Turkish Journal of Sports Medicine

Published by AVES Publishing Co.
Print ISSN: 1300-0551
Publications
Engelli bireylerde sosyal ilişki geliştirme noktasında spor önemli bir etkinliktir. Bu çalışmaya Bingöl ilinde bulunan akademisyen, öğrenci, sporcu, antrenör, beden eğitimi öğrencisi, beden eğitimi öğretmeni ve memur grubundaki bireylerden rastgele tarama yöntemi ile 1190 kişiye yapılmıştır. Eksik ve yanlış anket doldurmalar çıkartılarak toplamda 946 (673 erkek, 273 kadın) kişinin anket verileri değerlendirmeye alınmıştır. Literatür taraması Demiröz, V. M. tarafından (2009) yılında geçerlilik ve güvenirliliği yapılan spor tesisleri ve işletmeciliği anketi kullanılmıştır. Elde edilen veriler değerlendirilmesinde SSPS 22.0 istatistik paket programı kullanılarak tasnif edilip, frekans ve yüzde dağılımları ile tek Yönlü Varyans Analizi (one-way) testi yapılmıştır. Ortalamalar arasında gözlenen farklılıkların hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için, Scheffé ve LSD ve Tukey testleri uygulanmıştır. Bingöl ilindeki spor tesislerinin engelli spor dalları için yeterlilik düzeylerinin kadın ve erkek kullanıcılar açısından karşılattırılması için yapılan t testi sonucunda anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Bingöl ilindeki spor tesislerinin engelli spor dalları için yeterlilik düzeylerinin mesleğe yönelik tutum puanlarının karşılaştırılması belirlemek amacıyla yapılan varyans analizi sonucunda meslek türüne göre tutum puanları ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (F0.05:6-938, p
 
Denizli İlinde Spor Hekimliği Polikliniği'ne başvuran 2 yıl boyunca toplam 382 sporcu ve sporcu olmayan hastanın tanita yağ ölçüm cihazı ile yağ ölçümlerine bakılmıştır. Bu hastaların geçmiş yaşam biçimlerine göre 262 tanesi haftada en az 3 gün spor yapan sporcu, 120 tanesi ise spor yapmayan (diyet tedavisi yapan yada yapmayan) hastalardan oluşmuştur. Bu hastaların düzenli yürüyüş ile günde 30 dk. haftada 5 gün yürüyüş sporu yapmaları istenmiştir. 3 er ay ara ile yağ ölçümlerinin yapılacağı hastalara söylenerek 2 yıl boyunca takipleri yapılmıştır. Çalışmamız başladıktan sonra düzenli haftada 5 gün, günde 30 dk. hızlı tempoda kalp hızı dakikada 125-145 arasında olacak şekilde spor yapamayarak sadece diyet tedavisi yapan ve çalışmaya alınmayan 142 kişi olmuştur. Çalışma başladıktan sonra düzenli spor yapan 240 kişinin 3 er aylık yağ ölçüm cihazıyla yağ ölçümlerinin takibi yapılmış. Bunların her 3 aylık takibinde bölgesel yağ oranlarından özellikle bacak bölgesi yağ oranlarının diğer bölgelere göre anlamlı bir şekilde azaldığı, kol bölgesinin ve gövde bölgelerinin ise bacaklara göre anlamlı olmayan şekilde azaldığı görülmüştür. Geçmişinde spor yapma alışkanlığı olanlarla olmayanlar arasında anlamlı bir fark olmasa da spor geçmişi olanların düzenli haftada 5 gün hızlı tempoda yürüyüş ile daha çok yağ oranlarını azalttıkları tespit edilmiştir.
 
INTRODUCTIONPre-participation screening has been largely accepted as a means to identify those athletes at risk of cardiovascular diseases which are responsible for sudden cardiac death. The objectives of athlete screening are to reduce injuries and prevent sudden. However, there is no single commonly adopted protocol to screen athletes. Although the European Society of Cardiology and the American Heart Association recommend the routine screening of athletes to prevent sudden death, there is significant disagreement regarding use 12 lead ECG. FIFA has recommend the inclusion of an Echocardiography (ECHO) in screening protocol.PURPOSEExplore the debate regarding differences between European and the USA pre-participation screening protocol for sudden death while also considering pre-competition medical assessment protocol used by the Libyan Football Federation. To provide evidence based recommendations on the best protocol to be used for pre-participation screening, and thus to standardize the screening method.MATERIALS and METHOD1236 male athletic received a medical history, general physical examination, cardiovascular and musculoskeletal examination, 12 lead ECG, blood laboratory test, and echocardiography.FINDINGS1235 athletics were found to be eligible to participate in sport and were given a full medical clearance. One athletic was diagnosed with second degree heart block by ECG while his medical history, physical examination, echocardiograph, and blood test were normal.DISCUSSIONEchocardiography alone do did not identify pathological condition and using echocardiography is still controversial and clinically not effective in young athletesCONCLUSION The Screening protocol should include a combination of medical history, physical examination and ECG due to the high sensitivity found, and thus it was able to identify all athletes at risk for the disease.
 
Bu çalışmanın amacı, elit dağ bisikletçilerinin sezon başı performans analizine bağlı uygulanan antrenmanların performanslarına etkilerinin araştırılmasıdır.Araştırmaya Spor Bilimleri Bölümünde okuyan (n:8) ve Isparta ilinde ferdi olarak müsabakalara katılan (n:2) toplam 10 erkek elit dağ bisiklet sporcuları katılmıştır. Araştırmaya katılan sporcuların yaş ortalaması 20,8±3,2 yıl, boy ortalamaları 174,0±3,2 cm, vücut ağırlıkları ortalamaları ön testte 67,5±4,6 kg son testte ise 66,4±4,1kg olarak tespit edildi. Araştırmada çevre ölçümleri, derialtı yağ ölçümleri, kalp atım sayıları, laktik asit ölçümleri, bir maksimum tekrar ölçümleri ve wingate anaerobik güç testi uygulandı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde SPSS programı kullanıldı. İstatistiksel işlem olarak bağımlı gruplar arası Paired t testi uygulandı.Antrenman öncesi ve sonrasında grubun çevre ölçümlerinden kalça, quadriceps, quadriceps kontraksiyon, calf, calf kontraksiyon ve dinlenik nabız değerlerinde anlamlı fark bulunurken (p0.05).Sonuç olarak, elde ettiğimiz sonuçlara göre performans analizine bağlı uygulanan antrenmanların elit dağ bisikletçilerin performanslarının bazı değerlerini olumlu etkilerken bazı değerleri de etkilemediği görülmüştür.
 
GİRİŞ:Antrenman sırasında alınan eksojen karbonhidratın yorgunlukta gecikmeyi, egzersiz sonrası algılanan yorgunlukta azalmayı ve egzersiz performansında artışı sağladığına dair birçok çalışma mevcuttur. Rowlands ve arkadaşlarının çalışmasında egzersiz sırasında alınan maltodextrin:fruktoz karbonhidratın yorgunlukta gecikmeyi sağladığı rapor edilmiştir. Ayrıca çeviklik, dribling ve atış kabiliyetlerinde de egzersiz sırasında karbonhidrat alımı ile artış rapor edilmiştir(1).AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, sporcu içeceklerinin, suyun ve plesebo içeceğinin (tuzlu su) antrenman sonrası yorgunluk algısına olan etkilerini kıyaslamaktır.GEREÇ-YÖNTEM: Osmanlıspor FK altyapı gruplarında (U17-U19-U21) oynayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 17-21 yaş arası 42 lisanslı erkek futbolcu çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Sporcular aynı yaş gruplarında eşit sayıda kişi(14) olmak üzere 3’er gruba ayrılmış ve gruplara sporcu içeceği, su ve plasebo (tuzlu su) içecekleri verilmiştir. Bu çalışmada veriler 6 soru ve geçerliliği kanıtlanmış Modifiye Borg Skalası içeren anket formu ile gözlem altında toplanmıştır. Veriler SPSS17.0 paket programı ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların en az 0 en çok 10 puan verebildikleri Modifiye Borg Skalasında; yükselen puanlar antrenman şiddet ve yoğunluğunun daha fazla algılandığını göstermektedir. BULGULAR: Sporcu içeceği, su ve plasebo içeceği verilen gruplarda Modifiye Borg Skalası ortalama puanları sırasıyla 2.89, 3,39 ve 3,00 olarak saptanmıştır. Bu çalışmada sporcu içeceği verilen gruplarda skala puanı diğer gruplara kıyasla daha düşük saptanmıştır. Bu sonuçla, sporcu içeceği verilen grupta egzersiz sonrası şiddet ve yoğunluğunun daha az algılandığı saptanmıştır.TARTIŞMA/SONUÇ: Çalışmalar, yorgunluğun önemli bir nedeni olan hipogliseminin, kas glikojen depolarının sakınımı ile giderilebilmesi üzerine odaklanmıştır. Buna göre kas glikojen depolarının, egzersiz öncesi ya da sırasında karbonhidratlı içecekler ile desteklenmesinin performans ve yorgunluk üzerine olan olumlu etkilerini kanıtlar niteliktedir(2). Sonuç olarak sporcu içecekleri sporcuya egzersiz sırasında az miktarda karbonhidrat ve terle kaybettiği elektrolitleri de sağladığı için önerilmektedir. 1 saat veya daha fazla süren müsabakalarda ve antrenmanlarda %4-8 oranında karbonhidrat ve elektrolitleri içeren sporcu içeceklerinin kullanılması uygundur(3).Gruplara göre Modifiye Borg Skalası ortalama puanlaraıModifiye Borg Skalası Ortalama puanlarıSporcu içeceği verilen grup2,89Su verilen grup3,39Placebo(tuzlu su) verilen grup3,00
 
AMAÇ: Düzenli fiziksel aktivitenin 8-12 yaş arası Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı alan ve en az 6 ay stimülan tedavi kullanan çocuklar üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.YÖNTEM: Randomize kontrollü olarak planlanan çalışmaya DEHB tanısı alan, 8-12 yaş arası, 46 erkek çocuk dahil edildi. 23 olgu kontrol grubu, diğer 23 olgu ise düzenli fiziksel aktivite (DFA) grubu olmak üzere randomize edildi. Tüm olgulara DuPaul DEHB Değerlendirme Ölçeği, Çocuk için Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ) 8-12 yaş grubu Ebeveyn ve Çocuk Formu ve Güçler Güçlükler Anketi (GGA) uygulandı. Kontrol grubu 10 hafta boyunca mevcut stimülan tedaviyi almaya devam etti ve herhangi bir ek müdahale yapılmadı. DFA grubuna ise en az 60 dakika süren futbol antrenmanı, haftada 3 gün, 10 hafta boyunca yaptırıldı. DFA grubunda, izlemde 19 olgu düzenli fiziksel aktiviteye devam edebilmiş ve çalışmayı tamamlamıştır. 10 hafta sonunda tüm olgulara DuPaul DEHB Değerlendirme Ölçeği, ÇİYKÖ 8-12 yaş grubu Ebeveyn ve Çocuk Formu ve GGA tekrar uygulandı.BULGULAR: Çalışmamızda DFA grubu ve kontrol grubu yaş ortalamaları, DEHB alt tipleri ve Komorbidite dağılımları birbirine benzerdi. DFA grubunun fiziksel aktivite öncesi ve sonrası testleri karşılaştırıldığında; GGA alt ölçeklerinde duygusal, davranış, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik, akran ilişkileri ve toplam güçlük puanlarında anlamlı azalma (p
 
