır idi. Baysarı Bay tikkan ak
129. ordaga geldi * Bedevning tavdan eşkali * turmagın bizden
yaşkanıb *
130. Bol uyda bende barmıygan * biz manan haberlaşkalı * Bedev
sürigan
131. kıyataş * Akdi gözden kanlı yaş * ak uyda bende bar bolsang *
132. çık ta uydan habarlaş * Baysarı maydanga çıkdı. Padişahdan
gelgan
133. adam ekenliğini bilib, Baysarı Baydıng renggi uçdu. Yol bolsun
134. didi. Şol vakitleride Kökaman Kaska aytdı: * Lal-i mercanlı
sedefli *
135. düşmanga birdik edebi * Arada yavşu yürümeklik, kethüdalardan
136. sebebdi * dünya fani yalgandı * kimlarga vefa kalgandı * arada
yavşı
137. yürumeklik * bizlerden emes Baysarı * kethüdalardan
42
138. kalgandı * karagan nayza tuğ baylab * kıyıp Bayga gelganman *
139. ak körövge göz oynab * selamlıga gelgenman * yeki müslüman
140. balasın evlenmekke geleman * evleştirmek elçiden *
cavlaşdırmak
141. cavşıdan * Kuşlarını salgan avcı men * sizde kız bar bizda oğul *
142. kızınga gelgan cavşı men * yalın bedevning öresin *
Konguratdan
143. çıkkan töresin * Tayşadan gelgan tokuzmuz * Karacanman
tokuzmuz *
144. Padişah desang Tayşaga * Batır desang Karacanga * ihtiyarında
145. Baysarı * Baröınıngdı beresin * sözünü kanday korasın *
146. Baysarınıng gitdi medeti * belinden taydı davlatı *
147. kaytıb ordağa girdi Barçın yalguz olday görgan kızına karab:
148. Gevherim sensin mening karağım sen bolmasang kim bolar?
Haldan
149. sorağın Tayşa Handan sizga yavşı gelibdi. Karacannan ikevu
150. talaş bolubdu kaysısına kalab göngül birasın? Aynalay korgan
çırağım.
151. Şol vakitlarda Barçın can turub söyleydi * aklım boldu bol
152. meydanda imdi lal * Kalmakdın ikiside televi dünya mal * Yığlay
153. birma ata gönlüm bözüldu * hak yayında karar büter atacan *
işbu
43
154. demnen öz demangını dem deme * adam görsang sen özünden
kem deme *
155. yığlay buyurman ata gönlüm bözüldu * Barçın canın bar da ata
gam yeme *
156. ayna manan ak yüzümnü göreyim * hakdıng salgan süresine
göreyin *
157. yığlay birma ata, şükür kılayın * şol Kalmakka barıb cevab
bereyim *
158. yıldan yılga talday boyum uzadı * yarnıng derti vay bahtımı
kesedi *
159. binip bedev her meydandan yılmayma * savaş günü at kuyruğun
160. örmayma * kabul kılıb berding Kungrat sultanına * aman bolsa
161. on dört yaşda kelmeyme * bolmay savaş at kuyruğun öresin *
162. men bilemen ata, kaygır töresin * erten menin mal eğesi
kelgende *
163. canım ata senib cevab beresin. * Habar Altun Saç taki: * Seher
164. vakti sarı atan yük artdırdıng * din bilmagan Kalmaklarga
165. çatdurdun * göçübte deyüb zar yığladım elimde * munda kelib
kanca
166. dünya arttırdıng. * Cevab Barçınıng, saçrab orundan turdu
167. kınay belini burdu, köyüktey boynun burdu, Barçın dilber iki
168. kulun alga koşorub, Tayşa Handan gelgen yavşıga karab, söz
44
169. söyleb turgan şekli: * Men yığladım sizni görüb zar zar *
170. köp yığlayman aşım nekir kemlik bar * erem deyip kelgen Barçın
canın men idim *
171. kulak salsan men gönlümden arzi bar * Padişahdan kelgen
cavşılar *
172. mening aytkan bol sözüm * Tayşa Hanga aytub bar * çalın
bedevning
173. öredi * yiğitten pohta töradi * Tayşa Han diygan ol bolsa *
174. Barçın diygan men idım * bizler bir işsiz gelgan misafir * bizga
altı
175. ay mühlet biradı * aradan altı ay ötkence * arığı *
176. semiz bolsa tabdasın * ak süngüsünü sablasın * zerli tonum
giyemin *
177. muhtaç men işim ciyamın * kırk günçülük Bayrakka * munglu
bolgan
178. Barçın men * Bayrakka başım koyamın * binip bedev çelgenga *
armansız
179. davran sürganga * kırk günçilik Bayrakdan * atı özüp gelgenda *
180. kay Kızılbaş demeymin * kay bir Kalmak deymayman * bahtı
kara
181. Barçın men * Han hanunnga aytub bar * özüm sovgan tiyemin.
Bol
45
182. söznü aytdı. Cavşıylar kaytdı Tayşa Hanıng nazarına bardı.
Hanga
183. tiyaman deyib aytdı. Karacanıng yabargan cavşısı hem bol
184. hem sagan tiyemin deyib aytdı deyib bardı. Han aytdı men alam
deyib,
185. Karacan aytdı men alamın. * Yekevleri irişti * irişkileri
186. kirişti * Barçın canga talasıb ikisi zıd boldu * sen niytasın
187. sen niytasın deyib * laf leşger köp menan * dübürlegen top
menan *
188. yekevü yağu bolub tokuz yoldıng terebigetine karasa ondokuzbin
gela Batır *
189. kızıl çekmen tolu Batır * ak çatır kök çatır * derebüge barub
190. kurulub yatır * meydanda savaş boldu * at bağrınan kanboldu *
191. özengindan sel boldu * yolganın kara sayları * taşköpür
192. yeni yol boldu * özü özünün kırgın boldu * şol Barçın
193. sebeb boldu * ham inan, ham inanmang. *
194. Aradan dört ay ötganca Kalmaklar özü özünan kırgın boldu.
195. Indi söznü Alpamışdan işiting. Bayçobar atga binip Kalmakka
196. gitgan yarının izinden.
197. Bayborınıng bir kulu bar idi. Adını sorsang Kultaydır idi.
198. Toksan kuldıng başı iydi. Yılkınıng başında çatır idi. (Alpamiş’ın)
Atası
46
199. menin anasi yalgız ölümle ayrolub kalur men deyib, gelinining
(ardından)
200. gitgening aytganı yok idi. (Alpamış) Tilladan eğerdi inina salub
köp
201. yılkınıng başında yatgan Kultay babasının kaşına geldi. Alpamış
202. yedi yaşga kelgen song bir nice nasi kolunda şol bir ferzandına
niyet
203. koylub aytıb idi. Düldül kulun yedi cana çıkıb idi. Bir şimal
204. binse, bende bingan iymas idi. Ol Bayçobar aytar idi:
205. ya meni bir er biner ya şimal yel biner. Kaysı bahadur beni binse
kuyruğunan
206. tartıb turguzgan kişi biner deyib dedi. Şunday Bayçobar at şol
207. söznü könglününg makul kılıb yürür idi. (Alpamış:) Sonday
Kalmakka gitgan
208. gelininin izinen ketaman bana bir at ver dedi. Yahşınıng fiili
benim
209. iniyşiga aytıb aydum balam, köp yılkını üstünden tokurtub
aydayın
210. sen bir taşdıng kaşında yat. Sen nazarında eryiğit iykeninde
211. bileyim. Özinga münasıb aytgan kulundu üstab al. Balam sening
yahşı
212. ikenliğini bileyim. Balam işindi tanıb uslasang kulundan ayrılab
47
213. vereyim. Köp yılkınıng üstünen tokutub aydadı. Yılkı man baba
canına feda
214. ayladı. Hama yılkılar Alpamışdın üstüden ötdü. Özününg Baybörü
215. bay atasınynıng köp yılkısınıng içinden hiç bir bedevni gön
216. kabul tutmadı. Yılkının bir kara görünüm songünda bir Bayçobar
at
217. göründü. Yelesi kulağının aşkan, dört ayağın ting baskan,
kuyruğunda
218. bir koltuk seksevuldung ak buzişgi çalga gelina kahramanıng bir
arka
219. kannıng bakınıng burçiği Alpamış yatkan, at taştung ostnan
yürtüb
220. öte birdi. Alpamış bileğina koçeyin yaydı, saçrab orunudan turdu.
221. Alpamış sultan aynı on dört yaşında atdın kuyruğunan yolbars
yaşday
222. pence saldı. Alpamış diygan elif idi. Canıvar Bayçobar nardayın
tizin
223. bükdü. Kancalab kulağın tikdi. Üç mertebe zor saldı. Alpamış
yubarmadı.
224. Alpamış alp zorluğun bildirdi. Şunday ginan bildurdu. Bayçobar
225. atın özününg vadesi var idi. Meni kuyruğumnan tartıb turguzgan
48
226. er binar deyib idi. Meğer bolsa egam şol deyib tura birdi. Kultay
adlı
227. babası yanına geldi. Kutlu bolsun mingan atynıng * sen, sen
manıng
228. medetin * kutlu bolsun çobar atıng * boynına takgan tumarıyng
*
229. çabkanda tarkar tumarıydın * her yerlerde gönlünga yarar
çırağım, mingen
230. çobarıng * (Alpamış) Tilleden eğer saldı, çift ayalın saldı.
Polatdan davul
231. töngörüp * artına kalkan büktürüp * karagay neyza büktürüp *
232. astındaki çobarın * öz başı men ting görüb * Kultay atlı
233. babadan. Bindi bedevning beline * sefer kıldı meydanga. Tayşa
Kalmak iline *
234. onda munda yol binen * bol zamanda til binan * akça yüzün
Şoldurub *
235. gamka gönlün toldurub * Barçın canıng yolunda * bingan çobar
236. boldurub * Habardı kimnan işitdiğin. Bayağı Tayşa Han ilen
Karacannıyng
237. leşgeri Barçınga talaşib derbende yatar iken, seherding feyiz
vaktinda yatkan
49
238. iken, Karacan bir atdıyng debürövü kulağına geldi. Göngülleri
eğranıb
239. yerlar sıza birub Karacan seçrab orundan turdu. Tayşanıng
yığısınında
240. kayt * bizning yiğit kayt, yakarda bin kul keleyatur * yakırda
241. bin kolga tatı turgan er keleyatur * ak savutum kiyeyin * at
kuyruğun
242. tüyeyin * kim hem bolsa Karacan adım kurumasa * bir çetinan
tiyglaşab aç
243. boriday tiyayın * it özü ala bolsada, börü görsa biriger diygan
Karacan,
244. her kim el ellerine kaytdı. Karacan seherden tang atkanca yol
yürüdü. Gün
245. kızarıb çıktı. Karacan bol dübürovu görebilmadı. Aldı tuman artı,
246. karangı at kulağın görmaytuğun. Zemstan batur Alpamışdıng
arvağı
247. güçedi. Piri zor Karacan Alpamışdı görebilmedi. Astındaki kara
248. tulparı gördü. Bayçobar atın terazisi bülend iken, Bayçobar
249. atdan korkanınan, Batırdıyng susynan korkanınan, yolnung gah
buyanına
250. gah oyanına can tangdap şıkıp turgan şekilde cahanda takırnı
gördıyng.
50
251. Kara atnı gördüng * gözler kamaşır yüzingnan * ağayının
aynalsun
252. özüngnan * murding hüdaga gözüngnan * ne gördüng kara at ne
253. gördüng * yurtayın dedim tepindin * kaçan yemekte kem ettin *
254. Kamçı urmam kıyın çekindin. Ne gördüng * on dörtde tarlan
255. asbaysın * ömrdan gözüm casbaysın * kamçılasam kadam
basmaysın * ne
256. gördüng kara at ne gördüng * beklar kurgan çadırıma * altında
257. yolbars yatarma * kelgenler bizdan Batırmı * ne gördüng kara
258. at ne gördüng * at çomulgan termeken * kelgenler bizdan
ermeken *
259. namerding kaygı yermeken * ne gördüng kara at ne gördüng. *
260. Şol vakitlarda Karacan karasa tuman açıldı. Şimal turdu. Karasa
yüzü
261. kubaca, gözü alaca, özü bir on dört yaşar tamaşa, bir kahkülü
altundan
262. bir kahkülü gümüşden, ayni on dört yaşda Alpamış gördü. Oy
bayzen
263. Baysunlu Özbeg * yadugar ya dua koy * alayın canını, dökeyim
264. kanını. Huda yağısın. * Aydın günler sel bolsun * yıldan yılga
265. bol devletim mal bolsun * ömrüm bolub sendey bola görmedim *
51
266. uğru sunlu kayser şunlu yol bolsun * bülend derler bol
Kalmakdın
267. dağını * seisen bilerden bedevning tavını * kaysı elden kanday
268. elga barasın * kim bolarsın, sen kiyalli kut, ya beyli. * Cevab
269. Alpamışdın: Ayl tarkanım bedevning beli * içgenim süsenim
Baysunun
270. gölü * özüm adım sorsang manga derler Alpamış * atam adın
271. sorsan derler Baybörü * köp gün boldu ben çıkanım ilimden *
272. Kongur kaz uçkandı Baysun gölünden * on dört yaşda bedev
saylab
273. ben binip * ben gelemen Barçın cannıng gininden * dedigenda
274. tavdan bedav otgandı * sabır eylagan maksuduna yetgandı *
yedi
275. yaşda molla okub yurganda * Barçın canım şol illarge gelgandı *
276. bağ içinde elma iken nar iken * Hak yaratkan dergahında yar mı
iken *
277. çiftimdan ayrılgan ben bir munglu ben * şol yarımnı görgan
278. bilgen var mi ki? * Karacan kark kark güladi: Sendan baska
yekev
279. idi hariydar * açulmakka bol meydanda gül gerek *
küydürmekke
280. bizga şunday dil kerak * gelgan yardı bizdan ayırıp almakka *
52
281. bizlardan ziyadarak belki er gerek * acuvlansam men alarman
canıngdı *
282. teringding tögöyün kızıl kanıngdı * kayta birgil kelgan sonlu
gelgen
283. yoluna * ala almas kelgen Barçın yarıngdı * kaçsang at
284. salur men sonlu süngüge * tursang tutulursun canım kuluma *
ala
285. almas sen gelgen Barçın yarıngdı * kayta bir ay sonlu gelgen
286. yolunga * Batır Alpamışdın dimağı toldu, köp acuvu geldi:
287. Işbu demnan öz demini dem deme * adam görsang senin
özüngdan
288. kem deme * bol meydanda tekebbirlig söyleme * şuygabın
inandı Kalmak,
289. gam yeme * gözünde alartıb cayamısın * özyüngdü merd, beni
290. namerd demeğen sen * bol meydanda tekebbirler söyleme * şol
söz menan
291. bizni korkar deysinbe * perverdigar başga saldı tarlıkdı * Kalmak
292. kılma fiili tarlıknı * acuvlansam men keser men başıngdı * abay
293. siyasat men korkar dedingmi * başlagın Barçınga abiruy
varlıkda. *
294. Şol vakitler Alpamış aytadı: sen tekbirlig ülken söyleme alışmak
53
295. gerekme, atışmak gerekme. Karacan Kalmak turub ne dedi:
Atışsam
296. mıltık atar ya kılıç keser. Atışgandı savaşgandı koyayın şol sunlu
297. menan alışsam ne eder. Karacan aytadı: atışmak altı atang
başına
298. alışmak gerek dedi. Şol vakitlerinde Batır Alpamış tilladın
kemerin
299. seçdi. Bayçobar atından düştü. Karacan hem tilladan kemerin
seçdi.
