IBAD Sosyal Bilimler Dergisi

Published by Journal of International Scientific Researches
Online ISSN: 2687-2811
Publications
Uzun yıllar Türkler ile aynı coğrafyada huzur ve barış içerisinde yaşayan Ermeniler, 19. yüzyılda kısmen kendi istekleri, kısmen diğer devletlerin teşviki, kısmen diaspora Ermenilerinin baskısı ile başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere yurtdışına göç etmeye başladılar. Bu göç nedenlerini de Osmanlı Devleti’nin siyasi baskısına bağladılar. Fakat Osmanlı Devleti bu süreçte kendi vatandaşı olarak gördüğü ne Ermenilerin, ne diğer Hristiyan grupların ne de Müslümanların göçmesinden yanaydı. Fakat tüm tedbirlere rağmen 19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılın başlarında göç hadisesi yoğun bir şekilde devam etti. Göç sonrası Amerika Birleşik Devletleri’ne göç eden Ermeniler, burada oluşturdukları kolonileri ile milli benliklerini korumaya çalıştı. Fakat bu benlik korumada Osmanlı ve Türk düşmanlığı yapmayı ortak hedef olarak belirlediler. Bilhassa diasporanın oluşmaya başlaması ile yerel ve ulusal basında Türklük ve Osmanlı aleyhine sayısız yazı çıkmıştır. Bu haberlerin birçoğu gerçeklikten uzak tamamen Ermeni ve büyük devletlerin çıkarlarına hizmet etmek için ve onların yönlendirmesi ile yapılmıştır. Bu çalışmamızda Osmanlı Arşiv Belgelerinin yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri’nde 1777-1963 yılları arasında yayın yapan ve dijital ortama aktarılan 19.717.204 sayfalık gazete arşivinden 1890-1915 yılları arası anahtar kelimeler üzerinden taranmıştır. Bu bilgiler metin analizi yöntemi ile değerlendirmeye tabi tutulurken konu ile ilgili kitap ve makaleler de incelenmiştir.
 
Burnout is a gradual process with negative effects on an individual and organizational level and occurs as a reaction to stressful events. In the health sector, which requires human-centered work, employees are considered as an extremely stressful occupational group. Therefore, burnout is highly prevalent among health care professionals. The aim of this study is to examine the effects of social support on burnout in terms of health care workers during the COVID-19 pandemic period. The sample of the study consisted of 337 participants working in the health sector. Within the scope of the research, correlation and regression analyzes were applied to reveal the relationships and interactions between variables. According to the results of the correlation analysis, It was determined that there was a statistically meaningful relationship between the sources of social support and each dimension of burnout. As a result of the regression analysis carried out to test the research hypotheses, it was revealed that co-worker support, which is one of the social support sources, affected the emotional exhaustion, depersonalization and personal accomplishment dimensions of burnout in all tested models. However, it has been determined that family support and special someone support, which are social support sources, has no effect on any dimension of burnout.
 
The primary purpose of this study is to evaluate the COVID-19 fear levels, COVID-19 infectability perceptions, and intention to get vaccinated of university undergraduate students during the period when new variations of the COVID-19 virus are seen in Turkey. Along with, is to determine the mediating role of COVID-19 infectability perception with the effect of fear of COVID-19 on the intention to get vaccinated. In the research, it was used an online-based cross-sectional research design on university students. The universe of the research consisted of all undergraduate students of a state university. It was preferred the convenience sampling method in the study. The researchers collected data from 557 students using the online questionnaire technique. Researchers used IBM SPSS Statistic Base 23 V and AMOS package programs in the analysis of the data. The study's findings revealed that most university students had high COVID-19 fear levels and COVID-19 infectability perceptions, and their intention to be vaccinated increased positively. In addition, the empirical result of the study revealed that as the fear level of COVID-19 increased, the purpose to be immunized for COVID-19 increased positively. In addition, it was determined that the perception of COVID-19 infectability had a significant indirect effect and fully mediated the relationship between fear of COVID-19 and intention to get vaccinated. This research revealed that increasing COVID-19 fear level positively increases the intention to get vaccinated through the perception of high COVID-19 infectability. Therefore, increased COVID-19 fear level and high COVID-19 infectability perception were positively correlated with increased intention to get vaccinated.
 