AMAÇ: Kanat Skapula gelişen olguyu değerlendirmek. GİRİŞ: Kanat skapula, Skapulotorasik bölge hastalıklarından biridir ve skapulanın medial kenarının veya inferior açısının göğüs duvarından uzaklaşmasıdır. Omuzda fonksiyon kaybı, preskapular ağrı ve asimetri ile kendini gösterir. Primer, sekonder ve volunter kökenli olabilir. Primer neden olan Nörolojik kökenlilerden en sık uzun torasik sinirin etkilenmesi görülür. Bu sinirin künt travmaları veya aşırı gerginliği sonucu nöropraksia gelişimi görülebilmektedir. Uzun torasik sinirin hasarında serratus anterior kası etkilenir.GEREÇ, YÖNTEM-BULGULAR: 25 yaşında herhangi bir sağlık problemi olmayan erkek olgu, motosiklet kazasından (sol tarafı üzerinde 40 metre sürüklenmiş) 5 yıl sonra fitness salonunda ağırlık egzersizleri yapmaya başlamış. Hastanın yaklaşık 1 ay içinde sol omuzda ağrısı olmuş ve sırtta şekil bozukluğu gelişmiş. Sağ tarafta kuvvet antrenmanlarıyla kaslarda hipertofi olurken solda olmamış. FM: Sol omuzda ve sırtta atrofi. Üst ekstremitenin aktif elevasyonu sırasında skapula torakal bölgeden sağ tarafa göre daha fazla uzaklaşmakta. Hasta şınav çektiği sırada sol skapula belirginleşmekte ve hafif ağrı oluşmakta, duvar itme sırasında skapula belirginleşmekte. İğne EMG: solda uzun torasik sinirin kronik nörojenik etkilenmesine işaret eden elektrofizyolojik bulgular mevcut. Omuz MR: normal. Tedavide hastaya serratus anterior kası özellikli olmak kaydıyla omuz çevresi kasları güçlendirici egzersizler verildi.TARTIŞMA, SONUÇ: Bu olguda günlük yaşamda fark edilmeyen sinir hasarının etkileri, olgunun ağırlık egzersizi yapmaya başlaması ile belirginleşmiştir. Sağ tarafında kas gelişimi çok iyi olan hastanın solunda kaslarının atrofik kalması hastayı estetik açıdan rahatsız etmiş ve doktora başvurmasını sağlamıştır. Eğer hasta motosiklet kazası sonrası birkaç ay içerisinde ağırlık antrenmanlarına başlasaydı erken tanı konulabilir, sinirin iyileşme gösterebileceği kritik zamanlarda daha iyi tedavi olabilirdi. Her trafik kazası sonrası, tüm sistemlerin çok iyi fizik muayenesi yapılmalıdır, muayeneler hastanın sadece şikayetlerine göre bakılmamalıdır.Kanat skapula etyolojisi 1. Nörolojik kökenlia. Uzun torasik sinir (serratus anterior paralizisi)b. Dorsal skapular sinir (Rhomboideus paralizisi)c. Spinal aksesuar sinir (Trapezius paralizisi)A. PRİMER2. Osseos kökenlia. Osteokondromlarb. Malunionlar3. Yumuşak doku kökenlia. Kontraktürelb. Kas avülsiyon veya agenezisic. Skapulotorasik bursitB. SEKONDERC. VOLUNTER
 
AIM: To examine the differences in the neuromuscular and kinematic response in middle distance runners when the step rate was increased to 5% and 10% respectively of the preferred step rate.MATERIALS AND METHODOLOGY: 80 middle distance runners (40 males and 40 females) participated in the study. EMG of 8 muscles (rectus femoris, medial and lateral hamstrings, medial gastrocnemius, tibialis anterior, gluteus medius and maximus), kinematic changes at the lower limb joints during stance and swing phase of running, foot pressure readings and spatiotemporal gait pa-rameters were recorded as each participant ran at their preferred speed, 5% increase in preferred speed and 10% increase in their preferred speed while keeping the treadmill speed constant.RESULTS: Kinematic analysis showed an increased knee flexion angle at initial contact (p < 0.001) and decreased knee flexion angle during swing phase (p < 0.001), Ankle showed reduced dorsiflex-ion angle at initial contact (p
 
Bu çalışma, Türkiye Boks Federasyonu’nun amatör boks lisansına sahip erkek boksörlerin gövde ve alt ekstremite esnekliği ile denge arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla planlandı. Değerlendirmeye 21 gönüllü boksörün (BKİ: 22.53kg/m2; yaş:21.3± 2.9 yıl; spor yaşı:7.24±2.77 yıl) %72.4’ü sağ bacak dominanttı. Boksörlerin esnekliklerini değerlendirmek için gövde lateral fleksiyon, gövde hiperekstansiyon, gövde rotasyon, quadriseps ely’s, hamstring ve gastroknemius esneklik testleri kullanıldı. Dengenin değerlendirilmesinde Biodex Denge Sistemi (Biodex Medical Systems, Inc., Shirley, NY) kullanıldı. Dinamik ve statik denge sırasında stabilite limitleri, atletik tek bacak ve duyusal entegrasyon testleri kullanıldı. Normal dağılan parametrelere Pearson Korelasyon katsayısı, normal dağılmayan parametrelere Spearman Rho İlişki Katsayısı verildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p
 
Amaç; 12–14 yaş erkek futbolculara uygulanan kombine antrenmanlarının kuvvet ve bazı fizyolojik özelliklere etkisini araştırmak. Materyal ve Yöntem; Araştırmaya Isparta Gülspor kulübünde futbol oynayan 30 çocuk gönüllü olarak katıldı. Futbolcular, kombine antrenman (bileşik) yapan (KAG) grup (n:15) ve konvansiyonel (alışılagelmiş) antrenman yapan grup (NAG) (n:15) olarak iki gruba ayrıldı. Kombine antrenman grubu (n:15) futbolcularının ortalama yaşı 13,3±0,7 yıl, boy ortalaması 158,1±9,9 cm, vücut ağırlığı 48,2±11,4 kg’dır. Konvansiyonel antrenman grubu (n:15) futbolcularının ortalama yaşı 13,2±1,5 yıl, boy ortalaması 154,7±15,1 cm vücut ağırlığı 44,2±11,4 kg’dır. Her iki gruba da, fiziksel (boy,kilo), fizyolojik (K.A.S., tansiyon, vücut ısısı), biyomotorik (kuvvet, sürat, esneklik) ve teknik (futtek) testler uygulandı. Her iki gruba da altı (6) haftalık antrenman uygulandı. Grupların son testleri bağımsız örneklem t testi ile karşılaştırıldı.Bulgular; İki gurubun karşılaştırılması sonucu biyomotorik özellikler arasında sayılan şınav, dikey sıçrama, yatay sıçrama arasında; fizyolojik özellikler arasında sayılan vücut ısısı başlangıç değerleri arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p
 
INTRODUCTION: Nowadays, with the rapid increase in the rate of participation in sports and physical activities, interests to carry out studies for the prevention of injuries has considerably increased. The purpose of this study, is to investigate the effect of the post-exercise ankle muscle groups’ fatigue, on ankle proprioception in the target angles of eversion, inversion, plantar flexion and dorsal flexion. MATERIAL-METHOD: 20 men who aged between 18-35 were included in the study who either are sedentary or maintain physical activity recreationally. In separate days with at least 4 days long from each other, using the Biodex Multi-Joint System-Pro dynamometer, ankle active and passive proprioception, were measured in angles of, in turn, 1st day; eversion (10°), 2nd day; Inversion (20°), 3rd day; plantar flexion (25°) and 4th day; dorsal flexion (15°). After proprioception testing isokinetic fatigue exercise was implemented. Then the proprioception measurements done before fatigue, was repeated after fatigue.RESULTS: Active proprioception, is significantly affected by post-exercise fatigue at the angles of inversion 20° and plantar flexion 25° (p
 
AMAÇ Bu olgudaki amacımız bir kadın futbolcuda kronik pelvik ağrı sebebi olarak tespit edilen, egzersiz ve kinesiotape uygulaması ile başarılı tedavi edilen iliopsoas sendromu olgusunu sunmak ve tanıdaki gecikmenin sebeplerini tartışmaktır.OLGUSon 1 yıldır sağ kasık bölgesinde ağrı şikayeti olan 26 yaşında, 8 yıldır aktif futbol sporu yapan bayan hasta, çeşitli kliniklerde üreter taşı, inguinal herni, non-spesifik alt bel ağrısı ve osteitis pubis ön tanıları ile değerlendirilmiş. Yapılan muayene, laboratuvar ve görüntüleme incelemelerinde ağrıyı açıklayacak bir sorun tespit edilmemiş. Son olarak jinekoloji kliniğinde kronik pelvik ağrı tanısı konarak, analjezik ve oral kontraseptif tedavi denenmiş. Verilen tedaviye cevap vermeyen hasta, spor hekimliği bölümüne refere edilmiş. Hastada tek taraflı (sağ) kasık ağrısı, uzun süre oturduktan sonra kalktığında dik olabilmede zorluk ve bazen bu şikayetlerine eklenen alt bel ağrısı yakınmaları vardı. Bilateral alt ekstemite kuvvet muayenesi, tendon refleksleri normal olarak tespit edildi. Muayene bulguları: sağ iliopsoas kas trasesinde insersiyoya yakın bölgede derin palpasyonda hassasiyet, belde lordoz artışı, sol pelvik antero-superior tilt, sol kalçada piriformis trasesinde hassasiyet, sağda daha belirgin olmak üzere bilateral pozitif Thomas testi, sağ kalçada tüm yönlere doğru eklem hareket açıklığının son derecelerinde azalma. Kan, idrar, konvansiyonel grafi, USG ve MR incelemelerinde hastanın şikayetlerini açıklayacak patolojik bir sorun tespit edilemedi. İliopsoas sendromu tanısı konuldu. Tedavide günlük germe egzersizleri önerildi ve beşer gün aralarla kinesiotape uygulaması yapıldı (Resim 1). Ağrı düzeyi Vizüel Analog Skala (VAS) skoru ile değerlendirildi. Dördüncü seanstan sonra ağrının tamamen ortadan kalkması ile tedavi sonlandırıldı. Tedavinin bitiminden üç ay sonra hastanın aktif şikayeti olmadığı görüldü. TARTIŞMAKadınlarda kronik pelvik ağrı yönetiminde muskuloskeletal sebepler sıklıkla atlanmaktadır. Bu nedenle, başta spor yapan hastalar olmak üzere tüm hastalar da jinekolojik sebeplerin dışında iliopsoas sendromu gibi muskuloskeletal sebepler de akılda tutulmalıdır. Fonksiyonel bir problem olan İPS’nun, tanısı konulduğunda kinesiotape uygulaması ve germe egzersizi tedavisi ile hızlı ve anlamlı derecede tedavisi mümkün olabilmektedir.
 