300. Batır canından geçdi. Arsday ak bileğin seçib yekevi Barçın
301. canıng yolunda canını tasaddık kıldı. Ikavi pelvanlikka turdu.
302. Alpamış aytadı: Sen al emelinge dedi. Karacan aytadı: Sen al,
303. emelindi dedi. (Alpamış:) Senin sakalınıng akı bar, ağalığıng tağı
bar. Sen al
304. emelini dedi. Karacanga nöbet birdi. (Karacan) Yolbarysday
pença saldı.
305. Alpamış adlı Sultan: Ya şer-i huda Hazret Ali er murtaza deyib
mahkem
306. sığındı. Şol vakitlarında bayağı adını koygan yedi kalender piri
tayin
307. boldu. Yedi kamil piri gelib iki ingan esel yaptı. Korgaçınday
308. salmakdı. Kara tağday bardaşık Alpamış Sultan taraf etmedi. Yan
54
309. basga alıb göradı. Aşırma alıb geledi. Hic közgatabilmedi.
310. Arifding özüme cevizding tübüme Sultan Alpamış tarif etmedi.
311. Karacan Alpamışga nöbet birdi. Üc kez otgan şunung evveli
312. Hudaga yığlab kaldı. (Alpamış) Yedi kamil pirine yığlab,
Karacannıng kemerine kol
313. saldı. Tavlab tavlab kotarıb inine aldı. Mahgemrak kısdı.
(Karacanın) Özünan
314. burnuynan kan gitdi. Taşlar vakitda Karacan Kalmak yalınıb
yalvarıp
315. bir söz söylab turubdu: * Yşs bedev öz devrinde çapılur * Batır
316. bolgan ak kalkanı yabılur * sindirding belimi alding
317. canımdı * izlediğin Barçın bolsa tabulur * yalguz idim bir
318. birövge eş boldum * yalgancıda garib gönglüm boşgördüm *
319. hudanı bir bildim resulnu ber hak * beş kana gün sizing menan
320. dost boldum * kanlar olsa, ziya kalır altun tak * men söylayın
321. agayınlar tinglab bak * bes gene gün sening manan dost boldum
*
322. hudanı bir buldum resulnu ber hak * hemeni halk etgen haksın
hudayım *
323. asi bendening tokulurmu günahim * bes gana gün sizning manan
324. dost boldum * dinim Muslumandı birdur Hudayim * şol
vakitlarıynda
55
325. Alpamış gönlüne kıyal fayda boldu: Bunu öltürgan manan
karayer tolar
326. deysembe. Alla dedi, resul Alla dedi din müslüman boldu, kolunu
yıbardi, yedi
327. katlam bolub varıp yıkıldı. Peşimiz mezgili bolganda Karacan
özüne gelip
328. Sultan Alpamışga aytadı: Ol korkanımdan dost bolub idüm
329. kaytadın erasına dost boldum. Bana kelime şehadetini öğret.
Kelime
330. şehaetini aytıb Isfahan kiliçnı ortasına koyub kucaklaşıb dost
331. boldu. Karacan kara atının beline bindi. Alpamış Bayçobar atınıng
332. beline bindi. Karacanıng havlu haremine geldi. (Karacan)
Dostuna hizmat kıldı
333. beş gün tamam aradan ötdü. Altıncı gününg yüzü boldu. Bahar
geldi.
334. (Karacan:) Bay altı aylık yoldan benim manan dost bolmakka
kelib Barçın adlı
335. yarını izleyip gelkendi. Dostum cevab birsang bol gitkenden
336. gitsem, Barçın yarınga yetsam, senning kelgenini bildurub bir
sevinçleb
337. gelsem, kalay göresin? (Alpamış:) Acar bolur dostum dedi.
Alpamış Kara
56
338. canıng gönlüne hayal peyda boldu. (Karacan) Gel dostumnıng
Bayçobar
339. atına minib, yakınlab Barçıncan tiken ak uyga yakınlab, barıb: *
340. bedevmin tavdın eşkali * turmağın bizdin yaşganıb * bol uyda
kişi bar
341. mıkan * biz menan haberlaşgalı * kara tavda bardı kış *
gözümden
342. akdı kanlı yaş * ak uyda benda bar bolsang * çıkın meydanga
343. haberlaş. * Sonda Barçın söyleydi: * garib gönglümün kuşu
344. çok * misafir kılman dostum yok * kim bolsang kalma yolungdan
*
345. habarlaşırga kişim yok * gitdi medetim belimen * taydı devletim
346. kolumdan * habarlaşarga kişim yok * kim bolsang kalma
yolungdan. *
347. Cevab Karacan: * Bolmay savaş at kuyruğun öreyin * adın
348. ayal Barçın dilber ne dedin * meydanga sabak göz gönengden
Barçın
349. can * Baysun ildan sizga habar vereyim * binib bedeve her
meydandan
350. gelgende * Isfahandan sansız Kalmak olganda * özü on dörtde
351. atı Alpamış * sizdi izlep bir yaş oğlan gelganda * boynuna
352. takgan tilla tumarın * savaşda tarkar bingen kumarın * özü on
57
353. dördünde adı Alpamış * inanmazsan binib geldüm çobarın *
Alpamış
354. nıng Bayçobarnıng atıyn aytgansun. Barçın can bakıb, aydayın
355. çalkayıb, maydanga yükürüb çıkdı. Astına karasa Bayçobar atını
356. gördü. Üstüna karasa kaynatgan temir renkli, şekli yok, gurbatlı
bir din
357. bilmagan kara Kalmaknı gördü. Barçın can görüp vaay derib
deyib Bay
358. çobar atnı cıramıtıb gonglu bozuldu. Gözüynan yaşı tizilib: *
359. Boynuma takganım tilladan tumar * men yığladım gece gündüz
zar zar *
360. basganıngdan mandayın apan aynalsung * kaplan olub olca
bolgan
361. Bayçobar * men yığladım gözde yaşım göl bolub * arttım yapkan
362. kulang saçım gül bolub * közgünanman olca bolgan Bayçobar *
363. kaplan olub kalgan senmin kul bolub * men karasam besten
tugan
364. ay idi * sultan aman deyüb gönglüm cay idi * görgeninden
365. aylanayım Bayçobar * men gitganda kisir engen tay iding. *
366. Cuvab Karacan: * kıl yamanlık maksudunga yetme gel * zar
yığlayıb
58
367. bizni sersen etmegel * gözüngden aynalayın Barçın can * kub
yığlayıb
368. ayallığını etmegil * tartdıym ayaldan bedevining beline * kulak
sal
369. Karacanning diline * namerd mekan deyub, kaldum men gafil *
yolbarsday
370. penca saldı belime * Allah dedim at comuldu terlerga * özü
yalgız köp
371. yığlaydı pirlarga * namerd mekan deyib kaldum men gafil *
burgut deyim tavlab
372. urdu yerlerge * yalgancıda garib gönlüm hoş gördüm * yalgız
373. idim bir ukege eş boldum * Hudanı bir bildim * resulunu ber hak
*
374. korkanımdang Alpamış ilen dost boldum. * Şol vakitlarda
(Barçın) koltuğunnan
375. kollab, ordağa Karacan dostun tüşürdü. Uyunda bar taamın birdi.
376. (Karacan:) Barçın can bizni yahşi görsang, Alpamışnıng dostu
deseng, endi
377. dostum yanına kaytar idim. Magan sevinç biyrsang dedi.
378. Barçın saçrab ornıydan turdu, tünike kol saldı, altun
379. düğmeli çekmendi yanına koydu. * Şunda Karacan söylaydı:
Sening
59
380. atang Baysarıbay dedi bar idi, anang - atang kayda gitgan dedi.
381. Şunda Barçın zar yığlab aytadı: Han Hanlıgın kıldı, fıkara
fikaralığın
382. kıldı. Bizga Tayşa Han zorluk kıldı. Arı kızıngdı magan vermeysin
383. deyib, arı Karacanga birmaysın deyib atam anamdı, bu gün üç
gün
384. boldu, Tayşa Han uyga saldı. (Karacan:) Bar kelda Barçın
Alpamış dostuma yetsam,
385. atam anam sağmıken dese, menen dost bolgan bolmas. Menen
çok hem
386. yahşırak deyib mindi çobarnıng beline: * Aklım boldu bol
maydanda
387. imdi lal * namus armanın közgalısdı Konguratlar * Baysun ildin
388. mal eğesi gelganda * men karasam uyun kuydu Tayşa Han *
binib
389. bedev her maydandan gelgende * Isfahandan sansız Kalmak
ölgende *
390. men karasam uyung kuydu Tayşa Han * Baysun ilden merd
Alpamış
391. gelgenda * toksan kirmey bağda gülüm solganda * ecel yetmey
392. sum sumdanım tolganda * bimeze kıldı azayım ferake * altı
günler
60
393. bizlar mıhman bolganda * Padişahım işitgil mening zarımı *
alışganda
394. aldı tende canımdı * bimeze kılıbdur zalim horaki * her mezgilge
395. yedi tokuz narımı tokuz tüye bir tuğul ceyalmaydı Kalmakka.
396. (Karacan) Dostunung derecesin bülend kotarıb aytıb turganı idi *
Kösemen
397. Kaska cellatnıng başı iydi * (Karacan:) Ey Tayşa Han, her
menzilde tokuz nar
398. yeyturgan bolsa ahir zaman boldu. Deseng bolmaymı. Tecel geldi
diysang
399. bolmaymı * erteng menin kulağını Alla salganda * gazab kılıb
sening
400. başıng alganda * sen bilseng öz yolunca olursun * her belay
401. beterni bana kılarsın * atam anam di sen uyga salgan iken sen
deb. *
402. Kösemen Kaska, Hanıng aklının bölüngenliğini bildi. Çukurub
403. uydaki bendelerga geldi. (Alpamışın) Kayın atası Baysarı Baydı,
Kayın anası
404. Altun Saçı uydan çıkarıb, Kösemen Kaska Karacanga verdi.
405. Bayçobar atı Baysarı bay tanıyıb mangıylaynan tavab kılıb saçrab
406. Bayçobardın beline bindi. Kiynine Karacan bindi. Onung kiynine
407. Altunsaç bindi. Atdıng bağrı süzüldü. Peri cürisi menan
61
408. argumak Bayçobar Kalmaklarga göz kıldı * at cumuldu ter boldu
*
409. sığındı kamil pirlerge * kara gönlüm cayradı * yetip geldi
410. Baysarı * umut tikken uylarga * atdın belinden tüşüb,
411. Barçıncan verdiği sarfaynı alıb Karacan dostu Alpamış dostung
412. kaşına ketmek boldu. * Cevab Barçın: * Aklım boldu bol
maydangda imdi
413. lal * men munglu men bendem deysin Hak cebbar * men
munglunun sizga
414. aytar arzı bar * bir zaman iken gel dostum Karacan * at
415. çapkan bülend takırlar * Beklerim kurgan çatırlar * az menan
kelgen
416. bolama * köp menan kelgen bolama * izleb bir yelgen Batırlar *
417. açılgan bağda gül menan * nesebin bolsun hür menan * Baysun
418. atlı Kungratdan * bizlerdi izleb kelgende * nice bayrak kul
419. menan * yaratgan Allah taala da * oynasam mıhrim kanama *
Batır
420. ankov erler ködek * din bilmagan Kalmakka * ya bolmasa
sultanım, yalguz
421. gelgen bolama. * Cevab Karacan: Işbu demni öz demini dem
dime *
422. sultanıngdı hiç Batırdan kem dima * bol maydanda katta savaş
62
423. bolganda * Alpamışdı kırk ming kuldan kem dima. * Cevab
Barçın: * Kara
424. nergis gözüm bar * almaday kizil yüzüm bar * Batırım
gelmesinde
425. burun * din bilmagan Kalmakka * aldab bir aytgan sözüm
426. bar * imdi key aklar saçıma * rahiming kelse nitedi *
427. gözdan akgan yaşıma * aradan altı ay ötganda *
428. özümdü koygum keledi * kırk günçülük yanayın * ol bayrakdıng
429. başına * minüb bedev yılkını * arman devran sürgenüm * özüm
430. şugan tiyemin * kırk günculuk bayrakdan * atı özüb gelgende *
431. zerli tonum giyemin * muhtacmin isem giyamin * kay Kizilbas
432. demeymen * kay bir Kalmak demayman * kırk günçülük
bayrakdan *
433. atı özüb gelgenge * bahti kara Barçın men * özüm sugan
434. tiyamın * dostu bolgan Karacan * vade kılgan munglu men. *
435. Alpamışga aytub bardın Barçın uyuna kaytdı. Karacan Alpamış
436. dostuna kaytdı. * Dostuna barıb gel Barçınıng sözünü aytdı.