Bu çalışmada, ülkelerin ekonomilerine yön veren enflasyon ve işsizliğin, Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisini tespit etmek amaçlanmıştır. 1988 ve 2019 yıllarını içeren çalışmada, öncelikle değişkenler arasında koentegrasyonun olup olmadığını belirlemek için Johansen Eşbütünleşme Testi yapılmıştır. Johansen Eşbütünleşme testi ile seriler arasında bir tane koentegrasyon denklemi olduğu saptanmıştır. Bu ilişkinin belirlenmesinden sonra değişkenler arasındaki ilişkininin yönü Granger Nedensellik testi ile belirlenmiş ve enflasyon-GSYİH ile enflasyon-işsizlik arasında tek yönlü Granger nedensellik olduğu gözlemlenmiştir. Son olarak FMOLS, CCR ve DOLS yöntemleri ile uzun dönem katsayıları, hata düzeltme modeli ile kısa dönem katsayıları hesaplanarak, işsizlik ve enflasyonun, uzun ve kısa dönemde GSYH’ yı azalttığı tespit edilmiştir. Test sonuçlarına göre enflasyonun işsizliği tetiklediği ve her iki değişkenin de GSYİH üzerinde azaltıcı bir etkisinin olduğu belirlenmiştir. Artan enflasyon ve işsizlik ise ülke ekonomilerinde durgunluk ve gerilemeye sebebiyet verir. Bu olumsuz sonucun yaşanmaması için politika yapıcıların enflasyonu düşürücü hamlelerde bulunması gerekir. Özellikle üretim arttırılmalı, yeni istihdam olanakları sağlanmalı ve piyasa yapılarına uygun para politikaları geliştirilmelidir.
 
Değişen dünya düzeni, eğitim sisteminde yeni gelişmeleri beraberinde getirmektedir. Bu süreçte en büyük görev öğretmenlere düşmektedir. Müstakbel öğretmenler olarak 21.yüzyıl öğrencilerini şekillendirecek günümüz öğrencilerinin Web 2.0 araçlarını ne kadar bildiğive ne kadar kullandığı geleceğin eğitim sisteminde daha büyük öneme sahip olacaktır. Bir öğretmen bu araçların kullanımına ne kadar vakıfsa ve onları kullanmak hususunda ne kadar mahirse, mesleğinde de o kadar başarılı sayılacağı bir döneme girilmektedir. Bu çalışmanın amacı Türkçe öğretmeni adaylarının Web 2.0 araçlarını kullanımıyla ilgili durumlarını tespit etmektir. Araştırmada, Türkiye genelinde bir sonuca ulaşabilmek için 2019-2020 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde Türkiye’nin 7 bölgesinde yer alan 9 farklı üniversitenin Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Ana Bilim dalında lisans düzeyinde 1, 2, 3 ve 4. sınıfta öğrenim görmekte olan 149 Türkçe öğretmeni adayındangoogle form aracılığıyla veri toplanmıştır. Araştırma kapsamında gönüllülük esası ile 149 öğretmen adayınınankete katılımı sağlanmış ve toplanan veriler içerik analizi ile yorumlanmıştır.Bu üniversiteler şöyledir: 1. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi, 2.Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 3. Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi, 4.Yıldız Teknik Üniversitesi, 5.Gaziantep Üniversitesi, 6.Kilis 7 Aralık Üniversitesi, 7.Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi, 8.Trabzon Üniversitesi, 9. Uşak Üniversitesi. Sonuçlara bakıldığında öğretmen adaylarının, web 2.0 araçlarının bazılarını bildiği, bazılarını ise hiç duymadığı; bazılarını kullandığı, bazılarını ise hiç kullanmadığı görülmüştür. En çok bilinenler: Zoom (55), Google Dokümanlar (48), Edmodo (31), Kahoot (28), Google Classroom (26), Prezi (24), Google Forms (22), Google Hangout (21), Blogger (17), Duolingo (16) dur. Bu araçların bir kısmının çok biliniyor olması; geride bırakılan pandemi döneminde gerçekleştirilen uzaktan eğitimde kullanılmasından dolayı olduğu düşünülmektedir. Geneli düşünüldüğünde, geleceğin eğitim sisteminde büyük rol oynayacak olan bu araçların öğretmen adayları tarafından pek bilinmediği tespit edilmiştir.
 