GİRİŞ: Cimnastik belli kurallar dahilinde, değişik özelliklerdeki aletlerin tekniklerin estetik ve zarafet bütünlüğü içerisinde serbest vücut hareketleriyle bağlantılı olarak müzik eşliğinde, uyumlu ve akıcı bir şekilde sergilenmesiyle oluşan bir spor dalıdır, artistik ve ritmik jimnastik, bu sporun alt dallarındandır. Bu iki cimnastik dalının kuvvet ve kor açısından farklılıklar gösterip göstermediği bilinmemektedir.AMAÇ: Bu çalışmada amacımız artistik ve ritmik cimnastikcilerin izokinetik kas kuvveti ve kor değerleri arasında fark olup olmadığını belirlemektir.GEREÇ-YÖNTEM: Çalışmaya 6 ritmik cimnastik sporcusu ile 5 artistik cimnastik sporcusu olmak üzere toplam 11 sporcu dahil edildi. Sporcuların 60°/sn ve 240°/sn hızlarda diz fleksiyon/ekstansiyon, omuz internal/eksternal rotasyon kas kuvvetleri isomed 2000 izokinetik cihazıyla değerlendirildi. Kor değerlendirmesinde; anterior fleksör endurans testi, statik gövde ekstansör testi ve her iki taraf lateral köprü testi kullanıldı. Farklı dal sporcularının kas kuvvetini ve kor değerlerini karşılaştırmak için non-parametrik Mann Whitney U testi kullanıldı. Anlamlılık değeri p0.05) (Tablo 1). Artistik ve ritmik cimnastikcilerin izokinetik kas kuvvetlerinin ve kor değerlendirmelerinin hiçbir parametresinde fark bulunamadı (p>0.05) (Tablo 2).TARTIŞMA: Literatürde ritmik jimnastik sporcularının boy, kilo ve VKİ değerlerinin artistik jimnastik sporcularına göre anlamlı derece yüksek olduğu bidirilirken çalışmamızda bu değerler iki grup arasında benzer bulunmuştur. Aynı zamanda yapılan çalışmalar kor ve kuvvet değerlerinin yapılan egzersiz süresiyle ve yaşla birlikte arttığını göstermektedir. Çalışmamızda ise kor ve kuvvet değerleri iki grup arasında birbirine benzer olduğu belirlendi. Bu durumun sporcuların yaşlarından ve spor yıllarından kaynaklandığını düşünmekteyiz. Bu nedenle yaşları daha büyük olan ve spor yılları daha fazla olan farklı jimnastik branşlarının kor enduransları ile kas kuvvetlerini karşılaştıran çalışmalara ihtiyaç vardır.
 
AMAÇ: Bu çalışma ile 2020-2024 olimpiyat oyunlarına hazırlanan sporcuların ağız-diş sağlığı durumlarını ve oral-hijyen alışkanlıklarını belirlemek, kötü ağız-diş sağlığının performans ile ilişkisini değerlendirmek, sonrasında tedavi ve eğitim programları oluşturmak amaçlanmıştır.GEREÇ-YÖNTEM: Çalışmamıza 2016 yılı içinde Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığına rutin sağlık muayenesi için gelen değişik spor branşlarından yaş ortalaması 18,53±6,09 olan 356 sporcu katıldı. Sporcuların tamamı geliştirilmiş olan proje kapsamında 2020-2024 olimpiyat oyunlarına hazırlanan sporculardan oluştu. Muayeneler Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı Diş Kliniğinde, aynı diş hekimi tarafından, tek kullanımlık muayene seti kullanılarak yapıldı. Diş muayenesinde çürük (D), kayıp (M), restore diş (F) indeks (DMF-T) değerlendirmesi, periodontal muayene toplum periodontal indeks (CPI) kodlarına göre “sağlıklı, periodontal taş varlığı, hiperemik dişeti ve sond ile gelişen kanama” durumları Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) kriterlerine uygun olarak değerlendirildi. Elde edilen veriler yine DSÖ kriterlerine uygun olarak hazırlanan “Sporcu Ağız ve Diş Muayene Formuna” işlendi. İstatiksel analizi SPSS programında Paired-Samples T-Testi kullanılarak yapıldı. BULGULAR: Çalışma sonuçlarına göre n=165 (%46,3) sporcuda toplam D=418 çürük diş, n=76 (%21,3) sporcuda toplam M=153 kayıp diş, n=180 (%50,5) sporcuda toplam F=526 restore diş belirlendi. Ayrıca n=66 (%18,5) sporcuda hiçbir diş ve dişeti rahatsızlığı belirlenmez iken, n=140 (%39,3) sporcuda akut gingivitise (dişeti enfeksiyonu) rastlandı. Yapılan istatiksel analiz sonucunda sporcuların yaş grubuna göre çürük diş, eksik diş, dolgulu diş ve gingival hastalık görülme oranı istatiksel olarak anlamlıydı (p
 
GİRİŞ: Spor dallarında iyi bir performans elde edebilmek için öncelikle o spora uygun bir vücut tipinin gerekli olduğu kabul edilmektedir. Sporcunun yeteneklerinin belirlenmesi, aerobik performansı, teknik beceriyi arttırmak ve geliştirmek amaçlı antrenman programlarının düzenlenmesinde ve başarı beklenen sporcu seçiminde somatotip ve vücut kompozisyon özelliklerinin bilinmesinin yararlı olabileceği belirtilmektedirAMAÇ: Bu çalışma Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğü Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığına başvuran dokuz branştan 62 erkek, 45 kadın sporcunun yağ oranları, yağsız vücut kitleleri ve somatotiplerini belirlemek için amacıyla yapılmıştır.YÖNTEM: Katılımcıların boy uzunlukları anatomik duruşta, spor kıyafetiyle ve ayakkabısız olarak stadiometre ile cm cinsinden ve vücut ağırlıkları da dijital tartıyla kg cinsinden kaydedildi. Vücut yağ ölçümleri 0,2 mm'lik bölümleri bulunan skinfold kaliper (Holtain, Crymych, İngiltere) kullanılarak triseps, biseps, subskapular, suprailiak ve baldır bölgelerinden yapıldı. Siri (1961) metodu kullanılarak vücut yağ yüzdesi hesaplandı. Vücut Yoğunluğu Durnin-Womersley Formülü ile hesaplandı. Çap ölçümleri Harpenden antropometri setiyle (Holtain - İngiltere) dirsek ve diz bölgelerinde yapıldı. Bu ölçümlere göre sporcuların vücut tipleri Heath-Carter somototip sınıflamasına göre belirlendi. BULGULAR: Erkeklerin yaş ortalamaları; 16,98±3,5 kilo ortalamaları; 67,47±14, boy ortalamaları; 173,16±11, yağ yüzdesi ortalamaları; 12,72±4,2, yağ ağırlık ortalamaları; 8,8±4,2, yağsız vücut kitlesi ortalamaları; 58,63±11, somototip ortalamaları; 2,5-4,6-2,8 olarak tespit edilmiştir. Kadınların yaş ortalamaları; 15,31±1,9 kilo ortalamaları; 56,56±10,boy ortalamaları; 161,44±6,7, yağ yüzdesi ortalamaları; 24,36±4,7, yağ ağırlık ortalamaları; 14,42±4,9, yağsız vücut kitlesi ortalamaları; 42,14±5,9, somototip ortalamaları; 3,7-4-2,5 olarak tespit edilmiştir (Tablo1,2,3). SONUÇ: Çalışmamız sonucunda erkek sporcuların dengeli mezomorfik kadın sporcuların endo-mezomorfik somatotip profilinin baskın olduğu, kadın ve erkek sporcuların yağ yüzdesi ortalamaları normal sınırlarda olduğu belirlendi. Sonuç olarak yapılan çalışmalarda değişik spor dalları ve aynı spor dalının farklı kategorileri arasında, vücudun yapısal özelliklerinin farklılıklar gösterdiği ortaya konulmuştur. Elde edilen veriler sporcuların farklı spor dallarına yönlendirilmesinde, küçük sporcuların eğitiminde ve elit sporcuların antrenmanlarında ve performansın artırılmasında büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle sporcuların morfolojik ve fizyolojik yapılarının belirlenmesi oldukça önemlidir.
 
GİRİŞÖn Çapraz Bağ Cerrahisi sonrası bazı hastalarda tatmin edici sonuçlar alınamamaktadır. Son dönemde bunun olası nedenlerinden biri olarak eşlik eden anterolateral bağ (ALL) yaralanmaları düşünülmektedir. ALL dizin anterolateral stabilitesinde rol almaktadır. Anatomik ve biyomekanik özellikleri yakın dönemde ortaya konmuştur, ancak standart diz manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile ALL’nin kendisinin ve lezyonlarının görüntülenebilirliğine ilişkin bilgiler yetersizdir.AMAÇÖn çapraz bağ rüptürü olan hastaların standart diz MRG’lerinde ALL’nin ve lezyonlarının değerlendirilmesi amaçlandıGEREÇ ve YÖNTEMBu çalışmada Ön Çapraz Bağ rüptürü tanısı almış hastaların MRG retrospektif olarak incelendi. Aynı görüntüleme merkezinde 2010 -2012 yılları arasında elde edilmiş 76 adet 1.5-Tesla diz MRG çalışmaya dahil edildi. ALL femoral ve tibial olarak 2 kısımda incelendi. Gözlenebilen kısım, bu bölgede ödem ve/veya çevresindeki sıvı varlığı not edildi.BULGULARMRG’lerin 45 tanesinde bağın tamamı, 10 tanesinde femoral kısmı, 11 tanesinde tibial kısmı gözlenirken 10 tanesinde bağ gözlenmedi. Bağın tamamının gözlendiği 45 MRG’nin 19 ‘unda sıvı ve ödem, 6 ’sında sadece ödem ve 6’sında da sadece sıvı gözlendi. Bağın femoral kısmının gözlendiği 10 MRG’nin 1 tanesinde sıvı ve ödem, 4 tanesinde sıvı, 1 tanesinde sadece ödem gözlendi. Bağın tibial kısmının gözlendiği 11 MRG’nin 3 tanesinde sıvı ve ödem, 5 tanesinde sadece sıvı, 1 tanesinde sadece ödem gözlendi.TARTIŞMA/SONUÇÇalışmamızda rutin çekilmiş MRG’lerin %59’unda ALL’nin tamamını, %28’inde bir kısmını gözlerken %13’ünde ALL’yi gözlemedik. Rutin elde edilen 1.5 Tesla MR görüntüleri ALL’yi değerlendirmek için yetersiz kalmaktadır.ALL’nin gözlenebilen kısmında çoğunlukla bağda ödem ie birlikte çevresinde sıvı saptanırken, bir kısmında sadece bağda ödem ya da sadece bağ çevresinde sıvı gözlendi. Ödem ve sıvının birlikte varlığı total rüptür olarak değerlendirilebilir. Sadece ödem ya da sıvı varlığı, burkulma ya da rüptür kaynaklı olabilir.
 