437. (Alpamış:) Atam kabem sağ miken dedi. (Karacan:) Arı dostum
sağ iken. Sonun haberin
438. işitib, Bayçobar atdıng yeti gün, yedi tün soynatıp, Tayşa Han
439. kalasına Kalmaklar, at çabdurdu dalağa * yarını saldı kalaga *
440. Barçın candı bayrakka tikadı dep, kıyamat tüşdi arağa. * Hatun
63
441. menan balaga * örüldü atdınıng kuyruğu * ölüm hakdıng
buyruğu *
442. kalmayın Kalmak yinaldı * heması Barçından umid kılıb yığlandı.
*
443. Kalmakdan dörtyüz tuksan yügürük Tayşa Han tarafından
çıkarıb. Alpamışnı
444. hem çakırıb, Karacan dostu hem geldi. Sultan Alpamışdıng ö
445. minib sıgayın dese, ohşarın tapadı. At çapmakka bala tapmadı.
Dostu
446. Karacan turub ne dedi: Balanı kaydan tapay. Yok özümüz ak bir
sefer, at
447. çapar bala bolayık. Dostu Karacan çobarga mindi. (Alpamış)
Karacannı Allahga
448. tapşırıb, Bayçobardı Karacanga tapşırıb, dörtyüz toksan bedevni
449. divan molla hatga salub. * (Alpamış:) Seğib edim Baysun
kaladan * muradım
450. köp bir yaratgan Allahdan * dost sebebdan Bayçobardı
mindirdüm *
451. düsmanlık kılmagil dostum Karacan * çapsa bedev canıng
çıkmayma *
452. sonundan at capılmaz kara atdıng tokuyan * dost sebebden Bay
453. çobardı mindürdüm * haberdan bol, bari menan yoğunan * acı
64
454. menan tokunan * yığlay yığlay asdan alaba; urdum * kolumdagi
boz
455. tarlanım kaçırdım * dost sebebdan men mindürdüm çobardı *
456. bar Karacan yaratkan hakka tapşırdım * yurtulağa yollab kaldı. *
457. Karacan sultandan fatiha aldı * gülünü bağışladı * mundayın
458. devran kaydadı * Tayşa Handan alub cevab * Batır doğan
459. merd Karacan * dört yüz toksan bedavnı * yolga bir revan
eyledi. *
460. At cumuldu terlerga * sığındı kamil pirlerge * Karacan yollar
461. yüzüb baradı * kırk güncülük yollarga * beş gün tamam
bolganca *
462. yollar yüredi Karacan * her yerlege bardı * avlakta demin
463. aladi * al uykusun kandırıb * yine mindi çobarga * dört
464. yüz doksan bedevge * on günning yüzü bolganda * gene gelip
465. kaladı * avlakda demin aladı * al uykusun kandırıb *
466. dostunung atını sınadı * günler on beş bolganda * yana yetdi
467. songünan. Ak Bulak digan bulaknıng başında Kalmaklar gülüşling
kılıb,
468. bir söz aytıb tugarnı: * Men yığladım bol meydanda zar zar * köp
469. yığladım bol gönlümde kemlik bar * bir sunni deyib baytak elden
470. ayrılma * söğuklesing ağay inim Karacan * bedev deyüb yağu
471. yal kuyrugun taradı * nadan doğan Karacan * töreye yoldu
65
472. soraydı * tilinde alsang ilinga kayt Karacan * kalikat kazakınıng
473. kayda yaraydı * ayıl tartdımdan bedevning beline * sende
girding
474. din Muhamad dinine * bul bayrakka kulu kutdung yaralmas *
atnı çapma
475. Karacan, kaytgil ilinge. *
476. Şol vakitlarda kara, kara Bayçobar atdı * aklı adamdan
477. ziyade etti * nazargerde bekning atı, canıvar Bayçobar at
Kalmaklar
478. din gözü ötüb canıvar mıltıkdan atılıb yıkıldı * Karacan
479. kamşı saldı * Bayçobar at ornınan turmadı * Karacannıng
480. acuvı keldi. Bir koluyla kuyrukdan, bir kolunan kulağıdan
Karacan
481. (Bayçobarı) alıp gönlümde yıkılıb kalgan ariı savlukday görmedi.
A, o deb barıb
482. kotarıb dört ayağınan basturub, barıb koydu. Üç mertebe kotarıb
483. koydu onun sonunda, aldı koluna seksavulnung çıkarıb atına
urdı.
484. Her yağına katdı. Urma deyb canıvar çıngir çıingır kişnadı. Işin
485. urub kişnedi * tende canım kıynaldı * Batır toğan Karacan *
486. çobarı aldına salıb aydadı * gün tün yol yürüdü * beş
66
487. gün aradan ötdü * gün yiğirmi bolganda * Kök Derbend adlı
derbendga *
488. at kaytarar yerge yetdi * akça yüzün soldurdu * gamga gönlün
489. toldurdu * yirmi günlük yolga baramay * Kalmakdıng mingan
490. atları * kaytbay turubdur derbend * kıyasın salıb boldurdu *
491. derbendga tüşe kaldı * Kalmaklar kengeş kıladı * Karacannıng
hem
492. gönlüne kıyal peyda boldu: * Bir gün Bayçobar atka dem birsam
*
493. beş kuğuş yem birsam * durbasını alıb Bayçobar atdıng aldına
494. baradı. Bayçobar atdıng aldına barsa durbadan yarık birub
495. ürkedi * arangnan yürsanan baska nersini görmagan * durbanı
kayda
496. görübdü * tofcar manglaynan kasıb kulağınan basıb durbanı *
497. Bayçobarga zordan iydi * birgan yemi yemez idi * hiç
498. kadirin bilmeydi * özdan akga saçıp baradı. Onda Kalmaklar
499. gülüşling kılıb: zadıngnı sikeyim, sennining atı erken barar
500. bayrakdan deyib, Kalmaklar gülüşlüng kılıb söyleşdi. Her kim koş
501. koşuna kaytdı. Tayşa Han yiberib aytdı. Padişahlıkdan bir törenin
özü,
502. at peşin kimning atı ölür iken, kimining atı gelir iken, dört yüz
toksan
67
503. Kalmakdıng halinan haberdar bol deb.
504. Şol At Peşin töre aytadı: Dört yüz doksan bedevni bir
derbendden
505. aldumızdan otgarıb gördük. Tayşa Hannıng tarlan atınan başka,
506. Karacannıng kara atınan başka, hemasını gördük. Heması öküz
507. iken Karacannıng mingan dostunun çobar atını bir nice bedev
508. dedi. Bir nice yabai dedi. Şunu barıb görsek iken. Tokuz
Kalmaknı yoldaş
509. kılıb yakınlab kaşına geldi. Karacannıng gelib karasa, Alpamış
menan
510. dost bolganı beri, hudanı bir bilgeni, resulunu ber hak bilgeni,
Karacan
511. bir rekat namazın kaza taslağan yok iken, At Peşin gelgen
vakitde peşin
512. namazın okub turgan iken, arka tarafında baylanıb turgan Bay
513. çobar atdıng tura kaşına bardı. Ömür oyna kol salıb gördü.
514. Tenisini uçuncu gördü. Köp peşin etgen Bayçobar atdıng karışın
515. suyam kanatını gördü. Çıkıp kaytıb turganını gördü. Atpişin Töre
516. Bayçobar atdan korktu. Kayta birdi. Alamannıng içine bardı.
517. Dört yüz toksan Kalmakdıng hemesini çakırub aldı. Sözdi kimden
518. işiting. At Peşin Töreden: * Işiting, ayıl tartdumdan bedevning
beline *
68
519. sefer kıldık Din Muhammed yoluna * oylanaman Barçın kayda
sizlerge * atdı
520. çapbay kaytgın Kalmak ilinga * at çapkan men kaya meydan
tuzlarga *
521. kiygen savutlarıng gelmes tizlarga * abruy barda ilge kaytgan
522. yahşırak * keyinin barargila turgan gözlarga * cemalda takir Bay
523. çobar at barlıkda * oylanaman Barçın kayda sizlerge * cemal
iken
524. Karacan * Bayçobar atdı tablabtı * onan hem usta Alpamış *
525. kan azatdı bablatdı * kırkılmasa kanatı, sökülmese tuyağı *
cemalda
526. takir Bayçobar * yirmi günlük yollardı * yedi günde çaklabdı. *
527. Şol vakitlarda Karacanıng yalguz oğlu Dost Muhammed At Peşin
Törege
528. aytadı: * I;bu demnen öz demini dem deme * men barlikda Han
atamdan
529. gam yeme * atamning yedi günl]k alp uykusu bardur. Yedi gün
ayru bolduk
530. deb, boldurgan at demin alsin. Yar ura koyun dedi. Ondan song
Karacan
531. atam yedi günl]k alp uykusuna girer, ondan song Bayçobar atni
öltürüb
69
532. kiteyik, ya ki atamnıng kol ayağın bağlab giteying. Kalmaklar
şunday
533. deb yarsaldı * şunda Batır ankov er ködek atın tuşavlab yiberüp
534. köpşuttu gibi başına koyub, Karacan sapatın kulağına tutıb yatdı.
Yatkannan
535. yasterek agaç katdı. Başlığı Dostmuhammed, Karacan oğlu,
atasınıng üstüne
536. yetdi. Gılsa uklab kalganlığın bildi. Dört yüz doksan Kalmakdı
537. çakırub alıp geldi. Karacanday atasınıng iki kolun arkasına
538. kavuşturub buruşturup ohşatıp bagladı. Dört yüz doksan Kalmak
menan
539. Bayçobar atdıng kaşına bardı. Kim aldı cilavdan kim aldı
özengindan, Bayçobar
540. atdı meydanda kotarıb urdu. Koldan alub gelib seksavuldıng
çagayın.
541. Bayçobar atdıng dört tuyağına dört kol mıh’i inkay inkay, kurs
542. kurs etküzüp gül mıhladı. Kadab yüberib kakdı. Kalmaklar
543. lavlab atını mindi. Hoş vakt hürrem boldu. Hemması katar turub,
At
544. Peşin Töreden cuvab alub, yolga revana boldu. Şol gitgatnnan
gitdi
70
545. Aradan üç gün ötdü. (Karacanın) Gönlü karar tapmadı. Avkıda
bolub yatgan
546. Karacan cavlığıb uyandı. Başını kotarıb karasa görgening
547. aklin aldı. Meydanda yalguz uyuklab kalubdu. Kalmaklardıng
gitganına
548. üç gün bolubdu. Atlarıdıng tezeği kuyub kalıbdı. Çavlikgan
549. albarsa, orınan turayıb deyib omtulsa, koçkorda yel süzüb boynu
550. astına tüşüb yığlay birdi. Kolunung bağlaganını bildi. Kısmında
kalganın bildi.