ÖZ Bu araştırmanın amacı, 2013 ve 2017 fen bilimleri dersi öğretim programlarını, öğretmen görüşleri çerçevesinde; hedef, içerik, öğrenme-öğretme süreci ve değerlendirme boyutları bakımından cinsiyet, kıdem ve mezun oldukları okul türü değişkenlerine göre fizik konuları bağlamında karşılaştırmaktır. Bu amaçla yapılan araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Ankara ili Sincan ve Etimesgut ilçelerine bağlı ortaokullarda görev yapan 199 Fen Bilimleri öğretmeni oluşturmaktadır. Çalışma grubunda yer alan öğretmenlere 12 sorudan oluşan Mesleki ve Kişisel Bilgiler Anketi ile 59 sorudan oluşan Likert tipi Öğretmen Görüş Anketi uygulanmıştır. Uygulanan anketlerden elde edilen verilerin analiz edilmesinde istatistik yazılım programı kullanılmıştır. Bu yazılım yardımıyla t-Testi, ANOVA Testi, Welch Testi, Tamhane Testi ve LSD Test analizleri yapılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda 2013 ve 2017 fen bilimleri dersi öğretim programları arasında fizik konuları bağlamında; hedefler, içerik, öğrenme-öğretme süreci ve değerlendirme bakımından fen bilimleri öğretmenlerinin görüşleri arasında anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. Bu bağlamda, hedefler, içerik, öğrenme-öğretme süreci ve değerlendirme bakımından; görev yaptıkları okul türü, cinsiyet, kıdem ve mezun oldukları okul türü değişkenlerine göre öğretmen görüşlerinden elde edilen ortalama değerlerin, 2013 yılı öğretim programına kıyasla, 2017 yılı öğretim programında istatistiksel olarak anlamlı bir artış gösterdiği ortaya konulmuştur. Ayrıca, fen bilimleri öğretmenlerin (yeni) 2017 fen bilimleri dersi öğretim programı ile ilgili değerlendirmeleri, fizik konuları bağlamında, hedef, içerik, öğrenme-öğretme süreci ve değerlendirme boyutları bakımından; cinsiyet, kıdem ve mezun oldukları okul türü değişkenlerine göre farklılık göstermemektedir. Anahtar Kelimeler: Öğretim programı, fen bilimleri, fen bilimleri dersi öğretim programı.
 
Bilişim teknolojilerindeki gelişmeler işletmeler açısından büyük bir dönüşümü tetiklemektedir. Özellikle içinde bulunduğumuz Covid-19 pandemi süreci, işletmeleri teknolojik uygulamalara hızlıca geçiş yapmaları ve kısa sürede adapte olmaları konusunda zorlamaktadır. Bu dönemde e-ticaretin artışı ile birlikte lojistik faaliyetlerindeki hız, esneklik, kalite ve maliyet kavramları da en plana çıkmaktadır. Böylesine rekabet ortamında işletmeler teknoloji ve teknoloji ile birlikte gelen değişimleri iş süreçlerine uygulayarak rakiplerine göre farklılık yaratarak avantaj elde edebilirler. Dijitalleşme ile birlikte Endüstri 4.0’ın doğuşu birçok sektörü kökünden değişikliğe uğratacağı gibi lojistik sistemlerini de etkilediği ve daha da etkileyeceği aşikardır. Bu çalışmanın amacı, özellikle son dönemde ivme kazanan Endüstri 4.0 uygulamaları ile etki altında kalan Lojistik 4.0’ın önemine vurgu yapmak ve tarihsel gelişimleri ile birlikte bu kavramları detaylı bir şekilde açıklamaktır. Çalışma kavramsal nitelikte olup, lojistik alanındaki teknolojiler ve bu teknolojileri kullanan sektörlerden örnekler eşliğinde bilgilendirici niteliktedir. Lojistiğin gelişimini etkileyen teknolojiler olgunlaşmış, büyüyen, gelişen ve üstel teknolojiler olarak kategorize edilmiş olup, alt başlıklarla açıklanmış ve örneklendirilmiştir. Örneklerle birlikte teknolojinin ileri düzeydeki uygulamalarının varlığı da ortaya çıkarılmıştır.
 