Objectives: In order to examine the changes in physical characteristics and motor abilities of Turkish children aged 11 or 12 years old, data collected in three different periods (1983 to 1985, 1999 to 2003 and the year 2013) were compared in the present study. Material and Methods: Data for girls (age 11, n=187; age 12, n=181) and boys (age 11, n=435; age 12, n=392) were obtained from Eurofit tests applied between the years 1983 and 1985 in four different cities; between the years 1999 and 2003 in İzmir, and recently in 2013 in İstanbul. Differences concerning similar parameters for the three different periods were compared. The MedCalc statistical program was used for this purpose and t-tests were applied for data comparison. Results: Data analysis yielded mean increases of 10% for body weight and body mass index (BMI), 40-115% and 55-150% for local skinfold thicknesses in girls and boys, respectively (p
 
GİRİŞ-AMAÇ: Plantar topuk ağrısı(plantar fasiit) atletik ve sedanter popülasyonda topuk ağrısının sık görülen sebeplerinden biridir. Kalkaneal başlangıç bölgesinde tekrarlayan mikrotravmalar sonrasında oluşan dejeneratif değişikliklerle karakterize bir sendromdur. Steroid olmayan anti inflamatuar ilaçlar, ortezler, fizik tedavi, ESWT gibi konservatif yöntemlerle %80 oranında rahatlama sağlanmaktadır. Bu çalışmada ketoprofen ile fonoforez uygulamasının etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.GEREÇ-YÖNTEM: Çalışmamızda en az 4 hafta süreyle semptomları olan 15(13 kadın, 2 erkek) plantar fasiit tanısı almış hasta değerlendirilmiştir. Hastaların ilk adım ağrı düzeyleri Nümerik Derecelendirme Ölçeği (NDÖ), fonksiyonel değerlendirmeler Alt Ekstremite Fonksiyonel Skalası (AEFS) ve Ayak Fonksiyon İndeksi (AFİ) ile yapılmıştır. Tedavi başlangıcı, 1. ay ve 3. ay olmak üzere veriler toplanmıştır. Tedavi 3 gün/ hafta olmak üzere 4 hafta süreyle uygulanmıştır. Ketoprofen jel ile 1 Mhz, 1 W/cm², 1:4 kesikli modda 7 dakika fonoforez uygulaması, plantar fasya, kalf kaslarına yönelik germe egzersizleri ve intrinsik ayak kaslarına yönelik kuvvetlendirme egzersizleri uygulanmıştır. Ayrıca yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi ve kalkaneal spur varlığı ile plantar fasiit ilişkisi değerlendirilmiştir.BULGULAR: Hastaların yaş ortalamaları 47,9 yıl, vücut kitle indeksi ortalamaları 29,7 kg/m² ve semptom süreleri ortalamaları 8,5 ay olarak bulundu. 11 hastada (%73,3) kalkaneal spur mevcuttu. NDÖ, AEFS ve AFİ’de 0-1.ay ve 0-3.ay arasında istatistiksel anlamlı fark bulunurken (p< 0.05), 1-3. ay verileri karşılaştırıldığında AEFS dışında istatistiksel fark saptanmadı (p=0.022). Uygulanan tedavi sırasında herhangi bir yan etki saptanmadı.TARTIŞMA/SONUÇ: Ketoprofen ile fonoforez uygulaması; 3 aylık takip sonucunda plantar topuk ağrılı hastalarda ağrıda azalma ve fonksiyonel durumda artma sağlamıştır. Erken dönem sonuçlarıyla etkin bir tedavi yöntemi olarak görülebilir. Ancak daha fazla hasta sayısını içeren, uzun dönem sonuçları içine alan çalışmaların yapılması gerekmektedir.
 
Ön Bilgi; Dağ bisikleti yarışlarının bireysel olma özelliğinden dolayı, hem performans düzeylerinin hem de antrenman programlarının bireysel yapılması zorunluluğu vardır. Dolayısıyla antrenman plan ve periyotlaması her bir bisikletçinin kendi verilerine göre yapılmalıdır.Amaç; Milli dağ bisikletçisine sezon başında uygulanan kombine (kuvvet/mesafe/interval) antrenmanların kuvvet, dayanıklılık, nabız ve laktik asit değerleri üzerine etkilerinin incelenmesidir.Materyal Metot; Çalışmaya Milli ve 23 yaş altı Dağ Bisikleti Türkiye Şampiyonu olan, E.Y gönüllü olarak katıldı. Kuvvet Testlerinden Bir Maksimum Tekrar, Dayanıklılık Testi olarak da Arttırmalı Performans Testi uygulandı. Nabız sayıları Garmin marka cihaz ile kaydedildi. Laktik Asit Ölçümleri de Nova marka cihaz ile yapıldı. Antrenman programı 6 hafta uygulandı. Testler 6 haftanın başında ve sonunda olmak üzere iki kez alındı. Bisikletçinin ön ve son test değerleri sayısal olarak değerlendirildi.BULGULAR: Araştırmaya katılan E.Y nin boy 178 cm., Vücut Ağırlığı Ön test (ÖT) 75,2 kg., Son test (ST) 74 kg’dı. Kuvvet değerleri (1MT), Biceps Curl ÖT 70 kg, ST 75 kg., Shoulder Press ÖT 55 kg, ST 65 kg., Triceps Press ÖT 72,5 kg, ST 77,5 kg., Seated Row ÖT 85 kg, ST 95 kg., Lat Pull ÖT 75 kg, ST 80 kg., Abdomen ÖT 80 kg, ST 82,5 kg., Leg Extension ÖT 160 kg, ST 190 kg., Leg Curl ÖT 85 kg, ST 90 kg., Leg Press ÖT 203 kg, ST 245 kg., Calf Raise ÖT 150kg, ST 160 kg.’dı. Arttırmalı Performans Testi (APT) ÖT 17.57 dk. iken ST süresi arası 18.05 dk. olarak belirlendi. Dinlenik Nabız ÖT. 45 atım/dk., ST.43 atım/dk., Maksimal NAbız ÖT. 204 atım/dk., ST. 199 nabız olarak belirlendi. Laktik asit Başlangıç Birinci Test 2.9 mmol/Lt, ST 10.1 mmol/Lt, İkinci Test başlangıç 0,9 mmol/lt, bitiş 10,3 mmol/Lt’diSONUÇ: Kombine antrenmanlar bisikletçinin sezon başına göre performans değerlerinde sayısal olarak artış görülmüştür. Bu da dağ bisikletçileri için kombine antrenmanların performans gelişimi açısından yararlı olabileceği söylenebilir.
 
Purpose: The study aimed to analyze the average daily step counts of 12- and 13-year-old children in all-day or double-shift schools for defined periods. Materials and Methods: Sixty students (30 all-day, 30 double-shift) participated in the study; their mean age was 12.5±0.5 years. Children were asked to wear FitbitFlex 2 accelerometer on their dominant wrist. Data were collected from children for a minimum of eight hours for seven days (minimum of four weekdays and a weekend day). Findings: It was observed that the daily average step count of boys was higher than girls for after school, outside school, the weekend, and the entire week (p
 
Total physical activity score by age and gender * p<0.05, Sgnfcant derence between genders at all age groups. ** p<0.05, In both genders, the age of 12 s sgnfcantly derent from the ages of both 13 and 14 years.
Total PAS by the BMI classification and gender (*p<0.05) Body weght ncreased wth age both n grls and boys (p<0.001; Table 1), except for grls aged 13 and 14 who had smlar BW (p>0.05). BMI and BMI percentle values were smlar between the age groups and the genders (p>0.05; Table 1) The only excepton was that grls aged 12 years Table 1). The only excepton was that grls aged 12 years ) y p g g y
Significant correlation coefficients between total PAS and body composition variables; total PAS with fat mass (A) and body fat percentage (B) for age 12, total PAS with fat mass (C) and body fat percentage (D) for age 13, total PAS with body fat percentage (E) and lean mass (F) for age 14. CI; confidence interval.
Objective: The prevalence of overweight and obesity among children and adolescents increased dramatically. Reduced regular physical activity (PA) is considered one of the major factors behind this worldwide epidemic and related health problems. This study aimed to determine the association between PA level and body composition components in 12-14 years old girls and boys living in Altındağ district, Ankara. Materials and methods: A total of 234 boys and 224 girls aged 12-14 years participated in this study. PA level was assessed by the Physical Activity Questionnaire for Children (PAQ-C) and body composition was measured by bioelectric impedance. Two-way ANOVA with Bonferroni post hoc test and Pearson Correlation Coefficient tests were used in data analysis. Results: Findings of the study showed that children aged 12 years had higher total PA score than aged 13 and 14 years (p<0.05), showing decreased PA level with age. Boys had significantly higher total PA score in all age groups than girls (p<0.05). Girls with healthy weight and overweight showed significantly higher total PA score than girls with obesity. Girls had higher fat mass and body fat percentage than boys in all age groups (p<0.05). Fat mass was inversely associated with total PA score in all age groups (12 years old r=-0.28; p<0.001, 13 years old r=-0.16; p=0.047, 14 years old r=-0.21; p=0.007). Conclusions: PA participation of children declines with age. Reduced PA level is significantly associated with increased fat mass, indicating the importance of PA in maintaining a healthy weight in this age group.
 
GİRİŞ: Her spor dalında olduğu gibi futbolda da futbol oynama amacı, bireysel psikolojik farklılıklar futbolcunun lig performansını etkileyebilmektedir. Özellikle adolesan döneminde fiziksel ve psikolojik farklılıklar oldukça yoğun ve labil yaşanmaktadır. Bu değişikliklerin futbolcunun lig performansına yansıması çoğu zaman kaçınılmaz olabilmektedir. AMAÇ: Aynı kronolojik yaşta milli takım seçilme kampına davet edilmiş erkek futbolcuların lig performansları ve psikolojik duygu durum ilişkilerini incelemektir.GEREÇ-YÖNTEM: 2016-2017 sezonunda U-14 yaş kategorisinde milli takıma seçilme kampına davet edilen 288 sporcudan akademi liglerinde oynayan 158 erkek futbolcu çalışmaya dahil edildi. İlk yarı dönemdeki maç, gol, toplam dakika, sarı/ kırmızı kart sayıları sporda güdülenme ölçeği (SGÖ), kovaks depresyon anketi (KOVAKS), çocuklarda anksiyete tarama ölçeği (ÇATÖ) kullanılarak psikolojik duygu durum ilişkisi incelendi. Nicel veriler ortalama ± Standart Sapma (SS) ile özetlendi. Gruplar arası farklılıkların saptanmasında chi-square, Mann-Whitney, ANOVA, post hoc Tukey, korelasyon için Spearman testleri kullanıldı. P0,05). SDÖ puanları ile maç (r=-0,136, p=0,045), toplam oynadıkları dakika (r=-0,149, p=0,032), gol sayıları (r=-0,139, p=0,043) arasında düşük negatif korelasyon saptandı. 1. yaş çeyreğinde olanlarda daha fazla patolojik KOVAKS puanı (p=0,003). 1.yaş çeyreğinde SDÖ puanları 2.yaş çeyreğine göre düşüktü (p=0,041).SONUÇ: Spocuların oynadıkları maç sayısının azalmasıyla sporda güdülenmemenin artığı ve attıkları gol sayısıyla özdeşimler düzenlemenin arttiğı saptandı. Psikolojik duygu durum dalgalanmasının sık yaşandığı adolesan döneminde yarışma kaygısı futbol gibi takım oyununda oyuna yansıması kaçınılmaz olabilir. Çalışmanın geniş kitlelerde yapılarak hassas bir dönem olan adolesan döneminde uzun soluklu profesyonel futbolcu kazanmak için psikolojik alt yapı sağlamlaştırılmasına yönelik öneriler oluşturulması, planlanması faydalı olacaktır.
 