551. Emekleye emekleye Batır yaynan turdu. Karasa Bayçobar at yok
bir
552. süyrenge göründü. Izine tüşüb, barsa bir nice okman bir nice
korkordan
553. soğan Bayçobarnı salkasın Kalmaklar taşlagan idi. Bayçobar
554. atdıng dört tuyağı görünür görünbas bolub turgan iken,
555. imdi atını alayım dese, kolu bağlı şu yerde Karacan bir söz dedi:
*
556. Sargaib dostumun tanglab bir atdı * at özdürüb tarkatmadım
kayratdı *
557. dört ayakka dört kol mıhı kakdırıb * aslım kul bolgan song
558. negizige tartdım * özüm olsam ziya kalur narday gos * dostga
hizmet
71
559. etsem tayardur biheşt * dört ayakka dört kol mıhı kakdurub *
müslüman
560. men bolsam * kılaman mundan iş * baharda açılgan bağdıng
gülleri *
561. vay dostumun Baysun Kungrat illeri * dört ayakka dört kol
562. mıhdı kakdurub * kayda gitding sultanımnıng pirleri * dan
bedevnin
563. manatdan saldım terliğin * zaye ötürgenmin ömrüm şerligin *
dört
564. ayakka dört kol mıhı kakdurub * sözü yalgan kulnung kalsın
565. söyegi * adımnıng gönlünde köp bolar kata * belki meded bolur
bir
566. bugan buta * dört ayakka dört kol mıhı kakdurub * Çobardıng
567. pirisin Yılkıcı Ata * Şol vakitlarda kulak salıb dinlese * ağalar bir
568. fesil kılayin nalış * bilgen kulga kıyamatnıng yolu alış * kulak
salıb
569. dört tarafga dinlese * Allah diygan gaibdan çıktı bir davuş *
570. anglay anglay karasa * adem diygan gümrah bende *
kalenderler kiyer
571. yende * hu diyen Allahga bende * başında bar kulahları, tayin
boldu
72
572. hızır zinde * Karacannıng yanına geldi * Karacan Tangrı selamın
berdi *
573. selamın aleikum aldı * yedi kamil pir Karacan kulun seçti *
574. kuyup turgan Karacan * (Pirler) okmanda yatkan Çobarga
yolbarsday
575. pençe saldı * Çobardı sürüb aladı * dört ayakda dört
576. gül mıh * Batır ankov yer gödek * yadınan çıkıb bardı *
577. yedi kamil pirlari * evliya enbiyaya tapşırıb aytadı: * Aynalayın
578. andazım * manglayımda kunduzum * tepemdeki yıldızm *
görüşgence
579. gün yahşı * Karacan adlı can kuzum * yurtkanda yolung bolsun
580. deyib * hızır yoldaşıng bolsung deyib, yurtdıng başı yolbarsım *
581. karavul başı kaplanım * kaplanım aman bol dedi. * Il ağası
582. sultanım, can balam aman bol dedi. * Mingan bedevnin yelsun
583. deyib * armansız devran sürsun deyib * kısmette kalgan
Bayçobar *
584. Bayrakdan üzüb gelsin deyib * Barçın can adlı can balam *
585. sultanga çift bolsun deyib * çift yaratgan pir-u bar * Barçın can
586. menan sultanga * özü abruy versin deyib
587. çihilten pirlari fatıha birub bol munda kaldı. Ol onda
588. gitti * Batır kamşı saldı * göz onangınan aynalayın Bayçobar
589. meydanda kuyub yanadı * dört ayakda dört kol mıh *
73
590. gözgünangdan Bayçobar * canun alub baradı * ağzın arayıkday
591. açadı * ömürovdan köpük saçdı * at deryaday taşdı * Kara
592. can kamşı basdı * tuyağı kızdı Çobarıng * tököp soktu basadı *
593. bir gün tamam yol yurüdü * al namazı şam bolganda * kamşıga
çabsın koşadı *
594. karakuftan bolganda * gözgünangdan hem dam Çobar * doğru
yolunu tutalab, *
595. Karacan adlı Batırnı * conu kızdı Çobardıng * kıyamıdan dalada *
596. donkub alub kaçadı * oyuka gelse omkonleb * yılga gelse
597. il manglab * iki gözü til mangılab * ömrürağın görsang
598. eşikdey * boynu idi beşikdey * kahkülü bolgan ipekdey *
kahkülü
599. suluğbay Bayçobar * bazardagi makmalday * çekili suluğ canıvar
*
600. uyga tikken ordaday * savurusu suluğ canıvar * mollakiygan
601. kılmaday * kulağı suluğ canıvar * Rustan gelgan leğenday *
602. tuyağı sulug canıvar * çaltıragan koyonday * azuvluğu yekeli *
603. altı kulaç saylardan * yıldırımdıng vaktınday * silik etmesden
604. ötade * üç günün yüzü bolganda * bayağı gitkan Kalmakka *
605. aynı seher bolganda * lala vaşkan Kalmakka * ilahim verıp
muradın *
606. Karacan kovub yetedi * çapmağın bilmey ayrad * yarkanatta
74
607. kayrıldı * bendi kılgan Çobardan * bamdatvakti bolganda *
kovalaşıp
608. Kalmak ayrıldı * dört gün yüzü bolganda * ayni şaşga bolganda
*
609. karsaldına karasa * Tayşa Hannın tarlan at * yayılıbdı koş
610. kanat * at Çobar yetgende murat * peşin mezgil bolganda *
611. savrudaki şamalday * tarlan atıng iziynin * kovalayıp yetti
612. Çobar at. Ota birub Bayçobar * çokluktan aviz saladı *
613. enkide bar tarlan at * tarlan at kaldı kayrılıb * munanda
614. otup baradı * günü menan yürüdü, * tünü menan yürüdü * beş
615. günnüng yüzü bolganda * Karadağın bayırında *
Dostmuhammed adlı
616. yalgızı * astında bardur kara atı * Karacan atıi Batırdıng *
617. taleb algan ferzendi * bulcan bulcan göz usunda göründü: *
Gevherim
618. sin sen, sen menning karağım * sen bolmasang kim bolur halden
sorağım *
619. Han atangdan aylansun * yalguzum sultan * bu zaman anlağın
620. yalgız çırağım * yığlasam Allahga yetgeymu dadim * senler
ölseng, kır
621. kılmaymu kanatım * kıyametlik dostumnung atı kalmasun ata
desen *
75
622. atnı tartgil ferzendim * çabkuç bedeve öz devrinde çabulur *
Batır
623. yiğit ak savutun camulur * atnı tartgil, at kaldı deyib gam yeme
*
624. Barçındayın elden dilber tapılır * bolmay savaç at kuyruğun
öreyin *
625. canım oğlum akılsız siz nideyim * Barçındayın ilden dilber tabolur
626. öz ilinden suluğ savlab birayin * (Dostmuhammed:) Canım ata
sözüna kulak
627. salmayım * bol yollarda men tilingday almayın * atı özgen bek
628. yiğitge yol yahşı * Barçınnan başkanı almayın. * Karacannıng
acuvu
629. geldi * Bayçobarga kamşı urdu * oğlu da kamçı saldı. Bolda
630. kamçı saldı * iki bedev yarışdı * Batırlar kıldı nalışdı *
631. tuyakdan çıkgan kara taş * çakmakdayın çakıldı * kumlardan
632. kuğdanlar aşıldı * cemalda takir kara at * sıraç yoldu birmedi *
633. köp hafadı Karacan * köp tıkıldı Karacan * üstüne giygen
634. ak savut * tenine sıymay kirmedi * Batır kolun sermedi * Allah
635. ebru birmadi * aradan ötdü uc saat * cemalda takir kara
636. at * henüz yoldu birmadi * oldum oldum diyganda * göz
günengen
637. Bayçobar * zinekike başın tikib * canıvar emiranib yetib baradı *
76
638. dusmanlık kılgan oğlunun: * dört tur deyganda turmadıng *
meni ata
639. dimading * Dost Muhammad adlı oğlunun * bir kolun taş (osha)
tübedan
640. saladı * bir kolun bel bağlıgaydan aladı * tileb algan ferzendden
*
641. değirmenlik taşlarga * yalguzıng tavlab uradı * Dostmuhammet
oğlun
642. öltürüb * ak kılıçnı aladı * kanatlı kara tulparnıng * kellesin
643. kesip aladı * dostu bolsa şonday bolsun * ey Beyler, hem oğlunu
644. hem atını öltürüb * Batır doğan Karacan * dostluknu becay
kıltırub *
645. bözlab gidip baradı * yeti günün yüzü boldu. Imdi haberni
646. kimden işitting. Tayşa Han Kalmakdan işiting. Dürmüncilar dür
647. minga karab, köp yollarda keleyatkanlarnı görüb, Tayşa Hannan
648. bir dürmünci, Karacannan hem bir dürmünci dürmünge karab,
geleyatkan
649. atnı angladı. Tayşa Hanga derek birüb dürmüncü ne dedi: *
650. Asılıbdur Hannıng devleti * kurudu kurumsak mihneti * Barçın
can
651. boldu Hanın, aha tarlan at göründü dedi. Karacannıng
77
652. yoluna karagan dürmüncü: * Boynuna takkan tilla tumarı,
savaşda
653. tarkaydı, atnı mingan kumarı * bularga, bolmaska söylay
birmeyzler *
654. bol keleyatgan senning Özbeg Çobarı. * Şol gapnı işitib, uydey
655. bolgan ak tübaning üstüne çıkıb, Batır Alpamysh karasa,
geleyatgan
656. Bayçobar gördü: * Moynuna takkanım tilladan tumar * seni
657. çabkanlardan tarkaldı kumar * özün cavub özününg abru
almasang *
658. göz günengnen aynalayın Bayçobar * kökerub görüngan tavda
lalem
659. yok * göz körüngen yüz ming tuman bahan yok * özüng çağab
660. özüng abruy almasang * at kotarıb Allah der ki ağam yok *
661. baharda açgan bağda gülüm yok * özüng çapkan özüng abruy
almasang *
662. at kotarıb Allah derki inim aynım yok * ilimden ayrılganman bir
sayıl men *
663. dovum çilten koltuklasang deyin men * at köter armanda koşda
664. bolmadı * göz gönengden aynalayın yayılgan * Konguratdıng
ordasını
665. yayılgan iken * Alpamışnın turgan yeri belgi vade etgen Kakbalı
78
666. Karataş idi. Tayşa Han vezirleri ilen kengeşib, Şol taşdan
667. kimning atı burun otsa, Barçın kız şunung bolsun deb idi.
668. Alpamış oşa turar idi. Alpamışdan bir mertebe aynalıb, canıvar
669. Bayçobar mıltıkday umtulub yıkıldı. Alpamış sultan karab tursa,
ayağı
670. keledey bolub şişib gidibdi. Alpamış kılıçga kol saldı. Kılıç koluna
671. söğürüb alub Karacanga tüfleb şu yerde Alpamış bir söz dedi: *
Müslüman
672. bendega yoktur ziyanım * atdı görüb gitdi akıl kiyalım * dört
ayakda
673. dört gül mıhnı kakdurub * merd Karacan kana megan dostlugung
*
674. kellenigen keseyin, geltür imanin. * At kadirin hiç bilmagan
yaşlığım * altun
675. kase koyub içgan maslığım * kelleni keseyim, geltür imanın * din
676. bilmagan, kana magan dostluğun * atnı salıb bir yakka çıgarayın
tozungdu *
677. gazab menan sarartayım yüzünu * dört ayakka dört gül mıhı
678. kakdurub * sen men deyüb isendirgen özümnü. * Cevab
Karacan:
679. Bol gitgenden gitgenmen * meydanda tekbir etgenmen * günler
79
680. on beş bolganda * Ak Bulakka yetgenmen * din bilmeğen köp
Kalmak *
681. gülüslük kıldı bizlerge * göz günengnen Bayçobar * mıltıkdan
atılıb
682. yıkıldı * aldına salıb aydadım * mende canım kiynadım gün yirmi
683. bolganda * bayrak yayga barganmız * Kalmaklar bizdi aldadı *
684. yedi gün erüğ bolduk deyib * Batır enkov, er ködek *
685. inandım sözüga makul deyib * tekbir etgan Karacan * göz
uykuga
686. barganda * iki kolum bağlapdı * uyanbayda Karacan * göz
gönangnan
687. Çobarga * dört gül mıhnı sablattı * beyde kılıb taşlab çobardı *
688. öz hudana yığlab * din bilmagan Kalmaklar * yolga revan aylabdı
*
689. uykum kanıb meydanda * seçrab tursan urnımdan * kısmette
kalganım
690. bildim * Çobarnıng yatkanun bildim * zar yığlab bardum kaşına *
691. etek, yenim hol boldu * gözümnan akkan yaşıma * maydanda
olub
692. kalganda * hakda yalguz men yalguz * kim keledi kaşıma *
biribar rahim
80
693. etti * gözümdan akgan yaşıma * men yığladım Allahga * yedi
kamil
694. piriniz * Allah deyib geldi kaşıma * yığlay birma balam deyib *
tayin
695. bolubdu babang deyib * yedi kamil piriniz * iki kolum boşatdı *
696. şükur eyledim Allahga * okmanda yatgan Çobarga * yolbarsday
697. pençe salgan man * okmandın şügürüb alganman * Bayçobarga
698. mindurub * yedi kamil pirlering * karavul başı kaplanım *
kaplanım
699. yolung bolsun deyib * yurt, el başı yolbarsım * yolbarsım yolung
700. bolsun deyib * Barçın can adlı can balam * Alpamışnı bulsun
701. deyib * astıngda mingen Bayçobar * bizdan emes Allahdan *
702. bayrakdan özüb barsın deyib * yedi piriniz * nefesler
703. kılıb kalganda * aradan doksan gün ötganda * Tayşadan gitgen
704. tarlandıng * kovub yetdüm songünan * ota berüb Bayçobar *
705. şu kulaktan ağız salganda * tarlan at kaldı mayrulub * yalgız
706. oğlum Dost Muhammed kavlab yetdüm eningen * tur diyganda
turmadı *
707. ata deyib tiline almadı * köp yalvardım ogluma, aytganımdı
708. kılmadı * ölen oğlum öltürdüm * songra kara atım öltürdüm *
709. zerli ton giydim kıyavsız * kavlum yalgız buyumsuz * ak
uyumnıng
81
710. arslanı * böz koyumnung bostanı * yalgız oğlan öltürdüm *
711. yalgancıda men bir bahtı karaman * men ayrıldım Dost
Muhammed
712. balamdan * şükür eyledim din Muhammed dinine * yalgancıdan
Allah deyib
713. ötüb baraman. * Ol sözüne Alpamış dostu yığlab, Karacan dostu
714. hem yığlab. Cevab gül Barçındı: * Sultanımnıng Batırımnıng atı
gelgan
715. ohşaydı barıb bir göz aydayın * bir kutlu bolsun aytıb kaytayım.
*
716. Öz malin kaya salıb * görenlerin kolundan alub * iki beti
717. günden * kaşını kakıb * labını tişleb * bir kolunu
718. kavuşturub * yangagına çıkgan memesinin üstüne taşlab Barçın
can
719. bir söz dedi: * Akça yüzüng sarartıb * atıng gelmes deyib
720. mungaydıng * öz deme bayrakdan Çobardıng * at geldi Batır,
721. göz aydın * moynuna takgan tumarıng * çabkanda tarkar
kumarıng *
722. geldi mi bayrakdan Çobarıng * at geldi Batır, göz
723. aydın * at çumulgan teringiz * savaşda kollar veringiz *
724. sendin aynalsın yüreğiniz * at geldi Batır, göz aydın. * Cevab
82
725. Alpamış: * At çomulgan kara terge * nefes vermegen çapkan
yerge *
726. kutlu bolsa, birga bolsun * kaytaber Barçın uyunga *
Kalmaklarnıng
727. yüzu solsun * kılıcımnan kırgın bolsun * kutlu bolsa birga bolsun
*
728. kaytaber Barçın uyunga * çeşmenden sular içmesin * ayrılık
729. cebri yetmesin * namahrem gözü düşmesin * kayta bir Barçın
730. uyunga * Şol vakitlarda Barçınnıng cevabı: * Atıng geldi deyib
731. kivanıb turgansındur * atıng ölür bolubdu * Kalmakdın elinde
732. süyegüng * kavşab kalar bolubdu * at gelib ciydin eşindi *
733. men barayın ordaga * kıyın canınmdan yiber sultanım * Karacan
diygan
734. dostundu * ol ciberdi keyinnan * Karacan diyen dostunu. *
735. Barçın can uyga baradı * koluna onlar aladı * dört kuzunun
736. kuyruğun * Karacan atı dostunung * arkasına saladı *
737. Gül Barçın adlı dilberi * ön koluga kazan aladı * Bayçobar
738. yatkan dalağa * Karacan menan koşulub * yükürüb gidib
739. baradı * Bayçobar atlı bedevnin * dört ayaktaki gül mıhların *
740. ambur menan tapanlab * tapanlab sügürüb aladı * dört ayakdaki
741. haram kanın * kartik menan sorub aladı * ziyan zer zebirlar
742. koymaydı * dört kuzunun kuyrukların * kazanga salub
83
743. kuydurup * aşlıka orab taşladı * bayrakdan gelgan Çobara *
744. on beş gün Barçın savuttu * on beş gün Karacan savuttu *
745. on gün Alpamış savuttu * bayrakdan gelgen Çobardı *
746. kırk akşam kırk gün gezdirdi * Barçınnan Kalmakdı bezdirdi *
747. atnıng tuyağın tüzdürdü * minib bedevin yelgende * bayrakdan
748. atı gelgenda * kırk akşam kırk gündüz gezdirib * gözgüngnan
749. Bayçobar donen koynu görganda * Barçın menan koşulup *
750. Karacan menan üçuyü * uyga bir kelgendi * Kalmakdın ilinde
751. Barçınıng * ak nikahın salamaşgın kıldı * kıldı işretti *
752. kız menan yiğit yakınlaşsa * kim bilmaydı bol adetdi * yekevi
kıldı
753. sohbetti * sargayıb tanglar atdı * taze kıldı taharatdı *
754. okudu namaz bamdatdı * imdi Barçın menan kengeşip * elga
kaytınıng
755. gamin etdi. * İmdi cevab Tayşa Handa ki, vezir azamları
756. aytadı: Taksir Han’ım (Alpamış) atı özüb geldi deyib, Barçınnı
757. alib giteberirmi. Kıyamatımız ahir, can da ağızdan çıkadı,
758. laf da hem ağızdan çıkadı. Aytgan sözümüz kılgan vademiz
seninge
759. yalgan söylesek, vezir azamlar ol kanday boldu. Olay kılmayık.