Bu araştırmanın amacı, “Basit Makineler” ünitesi kapsamında Mühendislik Tasarım Süreci (MTS) kullanılarak geliştirilmiş olan STEM etkinliklerinin sekizinci sınıf öğrencilerin konuları anlamalarına ve bilimsel süreç becerilerine etkisini ortaya koymaktır. Araştırma, karma yöntem kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Giresun iline bağlı olan bir köy okulunun sekizinci sınıfında öğrenim gören toplam 11 öğrenci (Nerkek=6, Nkız=5) oluşturmaktadır. Araştırmada deney grubuna “Basit Makineler” ünitesi kapsamında MTS aşamaları dikkate alınarak geliştirilen STEM etkinlikleri uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak 16 sorudan ve iki aşamadan oluşan “İki Aşamalı Basit Makine Testi (İABMT)”, Bilimsel Süreç Beceri Testi (BSBT) ve konu kavramları ve öğretim uygulamaları ile ilgili yarı yapılandırılmış mülakat kullanılmıştır. Öğrencilere, ön test ve son test olarak uygulanan İABMT ve BSBT’den elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilerek karşılaştırılmıştır. Uygulama sonrası öğrencilerle “Basit Makineler” konusundaki kavramlar ve öğretim uygulamaları hakkındaki yarı yapılandırılmış mülakatlardan elde edilen veriler ise içerik analiziyle çözümlenmiştir. Bu araştırmada MTS odaklı STEM etkinliklerinin öğrencilerin “Basit makineler” konusuyla ilgili kavramları anlamalarında anlamlı bir artış sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Ancak MTS odaklı STEM etkinlikleri öğrencilerin bilimsel süreç becerilerini geliştirmede bir miktar artış sağlasa da bu artışın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı ortaya koyulmuştur. Buna ek olarak öğrenciler süreçte her ne kadar zorlandıklarını belirtmiş olsalar da bütün süreç düşünüldüğünde uyumlu çalışma, etkili iletişim, sosyal beceri, yeni fikir geliştirme, sorumluluk, problem çözme, karar verme ve zorlukların üstesinden gelme gibi birçok yönlerini geliştirmelerine fırsat yakaladıkları söylenilebilir.
 
Bu araştırmanın problem cümlesi şu şekilde dile getirilebilir: “Fransızca A1 dil düzeyinde kelime öğretimi sürecinde “Le FLE Pour Les Curieux” internet sitesi kullanımı hakkında öğrencilerin görüşleri nelerdir?” Bu çalışmanın amacı Fransızca A1 dil düzeyinde kelime öğretimi sürecinde “Le FLE Pour Les Curieux” internet sitesi kullanımı hakkında öğrencilerin görüşlerinin tespit edilmesidir. Bu çalışmada nitel yöntem kullanılmıştır. Bu çalışma bir durum çalışmasıdır. Araştırmada 2017-2018 eğitim-öğretim yılının güz döneminde Marmara Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bilim dalı 3. sınıfta ikinci yabancı dil olarak Fransızca öğrenen 10 öğrenciyle yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Sonuç olarak öğrencilerin çoğunluğu hem Fransızca’ ya yönelik ilgi, istek ve motivasyonlarının arttığını hem de dinleme, okuma, konuşma ve yazma becerilerinde önemli gelişmeler gördüklerini savunmuşlardır. Ayrıca öğrencilerin birkaçı ise hem araştırmacının zaman yönetiminde zorluk yaşadığını hem de internet destekli gerçekleştirilen aktivitelerin sürecinin uzatılması faydalı olabileceğini ifade etmişlerdir.
 