GİRİŞ: Son yıllarda sporda yetenek seçimi ve geliştirme programları gündemdedir. Futbolda da yeteneğin seçilmesinde, geliştirilmesinde pratik uygulamada kabul gören tek bir rehber yoktur. Fakat tercih edilen erken dönem futbola başlanması, yeteneğin ortaya çıkarılması ve antreman programlarıyla geliştirilmesidir. Bu adolesan dönemde kolay görülmemektedir. Aynı yaş gruplarındaki fiziksel farklılıklar, performans test kriterleri, adolesan sporcunun potensiyelinin anlaşılmasını zorlaştırmaktadır.AMAÇ: U-14 yaş erkek futbolculardan milli takım seçmelerine davet edilen ve sonrasında milli takıma seçilen ve seçilmeyenler arasında lig maçlarındaki durumları ile atletik performans test sonuçlarının seçim kriterleri olarak kullanılabilirliğini değerlendirmek.GEREÇ-YÖNTEM: 2015-2016 sezonunun U-14 milli takım seçme kampına davet edilen ve 2016-2017 sezonun ilk yarısında aktif futbol oynayan sporcuların maç, toplam dakika, sarı/kırmızı kart, gol sayısı ve sporcuların kamp esnasında ölçülen MaxV02, agility test, atlama, sürat ve YOYO IRT1 dayanıklılık testleri ile karşılaştırıldı. Nitel veriler % olarak özetlendi. Gruplar arası farklılıkların saptanmasında Mann-Whitney testi kullanıldı. P
 
GİRİŞ: Aynı kronolojik yaşta doğum tarihi erken olanların sporda yetenek seçimlerinde avantajlı oldukları bilinmektedir Ancak spora özgü motivasyonda, fonksiyonel kapasitede relatif yaş etkisinin olmadığını gösteren çalışmalar da vardır. AMAÇ: Aynı kronolojik yaştaki erkek futbolcularda teknik/taktik ve atletik performans değerlendirmelerinde relatif yaş etkisini incelemektir. GEREÇ-YÖNTEM: U-14 milli takım seçilme kampına davet edilen 286 erkek futbolcunun, teknik; topa yatkınlık, yaratıcılık, hava hakimiyeti, orta kalitesi, rakip eksiltme ve şut kalitesi, taktik ise pozisyon bilgisi, erken karar, doğru karar, sezgi-erken uyarı, oyunun iki yönü atak ve savunma alt boyutları (1-10) puanlandırıldı. Dikey sıçrama, 10m-20m-30m hız, YOYO IRT1, dayanıklılık, çabukluk-çeviklik, çıkış hızı, maksimal hız gibi atletik performans puanları ile karşılaştırıldı. Veriler ortanca ve Inter Quartile Rate (IQR) ile özetlendi. Gruplar arası farklılıklarda Mann-Whitney, ANOVA, post hoc Tukey testleri kullanıldı. P0,05) idi. SONUÇ: Seçilmiş U-14 yaş kategorisinde teknik-taktik ve atletik performans değerlendirmelerinde relatif yaş etkisi bulamadık. Futbol gibi yüksek performanslı bir takım sporunda yetenek, performans kadar teknik ve taktik de erken dönemde geliştirilmeli, yönlendirilmelidir.
 
Objective: The goal of this study was to investigate anthropometric and motoric performance characteristics of Turkish badminton players of 10-14 age. Material and Methods: A total of 166 male and 129 female badminton players from 35 different provinces participated in the study voluntarily. The research was conducted at U9, U11, U13 and U15 Turkish badminton championships. Height, stroke length, body weight measurements were taken; 20 m sprint, standing long jump, vertical jump, flexibility, medicine ball throwing and back strength tests were performed. Besides, anaerobic power and body mass index scores of the athletes were calculated. Mann Whitney-U and independent samples t-test were used to compare differences between genders. Results: Height, stroke length, body weight, body mass index, flexibility and anaerobic power of the 11-year-old female players were found to be significantly higher than those of males (p
 
u araştırma; Voleybol, basketbol, futbol, hentbol branşlarında 16 – 28 yaş aralığındaki erkek sporcuların sakatlıklarla ilgili bilgi düzeylerini tespit etmek ve branşlar arasındaki farklılıkları ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır.Araştırma kapsamındaki ankette Bursa il sınırlarında voleybol, basketbol, futbol, hentbol branşlarındaki lisanslı erkek sporcuların karşılaştıkları sakatlıkların ve sakatlıklardan korunma konusundaki bilgi düzeylerinin, bu parametrelerin branşlara göre farklılıkları ortaya konulmuştur. Uygulama, çalışmanın uygulandığı süre içerisinde ulaşılan toplam 250 sporcu üzerinde yapılmıştır. Yaş ortalaması 19,2±2,79 olarak hesaplanmıştır. Verilerin analizi bilgisayarda SPSS 16.0 programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sürekli değişkenlerin karşılaştırılmasında T testi ve ANOVA kullanılmıştır. Kategorik veriler ise çapraz tablolar, ki kare testi ve Pearson Korelasyon Testi kullanılarak analiz edilmiştir.Yapılan çalışmada kas sakatlıkları, bağ ve menisküs sakatlıkları ve burkulma olayları daha sık görülmektedir. Sakatlıkları en az önemseyenler basketbolcular, daha çok önemseyenler ise voleybolcular olmuştur. Büyük bölümü sakatlanmaya karşı özel bir önlem almaya gerek duymamışlardır. 250 sporcunun 216’sı en az 1 kez sakatlanmış ve 156’sı futbolu daha riskli görmektedir. Futbol, basketbol ve hentbolda en çok rakibin darbesiyle sakatlanma yaşanmakta, voleybolda ise yetersiz ısınma sakatlığa neden olmaktadır. Sporcuların çoğu sakatlıklar karşısında doktora gitmeyi tercih etmektedir. Yarısından fazlası ise (%53,2) sağlık kontrolünden geçmemişler ve sakatlıklar en çok kullanılan uzuvlar üzerinde oluşmaktadır. Futbolda alt ekstremite sakatlıkları çok beklenirken üst ekstremite sakatlıkları daha sık görülmüştür. Bunun sebebi; düşme tekniğini yanlış uygulama, üst bölgenin alt bölgeye göre daha güçsüz olmasından kaynaklandığı düşünülebilir. Isınma ve soğuma süreleri yeterli olmasına rağmen yetersiz ısınmadan dolayı sakatlanma 2. sırada yer almakta, buda ısınmanın bilinçsiz yapıldığı anlamına gelebilir. Sporcuların % 74’ü hırçın, cesur-atak, asi, sinirli kişilik yapısına sahip oldukları için sakatlık riskini arttırır. Sakatlığa neden olan faktörlerde ilk sırada rakibin darbesiyle sakatlanma, ikinci sırada yetersiz ısınma, üçüncü sırada ise zemin bozukluğu sakatlıkların oluşmasında etkili olmuş ve %51,6’sı maç ortasında gerçekleşmiştir. Maçlarda sağlık personeli bulunmasına rağmen antrenmanlarda bulunmadığı ortaya çıkmıştır.
 
GİRİŞ: Tibia ve fibulayı birbirine bağlayan, interosseöz membran ve anterior, posterior tibiofibular bağlardan oluşan fibröz yapı "tibiofibular sindesmoz" olarak adlandırılır. Sindesmoz yaralanması dendiğinde genellikle, ayak bileği inversiyon torsiyonu sonrası meydana gelen üst ayak bileği yaralanmaları akla gelir. Literatür incelendiğinde tibiofibular dislokasyon olmaksızın proksimal sindesmoz bağ yaralanmasının oldukça ender rastlanan bir durum olduğu görülmektedir. Burada, Türkiye Süper Liginde mücadele eden profesyonel bir futbol oyuncusunda meydana gelmiş proksimal sindesmoz yaralanması sunulmaktadır.OLGU: 26 yaşında erkek futbol oyuncusu, maç sırasında rakibinin yaptığı müdahale sonucu oyuna devam edememiştir. İlk muayene neticesinde menisküs ve bağ testlerinin normal olduğu gözlenmiş ancak fibula başı düzeyinde ödem, palpasyon ile ağrı ve perküsyon ile tinel bulgusu saptanmıştır. Ayrıca fibula başının mobilitesinde artış olduğu gözlenmiştir. Sırasıyla bilateral diz grafisi, EMG, BT ve diz MRG tetkikleri yapılmıştır. EMG sonucunun normal olması ile superfisyal peroneal sinir yaralanması ekarte edilmiş olup görüntüleme tetkikleri neticesinde sol fibula başının sağa kıyasla posterolaterale deviye olduğu ancak disloke olmadığı, interosseöz membranda intensite değişiklikleri olduğu rapor edilmiştir. Sporcuya, fizik muayene ve radyolojik görüntüleme tetkikleri sonucunda "Proksimal Sindesmoz Sprain Evre-2" tanısı koyulmuş ve 4-6 hafta iyileşme süresi öngörülmüştür. Sporcu, rehabilitasyon süreci neticesinde 30 gün sonra takımla birlikte çalışmaya başlamıştır. TARTIŞMA: Klasik ortopedi ve spor hekimliği ders kitaplarında Proksimal tibiofibular eklem (PTFE) yaralanmalarını açıklayacak spesifik klinik test ve radyolojik belirtilerle ilgili bilgi olmadığı görülmektedir. Bu nedenle oldukça ender görülen PTFE yaralanmaları, bilgi ve deneyim eksikliği ile birleşince sıklıkla gözden kaçabilmektedir. Proksimal sindesmoz yaralanması ise daha da nadir görülmekte ve bu nedenle klinik olarak şüphe duyulmadığı için teşhis ve tedavide zorluklar yaşanmaktadır. Literatürde PTFE yaralanmaları incelendiğinde, bu vaka dislokasyon olmaksızın sindesmoz yaralanmasına değinen iki olgudan biridir.SONUÇ: Proksimal sindesmoz yaralanması ile ilgili daha geniş serilerle yapılacak çalışmalar, hekimlerin bilgi ve deneyim eksikliğini gidermesine yardımcı olacak, ayrıca tedavide izlenecek yolun belirlenmesi ve daha kısa sürede, daha efektif yanıt alınmasını sağlayacaktır.
 