760. Padişahım kurumsakka Barçındı berüb birmayin. Nazarınızga
çağırtın.
84
761. Kiyninde dostunuz, toksan pehlivanınız bar, at çapkanıng göresin
762. diygan hem bayrağı boladı. Pehlivanlar menan güreş,
pehlivanları yıksan,
763. zorluğunu bilsem, şunda birürmen Barçındı de. Taksir. Çakırıb
764. aytmak sizden, buyağını makullatmak bizden. Alkıssa, adam
yıbarıb Alpamışnı
765. çakrub aldı. (Alpamış) Tayşa Hannıng nazarına geldi. Tayşa
Hannıng görganı şu
766. idi. Tayşa Han yüzüne karasa, özü on dört yaşar oğlan; oğlan
767. diyganım yalgan, behiştdan çıkgan gülman, kahkülü turub
koyubdu. Kayzer zinde
768. babası, dürrü lal mercan, Tayşa Hannıng aklı lal boldu. Kırdıngar
aklını
769. karasa, Alpamışga temaşa kılıb göçelerden ve duvarlardan
üstüne çıktı.
770. Kız tuğan ey ferzendim, altı aylık yoldan, Barçın yarıngding izlep
771. gelding. Köp yollarga at çapdıng, atıng özüb bayrakdan geldi.
772. Allah taalang yarı birdi. Barçın can sizin boldu. Hemma el
Barçınga
773. taleb kılıb, yedi yurtdan pehlivan kalmay ve yıldam atlı kalmay
gelgan iken,
85
774. ya atım özüb geldi deyib, ilinge kayta beresenbe. Ya pehlivanlar
menin
775. tutyşasındı * Alpamış gönlündan aytadı: Hak da yalgız, men da
yalgız, bol
776. ellerde hudadan başka, Karacandan başka kimim bar. Kıl
merdligga belim
777. boğayım. Kalmaklar namerdlik kıldı deyib, ey taksir, Han da
oturuk aytama.
778. Han yarlığı kaytarma. Taksir tutayın dedi. Özününg
pehlivanlarıdan,
779. padişah bir pehlivanını çakırıb ortağa pehlivanlığa çıkardı.
780. Ortağa pehlivanlığa düştü. Alpamış hazreti Ali şahmerdanga
yığlab,
781. padişahınıng pehlivanı bir zor urub, kotarıb Tayşa Hannıng
782. aldunda pehlivanın yıktı. Yalgan pehlivan turmay. Yarım saat
ötgence,
783. padişahnıng dokuz pehlivanını yıktı. İmdi çıkmakka pehlivan
bolmadı. Kiynine
784. karasa, Alpamış Bayçobar atı alamanın bir cetinde turur idi.
Kalmak
785. larding hiyali bolgan iken, Alpamışdıng atını ya bayrağını alayık
786. özün öltüreyik diygan iken, Bayçobar atı aldınan barganın basadı.
86
787. Kaptaldan barganın tepedi. Gügüldeşgen köp Kalmakdı
yakınlatmay turar idi.
788. Alpamış sultan munı gördü. Çıkmakka pehlivan bolmadı. Atına
yürüş
789. kıldı. * Batır mindi Çobar atka * zeynin koydu Kalmakka * leşger
790. yaman kursagan * anglab Batır karasa * din bilmeyen köp
Kalmak *
791. yübermesge osagan * Batırdıng pes kılığı tutdu * kılıçnıng
baldağınan
792. tutub oyalanıp * gah çıkarıp, gah kaytarıb * uval bahakun
özünan
793. bolsun deyib turar idi. Bayağı padişahnıng veziri Kösemen Kaska,
794. padişahdan bi-cevab, Alpamış Batırga mıltık atdı. Düşman
bolganlığını
795. bilib, günü bitmagan Batırınıng mıltık oku değmedi * kılıcını
sükürüb
796. aladı * sansız turgan Kalmaklar * Çobarga kamçı saladı * aralasa
797. kaladı * üst üstüne kılıç saladı * köp Kalmaknıng başın aldı *
798. doğru gelgen Kalmakdın * kak manglaydan çapadı * kaptaldan
gelgan
799. Kalmakdın * kellesi alıb baradı * aradan bir saat ötganca *
800. köp savaşlar boladı * çapkanda kılıç tab aldı * ayralıg dağı
87
801. yamandı * Hanı menen Hanzade * beği menen beyzade * Şol
vakitda
802. Kalmaklar * olgan kalaga kaçıb barıb kamalgan * Şol vakitda
803. Alpamış sultan köp Kalmakdı öldürüb * Barçıncannıng uyuna *
804. Karacan manan koşulub * Şol vakitde kaytıb baradı.
805. Haberdi kimden işitdin. Tayşa Handan işit: Bul uruş kimnen
boldu?
806. Veziri azamlar aytadı: Alpamışdan. Tayşa Han aytadı: Bol uruş
807. senlerden boldu, Kösemenden boldu. Kösemeni çakırtıb, Tayşa
Han:
808. uruşnu başlagan sen, senden boldu deyib, Kösemen Kaskayı
öltürtdü.
809. Alpamış Batır Barçın yarına atın bayrakdan özdürüb,
pehlivanların
810. yıkıp, Tayşa Kalmakdıng iline ecellisini öldürüb, ecelsizini
böldürüb
811. doksan kara narı manan * nar üstünde tür manan * ak geminin
812. içinde * Barçın adlı yarınnan * Alpamış Batır atası Baysarı Bay
813. manan * Koş Allah yar aytuşub * anası Altun Saç manan *
yığlaşıb
814. Karacan dostu manan koşlaşı * iline sefer eyledi * akça yüzün
815. soldurdu * mingan narları boldurdu * altı ayçılık, kırk güncelik
88
816. yol yordu * yığlab kalgan ata anası Cildali Baysun Kungrat iline
817. aman esen geldi. Ata anası manan yığlaşıb, ağayın karındaşları
hemması
818. yığlaşıb gelib, katta bayram toy kılıb * alamandı giydirip * at
819. çapdurdu dalağa * yarın saldı kalağa * Barçın cannı alub gelib
820. deyib * hamması teslim kaldı * Alpamış adlı şol vakitda * nazar
gerde
821. balağa * altun kabak attırdı * yıldam atnı çaptırdı * pehlivan
822. yiğit tutdurdu * otuz gün oyun * kırk gün toyun kıldı *
823. Hudani bir bildi * resulunu ber hak bildi * bol kılgan işlerine
şükran
824. kılıb, murad maksuduna yetdi * hama muradına yetdi ve Allah
alem biz sevab
825a. alma başlı yeşil suna
825b. odoknung kölünde yahşı
826a. denden sablı cevher bıçak
826b. beklerdin belinde yahşı
827a. her kim ilinde yahşı
827b. yegan hem yerinde yahşı
828a. Alpamışdı yazdurubdu
828b. Ciyamuradın dilinde yahşı
89
829a. yarga bolsang bes gün aşık
829b. bi sakal vaktinga yahşı
830a. şuncanı yahşı dedi
830b. sazga geltürdü bol bahşı
831a. padişahnıng hizmeti Huda hizmeti
831b. padişaha hizmet etganım yahşı
832a. bol gaplarını aytıb turgan
832b. Bekmuhammed oğlu Ciyamurad Bahşı.
90
Kutluk Veren Bilgi’nin Baslangici,
Tarihcinin Sonu:
Tarih Mi, Yoksa Tarihcilik Mi Son’a Erdi?
H.B. Paksoy, D. Phil.
Bir sure once, “Tarih’in sona erdigi” ileri surulmus idi. Soguk Savas
cercevesinde ele alinan bir dusunce olup, ilgili “carpismanin” sona
ermesi ile bundan boyle karsilastirmali tarih yazilmasina gerek
kalmadigini, kazananlarin gorusunun tek gecerli gercek oldugunu
vurguluyordu. Ya da oyle gosterilmesi isteniyordu.
“Turk Tarihi, Toplumlarin Mayasi, Uygarlik (1990)” ve “Kutluk Veren
Bilgi Ve 26 Agustos’a Giden Yol (2000)” yazilarimda, Kutluk Veren
Bilgi nitelikleri uzerinde gorus belirtmis idim. Aradan gecen sure icinde
de Kimlikler [IDENTITIES: how Governed, Who Pays? (Carrie,
2001); Turkcesi: Etnik ve Toplumsal Kimlikler Nasil Olusur?
(KaraM, 2005) Ceviren: Osman Karatay] kitabini yayinladim. Amac,
Kutluk Veren Bilgi’nin gorevini ne yontemler ile yerine getirdigini ele
almak idi. Bu arada, Kutluk Veren Bilgi ile ugrasanlarin ne tur
yaklasimlarla ise girisebilecekleri de ana cizgileri ile oneriliyordu. Bu
yonde en onemli ozelliklerden biri de, Kutluk Veren Bilgi’ye ulasmak
icin butun verileri seslendirip degerlendirmeye almak geregi olarak
ozetlenebilir.
Sonucunda, Tarih’in sonunun gelecegini savunmanin, gucluklerin
otesinde bir agirligi oldugu gorusune vardim. Ancak, bu dusunce
esliginde baska bir sorun secilmeye baslandi: Tarih ile ugrasanlarin
gelecegi.
Once bir ornege goz atalim. 18ci yuzyilda Napoleon ordusu ile Misir’a
cikmis idi. Amaci, Britanya Imparatorlugunun iki bolumu (Britanya
adalari ve Hindistan) arasina Fransa olarak girip, Britanya
Imparatorlugunun butun olarak yasamasini guclestirmek idi. Britanya
Imparatorlugunun bu iki bolumu arasindaki yol, Misir ve Suveys Kanali
uzerinden gectigi icin, Fransa acisindan, Avrupa ici guc dengesinin
agirligini degistirmek bakimindan oldukca gercekci bir yaklasim idi.
Napoleon yaninda bir uzmanlar toplulugunu da yaninda goturmus idi.
18 yuzyil’in onemli bilim adamlarinin bir bolumu bu toplulugu
olusturuyordu. Amaclari, Misir maya’sini derinlemesine incelemek ve
bulup ogrendiklerini dizinlestirerek dunyaya sunmak idi. Napoleon’un
Misir cikartmasi bu acidan buyuk olcude basariya ulasti. Eski
91
Misirlilarin kokenleri uzerine arastirmalar cogaldi. O surec icinde bir
soru da dusunceleri kurcalamaya basladi: Gunumuz Misirlilari, Eski
Misirlilarin torunlari midir?
Bu soru dogal idi, cunku varligi M.O 3000 ve daha oncelerine kadar
uzanan Eski Misir ortalama M.O. Ucuncu yuzyildan bu yana
Makedonyali Alexander’in, sonra Romalilarin, Araplarin, Memluklulerin
ve Osmanlilarin yonetiminde kalmis idi. (Amiral Nelson’un Ingiliz
Krallik Donanmasi ile Fransiz donanmasini 1798 de Nil agzindaki
Ebubekir Korfezinde yenmesi ile, Misir usulca Ingiliz siyasi yonetimine
gecti). Tarih ile ugrasanlar, bu sorunun karsiligini elyazma
papiruslerden, tas yonma uzerindeki yazilardan ve cagdas gezginler,
gozlemciler ve bilirkisilerin yazdiklarindan arastirmaya basladilar.
Ortaya birkac yonde gorusler atildi. Her gorus’un karsi gorusleri de
oldugu icin, yanitlar kolaylikla ak ya da kara olarak anlasilmiyordu.
Yakin yillarda, kisisel ozvarlik kayitlari (DNA) yordami ile yapilan
arastirmalarda, gunumuz Misirlilarinin, Eski Misirli soydan geldikleri
ortaya konulmus oldu. Baska bir deyis ile, Tarih ile ugrasanlar degil,
yasambilimciler bu onemli soru’yu acikliga kavusturdular. Boylelikle,
gunumuz Misirlilari dunya onunde atalarindan kalma yapitlar ve
mayalari ile ogunebilir duruma geldiler. Dede Korkut kitabinda da
belirtildigi gibi boy boylandi, soy soylandi, atalarinin yazdiklarinin
dogrulugu ortaya konulmus oldu.
Napolyon’un yatak odasinin duvarlarini kaplayan kagitlarin icindeki
yesil rengi olusturan arsenik zehirlenmesi nedeni ile oldugu; Arap
yarimadasindaki, binlerce yil once yok olmus yerlesim alanlarinin
gokyuzunde dolasan yapma uydular icindeki yer alti kalintilarini
gorebilecek aygitlar yolu ile bulunmasi; Arizona eyaletindeki buyuk
cukur’un binlerce yil once gokten dusen buyuk bir tas’ca kazilmis
oldugunun delilendirilmesi, tarihciler degil, dogal bilimcilerin basarisi
oldu.