Etkili bir öğretim sürecinin en önemli öğelerinden bir ölçme ve değerlendirmedir. Üretici dil becerilerinden biri olan yazma; yazının doğasından, yazardan ve diğer pek çok etmenden en çok etkilenen becerilerden biri olduğu için değerlendirme süreci zor ve zahmetlidir. Bunun yanı sıra özellikle ikinci dilde bir yazının değerlendirmesinde değerlendiricinin deneyimi, duygu durumu vb. pek çok etken değerlendirme sürecine istemeden de olsa dâhil olur. Dolayısıyla değerlendiriciler tarafından verilen puanlar farklılaşır. Bu doğrultuda bu araştırmanın amacı yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde yazma sürecinde kullanılmak üzere A2 düzeyinde geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmektir. Nitel ve nicel verilerin bir arada kullanıldığı araştırmada A2 düzeyi yazma sınavı, uzman görüş formu ve dereceli puanlama anahtarı veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Bu doğrultuda deneme uygulaması için 10, asıl uygulama için 34 öğrencinin yazma sınavı kullanılmıştır. Nitel veriler Lawshe (1975) tekniği ile analiz edilirken nicel verilerin analizinde grup içi korelasyon analizi gerçekleştirilmiştir. Lawshe (1975) analizinin bulguları her madde, alt boyutlar ve ölçeğin tamamı için kapsam geçerliliğinin literatüre göre yeterli olduğunu gösterirken grup içi korelasyon testinin sonuçları her madde, alt boyutlar ve ölçeğin tamamı için puanlayıcılar arası uyumun istatistiki olarak mükemmel düzeyde olduğunu göstermektedir.
 
In order to develop basic language skills, there are texts and activities for four basic language skills and grammar in the textbooks. The texts and activities in question are prepared in order to reflect the achievements in the Turkish Language Curriculum to the students as skills. Listening is very important among related skills. It directly contributes to the development of other language skills. For this reason, in the related study, the reflection of the achievements in the program of the textbooks taught in the fifth and eighth grade level Turkish lessons in the 2021-2022 academic year is discussed. In the related study using document analysis, the textbooks prepared by Anıttepe Publishing and the Ministry of National Education were considered as the object of examination. In addition, the opinions of the teachers who took Turkish lessons in the 2021-2022 academic year were taken. As a result of the examinations, it has been concluded that the texts and activities in the textbooks are insufficient in reflecting the achievements in the program and the quality of the listening/watching tools should be improved. In the last part of the study, suggestions are presented regarding the subject.
 
This paper presents a general review of literature in terms of acquisition of passives as well as providing new theoretical insights considering the semantics and pragmatics of passives, which are thought to be the underlying reasons of difficulty. There is a disagreement in the literature as to whether passive structures are difficult and if so, what may be the underlying causes of this difficulty. Based on the arguments presented in the literature, the syntactic hypothesis (Wexler 2004) and the incremental processing hypothesis (Trueswell and Gleitman 2004) stand out. Wexler’s syntactic hypothesis is that children regard all vP’s and CP’s as strong phases, which makes non-grammatical passives for them, which is the source of the difficulty. In the meantime, in both cases (syntax or incremental processing), frequency plays a major role in boosting the acquisition process by either making children be faster at reassigning thematic roles, which is the source of difficulty according to incremental processing hypothesis, or making children be aware of the fact that vPs are not strong phases, thereby making passives grammatical, so that children can use them. Finally, in this study, a theoretical analysis based on semantic and pragmatical perspectives is presented to explain why passive structures are difficult to acquire in some languages because the studies on passive structures in the literature neglect the meaning component. In this study, the introspective semantics model (Von Fintel and Heim 2011) was used to provide a new theoretical perspective on the acquisition of passive structures.
 