PURPOSE: To compare the lateral abdominal muscle thickness and other possible functional risk factors in young soccer players with and without low back pain (LBP).METHOD: In total, 30 young soccer players between 16 and 20 years old, with and without LBP, from the premier league participated in this study. The thicknesses of external oblique, internal oblique and transversus abdominis on both sides were measured via ultrasound imaging. In addition, hamstring flexibility, active lumbar forward flexion, and isometric muscle endurance of trunk extensors were measured and were compared regarding the history of LBP.RESULTS: Mean ± SD age of the subjects was 17.4 ± 1.1 years. There was no statistically significant difference regarding age, BMI, weekly training hours and age of starting to compete between groups. Subjects with sports-life, last year and last month history ofLBP had a statistically significant lower external oblique muscle thickness in both right and left side, and both dominant and non-dominant feet (p
 
AMAÇ: Functional Movement Screen(FMS)(fonksiyonel hareket değerlendirme), sporcularda hareket kapasitesini ve yaralanma riskini değerlendirmek amacıyla kullanılan bir test bataryasıdır. Bu çalışma; profesyonel farklı iki spor branşındaki (Futbol ve hentbol) sporcuların yaralanma riskini FMS skorları ile belirlemek ve farklı iki branşın yaralanma riskini karşılaştırmak amacı ile yapıldı. YÖNTEM: Çalışmaya Konya Spor U19 takımından 22 futbolcu ve Selçuklu Belediye Spor Hentbol takımından 24 hentbol sporcusu dahil edildi. Sporculara çalışma öncesi onam formları imzalatıldı ve çalışma hakkında bilgi verildi. Sporcularda yedi temel hareket (hurdle step, inline lunge, shoulder mobility, trunk pushup, deepsquat, activestraightlegraise, rotatorystability) değerlendirildi ve bu hareketler 1-2-3 puanlama sistemine göre puanlandı. Değerlendirme esnasında çift kamera kullanılarak görüntüler analiz edildi. Yapılan puanlama sonucu çıkan veriler değerlendirilirken; FMS skoru yaralanma riski için cut off değeri 14 alındı. Sağ ve sol ölçümler için ortalaması alınarak toplama dahil edildi. Asimetri belirlenirken her bir test için bireysel skorların sağ ve sol farkı alınarak, bir ve daha yukarısı için asimetri var; fark sıfır ise asimetri yok olarak kodlandı. FMS skorlarının gruplar arasında toplam ve ortalamalarının karşılaştırılmasında bağımsız t testi kullanıldı. Kategorik değişkenler için ki-kare ve 2x2 tablolar için Fisher’sExact uygulandı ve odds oranları hesaplandı.BULGULARYapılan analiz sonucunda hentbol oyuncularının futbol oyuncularına göre 4,2 kat daha fazla yaralanma riski taşıdıkları saptandı (p>0.05). Alt parametreleri değerlendirildiğinde, sağ ve sol asimetrisi, shoulder mobility testi ve inline lunge asimetrisi için iki grup arasında ile anlamlı bir fark bulundu(p0.05). TARTIŞMA VE SONUÇ22 futbol oyuncusu ve 24 hentbol oyuncusu ile yaptığımız çalışmada, hentbol oyuncularının futbol oyuncularına göre daha fazla yaralanma riski taşıdıkları tespit edildi. Yaptığımız bu çalışma ile farklı spor dallarının yaralanma risklerinin ortaya koyulması sporcuların yaralanma risklerinin azaltılmasına yönelik diğer çalışmalara ışık tutacaktır.
 
Objective: To investigate how elite female and male volleyball players spent their time during lockdown in terms of keeping up their physical training and maintaining wellbeing as well as their beliefs, attitudes and expectation/perceptions about the upcoming season. Materials and Methods: 331 elite volleyball players took part in the study. A survey, consisted of single and multiple-choice questions was applied. The Chi-square test was used to compare groups’ frequency data. Following Chi-square test, Bonferroni correction was made and the statistical significance level was accepted as p<0.01. The significance level was set as p<0.05 for the rest of statistical analyses. Results: 147 (44.4%) male and 184 (55.6%) female players participated in the study. The mean age was 24.8±5.0 (15-37). Female athletes (97.3%) stated that they did more physical activity than male athletes (83.7%) (p<0.001), 40.8% of male athletes thought that they could not maintain their physical condition (p: 0.043). Female players participated exercise programs designed by their conditioners more than male counterparts (p<0.001). Sleep quality which was rated as “good” decreased from 89.8% to 44.2% for male athletes, while it has been decreased from 94.6% to 37.5% for females (p<0.001 for both genders). Conclusion: Majority of athletes had motivation to be physically active during the 9-week lockdown period. Athletes showed that they could overcome training barriers by adapting their exercises and training routines. Female volleyball players were more cautious in terms of being active and avoiding risk of infection.
 
GİRİŞ: Fiziksel olarak aktif kişilerde ve sporcularda hamstring yaralanmaları yaygın görülür. Yetersiz ısınma, esnekliğin az olması, kas imbalansı, nöral gerginlik ve daha önce geçirilen yaralanmalar hamstring yaralanmalarına zemin hazırlar. Hamstring yaralanmasına neden olan faktörler arasında posterior kompartımanın yetersiz esnekliği en yaygın kabul gören nedenlerden biridir ve fiziksel aktiviteden önce germe uygulanmasının kasın, fasyanın ve nöral dokuların esnekliğini artırarak yaralanma riskini azaltacağı önerilmektedir. AMAÇ: Bu çalışmanın amacı futbolculara uygulanan üç farklı germe tekniğinin hamstring esnekliğine etkisini incelemektir.GEREÇ YÖNTEM: Çalışmaya yaşları 16 ile 20 yıl arasında olan 38 erkek futbolcu dahil edildi. Katılımcılar 3 gruba ayrıldı: 1. gruba sırtüstü pozisyonda statik hamstring germe, 2. gruba siyatik sinir nöral mobilizasyonu, 3. gruba mulligan yöntemine göre traksiyonla düz bacak kaldırma tekniği uygulandı. Uygulama süresi her 3 teknik için de 60 saniye olarak belirlendi. Uygulama öncesi ve sonrası katılımcıların dominant alt ekstremitesi gonyometre kullanılarak düz bacak kaldırma testi ile aktif ve pasif olarak değerlendirildi. Sonuçlar derece olarak kaydedildi.BULGULAR: Düz bacak kaldırma testi başlangıç değerleri karşılaştırıldığında müdahale öncesinde gruplar arası fark olmadığı görüldü. Uygulamalar sonrası her 3 grupta düz bacak kaldırma testinin aktif ve pasif eklem hareket açıklığında (EHA) istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı (p
 
Ages and sports types of the participants
Objective: Although the psychological states of athletes were negatively affected during the COVID-19 pandemic, there is a lack of studies examining the psychological impact on athletes according to age, sports discipline, and contact requirement of the sport. The aim of this study was to evaluate the psychological effects of the COVID-19 pandemic on elite athletes according to age, sport discipline (team-individual), and contact requirements of the sports (contact and non-contact). Material and methods: Three questionnaires (Depression anxiety stress scale-21, Impact of events scale (IES), International physical activity questionnaire (IPAQ)) were sent to participants’ smartphones, six weeks after professional football leagues were postponed. The online survey was completed by 440 athletes and 126 non-athlete volunteers. Athletes were divided into three groups as follows; team sports, individual contact, and individual non-contact-sports. Also, each group was subdivided into two age groups as youth and adult. Results: Depression, anxiety, and stress scores for the team sports were significantly lower than individual contact-sports (p<0.01 each) and individual non-contact-sports (p=0.02, p<0.01, p<0.01, respectively). IES score for the team sports was significantly lower than the individual contact sports, individual non-contact sports, and non-athlete volunteers (p<0.01, p=0.02, p=0.04, respectively). There was no other significant difference between the scale scores of the groups (athletes-control, or youth-adult) (p>0.05). Conclusion: Mental health status of team sport athletes were relatively protected, whereas, individual contact sports athletes were highly affected. The psychological states of individual contact athletes should be monitored closely, and necessary psychosocial support should be provided to create coping strategies.
 
Objective: The study aims to compare swimmers’ daily sport life changes caused by the COVID-19 pandemic in the pre-restriction restriction periods. Material and methods: Two hundred fifty-one competitive swimmers participated in this study (117 females), aged 12-33 years, who had at least 3-year sport experience. Data were collected via a Google Forms survey. Statistically, before using a parametric test, the assumption of normality was verified using the Shapiro-Wilk test. A paired t-test was performed for one variable. Variables were presented as frequencies and percentages, according to feedbacks received. The Chi-square test was used to compare variables. Resultsː There were no significant differences related to the changes caused by COVID-19 between genders (p>0.05). Statistically significant increase in training frequency, decrease in swimming training sessions, increase in dry-land training sessions, and changes of daily training time periods occurred during restriction compared with the pre-restriction period. Conclusionsː Findings of this study reveal that the swimmers' athletic lives were negatively affected during the restriction period due to COVID-19.
 
Objective: To assess the impact of coronavirus on the physical activity levels before and during self-quarantine, and the effect of self-isolation on the total mood status of Iranian citizens during the covid-19 pandemic. Material and Methods: A national sample of 2359 middle-aged (M age=42.8±5.3 years, n=1183,50.1%, male; n=1148, 48.7% female) Iranian completed an online questionnaire that assessed changes in daily physical activity behavior and mood status from March 20th to April 20th, 2020. The questionnaire implemented to collect the total duration, intensity, and frequency of physical activity and their psychological mood condition via the BRUMS Mood Scale. Results: There were significant differences between physical activity frequency, duration, and intensity before and during the coronavirus pandemic. There was no significant difference between the total mood conditions between the sex categories. The main key finding of the current study is that the total physical activity participation behavior of our middle-aged populations has decreased meaningfully. Conclusion: The present study has provided important approaches that should be implemented to promote the engagement of middle-aged adults in physical activity. Therefore, based on scientific evidence, maintaining a regular physical activity routine regarding world health organization guidelines is a key strategy for physical health.
 