Yakin surec icinde, Orta Asya’da yuzyillardir yasamakta olan
Kazaklarin, kurgu bilim urunu sayilan Amazonlarin torunlari olup
olmadigi Orta Asya disinda yasayan arastirmacilar ve bilim
kuruluslarinca incelenmekte. Bu arastirmacilar da Tarihci degil. Bu
arada, Kazaklarin, Z. V. Togan’in anlattigi gibi, Orta Asya’da daha once
yasamis boylarin acilip-kapanmalari sonucu ortaya cikmis olduklarini
da unutmayalim.
92
Bu durumda birkac soru sorulmasi kacinilmaz. Bu tur sorulara neden
olacak gorusler, gunumuzde ortalikta dolasmakta:
-- Nasilsa gercekler ileride dogal bilimlarce ortaya cikarilacak. Neden
ayrica kaynak ayirip tarih incelemesi yapalim?
-- Kitaplara, el yazmalarina gerek yok, kitapliklari kapatalim.
-- Insanlik bilimleri artik gecersiz, butun kaynaklar dogal bilimlare
aktarilsin.
Dusuncelere konu olacak sorular da, yukaridaki goruslere “mi?”
eklenmesi ile ortaya atilabilir.
Her bilim dal’I oz ana konularinda kalmayabilir, birakilmayabilir. “Ana
Dal” bilimleri de degisime ugrayabilir. Ornegin, cografya yuzyillar
boyunca (en azindan 1500 ile 1900 yillari arasinda) en gozde bilim dali
idi. Gunumuzde NASA nin yaptigi calismalar turunde is goren Portekiz
YonBulucular Okulu, Kessaf Beyzade Henry (1394-1460) tarafindan
kurulmus idi. Bu okul’u bitiren YonBulucular, gemileri ile okyanuslari
asip, dunyanin yuvarlakligini belgelediler. Karadan bilinen ulkelere
denizden ulasip, yeni alisveris yollari actilar; eski alisveris yollarinin
onemleri azaldi, develi kervan alisverisi yapan ulkelerin kazanclari
buyuk olcude dustu. Geliri azalan bolgelerin siyasi gucleri azaldi. 20ci
yuzyilin basina gelinceye dek, butun kitalara ayak basildi, daglari
denizleri asildi.
Cografya bu sonuclari almis olarak en basarili duzey’ine vardiginda,
diger bilmlerce yeni gelistirilen yontemler yordami ile harita
yapimlarina gecildi. Ucak ve uydular ile alinan goruntuler, el ile
cizilenlerden daha keskin oldugundan, cografyacilar, mesleklerini
koruyabilmek ve gecimlerini surdurebilmek icin, baska yonlerde
kendilerine is bulma cabalarina girdiler. Secim sonuclarinin bolgesel
ayrisimlarinin dokumlerini yapmak, uretim ve ureticilerinin
isletmelerinin bolgesel konumlarini belgelemek, suc isleyenlerin
yogunlasimlarini saptamak gibi dal-budaklamalar cografyacilarin ilgi
alanina girdi. Dolayisi ile, bugun icin, bir cografya bilim dalinin olup-
olmadigi tartisma goturebilir.
Bir baska temel dali, Insan Bilimleri (Antropoloji), diger bilim dallari ile
yaptigi yarisma sonucu, her yon’e buyudu. Artik yalniz ‘ilkel’
topluluklari arastirmiyor: doktor-hasta iliskilerinden salgin
hastaliklarin dunya toplumlari uzerindeki etkilerine; iktisadi
gelismelerin askeri yetenekler uzerindeki izlerinden, dilbiliminin insan
93
dusunce ve duygularinin olusumuna kadar uzanan bilgisel dilimlerde
uzmanlasiyor.
Ozellikle ABD deki Ingilizce bolumlerinde gorev yapmaya baslayan
ogretim uyeleri, en kisa surede, Ingilizce disinda bir konu secerek
arastirma yapmak ve sonuclarini yayin yolu ile dunyaya duyurmak icin
kollari sivar. Ornegin: ABD Texas Tech Universitesinde kurulmus Turk
Oykuleri Sandigi (ATON=Archive of Turkish Oral Narrative;
http://aton.ttu.edu ) tohumunu atan Profesorler Uysal ve Walker
Ingilizce konusunda doktora yapmislardi. Diger Ingilizce profesorleri
gunumuzde daha cok felsefi konulara egilmektedirler, ‘teori’
gelistirmekle ugrasmaktadirlar.
Bu arada, Tarih’in Felsefe, Matematik, Fizik gibi diger bilimlerin
tarihlerinin yazilmasina katkisi oldugu belirtilebilir. Cografya bilmeden
tarih’in de icinden kolaylikla cikilamaz. Ancak, tarihci bu bilim
anadallarina dolayli olarak katkida bulunur. Bu noktada, Olay Kayitcisi
(vakanuvislik) ile Kutluk Veren Bilgi ugrasi arasindaki ayirismayi
vurgulamak gerekir. Bu Kutluk Veren Bilgi ugrasi, tarihciligin otesinde
calismalar yapmaktir.
Dunyanin gecmisi, kumeler arasi gerilimler ile doludur. Bu gerilimlerin
gunu gunune kayit alinmasi ile, olaylarin derinlemesine incelenerek
cikarilacak dersler arasindaki ayricaliklar Olay Kayitcisi ile Kutluk Veren
Bilgi uzmani arasindaki ayricaliklardir. A ile B arasindaki catisma, Olay
Kayitcilarinca sicagi-sicagina ve gunu gunune kaydedilir. Kutluk Veren
Bilgi Uzmani (Kutadgu Biligci) dunyada olup bitmis ve yer almakta olan
degisimleri, surecleri, birikimleri konumlarina yerlestirerek toplum icin
yon ve yoneylem acilarindan arastirir. Buluslarini topluma genis
kapsamli olarak aktarir. Toplum da, bunyesinde tartisma acarak,
gerekli denetlemeyi yapar, secimlere giderek cozumler baslatir. Bu tur
girisimde bulunmayan, bu tur Kutadgu Biligci yetistirmeyen toplumlar,
diger toplumlarin etkisine ve vesayetine girer.
Kurgu Bilim icinde “geri yillara yolculuk araci,” sevilen ve tutulan bir
aygittir. Gecmis yuzyillara yolculuk edip, kitaplar, elyazmalarindan
ogrendiklerimizi en azindan olaylari icinden yasayarak gorebilmek cok
ic gidiklayici olabilir. Varligi, Kurgu Bilim’in baslangicindan bu yana
ozlenmistir. Son on yil icinde ise, fizikciler bu tur bir aygitin ileride
gerceklestirilebileceginden soz etmeye basladilar. Bu gun icin, basari
ile yapilip-yapilamayacagi tartisma goturur. Gecmiste ‘kesinlikle
olmayacagi’ ileri surulen olay be gerecleri bugun gunluk yasamimizda
gordugumuz ve kullandigimizi unutmadan, bir dusunce uzantisina
girebiliriz. Geriye yolculuk oldugunda, olaylar degistirilebilir mi? Bir
94
torun gidip babasinin dogumunu onleyebilir mi? Sonucunda, olaylar ne
denli degisip gunumuze akabilir? Bu tartismalar, dunya fizikciler
toplantilarinda yer almaya basladigi gibi, iyi taninan fizikciler sozu
edilen toplantilardan birinde “bu aygit’i gerceklestirdigimizde, tarihi
degistirmeyecegimize soz veriyoruz” turunde demec vermek yetenegini
kendilerinde gorebildiler.
Bilimlerin surekli olarak birbirleri ile ‘konusmalari,’ dusunce alisverisi
yapmalari, birlikte cozumler uretmeleri sozkonusudur. Bu cok onemli
bir noktadir: dusunce bir baslangictir. Olaylar cabuk ya da yavas
olarak gerceklesecektir. Bu olaylar, toplumlarin secimlerine kalmis
duzenlerde gelisir. Dusunceler, eninde-sonunda atilim’a gecmeyi
ongorur. Bir surec yaraticiligi oncusudurler. Dusunce ya tam olarak
dogmustur, ya da dogduktan sonra gelismesini surdurecektir. Bu da,
dusunceyi ele alan toplumlarin gorgu ve yenek birikimleri kadar, ileri
gorusluluklerinin sonuclarini kapsar. Dolayisi ile, toplumca ve Kutadgu
Biligcilerce denetlemesi yapilmayan dusuncelerin ardindan gitmenin ne
gibi sonuclar verebilecegini dusunmek gerekir.
Once Tarihcinin ne olup-ne olmadigina ozet olarak bir goz atmak
yararli olabilir. Ilk “yazili tarih” in Thucydides ce ele alinan, M.O. 4cu
yuzyilda yapilan Peloponez savaslari uzerine oldugu ileri surulur.
Olaylari vakanuviscesine anlatir. Buna karsi Halikarnasli (Bodrum)
Herodot’u (M.O. 5ci yuzil) Thucydides’e karsi gosterenler olabilir.
Ancak, tarih yazan kisinin kimligi ve baglantili oldugu kumelerin tarih
yazimlari uzerine olan etkilerinin de dusunce ve denetleme
yontemlerince degerlendirilmesi gerekir.
Aradan gecen yuzyillar icinde, pek cok ‘tarih’ yazilmistir. Bunlarin cok
buyuk bir bolumunun ‘gazavatnama’ ‘fetihnama’ ve ‘soylama’ uzerine
olabileceklerini unutmamak gerekir. Bu tur yazarlarin bir bolumunun,
yoneticilerin ve hukumdarlarin verdikleri maas ile ya da icinde
yasadiklari topluluk birimlerini yonetenlerinin yararina calistiklari
gozden kacmaz. Romali Tacitus (M.S. 1ci yuzyil), Kuzey Afrikali Ibn
Haldun (1332 1406) belki de tarihten ilk ders cikarmayi basaran, ve
buluslarini dunyaya sunan tarihcilerdir.
Avrupanin M.S. 5ci yuzyil sonrasi ‘karanliga gomulmesi’ sirasinda
yazilanlarin tarih olup-olamayacagi uzerine degisik gorusler ileri
surulmustur. Ayri konudur. 1789 Fransiz Ihtilali oncesi ve sonrasi
surecinde Avrupada yazilmaya baslanan tarihlerin, Avrupanin
gelismesine buyuk katkida bulundugu ise kacinilmaz. Cunku, tarih,
yalniz dusuncelere degil, duygulara da agirligini koyar. Sonucunda,
veri olarak dogru olmayan ‘bilgi’ler de dogru ve gercek imiscesine
95
toplumlarin bellegine siringa ile sizdirilmis gibi gorev yapar. Bu tur
duygu temelli tarihler ‘Yanlis Hesap Bagdat’tan Doner’ deyimi uyarinca
ileride bir gun ortaya cikarilirsa da, is isten gecmistir. Bir yapay bellek
ve yapay bilim olusturulmustur. At’I alan Uskudar’I gecmistir. Yanliz
bir ulus ya da toplum degil, komsulari ve insanligi da boyunduruk
altina sokabilecek tohumlar atilmistir. Cunku, tarihi anlayabilmek icin,
tarih uzerine yazilmis tarihlerin, insan topluluklari uzerindeki etkilerini
gozden kacirmamak gerekir. “Gercek” tarihler kadar, bu tur kurgu-
bilimsel tarihlerin gelecek uzerindeki etkisi cok buyuk boyutlardadir.
Leopold von Ranke (1795-1886) nin tarih’I ‘duzenli ve yandassiz
olarak ele aldigi ve bilimsel olarak yonlendirdigi genellikle kayitlara
gecmis bir yaklasimdir. Bu anlayis, ortalama Ikinci Dunya Savasi
sonrasina kadar surmus, sonra da “Gundeslik Otesi” (post-modern)
gibi bir yaklasimin varligindan soz edilir olmustur. Bu en yeni tutum,
hicbirseyin temelinin olmadigi ve gerceklerin kisilere gore degistigi
varsayimi uzerine kurulmus gorunmektedir.
Bu durumda, toplumlarca bugunedek bilinen her tur ‘tarih’
yaklasimlarinin temeline kibrit suyu dokuldugu gibi, birbirleri ile
uyusmayan bilgilerin tarih adi altinda temcit pilavi gibi ortaya
surulmesi kacinilmaz olmustur. Artik her turlu dusunce, gorus ve
istek, tarih adi altinda surum’e girebiliyor; bu baslik altinda iceriklerinin
gercek oldugu ileri surulebiliyor.
Dolayisi ile, yukardaki gelismeler isiginda ancak iki yol gorunebilir:
1. Tarih’in gercekten son’u gelmistir, dolayisi ile Tarihcilere artik
gerek yoktur;
2. Ya da, 1990 da (yukarida adi verilen yazi) onerdigim gibi, tarih’I
Insan Bilimlerden, Hayvan bilimlerine kadar A dan Z ye genis bir
yellek icinde ele almak, tarihi verileri bu bilimlerin birikimleri
yardimi ile denetlemek, alinan sonuclari karsilastirmali olarak
toplum’a sunmak.
Bu noktada “tarih kesinlikle yansiz ve yandassiz olur mu” sorusuna da
karsilik aramak gerekir. Cunku, buraya kadar, ‘yandaslik’ aramadan,
gerceklerin arastirmasi uzerinde durduk. Sorumuzun karsiligini ise,
cevremize bakarak alabilecek durumdayz. Baska bir deyis ile, once
yazilmayan tarih’in getirdigi eksikliklerin cizelgesinin cikarilmasi yanit
vermeye yeterli olacaktir.
96
Boylece, geriye, ilk sordugumuz soruya donuyoruz: tarihciligin sonu
geldi mi? Yerine Kutadgu Biligcilik gelecek mi? Gelmesi gerekir degil;
gelecek mi?” Bir soru daha ekleyelim: Gelmez ise, ne olur?