In the Science Curriculum, which has been restructured in line with the requirements of the 21st century, it is aimed that the students look at the problems from an interdisciplinary perspective. Since it is important that the activities in the textbooks are prepared in this direction, it is aimed to examine the STEM activities in the textbooks in terms of unit, achievement, learning environment, activity content, STEM subject area and STEM areas. Case study design was used in the study. In the research, "STEM Activities Evaluation Rubric" was used for document analysis. In addition, the opinions of 10 teachers who applied science STEM activities face-to-face and online in secondary school were taken. It has been observed that STEM activities in the textbooks are associated with at least one acquisition, and the activities do not have a structural partnership. It has been determined that most activities do not have a problem situation, do not offer alternative solutions, at least one STEM discipline is missing, product-oriented and insufficient in terms of evaluation. In this direction, it has been proposed to reorganize the STEM activities in the textbooks in a common structure, to include the features of the STEM activities in the literature and to include alternative measurement tools.
 
ÖZ Rekabet gücü yüksek olan sektörleri belirlemek için Balassa endeksi olarak da bilinen açıklanmış karşılaştırmalı üstünlük (RCA) endeksi kullanılmaktadır. Bu endeksten hareketle doğrudan yabancı yatırım çekmek üzere hedef sektörleri belirlemek veya doğrudan yabancı yatırım için konumların karşılaştırmalı üstünlüğünü analiz etmek için kullanılacak bir yöntem olarak doğrudan yabancı yatırımda açıklanmış karşılaştırmalı üstünlük RCAFDI endeksi Loewendahl ve Barklie (2018) tarafından geliştirilmiştir. Bu çalışmada Türkiye’nin ve OECD ülkelerinin doğrudan yabancı yatırımlardaki açıklanmış karşılaştırmalı üstünlüklerinin sektörel olarak belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Loewendahl ve Barklie (2018) tarafından geliştirilen RCAFDI endeksi kullanılmıştır. Türkiye’nin doğrudan yabancı yatırımlarda açıklanmış karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu sektörler belirlenmiştir. RCAFDI endeksi değerleri 2013 ve 2017 yılları için ayrı ayrı hesaplanmış ve Türkiye’nin doğrudan yabancı yatırımlardaki açıklanmış karşılaştırmalı üstünlüklerindeki değişim açıklanmıştır. Ayrıca OECD ülkeleri için temel ekonomik faaliyet alanlarında RCAFDI endeksi hesaplanmıştır. Türkiye için hesaplanan RCAFDI endeksi değerlerine göre ana faaliyet alanları içerisinde “tarım, ormancılık ve balıkçılık” sektöründe güçlü karşılaştırmalı üstünlük, “imalat” sektöründe zayıf karşılaştırmalı üstünlük, “elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme temini”nde güçlü karşılaştırmalı üstünlük, “su tedariki, kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetleri”nde zayıf karşılaştırmalı üstünlük, “inşaat”ta zayıf karşılaştırmalı üstünlük ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte “hizmetler” sektöründe ise rekabet avantajı bulunmamaktadır. Türkiye’nin en güçlü karşılaştırmalı üstünlüğünün olduğu sektörler “kütüphaneler, arşivler, müzeler ve diğer kültürel faaliyetler” ve “kara taşımacılığı ve boru hatları taşımacılığı”dır. OECD ülkelerinde güçlü karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olan ülke sayısının en fazla olduğu sektör “tarım, ormancılık ve balıkçılık”tır. Karşılaştırmalı dezavantaja sahip olan ülke sayısının en fazla olduğu sektör ise “madencilik ve taşocakçılığı”dır. “İmalat” sektöründe ise hiçbir ülke güçlü ve orta karşılaştırmalı üstünlüğe sahip bulunmamaktadır.
 
The concepts of Mythos and Logos were used in Ancient Greek civilization to meet the words corresponding to the word concept. In the definitions made for the beginning of the history of philosophy, the concept of logos instead of the concept of myth is made to reveal the difference between the two concepts. The reason for this distinction is manifested in the comments that the mitos are mentioned with more religious content and the logos contain some kind of rationality in it. However, whether it is valid for Thales, who is considered as the first nature philosopher / philosopher, is still being discussed today. Whether Thales, who was placed in the first place in the history of philosophy writing, interprets the concepts in a different way is a matter of controversy for us. From this point of view, we will try to address the mentioned problem historically in our article.
 