Araştırmanın amacını U-19 futbol takımı oyuncularının aerobik kapasite ve süratlerinin, alt ekstremite kuvveti ile ilişkilendirilmesi oluşturmaktadır. Araştırmaya U-19 kategorisindeki (Xyaş=18,17±0,53 yıl; Xva=73,16±5,95 kg; Xbu=178,22 ± 5,95 cm) 15 futbolcu katıldı. Futbolcuların aerobik kapasiteleri Cosmed K5 © ile, alt ekstremite hamstring (H) ve quadriseps (Q) kas kuvvetleri ISOMED 2000 © İzokinetik Cihazı ile, sürat değerleri optojump © cihazı ile ölçüldü. Diz fleksör ve ekstansör kaslarının kas kuvveti 60°/sn açısal hızda 5 tekrarla, diz ekstansörlerinin kassal enduransı 180°/sn açısal hızda 30 tekrarla değerlendirildi. Futbolcular bir saat dinlendikten sonra, 10 dakika ısındı ve sonra ortalama hızın elde edilmesi için Optojump ile 30 m sürat testi iki kez uygulandı. Sporcular aerobik kapasitelerinin ölçülmesi için Cosmed K5 cihazı ile Bruce protokolünde koşturuldu. Futbolcuların maxVO2 ve ortalama hız değeri ile baskın ve baskın olmayan taraf diz fleksör ve ekstansör kaslarının kas kuvveti ile diz ekstansörlerinin kassal enduransı arasındaki ilişkinin belirlenmesi için SPSS 17,0’de regresyon analizi yapıldı. Analiz sonuçlarına göre, maxVO2 (X=51,84±7,56 ml/dk/kg) ile baskın taraf 60 °/sn açısal hızdaki (Xfle=137,01 ±35,48 Nm; Xeks=239,26 ±57,96 Nm) kuvvet değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki görüldü (R=759, R2=,576, p0.05). Futbolcularda baskın taraf diz fleksör ve ekstensör izokinetik kas kuvvet değerleri ile maxVO2 ve ortalama sürat değerleri arasında anlamlı bir ilişki görülürken, baskın olmayan tarafta anlamlı bir ilişki görülmemektedir.
 
GİRİŞ: Myositis Ossifikans(MO) iskelet kası,ciltaltı dokusu ve tendona yakın fibröz dokularda oluşan benign heterotopik kemik formasyonudur. Heterotopik ossifikasyon(HO) nörojenik heterotopik ossifikasyon, travmatik heterotopik ossifikasyon, miyozitis ossifikans progresiva olarak genelde üç grupta incelenir[1].Travmatik form özellikle sporcularda posterior uyluk kaslarında ve jokeylerde adduktor longus tendonunun osifikasyonuna bağlı olarak ‘binici kemiği’ şeklinde ortaya çıkabilir.Heterotopik ossifikasyon genellikle travmadan 1-4 ay sonra görülürken,birkaç yıl sonra da gelişebilir[2].Muayenede ağrı,eklem sertliği ile birlikte;nörovasküler yapılara kompresyon gözlenmektedir.Semptomlar sıklıkla lezyonun matürleşmesinden sonra azalır.Tanıda görüntüleme yöntemleri;özellikle malignensilerden ayırmak için yardımcıdır.Tipik patern sınırları belirgin,periferi yüksek dansiteli,merkezi düşük dansiteli kitledir.HO tedavi seçenekleri arasında eklem hareket açıklığının korunması,ilaç tedavisi,radyoterapi ve cerrahi eksizyonu yer almaktadır.Fizyoterapi,asetik asit iyontoforez,magnezyum ve etidronate disodyumun tedavide efektif olduğu bildirilmiştir[3].Bifosfonatlar ve non-steroid antienflamatuar ilaçlar (özellikle indometazin)erken dönem tedavide ve profilakside fayda göstermektedir.Cerrahi rezeksiyon maturasyon tamamlandıktan sonra uygulanabilir.Bu hastalık sıklıkla travmaya bağlı diğer hastalıklarla karışabilmektedir.Biz de bir hastamızla bu konuyu sizlere tekrar hatırlatmak istedik.METOD-BULGULAR: Otuzüç yaşında erkek hasta spor hekimliği polikliniğine 3 aydır geçmeyen kalça ağrısı ile başvurdu.Öyküsünde haftada 3 gün 1 saat bisiklete bindiğini ve haftada 2 gün futbol maçı yaptığını belirten hasta,4 ay önce bisikletten düştüğünü belirtti.Dış merkezde osteitis pubis tanısıyla fizik tedavi gören hastanın,muayenesinde iç rotasyon kısıtlılığı bulunmaktaydı.Hastanın röntgeninde sağ kalça supra asetabular alanda lezyon görüldü ve MR istendi[Şekil1-2].MR’da,sağ kalça eklemi lateral superior komşuluğunda supraasetabular alanda kortekste belirgin kalınlaşma ve yumuşak dokular içerisinde kalça anterioruna doğru uzanan, kas yapılarda ve fasiyal planda geniş kalsifikasyonlar izlendi.Bulgular heterotopik kalsifikasyon ile uyumlu idi.BT de ise;acetabuler çatı lateral kesimi boyunca kaudale uzanan kraniokaudal hatta uzanımı,yaklaşık 70 mm ye kadar ulaşan heterotopik ossifikasyon ile uyumlu görünüm mevcuttu[Şekil3-4].Travmatik HO tanısı konulan hastaya;buz,istirahat,ilaç tedavisine başlandı.Bir ay sonra şikayetleri gerileyen hastaya eklem hareket açıklığı, izometrik, izotonik ve dinamik egzersizleri içeren progresif rehabilitasyon programı verildi.SONUÇ: Spor hekimliği polikliniklerinde sıklıkla travmalarla karşılaşmaktayız.Bu gibi durumlarda ileri görüntüleme yöntemleriyle doğru tanı ve tedaviyi uygulamalıyız.
 
PURPOSE: Many studies have investigated the prevalence of neck pain (NP) and its risk factors in general population. However, the prevalence of NP among athletes has not been systematically investigated yet. We aimed to systematically review the NP prevalence in athletes. As respects of various definitions of NP, response rates and reliability of studies instruments, we considered risk of bias for including studies. METHODS: A comprehensive search was conducted in Sep 2015, using PubMed, Ovid SP Medline, ISI and Google Scholar. We included studies in English that reported the prevalence of NP in an athletic population in a specifically defined period of time. Two reviewers independently assessed the studies' quality, and performed data extractions. RESULTS: Of 1675 titles identified, 8 articles were assessed for bias risk and 6 with low and moderate risk were included. NP was shown to be prevalent in athletes with a oneweek prevalence ranging from 8% to 45%, a one-year prevalence ranging from 38% to 73% and life-time prevalence about 48%. CONCLUSION: Similar to general population, the prevalence of NP in the athletes is high. Therefore, more studies regarding pain prevalences and risk factors may be useful for planning the educational programs, appropriate rehabilitation protocols, and development of preventive guidelines. Researchers are encouraged to perform epidemiologic studies with low risk of bias in this regard.
 
INTRODUCTION/ PURPOSE: The purpose of the current study was to investigate the effects of a 12Wweek upper extremity plyometric training program on upper body explosive power, strength and endurance in pediatric overhead athletes. MATERIALSWMETHOD: TwentyWeight female pediatric volleyball players participated in the study. The participants were randomly divided into two study groups: an intervention group (upper extremity plyometric training, n = 14) and a control group (n = 14). All of the participants were assessed before and after a 12Wweek training program for upper body explosive power, strength and endurance. Statistical comparison was performed using an analysis of variance test. FINDINGS: Comparisons showed that after a 12Wweek training program, the upper body plyometric training program resulted in more improvements in an overhead medicineWball throwing distance and a pushWup performance when compared to control training. DISCUSSION / CONCLUSION: Compared to regular training, upper body plyometric training resulted in additional improvements in upper body power and strength and endurance among female pediatric volleyball players. The findings of the study provide a basis for developing training protocols for pediatric volleyball players.
 
Bu çalışmanın amacı; sağlıklı kişilerde triseps surae kasına uygulanan kinesio tape ve rijit tape uygulamalarının dikey sıçrama ve dinamik denge üzerine anlık etkilerini karşılaştırmaktır. Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde eğitime devam eden, iki yüz on beş (n: 215; K/E: 165/50) öğrenci ile başladığımız çalışmanın I. aşamasında bireylerin fiziksel özellikleri, sosyodemografik ve genel sağlık durumları, sağlık davranışları sorgulandı. Fiziksel aktivite durumlarını sorgulamak için ‘Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA)’nin kısa formu kullanıldı. Yapılan anket taramaları ve dışlanma kriterlerine göre yüz kırk altı (n=146; K/E:109/37) kişi çalışmadan çıkartıldı. Çalışmanın II. aşamasında, çalışmaya devam etmek istemeyen yirmi altı ve akut sakatlanma yaşayan üç, toplamda 29 birey çalışmadan çıkartıldı. Çalışmanın III. aşamasında; kırk (n=40; K/E:27/13) olgu randomize şekilde ‘I. Grup’ (n=20; K/E:13/7) ve ‘II. Grup’(n=20; K/E:14/6) olarak ayrıldılar. Tüm bireylere alt ekstremiteye yönelik esneklik değerlendirmeleri ve deri altı yağ dokusu kalınlığı ölçümleri yapıldı. I.Gruptaki olgular vertikal sıçrama testi (AP: ortalama anaerobik güç; PP: maksimum anaerobik güç) 3 yönlü olarak Yıldız Dinamik Denge Testi (YDDT) ile 1. gün bantsız (U1), triseps surae kasına ikinci gün sham tape (U2) ve üçüncü gün kas fasilitasyon tekniği ile kinesio tape (U3) uygulandıktan sonra değerlendirildiler. II. Gruptaki olgulara da sırasıyla, üç bantlama yöntemi, 1.gün U1, ikinci gün rijit tape (U4) uygulaması, üçüncü gün de U3 uygulamaları yapıldı. Tüm olgulara U1, U4 ve U3 den sonra AP, PP veYDDT testleri gerçekleştirildi. I. Grupta U2 ve U3 den sonra PP, AP, YDDT skorları arasında istatistiksel olarak farklılık görülmüştür. U2 sonrasında sonuçlar I.Grupta anlamlı derecede artmıştır (p≤0.05). Ayrıca II. Grupta da U3 ve U4 uygulamalarından sonra yapılan karşılaştırmalarda sonuçlar PP, AP, YDDT’de II. Grupta U4 (rijit tape) den sonra anlamlı derecede arttığını göstermiştir (p≤0.05). Dikey sıçrama ve dinamik dengenin anlık olarak arttırılmasında rijit tape uygulamalarının kinesio tape uygulamalarına göre daha etkin olabileceği görüldüğü söylenebilir.
 