Bu soru’ya en iyi karsiliklardan birini, Benjamin Franklin vermistir. 4
Temmuz 1776 gunu, Amerika’nin Bagimsizlik Bildirgesini imzaladiktan
sonra, Franklin Filadelfiyadaki toplantidan cikar. Kapi onunde kendini
bekleyen bir kume bulur. O siralarda, bir kesim Amerikali,
Baskomutan George Washington’un Kral olmasini istemektedir. Kral,
kralligi gerektirecegi icin, en buyuk soru “kuracagimiz yonetim duzeni
ne olacaktir; krallik mi, cumhuriyet mi?”
Franklin karsilik verir:
“Cumhuriyet, hanimefendi; Eger koruyabilirseniz.”
97
Derin Sirket Ortakliklari:
Baskaldirmalar ve Bagliliklar
H.B. Paksoy, D. Phil.
Alis-veris, kisisel ya da orgutler cercevesinde yapilir. Kisinin
dusuncesine gelebilecek nerede ise her sey alinip-satilabilir. Goz ile
gorunup, el ile tutulmasa bile. Hicbir varlik bu kural disinda
degildir. Ancak, alis-veris yapacak ve yapmakta olan kisilerin
ozleri, kisilikleri, nelerin satilacak, geri kalanlar icinde de satisa
cikarilmayacak olan deger ve varliklarin niteliklerini belirler.
Bir aygit uc boyutu ile uretilmeden once, dusunce isverenlerince
tasarlanir. Yeni yetenekli bir arac, ucak, bu kapsamdadir. Bunlara
yenilik getirebilecek ek’ler de. Dolayisi ile, bu dusunceler alinip-
satilabilecegi gibi, dusunceleri gelistiren dusunce isverenleri de
alini-satilabilir. Ustelik, kendi bilgileri olmadan.
Bu alis-veris duzeni icinde en onemli islev kisilige duser. Kimlik ise,
kisiligin gostergesidir. Kisiligi temel degerler uzerine oturmamis
kimlik, yel onune katilmis, suruklenen kuru yaprak gibi savrulur.
Bu degerler bir toplumu olusturan temellerdir. Toplumun tug
baglayarak yasamini surdurmesini saglar.
Unutulmamasi gerekir ki, temel degerler orman, denizustu gibi, dag
tepesi ya da batakligin dibinde olabilir. Bu, toplumun bilerek-
bilmeyerek yaptigi bir secimdir. Her toplum icinde butun
dusuncesel ve uygulayici degerlerin gokkusagi gibi yer almasi doga
geregidir. “Iyi” ya da “kotu” secenekleri yerine, bu degerlerin
orantilari soz konusudur. Herhangi bir degerin digerlerine orantili
olarak agir basmasi, ust’e cikmasi ya da toz olup dagilmasi bu
surekli degisen orantilarin sonucudur; toplumun icindeki
dalgalanmalarin etkisidir. Eger Toplum kimligini korumak ister ise,
98
bu sonucu almak icin gereken hersey’I yapacaktir. Istemez ise,
konusmaya degmez.
Dunya toplumlar birliginin bellegi genistir, derindir. Olup-bitmisleri
unutmaz. Bir toplumun digerine yaptiklari surekli animsanir. Daha
cok, yapilmamis ancak yapilmis olmasi ozlenenler dil’e getirilir,
yayilir. Baska bir deyis ile, kurgubilim sonuclari bu toplumlararasi
iliskiler icinde gercekten daha gucludur; yasatildigi gibi, durmadan
da guc kazanir. Ozellikle, bu gorevleri ustlenmis kesimlerce
koruklendikce. Cunku, kurgubilim yolu ile, ozlenen ancak daha elde
edilmemis sonuclarin gerceklesmeleri ozlenmektedir.
Alisveris duzenleri, bu butunlugun bir kesimidir, surekliligidir. Bir
toplumu ayakta tutan kurumlar sayisiz olabilir ise de, uc baslik
altinda ozetlenebilirler: Guvenlik, yiyecek-icecek, yonetim.
Guvenlik, korkusuz yasamak ve yasam icinde toplumca bagimsizlik
tadini alabilmektir. Yonetim ise, toplum’un oz yonetimine engelsiz
katilmasidir. Ac kalmamak istegi, doga icgudulerinin en
guclulerinden biridir. Kisi ve toplumlarin atilimlarini en
kestirmeden yonlendirir.
Cogulcu Yonetim’e Katilim Birimleri, dunyanin diger yerlerinde
yeniden “bulunmadan” yuzyillar once, Asya’da gorev yapmaya
baslamislar idi.
Ad’lari ne olursa olsun, bu Cogulcu Yonetim’e Katilma Birimleri, Tug
Baglamis bir toplum icindeki daha kucuk kumelerin, Toplumun toplu
gelirden orantili pay almalarini saglamak icin dogal olarak
olusturulmuslar idi. Gecmiste basarili olmus butun toplumlarin
Yonetici Kesimlerce, dogal bir gelisme ve uyum araci olarak gorulur
ve calismalarina yordam verilirdi. Eger bu Cogulcu Yonetim’e
Katilim Birimleri, Tug Baglamis toplumun varligini ortadan kaldirip,
yerine gecmeye kalkisacak olurlar ise, Timur Bey’in de 14 cu yuzyil
sonlarina dogru yaptigi gibi, bu tur baskaldirici Birimler de ortadan
kaldirilir, tarihten silinebilirler. Ne de olsa, bu birimler, Timur Bey’in
bagladigi Tug’un kurucu parcalarindan biri idiler; Kalitim ve Kisisel
Ozvarlik Kayitlari acisindan, Timur Bey ile ortak paydalari cok buyuk
idi.
Bu Cogulcu Yonetim’e Katilim Birimleri’nin ozellikleri ile kisilerin
kimlikleri cakismasi da dogaldir. Amac, toplum olarak yalniz ortak
payda’yi bulmak degil, ek olarak paylasma’yi da yapmaktir;
dengeleri saglamak ve korumaktir. Bir toplum icinde dengesiz
kalmis guc’ler kendi baslarina at kosturacak olur ise, paylasma
aksayacaktir. Bu da toplum ici gerilimlerin artmasina ve sonucunda
99
patlamalara yol acar. Baris’in yeniden yerine oturtulabilmesi icin,
Kutadgu Bilig yazari Balasagunlu Yusuf’un da 11 ci yuzyilda onerdigi
gibi, Timur Bey’in 14cu yuztyilda ya da, Osmanli Ikinci Mehmed’in
15ci yuzyilda gerceklestiktirdikleri yontemlerine basvurmak
kacinilmaz olur.
Yukarida sozu edilen, bir toplumu ayakta tutan uc kesim’den biri,
yiyecek-icecek, genellikle alis-veris’cilerin elindedir. Ara-sira kamu
yonetimi bu kesim’I eline almaya calisir ise de, basarili olmasi cok
guctur. Omer Seyfettin’in, Birinci Dunya Savasi cercevesinde
yazdigi kisa oykulerden biri bu konuyu derinlemesine isler.
Yurt ve toplum guvenligi, nerede olur ise olsun, yonetim turunun
ozelligine bakmadan, cok buyuk giderler gerektirir; insan haklarini
da icine alan verileri ile, ozel yasalar cercevesinde yurutulmesi
gereklidir. Bu tur yonetim’in gerceklesebilmesi icin: temel bilgi,
anlayis ve duygularin bilincli olarak biraraya getirilip, yogurulup,
yazili olarak topluma ve uluslararasi kamuoyuna duyurulmasi
gerekir. Soylenen is ile yapilan, durmadan, orantili olarak
denetlenir. Ziya Pasa’nin “Ayna’si is’tir, laf’a bakilmaz” ikiligi en oz
aciklamadir. Bir toplum’un onceden belirttigi yonde atilimlara
gecilip gecilmedigi, uluslararasi kurumlarca gozlenir. Nasil ki, bir
kisinin degeri, sayginligi soyledikleri ile yaptiklari arasindaki
orantilarda degerlendirilir, bu kural toplumlar icin esit olarak
gecerlidir.
Yonetim bilimleri pek cok olgu’dan gecmistir. Baslangicindan
bugun’e varan butun yolculugu sirasinda ‘yonetim’in ari kalmasi
beklenemez. Ancak, sirasi geldiginde yug’ulur, kir-pas’i atilir,
toplumun yararina duzene konulur. Bu da, ancak toplumca
yapilabilir; Oz cikarlari soz konusudur. Bu is’in gerekli oldugunu
Toplum toplu bilgisi ve oz’unu koruma icgudusu ile yapacaktir.
Oz yonetimine katilmayan topluluk, iki arada-bir derede kalir: ya
gereksiz bir katilik ile yonetilecektir, ya da eriyip gidecektir.
Yonetimin niteliklerini secen tek varlik, ne yol ile olur ise olsun,
gene Toplumdur.
[Bkz: H.B. Paksoy, Lectures on Central Asia (2005) ]
Ali-verisciler ile yonetim surtusmesi, anlayabildigimiz kadari ile,
insanlarin bir araya gelip yasamlarini surdurebilmek icin topluluk
olusturmalarina ve bu yonde bir yonetim duzeni secmelerine kadar
geri gider. Dunya’nin gecmisi, kumeler arasi gerilimler ile doludur.
Ornegin: Otlak arayan cobanlar ile, otlagin iltutmuslari; Balikcilar
100
ile, deniz’in o bolumunde kusaklar otesi yasamakta olan koyluler;
Pazar arayan ureticiler arasindaki Pazar cekismeleri; Ic yonetim’e el
koymayi ongoren kucuk sayida ve istekli, ancak ‘disaridan’ gelen
yonetici adaylari. Bunlarin otesinde, para yoneticileri ile alis-
verisciler; ureticilerin satis tekeli edinme cabalari sonucu yarisma;
birbirlerini satin alma ya da yoketme yontemleri, butun bu
gerilimleri ozetler.
Gene gecmiste yer alan, ulke yoneticileri ile para yoneticileri
arasindaki cekismeler iyi bilinir. Is, karsilikli isgallere, tutsak
almalara kadar gider. Bu isleri bitirebilmek icin, silahli guclerin
kurulmasi kacinilmaz gerektir. Ordu kurmak buyuk giderleri
gerektirdiginden, tug baglamis toplumlarin yoneticileri ile yerel ya
da kuresel alis-verisciler arasinda yeni gerilimler baslar. Ancak,
yarismalari kayitsiz ve gelecekteki giderlerine kulak asmadan
kazanmak isteyen kumeler, bu amacin yalnizca alis-veris ile
gerceklestirilemeyecegini en sonunda anlarlar. Alis-verisciler,
Guvenlik ve Yonetim’i de ya el’e almak, ya da perde arkasindan
etkilemek icin islemlere koyulacaklardir. Bu tur olaylarin ileride de
yer alabilecegi goz onune tutulmalidir.
Alis-veriscilerin bu tur dusunceleri 14-16ci yuzyillar arasinda Avrupa
ulkelerinde goz ile gorunur turden gerceklesmeye basladi. 13cu
yuzyilda, Asyadaki tek kisilik yonetim duzenleri icinde alis-verisciler
bu tek yoneticilere ortak olabiliyorlardi. Anaparayi tek yonetici
veriyor, Alsi-verisciler kazanclarinin yarisini, ortagi olduklari tek
yonetici’ye aktariyorlardi. Daha once, M.O. 3cu yuzyilda, Cin
imparatorlari alis-veriscilerin var oluslarini yasaklayacak kadar ileri
gitmisler idi. Cunku, Cin imparatorlari, alisveriscilerin altin
toplamakta olduklarini gormus, anlamislar idi. O yuzyillarda bile,
13.cu yuzyilda yasadigi belirtilen Turk dusunuru Nasreddin Hoca’nin
“Para’yi veren Dudugu Calar” deyiminin gecerlikte oldugunu bu
yonden anlayabiliyoruz.
Bu ornekleri de goz onunde tutan alis-verisciler, 16ci yuzyildan
baslayarak, sayilari yuzleri bulan Avrupa sehir devletlerinin
yonetimlerini ele almaya basladilar. Silahli gucleri, donanmalari ve
butun yonetim kaldirgaclarini ele gecirdiler. Daha da ileri giderek,
diger Avrupali devletlerin kendilerine karsi gelmelerini onlemek icin,
Avrupa disindaki topluluklari da baglantilari altina almaya basladilar.
Bu tur atilimlar, Hindistan Okyanusundaki adalardan baslayip,
oradan, Avrupa’ya yaklasan her tur ulke, topluluk ve kuruluslara
kadar uzandi. Dogrudan uzerlerinde yonetim kurulmayan
topluluklar ise iceriden, ‘ozel kurallar ile’ denetim’e alindi.
101
Ornegin, Hindistan’in yonetimi, birkac yuzyil boyunca, bir ozel
sirketin elinde idi. Ilk once, bu ozel sirket Hindistanda uretilen cay
alisverisinin tekelini elinde bulunduruyordu. (1773 yilinda Boston
limaninda deniz’e dokulen caylar, bu sirketin mali idi; Bu olay,
Amerikan bagimsizliginin simgelerinden biri oldu). Sonralari, bu
sirket Hindistan toplumunu vergiye baglayacak boyutlara ulasti.
Hindistan toplumlarindan alinan vergi gelirinin, cay alisverisinden
cok ustunde gelir getirdigini gorunce, cay tekelini birakti. Yalniz
vergi toplama islerini surdurdu. Kendi ordu ve donanmasini kurdu;
bu gucler ile, vergilerin toplanmasinin guvenligini sagladi. Bu vergi
geliri, ozel sirket geliri olarak yonlendirildiginden, Londra alis-versi
paylari pazarinda alinip-satilan Sirketin pay belgeleri karsiliginda
‘gelir’ olarak dagitildi. Ingilterenin genel gelir duzenine buyuk
olcude katkida bulundu.