In the historical process, coastal areas have an important place for societies. Throughout history, coasts have been the places where societies used as settlements, where civilizations emerged, economic activities took place and social and cultural interactions took place intensively. The coastal areas, which still have an important place today, allow a large number of social, cultural and economic activities. One of these activities is the recreational opportunities offered by the coastal areas. Konyaalti coast, west of the city center of Antalya and located in Konyaaltı district boundaries, one of Turkey's most important tourism and recreation area. Konyaaltı Coastal Architectural and Coastline Arrangement Idea Project Competition was held in 2014 for Konyaaltı coastline. With the implementation of the project selected as a result of the competition, Konyaaltı coastline has become a center of attraction offering different recreational opportunities. The aim of the study is to measure the satisfaction level of the users from Konyaaltı coastline. In this context, a questionnaire form was applied to 200 users selected on a voluntary basis in the research field by using simple random sampling method at different days and times of the week. As a result of the evaluation of the data obtained from the survey, it was determined that the satisfaction of the users increased after the implementation of the Konyaaltı coastline project, that they were satisfied with the bicycle and walking paths along the Konyaaltı coastline and that the Konyaaltı coastline could be used at any time of the day. Furthermore, many of the users stated that some of the urban equipments (benches, lighting fixtures, and waste bins) on the Konyaaltı coastline are not well maintained and that the shower, changing cabinets and toilets on the coast are not sufficient.
 
Bu çalışmada konaklama ve yiyecek içecek sektöründe çalışan personelin demografik özelliklerinin iş stres düzeyleri üzerindeki etkisinin belirlenmesi ve analiz sonuçları doğrultusunda bazı önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında, Ordu ilinin Altınordu ilçesinde faaliyet gösteren konaklama ve restoran işletmelerinde çalışanlara internet üzerinden anket gönderilmiştir. Kolayda örnekleme yoluyla belirlenen 300 kişilik örnekleme gönderilen ankete 92 kişinin katılımı ile dönüş oranı %30,6 olarak gerçekleşmiştir. Elde edilen verileri analiz etmek için SPSS 25 programı ile betimleyici istatistikler, güvenilirlik, geçerlilik, korelasyon, bağımsız örneklem t testi ve MANOVA analizleri kullanılmıştır. Analiz sonuçlarında, çalışanların demografik özelliklerinin örgütsel iş stres düzeylerini anlamlı biçimde etkilemediği bulgulanmıştır. Araştırma sonuçlarına dayalı olarak, uygulayıcıların çalışanlarının iş stresini azaltmaları için onların demografik özelliklerinden daha çok başka faktörleri dikkate almaları ve çözüm aramaları önerilmiştir.
 
Bu çalışmanın amacı, liselerde yürütülen rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin genel durumunu öğrenci bakış açısıyla incelemektir. Çalışmada veri toplama aracı olarak daha önce farklı bir araştırmacı tarafından geliştirilen Okul Rehberlik Hizmetleri Ölçeği’ nden yararlanılmıştır. Türkiye’nin doğusunda bulunan bir il merkezinden uygun örnekleme yöntemi ile belirlenmiş ortaöğretim kurumlarındaki toplam 868 öğrenciden toplanan veriler SPSS 20.0 istatistik programında analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular sonucunda ölçeğin geneline ait öğrenci görüşlerinin orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bulgular alt boyutlara göre değerlendirildiğinde ise “psikolojik danışma hizmetleri”, “bilgi toplama ve yayma hizmetleri”, “yöneltme ve yerleştirme hizmetleri” ve “müşavirlik (konsültasyon) hizmetleri” boyutlarına orta düzeyde katılırken “oryantasyon hizmetleri”, “bireyi tanıma hizmetleri”, “izleme hizmetleri”, “çevre-veli ilişkileri hizmetleri” ve “araştırma ve değerlendirme hizmetleri” boyutlarına katılımlarının ise düşük düzeyde olduğu belirlenmiştir.
 
Top-cited authors
Hakan Akyurt
  • Giresun University
Neslihan Ültay
  • Giresun University
Eser Ültay
  • Giresun University
Nurten Kımter
  • Theology Faculty
Hasan Alpago
  • Wirtschaftsuniversität Wien