Bu çalışmanın amacı; izole ön çapraz bağ (ÖÇB) veya ön çapraz bağ ile birlikte menisküs yaralanması geçiren kişilerin, hamstring tendon otogrefti ile ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu sonrasında modifiye ve hızlandırılmış fizyoterapi ve rehabilitasyon programının propriosepsiyon, dinamik denge üzerine etkilerini araştırmaktır. Çalışma artroskopik Hamstring Tendon Otogrefti ile Ön Çapraz Bağ Rekonstrüksiyonu Cerrahisi Geçiren 20 kişi (n=20 K/E: 2/18) ile gerçekleştirilmiştir. Tüm olguların operasyon öncesinde (preop) diz propriosepsiyon değerleri gözler açık ve kapalı olarak 15, 30, 45 ve 60 derecede Dijital Gonyometre ile ölçüldü. Operasyon sonrası (postop) tüm olgular modifiye, hızlandırılmış fizyoterapi ve rehabilitasyon programına alındı. Operasyon sonrası 3., 6., 12. hafta ve 6. Ay’da propriosepsiyon ölçümleri tekrar edildi.Dinamik denge ölçümleri 3., 6., 12. hafta ve 6. Ay’da horizontal, sağ oblik, sol oblik ve tek ayak denge ölçümleri olarak yapıldı. Fonksiyonel seviyelerini değerlendirmek için Lysholm skoru ve ağrıyı değerlendirmek için VAS (Visual Ağrı Skoru), olguların fonksiyonel performansları durumlarını değerlendirmek için tek ayak atlama, çift ayak atlama ve çapraz atlama testleri uygulandı. Çalışmamızda olguların gözler açık ve kapalı durumda propriosepsiyon (15°, 30°, 45° ve 60°) ölçüm sonuçları postoperatif dönemde preoperatif döneme göre 12. Hafta ve 6. Ayda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düzelme göstermiştir (p
 
GİRİŞ-AMAÇ: Uluslararası Olimpiyat Komitesine (IOC) göre hentbol, yüksek yaralanma riskine sahip bir olimpik spordur. Bu oyun yüksek tempo, seri hareket değişiklikleri, yere sert inmeyle sonlanan sıçramalar, sporcular arasında sık sık gerçekleşen temas, tekrarlayan diz ve omuz stresi ile karakterizedir. Yaralanmaların önlenmesi her sporda, fizyoterapistlerin birincil sorumluluklarındandır. Bu da ancak detaylı ve bütüncül bir analiz ile mümkün olmaktadır. Fonksiyonel Hareket Analizi (FMS) yüksek seviye fonksiyonlarda yer alabilmek için gerekli olan yetenekleri değerlendirmek için tasarlanmıştır. FMS, üç hareket düzleminde de hareket edebilme kabiliyetini değerlendirir. Deep squat, yüksek adımlama, tek çizgide hamle, omuz mobilitesi, aktif düz bacak kaldırma, gövde stabilite şınavı ve rotasyon stabilitesi testlerinden oluşur. Her test için 0-3 arasında bir skor verilir. Düşük skor(
 
GİRİŞ: Akupunktur sporcuların dayanıklılık, güç/performans ve mental sağlıkları için uygulanabileceği gibi, diğer taraftan spor yaralanmalarının ve bundan dolayı gelişen şikayetlerin tedavisi ve yaralanmadan sonraki iyileşme fazının kısaltılması için de kullanılabilir. Akupunktur sadece fiziksel performans artışına değil, mental sağlığada destek sunar. Birçok sporcu için bir karşılaşma veya yarışma olduğu günlerde zihinsel berraklık ile fiziksel ve zihinsel uyumun birlikte olması son derece önemlidir. Kas yapısını desteklemek, koordinasyonu daha iyi hale getirmek ve rejenerasyonu hızlandırmak dışında, ağrı dindirilmesinde de çok hızlı ve güçlü bir tedavidir. Ayrıca bu yöntemlerde hiçbir kimyasal madde kullanılmaması ekstra bir avantaj sağlamaktadır.Bu sunumda Akupunktur ve bağlantılı tekniklerin ( Ör:Kupa, chi gong, tai chi…) kısaca etki mekanizması, endikasyon alanları ve uygulama örnekleri bilimsel literatür ile desteklenerek sunulacaktır. Tartışma ve SONUÇ: Dünyada pek çok ülkelerde ünlü sporcularında tercih ettiği Akupunktur ve bağlantılı tekniklerin ( Ör:Kupa, chi gong, tai chi…) bilimsel çalışmalar ile de etkinliği gösterilmiştir. Bu çalışmalarında ışığı altında ülkemizde de sporcu sağlığının desteklemesinde bu yöntemlerden faydalanmak için Türk Hekimlerinin bu konuya ilgisini çekmek gerektiği düşüncesindeyiz.
 
GİRİŞAraştırmamızın amacı;os good schlatter tanısı olan ve patella yüksekliği bulunan adölesan sporcuların izokinetik kas kuvvetlerinin değerlendirmek.Biz patella yüksekliğinin kas gücünü etkileyeceğini düşünmekteyiz. GEREÇ ve YÖNTEMÇalışmamıza 73 sporcu, 146 diz dahil edildi. (yaş ortalaması 13,6 ± 1,8, body mass index 20,6± 3,3 kg/m2) Dizleri; OGS olan(n=95) ve olmayan( WOGS n=51) olarak ikiye ayırdık. Ayrıca Caton-Deschamps metodu kullanarak PA olanları tespit ettik.Sporcuların dizlerinin Cybex norm (CSMI Humac Norm, ABD) izokinetik dinamometre ile değerlendridik.(Resim 1)BULGULAROGS ve WOGS dizlerin kas kuvveti değerlendirmesinde; 60 ° / s açısal hızda peak torque flexion ve ekstansiyonda (PT p=0,01) daha kuvvetli olduğunu tespit ettik.(tablo 1) PA olan grupla PA olmayan dizlere baktığımızda ise; PTF (60°/s) ve total work flexion (180°/s )anlamlı bir farklılık vardı.(p=0,01) Fakat peak torque/body weight (PT/BW) değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu.TARTIŞMA / SONUÇÇalışmamız; radyolojik olarak yüksekte olan patellaların; izokinetik değerlendirmeyi etkilemediğini ortaya koymuştur. PA'li sporcuların daha güçlü kuadriseps kasına sahip olabileceğini ve sonuç olarak OGS'ye yol açtığını varsaydık. Ancak OGS ile dizde kas kuvveti ve PA varlığı arasında herhangi bir ilişki bulamadık.OGS veWOGS lerin demografik özellikleri.İzokinetik değerlendirmeleriOGSMean±SSWithoutOGSMean±SSpn9551Age13,2 ±1,814,2±1,70,002*BMI (kg/m2)20,3±321,2±3,70,12PTE 60°/s (Nm)92 ± 35111 ± 490,01*PT/BW E 60°/s (Nm)157 ± 55171 ± 540,14PTF 60°/s (Nm)53 ±2065 ±310,01*PT/BWF 60°/s (Nm)88 ±2997 ±360,13F/E ratio 60°/s (Nm)60 ±1759 ±160,71TWE 180°/s (Nm)685±286771±3310,12TW/BW E 180°/s (Nm)1171±4841182±4540,88TWF 180°/s (Nm)427±220510±2100,05TW/BWF180°/s (Nm)717±352807±3460,14F/E ratio 180°/s (Nm)67±3171±270,5BMI= body mass index. PTE = peak torque extansıon. PT/BW E = peak torque / Body weight extension. PTF= peak torque flexion. PT/BWF == peak torque / Body weight flexion.F/E ratio = flexor/extensor. TWE=Total work extension. TW/BW E= Total work / Body weight extension. TWF= Total work flexion.TW/BWF= Total work / Body weight flexion* independent samples’ t test *P
 
GİRİŞ: Futbol gibi fiziksel performansa dayalı takım sporunda özel yaş grupları vardır. İlk milli takım seçmelerinin yapıldığı U-14 yaş kategorisi bunlardan biridir. Özellikle adolesanlarda aynı kronolojik yaş grubundaki futbolcular fiziksel ve psikolojik olarak belirgin farklılıklar gösterebilirler.AMAÇ: Relatif yaşın bilinen fiziksel olgunluk ve atletik performans etkisine ek olarak psikolojik etkilerini değerlendirmeyi hedefledik.Gereç ve YÖNTEMLER: Çalışmaya 2017 yılında U-14 yaş kategorisinde milli takım seçmelerine davet edilen 286 erkek futbolcu dahil edildi. Prospektif olarak antrenör eşliğinde bilgilendirme yapılarak sporculara demografik bilgi formu, sporda güdülenme ölçeği (SGÖ), çocukluk çağı depresyon anketi (CDI), çocuklarda anksiyete bulguları tarama ölçeği (ÇATÖ) doldurtuldu.Nitel veriler n ve %, nicel veriler ortanca ve Inter Quartile Rate (IQR) ile özetlendi. Gruplar arası farklılıkların saptanmasında chi-square, likelihood ratio, Mann-Whitney, ANOVA, post hoc Tukey testleri kullanıldı. P0,05). 172 (%60.1) futbolcuda CDI puanı patolojik bulundu. Yılın ilk çeyreğinde doğanların diğerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı daha fazla CDI patolojik puana sahip olduğu saptandı (p=0,029). Ortalama ÇATÖ puanı 20,63±10,65 olarak tespit edildi ve yaş çeyreklerine göre istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p=0,904). Forvet oyun pozisyonunda oynayanların ÇATÖ puanı diğer oyun pozisyonlarına göre daha düşük bulundu (p
 
GİRİŞ: Futbola erken yaşta başlamak, yeteneğin ortaya çıkarılması ve doğru geliştirilmesi zor ve uzun bir süreçtir. Bu süreçte hem yetenekli hem de iyi yönlendirilmiş olan futbolcular milli takım kamplarına davet edilmekte ve milli futbolcu olmanın ilk adımlarını da atmış olmaktadır.AMAÇ: U-14 yaş kategorisinde milli takım seçilme kampına davet edilmiş erkek futbolcuların diğer ülke genelinde akademi liglerinde futbol oynayan aynı kronolojik yaştaki davet edilmeyen akranlarından lig performans farklılıklarını göstermektir.GEREÇ-YÖNTEM: 2016-2017 sezonunda akademi liglerinde futbol oynayan U-14 2050 erkek futbolcudan milli takıma seçilme kampına davet edilen 213 futbolcunun ligin ilk yarı döneminde davet edilmeyen akranlarından futbola spesifik lig performans farklarını inceledik. Veriler n ve % veya ortanca ve Inter Quartile Rate (IQR) olarak özetlendi. Gruplar arası farklılıkların saptanmasında Mann-Whitney U testi kullanıldı.. P
 
GİRİŞ: Adolesan dönemde özellikle büyüme ve maturasyonda belirgin farklılıklar meydana gelmektedir. Aynı kronolojik yaş grubundaki erkeklerde biyolojik maturasyon çeşitliliği sporcularda kas gücünü, dayanıklılığı, hızı, performansı etkilemektedir. Bu etkinin gösterilebilmesi, ölçülebilmesi için minimum-maksimum ne kadar zamana ihtiyaç olduğu net değildir.AMAÇ: Aynı kronolojik yaş grubunda orta ergenlik döneminde olan erkek futbolcularda belirli bir zaman süresinde biyolojik maturasyonlarındaki değişiklilikleri ve performans sonuçlarına etkisini göstermektir.Gereç ve YÖNTEMLER: 2003 doğumlu milli takım seçmelerine davet edilen 169 erkek futbol oyuncusunun 2016 10.ay ve 2017 1.ay antropometrik ölçümlerinin değişimlerini, fizik performans test çeviklik, dayanıklık, sürat, dikey sıçrama sonuçları ile karşılaştırdık. Gruplar arası farklılıkların saptanmasında paired-samples t-test kullanıldı. P
 
Top-cited authors
Mehmet Mesut Celebi
  • Ankara University
Vedrana Sember
  • University of Ljubljana
Sabriye Ercan
  • T.C. Süleyman Demirel Üniversitesi
Gregor Starc
  • The Academic and Research Network of Slovenia
Marjeta Kovač
  • University of Ljubljana