Article

[Refractory schizophrenia].

Departamento e Instituto de Psiquiatria, Faculdade de Medicina, Universidade de São Paulo, São Paulo, SP, Brazil.
Revista Brasileira de Psiquiatria (Impact Factor: 1.64). 11/2007; 29 Suppl 2:S41-7.
Source: PubMed

ABSTRACT The aim of the present paper is to review the various aspects of refractory schizophrenia regarding issues such as definitions, clinical aspects, psychobiological correlates, pharmacological and non-pharmacological treatment options and predictors of treatment response.
Medline search as well as articles of the authors.
Refractory schizophrenia affects at least one third of patients with schizophrenia and the best evidence shows that is monotherapy with clozapine remains the mainstay for the treatment of such condition. Antipsychotic polipharmacy is not supported by current evidence and recent clinical trials have shown that clozapine augmentation with antipsychotics has no benefit over placebo.

0 Followers
 · 
54 Views
  • Source
    [Show abstract] [Hide abstract]
    ABSTRACT: Clozapine is one of the most commonly used antipsychotic drugs in China. To date, few studies have investigated the patterns the prescription of clozapine nationwide. The present study examined these patterns in China in 2006 and identified the demographic and clinical characteristics associated with the use of clozapine. Using a standardized protocol and data collection procedure, we surveyed 5,898 patients with schizophrenia in 10 provinces with differing levels of economic development. Overall, clozapine had been prescribed for 31.9% (n=1,883) of the patients; however we found considerable variation among the 10 provinces. The frequency of clozapine use was highest in Sichuan (39.3%) and lowest in Beijing (17.3%). The mean daily dose of clozapine was 210.36±128.72 mg/day, and 25.1% of the patients were treated with clozapine in combination with other antipsychotics. Compared with the group not receiving clozapine, clozapine-user had been treated for longer durations and had experienced a greater number of relapses and hospitalizations. Furthermore, those in the clozapine-user had lower family incomes, were less able to seek psychiatric services, and more likely to be male and have a positive family history of schizophrenia. A multiple logistic regression analysis revealed that age, sex, professional help-seeking behaviors, duration of illness, economic status, educational level, and clinical manifestations were associated with the use of clozapine. Clozapine use is common in China. However, use of the antipsychotic varies among provinces, and demographic and clinical factors play important roles in the prescription of clozapine.
    Clinical Psychopharmacology and Neuroscience 08/2012; 10(2):99-104. DOI:10.9758/cpn.2012.10.2.99
  • Source
    [Show abstract] [Hide abstract]
    ABSTRACT: INTRODUCTION: Clozapine is the antipsychotic of choice in the treatment of refractory schizophrenia. However, its side effects, such as eosinophilia, may preclude its use. METHODS: Case report and literature review. RESULTS: Young woman, 19 years old, diagnosed with hebefrenic schizophrenia, admitted at Unicamp's psychiatry ward after psychotic symptoms relapse. Clozapine was started after unsuccessful attempts with risperidon and olanzapine. By the fourth week of clozapine use, eosinophils began to increase. Drug titration was stopped, but eosinophils counts continued to rise up, reaching the mark of 5200/mm3. Due to severity of psychotic symptoms and to the good response obtained with clozapine, we decided to investigate organs involvement before withdrawing the medication. As the patient had no organs involvement, clozapine was maintained and one month after eosinophils peak, it was already normalized. CONCLUSION: Eosinophilia should not necessarily lead to clozapine's withdrawal. Patients who present eosinophilia must be at rigorous observation for organs involvement, and if there is no such involvement, clozapine might be maintained, considering the possible benign and transitory nature of the eosinophils count elevation.
    Jornal brasileiro de psiquiatria 12/2012; 62(3):240-243. DOI:10.1590/S0047-20852013000300009
  • Source
    [Show abstract] [Hide abstract]
    ABSTRACT: Giriş: Yüzyıl önce Kraepelin, şizofreninin ayırt edici özelliğinin, ilerleyici olarak kötüleşme göstermesi olduğunu belirtmiştir. Şizofrenide Kraepelin ölçütleri beş yıl boyunca (i) sürekli hastane yatış hikâyesi, yatmayanlarda günlük yaşam aktivitelerinde başkasına tam bağımlılık, (ii) gerçek bir iş edineme ve (iii) tam düzelmenin yakalanamaması olarak tanımlanmıştır. Bu araştırmada Kraepelin ölçütlerini karşılayan şizofreni hastalarının klinik görünümleri ve yapısal biyolojik özelliklerinin Kraepelin ölçütlerini karşılamayan şizofreni hastaları ve sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntemler: Kraepelin ölçütlerini karşılayan 17 ve bu ölçütlerin dışında kalan 30 şizofreni hastası ile 43 sağlıklı birey örneklemi oluşturdu. Klinik özellikler Klinik Global İzlenim (KGİ) Ölçeği, Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS) ile bilişsel işlevler Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB), Sözel Akıcılık (SA) ve Renk İzleme Testleri (RİT) ile değerlendirildi. Yapısal özelliklerin değerlendirilmesinde beynin manyetik rezonans (MR) görüntülemesi ve dermatoglifik değerlendirilmesi yapıldı. Bulgular: Şizofreni grupları arasında hastalık süresi, yatış öyküsü, intihar öyküsü, geliş şekli, stresör varlığı, tedavi açısından farklılık yoktu. Kraepelin ölçütlerini karşılayan şizofreni hastalarında aile öyküsü ve ilaca yanıtsızlık daha yüksek oranda saptandı. Kraepelin ölçütlerini karşılayan şizofreni hastalarında PANSS’ın tüm alt ölçekleri ve KGİ puanları daha yüksekti. Kraepelin ölçütlerini karşılayan grubun diğer şizofreni hastalarına göre bilişsel işlevlerden yalnızca kategori akıcılığında ve RİT-I’de farklılık gösterdiği saptandı. Üç grup arasında MR ve dermatoglifik ölçüm değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark belirlenmedi. Sonuç: Kraepelin ölçütlerini karşılayan şizofreni grubunda performansın düşük saptandığı kategori akıcılığı, dejeneratif süreçlerde önemli bir gösterge kabul edilmektedir. Şiddetli klinik belirtiler, ailesel özellik ve tedaviye yanıtsızlığın bu grupta toplanması gelecekte küme analizini içeren bir yöntem ile çalışmalar yapılması gereğine işaret etmektedir.

Preview

Download
0 Downloads
Available from