Alisveriscilerin dunya gorusleri ve var olus nedenleri kokenlerine
indirildiginde gorulur ki, kazancli cikmak icin alip sattiklarini dusuk
gider ile alip, yuksek gider ile satmak yolunu secerler. Bu sonucu
gerceklestirebilmek icin, Alis-verisciler, en yuksek gelir getirecek
yontem ve varliklara yoneleceklerdir. Toplum ise, temel yiyecek,
yakacak, giyeceklerde olacak gider yukselmelerini gordukce ve
bunlardan aci cektikce, yoneticilerin Toplumun cikarlarini Alis-
veriscilerden daha yukarida turmasini isteyecektir.
Eger yoneticiler, Alisveriscilerin destegine gerek duyuyorlar ise,
alisveriscilerin destegi olmadan Toplum’u yonetemiyorlar ise,Toplum
aci cekecektir. Toplum’un giderleri yukselecektir, tukettikleri
varliklarin nitelikleri dusecektir. Degerli varliklar Toplum’un
bireylerinden ve topluca Toplumdan Alis-veriscilere akacaktir;
Toplum yoksullasacaktir.
Bu durum’a dusmus toplumlar, dunyanin her yerinde, ve butun
gecmisinde baskaldirmislardir.
Bu durumda, Toplum yonetiminin onune iki soru gelir:
1. Alisveriscileri denetlemek, Toplum yararlarina golge
dusurmelerinin onune gecmek;
2. Ortak olmak.
Her iki cozumun kendine ozgu gucluk ve sorunlari bulunur. Kamu
Kuruluslari bu acidan bir giristir. Her ulke, her Toplum, Kamu
Kuruluslarinin olusturulmalarina ve calismalarina destek vermez.
Bu, sozu edilen Toplumlarin kurulus, temel dusuncelerinin bir
102
sonucudur. Eger bir Toplum yalnizca o toplumun icinden cikan tek
bir kisinin ve kisilerin basarilarinin toplami ile ‘olculebilecegini,
ilerleyebilecegini’ dusunuyor ve bu acidan basariya ulasabilecegini
dusluyorsa, o toplum buyuk dus kirikligina ugrayacagini da
unutmamalidir. Toplumlar, niteliklerinin adlari da ustlerinde
olmakla, toplu olarak yasamak durumundadirlar. Iclerinden
onderler ve yasa disi isler yapmakta olanlar da cikacaktir. Sayisal
ve insanlik nedenleri ile bu kacinilmaz durumdur. Ancak, toplum,
toplu olarak dusunce, gorus ve cikarlarini korumak yonunden ozunu
tartmis, yonunu gormus ise, bu tur aksaklik ve gelismelerin de
ustesinden gelecektir. Basarilar odullendirilecek, hastaliklar degisik
yontemlerle iyilestirilecektir; ilerisi icin, hastaliklarin yayilmamasini
saglamak icin asilar yapilacaktir. Yapilan saglik islemlerinin yeterli
olup-olmadigini, mayalari ve uluslararasi iliskilerin getirdigi
tepkilerin toplami ve ayiklamasi sonucu bileceklerdir. Yalnizca
uluslararasi iliskilerin verdigi ‘Olur’ ya da ‘Olmaz’ lar bir atilimin
gerceklestirilip-gerceklestirilmemesinin tek olcusu olamazlar.
Toplum’un mayasinin da, adi gecen konularda soz soylemesi
gerekir. Amac, Toplum’un evren icindeki yenini yeterli haklari ile
almasidir. Bir Toplum’un bal-kaymak mi ya da arpa mi yiyecegi de
bu tur yontemlerle belirlenir.
Yirminci yuzyilin basinda, Theodore Roosevelt ABD nin 26 ci
Baskan’I olarak 1901-1909 arasinda gorev yapti. Bu sure icinde, T.
Roosevelt, ABD icinde yerlesmeye baslayan tekelci Alis-veris
duzenini ele aldi; bu tekellerin kirilmalari gerektigini savundu. Bu
dusuncesinin ardindaki gorusleri de gozden kacirmamak gerekiyor:
T. Roosevelt’e gore, ABD yonetimi ve yasam duzeni, yalnizca uretim
tekelleri ve bankalarin elinde kalmamaliydi; Butun bu tur
kuruluslarin ancak Toplum yararina calismalari gerektigini
vurguladi. Toplum’un bu tur tekellere yon vermesi gerektigini
belleklere yerlestirdi, en buyuklerinin kirilmalarini sagladi.
Gecmisde, Asya ve Avrupa’da da goruldugu gibi, eger alis-veris
duzeni bir Toplum’un yonetimini tum olarak ele gecirmis ise, bu
yonetimi uzun sure elinde tutabilmek icin bir dizi atilimlara
girecektir. Birinci Dunya Savasi sonrasi, ABD nin Uluslararasi
olaylar ile ilgilenmeye baslamasinin, bu tur iliskileri kurumlastirmak
icin ABD icindeki odaklarin ilgili derneklerler kurmaya baslamasinin,
gecmiste Asya ve Avrupa’da gerceklestirilmis yontemlerin
gunumuze indirilmis sureci oldugunu goruyoruz. Bu yonde
calismalar, en once, calismalari surdurecek kisilerin kesiksik olarak
yetistirilmelerini gerektirir. Bu egitim de, eldeki en iyi ogretim
kurumlarinin olaganustu destek ile yenilenmeleri, en yuksek
103
duzeyde arastirma ve egitim yapabilecek konumlara getirilmeleri ile
gerceklestirilir.
Sicak savas, cok yuksek giderlidir. Yalniz atilan mermi, bu
mermilerin, ulasmalari gereken yerlere goturecek iticiler’in giderleri
degil; vurus sirasinda dusecek, canlarini yitirecek kisilerin,
yurtlarina veremeyecekleri destek dusunulmelidir. Bu dusenlerin,
veremeyecekleri destegin tutarlarini goz onunde tutmak gerekir.
Bu neden ile, savaslar daha cok ‘gorunmez’ olarak yurutulurler.
Ancak, cok gerektiginde, gorunmez savas’tan sonuc alinamadiginda,
ya da dunya duzeninin cok buyuk boyutlarda ve kokten
degistirilmesi ongoruldugunde sicak svas’a basvurulur. Asya’da 13-
14 cu yuzyillarda kolaylikla izlenebilecek bu tur tutum ve atilimlar,
20ci yuzyilda da degisiksiz ele alinmis yururluge yeniden
konulmuslardir. Aradaki tek ayricalik, 20 ci yuzyilda,
duyurulmamis, gizli savaslari yapacak olan kisiler, dunyanin en ileri
gelen arastirma ve ogretim kurumlarinda egitimden gecmisler,
onceden yetistirilmislerdir. Girisecekleri savaslarin baslamasini
bekler iken, Alis-veris kuruluslari icinde para kazanmislar, oz yasam
duzenlerini kurmuslardir. Kaldi ki, bu en ileri gelen arastirma ve
egitim kurumlari, gerektiginde bu tur gizli savaslari surdurecek,
yonetecek kisileri yetistirmek icin onceden de yatirim yapmis ve
uzun sureli olarak egiticilerini de egitmistir.
Baska bir yonden bakilacak olursa, savaslar bir gun, yil ya da on
yilda cikmaz; cok daha uzun sureli olarak cizelgeye yerlestirilir,
Toplumca, her gun cikacak, cikabilecek gibi tetik durulur. Ancak,
gerektiginde cikarilir. Savaslarin yapilmasinda, ordu, Toplum
kadar: sirket ve ortakliklarin, bu ortakliklarin toplami ile elde
edilecek (Ikinci Dunya Savasi sonrasi Japon orneginde de kolaylikla
gorulebilecegi gibi) derneklerin yapabilecegi cok is vardir. Bu
kurumlarin isbirligi ile, savas acmadan savaslar kazanilabilir; ya da,
isbirligi aksamaya ugramis ise, savas eksi sonuclarla bitebilir.
Eger, Toplum’un Yonetim Duzey’I, bu ortakliklari cok yuksek
duzeyde vergileyecek olur ise, bu ortakliklar ve Alis-veris kuruluslari
da baskaldiracaklardir. Bu baskaldirma, tufek, top ile olmayacaktir.
Eski Orta Asyalilarin yaptigi gibi, tas’I taragi toplayip diger ulkelere
tasinmak, para varligini diger ulkelere aktarmak ile
gerceklestirilecektir. Toplum’un bagimsiz olarak yasayabilmesi icin,
Toplum’un butun kurumlarinin birbirleri ile uyum icinde calismasi
gerekmektedir. Bu tur uyum da, cikarlarin tek oldugunun
anlasilmasi ile saglanir.
104
Bu da yeni bir gorus, ya da tutum degildir. Ortakliklar, bir
toplumun ilk ve son savunma gucudur. Osmanli surecinde,
akincilarin sinirboylarina yerlestirilmeleri bu tur bir ortaklik
uygulamasi idi. Akinci ortaklarin yerlerinde durmayacaklari,
kazancli cikmak icin, saga-sola akacaklari bilinirdi. Bu tur akinci
guclerin 19cu yuzyildan bu yana Avrupa’dan yola cikip, Afrika ve
Asya’ya yayildiklari da aciklikla gorulebilir. Gunumuzde Uzay’a
cikma calismalarini da bu tur bir atilim olarak gormek gereklidir.
ResearchGate has not been able to resolve any citations for this publication.
Article
Introductory Note Chora Batir is the Tatar account of events and associated social conditions within two Tatar (Kazan and Crimean) khanates prior to the Russian conquest of Kazan. This military venture represents the earliest Russian eastward expansion and one of the first outside Slav domains. Russian, Soviet and Western historians, in recording and analyzing this event and the relationship between Kazan and Muscovy that preceded it, have relied almost exclusively on Russian sources, especially the highly politically motivated chronicles. These were mostly exercises in wishful thinking rather than recording history. (1) Rarely have scholars attempted to beyond these sources or the views they contain. One noteworthy exception is a group of articles published in SLAVIC REVIEW in 1967 (2) by Edward L. Keenan, Jaroslaw Pelenski, and Omeljan Pritsak (Introduction by Ihor Sevcenko) which brought new information to light using heretofore neglected sources and a broader viewpoint. These authors noted the scarcity of the Tatar view of Kazan-Muscovite relations and the conquest itself. CHORA BATIR partly answers that need, so that the SLAVIC REVIEW articles and CHORA BATIR at one level complement each other. However, CHORA BATIR is not primarily a report of the conquest or of relations with Muscovy, neither is it a chronicle. CHORA BATIR is a dastan, an ornate oral history which embodies the essential issues of Central Asian identity. It is part of the historical and literary traditions of the Tatars, the beginnings of which predate even the first mention of the 'Rus' in written records. It is in these terms that CHORA BATIR, and all dastans, must be viewed. Furthermore, CHORA BATIR presents a threat to the Russians and for that reason they have attempted to destroy it. It is threat not merely because this dastan names the Russian as the enemy: CHORA BATIR constitutes a profound challenge to Russian and Soviet attempts to portray history as they see fit. As history, it belies Soviet historiography's accounts of 'national origins,' 'historic friendships,' and 'voluntary unions' with the Russian state. Like all dastans, it thereby represents a roadblock to the mythology underlying efforts to create the New Soviet Man. As literature, it undermines the regime's attempt to establish the alleged primacy of literary Russian. (3) Therefore, this paper discusses CHORA BATIR as a repository.
The Legacy of Ulugh Beg
  • Kevin Krisciunas
Kevin Krisciunas, "The Legacy of Ulugh Beg",CENTRAL ASIAN MONUMENTS (H. B. Paksoy, Editor) (Istanbul: Isis Press, 1992).
* Hatun 572. hızır zinde * Karacannıng yanına geldi * Karacan Tangrı selamın berdi * 573. selamın aleikum aldı * yedi kamil pir Karacan kulun seçti * 574. kuyup turgan Karacan * (Pirler) okmanda yatkan Çobarga yolbarsday 575. pençe saldı * Çobardı sürüb aladı * dört ayakda dört 576
  • Barçın Candı Bayrakka Tikadı Dep
Barçın candı bayrakka tikadı dep, kıyamat tüşdi arağa. * Hatun 572. hızır zinde * Karacannıng yanına geldi * Karacan Tangrı selamın berdi * 573. selamın aleikum aldı * yedi kamil pir Karacan kulun seçti * 574. kuyup turgan Karacan * (Pirler) okmanda yatkan Çobarga yolbarsday 575. pençe saldı * Çobardı sürüb aladı * dört ayakda dört 576. gül mıh * Batır ankov yer gödek * yadınan çıkıb bardı *
Asyaya Enver Paşa (3 Vols.) (Istanbul, 1970- 1972) [several printings were made], utilizing Enver's autobiography
  • Makedonya 'dan
  • Orta
Makedonya'dan Orta Asyaya Enver Paşa (3 Vols.) (Istanbul, 1970- 1972) [several printings were made], utilizing Enver's autobiography;Tek Adam [Mustafa Kemal]. (3 Vols.) (Istanbul,
Karacan Alpamış 436. dostuna kaytdı. * Dostuna barıb gel Barçınıng sözünü aytdı
  • Alpamışga Aytub Bardın Barçın Uyuna Kaytdı
Alpamışga aytub bardın Barçın uyuna kaytdı. Karacan Alpamış 436. dostuna kaytdı. * Dostuna barıb gel Barçınıng sözünü aytdı.
ilk sordugumuz soruya donuyoruz: tarihciligin sonu geldi mi? Yerine Kutadgu Biligcilik gelecek mi? Gelmesi gerekir degil; gelecek mi
  • Geriye Boylece
Boylece, geriye, ilk sordugumuz soruya donuyoruz: tarihciligin sonu geldi mi? Yerine Kutadgu Biligcilik gelecek mi? Gelmesi gerekir degil; gelecek mi? " Bir soru daha ekleyelim: Gelmez ise, ne olur?
Alfarabi's Philosophy of Plato and Aristotle, (ca. 870-950) Muhsin Mahdi
Alfarabi's Philosophy of Plato and Aristotle, (ca. 870-950) Muhsin Mahdi, Tr. (Free Press/Macmillan, 1962).
Telling the truth will cost the historian his head
  • Epistolario R De Verona
  • Ed Sabbadini
"Telling the truth will cost the historian his head." Guarino de Verona, Epistolario R. Sabbadini, Ed. (Venice, 1915-1919) 3 vols.